Uluslararası Adalet Divanı’ndan İsrail’e ‘Refah’ Çağrısı: Derhal Durun

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarında 230. gün geride kalırken, Birleşmiş Milletler’in (BM) yargı organı Uluslararası Adalet Divanı (UAD), İsrail’in Refah’a düzenlediği operasyonlarını durdurmasını emretti.

Haber Merkezi / Uluslararası Adalet Divanı’nın (UAD), 15 üyesinin katıldığı oylamada karar, 13 üyenin kabul, 2 üyenin ret oylarıyla kabul edildi. UAD, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından seçilen 15 yargıçtan oluşuyor.

Gazze Sağlık Bakanlığı’na göre, İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 15 bin 103’ü çocuk, 9 bin 849’u kadın olmak üzere 35 bin 800 Filistinli öldürüldü, 80 bin 200 kişi yaralandı. Ayrıca enkaz altında hala binlerce ölü olduğu tahmin ediliyor.

UAD’nin kararını okuyan mahkeme başkanı Nawaf Selam, Gazze’deki durumun, mahkemenin İsrail’e durumu iyileştirmek için adımlar atması yönünde verdiği son karardan bu yana kötüleştiğini söyledi.

Mahkeme Başkanı Yargıç Nawaf Selam, “İsrail devleti, askeri saldırısını ve Refah vilayetinde Filistinliler’e fiziksel olarak tamamen ya da kısmen yıkım getirmesi olası yaşam koşullarına neden olabilecek diğer tüm eylemlerini derhal durdurmalı” dedi.

Mahkeme ayrıca İsrail’in Mısır ile Gazze arasındaki Refah sınır kapısını açarak insani yardımların girişine izin vermesini ve kuşatma altındaki bölgeye müfettişlerin erişimini sağlayarak bir ay içinde kaydedilen ilerleme hakkında rapor vermesini istedi.

Mahkeme, davayı açan Güney Afrika’nın geçen haftaki oturumlarda talep ettiği gibi, Gazze geneli için tam ateşkes çağrısında bulunmadı. UAD, Hamas’tan da 7 Ekim tarihindeki saldırısında rehin aldığı kişileri serbest bırakmasını istedi.

Adalet Divanı’nın kararı üzerine İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun bakanlarıyla görüşeceği duyuruldu. İsrail’in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, sosyal medya hesabı üzerinden karara tepki gösterdi. Smotrich “tarih bugün Hamas’ın, DEAŞ’ın Nazileriyle yan yana duranları yargılayacak” ifadelerini kullandı.

İsrailli muhalefet lideri Yair Lapid, Uluslararası Adalet Divanı’nın cuma günkü kararını, çatışmaların sona erdirilmesi talebi ile Gazze’de tutulan İsrailli rehinelerin iadesi talebi arasında bir bağlantı kuramadığı için kınadı. Lapid, mahkemenin iki konu arasında bağlantı kuramamasının “ahlaki bir çöküş ve ahlaki bir felaket” olduğunu söyledi.

Filistin Özerk Yönetimi ise kararı memnuniyetle karşıladı. Filistin Özerk Yönetimi Başkanlık Sözcüsü Nebil Ebu Rudeyne “Başkanlık Uluslararası Adalet Divanının Gazze’deki topyekun savaşı durdurma talebi üzerindeki uluslararası konsensüsü temsil eden kararını memnuniyetle karşılamaktadır” dedi.

Bir Hamas yetkilisi, kararı memnuniyetle karşıladığını ancak yeterli olmadığını belirterek İsrail’in Gazze’nin tamamına yönelik saldırılarına son vermesi çağrısında bulundu. Hamas ayrıca BM Güvenlik Konseyi’ni UAD kararını uygulamaya çağırdı.

UAD nedir?

Merkezi Hollanda’nın Lahey kentinde olan Uluslararası Adalet Divanı, Birleşmiş Milletler’in (BM) başlıca yargı organı. Uluslararası Adalet Divanı (UAD), Birleşmiş Milletler Genel Kurulu ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından seçilen 15 yargıçtan oluşuyor.

Mahkeme, BM üyesi ülkeler arasındaki sorunlarda yasal olarak bağlayıcı kararlar alabiliyor. Ancak mahkemenin bu kararların uygulanmasını sağlamaya yönelik mekanizmaları sınırlı.

Acil önlemler

Davada Güney Afrika’yı temsil eden avukatlar geçen hafta Uluslararası Adalet Divanı’ndan acil önlemler almasını isteyerek, Filistin halkının hayatta kalması için İsrail’in Refah’a yönelik saldırılarının durdurulması gerektiğini kaydetmişti.

Davadan bir sonucun çıkması yıllar alabilir; ancak Güney Afrika hukuki süreç devam ederken Filistinli sivilleri korumak amacıyla acil birtakım kararlar alınmasını talep etmişti. İsrail aleyhine bir karar, Başbakan Benyamin Netanyahu hükümeti üzerinde daha fazla diplomatik baskı yaratabilir.

Merkezi Lahey’de bulunan Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin başsavcısı ise Pazartesi günü Netanyahu ve İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant’ın yanı sıra Hamas liderleri hakkında tutuklama emri çıkarılması için başvuruda bulunduğunu açıklamıştı.

Savcı Kerim Han, Netanyahu ve Gallant’ı yıkım ve açlığı silah olarak kullanma ve kasıtlı olarak sivillere saldırma gibi suçlarla itham etmişti. İsrail bu suçlamaları şiddetle reddediyor ve müttefiklerine mahkemenin bu hamlesini reddetme çağrısında bulunuyor.

İsrail Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taraf değil. Bu nedenle yakalama kararı çıksa bile Netanyahu ve Gallant yargılanma riskiyle karşı karşıya kalmıyor ancak böyle bir karar İsrailli liderlerin yurtdışına seyahatini zorlaştırabilir.

Güney Afrika’nın Uluslarası Adalet Divanı’ndaki daha geniş kapsamlı davası İsrail’i Filistin halkına karşı “devlet öncülüğünde bir soykırım” ile suçluyor. Adalet Divanı bu suçlamanın esası hakkında karar vermedi; ancak İsrail’in davanın düşürülmesi talebini reddetti.

Mahkeme daha önceki kararlarında, İsrail’in Filistinliler’e yönelik soykırım eylemlerini engellemesini ve Gazze’ye yardım akışına izin vermesini emretmiş, ancak İsrail’in askeri operasyonlarını durdurma emri vermekten kaçınmıştı.

Paylaşın

Erdoğan’dan ‘Servet Transferi’ Çıkışı

İslami Finans Zirvesi’nde açıklamalarda bulunan Erdoğan, “Servet eşitsizliği tarihi bakımdan en yüksek seviyeye çıktı. En zengin yüzde 1’lik kesim küresel servetin neredeyse yarısına sahip. Alttaki yüzde 50’lik kesimin payı ise yüzde 1’i dahi geçmiyor. Fakirden zengine doğru artan bir servet transferi yaşanıyor” dedi ve ekledi:

“Afrika’dan Asya’ya milyarlarca insan bir avuç kişi için adeta seferber olmuş durumdadır… Elini vicdanına koyan hiç kimsenin bu manzarayı içine sindireceğini düşünmüyorum. Kapitalist sistemin serbest piyasayı teşvik ediyor gibi görünse de tekelleşmeyi, paradan para kazanmayı ödüllendirdiğini görüyoruz. Fakiri daha da fakirleştiren bu sistemin dertlerimize derman olamayacağını hepimiz kabul etmek zorundayız.”

AK Parti Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İslami Finans Zirvesi’nde açıklamalarda bulundu. Erdoğan konuşmasında şunları kaydetti: “İki gün boyunca konuşulacak başlıklara baktığımızda kapsamlı bir hazırlık görüyoruz. İslam ekonomisinin odağında geniş bir yelpazede paneller, yol gösterici tartışmalara zemin olacaktır.

Böyle bir zirvenin ülkemizde düzenlenmesi ayrıca önemlidir. Köprü görevi gören Türkiye, finansta da aynı görevi üstleniyor. İstanbul’un finans ve İslami finans alanında büyük bir potansiyele sahip olduğunu uluslararası çevreler de takdir ediyor… Global ölçekte İslam ekonomisine yönelik pazarların keşfedilmesinde zirvenin yardımcı olacağı kanaatindeyim.

Son yıllarda dünyamız köklü bir değişimden geçiyor. Şunu çok net görebiliyoruz; uluslararası sistemde denge kaybolmuş, istikrarsızlık ve kaos hakim renk haline gelmiştir. Koronavirüsün enkazı kaldırılmadan Rusya-Ukrayna savaşı ve Gazze gerilimi başlamıştır. Mevcut kurumlara güven sarsılmıştır. Birleşmiş Milletler başta olmak üzere dünyada adalet sağlaması gerekenlerin çarpıklığı ortaya çıkmıştır. Mazlumu koruyacak kurumsal mekanizma yoktur. Yıllardır bize anlatılan kurumlar büyük bir zaaf içerisindedir.

Türkiye olarak uzun süredir bu duruma dikkat çekmekteyiz. Dünya 5’ten büyüktür tespitimiz sistemin değişimine acil ihtiyaç olduğunu göstermektedir. Gazze soykırımı ile bu kaçınılmaz bir hal almıştır. Dünyanın devasa bir köye dönüştüğü günümüzde sınırlar ve mesafeler bizi koruyamaz. Afrika’da onca kaynağa rağmen insanlar açlıktan ölüyorsa, Gazze’de 35 bin 600 insan katlediliyorsa, Akdeniz mülteci kabristanına dönüşmüşse, kusura bakmayın ama kimse kendini emniyette hissedemez.

Adaletin olmadığı yerde huzur ve barış olmaz. Küresel sistemin elitleri bu durumu görmezden geliyor. Her bölgesel kriz, kanlı barış ve karşısındaki savaş bu gerçekleri hatırlatıyor. İnsanlık olarak hem kendimizin hem evlatlarımızın müreffeh bir dünyada yaşamak istiyorsak mevcut sistemden vazgeçmeliyiz. Daha adil, daha kuşatıcı bir sistem için el ele vermeliyiz. Meydan okumalar, esasen hiçbir alternatif bırakmıyor.

Küresel finansal mimarinin gayesi asıl refah artışına fayda sağlamak olmalıdır. Finansal sistem, reel sektörü sömüren bir yapıya dönüşmüştür. Gelir ve servet adaletsizlikleriyle yapay büyümeyle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler üzerinde baskıya neden oluyor. Sistemin yapısal sorunları gün yüzüne çıktığı halde süreç geçici önlemler alındı. Finans mimarisinin oldukça kırılgan yapıda olduğunu herkes kabul ediyor.

“Fakirden zengine doğru artan bir servet transferi yaşanıyor”

Uluslararası Finans Enstitüsü’ne göre küresel borçluluk 315 trilyon dolar seviyesine ulaştı. Bu oranların sürdürülebilirliği bile şüpheliyken borçlanmanın daha da artması bekleniyor. Servet eşitsizliği tarihi bakımdan en yüksek seviyeye çıktı. En zengin yüzde 1’lik kesim küresel servetin neredeyse yarısına sahip. Alttaki yüzde 50’lik kesimin payı ise yüzde 1’i dahi geçmiyor. Fakirden zengine doğru artan bir servet transferi yaşanıyor. Afrika’dan Asya’ya milyarlarca insan bir avuç kişi için adeta seferber olmuş durumdadır.

Elini vicdanına koyan hiç kimsenin bu manzarayı içine sindireceğini düşünmüyorum. Kapitalist sistemin serbest piyasayı teşvik ediyor gibi görünse de tekelleşmeyi, paradan para kazanmayı ödüllendirdiğini görüyoruz. Fakiri daha da fakirleştiren bu sistemin dertlerimize derman olamayacağını hepimiz kabul etmek zorundayız.

Sosyal adaleti önceleyen, pozitif sosyal etki etmeyi amaçlayan katılım finans, tüm insanlığa hitap edecek potansiyele sahiptir. Türkiye olarak bunu tecrübe ettik. Özel finans kurumları 40 sene içerisinde sürekli değişerek bugünlere kadar geldi. Bankacılık içindeki payı yüzde 9’a yaklaştı. Katılım finansın halen arzu ettiğimiz seviyenin gerisinde olduğunu itiraf etmek durumundayım.

Yastık altı denilen, sistem dışı tasarruf anlayışına sahibiz. İnsanımız zor günler için gelirinin bir kısmını tasarruf eder. Bunu da altın ve maalesef dövizle yapmaktadır. Ekonomiye aktif bir katkısı olmadığını biliyoruz. Yastık altını ekonomiye sokmak için çağrıda bulunduk. Kurumlarımız toplumu ikna edici finansal ürünler geliştiremedi. Ön yargılar hala kırılmadı. Bilgiden ziyade ön kabullerle hareket edildiğini görüyoruz.

Katılım finansı hak ettiği yere getirmemiz gerekiyor. Ekseriyetle dini hassasiyetle tasarrufun değerlendirilmesi olarak görülüyor. Kısa vadede bankacılık içindeki payını yüzde 15’e çıkarmayı hedefliyoruz. İstanbul Finans Merkezi’nin açılışı ve yeni katılım finansların katılımı ile mesafe kat ettik. Katılım finansın gelişimine verdiğimiz önemi gösterdik. Finans ofisimiz tarafından hazırlanan katılım finans strateji belgesini de yayınladık.

OVP ve Kalkınma Planı’nda önemli hedefler koyduk. Eylem maddelerimizle geniş alanda çalışıyoruz. Önümüzdeki dönemde inşallah katılım finans kanunuyla taçlandırmak arzusundayız. Son 21 yılda Türk ekonomisine başarılar yaşatmış bir hükümet olarak katılım finansı hak ettiği yerlere getireceğiz.

İstanbul’u küresel finans ve katılım finans merkezlerinden biri haline getireceğiz. Türkiye’ye güvenen hiç kimse pişman olmadı. Kazandırarak kazanmayı amaçlayan hiçbir müteşebbis sonradan nedamet duymadı. Bundan sonra da kazan-kazan temeliyle iş birliklerimizi ilerleteceğiz. Tüm kurumlarımızın sizlere gereken kolaylığı ve yardımı yapmaya hazır olduğunu söylemek istiyorum.”

Paylaşın

Dünya’ya Benzer Gezegen Keşfedildi: Yaşamı Barındırıyor Olabilir

Bilim insanları, Dünya’ya yakın boyutlarda Dünya’dan 40 ışık yılı uzaktaki Pisces Takımyıldızı’nda bir ötegezegen keşfetti. Ötegezegenin yaşamı barındırıyor olabileceği ifade edildi.

NASA’nın (ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi) Geçiş Halindeki Ötegezegen Araştırma Uydusu’nun (TESS) verileriyle tespit edilen Gliese 12 b adlı gezegenin yarıçapı Dünya ve Venüs’e çok yakın. İki ayrı araştırma ekibi bulgularını dün hakemli dergiler Monthly Notices of the Royal Astronomical Society ve The Astrophysical Journal Letters’ta yayımladı.

Gliese 12 b’nin yörüngesinde döndüğü yıldızı, Dünya’dan 40 ışık yılı uzaktaki Pisces Takımyıldızı’nda yer alıyor. Kırmızı cüce olan Gliese 12 adlı yıldız, Güneş’ten çok daha küçük ve soğuk.

Yıldızına çok yakın olan ötegezegen, bir dönüşünü yaklaşık 12,8 günde tamamlıyor. Güneş gibi bir yıldızın olduğu sistemde bu yakınlık gezegendeki yaşamı imkansız kılardı. Fakat Gliese 12 b, kırmızı cüce yıldızından Dünya’nın Güneş’ten aldığının sadece 1,6 katı kadar radyasyon alıyor.

Yeni keşfedilen gökcismi bu sayede yaşanabilir bölgede yer alsa da bu, yaşanabilir olduğunun kanıtı değil. Yaşanabilir bölge bir gezegenin yıldızına, sıvı halde su barındırmasına olanak tanıyacak bir mesafede yer almasını ifade ediyor: Suyu donduracak kadar uzak veya buharlaştıracak kadar yakın olmamalı.

Öte yandan Güneş Sistemi’nde Dünya gibi yaşanabilir bölgede bulunan Venüs, yaşamı destekleyecek koşullara sahip değil. Araştırmacılar Gliese 12 b üzerine yapılacak incelemelerin bunun nedeninin anlaşılmasına da katkı sağlayabileceğini umuyor.

Venüs’ün yüzey sıcaklığı 464 dereceyi bulurken, Dünya’da bu ortalama 15 derece. Gökbilimciler Gliese 12 b’nin yüzey sıcaklığınınsa 42 derece olduğunu tahmin ediyor.

Bu ötegezegenin yaşamı barındıracak koşullara sahip olması için atmosferinin de olması gerekiyor. Bunun belirlenmesi için daha fazla gözleme ihtiyaç duyulurken, Monthly Notices of the Royal Astronomical Society’de yayımlanan çalışmanın ortak yürütücüsü Shishir Dholakia şöyle diyor:

Gliese-12b, soğuk yıldızların yörüngesinde dönen Dünya büyüklüğündeki gezegenlerin atmosferlerini koruyup koruyamadığını inceleme açısından en iyi hedeflerden birini sunuyor. Bu, galaksimizdeki gezegenlerdeki yaşanabilirliğe dair anlayışımızı geliştirmede çok önemli bir adım.

Yaşam koşullarının sağlanması için gezegenin atmosferinin çok kalın olmaması gerekiyor. Araştırmacılar bunun tespiti için NASA’nın James Webb Uzay Teleskobu’ndan yararlanmayı planlıyor fakat halihazırda ellerindeki veriler, ince bir atmosfere işaret ediyor.

Dholakia’nın ekip arkadaşı Vincent Van Eylen, ötegezegenin ya hiç atmosferi olmadığını ya da Dünya gibi bir atmosferi olduğunu düşünüyor. Van Eylen “Bazı gezegenlerin tüm gezegeni kaplayan çok kalın bir hidrojen atmosferine sahip olduğunu biliyoruz. Bu çok kalın gaz tabakası aslında yaşanabilirlik açısından kötü haber” diyerek şöyle ekliyor:

Genellikle bu gezegenler Dünya’nın iki ya da üç katı büyüklüğünde. Gliese 12 b, Dünya boyutunda, bu yüzden muhtemelen çok kalın bir atmosferi yok.

Bilim insanları Gliese 12 b’nin yaşama ev sahipliği yapma ihtimaline temkinli yaklaşıyor. Öte yandan bu alandaki araştırmalar açısından önemli olduğunun altını da çiziyorlar. Dholakia’yla beraber araştırmayı yürüten Larissa Palethorpe şöyle açıklıyor:

Araştırma sonuçları ne olursa olsun; Dünya yaşanabilir kalırken, Venüs’te bu olmadı ve Gliese-12b ikisinin arasında bir yerde. Dolayısıyla gezegenlerde yaşanabilirliğin nasıl işlediğini araştırma açısından Gliese-12b, çok iyi bir başlangıç noktası!

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Mehmet Şimşek’ten ‘Kur Hedefimiz Yok’ Mesajı

Türkiye’nin ekonomik göstergelerine ilişkin açıklamalarda bulunan Mehmet Şimşek, “Açık veya örtülü bir kur hedefimiz bulunmamaktadır. Ülke tecrübeleri, başarılı dezenflasyon programlarında kurun reel olarak değerlendiğini gösteriyor” dedi.

Haber Merkezi / Açıklamasının devamında, kural bazlı ve öngörülebilir politikaların başarıya ulaştıkça güvenin daha da arttığını, portföy tercihlerinin TL’ye yöneldiğini ve ülkeye kaynak girişinin hızlandığını söyleyen Şimşek, TL varlıklara yabancı ilgisi artarken, bankalar ve reel sektörün yurt dışından uzun vadeli ve daha uygun koşullu kaynak sağladığının altını çizdi.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, sosyal medya hesabından, Türkiye’nin ekonomik göstergelerine ilişkin açıklamalarda bulundu. Şimşek, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Programımızın ana hedefi dezenflasyondur. Açık veya örtülü bir kur hedefimiz bulunmamaktadır. Ülke tecrübeleri, başarılı dezenflasyon programlarında kurun reel olarak değerlendiğini gösteriyor. Kural bazlı ve öngörülebilir politikalarımız başarıya ulaştıkça güven daha da artıyor, portföy tercihleri TL’ye yöneliyor ve ülkemize kaynak girişi hızlanıyor.

TL varlıklara yabancı ilgisi artarken, bankalarımız ve reel sektörümüz yurtdışından uzun vadeli ve daha uygun koşullu kaynak sağlıyor. Çok taraflı bankalardan dış finansman imkânlarımız da artıyor. Bu kaynaklar sadece kısa vadeli finansal yatırıma değil üretim ve ihracata da yöneliyor.

Programımızın olumlu sonuçları görülmeye devam ettikçe uluslararası sermaye girişinin vadesi daha da uzayacaktır. Türkiye’de yerleşik gerçek ve tüzel kişilerin portföy tercihleri ve artan dış kaynak girişi rezervlerimizin güçlenmesine önemli katkı sağlıyor. Program hedeflerimiz doğrultusunda makro finansal istikrarı koruyacak ve güçlendirecek adımları atmaya devam edeceğiz.”

Paylaşın

“Ekonominin Çarkları Durabilir” Uyarısı

Merkez Bankası’nın çok sıkışmış durumda olduğunu belirten Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu, “31 Mart seçimleri öncesi döviz kurunun sıçrayacağı beklentisiyle ciddi bir döviz talebi oldu. Bunun önünü kesmek için politika faizi yüzde 50’ye çekildi. Bu çok yüksek bir oran. İleriki aylarda ekonominin tüm çarklarını durdurma riski var” uyarısında bulundu.

Faiz oranının uzun süredir beklenen sıcak parayı da hızlı bir biçimde öngörülenden fazla cezbettiğini kaydeden Kozanoğlu, Merkez Bankası’nın kurun ani düşüşünü önlemek amacıyla döviz alımlarına hız verdiğine dikkati çekerek “Böylelikle piyasa likiditeye boğuldu, parasal sıkılaştırma tavsadı” dedi. Kozanoğlu, en önemli sorunun TCMB’nin enflasyon tahminiyle piyasa, özellikle bireyler arasındaki beklenti farkının olduğuna vurgu yaptı.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), yüksek faiz ile devam etmeye karar verdi. Politika faizi beklentiler doğrultusunda yüzde 50 seviyesinde sabit bırakıldı. Para Politikası Kurulu’nda (PPK) Türk Lirası likidite fazlasının gündem olması bekleniyordu. TCMB’den yapılan açıklamada, oluşan likidite fazlasıyla ilgili ilave tedbirler alınacağı mesajı verildi. TCMB’nin açıklamasında yurt içi ve yurt dışı yerleşiklerin Türk Lirası finansal varlıklara talebiyle oluşan likidite fazlasının ilave tedbirlerle sterilize edileceği belirtildi.

Tüketim malı ithalatının nisan ayında artmasının cari açık üzerindeki olumsuz etkisine değinilen karar metninde, “Hizmet enflasyonundaki yüksek seyir ve katılık, enflasyon beklentileri, jeopolitik riskler ve gıda fiyatları enflasyonist baskıları canlı tutmaktadır” ifadeleri yer aldı.

Karar metninde ayrıca, bankaların yabancı para cinsinden mevduat ve kredi gibi yükümlülüklerine karşılık Türk lirası cinsinden menkul kıymet bulundurma zorunluluğu uygulamasının sonlandırıldığı açıklandı.

PPK kararının ardından KKM’den çıkışı hızlandıracak ve döviz kredilerindeki artışı sınırlandıracak adımlar geldi. TL mevduat ve KKM hesaplarına uygulanan zorunlu karşılık oranları artırıldı. Yabancı para cinsinden kredilere aylık yüzde 2 büyüme sınırı getirildi, sınırı aşan kredi tutarı kadar Türk Lirası cinsinden zorunlu karşılığın bir yıl boyunca bloke olarak tesis edilmesine karar verildi.

Birgün’den Havva Gümüşkaya’nın haberine göre; Merkez Bankası’nın çok sıkışmış durumda olduğunu belirten Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu, “31 Mart seçimleri öncesi döviz kurunun sıçrayacağı beklentisiyle ciddi bir döviz talebi oldu. Bunun önünü kesmek için politika faizi yüzde 50’ye çekildi. Bu çok yüksek bir oran. İleriki aylarda ekonominin tüm çarklarını durdurma riski var” uyarısında bulundu.

Faiz oranının uzun süredir beklenen sıcak parayı da hızlı bir biçimde öngörülenden fazla cezbettiğini kaydeden Kozanoğlu, Merkez Bankası’nın kurun ani düşüşünü önlemek amacıyla döviz alımlarına hız verdiğine dikkati çekerek “Böylelikle piyasa likiditeye boğuldu, parasal sıkılaştırma tavsadı” dedi.

Kozanoğlu, en önemli sorunun TCMB’nin enflasyon tahminiyle piyasa, özellikle bireyler arasındaki beklenti farkının olduğuna vurgu yaparak şunları söyledi: “Mayıs enflasyonu yüzde 4 gelirse son 12 ayın enflasyonu yüzde 75,2’ye yükselecek. Yılın ilk 5 ayının enflasyonu da yüzde 23,4 olacak.

Yıl sonu yüzde 38 enflasyon tahmininin tutması için yüzde 11,8’lik bir pay kalacak. 2025 yüzde 14 enflasyon hedefiyle birleştirince Merkez Bankası, gelecek 12 ay için yüzde 20 civarı bir enflasyon bekliyor olacak. Bu durumda yüzde 50 politika faizi aşırı yüksek. Aritmetik olarak yüzde 30, tam indirgeyince yüzde 25’lik aşırı bir reel faize denk geliyor. Buna karşın geriye doğru yüzde 75 enflasyon oranında insanları yüzde 20 enflasyona inandırmak olanaksız.”

“Eğer faiz indirimi başlarsa erken gevşeme nedeniyle para çıkışı başlayabilir, programın inandırıcılığı iç kamuoyunda da zedelenir” ifadelerini kullanan Kozanoğlu, “Eğer bu yüksek düzey devam etse hem bireysel, hem ticari kredilerde faiz çok daha yüksek olduğu için ödeme güçlükleri baş gösterir, talep öngörülenden hızlı soğur” diye konuştu.

TCMB’nin önümüzdeki aylarda bu ikilemi yaşayacağını belirten Kozanoğlu, “Çok bocalayacak. Sermaye çevrelerinden de, özellikle Anadolu sermayesinden yüksek faize tepkiler yükselecek. Şimdi pusuya yatmış vaziyetteler; Temmuz asgari ücreti artırmama, emeklilerin ağzına bir parmak bal çalma operasyonu bitince, emek kesimine yönelik arzuları yerine gelince ses çıkarmaya başlayacaklar. Toplumsal muhalefetin de bu senaryoları iyi okuyup, mücadele stratejisini ona göre belirlemesi gerekiyor” dedi.

Paylaşın

Putin, Ukrayna Savaşını ‘Dondurmaya’ Hazır

Birleşik Krallık merkezli haber ajansı Reuters’a konuşan bir kaynak, Putin ne kadar sürerse sürsün savaşabilir, ancak Putin aynı zamanda savaşı dondurmak için ateşkese de hazır” dedi.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelensky, Putin’in şartlarıyla barışın sağlanamayacağını söylemişti. Rusya’nın 2014’te ilhak ettiği Kırım da dahil olmak üzere kaybedilen toprakları geri alma sözü vermişti.

Ukrayna Devlet Başkanı Zelensky, 2022 yılında Putin’le herhangi bir görüşmenin resmen “imkansız” olduğunu ilan eden bir kararname imzalamıştı.

Reuters haber ajansı dört Rus kaynağa dayandırarak, Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’in “Ukrayna’daki savaşı, mevcut savaş hatlarını tanıyan müzakere edilmiş bir ateşkesle durdurmaya hazır olduğunu” söylediğini bildirdi.

Putin’in, Kiev ve Batı’nın buna onay vermemesi halinde ise ülkesinin savaşmaya devam edeceğini söylediği de aktarıldı.

Rus liderin çevresindeki tartışmalara aşina olan kaynaklardan üçü, müzakereleri engelleme girişimleri ve Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski’nin görüşmeleri reddetme kararı konusunda Putin’in hayal kırıklığı yaşadığını da dile getirdiğini söyledi.

Putin’le birlikte çalışmış ve Kremlin’deki üst düzey görüşmeler hakkında bilgi sahibi olan üst düzey bir Rus kaynak, “Putin gerektiği kadar savaşabilir ama savaşı dondurmak için ateşkese de hazır” dedi.

Reuters haber için Putin’le çalışan ya da daha önce çalışmış, siyaset ve iş dünyasında üst düzey görevlerde bulunan toplam beş kişiyle görüştü. Beşinci kaynak savaşın mevcut cephelerde dondurulması konusunda ise yorum yapmadı.

Kremlin sözcüsü Dimitri Peskov, yorum talebine cevaben, Putin’in Rusya’nın hedeflerine ulaşmak için diyaloğa açık olduğunu defalarca açıkladığını ve ülkenin “ebedi bir savaş” istemediğini söylediğini belirtti. Ukrayna dışişleri ve savunma bakanlıkları ise sorulara yanıt vermedi.

Reuters’a konuşan kaynaklar, altı yıllık görev süresine yeni başlayan Putin’in bu dönemi savaşı geride bırakmak için tercih edebileceğini ve şimdiye kadar elde edinilen kazanımların Putin’in “Rus halkına zafer satmak için yeterli olduğu” görüşünü paylaştı.

İsviçre’de gelecek ay Ukrayna’nın inisiyatifiyle uluslararası bir toplantı yapılacak. Rusya’nın davetli olmadığı toplantıda, savaşın nasıl sona erebileceğinin masaya yatırılması bekleniyor, ancak Moskova bu toplantının Rusya’nın katılımı olmadan bir anlamı olmadığını söylüyor.

Bu arada, Rusya Cumhurbaşkanı Putin Belarus’ta temaslarda bulunuyor. Putin dün, Belaruslu mevkidaşı Aleksander Lukaşenko ile biraraya geldi.

Seyahatinden önce Moskova’daki kabine toplantısında Belarus’la işbirliği konularını ele alan Putin, “Bugün ve yarın, büyük önem verdiğimiz güvenlik konuları da dahil olmak üzere tüm konuları tartışacağız. Konuşacak çok şey var” demişti.

Belarus, Ukrayna savaşında Rusya’ya lojistik destek sağladı. Rus kuvvetleri, Şubat 2022’de Kiev’e yönelik ilk saldırıları sırasında Belarus topraklarından Ukrayna’ya girmişti. 1994’ten beri iktidarda olan Lukaşenko, Putin’in uzun süredir müttefiki.

Paylaşın

Aziz Yıldırım’dan Ali Koç’a Dikkat Çeken Soru: Neden Adaysın?

Katıldığı bir etkinlikte Ali Koç’a yönelik dikkat çeken ifadeler kullanan Aziz Yıldırım, “‘Şampiyonluk sözü vermiyorum’ diyor, ‘Ben varken şampiyon yapmayacaklar’ diyor. Neden adaysın o zaman?” diye sordu.

Aziz Yıldırım, “Fenerbahçe en büyüktür. Bunun herkesin farkında olması lazım. Çocuklarımız artık mutlu olmalı, okullarına rahat rahat gitmeli. Biz Fenerbahçe’yi şampiyon yapmaya geliyoruz” ifadelerini kullandı.

Aziz Yıldırım, Silivri ve Çevre Dernekler Buluşması’nda dikkat çeken açıklamalarda bulundu. 30-31 Mayıs tarihinde düzenlenecek olağan seçimli genel kurul hakkında konuşan Aziz Yıldırım, başkan adayı Ali Koç hakkında dikkat çekici ifadeler kullandı.

Cumhuriyet’in aktardığına göre; Aziz Yıldırım’ın açıklamaları şu şekilde: “Gelince ilk iş olarak Bahçeşehir Basketbol’un sözleşmesini feshedeceğim. Onların eski tweetlerini gördüm. Fenerbahçe’nin sahasında Fenerbahçe’den başka kimse oynayamaz…

Borcu sayıyorlar ama gelirleri bana yazmıyorlar. Stadı 100 milyon dolara yaptık, Yılda 40 milyon dolar geliyor. Borcu yazıyorsun, onu da bana yaz… ‘Şampiyonluk sözü vermiyorum’ diyor, ‘Ben varken şampiyon yapmayacaklar’ diyor. Neden adaysın o zaman? Ben şampiyonluk sözü veriyorum.

İzmir çetesi var. Çeteyi biliyorsun; sen Fenerbahçe başkanısın, kökünü kurut. Ben varken Özgür Yankaya gelemez dedim, 5 yıl gelemedi. Ben gittim, hemen bizim maça verdiler… Yönetimin yaptıkları iyi şeyler için teşekkürler. Fenerbahçeliler olarak mutlu oluyoruz.

Fenerbahçe en büyüktür. Bunun herkesin farkında olması lazım. Çocuklarımız artık mutlu olmalı, okullarına rahat rahat gitmeli. Biz Fenerbahçe’yi şampiyon yapmaya geliyoruz.”

Aziz Yıldırım’ın listesi

Öte yandan Aziz Yıldırım’ın yönetim kurulu listesi belli oldu. Yıldırım’ın Yönetim Kurulu asil listesinde şu isimler yer alıyor:

“Mithat Yenigün, Mahmut Nedim Uslu, Cengiz Erdem, Nihat Özbağı, İlhan Yüksel Ekşioğlu, Mehmet İman, Ahmet Önder Fırat, Fatih Öztürk, Murat Salar, Mehmet Selim Kosif, Batuhan Özdemir, Ömer Onan, Hande Tibuk, Ahmet Özokur, Emin Selim Akgül, Mustafa Aydın Acun, Emrah Tünay, Mehmet Engin Özturan, Kemal Fatih Aslan, Berkay Erdim, Tuna Akın.”

Paylaşın

AK Parti’de Yerel Seçimin Faturası Kesilmeye Başlandı

31 Mart’ta yapılan yerel seçimlerde ikinci parti konumuna gerileyen AK Parti’de seçim yenilgisinin faturasını kesilmeye başlandı. Partideki değişim il örgütlerinden başlayarak, kongrede MKYK ve genel merkez yönetimiyle son bulacak.

Gazete Pencere’den Nuray Babacan‘ın bugünkü yazısında aktardığı kulis bilgilerine göre, Son iki aydan beri partide ve sarayda yapılan toplantıların ardından düğmeye basıldı. Sonbaharda yapılacak kongreye kadar taşlar epey döşenecek. İllerinde başarısız olan örgütler tasfiye edilecek.

Yeni delegeler, yeni isimlerle belirlenecek. Önümüzdeki günlerden itibaren büyük illerinde içinde olduğu seri istifaları beklemeye başlayabiliriz. Kimse istifaların il başkanlarının kişisel tercihi olduğunu düşünmesin, genel merkezden gelen talimatı yerine getiriyorlar.

Erdoğan’ın son haftalarda yaptığı seri toplantılardaki sözleri anlamlıydı. Cumhurbaşkanı, yerel seçimi sonuçlarından herkesin sorumluğu olduğunu dile getirerek, hem genel merkez yönetimini hem de parti örgütünü sonuçlardan sorumlu tutmuştu. Erdoğan’ın “Seçim sonuçlarına ilişkin kapsamlı bir analiz ve istişare yapmadan, tabloyu tam göremeyiz. Bu teşhisi doğru koyup tedaviyi iyi yapmamız lazım” sözlerinden sonra operasyon başladı.

Gelelim, sonuncusu geçtiğimiz günlerde yapılan milletvekili nabız toplantılarına. Seçim sonuçları çok can yakmış olmalı ki,; son 5-6 yıldan beri parti içerisinde bu kadar açık sözlü eleştirilerin yapıldığını görmedik. Tabii bu toplantıların Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan başkanlığında yapılmadığını söyleyelim. Milletvekilleri son derece rahat bir şekilde grup yönetimine veya genel merkez yönetimine dertlerini anlatıyorlar. Neler yok ki…

Son toplantıya daha önceki toplantılara katılamayan milletvekilleri çağrıldı. Seçimin kaybedilme nedenleri arasında, çakarlı makam araçlarından, uzun siyasetçi konvoylarına, şatafatlı siyasetçi görüntülerinden, çoklu maaşlara kadar sayılmayan kalmadı. Kötü ekonomi, kötü adaylar ve çalışmayan örgüt gibi sorunlar sıralandıysa da parti içinde özellikle savurganlık, israf ve kötü görüntüler üzerine yapılan eleştiriler ilk kez bu kadar fazlaydı.

Kürtler – Aleviler nerede?

Yapılan değerlendirmeler arasında bazıları, partinin ana felsefesinden uzaklaşmasının bugünkü seçim sonuçlarını getirdiğini aktarması ilginçti. “Nerede Kürtler, Nerede Aleviler?” diye soran siyasiler oldu. Bu ilginç değerlendirmenin bir kısmını burada aktarıyorum;

“Bizim bir hikayemiz yok artık. Bu hikaye aslında 2019 seçimleri ile bitmişti. Yenisini de yazamadık. AK Parti’nin kuruluş felsefesindeki en önemli unsur, yenilikçi ve reformcu bir parti olmasıydı. AK Parti bu ülkenin çimentosuydu. Nerede bu çimento? Aleviler nerede, Kürtler nerede? Türkiye’de şu anda hukuk sistemine güven yok. Bu nedenle ekonomiye de güven yok. Eğer bu iki unsurda güven tesis edilirse, AK Parti’nin yeni hikayesinin başlangıcı olur. AK Parti’nin oy oranlarına en az 10 puan katkısı olur…”

Aklı başında değerlendirme yapanların görüşleri ne kadar ciddiye alınacak bilinmez. Aynı toplantıda temmuz ayında emeklilere enflasyonun üzerinde zam yapılması gerektiğini söyleyenler de oldu. Ancak pek destek bulmadı. “Hangi kaynakla bunu yapacaksınız? Durum ortada. Emeklilikle ilgili en yanlış adım EYT oldu. Onun getirdiği fatura ödeniyor şu anda. Bu tip öneriler ülkenin hayrına olmaz” itirazları yükseldi.

Kapalı kapılar ardından yapılan bu ‘günah çıkarmaların’ ne kadarı parti politikalarına yansıyacak bilinmiyor. “Zihniyet değişmediği sürece farklı olmaz” diyenler, buna örnek olarak genel seçimden sonra açıklanan kabineyi gösteriyorlar. Kabinede iki bakan hariç geniş bir değişiklik yapılmasına rağmen pek bir şeyin değişmediğini kendi arkadaşları anlatıyor…

Paylaşın

İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki Yıkımı 33 Milyar Dolar

Gazze Şeridi’nde yönelik İsrail’in saldırılarının doğrudan verdiği zararın 33 milyar dolar olduğu açıklandı. Açıklamada, saldırılarda 87 bin konutun tamamen yıkıldığı, toplamda ise 297 bin konutun oturulamaz durumda olduğu bilgisi paylaşıldı.

Açıklamada ayrıca, 189 hükümet binası ile 108 okul ve üniversitenin yerle bir edildiği, 313 okul ve üniversitenin ise kısmen zarar gördüğü kaydedildi.

Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı ise son 24 saatte 91 artarak 35 bin 800’e yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise son 24 saatte 210 artarak 80 bin 200’e yükseldi.

Gazze’deki hükümetin Medya Ofisi, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının 230 günlük bilançosunu açıkladı. Bianet’in aktardığına göre; Açıklamada, İsrail ordusunun “7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde 3 bin 191 katliam gerçekleştirdiği” bildirildi.

İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarında 15 bin 239 çocuk ve 10 bin 93 kadının hayatını kaybettiği belirtilen açıklamada, 10 bin kişinin enkaz altında veya kayıp olduğu, hastanelere ulaşan ölü sayısının 35 bin 800, yaralı sayısının da 80 bin 200 olduğu kaydedildi.

Açıklamada ayrıca Gazze’de İsrail saldırılarına maruz kalanların yüzde 71’inin kadın ve çocuk olduğu vurgulandı. İsrail’in halkı zorla aç ve susuz bıraktığı, yardımların girişini engelleyerek insani felakete neden olduğu Gazze’de 31 kişinin yetersiz beslenme ve sıvı kaybı nedeniyle hayatını kaybettiği hatırlatıldı.

İsrail ordusunun 7 Ekim’den bu yana Gazze’ye 77 bin ton patlayıcıyla saldırı düzenlediği aktarılan açıklamada, sağlık sektörünü de hedef alan İsrail saldırılarında Gazze’de 493 sağlık çalışanı, 69 sivil savunma görevlisinin ve 147 gazetecinin yaşamını yitirdiği kaydedildi.

İsrail askerlerinin baskın yaptığı hastanelerde bulunan 7 toplu mezardan 520 Filistinlinin cenazesinin çıkarıldığı belirtildi. Saldırılar nedeniyle Gazze’de 17 bin çocuğun ebeveynlerinden biri veya her ikisinden yoksun şekilde yaşadığı vurgulandı.

Hayati tehlikesi bulunan ve yurt dışında tedavi edilmesi gereken yaralı sayısının 11 bin olduğu, yetersiz sağlık hizmeti nedeniyle 10 bin kanser hastasının ölüm tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğu aktarıldı.

Yerinden edilen Filistinlilerin sığındığı kalabalık barınma merkezlerindeki gayriinsani duruma işaret edilen açıklamada, yerinden edilme sonucu 1 milyon 95 bin bulaşıcı hastalık ve 20 binden fazla “Hepatit A” vakasının tespit edildiği bilgisi verildi.

Gazze’de sağlık bakımı verilemediği için 60 bin hamile kadının, ilaç eksikliği nedeniyle de kronik hastalığı bulunan 350 bin kişinin hayati tehlikesinin olduğu kaydedildi.

297 bin konut zarar gördü

Açıklamada, İsrail ordusunun saldırılarını başlatmasından bu yana Gazze’de 5 binden fazla Filistinliyi gözaltına aldığı belirtildi. İsrail askerlerinin 310 sağlık çalışanı ve 20 gazeteciyi alıkoyduğu, 2,3 milyon nüfuslu Gazze Şeridi’nde 2 milyon kişinin yerinden edildiği vurgulandı.

İsrail’in Gazze’deki saldırılarında 87 bin konutun tamamen yıkıldığı, toplamda ise 297 bin konutun zarar görerek oturulamaz durumda olduğu bilgisi paylaşıldı. İsrail ordusunun, 189 hükümet binası ile 108 okul ve üniversiteyi yerle bir ettiği, 313 okul ve üniversitenin ise kısmen zarar gördüğü kaydedildi.

Açıklamada, İsrail ordusunun Gazze’de 604 camiyi tamamen, 200’ünü ise kısmen yıktığı ve 3 kiliseyi hedef alarak yıkımına neden olduğu aktarıldı. Gazze’de İsrail’in 160 sağlık kuruluşunu hedef aldığı, 55 sağlık merkezi ile 33 hastaneyi hizmet dışı bıraktığı, 130 ambulansı da kullanılamaz hale getirdiği belirtildi.

İsrail’in Filistin’in kültürel mirasını da hedef aldığı, Gazze’de 206 tarihi ve kültürel varlığı yıktığı ifade edildi. Gazze Şeridi’nde İsrail’in saldırılarıyla doğrudan verdiği zararın 33 milyar dolar olduğu belirtildi.

Paylaşın

Emekli Komutanlara ‘Basın Ve Yayın’ Yasağı Yolda

Meclis Başkanlığı’na sunulan yeni bir kanun teklifi ile Türk Silahlı Kuvvetleri’nden (TSK) ayrılan veya emekli olan askerlerin basın ve yayın mecralarında açıklama yapmaları izne bağlanıyor.

Kanun teklifine göre kendisinin veya başka bir askeri personelin askeri kimliğinin, görev veya faaliyetleri kapsamında askerî bilgi, belge, konum bilgisi veyahut bunlardan herhangi birini içeren resim, yazı, fotoğraf, ses kaydı, video gibi görsel ve işitsel materyallerin, MSB tarafından yetki verilen durumlar hariç kitle iletişim araçları vasıtasıyla yayınlanması yasaklanıyor.

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) Personel Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, TBMM Başkanlığına sunuldu. Teklif ile harekâtlar veya operasyonlar sırasında basın ve yayın organlarında yorumlarda bulunan emekli komutanlara yaptırımlar getiriliyor.

Türkiye gazetesinde yer alan habere göre; MSB kadro ve kuruluşunda kamu görevlisiyken bu sıfatı sona erenlere, bakanlıktan izin alınmadan, bulundukları makam ve görevlerine ilişkin unvanlarını kullanarak beyanat vermeleri, yazı yazmaları veya açıklamada bulunmaları hâlinde altı aydan üç yıla kadar hapis cezası verilecek.

Teklife göre kendisinin veya başka bir askeri personelin askeri kimliğinin, görev veya faaliyetleri kapsamında askerî bilgi, belge, konum bilgisi veyahut bunlardan herhangi birini içeren resim, yazı, fotoğraf, ses kaydı, video gibi görsel ve işitsel materyallerin, MSB tarafından yetki verilen durumlar hariç kitle iletişim araçları vasıtasıyla yayınlanması yasaklanıyor.

Genelkurmay Başkanı, kuvvet komutanları ile general ve amiraller hakkında ilgili hükümler doğrultusunda yürütülen işlemlerde soruşturma izni vermeye, soruşturma ve kovuşturma yapmaya yetkili mercilerin belirlenmesinde, ilgililerin son rütbeleri ve görevleri esas alınacak. Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda yapılacak değişikle; gerekli durumlarda önleme araması yapılabilecek.

25 hizmet yılını tamamlayana emekli aylığı bağlanacak

1999 yılı sonrası sigortası başlayan ve 1 Şubat 2018 yılı sonrası YAŞ kararı ile kadrosuzluk sebebiyle emekliye sevk edilen personele, yaş şartı aranmaksızın kadın ve erkek 25 hizmet yılının tamamlaması halinde emekli aylığı bağlanacak. Seferberlik ve savaş zamanında yüksek disiplin kurulları tarafından verilen TSK’den ayırma cezası hariç diğer disiplin cezaları yargı denetimi dışında tutulacak.

Paylaşın