Almanya Ve Fransa: Filistin’i Tanımak İçin Erken

İrlanda, Norveç ve İspanya’nın Filistin’i bağımsız bir devlet olarak tanıma kararı almalarının ardından Almanya ve Fransa, bu yönde bir karar almayacaklarını açıkladı.

Aralarında Rusya, Çin ve Hindistan’ın da bulunduğu, Birleşmiş Milletler’e üye 193 ülkeden 144’ü Filistin’in bağımsızlığını tanıyor. 2014 yılında İsveç, Filistin’i bir devlet olarak tanıyan ilk AB üyesi olmuştu. Bulgaristan, Kıbrıs, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya ve Romanya Filistin’i tanıyan diğer birlik üyeleri.

Avrupa’da Filistin’in uluslararası diplomasi sahnesindeki konumunu güçlendirecek kritik adımlar atılırken, Almanya ile Fransa’dan aksi yönde açıklamalar geldi. Almanya Dışişleri Bakanlığı, şu aşamada Filistin’i bağımsız bir devlet olarak tanımayacaklarını açıklayarak bu yönde adım atan ülkelerle arasına mesafe koydu.

Almanya Dışişleri’nden yapılan açıklamada, “Almanya’nın bağımsız bir Filistin devletinin varlığını desteklediği, ancak buraya varılması için atılması gereken adımlar olduğu” vurgulandı. Açıklamada, Almanya’nın bu hedefe ulaşılabilmesi için Filistinli kurumların reform ve gelişme çabalarını desteklemeye devam edeceği kaydedildi.

Avrupa Birliği’nin (AB) diğer lokomotif ülkesi Fransa da, Almanya gibi şu an için Filistin’i resmen tanımak istemiyor. Fransa Dışişleri Bakanı Stephane Sejourne, böyle bir kararın sembolik olmaktan öte anlam ifade etmesi gerektiğini belirterek, henüz tanıma için uygun ortamın oluşmadığını ifade etti. Paris’te İsrail Dışişleri Bakanı İsrael Katz ile görüşen Sejourne, “Fransa böyle bir karar için koşulların karşılandığını henüz düşünmüyor” dedi.

Ülkesinin İrlanda, Norveç ve İspanya büyükelçilerini tepki olarak geri çağırdıklarını açıklayan Katz, Filistin’i tanıma kararının “İran ve Hamas’ı ödüllendirmek” anlamına geldiğini öne sürdü.

Fransa hükümetinden daha önce yapılan açıklamalarda, “Filistin’i tanıma meselesinin bir tabu olmadığı, fakat bunun, ancak iki devletli çözüme ulaşmak kapsamında geniş bir çaba içinde ele alınacağı” kaydedilmişti.

Sejourne, tam bir müzakere süreci olmaksızın, tanıma yönünde atılan adımların şu aşamada sahadaki gerçeklik üzerinde çok az etkisi olacağını dile getirerek, Filistin’i tanımanın sembolik bir eylem değil, aksine diplomatik bir araç olması gerektiğini belirtti.

Üç Avrupa devletinin 28 Mayıs’ta resmen hayata geçecek Filistin’i tanıma kararlarını, “Uluslararası hukuk ve insan hakları için bir zafer” olarak nitelendiren Filistin Özerk Yönetimi’nin Almanya Büyükelçisi Leyit Arafah, Berlin’e çağrıda bulunarak, Almanya’nın da bu yönde bir karar almasını talep etti.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

TÜİK Duyurdu: Tüketici Güven Endeksi 80,51’e Yükseldi

Nisan ayında 80,46 olan tüketici güven endeksi mayıs ayında yüzde 0,1 oranında artarak 80,51 oldu. Tüketici güven endeksinin 100’den büyük olması tüketici güveninde iyimser durumu, 100’den küçük olması tüketici güveninde kötümser durumu göstermektedir.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Tüketici Güven Endeksi Mart 2024 verilerini açıkladı.

Buna göre; Türkiye İstatistik Kurumu ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası işbirliği ile yürütülen tüketici eğilim anketi sonuçlarından hesaplanan tüketici güven endeksi, Nisan ayında 80,46 iken Mayıs ayında yüzde 0,1 oranında artarak 80,51 oldu.

Alt endekslerden, mevcut dönemde hanenin maddi durumu yüzde 0,4 artışla 65,3 yükselirken, gelecek 12 aylık dönemde hanenin maddi durum beklentisi yüzde -0,01 azalışla 82,8’e geriledi. Gelecek 12 aylık dönemde genel ekonomik durum beklentisi yüzde 0,2 artışla 78,3’e yükselirken, gelecek 12 aylık dönemde dayanıklı tüketim mallarına harcama yapma düşüncesi yüzde -1,2 azalışla 95,8 seviyesine geriledi.

Tüketici güven endeksi nedir ve neden önemlidir?

Tüketici güven endeksi, aylık tüketici eğilim anketi ile tüketicilerin maddi durum ve genel ekonomiye ilişkin mevcut durum değerlendirmeleri ile gelecek dönem beklentileri, harcama ve tasarruf eğilimleri ölçülmektedir.

Anket sonuçlarından hesaplanan tüketici güven endeksi 0-200 aralığında değer alabilmektedir. Tüketici güven endeksinin 100’den büyük olması tüketici güveninde iyimser durumu, 100’den küçük olması tüketici güveninde kötümser durumu göstermektedir.

Tüketici eğilimine ilişkin endekslerden, tüketimin finansmanı amacıyla borç kullanma ihtimali endeksinin artması iyimser durumu, azalması ise kötümser durumu göstermektedir.

Benzer şekilde tüketici fiyatlarının değişimine ilişkin düşünce ve beklenti endekslerinin artması tüketici fiyatlarında düşüş düşüncesini/beklentisini, azalması ise tüketici fiyatlarında artış düşüncesini/ beklentisini göstermektedir. İşsiz sayısı beklentisi endeksinin artması işsiz sayısında azalma beklendiğini, endeksin azalması ise işsiz sayısında artış beklendiğini ifade etmektedir.

Paylaşın

Fenerbahçe’de Aziz Yıldırım’ın Yönetim Kurulu Listesi Belli Oldu

Fenerbahçe’de Ali Koç’un ardından başkan adayı Aziz Yıldırım’da yönetim kurulu listesini duyurdu. Fenerbahçe’de Olağan Seçimli Genel Kurul Toplantısı, 9 Haziran’da gerçekleşecek.

Fenerbahçe Kulübü’nde 30-31 Mayıs’ta çoğunluk sağlanamazsa 8-9 Haziran’da yapılacak olağan seçimli genel kurul öncesi Fenerbahçe Başkan Adayı Aziz Yıldırım’ın yönetim kurulu listesi belli oldu. Yıldırım’ın Yönetim Kurulu asil listesinde şu isimler yer alıyor:

“Mithat Yenigün, Mahmut Nedim Uslu, Cengiz Erdem, Nihat Özbağı, İlhan Yüksel Ekşioğlu, Mehmet İman, Ahmet Önder Fırat, Fatih Öztürk, Murat Salar, Mehmet Selim Kosif, Batuhan Özdemir, Ömer Onan, Hande Tibuk, Ahmet Özokur, Emin Selim Akgül, Mustafa Aydın Acun, Emrah Tünay, Mehmet Engin Özturan, Kemal Fatih Aslan, Berkay Erdim, Tuna Akın.”

Fenerbahçe Başkanı Ali Koç’ta gün içerisinde yeni yönetim kurulu listesini duyurmuştu. Ali Koç’un yönetim kurulunda şu isimler yer alıyor:

“Erol Bilecik, Burak Çağlan Kızılhan, A. Sertaç Komsuoğlu, Acun Ilıcalı, Ahmet Ketenci, Alper Alpoğlu, Cenk Öztanık, Eren Dişli, Ergun Özen, Esin Güral Argat, Fethi Pekin, Hakan Safi, Hamdi Akın, Hulusi Belgü, Hüseyin Bozkurt, M. Kemal Danabaş, Mehmet S. Dereli, Nedim Keçeli, Özgür Özaktaç, Rıfat Perahya, Selma A. Rodopman.”

Paylaşın

Birleşmiş Milletler, Güney Afrika İçin 400 Milyon Dolar Arıyor

Birleşmiş Milletler (BM), güney Afrika’yı etkileyen El Nino kaynaklı kuraklık nedeniyle 400 milyon dolara ihtiyaç olduğu açıkladı. Sıcaklığı artıran bir hava olayı olan El Nino, yağmur seviyelerini düşürerek mahsul verimini etkiliyor.

Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı (WFP) Afrika’nın güneyinde yaşanan kuraklığın ardından milyonlarca insanı besleyebilmek için 400 milyon dolara ihtiyaç olduğunu duyurdu.

Açıklamada, 4.8 milyon insanı etkileyen El Nino kaynaklı kuraklık nedeniyle hasatların düşmesinin ardından Zimbabve, Zambiya ve Malavi’deki yardımı desteklemek için altı ay boyunca acil finansmana ihtiyaç olduğu belirtilldi.

WFP sözcüsü Tomson Phiri Reuters’e, “Bunun muhtemelen güney Afrika’da şimdiye kadar yaptığımız en büyük El Nino müdahalesi olacağını söyleyebiliriz.” dedi. Phiri, yağmurla beslenen tarıma dayanan güney Afrika nüfusunun yaklaşık yüzde 70’inin hasatlarının yağmur yağmaması nedeniyle “yok olduğunu” kaydetti.

WFP’nin dış pazarlardan tahıl satın almak istediğini söyleyen Phiri, geçen yıl Ağustos ayında WFP’nin Lesotho, Madagaskar, Mozambik ve Zimbabve’deki toplulukları desteklemek için 14 milyon dolar harcadığını belirtti.

Bölgede art arda yaşanan kuraklıklar tahıl stoklarının azalmasına yol açarak Zimbabve gibi etkilenen ülkeleri yurtdışından tahıl temin etmeye zorladı. Zimbabve’deki bir grup özel değirmenci, açlıkla mücadeleye yardımcı olmak için Brezilya, Arjantin ve diğer ülkelerden 1.4 milyon ton mısır ithal etmeyi planlıyor.

Zimbabve Maliye Bakanı Mthuli Ncube, hükümetin Afrika Birliği İklim Ajansı’ndan kuraklık yardımı için 32 milyon dolarlık bir sigorta ödemesi alacağını bildirdi.

Rüzgar düzenini bozan ve Pasifik Okyanusu’nun bazı bölgelerinde sıcaklığı artıran bir hava olayı olan El Nino, yağmur seviyelerini düşürerek mahsul verimini etkiliyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Kartal’dan Şampiyonluk Açıklaması: Galatasaray Konya’da Kaybedebilir

Fenerbahçe Teknik Direktörü İsmail Kartal, Konya deplasmanında kendilerinin puan kaybettiğini ve bunu Galatasaray’ın yaşayabileceğini vurgulayarak, “Galatasaray, Konya deplasmanında oynadığı son 3 maçı kaybetti” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Birinde ben vardım. Biz nasıl Konya’da puan kaybettiysek, onlar da aynısını yaşayabilir. Biz Konya maçında büyük hasar aldık. 11 pozisyona girdik, bunların 8 tanesi yüzde yüz gol pozisyonu. Bazen olmayınca olmuyor. İlk maç onlara karşı yakaladığımız pozisyonları değerlendirmiştik ve 7-1 kazanmıştık. Bu maçta ise değerlendiremedik.”

Fenerbahçe Teknik Direktörü İsmail Kartal, Samandıra Can Bartu Tesisleri’nde basın mensuplarıyla sohbet toplantısında bir araya geldi.

Süper Lig’in son haftasında İstanbulspor ile karşılaşacaklarını ve şampiyonluk inançlarını koruduklarını belirten İsmail Kartal, “Son maçımıza çıkacağız. Takım olarak kazanmak istiyoruz. Hiçbir zaman inancımı kaybetmedim, Allah’ın izniyle pazar günü şampiyon olacağımıza inanıyorum. Maçımıza tüm taraftarlarımızı bekliyorum. Onlara her zaman ‘bu takıma, bu oyunculara güvenin’ dedim. Şu ana kadar taraftarlarımızı, camiamızı mahcup etmediğimizi düşünüyorum. Dış etkenler yüzünden gerideyiz. Hafta sonu her şey lehimize dönebilir. Ben şampiyonluk ümidiyle yaşıyorum.” ifadelerini kullandı.

Konya deplasmanında kendilerinin puan kaybettiğini ve bunu Galatasaray’ın da yaşayabileceğini vurgulayan deneyimli çalıştırıcı, “Galatasaray, Konya deplasmanında oynadığı son 3 maçı kaybetti. Birinde ben vardım. Biz nasıl Konya’da puan kaybettiysek, onlar da aynısını yaşayabilir. Biz Konya maçında büyük hasar aldık. 11 pozisyona girdik, bunların 8 tanesi yüzde yüz gol pozisyonu. Bazen olmayınca olmuyor. İlk maç onlara karşı yakaladığımız pozisyonları değerlendirmiştik ve 7-1 kazanmıştık. Bu maçta ise değerlendiremedik.” diye konuştu.

Yapıcı eleştirilerin olması gerektiğini ancak yalan, yanlış ve hakarete varacak ifadelerin kendisini üzdüğünü anlatan Kartal, şöyle devam etti: “Bir senedir beraberiz. Objektif bir insanım. Beni, ekibimi ve oyuncularımı itibarsızlaştırmaya çalıştılar. Doğruları öğrenmeden birilerinin kendi adına kariyerleri için daha farklı yerlerde daha farklı iş alabilme adına yalan konuşmaları oldu. İftira attılar, emeğimize saygısızlık yaptılar. Sosyal ve görsel medyada sürekli bir saldırı var. Ben bunu kabul etmiyorum. Eleştiri olacak ama yapıcı eleştiri olursa futbol da gelişir. Bu eleştiri değil, bel artı vurma var. Bunları anlamış değilim. Bu kulübe her geldiğimde oynattığım futbolla bütün istatistikleri paramparça etmişim.”

Fenerbahçe’de üçüncü dönemini yaşadığını hatırlatan Kartal, her dönemde önemli hakem hatalarına maruz kaldıklarını ifade etti. İsmail Kartal, an itibarıyla Avrupa’da en fazla gol atan 3 takım arasında olduklarını da dile getirerek, “Sürekli olumsuz eleştiri yapıyorlar. Değişiklikler yanlış diyorlar. Bana göre yüzde 90’ı doğru. Rize’de 1-0 mağlubuz o 3 değişikliği yaptığım anda o 3 adam maçı aldı, kimse bahsetmedi. Trabzon’da yaşananlar ortada ama kimse bahsetmiyor. Bu takımı buraya futbolcular getirmiş diyenler var. Geçen sene çok farklı sistemde oynayan takım, 12-13 oyuncu geliyor. Onları çalıştıracaksın, kendi sistemine inandıracaksın ve böyle güçlü bir oyun ortaya çıkacak. Ayrıca buna sadık kalarak oynayacaklar, bunlar kolay değil.” değerlendirmesinde bulundu.

Oyuncularının büyük emeği olduğunu ve başarının ekiple yakalandığını aktaran Kartal, şöyle konuştu: “Sezon başından beri nasıl çalışıyoruz, neler yapıyoruz hepsinin kayıtları var. Futbolcuların da tüm ekibin de büyük emeği var. O zaman bütçelere bakarsak. Bana bu söylendi, hala söylüyorlar. Galatasaray maçında devre arasında gördünüz soyunma odasını. Sonuçta hepimiz insanız. Elbette hatalarımız var. Futbol öyle bir şey ki Guardiola ya da Klopp onlar da dört dörtlük değil. İşin içinde teknik taktik var. Futbol dipsiz bir kuyu.

Fenerbahçe’den ayrıldıktan sonra 7 kulüpten teklif aldım, bir tanesi İran milli takımı Dünya Kupası’na gidiyordum işim olmadı. Ben kendi reklamımı yapacak biri değilim. Burada bir emek var. Ekibimizle çok çalıştık. 5 sayfa istatistik var. Kulüp tarihi, rekorları. Türk futbol tarihi, rekorları. Bu kadar eleştiri saldırı insanın hoşuna gitmiyor. Ben de ara ara boştayken televizyon kanalları beni davet ettiler, bir gün bir tanesine ağzımdan kötü bir laf çıkmış mı? Ben buradan gideyim, benim yerime gelsinler bana yapılanları kendileri ister mi? Bu art niyet mi kıskançlık mı anlayamıyorum.”

“En büyük gücü taraftarlarımızdan alıyorum”

İsmail Kartal, kendisine ilişkin tüm olumsuzlukların karşısında sarı-lacivertli taraftarlardan aldığı güçle durabildiğini dile getirdi. Zor zamanlarında desteklerinden dolayı ailesine teşekkür eden Kartal, “Ailem, camia içinden bazı dostlarım beni her zaman motive etti. Beni bırakmadılar, hep destek verdiler. En büyük konsantrasyonum, dik durmamı en çok sağlayan Fenerbahçe taraftarıdır. Benim gerçek anketim burasıdır. Sezon başından bugüne ne oyuncularıma ne bana tek kelime edilmedi. Eğer burada bana karşı bir mırıldanma olursa onu zaten hissederim, böyle bir şey olsa zaten izin ister ayrılırdım. Onlar beni ayakta tutuyor, bana güveniyorlar, inanıyorlar. Taraftarların bana olan inancıyla hep dik durdum. Ben en büyük gücü taraftarlarımızdan alıyorum.” şeklinde görüş belirtti.

Sezon başında Fred ve Szymanski’yi olmazsa olmaz transferler olarak başkana sunduğunu aktaran Kartal, Tadic ve Fred gibi oyuncularla oyun sistemi hakkında konuştuklarını da kaydetti. Süper Lig’de rakiplerinin kendilerine karşı oyunu soğutmayı taktik haline getirdiğini belirten tecrübeli teknik adam, sezon başında istedikleri birkaç kanat oyuncusunu da kadroya katamadıkları bilgisini verdi.

UEFA Avrupa Konferans Ligi’nde Olympiakos’a karşı oynadıkları maçta İrfan Can’ı sakatlık nedeniyle oyundan çıkardığını da anlatan Kartal, “Elenince moral bozukluğu yaşadık ve o durumda Sivas’a gittik. 120 dakika futbol oynayan bir takım bu kadar yapabilir. Fred, İrfan ve İsmail orada ayakta kaldı. Diğerleriyle rotasyon yapamadık, 120 dakika oynadılar. Herkes sağlıklıyken biz zaten yapabileceklerimizi yaptık. Sivas’ta da puan kaybettik, tamam beni eleştirin ama nedene bir bakın. Her şeye rağmen 2-1 öndeydik ama hakem faciasıyla 2-2 bitti. Her şey çok normal gibi konuşuyorlar, her şeyin sorumlusu benmişim gibi ama ben bunu kabul etmiyorum.” diye konuştu.

Geçtiğimiz sezon Portekizli teknik adam Jorge Jesus’un da hakem hatalarından çok canının yandığını aktaran Kartal, “96 puan topladık. Bir takım şampiyon olacak. Biz başarısız olmamış olacağız bana göre.” dedi. Kayserispor maçı öncesinde saha içinde konuşma yaptığı sırada Fred’in gülmesine ilişkin soruya ise Kartal, “Orada yaptığımız Fred’in hoşuna gidiyor. Niyet kötü olunca her şey kötü. Fred ‘ne kadar güzel bir şey yapıyoruz, mutluyuz hadi’ diyor aslında. Sen kötüyü göstermek istersen her şeyi kötü gösterebilirsin.” yanıtını verdi.

Yabancı kontenjanı dolayısıyla Ryan Kent’i listeye alamama tercihine de değinen Kartal, “Elimizde 15 kişi vardı ve 1 kişi kadrodan çıkacaktı. Kent’e Avrupa’dan ciddi teklifler geldi, Lazio da vardı. Biz King’i tutmak istiyorduk kadroda. Kent, ‘ben gitmek istemiyorum’ dedi. Tercihimizi böyle yaptık. Sağlam bir King’i her zaman tercih ederim. Kent’in sonuçlandırmada sıkıntısı var. King sağlıklıysa sana tek başına çıkar maç alır. Şanssızlıktı listeyi açıkladıktan 4 gün sonra sakatlandı.” şeklinde görüş belirtti.

İsmail Kartal, devre arasındaki transfer sürecine ilişkin soruyu ise şöyle yanıtladı: “Lincoln Henrique 1 sene futbol oynamamıştı, bu bir risk. O saatten sonra onu dene bunu dene olmaz. Hazır oyuncularla, biz şampiyonluğa oynuyoruz. Lincoln’ü verelim görelim dedik. Crespo mu Krunic mi desek gelmeden önce hepimiz Krunic deriz. Geldi ikinci maç burada yuhalandı. İyi futbolcu, özgüven eksikliği var. Şu an aldığımızın üzerine satarız. Adamın Avrupa’da her yerde piyasası var. Lyon bizden 1 milyon fazla verdi ama ‘Fenerbahçe’ye sözüm var diyerek’ geldi. Şu an taraftarla elektriği tutmadı. 1-2 maç iyi oynasın her maç üzerine koyacağını düşünüyorum. Krunic’in gelmesi İsmail’i 2 adım daha ileri taşıdı.”

Paylaşın

Ömer Çelik Açıkladı: Erdoğan’dan Parti İçinde Tartışma Olmaması Talimatı

Partisinin MKYK toplantısının ardından basın toplantısı düzenleyen AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Erdoğan’ın parti içinde tartışma olmaması talimatı verdiğini söyledi.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, partisinin Merkez Karar Yürütme Kurulu (MKYK) toplantısının ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Ömer Çelik açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Cumhurbaşkanımız MKYK’nın girişinde iç ve dış politikayla ilgili olarak gündemi değerlendirdiler. Önümüzdeki 4 yılı değerlendirirken, birlik ve beraberliğin sağlanması, parti içinde tartışma olmaması, hep birlikte aynı hedefe odaklanılması konusunda açıklamalar yaptılar. Her bir arkadaşımızın kendi görev alanlarındaki hazırlıklarının tam olması gerektiğini belirttiler.

Son gelişmeler ışığında savunma sanayii alanında geldiğimiz nokta hakkında da değerlendirmeler oldu. Bu alanda daha fazla yatırım yapılacağı vurgulandı… İran’ın talebi doğrultusunda Akıncı İHA’nın merhum şahsiyetlerin yerini tespit etmesi, Türkiye’nin bu konudaki imkan ve kabiliyetlerinin ne kadar arttığını göstermesi fevkalade önemlidir.

Adı üstünde taslak. Bununla ilgili toplumda birbirine zıt talepler var. Üzerinde çalışılıyor. Önümüzdeki hafta veya daha sonraki hafta Meclis’e gelmesi planlanıyor. Çalışma devam ediyor, henüz tamamlanmış değil.

Partideki istifalar

‘Bir değişim sürecinin başlangıcı’ vs diye yorumları gördüm bu konuda. AK Parti’de değişim, olağanüstü bir durum değildir. Biz, hem geleneklerimizi hem de şimdiye kadarki tecrübelerimizi koruyarak, sürekli değişim içinde olan bir partiyiz. Teşkilat başkanımızın olağan gündemi var.

Bu gündem de şu; bazı yerlerde görev değişimleri ya da pekiştirme olacak. Bazı yerler vekaletle devam ediyor, o vekaletlerin asalete çevrilmesi söz konusu olacak. Bunlar, teşkilat başkanlığının olağan gündemiyle gerçekleşecek. Bugün, yarın başka yerlerde de tasarruflar olacak. Bunlar, teşkilat başkanlığımızın olağan gündeminde işleyen olağan işler.

Seferberlik yetkisi

Esasında bu da olağan bir gündem. Biliyorsunuz daha önceki seferberlik tüzüğü 1990 yılında hayata geçmişti. 2011 yılından itibaren değişen savaş teknolojileri, savaş koşulları, etrafta değişen jeopolitik gelişmeler etrafında bu tip belgelerin güncellenmesi gerekiyor.

Burada stratejik esas şudur; herhangi bir savaş durumunda bütün milli güç unsurlarının TSK’ya destek verecek, onun emrine verilecek şekilde koordine edilmesi esastır. Yani Allah göstermesin, bir savaş durumu olduğunda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin egemenlik ve güvenliğinin sağlanması noktasında, bütün milli güç unsurları nasıl koordine edilecektir? Esasen 2011 yılından itibaren bütün bakanlıklar, bütün kurum ve kuruluşlardan, yani milli güç unsuru diyebileceğimiz herkesin görüşleri alındı.

Esasında daha önce bu değerlendirilecekti ama araya deprem gündemi girdi. Bu arada dünyada da çok büyük değişiklikler oluyor ülkelerin güvenliğinin korunmasıyla ilgili. İHA’ların, SİHA’ların artık savaş teknolojisinde başat bir rol almış olması var ki, Türkiye buna çok önemli bir yatırım yapıyor.

Aynı şekilde kuzeyimizde Rusya-Ukrayna gerilimi, güneyimizde Gazze ile ilgili durum, Balkanlardaki gelişmeler; bütün bunları değerlendirdiğimizde, her zaman için milli güvenlikle ilgili belgelerin güncellenmesi söz konusudur. Ama bu belge, daha önce çalışılmıştı, araya deprem de girdi.

Şimdi, bütün milli güç unsurları bir savaş durumunda ülkeyi savunmada TSK’ya destek nasıl verilecek, nasıl emrine girecek, bu görüşler alındı. Yeni jeopolitik ve teknolojik gelişmeler ışığında, Türkiye’nin milli güvenliği için yapılması gerekenlerin koordinasyonu nedir, buna karar verildi ve olağan şekilde, olağan olarak güncellenmiştir. Herhangi özel bir konuya yönelik bu adım atılmamıştır.”

Paylaşın

Bilim İnsanlarından İnsanlık Tarihini Baştan Yazdıracak Keşif

Yaklaşık 500 bin yıllık olduğu tahmin edilen ahşap bir aletin kalıntıları bulundu. Alet, erken atalarımızın aslında düşündüğümüzden çok daha gelişmiş olduğunu ortaya koyuyor.

Arkeolog Larry Barham, keşfe ilişkin yaptığı açıklamada, “Bu insanlar ahşaptan, düzenli olarak büyük ve kompleks aletler yapıyorlardı. Zekalarını, hayal güçlerini ve becerilerini kullanarak daha önce hiç görmedikleri, daha önce hiç var olmamış bir şey yarattılar…” ifadelerini kullandı.

Londra merkezli haftalık bilimsel dergi Nature’da yayınlanan yeni bir araştırmaya göre, bilim insanları Zambiya’daki Kalambo Şelalelerinde yaklaşık 500 bin yıllık olduğu tahmin edilen ahşap bir aletin kalıntılarını buldu. Bölgeye özel toprak yapısı ve seller sonucu toprak altında kalan ahşap aletin çürümediği ve zamanına göre son derece gelişmiş olan formunu günümüze kadar taşıdığı belirtildi.

Nature’da yayınlanan çalışmaya göre bu alet, erken atalarımızın aslında düşündüğümüzden çok daha gelişmiş olduğunu ortaya koyuyor. Öyle ki, günümüzde baskın insan türü olan Homo Sapiens’in yayılmasından çok daha önceleri, tarih öncesi insanlar olan erken hominin türlerinin ahşap aletler kullandığı, bu keşif ile ortaya çıktı.

Araştırmada, Kızılötesi Uyarılmış Lüminesans (IRSL) adı verilen tarihleme tekniği kullanıldı. Bu teknik, uzmanların arka plandaki radyasyondan etkilenen nesnelerin içindeki minerallerin zamanını analiz etmelerine olanak tanıyor. Bu şekilde, güneş ışığına maruz kaldıktan sonra sıfırlanan eserlerin içinde hapsolmuş enerji miktarı, yaşı ölçmek için kullanılabiliyor.

Araştırmacılar bu şekilde, aletin 476 bin yaşında olduğunu ve Orta Pleistosen dönemine ait olduğunu tespit edebildi. Aletin Homo sapiens ortaya çıkmadan çok önce kullanıldığı göz önüne alındığında, homininlerin daha önce düşünülenden çok daha gelişmiş olduklarını gösteriyor.

Nature dergisine göre bu bulgu, “taş devri” tanımına ilişkin anlayışımızı bile değiştirebilir. Zira aletin yapımındaki karmaşıklık düzeyi, normalde mevcut çağ anlayışımızla ilişkilendirilenin ötesine geçiyor.

Çalışmanın baş arkeoloğu Larry Barham, bu çarpıcı keşif ile ilgili yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: “Bu insanlar ahşaptan, düzenli olarak büyük ve kompleks aletler yapıyorlardı. Zekalarını, hayal güçlerini ve becerilerini kullanarak daha önce hiç görmedikleri, daha önce hiç var olmamış bir şey yarattılar…”

(Kaynak: Cumhuriyet)

Paylaşın

FT’den Dikkat Çeken Mehmet Şimşek Yorumu: 1 Yıl Geçti Enflasyon Krizi Sürüyor

Birleşik Krallık merkezli iş gazetesi Financial Times, Mehmet Şimşek’in Hazine ve Maliye Bakanlığı görevine gelmesinin üzerinden bir yıl geçmesi üzerine hazırladığı haberde, Türkiye’deki enflasyon krizinin devam ettiği yorumunda bulundu.

Haberde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) faizleri yüzde 8,5’ten yüzde 50’ye yükseltilmesi ve kredi kartlarının aylık azami faiz oranının 3 kat artarak yüzde 4,25’e yükseltildiği belirtildi. Vergi artışlarına, asgari ücretin tekrar yükseltmeyeceğine yönelik açıklamalara ve Kamuda Tasarruf Paketi’ne değinilen haberde programın yatırımcılardan övgü aldığı ancak Türk halkına yansımadığı belirtildi.

Birleşik Krallık merkezli iş gazetesi Financial Times,  “Türkiye’nin enflasyon krizi ekonomik dönüşün üzerinden bir yıl geçmesine rağmen devam ediyor” başlıklı bir haber yayımlandı. Haberde, “Tüketicilerin fiyatların daha da yüksek olacağına dair beklentileri, merkez bankasının fiyat artışını dizginlemesinde temel zorluk teşkil ediyor” ifadelerine yer verildi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Kent lokantasının yemek yiyen vatandaşların görüşlerine yer verilen haberde 67 yaşındaki emeklinin kent lokantası olmasaydı çok zorlanacağını söylediği belirtildi. Emekli Hüseyin FT’ye “Taze meyve ya da et alamıyorum. Pazara her gittiğimde fiyatlar değişiyor” dedi.

Haberde Merkez Bankası’nın faizleri yüzde 8,5’ten yüzde 50’ye yükseltilmesi ve kredi kartlarının aylık azami faiz oranının 3 kat artarak yüzde 4,25’e yükseltildiği belirtildi. Vergi artışlarına, asgari ücretin tekrar yükseltmeyeceğine yönelik açıklamalara ve Kamuda Tasarruf Paketi’ne değinilen haberde programın yatırımcılardan övgü aldığı ancak Türk halkına yansımadığı belirtildi.

Konuya ilişkin şu ifadelere yer verildi: “Erdoğan’ın programı yatırımcılardan övgü aldı. Ancak yüzde 70’e yaklaşan enflasyon, artan borçlanma maliyetleri ve son yıllarda fiyat artışının etkisini azaltan teşvik önlemlerinde azalma ile karşı karşıya olan Türkler için henüz temettü ödemedi.”

FT’ye konuşan Koç Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Selva Demiralp “Bu acı bir ilaç. Enflasyonla mücadelenin bedelini en çok emekliler ve düşük gelirliler ödeyecek” dedi.

Türkiye’nin yeni ekonomik programının uluslararası fon yöneticileri arasında güveni yavaş yavaş yeniden inşa ettiği ancak market ve alışveriş merkezlerindeki durumun henüz bu iyileşen tabloyu yansıtmadığı belirtilen haberde şunlar kaydedildi:

“Merkez Bankası verilerine göre, Türkiye’nin yeni programı, geçtiğimiz yıl Türk hisse senetlerine ve lira cinsinden devlet borçlarına yaklaşık 10 milyar dolar akıtan uluslararası fon yöneticileri arasında güveni yavaş yavaş yeniden inşa ediyor. S&P Global Ratings ve Fitch Ratings bu yıl Türkiye’nin notunu yükseltirken, yüksek faizler kredi büyümesini soğutuyor.

Ancak market ve alışveriş merkezlerindeki durum henüz bu iyileşen tabloyu yansıtmıyor. İstanbul’un işçi sınıfı semti Fatih’te bir kasap kıymanın kilosunu 640 TL’den satıyor; bu rakam bir yıl önceki fiyatın yaklaşık iki katı. Kasap sahibi Ekrem “Müşterilerimiz yok denecek kadar azaldı. Gelenler yarım kilo ya da 250 gram alıyor, eskiden bir kilo alırlardı, sırf çocuklarına biraz protein yedirmek için” dedi.

Bir araştırma grubu olan Derin Yoksulluk Ağı’nın kurucusu Hacer Foggo, işçi sendikalarının geçen ay dört kişilik bir aile için aylık 17 bin 725 TL olarak tahmin ettiği açlık sınırının nisan ayında yaklaşık 17 bin TL olan asgari ücretin üzerine çıkmasıyla Türkiye’nin bir “yoksulluk sarmalı” riskiyle karşı karşıya kaldığını söyledi. “Çalışan yoksullar beslenme, barınma, sağlık ve ulaşım gibi temel ihtiyaçlarını karşılayamıyor” dedi.”

“Vatandaş şüpheli”

Haberde Merkez Bankası’nın 2011’den bu yana her yıl enflasyon hedefini tutturamadığı ve bu nedenle tüketicilerin enflasyonun düşeceğine yönelik şüpheleri olduğu belirtildi. Ekonomistler ise bu beklentilerin talebin öne çekilmesine neden olduğunu ve bunun da fiyatların yükselmesine katkı sağladığını belirtiyor. Ekonomistlere göre bu durum, Merkez Bankası’nın fiyat artışlarını kontrol etme çabalarında önemli bir zorluk oluşturuyor.

Haberde ayrıca Bilkent Üniversitesi öğretim üyesi, Merkez Bankası (TCMB) eski başekonomisti Profesör Dr. Hakan Kara’nın da görüşlerine yer verdi. Kara, FT’ye yaptığı açıklamalarda şunları kaydetti:

“Finansal piyasalar enflasyondaki düşüş hikayesini kısmen satın almış görünüyor ancak hane halkı ve küçük işletmelerin beklentileri söz konusu olduğunda durum daha da zorlaşıyor. Enflasyonu istenen patikaya getirmek için büyümenin çok daha fazla yavaşlaması gerekiyor. Asıl soru, yetkililerin bu sert dengelenme sürecinin siyasi sonuçlarına dayanacak kadar sabırlı olup olmayacaklarıdır.”

Paylaşın

İstanbul, Avrupa Ligi Ve Konferans Ligi Finaline Ev Sahipliği Yapacak

Organizasyon gücü, modern stadyumları, ulaşım imkanları, konaklama kalitesi ve kapasitesi ile önemli futbol organizasyonlarına ev sahipliği yapma hakkı kazanan Türkiye, bu kez de 2026 UEFA Avrupa Ligi Finali ve 2027 UEFA Avrupa Konferans Ligi Finali’ne Beşiktaş Park ev sahipliği yapacak.

Haber Merkezi / Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) tarafından 2026 UEFA Avrupa Ligi Finali ve 2027 UEFA Avrupa Konferans Ligi Finali’nin oynanması için UEFA’ya önerilen Beşiktaş Park, Dublin’de yapılan UEFA Yönetim Kurulu Toplantısı’nın sonucunda bu iki final müsabakasına da ev sahipliği yapma hakkı hazandı.

Karar sonrası açıklamalarda bulunan TFF Başkanı Mehmet Büyükekşi, “Biliyorsunuz 2032 Avrupa Futbol Şampiyonası’na ev sahipliği yapma hakkı kazandırmanın haklı gururunu yaşattık ülkemize. 2024 Avrupa Futbol Şampiyonası’na da gurubumuzu lider tamamlayarak katılma hakkı kazanmanın gururunu da hep birlikte yaşıyoruz. 2023 Şampiyonlar Ligi Finali’ne ev sahipliği yapmanın gururu ve mutluluğunu da yaşamıştık.

Bugün de iki büyük finali daha Türkiye’ye armağan etmenin haklı gururunu yaşıyoruz. Şu anda İrlanda’nın başkenti Dublin’deyiz. Uzun süredir yaptığımız başarılı çalışmalar neticesinde 2026 UEFA Avrupa Ligi Finali’ni UEFA’da kayıtlı ismiyle Beşiktaş Park’ta, yani Tüpraş Stadyumu’nda yapma hakkı kazandık. Bu da yetmedi, ayrıca 2027 UEFA Avrupa Konferans Ligi Finali’ni de yine Beşiktaş Park’ta yapma hakkı kazandık.” ifadelerini kullandı.

UEFA (Avrupa Futbol Federasyonları Birliği) İcra Kurulu toplantısı, İrlanda’nın başkenti Dublin’de gerçekleştirildi. Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) tarafından 2026 UEFA Avrupa Ligi Finali ve 2027 UEFA Avrupa Konferans Ligi Finali’nin oynanması için önerilen Beşiktaş Park, bu iki final müsabakasına ev sahipliği yapma hakkı hazandı.

Ayrıca Türkiye Futbol Federasyonu tarafından ilgili paydaşlarla yapılan istişareler neticesinde, 2024 Avrupa Futbol Şampiyonası (EURO 2024) sonrasında UEFA’ya, 2027 UEFA Avrupa Konferans Ligi Finali’ne ev sahipliği yapması için inşaası devam eden Yeni Ankara Stadyumu ile ilgili başvuru yapılması kararı alındı. UEFA’nın onay vermesi durumunda ise 2027 UEFA Avrupa Konferans Ligi Finali, Yeni Ankara Stadyumu’nda yapılacak. Böylece süreçlerin tamamlanması halinde başkent Ankara ilk kez bir UEFA final organizasyonuna ev sahipliği yapacak.

Yeni Ankara Stadyumu ile ilgili süreçlerin tamamlanmaması durumunda ise 2027 UEFA Avrupa Konferans Ligi Finali de planlandığı gibi yine Beşiktaş Park’ta oynanacak.

TFF Başkanı Mehmet Büyükekşi’den açıklama

Toplantının ardından açıklamalarda bulunan TFF Başkanı Mehmet Büyükekşi şu ifadeleri kullandı: “Biliyorsunuz 2032 Avrupa Futbol Şampiyonası’na ev sahipliği yapma hakkı kazandırmanın haklı gururunu yaşattık ülkemize. 2024 Avrupa Futbol Şampiyonası’na da gurubumuzu lider tamamlayarak katılma hakkı kazanmanın gururunu da hep birlikte yaşıyoruz. 2023 Şampiyonlar Ligi Finali’ne ev sahipliği yapmanın gururu ve mutluluğunu da yaşamıştık.

Bugün de iki büyük finali daha Türkiye’ye armağan etmenin haklı gururunu yaşıyoruz. Şu anda İrlanda’nın başkenti Dublin’deyiz. Uzun süredir yaptığımız başarılı çalışmalar neticesinde 2026 UEFA Avrupa Ligi Finali’ni UEFA’da kayıtlı ismiyle Beşiktaş Park’ta, yani Tüpraş Stadyumu’nda yapma hakkı kazandık. Bu da yetmedi, ayrıca 2027 UEFA Avrupa Konferans Ligi Finali’ni de yine Beşiktaş Park’ta yapma hakkı kazandık.

UEFA, 17 Mayıs 2023 tarihinde bu finaller için adaylık sürecini başlatmıştı. 17 Temmuz 2023 tarihine kadarda başvurular için süre vermişti. Biz de TFF olarak Beşiktaş Park ile iki finale de aday olmuştuk. 2026 UEFA Avrupa Ligi Finali için Almanya, Romanya ve İskoçya Futbol Federasyonları da aday olmuştu. Ancak yoğun çalışmamızla Türkiye kazandı.

2027 UEFA Avrupa Konferans Ligi Finali için de Almanya, İsrail, Norveç ve İskoçya aday olmuştu ancak yine yoğun çalışmamızla onu da biz kazandık. Ayrıca inşaası devam eden Yeni Ankara Stadyumu’nun işlemleri yetişirse 2027 UEFA Avrupa Konferans Ligi Finali’ni tarihimizde ilk kez başkentimize alabiliriz. Bütün bu süreçleri UEFA yönetimiyle, TFF yönetimiyle ve Beşiktaş Jimnastik Kulübü yönetimiyle istişare ederek geliştirdik.

Bu muhteşem stadyumları yaptığı, ulaşım ve konaklama imkanlarımızın dünya standartlarının üstüne getirdiği için başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a ve devletimize teşekkür ederim. Biz de çok çalışarak üzerimize düşeni yaptık ve 2032 Avrupa Futbol Şampiyonası’na ev sahipliği yapma hakkı, 2023 UEFA Şampiyonlar Ligi Finali’ne ev sahipliğinden sonra bugün de 2026 UEFA Avrupa Ligi Finali ve 2027 UEFA Avrupa Konferans Ligi Finali’ni Türkiye’ye getirdik.

Türkiye, Avrupa ve dünya futbolunun yükselen yıldızı olacak. Milli takımımız FIFA dünya sıralamasında üst sıralara yükselmeye devam edecek. Ev sahibi olacağımız 2032 Avrupa Futbol Şampiyonası’nda Avrupa şampiyonu olacağız. İnşallah 2026 UEFA Avrupa Ligi Finali’ni ve 2027 UEFA Avrupa Konferans Ligi Finali’ni de Türk kulüpleri oynar ve ülkemizde oynanacak finallerde Avrupa kupaları Türkiye’de kalır.”

Adaylık başvuru sürecinin detayları

2026 ve 2027 UEFA kulüp müsabakaları finallerine ev sahipliği yapılması için ilgili adaylık süreci UEFA tarafından 17 Mayıs 2023 tarihinde duyuruldu. Üye federasyonlara ilgi mektuplarını göndermeleri ve aday stadyumlarını belirlemeleri için 17 Temmuz 2023 tarihine kadar süre verildi. Türkiye Futbol Federasyonu, aday stadyum olarak Beşiktaş Park’ı belirleyerek hem 2026 UEFA Avrupa Ligi Finali hem de 2027 UEFA Avrupa Konferans Ligi Finali’ne ev sahipliği yapmak için ilgi mektubu gönderdi.

Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) ile birlikte UEFA Avrupa Ligi finallerine ev sahipliği yapmak için Almanya, Romanya ve İskoçya; UEFA Avrupa Konferans Ligi finallerine ev sahipliği yapmak için ise Almanya, İsrail, Norveç ve İskoçya olmak üzere toplamda altı farklı üye federasyon başvuruda bulundu. İlgili finallerin ev sahipliği adaylık ön dosyaları 15 Kasım 2023 tarihinde, final dosyaları ise 21 Şubat 2024 tarihinde UEFA’ya teslim edildi.

2005 yılında UEFA Şampiyonlar Ligi Finali, 2009 yılında UEFA Kupası Finali, 2013 yılında U20 Dünya Kupası ve 2019 yılında UEFA Süper Kupa’nın ardından Türkiye, 2023 UEFA Şampiyonlar Ligi Finali’ne de başarıyla ev sahipliği yaptıktan sonra Türkiye Futbol Federasyonu’nun yoğun çalışmaları sonucu 2032 Avrupa Futbol Şampiyonası’na (EURO 2032) da İtalya ile birlikte ev sahipliği yapma hakkı kazanmıştı.

Paylaşın

Davutoğlu’ndan ‘Kobani Davası’ Sorusu: İmralı’dan Mektup Gelseydi Bu Cezalar Verilecek Miydi?

Kobani Davası’nda verilen hapis cezalarına ilişkin açıklamalarda bulunan GP Lideri Ahmet Davutoğlu, “10 sene niye sürdü bu dava? Niye önce bununla suçlanmadı Selahattin Demirtaş da daha sonra 2018 davasında buraya iliştirildi? Neden biliyor musunuz? Yine bir pazarlık, yine bir müzakere…” dedi ve ekledi:

“31 Mart seçimleri bitiyor, 1 ay sonra kararlar açıklanıyor” hatırlatması yaparak, “Peki 2019’da İmralı’dan mektup getirildiği gibi 2024’te de bir mektup getirilseydi ya da Osman Öcalan’ın televizyona çıktığı gibi birileri çıkıp ‘İstanbul’da oyunuzu Cumhur ittifakının adayına verin’ deseydi, acaba bu cezalar verilecek miydi? Ne döndü perde arkasında, hangi pazarlıklar yapıldı?”

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Gelecek Partisi ve Saadet Partisi ortak grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Davutoğlu’nun açıklamalarından öne çıkan bölümler şu şekilde:

“Filistinli Yusuf Barakat, ‘4 savaş gördüm dedi’ bana. Gazzeli çocukları gördüm, o çocukların cansız bedenlerinin ne halde olduğunu biliyorum. Lanet olsun o soykırımcılarla o çocukların annelerini babalarını aynı noktada değerlendiriyorlar.

O toprakları birlikte tekrar kurmak için sizlerle birlikte olacağız. Her bir Türkiye vatandaşının yüreğinde Filistin denildiğinde yanar. Biz zalimlerin karşısındayız. Şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da mazlumların yanında olmaya devam edeceğiz. Kim ne derse desin.

Uluslararası Ceza Mahkemesinin Netahyahu hakkında aldığı kararı değerlendirmek istiyorum. İlk defa böyle bir karar alınıyor. Daha önce Amerika tehdit etmiş ve mahkeme geri adım atmıştı. Birinci suçlu Gazze öyle mi? Bu yaklaşımı şiddetle reddediyorum. Bu mesele 7 Ekim’de başlamadı. Soykırım ifadesinin kullanılmamasını protesto ediyorum.

Suçların eşitlenmesi adalet değildir. Ürkekçe alınmış bir kararı doğru bulmuyoruz. Şartlar ne olursa olsun biz her zaman Gazze’nin yanında olmaya devam edeceğiz… Geçen hafta Bahçeli’ye ‘İmalı konuşmayın. Darbe teşebbüsü varsa gerekenleri delilleriyle söyleyin’ dedim. Tutuklanan polisler, şüpheliler var. Tutuklanma gerekçelerinde yine darbe teşebbüsü yok. Bir gecede milleti ayağa kaldırmanın anlamı neydi?

Etki ajanlığı yasasına karşıyım. İlk incelenmesi gereken geçen hafta darbe yaygarası yapanların ülkeye verdiği zarardır. Türkiye’yi bu duruma düşürmeye ne hakkınız var. Adalet her şeyi yerli yerine koymaktır Sayın Erdoğan… Hukuk müzakere ve pazarlık haline geldi. Rahip Brunson olayını hatırlarsınız. Al papazı ver papazı. Kim saygı duyar şimdi size? Suçlu ise göndermeyeceksiniz. Müzakere ediyorsunuz.

28 Şubatçılar serbest bırakıldı. Aynı gün Kobani davası sonuçları açıklandı. Bir senden bir benden derdi 12 Eylül generalleri. Adalet sanki pinpon topu. Bir senden bir benden… Kobani olaylarında kamu düzenlerine karşı mücadele etmek benim görevimdi. Ama 10 sene niye sürdü bu dava? Niye önce bununla suçlanmadı Selahattin Demirtaş da daha sonra 2018 davasında buraya iliştirildi? Neden biliyor musunuz? Yine bir pazarlık, yine bir müzakere…

31 Mart seçimleri bitiyor, 1 ay sonra kararlar açıklanıyor hatırlatması yaparak, 2019’da İmralı’dan mektup getirildiği gibi 2024’te de bir mektup getirilseydi ya da Osman Öcalan’ın televizyona çıktığı gibi birileri çıkıp ‘İstanbul’da oyunuzu Cumhur ittifakının adayına verin’ deseydi, acaba bu cezalar verilecek miydi? Ne döndü perde arkasında, hangi pazarlıklar yapıldı?

“Beştepe vesayeti var”

Bugün Kavala’nın serbest kalması için Bahçeli’nin olur verdiğini yazdı. Öcalan’ın idamdan kurtarılmasına da onay vermişti. Hukuk pazarlıklar haline gelmiş. Kayıt dışı bir siyaset var. Beştepe vesayeti var. Çeteleşmeler var. AK Partili vekillere sesleniyorum. Kararı Beştepe’deki bürokratlar veriyor. Bir de siyasi vesayet var. Normalleşme ne oldu. Erdoğan Özel’i ziyaret etmedi değil mi? Bahçeli’nin demokrasi üzerinde kılıcı vardır. Ne kadar normalleşeceği ile ilgili. Bu vesayetten kurtulun. Özgür siyasetçiler olamayacaksınız.

Kayıt dışı ekonomi var. Bankada parası olana yüksek faiz gönderiliyor. Nasıl kayıt dışı ekonomi olur biliyor musunuz, ihale yolsuzlukları. Geçmedikleri yollara para veriyor insanlar. Seferberlik ve savaş hali yönetmeliği. Neden şimdi değiştirdiniz? Mesele büyük ekonomik kriz geliyor. Haklın sesi çıkmasın ise. Yapmayın, etmeyin. Ön yargılı davranmak istemiyorum. Zamanlama ve 7 yıl beklenmiş olması haklı soruları getiriyor.”

Paylaşın