Dervişoğlu’ndan ‘Yeni Anayasa’ Açıklaması: İYİ Parti’nin Duruşu Net

Partisinin grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, “Yargıda reform paketi adı altında esas olarak da etki ajanı yasası olarak anılan yeni bir gestapo yasasıyla karşımıza çıkıyor” dedi ve ekledi:

“Sayın Erdoğan’ın ayrıştırarak tanzim etmeye çalıştığı siyaset kurumu dilediğinde gerdiği dilediğinde yumuşattığı bir oyun hamuru değildir. Türkiye’de siyaset kurumu iktidarın iktidar olmak muhalefetin muhalefette kalmaktan mutluluk duyduğu bir durumdadır.”

Dervişoğlu, konuşmasının devamında, İYİ Parti’nin yeni anayasayla ilgili duruşu son derece nettir. Biz artık miadı dolmuş bu hükümete can suyu olacak ve tek adam rejimini tahkim edecek her türlü anayasa değişikliğine karşı duracağız. 2024 yılında Erdoğan’ın bir kez daha aday olabilsin diye tek adam sisteminin raf ömrünü uzatan hiçbir anayasa değişikliğini onaylamayacağız” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Lideri Dervişoğlu, Kamuda Tasarruf Genelgesi’ni de eleştirerek israfın boyutunun açıklanmadığına dikkat çekti. “Tasarrufta ciddi iseniz” diyerek çağrı yapan Dervişoğlu, Cumhurbaşkanlığı harcamalarının sınırlandırılması, Kur Korumalı Mevduata son verilmesini, kamu garantili projelerin durdurulmasını önerdi.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Müsavat Dervişoğlu’nun açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Yargıda reform paketi adı altında esas olarak da etki ajanı yasası olarak anılan yeni bir gestapo yasasıyla karşımıza çıkıyor. Sayın Erdoğan’ın ayrıştırarak tanzim etmeye çalıştığı siyaset kurumu dilediğinde gerdiği dilediğinde yumuşattığı bir oyun hamuru değildir. Türkiye’de siyaset kurumu iktidarın iktidar olmak muhalefetin muhalefette kalmaktan mutluluk duyduğu bir durumdadır.

İYİ Parti’nin yeni anayasayla ilgili duruşu son derece nettir. Biz artık miadı dolmuş bu hükümete can suyu olacak ve tek adam rejimini tahkim edecek her türlü anayasa değişikliğine karşı duracağız. 2024 yılında Erdoğan’ın bir kez daha aday olabilsin diye tek adam sisteminin raf ömrünü uzatan hiçbir anayasa değişikliğini onaylamayacağız.

Yargı Paketinde dillerinin altında ne varmış, gelin hep beraber görelim; Buraya ‘devletin güvenliği’ yerine ‘iktidardakilerin güvenliği’ yazdığınızda mesela daha anlaşılır hale gelecektir.

Erdoğan’ın Büyük Ortadoğu Projesinin büyüsüne kapıldığı dönem yaşanmış olanları sorarsak hangi sıfatla alınacağız endişesine kapıldım. Teslim alamadığımız F-35’ler için ödenen milyarlarca doların akıbetini sorduğumuzda ya da S-400’lerin akıbetini sorduğumuzda hangi kapsamda bir suç işlemiz olacağız? Varlık Fonu’na devredilen kamu şirketinde ne olup bittiğini sorduğumuzda acaba kimlerin yarar ya da zararına bir harekette bulunmuş olacağız. Cemaat, finansal mali toplumsal ilişkilerin içine girerse bir paralel yapı kurarsa biz de bunu araştırırsak yasa kimin aleyhine girecektir?

Yasada öyle bir ibare var ki, son derece ilginç. “Türkiye’de bulunan yabancılar hakkında Araştırma yapan veya yaptıranlar hakkında hapis cezası…” geliyormuş. En çok da onu merak ediyorum: Türkiye’de ne olduğunu bilmediğimiz, kim oldukları hakkında en ufak bir fikrimizin bulunmadığı, nereden geldikleri belli olmayan kaçak göçmenlerin, kaç kişi olduklarını, bunların ne amaçla bu ülkede tutulduklarını, terörist faaliyetlerin içinde olup olmadıklarını yahut başka ülkeler adına bir takım ajandaların aparatı maşası olup olmadıklarını sorgularsak devletin hangi iç veya dış siyasal yararı aleyhinde hareket etmiş olacağız?

Bu nasıl bir düzenlemedir Allah aşkına? Siz mi bu ülkeye normalleşme getireceksiniz? Siz mi yargıda reform yapacaksınız? Siz mi sivil anayasa yapacaksınız? Kusura bakmayın ama şapkayı önünüze koyup bir düşünün. Adalet sistemini ve duygusunu ne hale getirdiğinize bakın.

Daha senin Yargıtay’ın, Anayasa Mahkemesini tanımıyor. Partizanlıktan, hizipçilikten, çekişmeden başını kaldırıp da kendine başkan seçmekte zorlanıyor. Böyle bir iktidarın varsa işte böyle bir Yargıtay’ın olur. Böyle bir Yargıtay’ın varsa böyle bir yargın olur. Böyle bir yargın varsa böyle bir adaletin olur.

İşte öyle bir adalet de tıpkı Sinan’ın telefonundan gelen o son mesaj gibidir, adalet haline isyan eder; “Beni öldürmeye karar vermişler abi” diye feryadı figan eyler.

Her şeyi birbirine karıştırdınız. 22 yıldır ülkeyi yönetiyorsunuz, hala olup bitenlerden başkalarını suçluyorsunuz. Devleti düşürdüğünüz duruma bakın. Emniyet içinde operasyonlar, yargı içinde operasyonlar… Yüz kere bin kere söyledik. Bir tehdit ve tehlike varsa, FETÖ ve PKK ile mücadelede devletimizin yanındayız. Ama borsa kurup adam kayırmayacaksınız, komisyonlar oluşturup bedeli mukabilinde suçluyu suçsuz, haini masum ilan etmeyeceksiniz. Sonra da yargı reformu deyip işin içinden elinizi yıkayıp kurtulmaya çalışmayacaksınız. Mücadeleyi hakkıyla yapacak, kanuni düzenlemeyi de kendiniz için değil, milletin geleceği için gerçekleştireceksiniz.

Bu kanun teklifi devlet güvenliğine yönelik olarak hazırlanmış bir kanun teklifi değildir. Bu, hükümetin güvenliğine istinaden, muhalefeti ilzam etmek amacıyla hazırlanmış bir kanun teklifidir. Bu otoriter girişimle Türkiye’nin yakıcı gerçeklerinin dile getirilmesi kolaylıkla ‘etki ajanlığı’ olarak nitelendirilebilecektir.

Burada amacınız nedir diye soruyoruz? ‘Dezenformasyonun engellenmesidir’ diyorlar. Hiç yalan söylemeyin. Dezenformasyon, AK Parti’nin engellemek istediği değil, tekelleştirmek istediği bir sahadır. Çünkü bu iktidarın varlık sebebi ve varlığını idame ettirmesinin yegane yöntemi budur. Yani dezenformasyondur. İşte bu dezenformasyonu kurumsallaştırmak için kanun teklifine şöyle bir ibare yerleştirmişler: “Türkiye’de bulunan yabancılar hakkında araştırma yapan veya yaptıranlar hakkında hapis cezası…”

İlk önce Türkiye’yi dünyanın mülteci kampı haline getirdiler, şimdi de bu demografik işgale karşı çıkanları hapisle tehdit ediyorlar. Gerçekten merak ediyoruz, 21. yüzyılda Türkiye’yi, George Orwell’ın 1984 adlı distopyasına sürükleme isteğinizin sebebi nedir acaba?

Mademki mesele, Türkiye’de bulunan yabancılar ise, o halde ilk taşı ben atıyorum; diyorum ki: Türkiye, dünyada en fazla sığınmacı ve kaçak barındıran ülke konumuna geldiyse, bu bir tesadüfün eseri değildir. Bu hükümetin bilinçli politik tercihlerinin doğal bir sonucudur. Şimdi biz bu gerçekleri konuşuyoruz diye, Türkiye’yi sessiz bir istilaya teslim etmeye yeltenen, bu hükümete karşı çıkıyoruz diye, akılları sıra bizleri, ‘ajan’ olarak suçlayacak olanlar varsa, buradan hodri meydan diyorum.

Sayın Erdoğan, şayet ‘ajan’ arıyorsanız, memlekete doldurduğunuz milyonlarcası içinden, kendi İçişleri Bakanınızın her hafta yakalattığı kaçaklara bakın. Ve şunu asla unutmayınız; ne biz soğuk savaştayız, ne burası Sovyetler Birliği, ne de siz Stalin’siniz…

Siz, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Cumhurbaşkanısınız. Size görevinizi bir kere daha hatırlatıyor, sözlerimden ülkemiz yararına doğru bir anlam çıkarmanızı temenni ediyorum. Biliyorsunuz iktidar nihayet işlerin kötüye gittiğini itiraf ederek Orta Vadeli Program kapsamında bir tasarruf tedbirleri paketi açıkladı. Bakın size bir hatırlatma daha yapayım.

AK Parti iktidarlarında ne zaman bir anayasa konusu açılsa peşi sıra ne gelir biliyor musunuz? Tasarruf tedbirleri… Her değişiklikle artan şatafatlarını perdelemek için anayasa tartışması başladığında hemen tasarruf tedbirlerini gündeme getirirler. İnanmıyorsanız arşivlere girin bakın.

Tasarruf tedbirleri uygulanacakmış. Peki ne yapacaklarmış? Memur servislerini kaldıracaklarmış. Kamudaki istihdamı ve araç sayısını azaltacaklarmış. Sağlıkta ve eğitimde kesintiye gideceklermiş. Fotokopi kağıtlarını, önlü arkalı kullanacaklarmış. Etkinliklere ara vereceklermiş. Araç ve bina alımını durduracaklarmış. Fazla araçları satacaklarmış. Üç maaş, beş maaş alanların maaşlarını sınırlandıracaklarmış. Hizmet içi eğitimleri, oteller yerine kamu tesislerinde yapacaklarmış. Mobilya ve demirbaş alımını durduracaklarmış. Yatırım için yeni proje almayacaklarmış. Ödeneklerde yüzde 10-15 kesintiye gideceklermiş.

Kamuda tasarruf paketine öncelikle memur servislerinden başlayan iktidar ve ilgili bakanlarını bu büyük vizyonlarından ötürü tebrik ediyorum. Milletin aklıyla oynamaları bir yana artık onuruyla oynadıklarından dahi bihaberler.

Saraydaki zatın inşaatı devam eden yazlık ve kışlık sarayları, sayısı belirsiz uçak ve otomobil filoları, görevi meçhul danışman orduları, amca, dayı, enişte kontenjanından kamu iştiraklerinde maaşa bağlanmış yönetim kurulu üyesi binlerce akrabaları, parası döviz cinsinden daha kullanmadan peşinen ödenen kamu ihaleleri, ihale şampiyonu malum şirketlerin affa uğrayan milyarlarca dolarlık vergi borçları dururken, emekliden, gençten, memurdan, öğretmenden, işçiden, işsizden kemer sıkmasını beklemek, ancak bu iktidara yakışırdı.

2 ay sonra KPSS’ye girecek, dahası bu sınav için aylarını yıllarını vermiş gençlere sınava iki ay kala ‘seni işe almayacağım’ demek ancak bu iktidara yakışırdı. Peki, ne kadar tasarruf etmeyi planlıyorlar zat-ı devletliler. 100 milyar TL… Hazırladığı bütçenin yarısı kadarını açık veren bir ekonomi yönetimi acaba neyi amaçlamaktadır?

Aslında bu sözde tasarruf açıklamasıyla yapılmak istenen eğer yeni vergilere yol vermek ise, bakın devlet bile tasarruf yapıyor, bir el de milletimiz atsın diye, zaten açlık, sefalet, yokluk içinde yaşayan milletin son kalan ekmek parçasına da el uzatmak ise, hiç kimse merak etmesin, biz bu oyunu da bozarız.

Mehmet Şimşek, önce size soralım, eğer gerçekten muhatabı sizseniz tabii. Kamuda gereksiz harcamanın ve israfın boyutları ne düzeydedir ki, kamuda tasarruf paketi hazırlıyorsunuz? Kamudaki israfın mali büyüklüğünü neden milletimizle paylaşmıyorsunuz?

Kamuda kullanılan araçlara ilişkin söylediklerinizden önce kamuda kaç adet araç kullanıldığı bilgisini vermenizi isterdik. Bir zamanlar yine siz bakanken ‘çerez parası’ dediğiniz araç giderlerini soruyorum. Söz konusu bu araçların kamuya maliyetini rakam rakam bizlere anlatmanızı beklerdik. Cumhurbaşkanlığı envanterinde kaç adet araç kullanılmaktadır? Cumhurbaşkanının kullandığı araçların toplam maliyeti nedir?

Vatandaşın gözünde israfın sembolü haline gelmiş olan Cumhurbaşkanlığı Sarayının, günlük giderinin 20 milyon liranın üzerinde olduğu doğru mudur? Söylediğiniz tasarruf paketine Cumhurbaşkanlığı teşkilatının harcamaları dahil midir? Yoksa ‘itibardan tasarruf olmaz’ inancınızın gereği, Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanlığı teşkilatı tasarruf tedbirlerinden muaf mı tutulmaktadır?

Bakanın açıklamalarının hiçbir tutarlı tarafı yoktur. Çünkü sayın bakan bizlere ekonomik tablonun fotoğrafını dahi gösterememiştir. Devlet, 100 milyar liralık tasarrufun peşinden koşarken Kur Korumalı Mevduattan kaynaklı, yüz milyarlarca liralık mali külfetten bahsetmemektedir. Kamu özel ortaklığı ile yapılan geçiş garantili yolların, hasta garantili hastanelerin, bütçe disiplinini nasıl ortadan kaldırdığının hesabını vermeden hangi tasarruf tedbirini açıklarsanız açıklayın kamuoyu nezdinde hiçbir değeri olmayacaktır.

Sistemi bozanlar, kurallara uymayanlar, var olanı yıkanlar, yıktıkları yerine yenisini koyamayanlar hiçbir şeyi başaramazlar. 2002’de iktidarı devraldığınız günden itibaren 22 senenin sonunda geldiğiniz nokta 2002’den daha beter hale dönüşmüş bir ekonomidir. Enkazı oluşturanların enkazı kaldırmalarını zaten beklemiyoruz.

“Tasarruf konusunda ciddi iseniz…”

Eğer kamuda tasarruf konusunda ciddi iseniz, önce kamuda israf ile sembolleşmiş, günlük harcaması 20 milyonun üstüne çıkmış olan Cumhurbaşkanlığı sarayının bütçesini sınırlayın. Kamu Özel İşbirliği Projelerinde yandaş şirketlerinize verdiğiniz talep garantilerini yenileyin. Hem bizden hem de devletten çıkan milyarlarca liranın vatandaşın cebinde kalmasını sağlayın. Sadece size yakın diye vergi indirimi sağladığınız zat-ı muhteremlerin muafiyetlerini kaldırın.

Kur korumalı mevduat denen ve servet transferinden başka bir anlamı olmayan bu millete yüz milyarlarca liraya mal olan aymazlıktan vazgeçin. Velhasıl elinizi bu fakir milletin cebinden çekin beyler… 85 milyona kemer sıktıran eserinize bakın. Bu ülkeyi hiç kimsenin denetlenemediği ve hesap vermediği, dahası yöneticilerin hicap ve sorumluluk duymadığı bir ihmal ve iltimas cennetine çevirdiniz. Eserinizden utanabilirsiniz.

Dün 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü idi. Toprağını işleyen çiftçilerimiz gelecek nesillerin teminatı konumundadır. Yaşanan olaylar göstermiştir ki güvenli gıdaya ulaşım artık bir milli güvenlik meselesidir. Üretim yapamayan ürettiğinin karşılığını alamayan ve bundan dolayı geçimini sağlayamadığı için çiftçiliği bırakmak zorunda kalan insanlarımız tarımsal üretimi terk ediyor.

Bizim için çiftçilik adeta milli bir vazife konumundadır. AK Parti iktidarı tarıma uyguladığı akıl dışı politikalarla vatandaşlarımızı bu milli vazifeyi yapamaz hale getirmiştir. Gerek ürününün hak ettiği karşılığı alamaması, gerekse üretim sürecindeki girdi maliyetlerindeki olağanüstü artışlar çiftçilerimizin belini bükmüş, hayatlarını yaşanmaz hale getirmiştir. İYİ Parti iktidarında milli bir vazife olarak gördüğümüz çiftçilerin her alanda hak ettikleri karşılığı alacaklarının sözünü de veriyorum.

Paylaşın

AK Parti Ve CHP ‘Siyasette Yumuşama’ Sürecinden Ne Bekliyor?

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “yumuşama”, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in “normalleşme” olarak nitelendirdiği iktidar-muhalefet diyaloğu konusunda AK Parti ve CHP içinde farklı yorumlar yapılıyor.

CHP içinde ve muhalif kesimlerde, “siyasette yumuşama adımı”nı “seçimden yenilgiyle çıkan, ekonomik kriz nedeniyle sıkışan Erdoğan’ın zaman kazanma hamlesi” olarak değerlendirenler olsa da, CHP yönetiminde “temkinli iyimserlik” havasının sürdüğünü söylemek mümkün.

Örneğin bazı CHP milletvekilleri, Osman Kavala’nın yeniden yargılama talebini değerlendirecek mahkeme heyetinin değişmesini, siyasetteki normalleşme adımlarına bağlıyor. Ancak yine de “sonucu görmeden, paçaları sıvamamak” gerekir yorumları yapıldığını da belirtelim.

İktidar partisinde de siyasi kutuplaşmanın seçmeni yorduğu kabul ediliyor ve bu anlamda Erdoğan’ın verdiği “yumuşama” mesajları olumlu karşılanıyor. Bazı AK Parti kurmaylarına göreyse CHP’nin seçim başarısı ve siyaset iklimindeki yumuşamanın temelinde, CHP’deki “politika değişikliği” yatıyor:

“Aslında CHP, AK Partilileşti. CHP; seçimi CHP politikalarıyla kazanmadı, bizim tarzımızı, metodlarımızı kullanarak kazandı. Mesela Arapça tabelalarla ilgili o açıklamayı Tayyip bey yapsaydı ne olurdu, nasıl tartışmalar yaşanırdı? Baktı ki bu politikalarla seçim kazanma şansı yok, onlar da biraz daha ortaya, makule gelelim dedi.”

31 Mart yerel seçimlerinin ardından siyasi partiler, seçim sonuçlarına ilişkin analizlerine devam ediyor; seçmenin verdiği mesajlar doğrultusunda, 4 yıllık seçimsiz döneme ilişkin stratejiler belirlenmeye çalışılıyor.

Seçim sonrasında İYİ Parti lider değişimine giderken, Saadet Partisi’nde de Temel Karamollaoğlu Genel Başkanlığı bırakmaya hazırlanıyor. CHP’nin seçim öncesinde nokta koyduğu “değişim” tartışması, ilk kez ikinci parti konumuna düşen iktidar partisinin de en önemli gündem maddelerinden birisi.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “değişim” mesajı olumlu karşılansa da, AK Parti içinde “değişim isimlerle sınırlı kalırsa yol alamayız; politika, iş yapış biçimi değişmeli” talepleri yüksek sesle dile getiriliyor. Değişimin adresi olarak ise sonbaharda yapılması planlanan olağan kongre gösteriliyor.

Yerel seçim yenilgisinin ardından, parti içi değerlendirme toplantılarının sürdüğü AK Parti’de, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bir süredir parti kurullarında değişim mesajı veriyor.

Erdoğan, son olarak Salı günkü genişletilmiş il başkanları toplantısında yaptığı konuşmada da “Milletin sınıfta bıraktığını baş tacı edemeyiz” sözleriyle, parti kurullarında değişikliğe gideceğini bir kez daha vurguladı. Bu değişikliğin kabineye de uzaması sürpriz olmayacak.

Erdoğan’ın seçim sonrasına ilişkin ikinci değişim adımı ise kendisinin “siyasette yumuşama”, CHP Lideri Özgür Özel’in “normalleşme” olarak nitelendirdiği, muhalefetle diyalog kapısını açması oldu.

İktidar partisinde seçim sonuçları ve yeni dönem stratejilerine ilişkin kapsamlı değerlendirmelerin önce milletvekilleri, Haziran ayı içinde de belediye başkanlarının katılımıyla gerçekleştirilecek kampta yapılması planlanıyor.

Erdoğan’ın başkanlığında yapılacak kamp öncesindeyse Meclis grubu ile toplantı süreci başladı. AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler ve grup başkanvekilleri, sorumluluk alanlarındaki milletvekilleriyle gruplar halinde görüşerek, seçim yenilgisinin nedenleri, şikayetleri ve yeni döneme ilişkin önerileri alıyor.

Geçen hafta, Grup Başkanvekili Abdülhamit Gül, Grup Başkanı Güler’in de katılımıyla, sorumluluğundaki 40’ın üzerindeki milletvekiliyle bir araya geldi. Salı günüyse grup başkanvekilleri Özlem Zengin ve Leyla Şahin Usta, ayrı ayrı milletvekili gruplarıyla görüşmelerini sürdürdü. Kulislere yansıyan bilgilere göre bu toplantılarda sahadan izlenimlerini aktaran milletvekillerinin en çok ilettikleri eleştiri başlıkları şöyle oldu:

Memura zam yapılırken, emeklilere yapılmaması adaletsizlik duygusu yarattı. Büyük bölümü AK Parti seçmeni olan emekli, son ana kadar zam bekledi ama beklentisi karşılanmadı. Seçmen bize kızdı ve küstü.

İktidara geldiğimizde, sağlık en iddialı olduğumuz alandı. Şimdi en çok şikayet hastanelerden, doktor yetersizliğinden geliyor. Sağlıkta randevu sistemi düzeltilmeli, doktor açığı giderilmeli.

Sahada en çok gelen şikayetlerden birisi “kamuda mülakat”ın kaldırılması. Vatandaş, seçim beyannamesinde yer alan ve seçim öncesinde verilen mülakatın kaldırılması sözümüzü tutmamızı bekliyor.

Bir çok yerde aday tercihi nedeniyle kayıplar yaşandı. Aday belirleme süreci şeffaf, kurumsal bir çerçeveye oturtulmalı.

Başta emekliler olmak üzere bize kızan küsen seçmenin büyük bölümü yine de başka partiye yönelmemiş. Sandığa gitmeyerek, aslında bize merhamet etmiş. Bu da hâlâ seçmenin Cumhurbaşkanımız ve partimizden umudunu kesmediğini gösteriyor. Bunun telafisi için yeni dönemde sadece kişi değil, politika değişikliğine de gidilmeli.

Seçim süreci ve sonrasında sürekli milletvekilleri hedef oluyor, en kolay suçlanacak kesim oluyor. Seçim yenilgisi nedeniyle varsa bir kabahat en az kabahatli olan grup milletvekilleri. Kampanyanın parçası değiller, aday belirleme süreçlerinde yoklar. O nedenle Meclis güçlendirilmeli ve daha fonsiyonel hale getirilmeli, milletvekillerinin etkinliği artırılmalı.

Milletvekili toplantılarında dile getirilen bu şikayetlerin yanısıra, parti kulislerinde “müfredat değişikliği” ve “kayyum politikaları”na yönelik eleştirileri de duymak mümkün.

Geçmişteki seçilmiş belediye başkanları yerine kayyum atanmasının sadece bölgede değil, İstanbul, İzmir gibi büyükşehirlerde de oy kaybına neden olduğuna işaret ediliyor. Kürt nüfusun artık çok büyük bölümünün büyükşehirlerde yaşadığına dikkat çeken bir AK Parti kurmayı, şu örneği veriyor:

“Örneğin bölgedeki Kürtlerin yüzde 57’si, kimlik üzerinden tercihte bulunurken, İstanbul’da bu oran yüzde 83’e çıkıyor. O nedenle Doğu’daki kayyum, İstanbul’da, İzmir’de de bize büyük zarar verdi.”

AKP ve CHP normalleşme veya yumuşama sürecinden ne bekliyor?

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in “normalleşme”, Erdoğan’ın “yumuşama” olarak nitelendirdiği iktidar-muhalefet diyaloğu konusunda AK Parti ve CHP içinde farklı yorumlar yapılıyor.

CHP içinde ve muhalif kesimlerde, “siyasette yumuşama adımı”nı “seçimden yenilgiyle çıkan, ekonomik kriz nedeniyle sıkışan Erdoğan’ın zaman kazanma hamlesi” olarak değerlendirenler olsa da, CHP yönetiminde “temkinli iyimserlik” havasının sürdüğünü söylemek mümkün. Örneğin bazı CHP milletvekilleri, Osman Kavala’nın yeniden yargılama talebini değerlendirecek mahkeme heyetinin değişmesini, siyasetteki normalleşme adımlarına bağlıyor. Ancak yine de “sonucu görmeden, paçaları sıvamamak” gerekir yorumları yapıldığını da belirtelim.

İktidar partisinde de siyasi kutuplaşmanın seçmeni yorduğu kabul ediliyor ve bu anlamda Erdoğan’ın verdiği “yumuşama” mesajları olumlu karşılanıyor. Bazı AK Parti kurmaylarına göreyse CHP’nin seçim başarısı ve siyaset iklimindeki yumuşamanın temelinde, CHP’deki “politika değişikliği” yatıyor:

“Aslında CHP, AK Partilileşti. CHP; seçimi CHP politikalarıyla kazanmadı, bizim tarzımızı, metodlarımızı kullanarak kazandı. Mesela Arapça tabelalarla ilgili o açıklamayı Tayyip bey yapsaydı ne olurdu, nasıl tartışmalar yaşanırdı? Baktı ki bu politikalarla seçim kazanma şansı yok, onlar da biraz daha ortaya, makule gelelim dedi.”

Paylaşın

Bir Zamda Köprü Ve Otoyol Ücretlerine!

Otoyol ve köprü geçiş ücretleri yeniden düzenledi. Düzenlemeyle, 15 Temmuz Şehitler ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nden otomobiller için geçiş ücreti 15 liradan 24 liraya çıkarıldı.

Osmangazi Köprüsü’nden en ucuz geçiş ücreti 290 liradan 399 TL’ye yükseldi. 1915 Çanakkale Köprüsü’nde geçiş ücreti 295 liradan 419 liraya çıkarıldı.

İstanbul Ankara Anadolu Otoyolu geçiş ücreti 134 lira, İstanbul İzmir Otoyolu Osmangazi Köprüsü’nden geçiş dahil 984 lira oldu.

Karayolları Genel Müdürlüğü (KGM), otoyol ve köprü ücretlerine 15 Mayıs 2024 Çarşamba günü saat 00.00’dan itibaren geçerli olmak üzere zam kararı aldı. 15 Temmuz Şehitler ve Fatih Sultan Mehmet köprüleri tek yön otomobil geçişi ücretlerinde artış yüzde 60 arttırıldı.

Zamlarla birlikte Ankara-Niğde Otoyolu otomobil geçişi yüzde 40, 1915 Çanakkale Köprüsü otomobil geçişi yüzde 42 artış gösterdi.

KGM’nin açıklamasına göre, 15 Temmuz Şehitler ve Fatih Sultan Mehmet köprüleri tek yön otomobil geçiş ücretine yüzde 60 zam yapılarak 15 liradan 24 liraya çıkarıldı. Osmangazi Köprüsü geçişi otomobiller için yüzde 37,50 zamlanarak 290 liradan 399 liraya, 1915 Çanakkale Köprüsü yüzde 42 zamlanarak 295 liradan 419 liraya, Yavuz Sultan Selim Köprüsü yüzde 40 zamlanarak 35 liradan 49 liraya yükseltildi.

Ankara-Niğde Otoyolu otomobil geçiş ücretine yüzde 40 zam yapılarak 210 liradan 295 liraya çıkarıldı. Malkara-Çanakkale Otoyolu (Malkara giriş – 1915 Çanakkale Köprüsü çıkış) otomobil geçiş ücreti yüzde 41 zamlanarak 410 liradan 579 liraya yükseldi.

Paylaşın

Fenerbahçe’de Seçim Tarihi Belli Oldu: 30-31 Mayıs

Fenerbahçe’de mevcut başkan Ali Koç ile eski başkan Aziz Yıldırım’ın başkanlık için yarışmasının beklendiği olağan seçimli genel kurul 30-31 Mayıs’ta gerçekleştirilecek.

Haber Merkezi / İlk toplantıda yeterli çoğunluk sağlanamazsa genel kurul, 8-9 Haziran 2024 tarihlerinde aynı yer ve saatte, aynı gündem ile çoğunluk aranmaksızın toplanacak.

Kulüp başkanlığı ve kurullar için adaylık başvurularının 23 Mayıs’a kadar yapılabileceği, oy kullanma hakkı olan üye sayısının 46 bin 410 olduğu aktarıldı.

Fenerbahçe’den seçim tarihine ilişkin yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı: “Kulübümüzün olağan seçimli genel kurul toplantısı, gündem maddelerini görüşmek üzere 30-31 Mayıs’ta saat 10.00’da Ülker Stadı’nda yapılacaktır. İlk toplantıda yeterli çoğunluk sağlanamadığı takdirde genel kurul, 8-9 Haziran tarihlerinde aynı yer ve saatte aynı gündem ile çoğunluk aranmaksızın toplanacaktır.”

Açıklamada kulüp başkanlığı ve kurullar için adaylık başvurularının 23 Mayıs’a kadar yapılabileceği belirtilirken, oy kullanma hakkı olan üye sayısının 46 bin 410 olduğu aktarıldı.

Paylaşın

TİP’ten ‘Siyasette Yumuşama’ Açıklaması: Oyun, Erdoğan Daha Otoriterleşecek

Türkiye İşçi Partisi (TİP), siyasal gelişmelerin değerlendirildiği parti meclisi toplantısı sonrası yaptığı açıklamada, Erdoğan’ın “siyasette yumuşama veya normalleşme” mesajına ilişkin, yumuşamanın bir oyun olduğu ve Erdoğan’ın daha da otoriterleşeceği vurguladı:

Haber Merkezi / “Saray Rejimi’nin ve Erdoğan’ın bir tür ‘yumuşama ‘dönemine gireceği beklentisi yersizdir ve muhalefeti yönetmek için başvurulan bir oyun kurma niyetinden öteye geçmesi mümkün değildir. Üstelik Şimşek Programı’nın devamını dayatan koşullar iktidarın toplumsal tepkiyi kontrol edebilmek için daha da otoriterleşmesini gerektirecek ve Şimşek Programı’yla bir uyumsuzluğu bulunmayan düzen muhalefeti de bu otoriter adımlara onay vermeye zorlanacaktır.”

İstanbul’da toplanan Türkiye İşçi Partisi (TİP) Parti Meclisi toplantısı sonuç bildirgesi yayınlandı. Bildirgede şu ifadelere yer verildi:

“31 Mart seçimleri ülkemizin yakın ve orta vadeli geleceğini etkileyecek çok sayıda sonuç yaratmıştır. Bunlar arasında en önemlisi ise, Türkiye’nin yapısal krizinin kırılganlık düzeyinin yükselmiş olmasıdır. Türkiye, önümüzdeki dönem boyunca siyasal, iktisadi ve ideolojik boyutlarıyla derinleşen bir yapısal kriz sürecinde olacaktır ve 31 Mart seçimleriyle oluşan tablo bu kriz sürecini dinginleştirmek yerine daha da kırılganlaştırmıştır. Dahası, bu kriz sürecinde olası bir kırılmanın hangi gündemlerde olabileceğine dair de ciddi ipuçları ortaya çıkmıştır.

Saray Rejimi’nin 31 Mart seçimlerinden ağır bir yenilgiyle çıkmış olmasının birçok nedeni bulunmakla birlikte, gerçek hızı ve şiddetine şimdi ulaşacak olan Şimşek Programı’nın bu kayıpta önemli bir yeri olduğu görülmektedir. Esas olarak emekçilerin haklarına ve yaşamlarına yönelik kapsamlı bir saldırı anlamına gelen ve kemer sıkma politikalarıyla birlikte ülkemiz emekçilerini daha da derinleşmiş bir yoksulluk ve işsizlik ortamına sokacağı belli olan Şimşek Programı hem büyük sermayenin hem uluslararası kapitalizmin hem de Saray iktidarının zorunlulukları ve çıkarları gereği yürürlükte tutulacaktır. Şimşek Programının kararlı biçimde uygulanacak olması önümüzdeki dönemin siyasal ve toplumsal gündemlerine dair veriler sunmaktadır.

Son yıllarda yaşanan bölüşüm şoku ve bunun yol açtığı toplumsal yıkım telafi edilebilir ve geri döndürülebilir olmaktan çıkarak kalıcılık kazanma eğilimindedir. Ücretlerin asgari ücret ortalamasına çekilmesi, enflasyon sonucunda alım gücünün düşmesi, emeklilerin yaşamını sürdürmekte zorlanacak denli yoksullaşması, gençlerin hem eğitim hayatlarının hem ekonomik geleceklerinin tamamen kararması, işgücü dışına düşen ve sosyal yardımlarla yaşayabilen kent ve kır yoksullarının durumunun hiçbir umut barındırmaması gibi yıkıcı sonuçların yanı sıra, enflasyonun maliyetinin emekçilere yıkılmasıyla birlikte işsizlik sorununun da katlanarak büyümesi gündemdedir. Bu bölüşüm şokunun bir bölüşüm kavgasına dönüştürülmesi en önemli siyasal görevlerdendir.

Saray Rejimi’nin ve Erdoğan’ın bir tür “yumuşama” dönemine gireceği beklentisi yersizdir ve muhalefeti yönetmek için başvurulan bir oyun kurma niyetinden öteye geçmesi mümkün değildir. Üstelik Şimşek Programı’nın devamını dayatan koşullar iktidarın toplumsal tepkiyi kontrol edebilmek için daha da otoriterleşmesini gerektirecek ve Şimşek Programı’yla bir uyumsuzluğu bulunmayan düzen muhalefeti de bu otoriter adımlara onay vermeye zorlanacaktır.

Yeni Anayasa tartışmalarının da “yumuşama” beklentisi gibi siyasal karşılığının olmadığı, Anayasayı ve AYM kararlarını Can Atalay ve 1 Mayıs örneklerinde olduğu gibi yok sayan bir iktidarın yeni anayasa yapma ehliyeti olmadığı açıktır. Bu haliyle muhalefet cephesinin de saray rejiminin açmaya çalıştığı Anayasa tartışmalarını meşrulaştırmama görevi önünde durmaktadır.

Erdoğan’ın en önemli özelliği, farklı sınıf ve fraksiyonların çıkarlarını devlet nezdinde temsil ve regüle edebilme gücünü elinde toplaması olmuştur. Bu anlamda “tek adam” sadece keyfi siyasal/ideolojik kararlar aldığı için değil esas olarak sınıfların devletle ilişkisinin kendi aracılığından geçmesini zorunlu kıldığı için tek adamdır. Bu “tek adam” konumunun sarsılma olasılığı 31 Mart seçiminin yine çok önemli sonuçlarından biridir. YRP gibi partilerin yükselişinde de dinci/gerici ajandaya sadakatten çok Erdoğan’ın bazı sınıf ve fraksiyonlar için devlete ulaşma kanalı olma rolünü, en başta Şimşek Programı nedeniyle, yerine getirememesi etkili olmuştur.

YRP’nin yükselişini salt dinci/gerici ideoloji/kimlik ekseninde anlamlandırmak yeterli değildir. Elbette, başta Filistin konusunda olmak üzere AKP’nin sergilediği etik-politik tutarsızlıklar YRP tarafından kullanılmış ve sonuç alınmıştır. Ama daha önemlisi, YRP’ye akan oyların arkasında derinleşen ve kalıcılaşmaya başlayan bölüşüm şokunun en çok emekçiye, esnaf ve küçük işletmeciye vurması, Şimşek Programıyla büyük sermayenin alenen kollanması, rantiyenin büyümesi ve gösterişçi tüketim, yolsuzluk ve rüşvetin sıradanlaşması gibi etkenler bulunmaktadır.

CHP, hiç kimsenin tahmin etmediği bir başarıya imza atmıştır. CHP’nin başarısının arkasında yatan en önemli neden, bir tür “kendiliğinden popülizm” olarak adlandırılabilecek, eklektik, geniş halk kesimleri açısından alternatif olacak bir makro ekonomik programa dayanmayan, daha ziyade sosyal hizmet sunumunu ve alımını sorunsallaştıran pragmatik söylemidir. İmamoğlu ve Yavaş’ın ulusal çapta siyasal figürlere dönüşmesi de CHP’nin halka seslenme kanallarını açmıştır. Ayrıca bu seçimde ittifak modelinin kullanılmaması da seçmende olumlu yansıma bulmuştur.

Son olarak, Kürt siyaseti ile optimum mesafenin korunması da bu başarıda pay sahibi olmuştur. CHP’nin başarısında cumhuriyetçi bir konsolidasyonun ya da laikliğe yönelik bir kararlılığın etkisi olmadığı gibi, seçmenin CHP tercihinde de böylesi bir aktif siyasal/ideolojik temsilden ziyade AKP’den kurtulma isteğinin ivediliği belirleyicidir.

CHP’nin birinci parti konumuna gelmesi, devletin ve uluslararası güçlerin de dikkate almak zorunda olacağı bir olgudur ve içinden geçtiğimiz süreçte CHP yönetiminin hem devlet hem de uluslararası güçler nezdinde yeni pazarlıklar/taahhütler için zemin yoklama çabalarına tanık olunacaktır. Bu yoklamaların bir diğer anlamı da bir tür Post-Erdoğan dönemi senaryosunun daha ciddi bir olasılık haline gelmesidir. Sermayenin kazanımlarının korunması ve Şimşek Programı’nın devamlılığı, uluslararası politikadaki misyon ve rolün sürdürülmesi, Kürt sorununda devlet yönelimine uyumlanma ve emekçiler ile sol üzerinde hegemonya tesis edilmesi CHP’nin bu ilişkilerdeki gerilimli başlıklarını oluşturacaktır.

“Kürt halkı ile dayanışmayı büyütmek ve süreklileştirmek vazgeçilmez bir görevdir”

DEM Parti, 31 Mart seçimlerinden hem Kürt halkının kazanımlarını koruyacak hem de ülkemizin Saray iktidarı karşısındaki direncini büyütecek bir başarıyla çıkmıştır. Onca hukuksuzluğa ve adaletsizliğe rağmen DEM Parti ve Kürt halkı Saray baskısına karşı koyabilmeyi, haklarını ve mevzilerini kazanabilmeyi, bu arada metropollerde AKP adaylarına kaybettirecek tutumu sergilemeyi başarmıştır ve bu başarı örgütlü bir halk mücadelesinin önemini ortaya koymuştur. Buna karşın, seçimin hemen ertesinde Van’da gerçekleştirilmek istenen irade gaspı girişimi, her ne kadar bu girişim Kürt halkının ve ilerici demokrat kamuoyunun dayanışması ile boşa düşürülmüş olsa da, Saray Rejimi’nin kayyum ve baskı politikalarına devam etme niyetini göstermiştir. Saray Rejimi’ne karşı direnişinde Kürt halkı ile dayanışmayı büyütmek ve süreklileştirmek vazgeçilmez bir görevdir.

Türkiye İşçi Partisi, Saray Rejimi’ne karşı yürütülen ve önümüzdeki dönemde birçok başlıkta derinleşerek büyümesi gereken toplumsal muhalefet direncinin parçası, öncü gücü olmaya devam edecektir. TİP, ülkemizin muhalefet saflarını terk etmeyecek, muhalefetin ortak gücünü büyütecek, ancak kişiliksizleşmeye ve belirgin özelliklerinin silikleşmesine de izin vermeyecektir. TİP, muhalefet safları içerisinde mevcut direnci geriye çeken ve pasifize etmeye çalışan her girişimle mücadeleyi sürdürecektir. Esas olarak da TİP, muhalefet safları içinde uzlaşmaz ve devrimci bir çizginin sadece temsilciliğini yapmayıp bu çizginin güçlendirilmesini ve baskın hale getirilmesini hedefleyecektir. Bunu yaparken muhalefetin toplam gücünü zayıflatmak yerine güçlendirmeyi gözetecektir.

Türkiye İşçi Partisi, kurulduğu günden bu yana, ülkemiz işçi sınıfının çıkarları ve hakları için mücadele etmeyi ilk sıraya koymuştur ve bundan sonra da bu çizgisini koruyacaktır. Ülkemizin temel sorunlarında devrimci bir sınıf çizgisi izlemeyi başaran TİP, cumhuriyet fikrinin savunulmasından laikliğin yok edilmesine, kadınların haklarının budanmasından gençlerin geleceksizliğe mahkum edilmesine, doğa ve kentlerin talan edilmesinden uluslararası savaş politikalarına dahil olunmasına kadar tüm mücadele gündemlerinde işçi sınıfının çıkarlarını merkeze alan bir devrimci çizgiyi temsil edecek ve bu ayrıksı gibi duran tüm mücadele gündemlerini ortak bir siyasal hata doğru yönelten ideolojik hegemonya mücadelesinde ısrar edecektir.

Şimşek Programı’yla birlikte her geçen gün daha da derinleşen ve emekçileri nefes almanın imkansız olduğu bir yoksulluk ve işsizlik cenderesine sokan kriz karşısında mücadele ise TİP’in doğal ve birincil gündemidir. Asgari ücret, geçim sıkıntısı, yoksulluk ve işsizlik, adaletsiz vergi düzeni, kamusal/sosyal hizmetlerin tasfiyesi gibi gündemlerde TİP, net, uzlaşmaz ve çözüm önerilerini de içeren tezlerini ülke çapında seslendirecek, örgütleyecek ve mücadeleye dönüştürecek, bu tezlerini, kazandığı yerel yönetimlerde örnek halkçı belediyecilik uygulamaları yaratarak hayata geçirecektir.

TİP, kitleselleşme perspektifi sayesinde hem hızla büyüyerek emekçilerin temsilciliğini üstlenmiş hem de bir bütün olarak sosyalist harekete uzun zamandır sahip olmadığı seslenme imkanları sağlamıştır. Kitleselleşme perspektifi kararlılıkla sürdürülerek, büyümenin aynı zamanda örgütlenmeye dönüştürüleceği önlemlerle TİP emekçilerle buluşmaya ve büyümeye devam edecektir. Sosyalist hareketin tarihsel sorunlarından biri olan toplumsal mevzi ve aygıtlar yaratamamak, bu nedenle de kalıcı, tutarlı ve odaklanmış bir siyasal çizgi izleyememek sorunu da bu sayede çözülebilecektir. Bu açıdan, TİP, önümüzdeki dönemde kitleselleşme perspektifini toplumsallaşma aşamasına bağlayacak; parti yapısı ve işleyişinin kurumsallaşması ile parti örgütlerinin ülke toprağına daha sıkı bağlarla kök salması için kalıcı mevziler kazanmaya odaklanacak ve üye sayısını artırmaya devam ederken örgütlülüğünü güçlendirecektir.”

Paylaşın

İstanbul’da Konutlarda Kullanılan Suya Yüzde 36 Zam!

İstanbul’da konutlarda kullanılan suya yüzde 36 ile 53 arasında zam yapıldı. Böylece, İstanbul’da yaşayanların yüzde 75’inin kullandığı birinci kademe suyun birim fiyatı 23.72 liradan 32.28 liraya yükseldi.

İkinci kademe suyun birim fiyatı 34.14 liradan 49.17 liraya çıkarılması, üçüncü kademe suyun birim fiyatı 46.49 liradan 71.10 liraya yükseltildi.

Cumhuriyet’ten Gökhan Kam’ın haberine göre; İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) mayıs ayı olağan meclis toplantılarının ikinci oturumu Meclis 1.Başkanvekili Nuri Aslan başkanlığında Fatih Saraçhane’deki İBB Merkez Binası Meclis Toplantı Salonu’nda yapıldı. Meclis birleşiminde İSKİ’nin olağan genel kurulu gerçekleştirildi.

Genel kurulda İSKİ’nin suya zam teklifi görüşüldü. İSKİ, konut ve iş yerlerinde kademe kademe yüzde 36 ile yüzde 53 arasında değişen oranlarda zam istedi. Teklifi mecliste revize edilmeden AK Partili Meclis üyelerinin, “hayır” oyuna karşın CHP’li üyelerin, “evet” oyuyla oy çokluğu ile kabul edildi.

Yeni tarife ile suya tüm kademelerde ve kullanımlarda yüzde 36 ile yüzde 53 arasında değişen oranlarda zam yapıldı. İstanbulluların yüzde 85’inin kullandığı birinci kademe konut tarifesine yaklaşık yüzde 36 zam yapıldı. Konutlarda 0-15 metreküp arası 1. Kademe su kullanımına yapılan yüzde 36’lık zamla birim fiyatı, 23.72 TL’den 32.28 TL’ye, 16-30 metreküp arası ikinci kademeye yapılan yüzde 44’lük zamla birim fiyatı, 34.14 TL’den 49.17 TL’ye çıkarılması, 31 metreküp ve üzeri 3.kademenin birim fiyatının 46.49 TL’den 71.10 TL’ye çıkarılmasına karar verildi. Zamlı tarife oy birliği ile kabul edildi.

Yasa ile mahalle olmuş yerlerde ve kırsal mahallede konut birim fiyat 5.92 TL’den 21.12 TL’ye, ortak sayaç konut/ konut inşaatı şantiyesi 34.14 TL’den 114.99 TL’ye yükseldi. İşyerlerindeki kademeler ise yeniden düzenlendi. Önceki kademelendirmeye göre en düşük kademe, 62.14 TL, en yüksek kademe ise 71.88 TL ‘ydi. Yeni düzenlemeye göre ise yeni tarife şöyle: İş yeri birinci kademe 0-15 metreküp arası 84.51 TL, İşyeri 16-50 metreküp arası 89.49 TL, işyeri 51-100 metreküp arası 109.98 TL, işyeri 101 metreküp ve üzeri 114.99 TL olarak belirlendi.

Yasa ile mahalle olmuş yerlerde işyeri tarifesi 15.53 TL’den 21.12 TL’ye, kırsal mahalle olan yerlerde işyeri, 15.53 TL’den 21.12 TL’ye, ortak sayaç iş yeri, iş yeri şantiyesi 71.88 TL’den 114.99 TL’ye, özel grup, 23.72 TL’den 32.28 TL’ye, iş yeri ham su 19.53 TL’den 31.25, toptan ham su 6.16 TL’den 9.86 TL’ye, geri dönüşüm suyu 2.14 TL’den 3.19 TL’ye yükseldi.

Paylaşın

Yolcu Garantileri Tutmadı: 2023’te Havalimanlarına 7 Milyar Lira Ödendi

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, dün kamuda tasarruf programın açıklarken, DHMİ’nin faaliyet raporu, 2023 yılında yolcu garantileri tutturulamadığı için Kamu Özel İşbirliği projeleri ile yapılan havalimanlarına yaklaşık 7 milyar ödendiğini ortaya koydu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Ulaş Karasu, KÖİ modeli ve YİD projelerine ilişkin uygulama sözleşmelerle ilgili kamuoyunda çok iddia bulunduğunu hatırlatarak, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’nun yanıtlaması talebiyle soru önergesi verdi.

Birgün’de yer alan habere göre; Devlet Hava Meydanları İşletmeleri’nin (DHMİ) 2023 Faaliyet Raporu, 2023 yılında, yolcu garantileri tutturulamadığı için Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) projeleri ile yapılan havalimanlarına toplam 199,7 milyon Euro (yaklaşık 6 milyar 949 milyon lira) ödeme yapıldığını ortaya koydu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Ulaş Karasu, “Tasarruf etmek istiyorsanız önce, Hazine’yi ipotek altına alan bu karadelikleri kapatın. Kur garantili geçiş ücretlerini, verdiğiniz garantileri bir an önce Türk Lirası’na dönüştürün” dedi.

İktidarın açıkladığı kamuda tasarruf paketi gündemdeki yerini korurken, KÖİ modeliyle yapılan yatırımlarda şirketlere taahhüt edilen geçiş garantilerine ulaşılamaması hazinede büyük bir yük oluşturmaya devam ediyor.

DHMİ’nin yayınladığı 2023 yılı faaliyet raporu DHMİ tarafından gerçekleştirilen ve yolcu garantileri nedeniyle geçen yıl sonu itibarıyla, garanti altında gerçekleşmeler nedeniyle firmalara tam 199,7 milyon Euro (yaklaşık 6 milyar 949 milyon TL) ödeme yapıldığını ortaya koydu.

Bu durum rapora, “Genel Müdürlüğümüzce gerçekleştirilen YİD Projelerinde verilen yolcu garantileri nedeniyle 2023 yıl sonu itibarıyla özel sektör tarafından kuruluşumuza 544,8 Milyon Euro ödeme gerçekleşmiş olup garanti altı gerçekleşmeler nedeniyle özel sektöre 199,7 Milyon Euro ödeme yapılmıştı” ifadeleriyle yansıdı.

“Bütçeden beş kuruş çıkmayacak” denilerek hayata geçirilen bu ve benzeri yatırımların yükünü yurttaşın sırtladığını belirten CHP Genel Başkan Yardımcısı Karasu, kamuda tasarruf isteniyorsa önceliğin bu yatırımların kur garantili geçiş ücretlerine ve garantilerine verilmesine işaret etti.

Döviz üzerinden araç, yolcu ve hasta garantisi verilen projelerin yükünün, her geçen gün ağırlaştığını vurgulayan Karasu, 2024 bütçe verilerine göre 2024-2026 döneminde yıllık ortalama kurlarla; bakanlığın ve Karayolları Genel Müdürlüğü’nün döviz garantili projeler için yaklaşık 9 milyar dolar ödeme yapacağını belirtti.

Karasu, “Bütün vatandaşlarımızın geliri ve satın alma gücü düşerken, döviz üzerinden verilen garantilerin yükü ise artıyor. Esnaf işyerini siftahsız kapatırken, vatandaştan tasarruf istenirken döviz garantili projelerde geçilmeyen köprü, kullanılmayan yol, uçak inmeyen havaalanı için milyarlarca lira ödeniyor. Biz vatandaşlarımızın ihtiyaçlarına uygun, çevreye duyarlı ve bilimsel ölçütlerle yapılan hiçbir projeye karşı değiliz.

Biz, döviz kuru üzerinden verilen garantilere karşıyız. O nedenle, döviz kuru üzerinden verilen garantilerin bir an önce Türk Lirası’na dönüştürmesi gerekiyor. Tasarruf edilmesi isteniyorsa Hazine’yi ipotek altına alan bu karadeliklerin bir an önce kapatılması gerekiyor. Kur garantili geçiş ücretlerin, döviz kuru üzerinden verilen garantileri bir an önce Türk Lirası’na dönüştürülmesi gerekiyor” diye konuştu.

Konu TBMM gündeminde

Karasu, KÖİ modeli ve YİD projelerine ilişkin uygulama sözleşmelerle ilgili kamuoyunda çok iddia bulunduğunu hatırlatarak, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’nun yanıtlaması talebiyle soru önergesi de verdi.

Karasu, önergesinde özetle şu sorularına yanıt verilmesini talep etti:

2002 yılından, önergenin yanıtlandığı tarihe kadar olan dönemde bakanlığınızın Yap-İşlet-Devret (YİD) ya da Yap İşlet (Yİ) modeliyle gerçekleştirdiği yatırımlar nelerdir? Bu yatırımlardan otoyol, köprü, havaalanı ve tünellerin yapımını üstlenen özel firmalar tarafından bakanlığınıza bildirilen yapım maliyetinin tutarı nedir?

Bu yatırımların havaalanı, otoyol, köprü ve tünellerin her biri ayrı ayrı gösterilmek üzere, söz konusu yatırımın hizmete girdiği tarih, sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarih, işletim süresi ve araç geçiş/yolcu sayısına bağlı ödeme garantisi verilen projeler hangileridir?

Bu projelerin, sözleşmesinin başladığı tarihten önergenin yanıtlandığı tarihe kadar devletin işletmeci firmalara garanti verdiği araç geçiş/yolcu sayıları ne kadardır? Önergenin yanıtlandığı tarihe kadar gerçekleşen araç geçiş sayıları nedir?

Her bir yatırım ayrı ayrı gösterilmek üzere, yıllık araç geçiş/yolcu hedefi nedir? Bakanlığınızın 2002 yılından itibaren otoyol, köprü, tünel havaalanlarını işleten özel firmalara verdiği araç geçiş garanti/yolcu sayılarının gerçekleşme oranı yüzde kaç olmuştur?

Bu yatırımlar için, özel sektör firmalarına verilen araç geçiş/yolcu sayılarına bağlı garantilerden doğan kamu zararı hangi kaynaktan ödenmektir, önergenin yanıtlandığı tarihe kadar olan dönemde her bir yıl ayrı ayrı gösterilmek üzere ne kadar ödeme yapılmıştır?

Bakanlık olarak YİD modeliyle gerçekleştirilen projelerin sözleşmelerini TL’ye çevrilmesi konusunda çalışmanız var mıdır? Olacak mıdır?

Paylaşın

Gezi Davası’nda Çarpıcı Gelişme: Osman Kavala’nın Talebi Kabul Edildi

Gezi Parkı Davası’nda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan Osman Kavala’nın yeniden yargılama talebinin arından davaya bakan 13. Ağır Ceza Mahkeme Heyeti değiştirildi. Değişiklik, CMK’nın 23’üncü maddesinde yer alan ‘Yargılamanın yenilenmesi halinde, önceki yargılamada görev yapan hâkim, aynı işte görev alamaz’ hükmü gereği yapıldı. 

Osman Kavala, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ziyareti sonrası başlayan “yeniden yargılama” tartışmasına ilişkin yaptığı açıklamada, bazı koşullarda yeniden yargılamanın temel hukuk ilkelerinin ve insan haklarına saygının gereği olduğunu belirtmişti.

Gezi Parkı Davası’nda ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edilen ve bu cezası Yargıtay tarafından onanan Anadolu Kültür Yönetim Kurulu Başkanı Osman Kavala’nın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararı gereği yeniden yargılama talebinde bulunmasının hemen ardından çarpıcı bir gelişme yaşandı.

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı, Avukat Gül Çiftçi, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Gezi Parkı Davası’nda yeniden yargılama talebinin arından davaya bakan 13. Ağır Ceza Mahkeme Heyeti değiştirildi. Değişiklik, CMK’nın 23’üncü maddesinde yer alan ‘Yargılamanın yenilenmesi halinde, önceki yargılamada görev yapan hâkim, aynı işte görev alamaz’ hükmü gereği yapıldı. Dava sürecinin başından bu yana dediğimiz gibi; hukuk bir siyasi hesaplaşmanın öznesi olamaz. Gezi Davası’ndaki tüm sanıkların yeniden yargılanma talebi kabul edilmeli, adalet yerini bulmalıdır” dedi.

Heyet değişikliğini duyuran gazeteci İsmail Saymaz şu bilgileri verdi: “Osman Kavala’nın avukatı Hilal Zengin, Gezi Parkı yargılamasında karar heyetinde yer alan başkan ve üyelerin yeniden yargılama talebine bakacak mahkeme heyetinde yer almaması talebinde bulunmuştu. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi 9 Mayıs’ta bu talebi kabul etti ve yeni bir heyet oluşturulmasına karar verdi.

Bu karara göre ilk yargılamayı yapan ve ceza kararlarının altında imzası bulunan 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin üyelerinden Mesut Özdemir ve Murat Bircan heyetten çıkartıldı. 24. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Şenol Kartal, başkan olarak görevlendirildi. 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yer alan ancak Gezi Parkı kararına katılmayan hakimlerden Mücahit Kemal Yamak ve Enes Budak ise üye hakim olarak değerlendirildi. Osman Kavala’nın yeniden yargılama talebini yeni oluşturulan bu heyet değerlendirecek.”

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ziyareti sonrası sonrası “Gezi davasında cezaevinde olanlar nasıl tahliye olabilir” sorusu gündeme gelirken davanın hükümlülerinden Osman Kavala, yeniden yargılanmayı talep etmişti.

Osman Kavala, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Bariz hak ihlalleri içeren, delillere dayanmayan mahkûmiyet kararlarının verildiği, suçsuz insanların yıllar boyu hapis kalmalarına yol açan davaların yeniden görülmesi temel hukuk ilkelerinin ve insan haklarına saygının gereğidir. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararları sadece başvuranların değil her yurttaşın adalet talep etme hakkıyla doğrudan ilgilidir. Adalet herkes için gereklidir. Her yurttaşın hayatı ve hakları eşit derecede değerlidir” ifadelerini kullanmıştı.

2019 yılında başlayan Gezi davası, Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 28 Eylül 2023’te verdiği kısmi onama kararıyla son bulmuştu. Daire, “hükümeti devirmeye teşebbüs” suçundan Osman Kavala’ya verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile “darbeye yardım” suçundan 18’er yıl hapis cezasına çarptırılan TİP Hatay milletvekili Can Atalay, Tayfun Kahraman, Mine Özerden ve Çiğdem Mater Utku’nun cezalarını onaylanmıştı.

Böylece 5 sanık yönünden Gezi davasındaki mahkumiyetler kesinleşmişti. Bu süreçte Anayasa Mahkemesi’nin Can Atalay hakkında milletvekili olduğu için iki kez verdiği hak ihlali kararları da Yargıtay 3. Ceza Dairesi tarafından uygulanmamıştı.

Paylaşın

Erdoğan’dan ’31 Mart’ Yorumu: Kapsamlı Muhasebemizi Yapıyoruz

AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda açıklamalarda bulunan Erdoğan, “31 Mart seçim sonuçlarını göz ardı etmiyoruz. Sonuçlara dair kapsamlı iç muhasebemizi partimizin yetkili organlarında yaptık, yapıyoruz ve yapacağız” dedi ve ekledi:

“MYK, MKYK, AK Parti Meclis grubumuzla, fikirlerine kıymet verdiğimiz dostlarımız, kanaat önderlerimiz, partimizde daha önce görev almış yol ve dava arkadaşlarımızla, siyaset bilimci akademisyenlerle bir araya geldik, konuştuk, düşüncelerini aldık.”

Erdoğan, açıklamasının devamında, “İnşallah istişare halkamızı genişletmeye devam edeceğiz. Son MYK toplantımızda geleneksel istişare kampımızı çok yakın bir tarihte toplama kararı aldık . Önce milletvekili ardından belediye başkanlarımızla bir araya geleceğiz. Komplekse kapılmadan, eleştiriye kulak tıkamadan bu süreci büyük bir özgüven ve şeffaflıkla yönetiyoruz. Hata değil; yanlışta ısrar etmek kaybettirir.

Nereden geldiğinizi unutmazsanız, hedeflerinizden de kopmazsınız. Biz siyasi hayatımız boyunca elde ettiğimiz her başarıyı, her mücadeleyi önce Allah’ın yardımına sonra da milletimizin desteğine, duasına ve yanımızda olmasına borçluyuz. AK Parti milletin kurduğu, tabelasını milletin astığı, siyaseti daima millet için ve milletle birlikte yapmış bir partidir” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“31 Mart seçim çalışmalarımızı çok yoğun şekilde devam ettirirken teşkilatlarımızla irtibatımızı en üst seviyede tuttuk. 31 Mart seçimleri demokrasi şöleni havasında gerçekleşti. Bölücü örgüt uzantılarının seçmeni baskı altına alma girişimleri dışında ülkemiz genelinde sandığa gölge düşürecek hiçbir olay yaşanmadı.

‘Bu son seçim olacak’ kehanetinden ekonomiyle ilgili piyasaya sürülen tezvirata kadar pek çok algı operasyonuna maruz kaldık. 85 milyon olarak sandığın gücünü ortaya koyduk. Türkiye’nin demokrasi standardının nereden nereye geldiğini tüm dünyaya bir kez daha gösterdik.

Demokrasi asla ve asla sıfır toplamlı bir oyun değildir. Demokrasinin kazandığı bir yerde kaybeden olmaz. Sandığın itibarının arttığı denklemde galip 85 milyonun tamamıdır. Sivil siyaseti güçlendiren her sonuç Türk demokrasisinin istikbali adına eşsiz bir başarıdır.

75 yıllık çok partili demokrasi hayatına iki darbe, iki muhtıra, iki darbe girişimi sığdırmış milletimiz. Neredeyse 10 yılda bir demokrasimiz vesayet odaklarının saldırısına uğradı. 15 Temmuz’da 253 insanımızın canı pahasına tarihimizin en alçak darbe teşebbüsünü püskürttük. Vesayet odaklarının asla uyumadığını, pes etmediğini, uygun ortam ve fırsat kolladığını hep iyimiz çok iyi biliyoruz.

Son yıllarda FETÖ’cülerin ve marjinal yapıların propagandasıyla bazı toplum kesimlerinde sandığa karşı istifhamların zemin bulduğunu gördük. 31 Mart seçimleri bu algıyı yerle bir etmiştir. 14 Mayıs seçimlerinde Cumhurbaşkanı seçimi yüzde 0,5 farkla ikinci tura kalırken, 31 Mart seçimlerinde milli irade farklı şekilde tecelli etmiştir. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak milletin iradesini öpüp başımızın üstüne koyduk.

Sandık sonuçlarından dolayı kabahati millete atma gibi yollara tevessül etmedik. 14 Mayıs’la ortaya çıkan belirsizlik, 28 Mayıs seçimleriyle giderildi. Millet yasamada olduğu gibi ülke idaresinde mührü bize takdim etti, Cumhur İttifakı’nı açık ara lider yaptı. 31 Mart yerel yönetimler seçimlerinde yine milletimizin takdiriyle Türkiye haritası daha fazla renge boyandı. 2019 seçimlerine göre daha çok sayıda siyasi parti il, ilçe, belde düzeyinde belediye başkanlığı kazandı. Başkaları gibi 14 Mayıs gecesi sahnelenen öndeyiz müsamerelerine başvurmadık. Her ne kadar hedeflerimizin uzağında kalsak da 31 Mart seçim sonuçlarını müspet karşıladık.

Bizim için önemli olan Türkiye’nin ve Türk demokrasisinin kazanmasıdır. Siyaseti önce milletim ve önce memleketim şiarıyla yapıyoruz. Sandığın itibarına itibar katan her neticeyi Türkiye’nin demokrasi mücadelesinde aşılmış yeni bir eşit olarak görüyoruz. AK Parti ve Cumhur İttifakı’nın olgun duruşu, 31 Mart sonrası siyasetin genel havasını değiştirmiştir.

Yumuşama ikliminde siyasetçilerin mesajları ve toplumda siyaset kurumuna güvenin artmasının önemli payı vardır. Bu ikliminin geçici değil Türk siyasetinin hakim karakteri haline gelmesini arzu ediyoruz. Başta 1 Mayıs olmak üzere çeşitli oyunlarına gelmedik. Muhalefetteki muhataplarımızın dirayetli davrandığını görüyor, bundan da ülkemiz siyaseti adına memnuniyet duyuyoruz. Siyasetçilerin sorumluluk bilinciyle hareket ederek sandığın itibarına gölge düşürecek, sivil siyasete güveni sarsacak beyanlardan uzak duracak beyanlarını diliyorum.

Siz kurmay kadromuzun nezdinde teşkilatımızın her bir mensubuna, her bir dava arkadaşıma 31 Mart seçimleri dönemi boyunca gösterdiğiniz gayretler dolayısıyla şükranlarımı sunuyorum. Rabbim hepimizden razı olsun. 31 Mart seçim sonuçlarını göz ardı etmiyoruz. Sonuçlara dair kapsamlı iç muhasebemizi partimizin yetkili organlarında yaptık, yapıyoruz ve yapacağız.

MYK, MKYK, AK Parti Meclis grubumuzla, fikirlerine kıymet verdiğimiz dostlarımız, kanaat önderlerimiz, partimizde daha önce görev almış yol ve dava arkadaşlarımızla, siyaset bilimci akademisyenlerle bir araya geldik, konuştuk, düşüncelerini aldık.

“Yanlışta ısrar etmek kaybettirir”

İnşallah istişare halkamızı genişletmeye devam edeceğiz. Son MYK toplantımızda geleneksel istişare kampımızı çok yakın bir tarihte toplama kararı aldık . Önce milletvekili ardından belediye başkanlarımızla bir araya geleceğiz. Komplekse kapılmadan, eleştiriye kulak tıkamadan bu süreci büyük bir özgüven ve şeffaflıkla yönetiyoruz. Hata değil; yanlışta ısrar etmek kaybettirir.

Nereden geldiğinizi unutmazsanız, hedeflerinizden de kopmazsınız. Biz siyasi hayatımız boyunca elde ettiğimiz her başarıyı, her mücadeleyi önce Allah’ın yardımına sonra da milletimizin desteğine, duasına ve yanımızda olmasına borçluyuz. AK Parti milletin kurduğu, tabelasını milletin astığı, siyaseti daima millet için ve milletle birlikte yapmış bir partidir.

Siyasette rotamızı bugüne kadar hep milletimiz çizdi. İstişarelerimizi milletimizle yaptık. Derdimizi milletimize anlattık. Sorunlarımıza milletimizle birlikte çözüm aradık. Başarılarımızın sevincini yine milletimizle paylaştık. İhtiyaç duyduğumuzda her zaman milletimizi yanımızda bulduk. Millet bize bakınca kendini gördü, kendi meselelerini gördü aynı zamanda sıkıntılarına çözüm üretecek güçlü irade gördü. Ne teşkilatlarımızın ne belediyelerimizin ne de gönlümüzün kapılarını milletimize hiçbir zaman kapatmadık. Bugün bir kez daha açık ve net söylemek istiyorum; AK Parti milletin partisidir ve inşallah ebediyen öyle kalacaktır.

Biz şafak vakti evine ekmek götürmek için yola koyulan emekçilerin, yazın sıcağına, kışın ayazına aldırmadan rızık peşinde koşan çiftçilerin, esnafın, tüccarın, sanayicinin, vatanımız uğruna gözünü kırpmadan şehadete koşan kahramanların, gençlerimizin, ellerini değdikleri her yeri güzelleştiren, bereketlendiren kadınlarımızın, ülkemizin başarılarını kendi başarıları olarak gören tüm mazlumların, hangi kökene, hayat tarzına mensup olursa olsun büyük Türkiye sevdalısı her bir yüreğin partisi olmayı sürdüreceğiz. Milletle kurduğumuz gönül köprülerini kimse yıkamaz ve yıkamayacaktır.

Siyaset milletin içinde milletle omuz omuza sırt sırta vererek yapılır. Halkla araya mesafe koymanın, duvar örmenin, sokaklarla, çarşıyla, pazarla, mahalleyle bağı zayıflatmanın siyaset geleneğimizde yeri yoktur. Eksiğimiz, hatamız, problemimiz, millete karşı kusurumuz varsa çok açık söylüyorum mutlaka kendimizi düzeltmemiz gerekiyor. Partimizin ve davamızın geleceği her türlü şahsi kaygı ve kişisel hesabın ötesindedir.

Sadece kampanya döneminde 51 ilimizi ziyaret ettim. Diğer vilayetlerimize farklı vesilelerle defalarca gittim. AK Parti’nin gerçekten inanmış, kendini adamış milyonlarca neferi var. Hepsi birer özveri abidesi olan bu kardeşlerimizin hakkını ödeyemeyiz. Karşılığını sadece Allah’tan bekleyerek samimi AK Parti neferlerinin emeklerini kusura bakmayın ama kibirlerin boyunlarını aşan muhterislere kesinlikle kurban edemeyiz.

Siyasetçisiyle, kaprisli bürokratıyla, lobisiyle çıkar gruplarıyla kimse partimize gönül verenlerin fedakarlığını şahsi heves ve menfaatleri için zayi edemez. Biz buna rıza göstermeyiz. Bu partinin genel başkanı ve hepsinden öte bir neferi olarak böyle ağır vebali şahsen taşıyamayız.

Olanda hayır vardır düsturuyla 31 Mart seçimlerini hayra tebdil etmek için ne gerekiyorsa onu yapmaktan kesinlikle çekinmeyeceğiz. Buradaki hiçbir arkadaşımın da şüphe duymamasını istiyorum. İstişare ve yenilenme sürecimizin sonunda AK Parti olarak yolumuza çok daha güçlü şekilde devam etmekte kararlıyız. AK Parti’nin alameti farikası kendini yenileme, geliştirme, yeni şartlara adapte etme kabiliyetine haiz olmasıdır. Kongre sürecini bunun en önemli vesilesi olarak görüyoruz. Bu süreci zehirlemek, aramıza nifak tohumları ekmek için bekleyen fitne tüccarlarına karşı dikkatli olmanızı bekliyorum. Attığımız adımları bugüne kadar dedikodulara göre belirlemedik. Temel bir kriterimiz vardır; o da hakka ve halka hizmet etmektir.

Milletimizin nazarında ibra olan bizim gözümüzde de başarılıdır. Milletin sınıfta bıraktığını biz de baştacı edemeyiz. İnşallah bu süreci kılı kırk yaran bir kuyumcu titizliğinde yürüteceğiz. Kırarak, dökerek dağıtırak değil; toparlayarak, bütünleştirerek, kucaklaşarak ilerleyeceğiz. Saflarımızı sıklaştıracak partimizi daha da büyütmenin gayretinde olacağız. Yeni hizmet erleriyle, isimlerle kadrolarımızı tahkim ederken partimizin emektarlarına vefasızlık göstermeyeceğiz.

Bizim AK Parti’den güç devşirecek isimlere değil AK Parti’ye güç katacak ufuk, vizyon, dinamizm, heyecan katacak şahsiyetlere ihtiyacımız var. Bu anlayışla partimizin çatısı altında AK Parti rozetiyle ülke ve millete hizmet etmek isteyenlere kapımızı kapatmıyoruz. Ama siyaseti kariyer basamağı olarak görenlerle yol yürünemeyeceğini de geçmiş tecrübelerimizin ışığında çok çok iyi biliyoruz.”

Paylaşın

2023 Yılında Afetler, Dünya Genelinde 25,4 Milyon Kişiyi Evinden Etti

2023 yılında afetler nedeniyle 148 ülkede 26,4 milyon kişi evini terk etmek zorunda kaldı. Türkiye, 4 milyon 53 bin kişiyle Çin’in ardından ikinci sırada yer aldı.

Dünyada afetler, silahlı çatışmalar ve şiddet nedeniyle evinden olan, yaşadığı yeri terk ederek ülkesi içinde başka bir yere taşınmak zorunda kalan insanların sayısı 75 milyon 900 bin kişiyle yeni bir rekora ulaştı. 2023 Aralık ayı itibarıyla evinden olanların sayısı 4 milyon 800 bin kişi arttı.

Cenevre merkezli Ülke İçi Yerinden Edilme İzleme Merkezinin (IDMC) açıkladığı raporda yer alan rakamlara göre, 2023 yılında afetler nedeniyle 148 ülkede 26,4 milyon kişi evini terk etmek zorunda kaldı. Türkiye, 4 milyon 53 bin kişiyle Çin’in ardından ikinci sırada yer aldı.

Bu durumda, 2023 Şubat ayında ağır yıkıma yol açan Kahramanmaraş depremleri rol oynadı. Depremden etkilenen Suriye ile birleştirince Kahramanmaraş depremleri toplam 4 milyon 700 bin kişiyi evsiz bıraktı. IDMC raporunda bu rakamın, 2008’den bu yana bir deprem nedeniyle kaydedilen en yüksek rakam olduğuna işaret edildi.

Çatışmalar ve şiddet olayları da başta Sudan, Kongo Demokratik Cumhuriyeti ve Gazze Şeridi olmak üzere toplam 20,5 milyon kişiyi evinden etti. Çatışmalar ve şiddet nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalanların sayısı 2022’ye göre yüzde 9 oranında arttı.

Raporda Türkiye’ye ayrılan bölümde 6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli 7,8 ve 7,5 büyüklüğündeki depremlerin yol açtığı yıkıma yer verildi. Depremden sonra kiralardaki artışa işaret edilen raporda evinden olanların önce çadırlara ve aşamalı olarak konteyner kentlere yerleştiği, konteyner kentlerin en az 3 yıl daha kullanımda kalmasının beklendiği aktarıldı.

Yeniden imar çalışmalarının tam hız devam ettiğine işaret edilen raporda, 31 Aralık 2023 itibarıyla yaklaşık 822 bin kişinin ülke içi göçmen konumunda olduğu belirtildi.

Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın