Üst Araması Dayatması: Demirtaş’tan Görüşlere Çıkmama Protestosu

Selahattin Demirtaş’ın avukatı Ramazan Demir, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Edirne Cezaevi’nde Sayın Selahattin Demirtaş’a onur kırıcı üst araması dayatılmaya başlanmıştır” dedi ve ekledi:

“Adalet Bakanlığı’nın talimatıyla, bugünden itibaren, Sayın Demirtaş’ın görüş için odadan her çıkış ve girişinde, kameraların önünde ayakkabılarını çıkarması dayatılmaktadır.

Sayın Demirtaş, bu uygulamayı onur kırıcı bir zorbalık olarak tanımladığını ve asla kabul etmeyeceğini belirterek bundan böyle aile, avukat ve milletvekili görüşlerine çıkmayacağını ifade etmektedir.”

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın avukatlarından Ramazan Demir, Demirtaş Savunma Grubu adına yazılan metni sosyal medyadan paylaştı.

Avukat Ramazan Demir’in paylaştığı açıklamada, Edirne F Tipi Cezaevi’nde bulunan Demirtaş’ın, Adalet Bakanlığı’nın talimatıyla onur kırıcı üst arama dayatmasına maruz bırakıldığı belirtilerek, “Sayın Demirtaş’ın görüş için odadan her çıkış ve girişinde, kameraların önünde ayakkabılarını çıkarması dayatılmaktadır” denildi.

“Sayın Demirtaş, bu uygulamayı onur kırıcı bir zorbalık olarak tanımladığını ve asla kabul etmeyeceğini belirterek bundan böyle aile, avukat ve milletvekili görüşlerine çıkmayacağını ifade etmektedir” sözlerinin yer aldığı açıklama şöyle son buldu:

“Konuyla ilgili, DEM Parti Genel Merkezi de acilen bilgilendirilmiştir. Parti yetkilileri, Adalet Bakanlığı nezdinde girişimlerde bulunarak bu onur kırıcı dayatmadan derhal vazgeçilmesini isteyecektir.”

DEM Parti’den Demirtaş açıklaması

Demirtaş’a yönelik dayatmaya DEM Parti bir açıklama ile tepki gösterdi. DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu’nun açıklama şöyle:

“Edirne Cezaevi’nde hukuksuz şekilde rehin tutulan yoldaşımız Selahattin Demirtaş’a, görüşlere gidip gelirken onur kırıcı üst araması uygulamasının dayatılmaya başlandığı avukatları tarafından kamuoyuna duyurulmuştur.

Demirtaş’a yönelik bu onur kırıcı ve hukuksuz dayatmayı reddediyoruz. Seçim çalışmalarımızın engellenmesini de amaçlayan cezaevlerindeki artan bu baskıların sorumluluğunun Adalet Bakanlığı ve iktidarda olduğunu ifade ediyoruz.

DEM Parti olarak, seçim çalışmalarımızı seçilmişlerimizin ve tutsak arkadaşlarımızın da katıldığı bir kampanyayla yürütmekteyiz. Seçim çalışmaları başladığından bu yana halkımızın her alanda partisini sahiplenmesi karşısında siyasi acziyet yaşayan iktidar her türlü hukuksuzluğu devreye koymaktadır. Ancak bilinmelidir ki insanlık onuruna aykırı olan bu hukuksuzluklar ile DEM Parti durdurulamaz.

Demirtaş’a ve cezaevlerindeki arkadaşlarımıza karşı artan insanlık dışı uygulamaların bir an önce son bulması çağrısı yapıyoruz. Demokratik muhalefeti ve kamuoyunu da bu hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve birlikte mücadele etmeye davet ediyoruz.”

Paylaşın

Ali Koç’tan Galatasaray Yönetimine: Riyakar Oğlu Riyakarsınız!

Galatasaray yönetimine ağır eleştirilerde bulunan Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, “Hakemlerden memnunsunuz! Sadece bizim maçlarda güvenmiyorsunuz! Riyakar oğlu riyakarsınız! Belki de ülke için beka sorunusunuz. Milyonlar için sorunsunuz. Yabancı hakem istemezler, Avrupa’da yabancı hakemlerin nasıl maç yönettiğini görüyorlar. Kendilerini, Avrupa’da yere atıyorlar ama onlar ‘Kalk’ diyor. Tabii istemezler” dedi.

Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, Faruk Ilgaz Tesisleri’nde düzenlediği basın toplantısında Galatasaray’a sert eleştiriler yöneltti. Ali Koç’un açıklamaları şöyle: “Son dönemde gündem dinamik, iddialar, iftiralar yoğun.. Biz de uzun süredir basın toplantısı yapmadık, cevabını vermedik. Bu toplantının öznesi rakibimiz olacak… Rakibimiz son dönemde deli saçması söylemler içerisinde. Birazcık onlara ve ülkemize hatırlatmayı amaçlıyorum.

Böyle bir basın toplantısı yaptığım için de üzgünüm. Sportif rekabeti düşürdükleri seviye, mezbahayı aratır seviyede. Yalanlarla kendi camialarını kışkırtıyorlar. Bizim camiamızı tahrik ederek, milyonları kışkırtarak suç işliyor. Buna müdahale edecek federasyon yok. Galatasaray’ın Türk futbolu için beka sorunu olduğunu anlatacağım. Hayali olarak değil.

Bu kulübün kötülükte ve riyakarlıkta da Şampiyonlar Ligi’nde olduğunu, kazanmak için her şeyin mübah olduğu şeklinde davrandığını anlayacağınızı düşünüyorum. Algılarla, kısa sürekli mutlu olabilirler. Sonunda tarihin sonunda yer alan kirli ilişkileri, başarı için yaptıkları türlü türlü halleri çıkacaktır.

Tenhada ayrı, umumide ayrı davranırlar. Kendilerine yapılmasını istemediklerini, başkalarına çekinmeden yaparlar. Hiç çekinmezler. Ortalığı karıştırıp, bundan da faydalanırlar. Sportif rekabette, transferlerde algı oluşturup, hak, hukuk ve vicdan tanımazlar. Kul hakkı yemekten çekinmezler. Hakemleri ve TFF’nin kurullarını baskı altında tutmak için hayali düşmanlar yaratırlar. Rakiplerini aşağılarla ve alay ederler. Son Beşiktaş-Galatasaray derbisinde gördüğünüz gibi. Bu kulübün Türk futbolunun bekası için ne büyük derecede tehdit ve sorun olduğunu anlatabileceğimi ümit ediyorum.

Kendi maçlarında lehlerine olan hakem hatalarını örtbas etmek için ortalığı karıştırırlar. ‘Elimizde VAR kayıtları var. Ligi bitirtmeyiz’ derler, istedikleri olmayınca sus pus olurlar. İşler istedikleri gibi gittiğinde, tam tersi bir tavır takınırlar.

Futbolun marka değeri için mücadele ettiklerini, onlar olmasa Türk takımlarının Avrupa’ya gidemeyeceğini söylerler. Tüm kulüpler için adalet arayışında olduklarını söylerler. Kendi kanallarında ‘Futbol için adalet’ programı yapacaklarını yalanını söylerler. Bir sürü pozisyon yolladık ama program yayınlanmadı. Programı yapamadan kulüp kanalları da kapatıldı. Günü kurtarma refleksiyle, samimiyetsiz, gerçek dışı söylemler… Sadece kendilerini akıllı, herkesi saf görürler. Birinci örnek; TFF ve kurulları, Galatasaray için ne anlam ifade ediyor? Bu durum ligin gidişatına göre mi hareket ediyor? Aralarında danışıklı dövüş mü var? TFF’ye siper oldular. ‘Türk futbolunun iradeye, liyakatli yönetime ihtiyacı var’ dediler. Çok kısa süre sonra TFF’yi istifaya davet ettiler. İki gün önce de TFF’yi hesap vermeye çağırdılar. Hangisi gerçek?

İkinci örnek; bir maçta kulübümüz hakkını aramak için 19 Mart’taki Alanyaspor maçının devre arasında rahatsızlığımızla ilgili paylaşım yaptık. Kıyameti kopardılar. Sonra aradan on gün geçti, birebir aynısını kendi maçlarında yaptılar. Paylaşımı yapmadan önce aranızdan bir akıllı ‘Fenerbahçe aynı şeyi yaptı, başkanımızın ağzından çok sert şeyler yazdık. Yaparsak riyakarlık olur’ demiyorlar mı?

Üçüncü örnek; bu çarpıcı bir örnek… Bunların bir taktikleri var, insanların üzerine baskı kurmak. Bunun için kamuoyu önüne atmak ve itibar saldırısı. Şöyle derler; ‘Fenerbahçe ile ilgili şirketlerde çalışıyor. Koç Grubu’nda çalışıyor.’ Temel hedef, söz konusu kişiyi kamuoyu önüne atmak. MHK Başkan Vekili Murat Ilgaz için ‘Fenerbahçeli’ dediler. İlk kez MHK Başkanı’na değil, başkan vekilini saldırdılar. Temsilciler Kurulu Üyesi için ‘Koç Grubu çalışanı’ dediler. Kendisi 4 yıl önce emekli olmuştu. MHK Başkanı Lale Orta üzerinden TFF’yi baskı altına almaya çalıştılar. Cesur bir TFF Başkanı olsa ‘Ne diyorsunuz? Ben Galatasaray kongre üyesiyim’ derdi.

Hanımefendinin linç edilmesine çanak tuttu. Son olarak Beşiktaşlı yöneticiye Koç Holding çalışanı olduğu için yüklendiler. Bu kul hakkı yemek. TFF Başkanı, Galatasaray Kongre üyesi. Sayın Başkan, NEF ile ortak. Kendi yönetimlerinde bir kişini Koç Holding’de çalışmasına rağmen, Yüksek Divan Kurulu Başkanları Koç Holding’de çalıştı. Bunları söylemeden, pişkince konuşurlar. Hiç aynaya bakmazlar. Galatasaray Yönetimi’nde Koç Holding’de çalışan biri var. O kadar uyanıklar ki, kızın CV’sini internet sitesinde değiştiriyorlar. Çok akıllılar.

“Riyakar oğlu riyakarsınız!”

Baskı yaparak saldırarak istediklerini elde etmeye alışmışlar. PFDK Başkanı’nı Fenerbahçeli olmakla suçladılar. Ertesi gün Tahkim Kurulu Başkanı’nın oğlunu Galatasaray Kongre Üyesi yaptılar. Aynı şeyi biz yapsak ne olurdu? Bunlara göre herkes saf, bunlar akıllı. Madem TFF Başkanı’ndan memnun değilsiniz, kurullar rezil… Hakemler kötü… O zaman siz de bizim gibi yabancı hakem talebinde bulunun! Mertseniz, dürüstseniz, kendinize güveniyorsanız… Bu sizin en büyük samimiyet testiniz.

Hakemlerden memnunsunuz! Sadece bizim maçlarda güvenmiyorsunuz! Riyakar oğlu riyakarsınız! Belki de ülke için beka sorunusunuz. Milyonlar için sorunsunuz. Yabancı hakem istemezler, Avrupa’da yabancı hakemlerin nasıl maç yönettiğini görüyorlar. Kendilerini, Avrupa’da yere atıyorlar ama onlar “Kalk” diyor. Tabii istemezler. Bunların transfer yapma kültürleri olağanüstü, kimse yanına yaklaşamaz. Pek çok yerel kulüp şikayet eder ama seslerini çıkarmazlar. Oyuncu ayartmada, hülleli transferde, çıkarlarına göre transfer haberi servis etmede, sözleşmelerde işlerine geleni yapmakta, kamuoyunu yanlış yönlendirmede de Şampiyonlar Ligi’ndeler.

Bu ülkede bir tek kulüp, kendi dönemimiz için konuşayım ‘Oyuncumuzu ayarttılar’ diyemez. Onlar oyuncuyu ve menajeri ikna ederler, sonra da kulübünü köşeye sıkıştırarak, maddi zara bile uğratırlar. Oğulcan Çağlayan, Taylan Antalyalı.. Levent Mercan da var ama onu alamadılar. Maçlarından önce söz konusu takımların oyuncularıyla ilgili transfer haberleri çıkartırlar. Ya da oynayacakların takımların oyuncularını transfer etmek için teklif yaparlar. Kayserispor’a Mame Thiam için Pendikspor teklif yaptı. Sivasspor’a Sainz için Eyüpspor teklif yaptı. Bu üç İstanbul kulübünün yakın ilişkileri herkesin malumu. Zaten ikisi, aynı ligde oynadı. UEFA kuralları söz konusu bile olamaz. Alın size gerçek koalisyon. Gerçek koalisyon.

Bize bu yaz güya transfer çalımı attılar! Dört futbolcu var ki, resmi kontratta yazan bedellerin mümkünatı yok! İradeli TFF olsa, çağırır ve bilgi alır. Bunlar da resmi ve gayri resmi kontrat yapma kültürü var. Futbolcuya anlaştıkları bedel ile resmi kontrat arasında fark vardır. Yeri gelir imaj hakları, yeri gelir sponsorluk, son dönemde de gayrimenkul ile kapatıyorlar. Sponsorları çok cömert. O kadar cömertler ki, isimlerinin açıklanmasını istemezler. Bu nasıl bir işse!

Pazar günü bir futbolcularına imaj hakları yüzünden para ödemedikleri çıktı. Bunları TFF’ye soracağız. Ancak kılıfına uydurmakta üstlerine yoktur. Bizden 8-9 milyon euro isteyen oyuncuları, 3 milyon euroya oynatıyorlar. Herhalde İstanbul’un o yakasında daha fazla oksijen var. Olimpiu Morutan’ı 3 milyon euroya satmışlar. Şahsen ‘Bravo, keşke bizde de böyle sihirbaz olsa’ dedim. İşin öyle olmadığını anladık. 3 milyon euroya satılan oyuncu, belli bir maça çıkarsa o para ödeniyormuş. Kulübü de ilk 11’de oynatmıyor. Acaba 3 milyon euro, limit açmada kullanıldı mı? Bunu öğreneceğiz

Cedric Bakambu’nun Real Betis’e transferinde de yanlış bilgi verdiler. Real Betis’in 5+5 milyon euro ödeyeceğini öğrendik. Müthiş! İlerleyen günlerde söz konusu kulübün başkanının açıklamalarıyla işin aslını öğrendik. Forma anlaşmalarını 20 milyon euro olarak gösteriyorlar. İmkanı, ihtimali yok! Olmayacak şeyleri, bonusa koyup, gösterebilirsin. Burada da böyle olmuş. İnsanların gözünün içine bakarak doğruları söylemiyorlar. Bu ülkede doğruları ispatlamak durumundayız.

Nicolo Zaniolo için bizim teklifimi ifşa ettiler. Biz de oyuncuya bakıyorduk, menajerlerine yolladığımız teklif ellerine geçmiş ve ifşa ettiler. Bu aslında suç! Onu gösteriyor, kurnaz ya.. Fenerbahçe’nin daha çok verdiğini söylüyor ve oyuncunun, Galatasaray’ı tercih ettiğini söylüyor. Biz de bunu mahkemeye götürdük, haksız rekabetten…. Bilirkişi raporu geldi, bu ülkede dürüst insanlar da var. Raporda Galatasaray’ın teklifinin, Fenerbahçe’nin teklifinden yüksek olduğu yazıyor. Bunlar yargıda da çok güçlüler. Selahattin Baki ve Onur Göçmez’i ifadeye çağırttılar. Orada güçlüler. Amaç rahatsızlık yaratmak.

Bunların kültürünün başka bir uzantısı, kendilerinde yetişmiş veya oynamış oyuncuların, başka takımlara gittiklerinde, kendilerine karşı performansı ortadadır. Bir kulüp başkanı ‘Üç futbolcumuzun beyni ile kalbi arasında çelişki olmuştur’ dedi. Bu sözleri Fenerbahçe maçı sonrası bir başkan söylese, malum kulüp tarafından ülkemizde olağanüstü hal ilan ederler. Ümit Karan’ın Eskişehirspor’da forma giyerken, paylaştığı bir anıda söyledi. Galatasaraylı olduğu için gol atmak istemediğini söyledi. Gözlerime inanamadım. Younes Belhanda geçen sezon maçtan önce rakibi olan takımın tribünleriyle üçlü çektirdi.

Bunların kalemşörleri vardır, olağanüstü durumları normalleştirmede doçent olmuşlardır. Ümit Karan ‘Dürüst’ olduğunu söylüyor. Programı sunan ‘Ben de sokakta Galatasaraylıyım’ diyor. Younes Belhanda maçtan önce üçlü çektiriyor. Bu Şampiyonlar Ligi! Biz kimlerle rekabet ediyoruz. Fenerbahçe’den gidenler ise bize karşı kora kor mücadele ediyor. Doğrusu ve olması gereken bu. Aslında iki camia arasındaki kültür farkı bu. Neden başka kulüplerin eski futbolcularıyla ilgili gündeme gelmiyor? Veya transferde olanlar neden başka kulüplerle olmuyor?!

“Galatasaray’ın çevirdiği işlerden iki sezon Netflix dizisi çıkar”

“Basın toplantılarında istenilen soruları sordururlar. İstemedikleri soru geldiğinde, soru soran kişi kurumuna şikayet edilir. Ya da iletişim direktörleri gece yarısı mesaj atar ve tehdit eder. Yakın zamanda iki medya mensubu bunu yaşadı. Açın kulüp resmi ve taraftar hesaplarına bakın, ne kadar senkronize olduklarını ve ne demek istediğimizi anlarsınız. Yabancı hakem istememelerinin sebebi aşikardır. Türk futbolunun ne hale geldiğini görmek için Galatasaray – Antalyaspor maçına bakmak, yeterli olacaktır. Sonrasında yaşananlar gayri ahlaki spor kültürünün mükemmel bir örneğidir. O kadar çok örnek verebiliriz ki, iki sezon Netflix dizisi çıkar.

TFF, bunların kritik maçlarına hep istedikleri hakemleri atarlar. Bizi maçlarımız basket maçı gibi, dokunduğumuz an faul ve sarı kart. Oyuncularımız son maçta dayak yedi, dövülmeye çalışıldık. Bunlar tekme, tokat dövüyor. Bunlar ağır pozisyonlar. Hepsini gündeme getiremiyoruz, yayıncı kuruluşa para ödemeye gücümüz yetmez. Sahada etkisi var, bir sonraki maça etkisi var, hakemlerin bir sonraki maçına etkisi var. Bunlar başarıları hep bu yöntemlerle elde ediyorlar.

Carlos Vinicius… Ben böyle bir şey görmedim. Göz göze, kulak kulağa… Az kalsın dudak dudağa.. Kart yok, hiçbir şey yok. Bizim neredeyse İngilizce bilmeyen futbolcumuz “Aptalca” dedi diye atılıyor, burada hiçbir şey yok. Bakın ayrıca ne güzel atlıyorlar yere. Lucas Torreira nasıl basıyor, olacak iş değil. Haftaya derbide olmaması lazımdı. Wilfired Zaha’ya kart bile çıkmadı, iki bacağına birden… Kart yok, kart! Bunlar geçmişte de korunuyordu. O zaman da tescilli hakemleri, önemli maçlarına atanıyordu. 1997-1998’de Galatasaray- Beşiktaş maçında hakem Ahmet Çakar, Beşiktaş 1-0 öndeyken Galatasaray’a karşı 87’de bir penaltı çalıyor. Bugün itiraf ediyor. “Düdüğü çaldım ve eyvah dedim” diyor. 25 sene sonra itiraf ediyor, oyuncunun penaltıyı kaçırmasını istediğini söylüyor.

Kartlardaki çifte standart, bu sene zirve yapmıştır. Bu durum bütün ligi etkilemektedir. 59 faul, 15 kart aldık. Onlar 62 faul yapmış, 4 kart almış. Bu ortamda rekabet ne kadar güç, anlıyor musunuz? Pendikspor maçında hakem ikinci yarı kendine geldi. Biz 4 maçta, 59 faul yapmışız 15 kart almışız. Onlar, 62 faul yapmışlar, 4 kart almışlar. Galatasaray son 8 maçında 99 faul yapmış, 10 sarı kart görmüş. Biz 4 maçta, 59 faul, 15 sarı kart.

8 kırmızı kart verilmeyen pozisyon.. Şampiyonluk yarışını bu kart standartsızlığı derinden etkiliyor. Fernando Muslera sarı kart görüyor ve hakemi alkışlıyor. Ama dokunulmaz. Antalyaspor maçında Kerem Aktürkoğlu’nun sarı kartı var, ikinci sarı kartla atılacak. Hoca uyanıyor ve oyundan alıyor. Hakim Ziyech, Rizespor maçında sarı kart görmüyor, 94. dakikada kart çıkıyor. Belki atılacaktı ve diğer maçta oynayamayacaktı. Hatayspor maçında Barış Alper Yılmaz dirsek attı.

Trabzonspor maçında Lucas Torreira’nın faul ve itirazdan iki kart görmesi lazım. Antalyaspor maçında Carlos Vinicius… Yine aynı maçta Lucas Torreira’nın hareketi. Bilerek ve isteyerek basıyor. İnanabiliyor musunuz? Wilfired Zaha’nın Antalyaspor maçında faulü. Kısacası hakemler, şampiyonluk yarışındaki bir takımın en küçük hatasını ararken, diğer takımın kör göze parmak hareketlerini görmezden geliyorlar. Bu çifte standartı kimseye anlatamazsınız. Mauro Icari kamuoyu baskısı olmasa, sevk edilmezdi. Tedbirsiz sevk edildi.”

“Bu sezon PFDK’dan bize 9 Milyon, Galatasaray’a 6 Milyon 390 Bin TL. Tahkim’e gittik, biz itirazla 8 Milyon 946 Bin TL’ye indik, onlar 4 Milyon 947 Bin TL’ye. Galatasaray ile TFF arasındaki ilişkinin adını koyamadık. TFF’de korundukları, bu kulübün zor anında TFF’nin imdatlarına yetiştiği ortadadır. Hakeme saldırı sonrası TFF 1. Lig’de maçlar kaydırıldı, Süper Lig’de sadece o haftanın maçları ertelendi. Bu niye önemli? Bu bazılarına avantaj, bazılarına dezavantaj sağlar. Hava şartları, cezalı sporcular, takımların seyahat süreleri… Tesadüf olabilir, bilerek de olabilir… Sorduk ama cevap alamadık. Süper Lig’e başka muamele yapılması, rakibimizin lehine şartlar oluşturdu.

Suudi Arabistan’da konusunda bir anormallik var. Fenerbahçe’nin sorumlu tutulması, bizi rahatsız ediyor. Devletimize çağrıda bulunduk ama herhalde onlar konuyu önemli bulaşmıyor. Biz araştırdık, neden hep biz? Neden bizi ve beni hedefe koydular. Araştırma sonucu istemediğimiz bir şeyle karşılaştık. Meğer TFF Başkanı Mehmet Büyükekşi, devlet yetkililerine bizi işaret etmiş. Uğur Dündar’ın saat 16:00‘daki açıklamasının krize sebep olduğunu devlet yetkililerine aktarmış.

Ben de kendisine sordum. Oradakiler ‘bana öyle sordular. Ben de ‘Evet’ dedim.’ cevabını verdi. Soranlar kim? Bakan seviyesi mi, başka seviye mi? Peki dedim ‘Sayın başkan, rakibin Genel Sekreteri’nin Uğur Bey’den önce İstiklal Marşı’na izin verilmediğini söylemesini yetkililere aktardınız mı?’ şeklinde sordum. “O tweet’ten haberim yok’ dedi. Onların attığı tweet, bütün krizi tetikledi. Nevzat Dindar, Uğur Bey’in tweetinden önce Eray Yazgan’a ulaştığını ve ‘İstiklal Marşı okunmazsa sahaya çıkmıyoruz’ dediğini aktardı. Bu durum bile kollandıklarını ortaya seriyor.

Galatasaray – Antalyaspor maçı penaltı itirazı… Bir konudan 20 kişi haberdarsa, o konu gizli kalamaz. İddia şu, Abdülkadir Bitigen Galatasaray maçında verdiği penaltıyı, haftalık eğitimde yanlış karar olarak değerlendiriyor. İddia bu. Araştırdık, 1 Mart Cuma günü saat 15:00‘te hakemleri Hugh Dallas ve TFF Başkanı’nın katıldığı toplantı yapılıyor.. TFF Başkanı Tolga Özkalfa ile ilgili görüşlerini anlatıyor. İstifa etmediğini ve görevden alındığını belirterek ayrılıyor.

Hugh Dallas, Abülkadir Bitigen’e verdiği penaltıyla ilgili görüşünü soruyor. Hakemler hayrete düşüyor. Penaltı kararını yanlış verdiğini herkesin önünde itiraf ediyor. VAR çağırıyor ve izliyor, penaltı çalıyor. Sonra da penaltının yanlış olduğunu itiraf ediyor. Peki şampiyonluk yarışına bu kararın etkisi ne olacak? Malum kulüp, her sene böyle 3-4 maç kazanıyor. Ofsaytımsı gibi bunlar unutuluyor. Siz de puan kaybedersiniz ‘Ya siz de puan kaybetmeseydiniz’ derler.

TFF Başkanı’na Abdülkadir Bitigen olayını sordum. Böyle bir toplantı olmadığını söyledi. Bilerek kendisinin katıldığını söylemedim. Halbuki kendisi de katılmış. Biz nasıl mücadele edeceğiz. Bu kayıtlar TFF’nin elinde var ve açıklanmasını istiyoruz. Gelelim FETÖ konusuna… En kuvvetli oldukları dönemde ilk baş kaldıran ve diz çöktüren Fenerbahçe’dir. Bunlarla mücadeleyi biz başlattık. Başkanımız ‘Ne şikesi, memleket elden gidiyor’ dedi. İnanmadınız, sulandırdınız. Sonra olanları gördünüz. Maddi ve manevi zarar yaşadık. Sonrasında takım otobüsümüz kurşunlandı. Buna rağmen bu terör örgütüne, ilk kurban edilen tek takım Fenerbahçe. Bunun helalleşmesi olmadı. TFF ile mahkemeliğiz, her türlü şark kurnazlığı yapıyorlar.

Ercan Güven, FETÖ ile ilişkiyi mükemmel anlatmış. Yazının başlığı ‘Ağzınızdan çıkanı önce kulağınız duyacak.’ Yazıda ‘Söz konusu örgütün maskesi düşmediği dönemde, futboldaki vitrini haline getirdiği yıldızları kendilerine çalışan kanaat önderi haline getirdiği gibi, 15 Temmuz’dan sonra bu isimleri kulüpten atmaktan bile zorlandılar.’ demiş. Biz de bunu somutlaştıralım. Fenerbahçe’ye saldırmak pahasına, devletin FETÖ ile mücadelesi zayıflatmak adına FETÖ seviciliği yapmaktır. Bunu aklınıza sokun. Örgütün 3 Temmuz’u kumpas olarak görmeyenlere soruyorum, o halde 17-25 Aralık, 15 Temmuz hain darbe girişimi ve birçok FETÖ kumpası hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizin anlayışınıza göre bunlar da meşru.

Gelelim gerçeklere, FETÖ’nün en çok sevdiği, gönül kurduğu kulüp, kendileri olmalarına rağmen… Hala kırmızı listede yer alan efsaneler… O dönem örgütün yılmaz savunucusu Rasim Ozan Kütahyalı’nın savunduğu Zekeriya Öz de bu kulübün üyesi. ‘3 Temmuz’da Fenerbahçe’yi yerle yeksan etmeseydik, Galatasaray’ın önü açılmazdı’ diyen Kütahyalı’nın Galatasaraylı olması da tesadüf! Bunların adlarını ağzıma almaktan bile utanıyorum. Mehmet Baransu’nun da Galatasaraylı olması tesadüf! Dikkat edilmesi gereken, terörist başının kendi ağzından çıkan sözlerdir. ‘Dua ve himmetle ayağa kaldırdık’ dediği kulüp biz değil. Haydi siz de ‘Biz değiliz’ diyin.’ Bu kulüp dışında hangi sözleri sarf etmiştir. Bizim için ise ‘Fenerbahçe bize karşı sert bir tavır içerisinde.’ Belki o yüzden oraya çökmüşlerdir.

Sayın Cumhurbaşkanımız, Yüksek Divan Kurulu’ndaki sözlerinde ve 3 Temmuz 2021’de yazdığı mektupta “Sürecin en canlı şahitlerinden ve mağdurlarından biri Fenerbahçe Spor Kulübü’dür. FETÖ’nün yargı marifetiyle Türk futbolu dizayn etme çabası, Fenerbahçe’nin dik duruşu ile gerçekleşmemiştir” demiştir. Bunların etkileri, futbolda hala devam etmektedir.

Son dönemde ülkemizde ilginç gelişmeler oluyor. 12 Şubat 2024’te elebaşının videosu yayınlandı. Bazı kesimler bunu diriliş videosu olarak lanse etti. Aynı gün FETÖ’den ihraç edilen hakim ve savcıların göreve geldiği Sabah Gazetesi’nde çıktı. Cumhurbaşkanı ve Devlet Bahçeli tepki gösterdi. Garip bir hava var. Ne tesadüfi Galatasaray bu süreçte ortaya çıkıp ‘Bu ateş üfleyerek sönmez’ lafını gündeme getiriyor. Acaba Fenerbahçe’ye bu şekilde saldırmaya cesaret etmeniz, son dönemin cesareti mi? Fenerbahçe’ye FETÖ konusunda çamur atacak en son kurumun başında siz gelirsiniz, Galatasaraylılar…”

Paylaşın

Dört Vekile Ait Dokunulmazlık Fezlekeleri TBMM’de: DEM Parti Ve TİP

Aralarında DEM Parti İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, DEM Parti Van Milletvekili Pervin Buldan, ve TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık’ında bulunduğu 4 milletvekiline ait dokunulmazlık dosyası, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na sunuldu.

Haber Merkezi / Meclis Başkanlığı’na, “Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Cumhurbaşkanlığı Tezkeresi” sunulan 4 milletvekilinin isimleri şu şekilde:

“DEM Parti İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, DEM Parti Van Milletvekili Pervin Buldan, DEM Parti Mardin Milletvekili Salihe Aydeniz, DEM Parti Bitlis Milletvekili Hüseyin Olan ve TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık.”

Süreç nasıl işliyor?

Hakkında suç isnadı bulunan milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılıp kaldırılmamasına ilişkin talepler, Adalet Bakanlığına sunuluyor. Bakanlık, talebi gerekçeli bir yazıyla Cumhurbaşkanlığına, Cumhurbaşkanlığı ise TBMM Başkanlığına iletiyor.

Meclis Başkanlığına gelen fezlekelerin gündeme alınmasındaki süreç, İçtüzüğe göre işliyor. Milletvekili dokunulmazlığı, İçtüzüğün “Yasama Dokunulmazlığı ve Üyeliğin Düşmesi” başlıklı dokuzuncu kısmının “yasama dokunulmazlığı” alt başlıklı birinci bölümünde düzenleniyor.

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması hakkındaki istemler, TBMM Başkanlığınca “Gelen Kağıtlar” listesinde yayınlanarak Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona havale ediliyor.

Söz konusu fezleke ile Meclis’teki mevcut fezlekeler, sevk edildikleri Karma Komisyonda bekletilebiliyor ya da komisyonda gündeme alınabiliyor. Fezlekelerin gündeme alınması halinde süreç başlıyor. Karma Komisyon toplanıyor ve hangi fezlekeye ait dosyayı değerlendireceğine karar veriyor.

Hazırlık Komisyonu kuruluyor

Hazırlık Komisyonu, kurulduğu andan itibaren en geç 1 ay içinde dosyayı inceleyerek raporunu hazırlıyor. Bu komisyon bütün kağıtları inceleyip gerekirse o milletvekilini dinliyor ancak tanık dinleyemiyor.

Hazırlık Komisyonu, yasama dokunulmazlığının kaldırılması yönünde karar alırsa dosya Karma Komisyona havale ediliyor. Karma Komisyon da 1 ay içinde Hazırlık Komisyonu raporunu ve eklerini görüşerek sonuçlandırıyor.

Karma Komisyon, dokunulmazlığın kaldırılmasına veya kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar veriyor.

Karma Komisyon kovuşturmanın ertelenmesini kararlaştırmışsa bu yöndeki raporu Genel Kurulda okunarak bilgiye sunuluyor. Bu rapora milletvekilleri tarafından 10 gün içinde itiraz edilmezse kesinleşiyor, itiraz edilmesi halinde ise rapor Genel Kurul gündemine alınıyor. İtiraz edilmeyen dosyalar Cumhurbaşkanlığına gönderiliyor.

Dokunulmazlığın kaldırılması yönündeki Karma Komisyon raporları, doğrudan Genel Kurul gündemine giriyor. Genel Kurul, raporu kabul ederek dokunulmazlığın kaldırılmasını kararlaştırabileceği gibi, raporu reddederek yargılamanın dönem sonuna ertelenmesine de karar verebiliyor.

Kovuşturma ertelenmiş ve bu karar Genel Kurulca kaldırılmamış ise dönem yenilenmiş olsa bile milletvekilliği sıfatı devam ettiği sürece ilgili hakkında kovuşturma yapılamıyor.

Genel Kurul aşaması

Milletvekillerine dağıtılan Karma Komisyon raporu, Genel Kurulda okunarak görüşülüyor. Biri lehte diğeri de aleyhte olmak üzere, iki milletvekili rapor üzerinde konuşma yapıyor.

Fezlekesi olan milletvekili isterse Hazırlık Komisyonunda, Karma Komisyonda veya Genel Kurulda kendi savunmasını yapabiliyor ya da başka bir milletvekili arkadaşına savunma yapması için bu hakkını verebiliyor.

Söz ve savunma talebi yoksa görüşmeler tamamlanıyor. Daha sonra Karma Komisyonun yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına dair raporu oylamaya sunuluyor. Genel uygulamaya göre açık oylama yapılıyor. Genel Kurulda dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin oylamada, karar yeter sayısı (151) yeterli oluyor.

Her dosya için ayrı oylama yapılıyor

Genel Kuruldaki oylamada, her milletvekili ve fezleke için ayrı oylama yapılıyor. Bir milletvekili hakkında iki dosya varsa iki dosya ayrı ayrı oylanıp karara bağlanıyor. Dokunulmazlık hangi dosya hakkında kaldırıldıysa yalnızca o fezleke hakkında yargılama yapılabiliyor. Milletvekilinin dönem sonuna bırakılan dosyası hakkındaki dokunulmazlığı devam ediyor.

Genel Kurul kararından sonra milletvekilinin dokunulmazlığı, söz konusu dosya için kaldırılmış oluyor.

Meclis Başkanlığı, dosyayı Cumhurbaşkanlığı aracılığıyla Adalet Bakanlığına gönderiyor. Bakanlık da dokunulmazlığı kaldırılan milletvekili hakkında gereğinin yapılması için dosyası ilgili savcılığa havale ediyor.

Savcılık da dosyanın ulaşmasının ardından soruşturmaya kaldığı yerden devam ediyor, söz konusu milletvekilini tutuklanması talebiyle mahkemeye de sevk edebiliyor ya da tutuksuz olarak yargılanmasına da devam edebiliyor.

Dokunulmazlık kalkıyor, vekillik devam ediyor

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kalkmasıyla milletvekilliği düşmüyor, devam ediyor. Milletvekili maaşını alıyor ve diğer sosyal haklarından yararlanıyor. Tutuklanmamışsa Meclise gelerek yasama çalışmalarına da katılabiliyor.

Ancak milletvekili hakkındaki ceza kesinleştikten sonra Genel Kurulda okunuyor ve o zaman milletvekilliği düşürülüyor.

Milletvekilinin yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya milletvekilliğinin düşmesine karar verilmesi halinde, Genel Kurul kararının alındığı tarihten itibaren 7 gün içinde ilgili milletvekili veya bir diğer milletvekili, kararın Anayasaya, kanuna veya İçtüzüğe aykırılığı iddiasıyla iptal için Anayasa Mahkemesine başvurabiliyor. Anayasa Mahkemesi, iptal istemini 15 gün içinde kesin karara bağlıyor.

Paylaşın

Putin’den Batı’ya Uyarı: Rusya, Nükleer Savaşa Hazır

Devlet televizyonuna açıklamalarda bulunan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinin tam olarak nükleer savaşa hazır olduğunu söyledi. Vladimir Putin, her şeyin o yöne doğru gitmediğini belirtti.

İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyelikleriyle ilgili de konuşan Putin, iki ülkenin NATO’ya üye olmasını “anlamsız adım” olarak niteledi. Finlandiya sınırında şu ana kadar askerleri olmadığı ama artık olacağını söyledi.

ABD seçimlerine de değinen Rusya Devlet Başkanı Putin, Rusya’nın herhangi bir seçime müdahale etmediğini ve Amerikan halkının seçeceği liderle çalışacağını belirtti.

15 – 17 Mart’ta Rusya yapılacak devlet başkanlığı seçimini kazanmasına kesin gözüyle bakılan Vladimir Putin, devlet televizyonuna Gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Putin, Moskova’nın nükleer savaş senaryosu konusunda “acele etmediğini” belirterek, ülkesinin Ukrayna’da nükleer silah kullanımına gerek görmediğini söyledi. Putin, “ülkenin nükleer bir savaşa gerçekten hazır olup olmadığı?” yolundaki bir soru üzerine “Askeri ve teknik açıdan bakıldığında elbette hazırız” dedi.

Putin, “Rusya’nın varlığı tehdit edilirse nükleer silah kullanmaya hazır olduklarını” açıkladı. “Silahlar onları kullanmak için var ve bizim ortaya koyduğumuz kendi prensiplerimiz var.” diyen Putin, “Nükleer savaşa gerek yok, ama olursa buna teknik olarak hazırız” dedi.

ABD’nin nükleer testleri yapması durumunda Rusya’nın da aynısını yapabileceğini ifade eden Putin, “Bu gerekli değil… hala bunun hakkında düşünmemiz gerekiyor ama aynısını yapabileceğimizi de göz ardı etmiyorum.” dedi.

Putin, Rusya’nın Şubat 2022’den bu yana çatışmaların sürdüğü Ukrayna’da hiçbir zaman nükleer silah kullanma ihtiyacıyla karşılaşmadığını söyledi. Putin, “Kitle imha silahlarını neden kullanmamız gerekiyor? Hiçbir zaman böyle bir ihtiyaç olmadı.” dedi.

Rusya dünyada en fazla nükleer silaha sahip ülke

Federation of American Scientists-Amerikan Bilimcileri Federasyonu verilerine göre Putin 5800 nükleer silahı kontol ediyor.

Bunların 1200’ünün kullanılmaz durumda olduğu düşünülse de 4380’inin uzun ve kısa menzilli taktikesel nükleer silahlar olarak kullanılmak için depolarda bulunduğu belirtiliyor.

İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyelikleriyle ilgili de konuşan Putin, iki ülkenin NATO’ya üye olmasını “anlamsız adım” olarak niteledi. Finlandiya sınırında şu ana kadar askerleri olmadığı ama artık olacağını söyledi.

Amerikan seçimlerine de değinen Putin, Rusya’nın herhangi bir seçime müdahale etmediğini ve Amerikan halkının seçeceği liderle çalışacağını belirtti.

Paylaşın

Bakan Ali Yerlikaya Açıkladı: 3 Suç Örgütü Çökertildi

Sosyal medya hesabından açıklama yapan İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, 7 ilde düzenlenen Mahzen operasyonlarında 3 suç örgütünün çökertildiğini söyledi. Yerlikaya, 18 şüphelinin de yakalandığını aktardı.

Haber Merkezi / Bakan Ali Yerlikaya, operasyonlarda 2 milyar lira suç gelirinin ele geçirildiğini belirtti.

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, sosyal medya hesabından, 7 ilde düzenlenen “MAHZEN-11” operasyonlarına ilişkin bilgilendirme paylaşımında bulundu. Yerlikaya, söz konusu paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

“Manisa merkezli 7 ilde Jandarma tarafından düzenlenen “MAHZEN-11” operasyonlarında; Erdoğan Şener’in (Şenerler), Sadrettin Avcı’nın (Avcılar) ve Fedai Karal’ın (Karallar) elebaşılığını yaptığı 3 ayrı Organize Suç Örgütü Çökertildi. Operasyonlarda elebaşlarının da içerisinde bulunduğu organize suç örgütü üyesi 18 şüpheli yakalandı.

Akhisar Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde; Manisa İl Jandarma Komutanlığınca yapılan çalışmalar sonucu; Manisa merkezli İstanbul, İzmir, Tekirdağ, Kocaeli, Antalya ve Balıkesir’de faaliyet gösteren organize suç örgütü üyesi şüphelilerin; Suç işlemek amacıyla örgüt kurma, kara para aklama, nitelikli dolandırıcılık ve tefecilik suçlarını işledikleri tespit edildi.

Operasyonlar sonucu: 7 adet ruhsatsız tabanca, 6 adet av tüfeği, 47 otomobil, 2 tekne, çok sayıda çek, senet, araç satış sözleşmesi ve tapu sözleşmesi ile çok miktarda nakit para ve dijital materyale el konuldu. Ayrıca 2 Milyar TL’nin suçtan elde edildiği tespit edildi.”

Paylaşın

Erdoğan’dan ‘Gabar Petrolü’ Açıklaması: 100 Bin Varile Geçmeyi Hedefliyoruz

Partisinin seçim çalışmaları kapsamında Şırnak’ta halka seslenen Erdoğan, “Yalan yanlış haberlerle milletimizi karamsarlığa sürükleyenlerin gayesi ülkeyi eski terör günlerine döndürmektir” dedi ve ekledi:

“Türkiye’nin geleceği için programları olmayanların heybelerindeki tek malzemeleri budur.  Bizim bu ülke ve bu millet için çok büyük hayallerimiz var. Biz sadece eser ve hizmet siyaseti yaptık.”

Erdoğan, konuşmasının devamında “Gabar’da günlük petrol üretimi günlük 37 bin varili geçmiş durumda. Hedef 100 bin varil. Buralar uçacak, uçacak. Bu ay sonuna kadar 40 bin varili geçmek yıl sonunda da 100 bin varile geçmeyi hedefliyoruz. Boş durmuyoruz, çalışıyoruz, çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Şırnak mitinginde açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkan bölümler şu şekilde:

“Bu şehir dünyanın en güzel sevda hikayelerinden birine ev sahipliği yapan yerdir. Yavuz’un emaneti Şırnak, dağlarıyla, nehirleriyle, vadileriyle, en önemlisi insanıyla bugün yine bir başka güzel.

Bin yılı aşkındır medeniyetimizin, kardeşliğimizin, inancımızın, birlik ve beraberlik ruhumuzun nabzının attığı bu şehri biz Allah için seviyoruz. Yaşadığı acıları ve sevinçleri türküleriyle destana dönüştüren Şırnak’ın bize olan muhabbetini biliyoruz.

İnşallah başı rahmet, ortası marifet, sonu ebedi azaptan kurtuluş olan Ramazan-ı Şerif bu muhabbetin güçlenmesine vesile teşkil edecektir. Rabbim bu kutlu ayda tuttuğumuz oruçları, yaptığımız ibadetleri katında kabul eylesin. Rabbim dünyadaki tüm mazlumlara, mağdurlara, gariplere huzur, esenlik, selamet ihsan eylesin.

Bizler kendi evlerimizde, yuvalarımızda oruçlarımızı tutar, ibadetlerimizi eda ederken yakın uzak coğrafyamızda durum hiç iç açıcı değil. Her an başlarına bir şey gelme endişesiyle yaşamak, iftarını açacak bir lokma bulabilmek umuduyla koşturmak zorunda kalan insanların Allah yardımcısı olsun diyoruz.

Sahip olduğumuz huzurun, güvenin, sağlığın, nimetin şükrünü ifa etmek için ramazan ayı önemli bir fırsat. Kendimizi gelip geçici sıkıntıların girdabına kaptırıp elimizdekinin değerini bilmezsek Hakk’ın huzuruna vardığımızda mahçup oluruz.

“Çok büyük hayallerimiz var”

Çoğu yalan yanlış haberlerle milletimizi karamsarlığa sürüklemek isteyenlerin amacı, eleştirdiklerinin yerine daha iyisini koymak değildir. Bunların gayesi ülkeyi tekrar eski istikrarsızlık, kavga, terör günlerine döndürmektir. Türkiye’nin geleceği için en küçük hayalleri, vizyonları, programları olmayanların heybesindeki tek malzeme budur. Bizim ise bu ülke ve bu millet için çok büyük hayallerimiz var.

Önce 2023 hedefleriyle ülkemizi bugünlere hazırladık. Şimdi de Türkiye Yüzyılı ile ülkenin geleceğini inşa etmenin mücadelesini veriyoruz. Hep söylediğimiz gibi biz sadece eser ve hizmet siyaseti yaptık.

Geçtiğimiz 21 yılda vatan topraklarının her karışına terimizi akıttık. Ülkenin her bireyinin hayatına olumlu yönde dokunduk. Yaptığımız hizmetlerin en yakın şahitlerinden biri de Şırnak’tır. Gerçi, Şırnak ile aramıza girmek için her yolu deneyenler de oldu.

Sadece Şırnak ile değil bu bölgenin tamamıyla bizim ve ülkemizin bağını koparmaya çalıştılar. Halbuki kalpsiz bir vücut olur mu? Şırnak’sız, Mardin’siz, Diyarbakır’sız bir Türkiye de olmaz. Geçmişte yaşanan kimi olumsuzluklar bu gerçeği asla değiştiremez.

Cumhuriyet tarihi boyunca ülkemizin pek çok yerinde insanlarımız farklı sebeplerle sıkıntı çekti, eziyet çekti, yokluk yaşadı. Geri kalmışlık sadece bu bölgenin değil belli bir kesim dışında milletimizin tamamının ülkedeki her şehrin kaderi yapılmak istendi.

Tek parti faşizmi hem maddi mahrumiyetleriyle, hem manevi eziyetleriyle bu anlayışın en başta gelen temsilcisiydi. Rahmetli Menderes bu gidişe dur diyen ilk lider olarak milletimizin önüne yeni bir ufuk açtı.

Darbeler, cuntalar ve vesayetler devriyle bu ufuk sürekli karartılmak istenmişse de milletimiz kazanımlarına hep sahip çıktı. Millet bununla kalmadı yakaladığı her fırsatta tercihini milli iradenin güçlenmesinden yana yaparak kazanımlarını adım adım ileriye taşıdı.

Dolayısıyla bir döneme damgasını vuran faşizan uygulamalar sizlerle birlikte bu ülkenin inancına, kültürüne, değerlerine sahip çıkmak isteyen tüm insanların başına musallat olmuştur.

“Devletin hataları elbette olmuştur”

Bölücü terör örgütü tek parti faşizmi ile bu topraklarda kurulmaya çalışılan zulüm düzeninin sürmesi için ülkemizin başına bela edilen bir araçtır… Devletin hataları elbette olmuştur. Ama bölücü örgüt aleni bir ihanetin hepimizi birden hedef alan karanlık bir senaryonun maşalığını yapmıştır.

Son 21 yılda gerçekleştirdiğimiz demokrasi ve kalkınma devrimi ile içerideki ve dışarıdaki tüm unsurlarıyla biz işte bu sinsi oyunu bozduk. Şimdi de güney sınırlarımız boyunca oluşturmaya başladığımız güvenlik koridoru ile etrafımızdaki ateşin ülkemize sıçramasının önüne tamamen geçiyoruz.

Türkiye’yi bu ateşin içine çekmek için kullanılan terör örgütleriyle sınırlarımız arasına set çekerek hem emperyalistlere hem maşalarına mesafe koyuyoruz. Elbette bu noktaya kolay gelmedik. Kendi mücadelemizi, kendi imkanlarımızla yürütecek seviyeye gelmek kolay olmadı. Çok fedakarlık yaptık. Hamdolsun emeklerimizin karşılığını alıyoruz.

Şu anda Gabar’da günlük petrol üretiminde nereye vardık biliyor musunuz? 37 bin varili geçmiş durumdayız. Hedef 100 bin varil. Buralar uçacak, uçacak… Uçacak. Bu ay sonuna kadar günlük 40 bin varili geçmek, yıl sonunda da 100 bin varil üretime ulaşmayı hedefliyoruz.

Sizler de gördünüz. Terör varsa ne yatırım oluyor, ne iş oluyor, ne huzur oluyor, ne muhabbet oluyor. İkinci olarak şehrimizin imkanlarıyla ülkemizin hedeflerini örtüştürüp doğru ve gerçekçi adımlarla Şırnak’ı kalkındıracağız.

Sizlerin ve evlatlarınızın güvenli geleceği için zihinlerinde hiçbir program, yüreklerinde hiçbir heyecan olmayanlara iradenizi teslim etmeyin.”

Paylaşın

AK Parti Sözcüsü Çelik’ten Dikkat Çeken “Yeniden Refah” Açıklaması

Katıldığı bir televizyon programında açıklamalarda bulunan AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Yeniden Refah Partisi’ne ilişkin, “Şu an itibarıyla Cumhur İttifakı’nda değiller. YRP ve bir iki parti de var. Müstakil parti olarak mı kurulmuşlar yoksa AK Parti içerisinde muhalefet olarak mı kurulmuşlar?” dedi ve ekledi:

“Milli manevi değerler açısından istedikleri her şeyi cumhurbaşkanımız gerçekleştirmiş. Parti yönetimi CHP’yi kazandıracak bir motivasyon içerisine giriyor. Ama tabanındaki seçmen, milli manevi değerlerin cumhurbaşkanımız tarafından gerçekleştirildiği görülüyor. YRP tabanındaki vatandaşlarımız cumhurbaşkanı aleyhine bir tutum içerisine girmeyecekler.”

Ömer Çelik, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘son seçimim’ ifadesiyle ilgili olarak, “Siyaseti bırakırım manasında bir söz değil. Liderlerin siyasi ömrüne vatandaş karar veriyor. Vatandaş, ‘Cumhurbaşkanımız hizmet etmeye devam etsin’ diyor” yorumu yaptı.

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, CNN Türk yayınında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Ömer Çelik’in açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Cumhurbaşkanımız bunu sık sık söyler. Bizim hatırlanacağımız şeyler eserlerdir, yaptığımız işlerdir. Ben çok uzun zamandır kendisi ile beraberim. Yorulmaksızın, durmak bilmeksizin çalışır. Siyasette gençlerin yetişmesine çok önem veriyor. Onlara bir gün devralacaklarını her zaman hatırlatıyor. Siyaset yaptığımız görevlerden daha geniş bir şey. Cumhurbaşkanımız için siyaset bir hayat tarzı. O siyaseti bırakırım anlamında bir ifade değil.

Bununla ilgili bir siyasi gündemimiz yok Meclis’in kendini feshetmesi gibi. Önümüzdeki 5 seneyi iyi değerlendireceğiz. Siyasette bildiğim bir şey var. Liderlerin siyasi ömrüne vatandaş karar verir. Vatandaşımız cumhurbaşkanımız hizmet etsin istiyor. Böyle büyük bir irade var. Cumhurbaşkanımızın liderliği organik. Millet kal derse kalırız, git derse gideriz der cumhurbaşkanımız da. Seçim vesilesi ile dışarıda gördüğüm Cumhurbaşkanımıza teveccüh artarak devam ediyor.

Geçen seçimlerde bize Sayın Kılıçdaroğlu için önde deniyordu. Bir sürü siyaset bilimci, daha sonra analizinde nasıl yanıldığını izah etmek zorunda kaldı. O zaman dedik ki saha böyle söylemiyor. Bu kadar seçim geçirdik, iyi kötü görüyoruz. AK Parti Genel Merkezi’nde ypaılan toplantılar sonrasında verilen kararların vatandaşlarımız tarafından heyecanla kabul gördüğünü görüyorum. Yerel yönetimler başkanlığımız var bizim.

Seçim bittikten sonra 5 yıl boyunca sürekli fotoğraf çeker. Masaya oturduğumuzda bu 5 yıllık performanslar bakılır. AK Parti Genel Merkezi izole değil. Anadolu’daki her yere hakim bir siyaset merkezi. Adayların tespit edilmesinde birden fazla mekanizma kullanılıyor. Siyaset bir matematik alanı değil, mutlak değil. Ancak 20 yıldır denenmiş metotlar bunlar.

* Arkadaşlarımızın performansını tek tek çok iyi buluyoruz. Bu açıdan baktığımızda yükselen bir trend olduğunu görüyoruz. Kaybolacağını söyleyenler çok manipülatif şeyler. CHP’li Özel’in dediği gibi Atatürk şu, şu illeri alın diyor. Atatürk’le bu işin ne ilgisi var. Biz demokratik terbiye icabı şu ili alacağız diyemem. Orada oy kullanacakları etkileyemem. Ama arkadaşlarımızın performansı gayet iyi.

Yeniden Refah Tartışması

Şu an itibarıyla Cumhur İttifakı’nda değiller. YRP ve bir iki parti de var. Müstakil parti olarak mı kurulmuşlar yoksa AK Parti içerisinde muhalefet olarak mı kurulmuşlar? Milli manevi değerler açısından istedikleri her şeyi cumhurbaşkanımız gerçekleştirmiş. Parti yönetimi CHP’yi kazandıracak bir motivasyon içerisine giriyor. Ama tabanındaki seçmen, milli manevi değerlerin cumhurbaşkanımız tarafından gerçekleştirildiği görülüyor. YRP tabanındaki vatandaşlarımız cumhurbaşkanı aleyhine bir tutum içerisine girmeyecekler.

Paylaşın

CHP Lideri Özgür Özel: Erdoğan’ı Gizleyerek Propaganda Yapıyorlar

İzmir’de halka seslenen CHP Lideri Özgür Özel, “Büyük bir oyunun içindeyiz. Birileri aday olmuş İzmir’e, Türkiye’nin her yerinde Recep Tayyip Erdoğan resmi var İzmir’de yok. Ampul zaten yok. İzmir’de Erdoğan’ı gizleyerek propaganda yapıyorlar ve İzmirliden oy istiyorlar” dedi ve ekledi:

“Oy istiyorsun da bak İrfan’ın genel başkanı burada, logosu yakasında. Buradan soruyorum; İzmir’e aday olunca sakalını toplatan bıyığını düzelten adam; sen genel başkanını neden saklıyorsun? Atatürk’le İnönü’ye iki ayyaş diyen adamı neden saklıyorsun? Fesli Kadir ‘Atatürk heykelleri devrilecek’ diyordu, bu adamlar şimdi gelmiş İzmir’de büyükşehir belediye başkanı olmak istiyor. Haydi canım sende.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, yerel seçimler kapsamında partisinin İzmir’in Deprem Anıtı Meydanı’nda düzenlediği mitingde halka seslendi. Cumhuriyet’in aktardığına göre; Özgür Özel’in konuşmasından satırbaşları şöyle:

“CHP İzmir’i ‘çantada keklik sanıyor’ diyorlar. Biz İzmir’i dinliyoruz, okuyoruz, anketler yaptırıyoruz ve ona göre İzmir’de büyük bir değişimi başlatıyoruz.

Geçmiş dönemlerde partimize hizmet eden başkanlarımız çok kıymetli. İzmir’in beklentisi ve en önemli talebi büyük bir değişimden yana.  Bunun iki aksı var. Bunlardan biri kadınlar. Atatürk bütün dünyadan yıllar önce kadına seçme seçilme hakkı vermişken Cumhuriyet’in 100. yılında kadın devrimi vakti gelmişti.

9 ilçede kadın adaylarımız var, Atatürk’ün kızlarını Atatürk’ün kentine emanet ediyorum. Atatürk Cumhuriyet’i canı pahasına kurdu. Genel başkanlara veya milletvekilleri emanet etmedi bu Cumhuriyet’i, gençlere emanet etti. Genç adaylarımızı İzmir’e emanet ediyorum.

İzmir’deki CHP listelerinden biri de gençlere duyduğu güven ve gençlere verdiği görevdir. 30 adayın 12’si 40 yaş altında. Gençlik kollarında uzun yıllar çalışmış  ve belediyede çalışmış örgütten gelen 39 yaşında İrfanımız var. Değerli İzmirliler 12 tane genç belediye başkanımızı laik ve çağdaş İzmir’e emanet ediyorum. İrfan Önal’ı da sizlere emanet ediyorum.

30 tane belediye başkanı ve bir takım kaptanı Cemil Tugay var, onu da sizlere emanet ediyorum… Her ikisinin kapısı herkese açık ama depremsellik sorunu, depremzedenin mağduru olan kim varsa onların İrfan’a, Cemil’e ve bana emanettir.

Türkiye’nin dört bir yanında büyükşehir adaylarımız var. İlçe belediye başkan adaylarımız var. Her birinden iyi ve dürüst yönetim bekliyoruz. Bu iki başkanımızdan ayrı bir beklentim var. 2020 yılında burası bir deprem felaketi yaşadı. 117 canımızı kaybettik.

Hep beraber göz yaşı döktük. Bu iki arkadaşımızın temel görevi depremzedelerin mağduriyetlerini ortadan kaldıracaklar. Kentsel dönüşüm için, aynı felaketi yaşamamak için ikisine birden çok inanıyorum, çok güveniyorum.

“Erdoğan’ı gizleyerek propaganda yapıyorlar”

Büyük bir oyunun içindeyiz. Birileri aday olmuş İzmir’e, Türkiye’nin her yerinde Recep Tayyip Erdoğan resmi var İzmir’de yok. Ampul zaten yok. İzmir’de Erdoğan’ı gizleyerek propaganda yapıyorlar ve İzmirliden oy istiyorlar. Oy istiyorsun da bak İrfan’ın genel başkanı burada, logosu yakasında.

Buradan soruyorum; İzmir’e aday olunca sakalını toplatan bıyığını düzelten adam; sen genel başkanını neden saklıyorsun? Atatürk’le İnönü’ye iki ayyaş diyen adamı neden saklıyorsun? Fesli Kadir ‘Atatürk heykelleri devrilecek’ diyordu, bu adamlar şimdi gelmiş İzmir’de büyükşehir belediye başkanı olmak istiyor. Haydi canım sende.

İzmir özgür bir kent olmasaydı o rahatlığı yaşanması mümkün değildi. AKP zihniyetinin yönettiği şehirlerde özgürlük yok, belli saatten sonra zabıta, polis karışır. İzmir’i kimseye karıştırmayız, kimseye bulaştırmayız.

Cumhur İttifakı var ama demokratların hepsinin bir arada olduğu bir ittifakı var; İzmir İttifakı var burada. Türkiye’de Türkiye İttifakı var. Biz Türkiye İttifakı’yız. Mezhebine, doğduğu yere bakmadan bu ülkeyi seven, milli takım gol atınca sevinen herkes Türkiye İttifakı’dır.

Başkanlarımıza çok güveniyoruz. Bayraklı, İrfan, Tugay, İzmir size emanettir. Cumhuriyetin sancak gemisi İzmir İzmirlilere emanettir.

Paylaşın

Erbakan’dan İktidara Enflasyon Tepkisi: Hikaye Anlatıyorsunuz

Yeniden Refah Partisi Lideri Fatih Erbakan, “Geçen seçimden önce dolar 19 liraydı. Bugün 34 liraya dayandı. Bu hızla giderse seçime kadar dolar 38 lira olursa şaşmayın. 2 seçim arasında dolar kuru 19 liradan, 38 liraya fırlıyor ve halen daha siz enflasyon düşecek hikayesi anlatıyorsunuz” dedi ve ekledi:

“Dolar kurunun 2’ye katladığı bir ortamda bu kadar da ithalata bağlı ekonominin olduğu ülkede enflasyon düşer mi Allah aşkına? Bir yandan enflasyon düşecek hikayesi ile milleti avutuyorlar, öbür taraftan orta vadeli programda yıl sonu enflasyon yüzde 45 olacak yazmışlar. Kendi kendileriyle çelişiyorlar. Doların 45 lira olduğu ülkede enflasyon düşer mi Allah aşkına? Hem dolar yıl sonunda 45 lira olacak diyor, hem de merak etmeyin bu baharda, bu yazda, bu yıl sonunda enflasyon düşecek diyor. Hepsi hikaye.”

Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, 31 Mart yerel seçimleri çalışmalarında, Giresun’daki partisinin mitingine katıldı. Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Fatih Erbakan burada yaptığı konuşmada iktidarın ekonomi politikalarını eleştirdi.

“En büyük oy patlamasını ve bazı içinde en büyük sürprizi Yeniden Refah Partimiz gerçekleştirecek” diyen Erbakan şunları kaydetti: “Bunun en güzel ispatı ise partimizin resmi yeni üye sayılarındaki artışlar. Eylül başında 260 binle başladı. Bugün geldiğimiz nokta 470 bini aştık ve adım adım 500 bine doğru gidiyoruz. Bu ne demek? Türkiye’nin en hızlı büyüyen partisi, Yeniden Refah Partisi demek. Türkiye siyasetinin parlayan yıldızı demek ve 31 Mart’ta sandıkları patlatacak demek, Allah’ın izniyle.

Üye kayıtlarının hızına biz bile yetişmiyoruz. Günlük 2 bin 500 yeni üye kaydı yapıyoruz. Seçimlere 500 binin üzerinde üyeyle gireceğiz. Türkiye’nin üye sayısı bakımından en büyük 3’üncü üye sayısı olan partisi olarak ve o tempo devam edip seçimlerden sonra birkaç ay içerisinde 1 milyon hedefini de aşacağız. Önce 31 Mart’ta yerel seçimlerinde iktidar, arkasından da 2028’de iktidar olacağız inşallah.”

Açlık sınırına değinen Erbakan, “Açlık sınırı, 19 bin 500 lira olmuş emekli maaşı ise 10 bin lira, asgari ücret 17 bin lira. Milyonlarca emekli ve 10 milyon asgari ücretli, bugün açlık sınırının altında yaşamak mecburiyetinde kalıyor. Yoksulluk sınırı 53 bin lira oldu. Bu yeni fiyatlarla, bu enflasyon ortamında 53 bin liranın altında gelirin varsa, bu ülkede fakirsin. Bu matematiğe göre Türkiye’de halkın yüzde 85’i yoksul, yüzde 45’i açlık sınırının altında. Onun için banka kredisine ve kredi kartına gitmek zorunda kalıyor.

20 sene de vatandaşın bankaya borcu 6 milyar liradan 2,5 trilyon liraya çıktı. Yani 400 misli borçlandık. Bakın bugün Sağlık Bakanlığı ramazanda dengeli beslenmek için bir menü açıklıyor. Diyor ki; bu peynirden bu kadar, bu kadar gram süt, bu kadar gram karbonhidrat yazmışlar. Bunların toplam 1 aylık bedeli 32 bin lira yapıyor. Yani 4 kişilik bir ailenin ramazanda iftar ve sahurda dengeli ve sağlık beslenebilmesi için 32 bin lira lazım” dedi.

“Dolar 38 lira olursa şaşırmayın”

‘Mili Görüş’ ekonomisinin uygulanması gerektiğini söyleyen Erbakan, “Geçen seçimden önce dolar 19 liraydı. Bugün 34 liraya dayandı. Bu hızla giderse seçime kadar dolar 38 lira olursa şaşmayın. 2 seçim arasında dolar kuru 19 liradan, 38 liraya fırlıyor ve halen daha siz enflasyon düşecek hikayesi anlatıyorsunuz. Dolar kurunun 2’ye katladığı bir ortamda bu kadar da ithalata bağlı ekonominin olduğu ülkede enflasyon düşer mi Allah aşkına?

Bir yandan enflasyon düşecek hikayesi ile milleti avutuyorlar, öbür taraftan orta vadeli programda yıl sonu enflasyon yüzde 45 olacak yazmışlar. Kendi kendileriyle çelişiyorlar. Doların 45 lira olduğu ülkede enflasyon düşer mi Allah aşkına? Hem dolar yıl sonunda 45 lira olacak diyor, hem de merak etmeyin bu baharda, bu yazda, bu yıl sonunda enflasyon düşecek diyor. Hepsi hikaye” diye konuştu.

Paylaşın

AİHM, Türkiye’yi Bir Kez Daha Mahkum Etti: Adil Yargılanma Hakkı İhlal Edildi

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Türkiye’nin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 6/1. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkını ihlal ettiğine hükmetti.

31 Aralık 2023 itibarıyla AİHM gündemine 46 Avrupa ülkesinden taşınmış ve sonuçlanmayı bekleyen toplam 68 bin 450 dava başvurusu bulunuyor. Bunların 23 bin 400’ü Türkiye’ye karşı başvurulardan oluşmakta, bu da AİHM’nin toplam iş yükünün yüzde 34,2’sine tekabül ediyor.

2023 yılında Türkiye hakkında açıklanan 78 karardan 72’sinde AİHS’nin en az bir maddesinin ihlâline hükmedildi, üç davada ihlâl bulunmazken diğer üç dava dostane çözümle sonuçlandı. Türkiye hakkındaki ihlâl kararlarında AİHS’nin adil yargılanma hakkına ilişkin altıncı maddesi (17 ihlâl), özgürlük ve güvenlik hakkına ilişkin beşinci maddesi (16 ihlâl) ve özel ve aile hayatına saygıya ilişkin sekizinci maddesi (15 ihlâl) başı çekti.

Müebbet hapsin yanı sıra toplam 20 yıl 10 ay 5 gün hapse mahkum edilen Orhan Şahin’in AİHM’e yaptığı başvuru sonuçlandı. AİHM, Türkiye’nin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/1. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine hükmetti.

AİHM, “başvurucunun (Şahin) talep etmesi halinde Sözleşme’nin 6. maddesinin gereklerine uygun olarak yeniden yargılanmasının en uygun telafi yolu olduğuna” kanaat getirdi, bu sebeple manevi tazminat talebini reddetti.

AİHM’in kararında, Doğubayazıt Ağır Ceza Mahkemesi’nin, Şahin’i “Devletin birliğini ve ülkenin toprak bütünlüğünü bozmak”, “tehlikeli maddelerin yasadışı olarak bulundurulması” ve “kamu görevlisini öldürmeye teşebbüs” suçlarından mahkum ederken esas olarak bir kişinin ifadesine dayandığını belirtti.

Kararda, Doğubayazıt Ağır Ceza Mahkemesi hakimlerinin, kararına esas aldığı A.Y. isimli kişinin ifadesini ise mahkemede dinlemediği belirtildi: “Sanık avukatlarının, A.Y.’nin mahkemede dinlenmesi talebi ise reddedildi. Dolayısıyla, davayı nihai olarak karara bağlayan yargıcın huzurunda, sanığa, tanıklarla yüzleşme olanağı verilmedi.”

Türkiye, Şahin’e 1000 Euro mahkeme masrafı ödeyecek.

Ne olmuştu?

Dönemin Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Doğubayazıt Şubesi, yetkililerin gerilla cenazelerinin definine yönelik tutumunu protesto etmek üzere 16 Aralık 2011’de esnafa dükkanlarını kapatma çağrısı yaptı. Ertesi gün de Selahattin Demirtaş’ın da aralarında bulunduğu bazı BDP milletvekillerinin katıldığı bir gösteri düzenlendi.

Demirtaş’ın konuşmasından kısa bir süre sonra A.Y., Doğubayazıt Emniyet Müdürlüğü’nün bahçesinde bulunan polis memurlarına atmak amacıyla el yapımı patlayıcının fitilini ateşledi, bomba aniden patladı ve parmakları yaralandı. A.Y. hastaneye kaldırılarak tedavi altına alındı.

A.Y. 20 Aralık 2011’de verdiği ifadesinde, BDP’nin Doğubayazıt şubesinde E.O. tarafından kendisine “bomba yapımı dersi” verildiğini ileri sürdü. A.Y. kendisine bombayı E.E. isimli kişinin verdiğini, bu sırada yanlarında Orhan Şahin’in de olduğunu söyledi. Bombayı E.E., F.A. ve Şahin’in tehditleriyle atmak zorunda kaldığını ekledi.

Orhan Şahin, 29 Aralık 2011’de evine düzenlenen baskınla gözaltına alındı, A.Y.’yi tanıdığını inkar etti. Olay günü sadece gösteriye katıldığını söyledi ve bomba yapımı konusunda eğitim aldığı veya A.Y.’ye bomba atması için talimat verdiği iddialarını reddetti. Ayrıca E.E. ve F.A.’yı tanımadığını söyledi. Mahkemedeki ifadesinin ardından “örgüt üyeliği” şüphesiyle tutuklandı.

Erzurum Cumhuriyet Savcılığı, 17 Şubat 2012’de hazırladığı iddianamesinde Şahin’e, “Devletin birliğine ve toprak bütünlüğüne zarar vermek”, “kamu görevlisini öldürmeye teşebbüs”, “silahlı terör örgütüne üyelik” ve “tehlikeli maddelerin hukuka aykırı olarak bulundurulması” suçlamalarını yöneltti.

İddianamede delil olarak Şahin’in gösteriye katıldığına dair video görüntüleri ile A.Y.’nin ifadeleri yer aldı. Dosyada yer alan polis tutanağında da Şahin’in polise taş atan grup içerisinde bulunduğu ileri sürüldü.

Erzurum 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın ilk duruşmasında A.Y., mahkemeyi, beyanlarını sanıklarla paylaşarak hayatını tehlikeye atmakla suçladı, “ifadelerinin sanıklara iletileceğini bilseydi asla ifade vermeyeceğini” söyledi.

Mahkemedeki ifadesinde de önce E.E. ve F.A.’nın kendisine bombayı teslim ettiği sırada Şahin’in orada bulunmadığını belirtti. Ardından ifadesini değiştirerek Şahin’in olay yerinde bulunduğunu ve bombanın kendisine teslim edildiğine tanık olduğunu ancak konuşmadığını, herhangi bir tartışmaya girmediğini söyledi.

Orhan Şahin ise duruşmadaki beyanında sanıkları tanımadığını, dosyadaki videoda bulunan kişinin kendisi olmadığını söyledi. Avukatı da Şahin’in bombalama sırasında olay yerinde olmadığını, saldırıda yer almadığını belirtti.

Mahkemelerde yapılan değişiklik sonrası dosyanın taşındaığı Doğubayazıt Ağır Ceza Mahkemesi, 4 Aralık 2014’te Şahin’i “Devletin birliğine ve toprak bütünlüğüne zarar verme suçundan” ömür boyu hapse mahkum etti. Şahin ayrıca, “kamu görevlisini bombalayarak öldürmeye teşebbüs” suçundan on altı yıl sekiz ay, “tehlikeli maddeyi kanuna aykırı olarak bulundurmak” suçundan dört yıl iki ay beş gün hapse mahkum edildi. Kararın gerekçesi, A.Y.’nin polise verdiği ilk ifadesine dayandırıldı.

Yargıtay’ın kararı onamasının ardından Şahin Anayasa Mahkemesine başvurdu. Anayasa Mahkemesi, 9 Ocak 2017’deki kararında, mahkumiyetin, A.Y.’nin ifadelerinin yanı sıra bombalama girişimi sonrasında düzenlenen polis tutanağı ve olayın video kayıtlarına dayandığını belirterek başvuruyu kabul edilemez buldu. Şahin de AİHM’e başvurdu.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın