Özel’den Bahçeli’ye “Atatürk” Tepkisi: Adını Anma

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin açıklamalarına tepki gösteren CHP Lideri Özgür Özel, “Atatürk öldü diyorsan, sen bu Cumhuriyet düşmanlarına, Atatürk’e husumet duyanlara, Kurtuluş Savaşı yoktur diyenlere, keşke Yunan kazansaydı diyenlere, koltuk değneği olduğun gün Atatürk senin için öldü” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Ama Atatürk onun ilkeleri için yaşayanlar için, onun eseriyle gurur duyanlar için, onun emanetini, canı pahasına savunmayı göze alanlar için, iktidarda olmasa yıllarca muhalefette kalsa da birkaç tayin, birkaç çıkar, birkaç iş, üç beş mevki için, partisinin kurultayını kaybetmemek için onu satmayanların partisidir.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, yerel seçimler kapsamında partisinin Bursa aday tanıtım toplantısında konuştu.

Konuşmasında MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin sözlerine yanıt veren Özgür Özel, “Devlet Bahçeli, bugün çıkmış ‘Özgür Bey’in akıl sağlığı yerinde mi? Atatürk öldü. Kendisi ruh mu çağırmış da Atatürk’le görüşmüş’ diyor. Sayın Bahçeli, kim ruhla, kim cinle, kim nereden besleniyor, fikri bir günde 180 derece değişiyor bilmem. Dün övdüklerine bugün küfretmenin, dün tükürdüğü suratı bugün öpmenin, dün ak dediğine bugün kara demenin, neyin nesi olduğunu, nereden estiğini ben bilmem. Onu senin zihninle baş başa bırakıyorum” dedi.

Özel sözlerini şöyle sürdürdü: “Ama bilmen gereken bir şey var. Atatürk öldü diyorsan, sen bu Cumhuriyet düşmanlarına, Atatürk’e husumet duyanlara, Kurtuluş Savaşı yoktur diyenlere, keşke Yunan kazansaydı diyenlere, koltuk değneği olduğun gün Atatürk senin için öldü. Ama Atatürk onun ilkeleri için yaşayanlar için, onun eseriyle gurur duyanlar için, onun emanetini, canı pahasına savunmayı göze alanlar için, iktidarda olmasa yıllarca muhalefette kalsa da birkaç tayin, birkaç çıkar, birkaç iş, üç beş mevki için, partisinin kurultayını kaybetmemek için onu satmayanların partisidir.

Atatürk bizim yüreğimizde yaşıyor Sayın Bahçeli. Atatürk, 6. filoyu denize dökenlerin, her seferinde bu memleketi düşman işgaline kaptırmamak için ölmeyi göze alanların, öyle senin yanında durduğun gibi çağırdığında havaalanına gidip kot üstüne perdeli kumaştan kefen çekenlerin değil Çanakkale’nin dedesi kefensiz yatanların partisidir. Bu memlekette ilkokul 1’de ‘Atatürk ölmedi, içimizde yaşıyor’ şiirini okuyan, gözü yaşla bu şiiri burasında hisseden on milyonlar, seksen milyon yaşıyor. Atatürk senin için öldü. Senin için ölsün zaten Atatürk. Atatürk’ün adını anma sen.”

Bahçeli ne demişti?

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “CHP’de Atatürk’ten geriye hiçbir şey kalmamıştır. Cumhuriyet Halk Partisi ile DEM yanyana, diğerleri yedektedir. Zillet masasının altıyla üstü yer değiştirmiştir. Oyunu görüyoruz.” dedi. Bahçeli “Bugünkü CHP, Atatürk’ün partisi değil, DEM’in oyun uşağı, Türkiye düşmanlarının altı oklu uydusudur. Neymiş Atatürk dile gelmiş… Böyle konuşan Özgür Bey’in ne yiyip içtiğine dikkat etmesi samimi tavsiyemdir” demişti.

“31 Mart’ta halledeceğiz bu işi”

Seçimlerde herkese sandığa gitmesi için çağrıda bulunan Özel, Bursa’da yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı: “Görüyorum ki Bursa bütün Bursa, İnegöl’ünden Kestel’ine, Mustafakemalpaşa’sından, Orhangazi’sine, bütün Bursa CHP’yi hak ediyor, bunu görüyorum. İnanın Bursa’da bir büyük zaferin arifesindeyiz. Gün sayıyoruz, geçen sefer o biraz önce şarkıda da duyduğumuz o yarım kalan hikayenin tamamlanması için, bu şarkının yarım kalmaması için Bursa sokaklarındaki heyecanı görüyorum. Önüme ölçümler geliyor.

Anketlere bakıyorum, keyifleniyorum, geliyoruz, kazanıyoruz, Bursa bizi bekliyor. Bursa’da 2 tane kadın adayımız var, gönül isterdi ki çok daha fazla olsun, Bursalı kadınlara söz olsun, Bursa Büyükşehir Belediyesi’ni aldıktan sonra, Bursa’da elimizdeki 3 belediye sayısını çok daha yukarılara çıkardıktan sonra Karacabey’de Gönül Avcı, Orhaneli’nde Vildan Koç başkanlarım şimdi 2 ama gelecek seçimde çok daha fazla kadın adayla ve kadın belediye başkanları ile karşınızda olacağız. Bursa’ya söz veriyoruz. Yıldırım’da 39 yaşında Mehmet Önder Mutlu var.

Gencecik bir belediye başkan adayımız. Onun mücadelesini görüyorum. Onun mücadelesi ile gurur duyuyorum. Tüm Türkiye’de geçmişe göre seçilecek yerden tam 6 kat genç aday gösterdik. Bundan sonra Bursa’daki bütün gençleri, Bursa’daki bütün kadınları CHP’de siyaset yapmaya, aday adayı olmaya, aday olmaya, yönetimlerde yer almaya ve bu güzel Cumhuriyet kenti Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün hedeflerine uygun bir şekilde gençlere ve kadınlara emanet etmeye de söz veriyor ve ant içiyoruz.

Sayın Bozbey biraz önce dedi ki ‘Biz Bursa’nın sorunlarını anlatıyoruz, o dönüyor dönüyor mega projelerimiz var diyor.’ CHP’nin Bursa’daki mega projesini açıklamayı Bozbey bana bıraktı. CHP Genel Başkanı olarak Bursa Büyükşehir ile ilgili mega projemizi bir cümle ile özetliyorum. Alinur Aktaş’ı gönderip, Mustafa Bozbey’i getirmekten daha mega bir proje yoktur. Çünkü mega projeler bütünseldir, kapsamlıdır, projenin içindeki parçalar birbiri ile konuşur, sonuç odaklıdır.

Bursa’da Alinur Aktaş gibi Cumhuriyet, Kurtuluş Savaşı ile çelişkisi olan ve Cumhuriyet’in değerleri ile çatışan, hele hele ki o Uğur Mumcu’yu paramparça ettiler, hepimizin yüreğini o Ankara’daki karlı günde bin parça yapıp saçtılar, ölümünden sonra Uğur Mumcu’ya laf edecek kadar, Türkan Saylan gibi bir büyük, hem tıp hem eğitim emekçisine, bir kanaat önderine, hepimizin gözbebeği ve gözümüzün önünde erir giderken Türkan Saylan’a laf edecek kadar, Bahriye Üçok’u, inancını savunan, bu ülkeyi laik Türkiye Cumhuriyet’inde bir ilahiyat profesörü kadını öldürenlere laf etmeyip de o kadına arkasından laf edecek kadar gözü dönmüş, yüreği taş, içi kinli, aklında, fikrinde örümcek fikirler olan bir kişinin Bursa’da yönetimde olduğu her gün ve dakika Bursa’ya yazıktır, bu da bizim ayıbımızdır. 31 Mart’ta halledeceğiz bu işi.

Alinur Aktaş’a bir tek şey söyleyelim. Siyaset, tarafını belirtme işidir kardeşim. Partiler var. Parti, ‘part’tan geliyor, toplumun parçaları. Biz sizin gibi kimseyi itmeye, kakmaya, ötekileştirmeye, şeytanlaştırmaya meraklı değiliz. Bu topluma sorduğunda yüzde 95 Atatürk sevgisi ile dolu olan, bu memleketi kim kurtardı deyince dedelerimiz birlikte kurtardı diyen, Kürt’ü, Türk’ü, Laz’ı, Çerkez’i, Alevi’yi, Sünni’yi kimseyi inancından, mezhebinden, dininden ayırmayan, Çanakkale’de koyun koyuna yatanların torunuyuz diyen bir irfanın evlatlarıyız hepimiz.

Ama sen 30 Ağustos Zaferi’ne, 29 Ekim’e, 23 Nisan’a dil uzatıyorsan, sen tarafını seçmişsin kardeşim. Sen işgal donanması yaklaştığında onun önüne kırmızı halıyı serenlerin peşindesin, ben o donanmayı görünce yanındakilere ‘Geldikleri gibi gidecekler’ diyenin partisinin Genel Başkanıyım.

Bursa’dayız, buraya Çorlu’dan geldim. Hayatını tren kazasında kaybetmiş 25 kişinin acıyı anne, babaları, eşleri, çocuklarının ellerinin sıcaklığı, gözlerinin yaşındaki nem hala ellerimde. Bugün gittik oraya adaleti aramak için. Son duruşmaydı. Kalabalığı gördüler, bizleri gördüler, annelerin yüreğindeki ateşi gördüler. Tayyip Beyin ne istediğini 4 gün önce oraya o katliamdan sorumlu kişi yeniden TCDD Genel Müdürü atayan Tayyip Erdoğan’ın talimatını gördüler, bu sabah rapor alan bir hakim sayesinde duruşmayı seçimlerden sonraya ertelediler.

Bakın hem Çorlu’nun, hem Soma’nın, hem Afyon’un, hem Hendek’in, Türkiye’de kimin haksız yere yüreği yandıysa, hangi ananın gözünden yaş aktıysa, o bir damla yaşın hesabını sorana kadar katillerin de müsebbiplerinin de peşindeyiz. Herkes bunu böyle bilsin, bırakmayız peşlerini. Sonuna kadar takip edeceğiz.

Bursa’da olunca gözü yaşlı eş, ana, çocuk deyince Sinan Ateş’i anmadan olmaz. Biz Sinan Ateş ile çok farklı dünya görüşlerinin insanlarıydık. Ateş, Ülkü Ocakları’nın Genel Başkanıydı, biz CHP’de yetişmiş gençlerdik. Belki hiçbir zaman aynı sandıkta buluşmadık, belki hiçbir zaman düşüncelerimiz örtüşmedi ama Sinan Ateş gibi birini, 2 kız babası, sonradan hikayesini dinleyince dünya iyisi bir babayı, eşini de gözü yaşlı, anasını ve babasını gözü yaşlı bırakarak, Ankara’nın orta yerinde katlettiler.

Sinan Ateş Bursalı. Sinan Ateş’in emaneti, o günden sonra hiçbir siyasi partinin değil bütün Türkiye’deki siyasilerin ve Türkiye’deki herkesin emanetiydi. O günden bugüne takip ettik. Geçmiş dönemdeki Genel Başkanımız Sayın Kılıçdaroğlu’ndan görevi devraldıktan sonra ben de hem aile ile hem dava ile ilgilenmek için elimizden geleni yaptık. Ama Türkiye’deki o Bursa’nın da üstüne çöken o tuhaf ittifak, kirli ittifak, Sinan Ateş’in olayını araştıran savcıya ‘dur’ dedi, savcıyı tehdit etti, tayin etti. Bir başkasına yaptıklarından sonra rapor aldırdı, kaçırdı.

Siyasilere uzanan bu davanın üstünü örtbas etmeye çalıştı. Bursa’dan, Sinan Ateş’in memleketinden. Bir parti burasına kadar o işin içinde diye, Tayyip Erdoğan o parti ile ittifakı zedelenmesin diye 2 kız çocuğunun babasını katledenlerin peşini bırakıyor, arkasını aratmıyorlar ya, onun da hesabını sormak boynumuzun borcu olsun. Bugün o Sinan Ateş cinayetine taziye bile vermeyen partinin genel başkanı kendi evlatlarının cenazesine gitmeyenler, taziyesine gitmeyenler bugün dönmüşler CHP’ye laf ediyorlar.

Ne için laf ediyorlar biliyor musunuz? Ben geçen grup konuşmasında 81 il başkanımızın gözüne baktım ve dedim ki ‘Başkanlarım kalkın ayağa, gidin memleketinize ve Atatürk’ün partisini iktidar yapın, Atatürk sizden bunu bekliyor. Cumhuriyet’in 100 yıl önce kurucu kadroları memleketi işgalden kurtaranlar, düşmandan temizleyenler, bu memleketin kuruluşunu örgütleyenler, sizden bugün 100 yıl sonra memleketi bir daha kurtarmanızı, Cumhuriyet’i bir daha kurmanızı bekliyor.

Devlet Bahçeli, çıkmış bugün ‘Özgür Beyin akıl sağlığı yerinde mi? Atatürk öldü, kendisi ruh mu çağırmış da Atatürk ile görüşmüş’ diyor. Sayın Bahçeli kim ruhla, kim cinle, kim nereden besleniyor, fikri bir günde 180 derece değişiyor bilmem. Dün övdüklerine bugün küfretmenin, dün tükürdüğü suratı bugün öpmenin, dün ak dediğine bugün kara demenin neyin nesi olduğunu, nereden estiğini ben bilmem. Onu seninle, senin zihninle baş başa bırakıyorum. Ama bilmen gereken bir şey var.

“Atatürk bizim yüreğimizde yaşıyor Sayın Bahçeli”

Atatürk öldü diyorsan, Atatürk sen hani bu Cumhuriyet düşmanlarına, Atatürk’e husumet duyanlara, Kurtuluş Savaşı yoktur diyenlere, keşke Yunan kazansaydı diyenlere koltuk değneği olduğun gün Atatürk senin için öldü. Ama Atatürk onun ilkeleri için yaşayanlar için, onun eseri ile gurur duyanlar için, onun emanetini canı pahasını savunmayı göze alanlar için, iktidarda olmasa yıllarca muhalefette kalsa da birkaç tayin, birkaç çıkar, birkaç iş, 3-5 mevki için partisinin kurultayını kaybetmemek için onu satmayanların partisidir. Atatürk bizim yüreğimizde yaşıyor Sayın Bahçeli.

Atatürk, 6’ncı Filo’yu denize dökenlerin, Atatürk her seferinde bu memleketi düşman işgaline kaptırmamak için ölmeyi göze alanların, öyle senin yanında durduğun gibi çağırdığında havaalanına gidip kot üstüne perdelik kumaştan kefen çekenlerin değil Çanakkale’de dedesi kefensiz yatanların partisidir. Bu memlekette ilkokul 1’de Atatürk ölmedi, içimizde yaşıyor şiirini okuyan ve gözü yaşla bu şiiri burasında hisseden, o milyonlar, 80 milyon yaşıyor. Atatürk senin için öldü, senin için ölsün zaten Atatürk. Atatürk’ün adını anma sen. O yüzden bundan sonra efendim Atatürk’ün partisine geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımız çıkmış, konuşurken oraya alt tarafa yazıyorlar. Efendim CHP, DEM işbirliği ne? Kardeşim yıllar, yıllar.

İşinize geldi ahbap oldunuz, işinize geldi masa kurdunuz, işinize geldi çadır mahkemeleri kurdunuz, gün oldu birlikte halaya durdunuz, gün oldu göstermelik düşman oldunuz. CHP, Cumhuriyet’in partisidir, Atatürk’ün partisidir ve Meclis’te bulunan her partiye aynı mesafededir. Ama CHP esas olarak 6 okun partisidir. Siz dediniz diye kimseyle konuşmazdık, siz istiyorsunuz diye onunla düşmanlık yapıp arkanıza dizilecek bir parti değildir ama şunu bilin ki CHP’nin herhangi bir üyesinin milliyetçiliğine, devletçiliğine, halkçılığına, devrimciliğine, cumhuriyetçiliğine, vatanseverliğine laf söyleyecek adamın alnını karışlarız. Böyle bilin.

Bir yandan Sayın Bozbey’in sunumunu izlerken, o Bursa sokaklarındaki korkan anne ve kızı gördüm. Neden korkuyorlar? Devlet niye korumuyor? Elbette kahraman polisimiz ve güvenlik güçlerimiz üstüne düşeni yapmak istiyor. Ama birileri bir yerlerden cesaret alıyor. Bakın burada, bu kadar kadının huzurunda söylüyorum. Kadın cinayetleri bu ülkenin en büyük utancıdır. Bu kadın cinayetleri son 15 yılda sadece 1 yıl düşüş kaydetmiştir, o da İstanbul Sözleşmesi’nin imzalanıp, onaylanıp, yürürlüğe girdiği 2011 yılıdır.

Sebebi şudur, kadın cinayetini işleyenler, yahu namus der kurtulurum, ağır tahrik der kurtulurum, kravat ve takım elbiseyi giyer iyi halden yararlanır kurtulurum, şunu der kurtulurum derken 2011 yılında İstanbul Sözleşmesi ile beraber bu işler artık eskisi kadar kolay değil, cezalar ağırlaştı, devlet kararlı, Meclis hep birlikte oyladı, bundan sonra pabuç pahalı dedikleri için o sene aşağıya düşmüştür. Bu sene, daha dün bir günde 8 kadın katledildi. Boşandığı kocaları, mevcut kocaları, bir tanesi de babası tarafından. Kadın cinayetlerinin önüne geçmek için var gücümüzle çalışıyoruz. Kadın kollarımız çalışıyor. Ama bu mesele, toplumsal bir meseledir.

Gecenin 01.00’inde, Hizbullahçılar öyle istiyor diye, yakında yaklaşan seçimlerde Hizbullah bağlantılı Hüda-Par ile ittifakın ön şartı olduğu için, domuz bağcıların, kadın katillerinin, her fırsatta kadınları sahiplendirmek lazım diyerek aşağılayanların ittifakına ve onların bir avuç oyuna tamah ettikleri için bir gün tek başına İstanbul Sözleşmesi’nden çıktı. Ona karşı açtığımız davayı reddeden hakimi bile Danıştay’dan Anayasa Mahkemesi’ne seçip ödüllendirdi. Dün 8 kadın hayatını kaybetti, o 8 kadının kanı İstanbul Sözleşmesi’nden çıkanın ve buna alkış tutanların elindedir.

Dünden beri Tayyip Bey dönüp dönüp bana saldırıyor ve şunu söylüyor. Ben ağır bir suç işlemişim ve bugün de o suçu Bursa’da işlemeye geldim. Emeklilerin tahrik ediyormuşum. Biraz da Bursa’daki emeklileri tahrik edeyim. Açlık sınırının 16 bin 250 lira olduğunu ilan etti Türk-İş. Bu ülkede emeklilerin çok önemli bir kısmı 10 bin lira gibi en düşük emekli maaşı ile geçinmek zorunda kalıyorlar.

Ben de o günden bugüne kadar sürekli bunun haksızlık olduğunu, emeklilere 10 bin lira vermenin mümkün olamayacağını, en düşük emekli maaşının Tayyip Erdoğan’ın geldiği 2 Kasım 2002 günü 1,5 asgari ücret düzeyinde olduğunu, bugün o korunuyor olsa şu anda emeklilere verilmesi gereken maaşın 25 bin lira olduğunu ama 2,5 kat fark ile 10 bin liraya mahkum edildiklerini anlatıyorum. Emekliye bayram ikramiyesi ilk verildiğinde bin lira 24 kilo kıyma alıyordu, şu anda sadece 6 kilo kıyma alıyor. O ikramiye 2018’den bugüne emeklinin sofrasından 18 kilo kıyma çalmış. Ayda 1,5 kilo kıyma.

Şimdi sadece ve sadece bu hesapla madem ki bu işin patenti bizdedir, gel diyorum. Bir kanun çıkaralım. Emekli kart çıkaralım. Bu karta önce aradaki 10 bin lirayı yatıralım. Çünkü şimdiye kadar verdiğin para alması gerektiği paradan 10 bin lira eksik. Bundan sonra en düşük emekli maaşını asgari ücrete tamamlayalım. Bana hesap yapıyor, verilemez. Para yok diyor. Diyor ki bunun için diyor, 1,4 trilyon paraya ihtiyaç var. Bir kere yanlış hesap. En düşük emekli maaşlarını 17 bin 2 lira yapmak için 1,4 trilyona değil 700 milyara ihtiyaç var. Tam yarısı. 720 milyar. Ama o yanlış hesabı yapmış, hadi hızla verdiler önüne.

Böyle bir para bulunamaz diyor. 750 milyar bulamıyorsun da sen sadece 2024 yılında vaz geçilecek vergiler toplamı, ne biliyor musunuz vazgeçilecek vergi? İliç’te parayı üst üste istiflerken, kumu bir yere istifleyen, sonra da 9 tane evladımızı alıp götüren o liçi işleten Anagold firması var ya. Mesela o firmaya siyanürden dolayı 16 milyon lira ceza kesip 2 ay sonra 222 milyon lira vergisini affetmişti. Vazgeçilen vergi geliri bu. Bu sene toplam şirket ve holdinglerin tam olarak 650 milyar lira ödeyeceği vergilerden vazgeçiyorlar.

Emekliye lazım olan para da neredeyse bu kadar. Yani İliç’te evlatlarımızı katleden, çıkardığı altının yüzde 98’ini yurtdışına götüren, burada vergi borçları silinen firma ve onun gibi firmalara para var. Emekliye gelince para yok. Toplam 6,5 trilyon lira Tayyip Erdoğan’ın verdiği ve şimdiki Maliye Bakanının irrasyonel politikalar dediği kararlardan dolayı devletin ödediği dolar farkı parası, faiz farkı parası, altından dolayı yükümlülüklerinin artmasından kaynaklanan fark 6,5 trilyon lira. Kendi söylediği paranın tam 4 katı.

Aslında lazım olan paranın, gerçek rakamın tam 8 katı. Şimdi İliç’teki şirketin vergisini affetmeye para var. Emekliye 17 bin liraya çıkarmaya, emekli kart vermeye, o kartın manav, kasap, market, doğalgazda geçmesine para yok. Yandaş müteahhitlere ödeme yaparken para var, emekliye yatıracakken para yok. Sarayın harcamalarına, bakın saray 1 dakikada 23 bin lira para harcıyor. 1 yılda harcadığı parayı 365’e, sonra 24 saate, sonra da onu 60’a bölerseniz 23 bin lira çıkıyor. Böyle milyon, kat trilyon deyince anlaşılmıyor, 1 dakikada 23 bin lira. 10 bin liralık emekli maaşı sarayda 26 saniyede tüketiliyor. 14 tane uçağa para var.

Dünyanın en gelişmiş makam arabası. Mercedes, limuzin. 10 tane yapmış Almanlar, 2’si bunda. Birine kendi biniyor, biri boş, yoldan gidiyor. Eğer saldırı olursa aldatsın diye. Dünyada 10 tane var, 2’si bunda. O arabanın yapıldığı dönemde Merkel transporter minibüse biniyordu. Bunda dünyanın en pahalı uçan sarayı var, Merkel tarifeli uçuyordu. Bunda dünyanın en pahalı uçaklarından 14 tane var ama emekliye vermeye gelince bütçede para yok. O yüzden hepimiz aklımızı başımıza alacağız. 31 Mart tarihi bundan sonra 4 yıl boyunca önümüze sandığın gelmeyeceği bir tarihtir.

“Acı reçeteyi içmeyeceğiz, acı reçeteye itiraz edeceğiz”

Eğer 31 Mart’ta istediğini alırsa. 31 Mart’ta istediğini alırsa 1 Nisan günü zam tufanı kapıda. Kendileri söylüyor, sıkı para politikası diyor. Kemer sıkacağız diyor, acı reçete içireceğiz diyor. Kim içecek acı reçeteyi? Acı reçeteyi 5’li çete mi içecek? Damatlar mı içecek? Acı reçeteyi Albayraklar mı, Cengiz Holding mi, sarayı yapan müteahhit mi içecek? Acı reçeteyi emekli, emekçi, işsiz, esnaf, köylü, balıkçı, arıcılar içecek. Acı reçeteyi içmeyeceğiz, acı reçeteye itiraz edeceğiz. Acı reçeteyi içmeyeceksen buna 1 Nisan olduysa ertesi gün yapacak bir şey yok 2 Nisan’da.

2 Nisan’da 1 Nisan’ın ertesi günü. Bir gün önce yapacaksın. 31 Mart günü. Senin önünde sandık var. Sana 10 bin lirayı reva görene. Emekçisin, günde 8-10-12 saat çalışıyorsun, 17 bin lirayı reva görene. Ev kirası, elektrik, su, doğalgaz çıkınca 3-5 bin liraya çocuklarını sağlıklı bile besleyemeyen bir çalışansın, sana bunu reva görene. Borcu borçla kapatan esnafa, kredi kartını kredi kartı ile çevirenlere, umutsuz ve bavulları kafasında toplamış, yurtdışına gitmek için fırsat kollayan gençlere şunu söylüyorum. Bir gün sonra yapacak bir şey yok.

Bir gün önce 31 Mart’ta sandığa gidilecek, bu zulme, yoksulluğa, bu işsizliğe, kalpsizliğe dur denecek. Bir sarı kart, kırmızı kart gösterilecek. Bir kırmızı ışık yakılacak. Artık bunlara bir dur denecek. Eğer bunlara 31 Mart’ta bu güç Cumhur İttifakı’nın gemi azıya almış, gözü dönmüş, seni beni görmeyen ve sadece birilerini kollayan bu Cumhur İttifakı’nın karşısına daha büyük bir güçle, merkezi iktidarı yerelden dengeye getirmezsek, bu iktidarın karşısında daha güçlü bir ittifak oluşturmazsak hepimizin işi zor.

Onun için benim gördüğüm şudur. Hep birlikte daha güçlü bir ittifakı kurmalıyız. O ittifakın adı Cumhur İttifakı’nın karşısında bu sefer millet ittifakı değil. Çok istedik. Çok gayret ettik. Çünkü şunu söyledim. Geçen sefer kıl payı kaçırdığımız Bursa’yı bu sefer alıyoruz ama birlikte olursak seçim yapmaya gerek yok neredeyse, fark o kadar fazla. Balıkesir garanti, Manisa’sı, Denizli’si. Hiçbir büyükşehri de kaybetmeyiz birlikte olsak. Birlikte olalım dedik, hür ve müstakil olacağız dediler. Anlayış gösteriyoruz.

Ama geçen seçimde birlikte olduğumuz iyi insanlar buradan uzaya gitmediler. Bursa’nın sokaklarındalar. Balıkesir’deler. Tekirdağ’dalar, Manisa’dalar, Ordu’da, Erzurum’da, Kayseri’de, Trabzon’dalar. O iyi insanlar. Birlikte olduğumuz sadece sosyal demokratlar değil. Milliyetçi demokratlar yine sandık başındalar. Muhafazakar demokratlar yine sandık başındalar ve saraya da, Bahçeli’ye de itirazı bitmedi onların. Çünkü bu sömürü düzenine karşı hep beraber ayakta durmanın tek kurtuluş olduğunu, aksi taktirde nasıl ezdiklerini, nasıl bitirdiklerini bu ülkeyi nasıl tükettiklerini herkes biliyor.

Bunun için biz iyi insanlarla, biz milliyetçi, muhafazakar demokratlarla, bu ülkede Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Çerkez’i, Pomak’ı, Boşnak’ı, göçmeni, Arap’ı hep beraber yaşıyor. Hepsinin demokratlarını kucaklıyoruz. Hep birlikte bu ülkede bir başka ittifakın içindeyiz. Bu ittifakın adı bu sefer Türkiye İttifakı. Biz kurduk. Hep birlikte içindeyiz.

Türkiye İttifakının 2 tane rengi var. Partimizin renkleri de öyle ama rengini partimizden almıyor. Türkiye İttifakı rengini işte bu ay yıldızlı al bayraktan alıyor. Türkiye İttifakı. Türkiye İttifakının renkleri bu. Türkiye İttifakı kimden oy ister? Türkiye İttifakı milli takım gol atınca ayağa kim sıçrıyorsa hepsinden oy ister. Türkiye İttifakı Filenin Sultanları dünya şampiyonu oldu ya. Hani İstiklal Marşı çaldı ya. Ay yıldızlı al bayrak gönlere çekildi ya. O sırada hıçkırarak, gözyaşları içinde İstiklal Marşı’nı okudular ya. O sırada kimin gırtlağı düğümlendiyse, hepsinden oy istiyor Türkiye İttifakı.

Türkiye İttifakı öyle çocuklarını bedelli ya da çürük raporu ile askere kaçırıp, sonra kendisi bir üniforma üzerine Cumhurbaşkanlığı forsu dikip, şehit tabutunun başın el koyup siyaset yapanlardan değiliz biz. Biz bu memleket için gerektiğinde ölümü göze alanlardanız. Türkiye İttifakı, Türkiye’nin bütün evlatlarından oy istiyor. Türkiye İttifakı, umutsuz gençlerimizden, işsiz bırakılmış evlatlarımızdan, yoksullaştırılmış köylümüzden, Atatürk’ün ‘Milletin efendisi’ dediği birisinin ‘Al ananı da git’ dediği bütün köylülerden oy istiyor.

Türkiye İttifakı, gözü yaşlı analardan, alın teri ödenmeyen emekçilerden, sokakta terk edilmiş ve maalesef pazar dağılsın diye bekleyip de ezik meyveyi, sebzeyi toplayıp torununa yumurtasız menemen pişirenlerden oy istiyor. Türkiye İttifakı için Bursa’da o ittifakın bayrağının ve renklerinin önünden size söylüyorum. Bu rengi siz söyleyin. Bu renk nedir? Kırmızı, beyaz. En büyük Türkiye. Kimse korkmasın, biz buradayız. Türkiye Cumhuriyeti’nin yanında ve arkasındayız. Bu ülkede milletin emeğini sömürenlere, birikimlerini çar çur edenlere, yandaşlarına peşkeş çekenlere, bizi üzenlere, ağlatanlara, kahredenlere inat biz santim eğilmedik, ayaktayız.

Bir adım geri atmadık, en öndeyiz. Bir kelime eksik konuşmadık, susmayız. Buradayız, buradayız. Hep beraber 31 Mart’ta Türkiye İttifakı ile beraber hep birlikte ayaktayız. Hep beraber bu seçimleri kazanmaya ant içiyoruz. Ayaktayız, biz kazanıyoruz. Bursa ve Türkiye’yi kazanıyoruz. Ben sadece ve sadece size güveniyor, size inanıyor, sizi alkışlıyorum. Sağ olun, var olun. Şimdi gidin bütün Bursa’da seçimi kazanın. Bu seçimi kazanmaya var mısınız?”

Paylaşın

Erdoğan: Asla Yalan Söylemedik

Yerel seçim çalışmaları kapsamında Aydın’da halka seslenen Erdoğan, “Geleceğe yönelik yol haritamızda hep sizlerin huzurunda olduk. Milletimize asla yalan söylemedik. Yapamayacağımız işin sözünü vermedik” dedi ve ekledi:

“Sözünü verdiğimiz her iş için de canla başla çalıştık. Asla milletimizin karşısında başımızı eğecek yalanımız hele hele ihanetimiz asla vaki değildir. 31 Mart seçimleri için sizlerin karşısına çıkarken arkamızda 21 yıllık eser ve hizmet karnemiz.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yerel seçimler kapsamında Aydın’da vatandaşlara seslendi. Erdoğan’ın konuşmasının satırbaşları şöyle:

“31 Mart günü sandıkları patlatmaya hazırlanıyoruz. Bu şehir bize ‘Yeter, söz milletin’ diyerek Türk demokrasisine adını altın harflerle yazdıran şehit Adnan Menderes’in emanetidir. Türkiye’nin demokrasi ve kalkınma yolculuğu her darbede her cunta girişiminde her siyasi ve ekonomik krizde ne yazık ki kesintiye uğradı. Bu defa durum farklı. Bizimle aynı seviyede olan ülkeler aldı başını gitti.

28 Şubat postmodern darbesi demokrasi tarihimizin utanç verici sayfalarından birisidir. Menderes’i darağacına gönderen zihniyet, 28 Şubat darbesinde kendince daha incelikli yöntemler kullandı. Bu darbe girişiminin elebaşlarından birinin, ülkemizin nüfusunun birkaç milyon azalmasından zarar gelmeyeceğini söylediği rivayet edilir.

Kılık kıyafetinden dolayı kadınların okuma ve çalışma haklarının gasp edildiği, milli irade hazımsızlığının sergilendiği, bazı medya organlarının darbe bülteni gibi yayınlar yaptığı; demokrasi, hukuk, adalet ve özgürlük namına değerlerin çiğnendiği o kara günleri unutmadık.

Kendi siyasi serencamımızda darbecilerle sık sık yüz yüze geldik. Partimizi kurup başbakanlık görevini üstlendikten sonra sürekli darbeci zihniyetin oyunlarıyla boğuştuk. Cumhuriyetimize, milli iradeye, demokrasiye kast eden tuzaklarla, karanlık cinayetlerle karşılaştık.

“15 Temmuz’da milletimize silah çektiler”

Ardından uyduruk gazete kupürleriyle, internet haberleriyle partimizi kapatmaya kalktılar. Bu badireleri aştıkça önümüze yeni yeni engeller çıkardılar. Gezi olayları, FETÖ’nün emniyet/yargı darbe girişimi, PKK ile vatan topraklarını parçalamaya, 15 Temmuz’da milletimize silah çektiler.

Teröristlerle vatan topraklarına kast ettiler. Hiçbirinde başarılı olamayınca işi ekonomimizi mahvetme tehditlerine kadar vardırdılar. Saldırıların gerisinde Türkiye’yi istedikleri gibi yönetmek isteyen emperyalist güçler olduğunu biliyoruz. Asıl büyük kavgayı bunlara karşı verdik.

Lafarge Türkiye’ye geldi, teröristlere mağara yaptılar. Fransa terörün baş destekçisi oldu. Kuzey Suriye’deki Laferge’ın bütün barınaklarını gömdük.

Ülkemizi siyasetiyle, diplomasisiyle, üretimiyle, ihracatıyla, savunma sanayiyle güçlendikçe bize karşı kurulan tuzakların çapı da büyüdü. Covid-19 ve Rusya-Ukrayna savaşıyla kendi canlarının peşine düşmeseler daha neler yaparlardı, Allah bilir…

En büyük başarımız ülkemizi demokrasi ve kalkınma rotasında tutmak olmuştur. Bugün de milletimizi yılgınlığa sürükleyerek, ülkemizi yeniden darbe iklimine sokmayla yanıp tutuşanlar olduğunu biliyoruz. Artık işleri daha zor, Türkiye eski Türkiye değil. Bambaşka bir Türkiye, devlet var.

Sağda solda kendi kendilerine gelin güvey olan varsa, Aydın’dan hepsini ikaz ediyorum. Hayalinizde 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat gibi bir darbe veya cunta girişimi varsa, karşılaşacakları gerçek en hafif tabirle 15 Temmuz olacaktır.

Bugün de çözmemiz gereken sıkıntılar var. Bunları milli irade hırsızlarının, demokrasi hazımsızlarının eline teslim ederek değil, daha çok mücadele vererek, daha çok alınteri dökerek çözeceğiz. Çalışarak, üreterek, alınteri dökerek, tehditlere direnerek büyütmeyi sizlere taahhüt ediyoruz.

“Kimsenin inancına, meşrebini, kökenine, hayat tarzına bakmadık”

Biz bu ülkede 21 yıldır eser ve hizmet siyaseti yaptık. Türkiye’nin asırlık ihmallerin bin ürünü tüm altyapı eksiklerini gidermek milletimizi hayalleriyle buluşturmak bize nasip oldu. Sadece somut projelerle kalmadık. Hak ve özgürlüklerin geliştirilmesi konusunda da devrim niteliğinde düzenlemeleri hayata geçirdik. Kimsenin inancına, meşrebini, kökenine, hayat tarzına bakmadık. Siz, birilerinin yaptıkları eski Türkiye güzellemelerine sakın kulak asmayın.

Milletçe, Cumhuriyet tarihinin en demokratik dönemini son 21 yılda yaşadık. 2023 hedeflerini biz hayata geçirdik… Türkiye ekonomisi geçen yıl depreme ve diğer olumsuzluklara rağmen yüzde 4,5 büyüyerek çok önemli bir başarıya imza attı. Hani ekonomi kötüydü, ekonomi kötüye gidiyordu? İşte buyurun.

Böylece ekonomimiz üst üste 14 çeyrektir büyüme başarısı gösterdi. Bu oranla Avrupa Birliği ülkeleri arasında en çok büyüyen ülke olduk. Gayrisafi yurt içi hasılamız 1 trilyon 119 milyar dolarla ilk kez 1 trilyon dolar sınırın üzerine çıktı. Muhalefet hani ‘Yandık, bittik, öldük’ diyordunuz, ne oldu.

Geleceğe yönelik yol haritamızda hep sizlerin huzurunda olduk. Milletimize asla yalan söylemedik. Yapamayacağımız işin sözünü vermedik.

Sözünü verdiğimiz her iş için de canla başla çalıştık. Asla milletimizin karşısında başımızı eğecek yalanımız hele hele ihanetimiz asla vaki değildir. 31 Mart seçimleri için sizlerin karşısına çıkarken arkamızda 21 yıllık eser ve hizmet karnemiz.”

Paylaşın

Ayşegül Doğan: DEM Parti Olarak Her Yerde Kazanmak İstiyoruz

Gündeme ilişkin açıklamalarda bulunan DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, “Her yerde DEM Parti konuşuluyor. Tartışmaların odağında da DEM Parti kime kazandırmak ya da kime kaybettirmek istiyor sorusu var. Bunu çokça burada ifade ettik, ilgili kurullarımız ve eş başkanlarımız açıklamalar yapıyor. Bir kez daha ifade edelim. DEM Parti olarak kazanmak istiyoruz, her yerde kazanmak istiyoruz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “En doğal hakkımızı kullanıyoruz, kazanma hakkımızı kullanıyoruz, kazanımlarımızı artırmak istiyoruz. Kaybettirmek ya da kazandırmak gibi bir derdimiz ve gündemimiz yok. Çünkü bizim çok daha ağır gündemlerimiz var. Biz biraz önce de ifade ettiğim eşit yarıştan söz etmiyoruz. Bir yandan birinci parti olduğumuz yerlerde atanan kayyımlarla, kayyım rejimiyle mücadele ediyoruz. Öte yandan o sahalara taşınan, taşınmak istenen ve oraların kaderini yeniden değiştirmek isteyen bazı oyunları planları boşa çıkarmaya çalışıyoruz.”

Doğan açıklamasının devamında, “Bizim derdimiz kayyımları göndermek, bizden zorla alınanı geri almak, bunların sayılarını artırmak, Türkiye’nin batısındaki kazanımlarımızı da arttırmak aynı zamanda halkların gasp edilen iradelerini DEM Parti gönüllüleriyle yeniden buluşturmak. Bu çok ağır bir sorumluluk aynı zamanda. Çünkü yıllardır atanan kayyımlarla kentler adeta bilerek isteyerek maksatlı olarak, bir takım siyasi arka plan ve gayelerle adeta talan edildi. İşte biz bu kentleri yeniden inşa etmek ve onları yeniden doğal özgünlüklerine kavuşturabilmek gibi gündeme sahibiz. Başka mücadeleler veriyoruz” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, partisinin genel merkezinde gündeme dair açıklamalar yaptı. Ayşegül Doğan’ın açıklamaları şöyle:

“Herkesi sevgiyle selamlıyorum. Yerel seçime sayılı günler kaldı. Tüm gözler İstanbul’da, tabi ki biz de İstanbul’u merak ve ilgiyle takip ediyoruz hem de sahada çalışmalarımıza son hız devam ediyoruz. Ama gelin birlikte İstanbul dışına çıkalım. Ben Şırnak’tan geliyorum. Bir gün önce Şırnak Güçlükonak Taki aday tanıtımına giderken konvoyumuza yapılanları buradan sizlere de Türkiye kamuoyuna da anlatmak istiyorum. Nasıl bir yarış ve rekabet içinde olduğumuzun görünmesi için.

Hani Türkiye’de demokrasi var ya! Hani her siyasi parti eşit propaganda hakkına sahip ya! Böyle denir ya hep. Bunun nasıl böyle olmadığını biz de yıllardır anlatmaya çalışıyoruz. Bir kez de ben buradan kendi tanıklığımı sizlere ifade etmek isterim tarihe not düşmek adına. DEM Parti konvoylarına keyfi durdurmalar yapılıyor. Bu durdurmaların arkasında yatan amaç programı sarkıtmak, bizim DEM Partililerle buluşmamızı engellemeye çalışmaktır. Aramalar, GBT kontrolleri yapılıyor. Bize katılan tüm araçlara, mesela Şırnak’ta cezalar kesiliyor.

Neden kesiliyor bu cezalar? Söz konusu yüzlerce araç plakaları ve listeleriyle arzu edilirse paylaşabiliriz. Tüm mülki amirlere DEM Parti adına seslenmek istiyorum. Lütfen tarafsız davranın. Bir siyasi partinin taraftarı gibi davranmak mülki amirler için suç nedenidir. Sizler hiçbir siyasi partinin taraftarı olamazsınız, tarafgirlik yapamazsınız, keyfi uygulamalarla yasadışı tutum ve pozisyon almaktan vazgeçin.

Her yerde DEM Parti konuşuluyor. Tartışmaların odağında da DEM Parti kime kazandırmak ya da kime kaybettirmek istiyor sorusu var. Bunu çokça burada ifade ettik, ilgili kurullarımız ve eş başkanlarımız açıklamalar yapıyor. Bir kez daha ifade edelim. DEM Parti olarak kazanmak istiyoruz, her yerde kazanmak istiyoruz. En doğal hakkımızı kullanıyoruz, kazanma hakkımızı kullanıyoruz, kazanımlarımızı artırmak istiyoruz. Kaybettirmek ya da kazandırmak gibi bir derdimiz ve gündemimiz yok. Çünkü bizim çok daha ağır gündemlerimiz var. Biz biraz önce de ifade ettiğim eşit yarıştan söz etmiyoruz.

Bir yandan birinci parti olduğumuz yerlerde atanan kayyımlarla, kayyım rejimiyle mücadele ediyoruz. Öte yandan o sahalara taşınan, taşınmak istenen ve oraların kaderini yeniden değiştirmek isteyen bazı oyunları planları boşa çıkarmaya çalışıyoruz. Bizim derdimiz kayyımları göndermek, bizden zorla alınanı geri almak, bunların sayılarını artırmak, Türkiye’nin batısındaki kazanımlarımızı da arttırmak aynı zamanda halkların gasp edilen iradelerini DEM Parti gönüllüleriyle yeniden buluşturmak.

Bu çok ağır bir sorumluluk aynı zamanda. Çünkü yıllardır atanan kayyımlarla kentler adeta bilerek isteyerek maksatlı olarak, bir takım siyasi arka plan ve gayelerle adeta talan edildi. İşte biz bu kentleri yeniden inşa etmek ve onları yeniden doğal özgünlüklerine kavuşturabilmek gibi gündeme sahibiz. Başka mücadeleler veriyoruz.

“77 il 366 ilçe 53 beldede belediye eş başkan adayı gösterdik”

Yerel seçimler aynı zamanda partilerin politikalarını topluma anlattığı tabi örgütsel yapılarını da güçlendirdiği seçimlerdir ki bizim bir derdimiz de budur. Malumunuz olduğu üzere bunca saldırıya rağmen ayakta durabilen ender siyasi partilerden biriyiz Türkiye’de. DEM Parti gönüllüleri kendi adaylarımızı çıkarmamızı istedi ve 77 il 366 ilçe 53 beldede belediye eş başkan adayı gösterdik. Ayrıca 3 bin 197 belediye meclis üyesi, 337 il genel meclis üyesi adayı da gösterildi partimiz tarafından.

Eğer gerçekten halkların iradesinin sandığa yansıması isteniyorsa bunu göstermenin yolu çok kolay. Bir, az önce de ifade ettiğim gibi seçimlerde ve seçim öncesinde irade gaspını sağlayabilecek oyunlardan vazgeçilmeli. DEM Parti’nin açık ara oyla birinci parti olduğu ve kayyım atadığınız yerlerdeki usülsüzlüklerden bir an önce vazgeçmelisiniz. Çünkü bilinmeli ki kayyımla kazanılamayan gönüller robot seçmenle de kazanılamayacak. Taşıdığınız kolluk güçlerine de buradan seslenmek istiyoruz. Robot seçmen olmayın.

Yaşamadığınız yerlerde, yaşamadığınız yerlerin iradelerini gölgelemeyin, kendinizi araçsallaştırmayın, bu oyunun bir parçası olmayın. Sevgili Diyarbakırlılar, Ağrılılar, Iğdırlılar, Şırnaklılar, Muşlular, Bitlisliler, Bingöllüler, Siirtliler, Batmanlılar olarak uzayabilir. Tüm bu sözünü ettiğimiz illere usulsüz seçmen taşınmaya çalışılıyor. Bu konuya ilişkin itirazlarımız reddediliyor. Fakat bu kirli, ucuz ve küçük oyunu bozmanın çok kolay bir yolu var. Bir oy çok oyun bozar. Lütfen oylarınıza sahip çıkın ve bu oyunları boşa çıkartın.

Şu ana kadar DEM Parti dışında az siyasi partinin Kürtçe konuştuğu, Kürtçe anadilinde eğitim ve öğretim görülmesi için yasal düzenlemeler talep ettiği herkes tarafından biliniyor. Fakat parlamentoda ‘bilinmeyen, X dil’ olarak kayıtlara geçen, milletvekilli arkadaşlarımızın mikrofonlarının kapatıldığı bir ülkede Diyarbakır’da, Batman’da, Urfa’da bu bilinmeyen dil bir anda bilinen dile dönüşmüş durumda. Tam da seçimler öncesinde.

Yani her seçim öncesi olduğu gibi akla bir şekilde Kürtler ve Kürtçe gelmiş. Oysa Kürtçe tiyatro yasak, geçen hafta oldu bu üstelik eş zamanlı oldu bütün bunlar. Kürtçe müzik neredeyse yasak çünkü Kürtçe şarkılar ve konserler yasaklanıyor. Bu da geçen haftalarda oldu. Ama tek bir partiye bütün bunlar serbest. Oysa farklı dillerde propaganda hakkımız var. Bu hakkımız bir çok yerde engellenirken tek bir partiye serbest olabiliyor.

Eğer bu konuda samimi iseniz, hakikaten Kürtçe anadili önündeki engelleri kaldırmak istiyorsanız hiç durmadan Kürtçe önündeki engelleri kaldırın, yasal düzenlemeler yapın, eğitim ve öğretim dili olması için yıllardır yaptığımız çağrılara yasalarla karşılık verin. Defacto fiili durumlar yaratarak siz istediğiniz zaman serbest, istemediğiniz zaman yasaklanan dil olmaktan Kürtçeyi gelin çıkarın. Hakiki ve samimi iseniz Kürtçeyi yasaklı dil olmaktan çıkarın.

Malum yerel seçimlerde yerelden gelen açıklamalar da bir takım spekülasyonlara zaman zaman neden oluyor. Yerelden gelmeyenler de yerele mal ediliyor. Yerelden gelmiş gibi yapılıyor. Ya da bir takım süreçler ilerlerken Manisa ve İzmit örneklerinde olduğu gibi bir anda spekülatif haberler çıkıyor. Biz sanki bu haberlere göre pozisyon alıyormuşuz gibi bir takım algılar yaratılmaya çalışılıyor. Bu algılara ilişkin daha önce de buradan açıklamalar yapmıştım.

Ama yine hatırlatıyorum, bu algı operasyonlarıyla, bizim ortaya koyduğumuz politik ve stratejik hattan zikzak çizmemize, yalpalamamıza neden olamazsınız. Bunlar nafile çabalar, bu çabalar bizi yolumuzdan döndürecek çabalar değil. Dolayısıyla başından beri tüm uzlaşı süreçlerinin sonuçlarına ve uzlaşının olamadığı süreçlerin nedenlerini sizlerle açıklıkla paylaştık. Lütfen teyide muhtaç açıklamalarda partinin yetkili kurulları ve eş başkanların açıklamalarına bakmadan değerlendirme, yorum, analiz yapmayalım. Buna dikkat etmekte yarar var.

Değerli Türkiye halkları, bu hafta unutturmamamız gereken başka bir olay daha yaşandı. İstanbul Milletvekilimiz Çiçek Otlu’nun evi basıldı. Milletvekili DEM Partili olunca dokunulabilir, aracı aranabilir, evi basılabilir, kapısı kırılabilir. Hapsedilir rehin tutulur sürgün edilir. Nasılsa kılıf da sözüm ona senaryolar da her zaman olduğu gibi hazırdır. On yıllardır bu değişmez.

Hukuksuzluğun kime yapıldığına bakarak sessiz kalanlara, görmezden duymazdan gelenlere bir kez daha sesleniyoruz. Bilsinler ki hukuksuzluk sınır tanımaz. Kendini bugün tüm bunların dışında bulan herkesin bir gün kapısını çalabilir nitekim çalıyor da. Bunu da hep birlikte acı bir biçimde tecrübe ediyoruz. O yüzden hukuksuzluğun kime yapıldığına bakılmaksızın hukuksuzluğa karşı durmak gerekir. İlkesel olan da etik olan da budur, demokratik değerlere sahip çıkmak bunu gerektirir.

“90’lı yılların karanlığında yaşanan hala taptaze ve açık yaradır”

Yine bir fotoğraf karesi üzerinden yürütülen bir tartışma var. Bir fotoğraf karesi üzerinden fırtınalar koparttığımızı iddia edenlere DEM Parti olarak sesleniyoruz. Biz söz konusu partinin bu günüyle ilgilendiği kadar geçmişiyle de ilgileniyoruz. Yaşananları ve tarihsel arka planını bu dar vakitte anlatamayacağım. Bu dar vakitte o konuya girmemeyi tercih ediyorum. Ancak halkların belleğinde özellikle 90’lı yılların karanlığında yaşananların hala taptaze ve açık yaralar olduğunu hatırlatmak isterim.

O dönemde çokça kullanılan bir deyimle hatırlatmak isterim. Yaşayanlar bilir, hayattalar ve o günlerin, o yılların hesabını soruyorlar. Asıl fırtına koparanlar ve içinde fırtına kopanlar, bizzat mağduru olanlar. Neydi deyim? “ Bi roj devê xwe bi şev deriyê xwe bigire.” Gündüz ağzını, gece kapını kapat. Toplumsal yaşama yansıyan derin korku ve güvensizliğin özeti bu cümlede saklı.

Öte yandan bugünüyle de ilgileniyoruz söz konusu partinin dedik. Neden bugünü ile ilgileniyoruz? Çünkü bakın bizzat dönemin yetkililerinin yaptığı açıklamalardan alıntılayarak hatırlatayım. “Türkiye Cumhuriyet Devleti’nin ve siyasetin attığı en önemli adım, son yıllarda bu konudaki stratejik adım HÜDA PAR ile yapılan ittifaktır” diyor, dönemin bakanlarından biri söylüyor seçimlerden önce. Ve aynı açıklamada sonuçlarının önümüzdeki on yıllar içerisinde görüneceği söyleniyor.

Yine aynı açıklamada bu sonuçların sosyolojik bir değişiklik nedeniyle de, bu hedeflendiği için de yapıldığı söyleniyor. Nasıl bir sosyolojik değişiklik? Kendilerinden alıntıyla söylemek gerekirse kullandıkları şekilde “Doğu ve Güneydoğu politikasında muhafazakarlık aksının nasıl tekrar devreye gireceğini önümüzdeki yıllarda göreceksiniz” diyorlar. Şimdi şayet söz konusu parti burada iddia edildiği ve anlatıldığı gibi bir devlet aklının aparatı değilse nedir? Burada söylenen bir devlet aklının aparatı olarak stratejik bir ittifak kuruldu. Biz hiçbir zeminde böyle bir yaklaşımı kabul edemeyiz. Böyle bir stratejik aklı hem reddeder hem de buna karşı mücadele ederiz. Söz konusu partiyle yani geçmişiyle yüzleşmeyen hesaplaşmayan hiçbir siyasi partiyle siyasi muhataplık kurmamız söz konusu olamaz.

Ortada bunca acı, bunca yaşanmışlık, bunca tarihsel ağır bir arka plan, bedel ve mücadele varken, bunlarla yüzleşmeden, hesaplaşmadan bugünü ve geçmişi görmeyen ve yaşananları oldu bittiye getiren bir yaklaşımı elbette reddederiz. Bu sorgulanamaz. Geleceğin tahayyülü ve inşası için geçmişi bilmek gerekir. O yüzden dünden bugüne bilen, yaşayan ve bedel ödeyen bir gelenek olarak biz bir fotoğraf karesinde fırtınalar koparmıyoruz. Bir fotoğraf karesinde fırtınalar koparan bu şeyin bir fotoğraf karesinden ibaret olmadığını tekrar hatırlatmak isteriz.

İktidarın halklar yönetmesin özellikle de Kürt halkının iradesi sandıklara yansımasın diye yaptığı oyunları, küçük hesapları hem birinci parti olarak çıktığımız yerlerde hem de taşınan seçmenle kader değiştirebilecekleri yerlerde sizlere uzun uzun detaylarıyla birlikte önergelerle, açıklamalarla, Grup Başkanvekillerimizin toplantılarıyla, Yerel Yönetimlerden Sorumlu Eş Genel Başkan yardımcımızın bundan aylar önce yaptığı toplantısıyla, itirazıyla sayısız kez ifade ettik.

Şehirlerimize onbinlerce asker ve polis seçmen olarak kaydediliyor. Ama bilsinler ki gasp edilen belediyelerimiz geri alacağız ve bu belediyeleri birlikte, asıl irade sahipleriyle birlikte yöneteceğiz. Seçimle alamadıkları belediyeleri hilelerle almalarına müsaade etmeyeceğiz DEM Parti olarak. Tekrar söylüyorum. Bir oy çok oyun bozar. Lütfen oylarınıza sahip çıkın. Bir oyun çok oyun bozduğunu hep birlikte gördük.

“Kimseye kaybettirmek ya da kazandırmak gibi bir gündemimiz yok, derdimiz kazanmaktır”

Ben tekrar tüm DEM Parti gönüllülerine seçmen kaydı nerede olursa olsun oraya ulaşabilmek için, yani şu an farklı bir yerde olabilirsiniz ama seçmen kaydınızın olduğu yerlere gidebilmek için bu zemini oluşturmaya hazır olduğumuzu, bununla ilgili web sitemizde gerekli çalışmaların olduğunu, ayrıca yaşadığınız yerdeki DEM Parti il ve ilçe örgütlerine ulaşarak oyunuzu kullanabilmeniz için her türlü kolaylığın sağlanabileceğini bir kez daha buradan duyurmak isterim.

Seçim günü yalnızca oy kullanmakla yetinmeyelim. Sandık başında kalalım. Oylarımızı kullanalım ve seçim güvenliği konusunda nerede olursanız olun tespit ettiğiniz usulsüzlüklerde irtibata geçin il ve ilçe örgütlerimizle. Ve sizi seçmen kaydınızın olduğu sandığa ulaştıracak il ve ilçe örgütlerimizle irtibatı da geciktirmeyin. Sandık güvenliği konusunda çalışmayı da titizlikle yürütüyoruz.

Fakat demokrasiden yana olan tüm partilere de bir kez daha buradan seslenmek istiyoruz. STK’lara, platformlara sandık güvenliği konusunda DEM Parti olarak birlikte çalışmaya hazırız. Oylarımızı koruyarak, kullanarak ve sahip çıkarak devran nasıl döner hep birlikte göstereceğiz. Dem Gelir Devran Döner, Birlikte Kazanacağız diyoruz. Kimseye kaybettirmek ya da kazandırmak gibi bir gündemimiz yok. Derdimiz kazanmak ve biz kazanacağız.”

Paylaşın

Bireysel Kredi Kartı Borçları 1 Trilyon 274 Milyar Liraya Yükseldi

Bireysel kredi kartı borçları, 23 şubat ile biten hafta 1 trilyon 244,7 milyar liradan 1 trilyon 273,6 milyar liraya çıktı. Takipteki alacaklar ise 196,8 milyar liradan 194,4 milyar liraya geriledi.

Haber Merkezi / Aynı dönemde kur korumalı mevduat (KKM) hesapları, 23 şubat ile biten hafta 2 trilyon 343,2 milyar liradan 2 trilyon 323,9 milyar liraya düştü. Aynı hafta Merkez Bankası’nın (TCMB) toplam rezervleri 131 milyar 750 milyon dolar oldu.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), 23 şubat ile biten haftaya ilişkin bankacılık sektörü verilerini açıkladı. Buna göre; 23 şubat ile biten hafta krediler 12 trilyon 52,2 milyar liradan 12 trilyon 203,1 milyar liraya, mevduat 15 trilyon 75,2 milyar liradan 15 trilyon 128,2 milyar liraya yükseldi.

Tüketici kredileri 1 trilyon 538,7 milyar liradan 1 trilyon 562 milyar liraya, bireysel kredi kartları 1 trilyon 244,7 milyar liradan 1 trilyon 273,6 milyar liraya çıktı. Takipteki alacaklar ise 196,8 milyar liradan 194,4 milyar liraya geriledi.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, kredi kartlarına taksit sınırlaması getirildiğine dair haberlerle ilgili sosyal medya hesabından açıklamalarda bulunmuştu. Şimşek, şu ifadeleri kullanmıştı:

“Piyasalarda tedirginlik ve güvensizlik oluşturmaya yönelik kasıtlı haberler dolaşıma sokulmaktadır. Orta Vadeli Programımızda uygulayacağımız politikaları net bir şekilde ortaya koyduk. Kurala dayalı ve öngörülebilir politikalarımız seçim sonrası dönemde de aynen devam edecektir. Bu çerçevede vatandaşlarımızdan istirham ediyorum; lütfen bizden duymadığınız hiçbir habere itibar etmeyiniz.”

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi, kredi kartı kullanımlarında taksit uygulamasının kaldırılmasına ilişkin hayata geçirilmiş herhangi bir düzenleme bulunmadığını bildirmişti. Açıklamada, şunlar kaydedilmişti:

“Hazine ve Maliye Bakanlığı veya ilgili kuruluşlar tarafından, kredi kartı kullanımlarında taksit uygulamasının kaldırılmasına ilişkin hayata geçirilmiş herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. Kredi kartları konusunda doğru olmayan bilgiler üzerinden, piyasanın işleyişini bozabilecek mesnetsiz ve spekülatif açıklamalar yapıldığı tespit edilmiştir. Resmi kurum ve yetkililerin dışında yapılan açıklamalara itibar etmeyiniz.”

KKM ve TCMB rezervlerinde düşüş devam etti

Aynı dönemde kur korumalı mevduat (KKM) hesapları, 23 şubat ile biten hafta 2 trilyon 343,2 milyar liradan 2 trilyon 323,9 milyar liraya düştü.

Aynı hafta Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) toplam rezervler, 131 milyar 750 milyon dolar oldu. Bir önceki hafta toplam rezervler 134,2 milyar dolar düzeyindeydi.

Net rezervler 22 milyar 445 milyon dolar düzeyine geriledi. Bir önceki hafta net rezervler 28 milyar 500 milyon dolar olarak gerçekleşmişti. Brüt rezervler ise 3 milyar 613 milyon dolar azalarak 86 milyar 92 milyon dolardan, 82 milyar 479 milyon dolara geriledi.

Paylaşın

“Erdoğan, AYM’nin Etkisini Azaltma Yollarını Arıyor” İddiası

İktidar, hapisteki Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay milletvekili Can Atalay’ın serbest bırakılması yönündeki kararları nedeniyle Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) etkisini azaltmanın yollarını arıyor.

Bununla birlikte, mahkeme birçok önemli konuda hükümet lehine karar verdi. Darbe girişiminin ardından çıkarılan olağanüstü hâl (OHAL) kanunlarının iptali için CHP’nin yaptığı başvuruyu reddetti.

Resmi verilere göre Anayasa Mahkemesi (AYM), Eylül 2012’den bu yana temel hakların resmî yetkililer tarafından ihlal edildiği iddiasıyla 500 binden fazla bireysel başvuruyu işleme aldı ve 484 binden fazla davada karar verdi.

Birleşik Krallık merkezli haber ajansı Reuters’a konuşan üst düzey bir yetkili ve iki AK Parti milletvekiline göre, Erdoğan hükümeti, hapisteki Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay milletvekili Can Atalay’ın serbest bırakılması yönündeki kararları nedeniyle Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) etkisini azaltmanın yollarını arıyor.

Türkiye’nin en yüksek mahkemesi 24 Ekim’de, 14 Mayıs 2023 Genel Seçimleri’nde tutuklu bulunduğu hücreden parlamentoya seçilen Can Atalay’ın serbest bırakılmamasının, görev yapma hakkını ihlal ettiğine karar verdi.

Atalay, 2013’de Gezi Parkı sürecinde ulusal protesto gösterileri düzenleyerek Erdoğan hükümetini devirmeye çalıştığı gerekçesiyle 2022 yılında 18 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. 46 yaşındaki avukat suçlamaları reddediyor.

Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yoluyla başvurdu. 2010’da yapılan anayasa değişikliğiyle oluşturulan “bireysel başvuru” mekanizması, vatandaşların haklarıyla ilgili konularda en üst mahkemeye doğrudan başvurabilmesine olanak tanıyor.

Anayasa Mahkemesi’nin serbest bırakılması yönündeki kararı, 8 Kasım’da Türkiye’nin en üst temyiz mahkemesi Yargıtay’ın kararı tanımayacağını açıklaması ve kararı veren hakimler hakkında suç duyurusunda bulunmasıyla bir yargı krizini tetikledi. Temyiz mahkemesi, Anayasa Mahkemesi’ni “süper temyiz organı” gibi hareket ederek yetkisini aşmakla suçladı.

Erdoğan’ın başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Ucum, Kasım ayında sosyal medya platformu X üzerinden Yargıtay’ın kararını savunmuş ve Anayasa Mahkemesi’ni “anayasaya aykırı kararlar” almakla eleştirmişti.

Üst düzey hükümet yetkilisi ve iktidar partisinden iki milletvekiline göre Erdoğan ve müttefikleri, özellikle bireysel başvuruları yaygın bir şekilde kullanan mahkemenin sahip olduğu etkiden rahatsız. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın makamı ve Adalet Bakanlığı, Reuters’ın yorum taleplerine yanıt vermedi.

Diğer iki kaynak gibi özgürce konuşabilmek için isminin açıklanmasını istemeyen üst düzey yetkili, mahkemenin bu kararlarla “benzersiz bir güç alanı” oluşturduğunu söyledi. Resmi verilere göre mahkeme, Eylül 2012’den bu yana temel hakların resmî yetkililer tarafından ihlal edildiği iddiasıyla 500 binden fazla bireysel başvuruyu işleme aldı ve 484 binden fazla davada karar verdi.

Kasım ayında Erdoğan, yargı krizinde hakem rolünü oynayacağını ve Anayasa Mahkemesi ile Yargıtay arasındaki anlaşmazlığı çözmek için yasaların kullanılabileceğini söyledi. “Bireysel başvurularla ilgili yasal düzenleme yapmak zor değil” diyen Erdoğan, daha fazla ayrıntı vermedi.

“Türkiye İnsan Hakları Mahkemesi”

Üst düzey yetkili, hükümetin seçenekleri değerlendirdiğini söyledi. Reuters’a göre bunlar arasında bireysel başvuruları ayrı ayrı ele alacak bir “Türkiye İnsan Hakları Mahkemesi” kurulması da var. Yetkili, Anayasa Mahkemesi ve bireysel başvuru sisteminin bir şekilde kalacağını söyledi. “Ancak düzenleme gerekli” diye ekledi.

Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay bu haber için yorum yapmayı reddetti. Adının açıklanmasını istemeyen iki AK Parti milletvekilinden biri, Anayasa Mahkemesi’nin Yargıtay ile çakışmaması ve yetki alanını aşmaması için açıkça tanımlanmış bir yargı yetkisine sahip olması gerektiğini söyledi.

Reuters’a konuşan Atalay’ın avukatları, Anayasa Mahkemesi’nin 21 Aralık’ta ikinci kez serbest bırakılması gerektiği yönünde karar vermesinin ardından Atalay’ın serbest bırakılmasını beklediklerini söylediler. Ancak 27 Aralık’ta İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Atalay’ın serbest bırakılmayı ikinci kez reddetti ve temyiz mahkemesi tarafından yeniden değerlendirme yapılmasının zorunlu olduğunu iddia ederek davayı tekrar Yargıtay’a gönderdi.

Atalay’ın milletvekilliğini düşürme kararı 30 Ocak’ta, Erdoğan’ın destekçilerinin çoğunlukta olduğu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde okundu. Atalay’ın milletvekilliğini düşürdü. Halen hapiste olan Atalay yorum yapmayı reddetti.

Avrupa Komisyonu, Türkiye’nin duraklayan AB üyelik sürecine ilişkin Kasım ayında yayınladığı yıllık raporunda demokratik standartlar, insan hakları ve yargı bağımsızlığı konularında ciddi gerileme yaşandığı eleştirisinde bulundu. Raporda hâkim ve savcıların atanmasında şeffaflık ve liyakat eksikliği eleştirildi.

Başarısız 2016 darbesinin ardından yargıyı yeniden ele geçiren Erdoğan hükümeti, sistemin uluslararası standartlara uygun olduğunu söylüyor.

Koç Üniversitesi anayasa hukuku profesörü Bertil Oder, Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuruları karara bağlamaya başlamasından bu yana halk arasında popülaritesinin arttığını söyledi. Oder, “Hakları ne kadar çok yorumlarsa, vatandaşlarla arasındaki bağ da o kadar güçleniyor” dedi.

İnternet sitelerindeki resmi verilere göre, Almanya Federal Anayasa Mahkemesi 2022’de yaklaşık 5 bin başvuru alırken, Türkiye Anayasa Mahkemesi aynı yıl yaklaşık 110 ben başvuru aldı. Anayasa Mahkemesi’nin verdiği bazı kararlar Ankara’nın tepkisini çekti.

Ocak 2018’de Anayasa Mahkemesi, 2016’daki başarısız darbe girişiminde hükümeti devirmeye çalışmakla suçlanan tutuklu gazeteci Şahin Alpay’ın serbest bırakılmasına karar verdi. Şahin Alpay suçlamaları reddetti.

Dönemin başbakan yardımcısı Bekir Bozdağ, kararın anayasada bireysel başvuruların incelenmesi için belirlenen sınırları aştığını söyledi. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi’nin ikinci kez haklarının ihlal edildiğine karar vermesinin ardından Alpay’ı Mart 2018’e kadar serbest bırakmayı reddetti.

Bununla birlikte, mahkeme birçok önemli konuda hükümet lehine karar verdi. Darbe girişiminin ardından çıkarılan olağanüstühâl kanunlarının iptali için CHP’nin yaptığı başvuruyu reddetti.

Ankara Barosu’nun önde gelen insan hakları avukatlarından Kerem Altıparmak, bu kararın Erdoğan’ın geniş yetkilerini pekiştirdiğini söyledi. Altıparmak, “Mahkemenin önemi, uluslararası topluma Türkiye’de işleyen bir yargı olduğu imajını yansıtması” dedi, “kritik davaların hiçbirini çözmüyor; aksine, sorunun merkezinde yer alıyor” dedi.

AYM, Türk Ceza Kanunu’nun (CMK) “Cumhurbaşkanına hakaret” suçunu düzenleyen 299’uncu maddesinin iptali talebini 2017’de oybirliğiyle reddetmişti. Geçen yıl da hükümetin 2022 tarihli medya yasasının iptali için açılan ve gazeteciler ile sosyal medya kullanıcılarının “dezenformasyon” yaydıkları gerekçesiyle üç yıla kadar hapis cezasına çarptırılmalarını öngören davayı reddetmişti. Ayrıntılı karar henüz mahkemenin internet sitesinde paylaşılmadı.

2021’de Yargıtay Savcısı Bekir Şahin, Kürt yanlısı Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) kapatılması için Anayasa Mahkemesi’ne dava açtı. HDP’yi Türkiye, ABD ve AB tarafından terörist grup olarak sınıflandırılan Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile bağlantılı olmakla suçladı.

Türkiye, Kürt yanlısı olanlar da dahil olmak üzere birçok siyasi partiyi yasakladı. TBMM’deki dördüncü büyük parti olan, Cumhur ittifakı ortağı Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) lideri Devlet Bahçeli, Mart 2023’te Yargıtay’ın HDP’ye ödenen Hazine yardımının engellenmesi talebini reddetmesinin ardından mahkemeyi önyargılı davranmakla suçladı. AYM, finansmanın engellenmesi için gerekli koşulların yerine getirilmediğine hükmetti.

CHP’nin partiden üye çıkarma yetkisine sahip disiplin kurulu başkan yardımcısı ve avukat Ayça Akpek Şenay, MHP’nin bu davayı, Bahçeli’nin mahkemeyi kapatma çağrılarını haklı çıkarmak için kullandığını söylüyor.

Şenay, “Eksikliklerine rağmen mahkeme farklı bir bakış açısı sunuyor. Erdoğan hükümeti bunu kendi lehine kullanamıyor ve bu onlar için tedirgin edici bir durum” dedi.

Bahçeli ve MHP yorum taleplerine yanıt vermedi.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Merkez Bankası Rezervlerinde Erime 6. Haftada Da Sürdü

Merkez Bankası’nın (TCMB) toplam rezervleri, 23 Şubat haftası itibariyle bir önceki haftaya kıyasla 2 milyar 458 milyon dolar düşüşle, 134 milyar 208 milyon dolardan 131 milyar 750 milyon dolara geriledi.

Haber Merkezi / Öte yandan kur korumalı mevduat ve katılma hesapları 2 trilyon 343,2 milyar liradan 2 trilyon 323,9 milyar liraya geriledi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 23 şubat ile biten haftaya ilişkin para ve banka istatistiklerini açıkladı. Buna göre; toplam rezervler 131 milyar 750 milyon dolar oldu. Bir önceki hafta toplam rezervler 134,2 milyar dolar düzeyindeydi.

Net rezervler 22 milyar 445 milyon dolar düzeyine geriledi. Bir önceki hafta net rezervler 28 milyar 500 milyon dolar olarak gerçekleşmişti. Brüt rezervler ise 3 milyar 613 milyon dolar azalarak 86 milyar 92 milyon dolardan, 82 milyar 479 milyon dolara geriledi.

Swap hariç net rezervlerde eksi 46,2 milyar dolar oldu. Daha önce swap hariç net rezervler eksi 41,9 milyar dolar olarak kaydedilmişti.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (BDDK) haftalık bülteninde yer alan bilgilere göre, kur korumalı mevduat ve katılma hesapları 2 trilyon 343,2 milyar liradan 2 trilyon 323,9 milyar milyar liraya geriledi.

Merkez Bankası, faizi sabit tuttu

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK), politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının değiştirmeyerek yüzde 45’te sabit tuttu.

TCMB’den faiz oranlarına ilişkin yapılan duyuruda, “Kurul, politika kararlarını parasal sıkılaştırmanın gecikmeli etkilerini de dikkate alarak, enflasyonun ana eğilimini geriletecek ve orta vadede yüzde 5 hedefine ulaştıracak parasal ve finansal koşulları sağlayacak şekilde belirleyecektir” denildi.

Açıklamada, “Enflasyon ve enflasyonun ana eğilimine ilişkin göstergeler yakından takip edilecek ve Kurul fiyat istikrarı temel amacı doğrultusunda elindeki tüm araçları kararlılıkla kullanacaktır ifadesi kullanıldı.

Bu, TCMB’nin yeni Başkanı Fatih Karahan döneminde alınan ilk faiz kararı oldu. Karahan, bu ay başında Hafize Gaye Erkan’ın yerine TCMB Başkanlığına atanmıştı.

Karahan, göreve atanmasının ardından yaptığı ilk değerlendirmede “Merkez Bankamızın temel amacı ve önceliği fiyat istikrarını sağlamaktır” demişti. Merkez Bankası Başkanı, yılın ilk enflasyon raporunu paylaşırken yaptığı açıklamada da “Enflasyon, hedefimizle uyumlu seviyeye gerileyene kadar parasal sıkılığı korumakta kararlıyız” mesajı vermişti.

Ekonomistlerin beklentisi de Para Politikası Kurulu’nun bugünkü toplantısı sonucunda faizleri sabit tutacağı yönündeydi. Merkez Bankası, politika faizini geçen ay yüzde 42,5’ten yüzde 45’e yükseltmişti.

Paylaşın

Gazze’de İsrail Saldırılarında Ölü Sayısı 30 Bini Aştı

Hamas’ın başlattığı Filistin – İsrail savaşının 146. günü geride kalırken Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında can kaybı 30 bin 35’e yükselirken, yaralıların sayısı ise 70 bin 457’yi aştı.

Haber Merkezi / Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Öte yandan Birleşmiş Milletler (BM) Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Genel Müdür Yardımcısı Maurizio Martina, “Bugün Gazze halkı, çatışma nedeniyle korkunç boyutta gıda güvensizliği ve yüksek kıtlık riskiyle karşı karşıya” uyarısında bulundu.

Bunun temel nedenlerini yoğun çatışmalarda artış, gıdaya, temel hizmetlere ve hayat kurtarıcı yardımlara erişimde azalma ve insanların temel hizmetlerden yoksun bir şekilde yetersiz tesislere izole edilmesi olarak sıralayan Martina, Entegre Gıda Güvenliği Aşama Sınıflandırması (IPC) ölçeğine göre Gazze’de 378 bin kişinin “felaket” olarak adlandırılan 5. seviyede yer aldığına dikkati çekti.

Martina, bunun 5 evden birine tekabül ettiğini belirterek, Gazze’de sivil altyapı, gıda üretim ve dağıtım tesisleri ile sulama tesislerinin bir kısmının yok edildiğini, diğerlerinin ise çok ağır hasar aldığını ya da erişim bulunmadığını dile getirdi.

İsrail’in 9 Ekim’den bu yana uyguladığı kuşatmanın gıda ürünleri, elektrik ve yakıtı ya tamamen kestiğini ya da kısıtladığını kaydeden Martina, aynı zamanda su kısıtlamasının da sürdüğünü bildirdi.

Martina, 7 Ekim öncesine göre Gazze’deki su tedarikinin yüzde 7 düzeyine gerilediğini vurgulayarak, “Gazze’deki yeraltı suyunun yüzde 97’si insan tüketimine uygun değil” diye konuştu. Çatışma öncesinde Gazze’nin gıda üretiminde kendine yettiğini ifade eden Martina, mevcut durumun bunu çok ciddi düzeyde yok ettiğini söyledi.

Gazze’nin kuzeyinde tarım üretiminin en iyi ihtimalle mayısta çökeceğini öngördüklerini aktaran Martina, “15 Şubat itibarıyla Gazze’deki mahsul alanlarının yüzde 54.8’i hasar görmüş durumda” dedi. Martina, çatışmaların durması ve insani yardımın ulaşımının sağlanmasının kıtlığı engellemek için gerekli adımlar olduğunun altını çizdi.

Dünya Gıda Programı (WFP) İcra Direktörü Yardımcısı Carl Skau, “Bugün Gazze’de neredeyse 2,2 milyonluk nüfusun tümü gıda yardımına muhtaç” dedi. Skau, ateşkes anlaşması olması halinde WFP’nin operasyonlarını genişletmeye hazır olduğunu belirterek, “Kıtlık riski, Gazze’ye temel gıda ürünlerinin yeterli düzeyde sağlanamamasıyla artıyor” şeklinde konuştu.

WFP’nin 18-19 Şubat’ta yardım konvoylarının saldırıya uğradığını ve bunun ardından Gazze’nin kuzeyine yönelik operasyonlarını koşullar elverene kadar askıya almayı kararlaştırdığını belirten Skau, “Gazze’nin kuzeyine giden çalışanlarımız, koşulların felaket olduğunu bildirdi. Gıda ve temiz su çok sınırlı, gıdasızlık artıyor ve hastalık yaygın” değerlendirmesinde bulundu.

Skau, Gazze’nin kuzeyine gıda ve diğer insani yardım malzemelerinin yeterli düzeyde ulaştırılması için acilen adım atılması gerektiğini kaydetti.

Bunun için ise insani yardım çalışanları için güvenli çalışma ortamı sağlanmasının şart olduğuna işaret eden Skau, aynı zamanda İsrailli yetkililerle yürütülen uyarı sisteminin uygulanması ve iletişim ağının istikrarlı olması gerektiğini söyledi. Skau, kıtlığı engellemek için çok daha fazla gıda tedarikine ihtiyaç olduğunun altını çizerek, sağlık dahil temel hizmetlerin tekrar inşa edilmesi gerektiğini bildirdi.

Bunları sadece BM Mültecilere Yardım Ajansı’nın (UNRWA) yapabileceğine işaret eden Skau, BM Güvenlik Konseyi’nin 2018’de kabul ettiği 2417 sayılı kararın çatışma ve gıda güvensizliği arasındaki kısır döngüyü kırmayı amaçladığını hatırlattı. Skau, “Konsey’e bugün bu kararı uygulama çağrısında bulunuyoruz” dedi.

BM İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi (OCHA) Cenevre Temsilcisi ve Koordinasyon Birimi Direktörü Ramesh Rajasingham ise “Gazze’de bugün nüfusun dörtte biri kıtlığın eşiğinde” dedi. Rajasingham, Gazze’nin kuzeyinde iki yaş altı çocuklardan 6’sından birinin şiddetli gıdasızlıkla mücadele ettiğini belirtti.

Gazze’de çocuklar, kadınlar ve emziren anneler arasında gıdasızlığın hızla arttığına işaret eden Rajasingham, barınaklardaki aşırı kalabalık, soğuk hava, yetersiz beslenmenin salgın hastalıklar için elverişli bir ortam oluşturduğunu söyledi. Rajasingham, insani yardım çalışanlarının Gazze’ye erişim konusunda çok büyük engellerle karşılaştığını aktardı.

Paylaşın

Enflasyonu Yüzde 53.4, Hissedilen Enflasyon Yüzde 106.9

2023 yılında hissedilen enflasyon, açıklanan (resmi) enflasyonun yaklaşık iki katı oldu. Ortalama hissedilen enflasyon 2023’teki ortalama açıklanan enflasyonun 53 puan üzerinde hesaplandı.

Haber Merkezi / 2022 yılında hissedilen enflasyon ortalama 98,44 iken ortalama açıklanan enflasyon yıllık ortalama yüzde 71,98 olarak gerçekleşti. Böylece açıklanan enflasyon ile hissedilen enflasyon arasındaki fark 36,8 puan oldu. 2021 yılında ise ortalama hissedilen enflasyon yüzde 56,39, ortalama açıklanan enflasyon yüzde 19,42 ve aradaki fark 34,91 puan oldu.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Araştırma Merkezi (DİSK-AR) son zamanlarda kamuoyunda tartışılan hissedilen (algılanan) enflasyona ilişkin açıklama yaptı: Açıklamada şu ifadeler yer aldı:

“2023 yılında hissedilen enflasyon, açıklanan (resmi) enflasyonun yaklaşık iki katı oldu. Ortalama hissedilen (algılanan) enflasyon 2023’teki ortalama açıklanan (resmi) enflasyonun 53 puan üzerinde hesaplandı. 2022 yılında hissedilen (algılanan) enflasyon ortalama 98,44 iken ortalama açıklanan (resmi) enflasyon yıllık ortalama yüzde 71,98 olarak gerçekleşti.

Böylece resmi (açıklanan) enflasyon ile hissedilen (algılanan) enflasyon arasındaki fark 36,8 puan oldu. 2021 yılında ise ortalama hissedilen (algılanan) enflasyon yüzde 56,39, ortalama açıklanan (resmi) enflasyon yüzde 19,42 ve aradaki fark 34,91 puan oldu.

2021, 2022 ve 2023 yılları kapsamında hissedilen (algılanan) enflasyon ile açıklanan (resmi) enflasyon arasındaki puan farkının en yüksek olduğu yıl 2023 oldu.

Hissedilen (algılanan) enflasyon ile resmi (açıklanan) enflasyon arasındaki farkın çeşitli sebepleri var. Öznel bir veri olmasına rağmen hissedilen (algılanan) enflasyon verisi enflasyonun düzeyi ve etkisi konusunda önemli bir gösterge ve ipucu niteliğindedir. Açıklanan (resmi) enflasyon ile hissedilen (algılanan) enflasyon arasında büyük farklar olması enflasyon ölçümünde ciddi sorunlar olduğunun göstergesidir.

Enflasyonun çok daha düşük olduğu ülkelerin istatistik kurumları hissedilen (algılanan) ve beklenen enflasyona ilişkin verileri kamuoyu ile paylaşırken enflasyonun en yüksek seyrettiği ülkelerden biri olan Türkiye’de TÜİK bu verilere sahip olduğu halde kamuoyuna açıklamıyor. 2023 sonu itibarıyla AB ülkelerinde algılanan enflasyon yüzde 9,5, açıklanan enflasyon yüzde 2,4’tür. Aradaki fark 7,1 puandır. TÜİK’e göre ise Türkiye’de 2023 Aralık’ta hissedilen enflasyon yüzde 100,5 iken açıklanan enflasyon yüzde 64,8’dir.

Hissedilen (algılanan) enflasyon ile resmi (açıklanan) enflasyon farkı TÜİK’in TÜFE verileri ile ilgili güvenilirlik tartışmalarını daha da artıracaktır. TÜİK enflasyon ölçümü konusundaki verileri şeffaf biçimde kamuoyu ile paylaşmalıdır.”

Detaylı bilgi için TIKLAYIN

Paylaşın

İmamoğlu’ndan Erdoğan’ın Emeklilerle İlgili Açıklamasına Tepki

Katıldığı bir temel atma töreninde konuşan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın emeklilerle ilgili açıklamasına tepki göstererek şu ifadeleri kullandı:

“Daha dün emeklilerin aldığı maaşla ilgili dalga geçecek seviyede yorum yapmasını hicap duyarak dinledim. Tek emekli maaşı ile geçiniyor ve evini dönüştürecek. Ne yapacaksınız, sokağa mı bırakacaksınız? Biz o emeklilere 9 bin lira kira desteği vereceğiz. Onlara ekstra bir ayrımcılık yapıyoruz.”

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Eyüpsultan’da Akşemsettin ve Çırçır Mahallesi Kentsel Dönüşüm Projesi Temel Atma Töreni’nde açıklamalarda bulundu.

“Gerçek kentsel dönüşüm, insanları güvende hissettirir, huzurlu ve mutlu eder. Sahte kentsel dönüşüm ise insanları mağdur eder” diyen İmamoğlu, şunları söyledi:

“Kentsel dönüşümün de sahtesini yapıyorlar. Bu önemli. Her ne kadar esprili gibi olsa da kısmen bu sahte meselesini vatandaşlarımıza yaşatıyorlar. Kimin yaptığını siz çok iyi biliyorsunuz.

Gerçek kentsel dönüşüm insanları güvende hissettirir, huzurlu ve mutlu eder. Sahte kentsel dönüşüm ise, insanları mağdur eder.

İstanbul’un deprem gibi çok önemli bir sorunu var. Şunu da söylemem gerekir; bu sorunun çözümlerinden biri olması gereken kentsel dönüşüm, bu şehirde bu arkadaşlar yüzünden bir soruna dönüştü.

Eğer sahte işler yapar insanları aldatırsanız, kentsel dönüşüm diye İstanbul’un sadece göz önünde bulunan deniz kıyılarını lüks konutlarla yığın haline getirirseniz, Fikirtepe gibi bir talihsizliği yaşatırsanız… Kentsel dönüşüm adına yaptıkları insanları kentsel dönüşümden soğutur.

Bu milletten yıllarca deprem vergileri alındı, hem de milyarlarca dolar. Vatandaş sesini çıkaramadı. Her şeye rağmen hükümetine, belediyesine güvenen insanlar, bu güvenden sıkıntı gördüler. Onlar bu güveni yönetemediler. Vatandaşı yalnız ve çaresiz bıraktılar. Deprem toplanma alanlarını ranta açtılar, bir nevi vatandaşı sırtından hançerlediler.

Hâlâ seçime giderken insanlara ‘650 bin konut yapacağız’ yalanını söylüyorlar. Gerçekten yüzü kızarmadan ifade edebiliyor. 650 binin rakamsal değeri; hiç maaş ödemese, yatırım yapmasa, metroya ona buna harcamasa bu şehrin 5-6 yıllık bütün parasını harcasa yine yapamaz.

O bakımdan gerçeklerle yalanları ayırt etmek isteyen vatandaşlarımıza sesleniyorum; Tuzla’ya baksa gerçeği bütün açıklıkla görülür. 2019’da projeleşen 2022’de başlatılan TOKİ projesine baksınlar. Hemen yanı başında biz, KİPTAŞ projemizi tamamlayıp teslim ettik. TOKİ’nin, hâlâ kaba inşaat seviyesinde olan bölümleri var.

Bizimle onlar arasındaki fark inanın zihniyet farkıdır. Ahlak ve haysiyet farkıdır. Aradaki fark vatandaşa verdiği sözü şeref sözü kabul edenler ile vatandaşa yalan söylemekten utanmayanlar arasındaki farktır.

Daha dün emeklilerin aldığı maaşla ilgili dalga geçecek seviyede yorum yapmasını hicap duyarak dinledim. Tek emekli maaşı ile geçiniyor ve evini dönüştürecek. Ne yapacaksınız, sokağa mı bırakacaksınız? Biz o emeklilere 9 bin lira kira desteği vereceğiz. Onlara ekstra bir ayrımcılık yapıyoruz.”

Erdoğan ne demişti?

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Kütahya’da yaptığı konuşmada, emekliler için ‘seyyanen zam’ önerisine kapıyı kapatarak, “En düşüğü 10 bin lira olan emekli maaşı ömrünü kendisinin ve ailesinin geçimi için harcamış vatandaşlarımız için yeterli mi? Elbette değil” ifadesini kullanmıştı.

Paylaşın

Kur Korumalı Mevduat’ta Düşüş 27. Haftada Da Devam Etti

Kur Korumalı Mevduat (KKM) hesapları, 23 şubat ile biten hafta 2 trilyon 343,2 milyar liradan 2 trilyon 323,9 milyar liraya geriledi. Aynı hafta Merkez Bankası’nın (TCMB) toplam rezervleri 131 milyar 750 milyon dolar oldu.

Haber Merkezi / Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), 23 şubat ile biten haftaya ilişkin bankacılık sektörü verilerini açıkladı.

Buna göre; Kur Korumalı Mevduat (KKM) hesapları, 23 şubat ile biten hafta 2 trilyon 343,2 milyar liradan 2 trilyon 323,9 milyar liraya geriledi.

Öte yandan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), aynı haftaya ilişkin para ve banka istatistiklerini açıkladı. Buna göre; toplam rezervler 131 milyar 750 milyon dolar oldu. Bir önceki hafta toplam rezervler 134,2 milyar dolar düzeyindeydi.

Net rezervler 22 milyar 445 milyon dolar düzeyine geriledi. Bir önceki hafta net rezervler 28 milyar 500 milyon dolar olarak gerçekleşmişti. Brüt rezervler ise 3 milyar 613 milyon dolar azalarak 86 milyar 92 milyon dolardan, 82 milyar 479 milyon dolara geriledi.

Swap hariç net rezervlerde eksi 46,2 milyar dolar oldu. Daha önce swap hariç net rezervler eksi 41,9 milyar dolar olarak kaydedilmişti.

Merkez Bankası, faizi sabit tuttu

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK), politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının değiştirmeyerek yüzde 45’te sabit tuttu.

TCMB’den faiz oranlarına ilişkin yapılan duyuruda, “Kurul, politika kararlarını parasal sıkılaştırmanın gecikmeli etkilerini de dikkate alarak, enflasyonun ana eğilimini geriletecek ve orta vadede yüzde 5 hedefine ulaştıracak parasal ve finansal koşulları sağlayacak şekilde belirleyecektir” denildi.

Açıklamada, “Enflasyon ve enflasyonun ana eğilimine ilişkin göstergeler yakından takip edilecek ve Kurul fiyat istikrarı temel amacı doğrultusunda elindeki tüm araçları kararlılıkla kullanacaktır ifadesi kullanıldı.

Bu, TCMB’nin yeni Başkanı Fatih Karahan döneminde alınan ilk faiz kararı oldu. Karahan, bu ay başında Hafize Gaye Erkan’ın yerine TCMB Başkanlığına atanmıştı.

Karahan, göreve atanmasının ardından yaptığı ilk değerlendirmede “Merkez Bankamızın temel amacı ve önceliği fiyat istikrarını sağlamaktır” demişti. Merkez Bankası Başkanı, yılın ilk enflasyon raporunu paylaşırken yaptığı açıklamada da “Enflasyon, hedefimizle uyumlu seviyeye gerileyene kadar parasal sıkılığı korumakta kararlıyız” mesajı vermişti.

Ekonomistlerin beklentisi de Para Politikası Kurulu’nun bugünkü toplantısı sonucunda faizleri sabit tutacağı yönündeydi. Merkez Bankası, politika faizini geçen ay yüzde 42,5’ten yüzde 45’e yükseltmişti.

Paylaşın