Suriye İle Normalleşme: Erdoğan İle Esad Nerede Ve Ne Zaman Görüşecek?

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın Ağustos ayında Rusya’nın başkenti Moskova’da görüşebileceği öne sürüldü.

Daily Sabah’ta yer alan Dilara Aslan’ın haberinde, görüşmelere Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in arabuluculuk yapmasının planlandığı, Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani’nin de görüşmeye davet edilebileceği iddia edildi. İran’ın ise yüksek ihtimalle davet edilmeyeceği öne sürüldü.

Öte yandan Erdoğan’ın Esad ile Moskova’da bir araya geleceği yönündeki haberler yalanlandı. Dışişleri Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkili konuya ilişkin, “Sayın Cumhurbaşkanımızın, Suriye Cumhurbaşkanı Esad’la Moskova’da bir görüşme yapacağı yönündeki haberler gerçeği yansıtmamaktadır” ifadelerini kullandı.

Normalleşmede ilk adım 28 Aralık’ta atıldı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana dışişleri bakanları düzeyinde ilk kez resmi görüşme için Moskova’da bir araya gelmişti.

Toplantıda ilişkilerin normalleştirilmesinin yanı sıra Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan 3,7 milyon Suriyeli mültecinin ülkelerine gönüllü geri dönmeleri konusunun da ele alınacağı kaydedilmişti.

Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde konuyla ilgili yer alan açıklamada “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi hakkında görüş alışverişinde bulunulması, terörle mücadele, siyasi süreç, sığınmacıların gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşleri de dahil olmak üzere insani konuların ele alınması planlanmaktadır” denilmişti.

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atılmıştı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alınmıştı.

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirilmişti.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım olmuştu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtilmişti.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yinelemişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz.

Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Washington’da yaptığı basın toplantısında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a Suriye ile normalleşme gündemi kapsamında Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşme talimatı verdiğini söylemişti.

Washington dönüşü uçakta gazetecilere açıklamalarda bulunan Erdoğan yol haritasının muhataplarıyla birlikte Fidan’ın oluşturacağını bildirmişti. “Suriye’nin toprak bütünlüğünün bizim de çıkarımıza olduğunu her fırsatta dile getiriyoruz. Suriye’de inşa edilecek hakkaniyetli bir barış, en çok bize fayda sağlayacak” diyen Erdoğan, bu inşa sürecinin en önemli adımı da Suriye ile yeni bir dönem başlatmaktan geçtiğini söylemişti.

Şu ana kadar bu sürecin olumlu istikamette geliştiğini ve yakın zamanda somut adımlar atılmasını beklediklerini ifade eden Erdoğan, ABD ve İran’ın da bu süreci desteklemesi gerektiğine dikkat çekmişti. Bu süreci baltalamak isteyenlere karşı da “hazırlıklı oldukları” mesajını vermişti.

Erdoğan, “Suriye’nin bir ve bütün olarak yeni bir gelecek inşa etmesi için oluşacak iklimden kimsenin rahatsızlık duymaması temel beklentimizdir. Bu süreci terör örgütleri zehirlemek için elinden geleni yapacaklardır. Provokasyonlar tertipleyip oyunlar kuracaklardır. Tüm bunların farkındayız ve hazırlıklıyız” demişti.

16 Temmuz’da yapılan kabine toplantısının ardından açıklamalarda bulunan Erdoğan, Beşar Esad’a isim vermeden çağrıda bulunarak, “Karşılıklı saygı ve müşterek menfaatler temelinde daha önce karşımızda konumlanan ülkelerle dahi ilişkilerimizi güçlendirdik. Tüm bunları malum çevrelerin körüklediği eksen tartışmasına rağmen başardık” demiş ve eklemişti:

“Dostlarımızın sayısını çoğaltmaya büyük önem veriyoruz. Büyük güçler arasındaki paylaşım kavgasının hızlandığı bir dönemde dış siyasette yeni denklemler kurmamız Türkiye için tercihten öte ihtiyaçtır. Bu açılımlara komşularımızla birlikte diğer ülkelerin de muhtaç olduğunu görüyoruz. Bunun için sıkılı yumrukların açılmasında fayda olduğunu görüyoruz.”

Paylaşın

Vatandaş Mehmet Şimşek’i “Başarısız” Buluyor

MAK Danışmanlık tarafından yapılan ankete katılan katılımcıların yüzde 55’i Mehmet Şimşek liderliğindeki ekonomi yönetimini başarısız buluyor. Ekonomi yönetiminin mevcut sorunlarını çözebileceğine inanmayanların oranı ise yüzde 51.

Öte yandan Türkiye’deki sığınmacıların hayatlarını olumsuz etkilediğini düşünen katılımcıların oranı yüzde 55. Yüzde 82’si ise sığınmacıları bir güvenlik sorunu olarak görüyor. Suriyelilerin ve diğer göçmenlerin ülkelerine geri gönderilmesi gerektiğini savunanların oranı yüzde 54.

MAK Danışmanlık tarafından gerçekleştirilen geniş çaplı anket çalışması, Türkiye’nin siyasi nabzını tutmaya devam ediyor. 59 ilde 6150 katılımcıyla yüz yüze gerçekleştirilen bu araştırma, halkın seçim tercihlerini, ekonomik beklentilerini ve toplumsal sorunlara bakış açılarını gözler önüne seriyor.

Araştırmaya katılanların, 14 Mayıs 2023 Genel Seçimleri’nde oy verdikleri partilere bakıldığında dağılım şu şekilde:

AK Parti: yüzde 34
CHP: yüzde 24
MHP: yüzde 10
İYİ Parti: yüzde 9
YSP: yüzde 8
YRP: yüzde 2
Zafer Partisi: yüzde 2
Diğerleri: yüzde 4
Oy kullanmadım: yüzde 7

Ancak, bu pazar bir seçim olsa oylarını hangi partiye verecekleri sorulduğunda tablo biraz değişiyor:

AK Parti: yüzde 28
CHP: yüzde 29
MHP: yüzde 8
İYİ Parti: yüzde 6
YRP: yüzde 7
Zafer Partisi: yüzde 2
Diğerleri: yüzde 1
Kararsız/Cevap yok: yüzde 7

Kararsız seçmenlerin oylarının dağıtılması sonrası ise partilerin oy oranları şöyle şekilleniyor:

AK Parti: yüzde 30
CHP: yüzde 31,2
MHP: yüzde 8,6
DEM: yüzde 8,6
YRP: yüzde 7,5
İYİ Parti: yüzde 6,4
Zafer Partisi: yüzde 2,2
TİP: yüzde 1,1
Saadet Partisi: yüzde 1,1
DEVA Partisi: yüzde 1,1
Diğerleri: yüzde 2,2

Ankette yer alan diğer önemli sorulara verilen yanıtlar, vatandaşların ekonomik ve sosyal beklentilerini de ortaya koyuyor. Katılımcıların yüzde 43’ü Cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarından memnun olmadığını belirtirken, yüzde 46’sı memnun olduğunu ifade ediyor. Muhalefetin mevcut durumunu umut verici bulanların oranı ise sadece yüzde 21.

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve ekonomi yönetimini başarılı bulan katılımcıların oranı yüzde 21 iken, yüzde 55’i ekonomi yönetimini başarısız buluyor. Ekonominin mevcut sorunlarını çözebileceğine inanmayanların oranı ise yüzde 51.

Türkiye’deki sığınmacıların hayatlarını olumsuz etkilediğini düşünen katılımcıların oranı yüzde 55. yüzde 82’si ise sığınmacıları bir güvenlik sorunu olarak görüyor. Suriyelilerin ve diğer göçmenlerin ülkelerine geri gönderilmesi gerektiğini savunanların oranı yüzde 54.

Türkiye’nin terörle mücadelesinde ABD ve AB ülkelerine güvenmeyen katılımcıların oranı yüzde 71, NATO’nun Türkiye’de darbelere destek verdiğine inananların oranı ise yüzde 68.

Ekonomik krizin ruh hallerine etkisi sorulduğunda, katılımcıların yüzde 27’si büyük bir moral çöküntüsü yaşadığını, yüzde 21’i ise sürekli endişe duyduğunu belirtiyor. Asgari ücret ve maaş zamlarını yeterli bulmayanların oranı yüzde 59.

Erken genel seçim yapılması gerektiğini düşünen katılımcıların oranı yüzde 58. Mevcut siyasi partilerin dolduramadığı bir boşluk olduğunu ve yeni bir siyasi partiye ihtiyaç duyulduğunu belirtenlerin oranı ise yüzde 68.

Ülkenin genel durumu hakkında hissiyatlarını soran ankette, katılımcıların yüzde 61’i endişeli veya kaygılı olduğunu belirtiyor. En önemli sorun olarak ise yüzde 56 oranıyla hayat pahalılığı ve ekonomi ön plana çıkıyor.

Paylaşın

AK Parti Döneminde Halktan 3 Trilyon Dolar Vergi Toplandı

Meclis’te düzenlediği basın toplantısıyla gündemdeki gelişmeleri değerlendiren DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, iktidarın “kaynak yok” açıklamalarına tepki göstererek, “Söz konusu halk olunca hep kaynak yok diyorlar. Ama AKP iktidarı 22 yılda halktan tam 3 trilyon dolar vergi toplamış. Yani kişi başına gelirin 10 bin doların altında olduğu bir ülkede, kişi başına 35 bin dolar vergi toplamış. Bu devasa bir para. Bu korkunç bir para. Peki, bu parayı ne yaptınız? Paraları nereye harcadınız? Halkın vergilerini kime, hangi yandaşa peşkeş çektiniz?” dedi.

Haber Merkezi / Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis’te düzenlediği basın toplantısıyla gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi. Gülistan Kılıç Koçyiğit, şunları söyledi:

“Yasama faaliyetleri son hız devam ediyor. Normalde hukuk devletinde kanun yapıcılar yasayı toplumsal sorunların çözümü için getirirler. Hukuk devleti dediğimiz şeyde toplumsal ihtiyaçların giderilmesi için yasa yapılır. Ama AKP iktidarındaki bütün yasa yapma süreçlerine baktığımızda, demokratik muhalefetin, Meclis’teki muhalefetin ve toplumun itirazlarına rağmen yasaların yapıldığını görüyoruz. Ne yazık ki gerçek gündemleri değil kendi siyasal ihtiyaçlarını gören bir yerden yasa yapmaya çalışıyorlar. Yaz dönemlerinde de üst üste Anayasa’ya aykırı yasa teklifleriyle Meclis’in meşgul edildiğini; halkın gerçek gündemlerinin değil AKP’nin gündemlerinin işletildiğini görüyoruz.

Yasa yapma anlayışları tam da AKP’nin siyasal anlayışı ile örtüşüyor. Torba torba yasa hazırlıyorlar ama torba torba bu ülkenin hak ve özgürlüklerini götürüyorlar. Her torbanın arkasına rant politikasını gizlemişler. Bu yasa yapma sürecinin sağlıksız olması da toplumun yasa yapma süreçlerini yakından takip edememesinin, STK’lerin ve muhalefet partilerinin yasa yapma süreçlerine etkin katılamamasının bir sonucudur. Bu yasa yapma taktiğinin özel olarak tercih edildiğini, bunun AKP’nin bir içtihadı haline geldiğini belirtmemiz gerekiyor.

Ne yapıyorlar bu kadar yasa getiriyorlar, bu yasalar ne işe yarıyor? Toplumsal kutuplaşma ve çatışmayı daha derinleştiriyor. Kutuplaşma ve çatışmayı derinleştirecek ve körükleyecek yasa tekliflerini üst üste getiriyor AKP-MHP ittifakı. Getirdikleri yasa tekliflerinin merkezinde kesinlikle toplum, halk, yoksul, emekli, köylü, kadın, çocuk yok. En önemlisi de ülke kaygısı yok. Ne var? AKP’nin koltuk kaygısı ve sevdası var. Yasa yapma sürecinin tekçi ve yasakçı olduğunun, özgürlük ve demokrasi karşıtı siyaseti büyütmeye dönük olduğunun altını çizmek gerekiyor.

Halihazırda son haftalarda gelen yasalara bakalım. Öğretmenlik Meslek Kanunu, 9. Yargı Paketi, Tasarruf Paketi, Vergi Paketi, hayvan katliamlarının önünü açacak olan yasa teklifi. Bir de duyduğumuz üzere 12 maddelik Ticaret Kanununu komisyona getirmek istiyor AKP’nin kendisi. Bunların her birinin içeriğine acil ihtiyaç mıdır diye baktığımız zaman hiçbirinin acil olmadığını, bu ülkedeki dertlere derman olmadığını görüyoruz. Buna rağmen ısrarlı bir şekilde getiriyorlar ve yangından mal kaçırırcasına üst üste teklifleri bindiriyorlar. Yaz günü Meclis’e fazla mesai yaptırarak, 20 saati bulan komisyon çalışmalarıyla hem bütün muhalefete, bütün milletvekillerine hem de topluma sağlıksız bir yasama faaliyeti dayatıyorlar.

Biz bütün bu süreç boyunca dünya kadar kanun teklifi verdik. Halkın gerçek sorunlarının çözülmesi için verdiğimiz teklifler vardı. Asgari ücretin artması için, emeklilerin insanca yaşaması için kanun teklifi verdik. Dar gelirlilere kira yardımı için kanun teklifi verdik. Kadınlar için verdik, çocukların haklarını gözeten kanun teklifleri verdik. En önemlisi temel hak ve özgürlükleri artıracak kanun teklifleri verdik ama bunların hiçbirisine yanıt alamadık. Biz toplumsal sorunların çözülmesi için siyaset yapıyor ve mücadele ediyoruz ama AKP iktidarı için toplumsal sorunlar bir sorun değil. Çünkü onlar için daha büyük sorunlar var.

Sermayeyi korumak, kendi iktidarlarını korumak, yandaşlarını korumak gibi temel dertleri var. Açık ve net söyleyelim: Biz bu ülkede, Meclis’te halkın sorunlarını cesurca halkın kürsüsünden ifade etmeye devam edeceğiz. Halkın, emekçinin, yoksulun, kadının, çocuğun, börtü böceğin ve doğanın haklarını savunmaya devam edeceğiz. Meclis’i AKP ve MHP’nin insafına asla terk etmeyeceğiz. Burayı halkın meclisi yapmaya, halkın sözünü kurmaya, etkin muhalefet yapmaya devam edeceğiz. Bu parlamento AKP ve MHP’den ibaret değil.

Sayısal çoğunluk onlarda olabilir ama siyasi çoğunluk, siyasi kararlılık, siyasi irade demokratik ve toplumsal muhalefettedir, bizlerdedir. Ülkenin gerçek sorunlarını ve bunlara yönelik çözüm önerilerimizi Meclis kürsüsünden verdiğimiz önergeler ve kanun teklifleriyle dile getirmeye devam edeceğiz. Bu parlamentoyu halkın ve hakikatin parlamentosu yapma mücadelemiz kesintisiz bir şekilde devam edecek. Parlamento kürsüsünde iktidarın yalanlarını deşifre etmeye ve hakikati anlatmaya devam edeceğiz. Bunun güvencesi bizleriz, DEM Parti’dir.

Geçen hafta Tarım Orman ve Köyişleri Komisyonuna hayvan katliamı yasasını getirdiler. Ortada halihazırda bir yasa var, 2014’te çıkan 5199 Sayılı Yasa var. Bu yasanın eksiklerinin giderilmesi ve etkin uygulanması mümkün. Bunların hiçbirini yapmadılar ve şimdi toplu hayvan katliamının önünü açacak bir teklif getirdiler. 20 yıldır iktidar olan bir AKP gerçeği var, halihazırda bir yasa var. Daha önce Meclis’in kurduğu bir araştırma komisyonu ve bunun raporu var. Bu yasanın, araştırma komisyonu raporu gözetilerek eksiklikleri giderebilir ama bunu yapmayı tercih etmiyorlar.

Çünkü bu iktidar düşmanlaştırmadan, nefretten, ötekileştirme politikasından besleniyor. Bugün getirdikleri katliam yasasının da bunun bir parçası olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. 18 saatlik komisyon toplantısı boyunca her bir milletvekili arkadaşımız bu yasanın neden geçmemesi gerektiğini uzun uzun anlattı. Ama karşımızda gerçekten utanmaz, çocuklarını köpek saldırılarında yitirmiş insanların acısını istismar edecek kadar aymaz bir akıl olduğunu gördük.

Kürtleri, Ermenileri, Alevileri, kadınları, sığınmacıları, LGBTİ+’ları ötekileştiren, düşmanlaştıran ve siyasetini onun üzerinden kuran akıl, bugün de sokakta yaşayan köpekleri katlederek bu politikasını yeni bir aşamaya getirmeye ve buradan faşizmi kurumsallaştırarak tam bir tür soykırımına varacak bir yasayı Meclis’ten geçirmeye çalışıyor. Biz buna asla ve asla razı olmayacağız. Bugün tarif edilen sorunun kaynağında AKP iktidarının olduğunu biliyoruz. “Kısırlaştır, aşılat ve yerinde yaşat” diyen yasayı uygulamayan iktidar, mevcut sorunun bizzat müsebbibidir. Bu sorunu gidermek de iktidarın uhdesindedir.

“İktidar 22 yılda halktan 3 trilyon dolar vergi toplamış”

Bununla da bitmiyor. Normalde Temmuz’da asgari ücrete zam yapılması gerekiyordu. 6 aylık enflasyon oranları açıklandı. Biz bunları konuşurken Türkiye’de nasıl bir ekonomik tablo var. Milyonlarca insan sefalet ücretiyle yaşamaya çalışıyor, açlık sınırının altında yaşamaya çalışıyor, gündelik yaşamlarını kredi kartlarıyla devam ettirmeye çalışıyor. Borç batağına saplanmış bir Türkiye halkları gerçeği var. Bunu nereden biliyoruz? Kredi kartı harcama kalemlerinde en fazla borcun gıdada olduğunu herkes ve bütün istatistikler ortaya koyuyor. Emekçinin ve emeklinin durumu böyleyken, onlarla dalga geçen bazı yaklaşımlar olduğunu görüyoruz.

“Bekleyin enflasyon düşecek, alım gücünüz artacak ve siz de refaha ulaşacaksınız”. Bunu söyleyen her gün talan eden, her gün kasaları boşaltan, her gün halkın sırtına yeni vergi yükleri bindiren ve yandaşlarını semirten iktidarın bizzat kendisi. Yaz geldi, büyük bir infial oluştu emekli maaşları ile ilgili. Bir düzenleme yaptılar, en düşük emekli maaşını 12 500 TL yaptılar ama kök maaşlarda bir değişiklik yok. Hatırlarsanız seçim öncesinde benzer bir basınç oluşmuştu ve yine emekli maaşlarında düzenlemeye gittiler. 10 bin TL’ye tamamladılar, kök maaşları yine artırmadılar. Kök maaşlar artmadığı için her zam döneminde eski düşük ücretler üzerinden zam alınıyor.

Bu da emeklileri büyük bir açlık ve sefalete mahkum ediyor. 12 500 TL’ye tamamladıkları maaşlar, yaklaşık 2 milyon emekliyi etkiliyor ama bu 2 milyon emekli Ocak ayında 12 500 TL üzerinden zam alamayacak. Kök ücretleri 10 bin TL üzerinden kalmış oluyor. Yine 10 bin TL altındaki rakam üzerinden zam alacaklar, büyük bir haksızlığa maruz kalacaklar. Emeklilere zam tartışmaları başlarken utanmadan sıkılmadan dönüp şunu söylüyorlar: “Kaynak yok”. Kaynak gerçekten yok mu? Tabii ki kaynak var ama emeklilere ayıracakları kaynağı sermayeye, yandaşlara peşkeş çektikleri için emekliye kaynak bulamıyorlar.

Sadece garanti projelere bütçeden 163 milyar TL ayırmışlar. Yetmemiş bir yılda 4 defa enflasyon güncellemesi yapmışlar. Temmuz ayı geldi, asgari ücretliler zam talep ediyor ama kaynak yok diyorlar. Söz konusu halk olunca hep kaynak yok diyorlar. Ama AKP iktidarı 22 yılda halktan tam 3 trilyon dolar vergi toplamış. Yani kişi başına gelirin 10 bin doların altında olduğu bir ülkede, kişi başına 35 bin dolar vergi toplamış. Bu devasa bir para. Bu korkunç bir para. Peki, bu parayı ne yaptınız? Paraları nereye harcadınız? Halkın vergilerini kime, hangi yandaşa peşkeş çektiniz? Halk adına buradan sormak istiyorum.

Türkiye enflasyonda ilk 5’te. Gıda enflasyonunda OECD ülkeleri arasında ilk 1’de. Bu ülkede tarihin en büyük yoksulluğu ve açlığı yaşanıyor. Orta sınıf kalmamış, herkes açlıkta ve sefalette eşitlenmiş durumda. Çocuklar yeterince beslenemediği için saç kırıkları oluşuyor, bodur kalıyor. Emekçiler ve emekliler açlık sınırının altında bir ücrete mahkum edilmiş. Kadın yoksulluğu almış başını gidiyor. Çocuklar okula aç gidip geliyor. Öğrenciler okula gidemiyor.

Okul terklerinin en fazla arttığı dönemdeyiz. Neredeyse günde tek bir öğünle bütün günü okulda geçiren bir gençlik ve öğrenci gerçeği var. Bütün bunlar yokmuş gibi zevk ve sefa içinde günlerini gün etmeye, şatafat ve israflarından hiçbir şey yitirmemeye gayret ediyorlar. “2024 yılını emekliler yılı ilan ettik” demişlerdi. Biz söyleyelim: 2024 yılı da 2025 yılı da emekliler yılı olacak. Çünkü emekliler örgütlenmeleri ve mücadeleleriyle, ortaya koydukları itirazlarıyla AKP’nin sonunu getirecek toplumsal kesimdir. Emeklinin yüzüne bakamayan, karşısına çıkamayan, korkan ve kaçan bir iktidar gerçeğiyle karşı karşıyayız. Böyle bir iktidar olmak da AKP’ye nasip oldu.

2002 yılında en düşük emekli maaşı 216 TL imiş. 216 TL ile 7 tane çeyrek altın alınabilirmiş. Yani tanesi 32 liradan 7 çeyrek altın alınabiliyormuş. Şimdi en düşük emekli maaşını 12 bin 500 TL’ye tamamladılar. Sadece 3 çeyrek altın alınabiliyor. Yani emeklinin 4 çeyrek altınını çaldı bu iktidar. 2002 yılında en düşük emekli maaşıyla yaklaşık 20 kilo et alınabiliyordu. Bugün en düşük emekli maaşıyla sadece 16 buçuk kilo et alınabiliyor. Yine emeklinin sofrasından 3 buçuk kilo eti çalan bir iktidar gerçeğiyle karşı karşıyayız.

Yeni vergi düzenlemesi içerisine konulan emekliliklerle ilgili düzenleme, komisyon aşamasındayken en düşük emekli maaşı ve asgari ücretin 32 bin TL’ye çıkarılması için önerge verdik. Tabii yine her zamanki gibi AKP-MHP oylarıyla reddedildi. Bu önergemizi Genel Kurul aşamasında da vereceğiz. İşçinin, emekçinin, yoksulun, dar gelirlinin hakkını hukukunu korumaya devam edeceğiz. İktidara ve parlamentodaki tüm muhalefet partilerine de çağrımız bizim önergemize destek vermeleridir. Gelin bir nebze de olsa emeklinin, yoksulun yüzünü güldürelim, sorunlarına çözüm olalım.

“Emekçiler de yoksullar da sizi ölçüyor, günü geldiğinde sizi tek tek tartacaklar”

Tayyip Erdoğan, Kıbrıs dönüşü uçakta her zamanki gibi açıklamalar yaptı. En düşük emekli maaşının 12 bin 500 lira olacağını açıkladı. “Muhalefete bakıyorsunuz, düşünmeden 17 bin olsun diyor. Bunların sırtında maalesef küfe yok. Biz ölçüyoruz, biçiyoruz nasıl bu işi ekonomik dengeleri bozmayacak biçimde götürürüz diye” ifadelerini kullandı. Şimdi buradan Erdoğan’a şunu sormak istiyoruz: Ölçüp biçiyorsunuz da ne hikmetse 22 yıldır hep sermaye ve yandaşlarınız kazanıyor. Emekçiler ve emekliye gelince biçiyorsunuz ve ortada bir şey kalmıyor. Asgari ücretliye zam yapmıyorsunuz, sermayeye ve yandaşa gelince de bol kepçe dağıtıyorsunuz. Emekçiye gelince kesip biçiyorsunuz.

AKP’nin, yani Sayın Erdoğan’ın sırtında bir küfe falan yok. Asıl küfe emekçinin sırtında. Emekçinin belini büken küfenin içerisinde de Erdoğan ve şürekasının olduğunu çok iyi biliyoruz. Halkın sırtına binip halkın alın terini sömüren büyük bir sömürü çarkı içerisinde zevk sefa içinde yaşayan bir iktidar gerçeği var. Saray’ın bir günlük harcaması 34 milyon. Yani 17 bin TL asgari ücretlik 3 bin kişinin ücreti yapıyor.

İçte biçtikleri kimdir? Asgari ücretlidir. Ölçüyorsunuz, çünkü garanti ödemelerine 163 milyar TL ayırıyorsunuz. Biçiyorsunuz, çünkü açlık sınırı 20 bin TL’ye, yoksulluk 65 bin TL’ye yaklaşmış durumda. Bu ülkede asgari üscret sadece 17 bin TL. O yüzden tartınız bozuk, ölçünüz bozuk. Sizin ölçünüz sadece yandaşlarınız için çalışıyor. Emekçiye gelince gözünü kapatan, onları sırtında bir yük olarak gören bir siyasi akla ve bakışa sahipsiniz. Ama emekçiler de sizi ölçüyor, yoksullar da sizi ölçüyor ve günü geldiğinde sizi tek tek tartacaklar.

“Kadın cinayetleri politiktir”

Hatırlayacaksınız; İstanbul Sözleşmesinden çıkma tartışmaları olduğunda, AKP iktidarı kesinlikle kadın cinayetlerinde artış olmayacağını, kadına yönelik şiddetin duracağını söylemişti. Elimde 1 Ocak ile 30 Haziran arasındaki veriler var. Sadece 1 Ocak ile 30 Haziran arasında 221 kadın erkekler tarafından katledildi. Bu katleden erkeklerin 80 tanesi hane içerisindendi. 37’si de boşanma aşamasında olan eşlerini, sevgililerini öldüren erkeklerdi. Yani erkek şiddeti her geçen gün artıyor. Peki, gerçekten bu erkek şiddeti, kadın cinayetleri engellenemiyor mu? Bu kadın kırımı gerçekten durdurulamıyor mu? Özel politik bir tercih olarak AKP’nin bunun önüne geçmediğini, kadınları korumadığını, 6284 Sayılı Yasayı etkin uygulamadığını, bu şiddete cevaz verdiğini görüyoruz. İşte bu nedenle kadın cinayetleri politiktir.

Yandaşlar, çeteler, mafyalar, sosyal medya fenomenleri bir şekilde yolunu bulup cezaevinden tahliye ediliyor. Ama söz konusu Kürtler, Kürt kadınlar ve muhalif kadınlar olunca cezaevlerine atıyorlar. En son Batman’da yaşadığımız örneği sizinle paylaşmak istiyorum. Batman’da 3 tane anne tek bir tanık beyanıyla tutuklandı. Her biri 70 yaşın üzerinde olan bu anneler cezaevinde çıplak arama işkencesine maruz kaldılar.

Odaları keyfi bir şekilde basıldı, su verilmedi, bir gün boyunca sadece ekmek verildi. Kirli bir şilte üzerine yatmaları istendi. Okuma yazma bilmemelerine rağmen taleplerini dilekçeyle yazmaları dayatıldı. Avukatlarıyla görüştürülmediler. Bütün bunları kim yaptı? AKP iktidarının bizzat kendisi. Polisin cezaevinden her seferinde sedyeyle taşıyarak hastaneye getirdiği Hatice Yıldız her gün baygınlık geçirmesine rağmen cezaevinde tutulmaya devam ediyor.

81 yaşındaki Makbule Özer, 65 yaşındaki Besra Erol, 76 yaşındaki Hanife Aslan düşman ceza hukukunun bir uygulaması olarak hala cezaevinde tutulan Kürt analar. Bu yaklaşım Kürt’e yönelik, kadına yönelik düşman hukukunun bir yansımasıdır. Adalet Bakanlığına bir kez daha çağrı yapıyoruz: Başta Batman’daki anneler olmak üzere yaşlı annelerimizi cezaevine koymaktan, cezaevinde işkence yapmaktan, her türlü hukuksuzluğu yapmaktan vazgeçin. Batman’daki annelerimizi ve diğer annelerimizi derhal serbest bırakın.

Cezaevlerinde muktedir olduğunu zanneden gardiyanlara, cezaevi müdürlerine ve yetkililere de seslenmek istiyorum: Sanmayın ki bütün yaptığınız hukuksuzluklar yanınıza kalacak. Sanmayın ki bu iktidar sizi bu hukuksuzluklardan koruyacak. Gün gelecek ve bu ülkede demokrasi ve hukuk tesis edilecek, siz de yaptığınız işkence ve eziyetler nedeniyle yargılanacaksınız. İktidarın kanunsuz emirlerine uyan ya da kişisel nedenlerle cezaevlerinde işkence yapan herkesin iki elimiz yakasındadır. Bütün hukuksuz süreçleri takip edeceğiz. Onların yargılanması ve ceza alması için elimizden geleni yapacağız.

Biliyorsunuz bu ülkede çocuğa yönelik şiddet ve istismar da en temel gündemlerden biri. Ne yazık ki bu gündem kamuoyunun gözünden kaçırılıyor. TÜİK’in sene başında açıkladığı cinsel istismara maruz kalan çocuk verilerine göre son 9 yılda çocuklara yönelik cinsel istismar oranı 3 kat artmış durumda. Bunun resim kayıtlar olduğunu, resmi kayıtlara yansımayanların çok daha fazla olduğunu iyi biliyoruz. Geçen sene 31 bini aşkın çocuk, cinsel istismara maruz kalmış ve bunların belki de 2-3 katı verilere girmemiştir. Sadece son birkaç haftada hepimizi derinden üzen iki örnekten bahsetmek istiyorum.

Konya’da evli olduğu dini nikahlı eşinin, çocuğuna cinsel istismarına göz yuman, rıza gösteren ve kayıt altına alan bir kadın, kayıtlarının yıllar sonra ortaya çıkması sonucu tutuklandı. Diğeri de Diyarbakır’da 7 yaşından itibaren amcası ve amcasının oğlu tarafından sistematik cinsel istismara maruz kalan bir kız çocuğunun yaşadıkları. Şu anda 13 yaşında o çocuk ve sınıfta çizdiği resimlerin hep aynı olması nedeniyle rehberlik öğretmeni tarafından fark ediliyor, 6 Kasım 2023’te olay açığa çıkıyor. Amca ve kuzeni gözaltına alınıyor, tecavüzcü olanlar gözaltına alınıp tutuklanıyor ama 8 ay sonra uzun tutukluluk nedeniyle tahliye ediliyorlar. Bütün bu örnekler neyi gösteriyor? Bu ülkede çocuklar korunmuyor, bu ülkede yargıdan kolluğa kadar hiç kimse çocuğun üstün yararını gözetmiyor.

Bizzat söylemin kendisi, yargılama usulleri ve bu cezasızlık politikası çocuk istismarı oranlarını artırıyor. Bu cezasızlık politikalarına karşı çok daha etkin bir politika yürütülmesi ve hızla bir çocuk bakanlığının kurulması gerekiyor. Biz DEM Parti olarak hem Çocuk Komisyonumuzla hem de tüm mekanizmalarımızla bundan sonra da çocukların üstün yararını gözeten ve çocuklara yönelik cinsel taciz ve istismarın önüne geçen politikalar için elimizden gelen her şeyi yapacağız. Meclis’e de çağrı yapıyoruz: Madem çalışacağız, gelin, hep beraber el ele verelim çocuk istismarının ve kadına yönelik şiddetin önüne geçelim.”

Paylaşın

İYİ Parti’de “Üst Düzey” İstifa

31 Mart’ta yapılan yerel seçimlere “hür ve müstakil” giren ve seçimlerde büyük bir hezimet yaşayan İYİ Parti’de 27. Dönem İYİ Parti Isparta Milletvekili Aylin Cesur, partisinden istifa ettiğini duyurdu.

Haber Merkezi / Yerel seçimlerinde yaşanan yenilginin ardından İYİ Parti’de genel başkan Meral Akşener’in görevi bırakmasıyla birlikte başlayan istifalar sürüyor. Son olarak 27. Dönem İYİ Parti Isparta Milletvekili Aylin Cesur, partisinden istifa ettiğini duyurdu.

Cesur, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: “Değerli İYİ Parti’liler, bugün itibariyle İYİ Parti üyeliğimi sonlandırmış bulunmaktayım. İYİ Parti üyesi olduğum günden beri birlikte çalıştığım tüm kıymetli İYİ Parti’li arkadaşlarıma, ‘Türkiye daha iyi olsun’ diye yola çıkmış ve ülkemizin demokrasi ve kalkınma mücadelesine katkı sağlamak için bizimle birlikte canla başla çalışmış tüm teşkilat mensuplarına, sevgili gençlerimize, kadınlarımıza ve parti gönüllüsü arkadaşlarıma, İYİ Parti Kurucu Genel Başkanı Sayın Meral Akşener’e ve tüm parti kurucularına teşekkürlerimi sunuyor; İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Müsavat Dervişoğlu ve yönetimine, halen görevde olan İYİ Parti teşkilatlarına ve halen görevde olmayan parti mensuplarına başarılar ve esenlikler diliyorum. Kamuoyunun bilgisine sunarım. Saygılarımla…”

Paylaşın

Bilim İnsanları Çok Nadir Bir Kara Delik Keşfetti

Bilim insanları, Samanyolu Galaksisi’nin merkezine yakın bir yerde nadir bir kara delik keşfetti. Büyük kütleli yıldızların ölümünün ardından ortaya çıkan kara delikler, evrenin en esrarengiz oluşumlarından biri.

Araştırmanın başyazarı Florian Peißker, “İlk başta alışılmadık derecede ağır bir yıldız olduğu düşünülüyordu. Ancak yüksek çözünürlüklü verilerle artık merkezde orta kütleli bir kara deliğin bulunduğu bir yapıtaşı bileşimi olduğunu doğrulayabiliyoruz” dedi.

Samanyolu Galaksisi’nin merkezine yakın bir yerde nadir bir kara delik keşfedildi. Bilim insanları bu cismin, kara delik evrimine dair uzun süredir devam eden bir gizemi aydınlatmasını umuyor.

Büyük kütleli yıldızların ölümünün ardından ortaya çıkan kara delikler, evrenin en esrarengiz oluşumlarından biri. Keşfedilmelerinin ardından geçen 50 yıldan uzun sürede haklarında pek çok şey öğrenilse de hâlâ cevaplanmayı bekleyen en az bir o kadar soru var.

Bunlardan biri de süper kütleli kara deliklerin oluşum süreci. Tek bir yıldızın meydana getirebileceği en büyük kara deliğin, Güneş’in yaklaşık 80 katı kütleye sahip olabileceği düşünülüyor.

Birden fazla kara deliğin zaman içinde birleşmesiyle oluşan süper kütleli kara deliklerse Güneş’in milyonlarca, hatta milyarlarca katı kütleye ulaşabiliyor. 100 ila 100 bin Güneş kütlesine sahip olanlarsa orta kütleli kara delik sınıfına giriyor.

Bugüne kadar çok az sayıda orta kütleli kara delik keşfedilmesi, bu cisimlerin çok yüksek kütlelere ulaşma sürecinin net bir şekilde anlaşılmasını engelliyor.

The Astrophysical Journal adlı hakemli dergide 18 Temmuz’da yayımlanan çalışmayı yürüten ekip, bu sır perdesini aralayabilecek önemli bir adım attı.

Samanyolu’nun merkezinden yaklaşık 0,1 ışık yılı uzaktaki yıldız kümesi IRS 13’ü gözlemleyen bilim insanları beklenmedik bir şeyle karşılaştı: Buradaki yıldızlar şaşırtıcı derecede düzgün bir örüntüde ilerliyordu.

Yaklaşık 25 yıl önce keşfedilen IRS 13 de başlı başına bir merak konusu. İlk başta tek bir yıldız sanılan sistemin, sonraki gözlemlerle aslında küçük ve yoğun bir yıldız kümesi olduğu ortaya çıkmıştı.

Galaksinin merkezindeki süper kütleli kara delik Sagittarius A*’ya (SgrA*) bu kadar yakın bir sistemin nasıl bozulmadan durduğu bilim insanlarının kafasını kurcalıyor.

Şili’deki Çok Büyük Teleskop ve diğer aygıtlarla IRS 13’ü inceleyen araştırmacılar, kümedeki yıldızların düzensizce, rasgele bir şekilde hareket etmesini bekliyordu.

Fakat düzenli bir hareket gören bilim insanları bunun iki açıklaması olabileceğini söylüyor: Ya galaksinin merkezindeki süper kütleli kara delik SgrA*, buradaki cisimlerin yörüngesini etkliyor ya da yıldız kümesinde orta kütleli bir kara delik var.

Gözlemler ve bilgisayar modellerinden yararlanan araştırmacılar, ikinci seçeneğin daha muhtemel olduğu sonucuna vardı.

IRS 13’ün hareketlerini inceleyen ekip, kümeyi bir arada tuttuğu düşünülen yoğun bir cismin yaklaşık konumunu hesapladı. Bu bölgede X-ışınları ve iyonize gazdan oluşan ve saniyede yaklaşık 130 kilometre hızla dönen bir halka gözlemlediler.

Bilim insanları halkanın merkezinde bulunduğu varsayılan cismin kütlesinin de Güneş’in 30 bin katı olduğunu hesapladı. Hem bu veriler hem de IRS 13’ün çok yüksek bir yoğunluğua sahip olması, içinde bir orta kütleli kara delik bulunduğuna işaret ediyor.

Makalenin başyazarı Florian Peißker şu ifadeleri kullanıyor: IRS 13, merkezdeki kara deliğimiz SgrA*’nın büyümesinde temel bir yapıtaşı gibi görünüyor.

Bulguların doğrulanması için daha fazla gözleme ihtiyaç var. Fakat halihazırda bilim insanları SgrA* ve diğer süper kütleli kara deliklerin nasıl bu kadar büyüdüğüne dair bazı soruları cevaplayabilir.

Peißker “Bu büyüleyici yıldız kümesi yaklaşık 20 yıl önce keşfedildiğinden beri bilim camiasını şaşırtmaya devam ediyor” diyerek ekliyor: İlk başta alışılmadık derecede ağır bir yıldız olduğu düşünülüyordu. Ancak yüksek çözünürlüklü verilerle artık merkezde orta kütleli bir kara deliğin bulunduğu bir yapıtaşı bileşimi olduğunu doğrulayabiliyoruz.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

ABD’de Demokratların Olası Adayı Kamala Harris: Niyetim Kazanmak

ABD’de başkan adaylığı yarışından çekilen Joe Biden’ın desteğini açıkladığı Kamala Harris, “Başkanın desteğini almaktan onur duyuyorum ve niyetim bu adaylığı hak etmek ve kazanmak” dedi.

Haber Merkezi / Kamala Harris yaptığı açıklamada, “Başkan Biden bu özverili ve vatansever davranışıyla hizmet hayatı boyunca yaptığı şeyi yapıyor: Amerikan halkını ve ülkemizi her şeyin üstünde tutmak” ifadelerini kullandı. Kamala Harris, “Donald Trump’ı ve onun aşırılıkçı Proje 2025 gündemini yenmek için Demokrat Parti’yi ve ulusumuzu birleştirmek için elimden gelen her şeyi yapacağım” ifadelerini kullandı.

Kamala Harris, Joe Biden’ın Demokrat Parti’nin başkan adayı olarak kendisini desteklemesiyle, büyük bir partinin başkan adayı ilk siyah kadın ve ilk Güney Asya kökenli kişi olma olasılığıyla gündemde. Harris üç yıldan fazla bir süredir ülkenin ikinci ismi olarak görev yapıyordu. Ancak Harris, Biden’ın Pazar günü 2024 başkanlık yarışından çekilmesinin ardından en önemli aday haline geldi.

Başkan yardımcısı olarak önemli görevler üstlenen Harris aynı zamanda politik kazanımlar edinmek ve seçmenlerle bağ kurmak için mücadele etti. Harris, 2020’de başkan yardımcılığını kazanan ilk kadın olmanın yanısıra bu görevi üstlenen ilk siyah kadın ve ilk Asya kökenli kadın olarak tarihe geçti.

Kamala Harris’in adaylığına, çok sayıda üst düzey Demokrat Parti üyesi vali, kongre üyesi ve siyasetçiden destek geldi.

Eski Başkan Bill Clinton ve eski Dışişleri Bakanı ve First Lady Hillary Clinton yaptıkları ortak açıklamada, “Başkan Biden’a Başkan Yardımcısı Harris’e destek verme konusunda katılmaktan onur duyuyoruz ve onu desteklemek için elimizden gelen her şeyi yapacağız” dedi.

Clinton çifti sözlerini “Şimdi onu seçmek için her şeyimizle mücadele etmenin zamanıdır. Amerika’nın geleceği buna bağlıdır” diye sürdürdü.

Demokrat Parti’nin popüler siyasetçilerinden olan Kaliforniya Valisi Gavin Newsom da sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, “Sert. Korkusuz. İnatçı. Demokrasimiz ve geleceğimizin tehlikede olduğu günlerde, Donald Trump’ın karanlık vizyonuna karşı davayı savunabilecek ve ülkemizi daha sağlıklı bir yöne yöneltebilecek, ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris’ten daha iyi bir aday yok” ifadelerini kullandı.

Biden yönetiminde yer alan Ulaştırma Bakanı Pete Buttigieg ise “Şimdi Kamala Harris, meşaleyi devralmak, Donald Trump’ı yenmek ve Joe Biden’ın halefi olmak için doğru kişidir. Onun olağanüstü liderliğini yakından gördüm, kendisiyle 2020 seçim kampanya sürecinde ve bunun ardından tarihi bir verimliliğe sahip Biden-Harris yönetiminde birlikte çalıştım. Amerika’yı müstakbel başkanımız olarak geleceğe taşımasını sağlayacak bu seçimi kazanması için kendisine elimden gelen tüm desteği vereceğim” diye konuştu.

Partinin sol kanadını temsil eden Kongre Üyesi Alexandria Ocasio-Cortez de yaptığı X paylaşımında, “Kamala Harris, ABD’nin bir sonraki başkanı olacak. Kasım’da sandıktan zaferle çıkması için kendisine tam destek vereceğime söz veriyorum. Şimdi Donald Trump ve Amerikan demokrasisine yönelik tehdidi mağlup etmek için partimiz ve ülkemizi hızlıca bir araya getirmek her zamankinden daha fazla hayati önem taşıyor. Haydi işe koyulalım” dedi.

ABD’nin 50 eyaletinin Demokrat Parti teşkilat başkanı da Harris’e destek verdiklerini duyurdu. Pennsylvania Valisi Josh Shapiro ve North Carolina Valisi Roy Cooper’dan da 59 yaşındaki Harris’e destek geldi. Eski Dışişleri Bakanı John Kerry de Harris’e destek vereceğini ilan ederek “İyi bir vicdana sahip vatandaşların hiçbiri kenarda kalmamalıdır” sözleriyle herkesi kendisine destek vermeye çağırdı.

Eski ABD Başkanı Barack Obama ve eşi Michelle Obama ise Biden’ın kararını memnuniyetle karşıladıkları bir mesaj yayınlarken söz konusu mesajda Kamala Harris’in adını anmadı.

Harris kampanyasına yapılan bağışlar, Biden’ın açıklamasını takip eden saatler içerisinde milyonları buldu. Seçim bağışlarının toplanmasından sorumlu olan Actblue’nun açıklamasına göre Harris’e Pazar akşamına kadar toplamı 46,7 milyon doları bulan çok sayıda bağış yapıldı.

Öte yandan Harris’in ekibinin, Biden kararını açıkladıktan sonra yüzlerce telefon görüşmesi yaptıkları bildirildi. Söz konusu görüşmelerde, mümkün olduğunca fazla delegenin desteğinin arandığı belirtildi.

Ayrıca Biden’ın kampanyasını son aylarda yürüten ekip, hâlihazırda Harris’i desteklemeye başladı. Biden’ın seçim ekibi, adını “Harris for President” olarak değiştirmiş durumda. Ayrıca Biden, destekçilerine bir e-posta göndererek Harris kampanyasına bağış yapma çağrısında bulundu.

Süreç nasıl işleyecek?

Kamala Harris seçim yarışına Biden’la beraber girmiş olsa da otomatik olarak pusulada onun yerini alamıyor. Onun da yarışa girmesi halinde her olası aday gibi delegelerin desteğini alması şart. Bu süreçte kendisine bir başkan yardımcısı adayı belirlemesi ve yarışa onunla birlikte girmesi gerekiyor.

Demokrat Parti Ulusal Komitesi başkan ve başkan yardımcısı adaylarını resmi olarak aday göstermek amacıyla Ağustos ayının ilk haftasında yoklama yapma sinyali vermişti. Eğer bu plan iptal edilirse adaylar 19 Ağustos’ta başlayacak kurultayda seçilecek.

Kamala Harris kurultayda destek görürse, ABD’nin 248 yıllık tarihinde ilk Siyah kadın ve Güney Asyalı ana parti başkan adayı olacak. Çok sayıda parti yetkilisi, önümüzdeki Ocak ayında başlayacak yeni başkanlık dönemi yarışında Trump’a karşı partinin standart taşıyıcısı olarak Biden’ın yerine Harris’i desteklediklerini söyledi.

Ancak bazıları da Demokrat Parti’nin gelecek ay Chicago’da yapılacak ulusal kurultayı, diğer başkan adaylarına da açmasını istediklerini söylüyor. Başkanlık adaylığı için en son 1968 yılında açık bir kurultay düzenlenmiş ve Başkan Lyndon Johnson, ABD’nin Vietnam’daki ,savaşı yönetmesine yönelik yaygın muhalefet karşısında yeniden aday olma planlarından vazgeçmişti.

Joe Biden farklı bir muhalefetle karşılaştı. 20’den fazla Demokrat Kongre üyesi, CNN’deki tartışma programının ardından çekilmesi çağrısında bulundu. Son zamanlarda Biden ile birlikte olan bazı kişiler, zihinsel keskinliğinin azaldığına inandıklarını ve zayıf göründüğünü söylerken, en sadık yardımcıları tam aksi konusunda ısrarlıydı. Biden’ın başkan olarak tek dönemi 20 Ocak 2025’te, Ocak 2029’a kadar sürecek bir dönem için yeni bir başkanın yemin etmesiyle sona erecek.

Kamala Harris’in ABD hikayesi

Kamala Harris, 1964 yılında Kaliforniya eyaletinin Oakland kentinde, yüksek eğitimli göçmen bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Harris’in annesi Hindistan doğumlu göğüs kanseri araştırmacısı Shyamala Gopalan, babası ise Jamaikalı ekonomi profesörü Donald J. Harris’ti. Göçmen olan Harris’in her iki ebeveyni aynı zamanda 1960’larda sivil haklar için mücadele eden iki aktivist kişilik.

Yedi yaşındayken anne ve babası ayrılan Kamala ile kız kardeşi Maya annesinin yanında büyüdü. Kamala’nın “The Truths We Hold” başlıklı otobiyografisinde bu deneyimin kariyerini de etkilediğine vurgu yapıyor ve annesi Gopalan’ın kendisine ve kız kardeşi Maya’ya şöyle dediğini anlatıyor: “Öylece oturup bir şeylerden şikayet etmeyin. Bir şeyler yapın!”

Bu, hayatı boyunca Kamala Harris’in harfiyen uyduğu bir nasihat oldu.

Annesinin Kanada’da bir iş bulması üzerine Harris’in yolu Oakland’tan Montreal’e de uzanır ve liseye bu ülkede başlar. Daha sonra tekrar ABD’ye dönen Harris, Washington’daki Howard Üniversitesi’nde siyaset bilimleri ve ekonomi okur ardından da San Franciso’da hukuk eğitimi alır. 1990 yılında hukuk fakültesini bitirmesinin ardından savcı olarak çalışmaya başlayan Harris, keskin zekâsı ve mücadeleci ruhu ile kısa sürede mesleki çevresinde üne kavuşur. Harris, otobiyografisinde geçmişte yaşadığı ayrımcılık tecrübelerini nasıl “her konuda en iyi olma azmine” dönüştürdüğünü anlatıyor.

Harris, 2003 yılında San Francisco’nun ilk kadın eyalet savcısı olur; 2010 yılında ise altı rakibini alt ederek 32. Kaliforniya Eyalet Başsavcısı seçilir. ABD’de “Attorney General” olarak adlandırılan bu pozisyon, başsavcı ile adalet bakanı görevlerini birleştiren bir görev. 3 Ocak 2011’de görevine başlayan Harris, sadece bu göreve gelen ilk kadın değil aynı zamanda Hint ve Afrika kökenli ilk kişi de olur.

Ancak Harris savunduğu görüşlerden ötürü hep tartışmalı bir isim olur. Bir yandan ölüm cezasına karşı çıkarken diğer yandan çocukları sürekli olarak okulda kaçan ailelerin bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmasını öngören yasal düzenlemeye verdiği destekle partisindeki sol görüşlüleri karşısına alır.

Harris, 2015 yılında ise Senato’ya adaylığını koyar. Demokratların çoğunun desteğini alan Harris’in destekçileri arasında dönemin ABD Başkanı Barack Obama ile Başkan Yardımcısı Joe Biden da yer alır. Harris, tarihteki ikinci siyah olarak 2017 yılında Senato’ya seçilir.

Harris, 2014 yılından bu yana Yahudi kökenli bir avukat olan Douglas Emhoff ile evli. Emhoff’un daha önceki evliliğinden iki çocuğu bulunurken Harris’in çocuğu yok.

Adı daha önce de Demokrat Parti’nin başkan adayı olarak geçen Harris, 2019 yılında adaylığını koyduğunda karşısında Joe Biden, Bernie Sanders ve Elizabeth Warren vardı. Harris başlarda favori olarak gösteriliyordu. Ancak yıl içerisinde desteğini yitirdi ve Aralık 2019’da anket sonuçlarında desteğin az olması nedeniyle adaylıktan çekildiğini duyurdu. Sonrasında ise seçim öncesi kampanyalarda Biden ile görüş ayrılıkları gündeme gelmiş olsa da başkan yardımcılığına aday gösterildi.

Biden ve Harris birlikte zorlu ve hırçın bir kampanya yürüterek Donald Trump ve Başkan Yardımcısı Mike Pence’i mağlup etti. İkili, Trump taraftarlarının Kongre baskınından sadece iki hafta sonra 20 Ocak 2021’de yemin etti.

Harris, ABD başkan yardımcısı olarak görev yapan ilk kadın, ilk Siyah ve ilk Hint kökenli kişi oldu.

Harris, Beyaz Saray’da geçirdiği süre boyunca profilini yükseltmeye çalıştı. Biden 2021’de Harris’e Latin Amerika’dan göçmen gelmesinin temel nedenleriyle mücadele görevi verdi. Biden, o dönemde Harris için “Bunu yapmak için daha nitelikli birini düşünemiyorum” dedi. Ancak Harris’in çabalarına ve Latin Amerikalı liderlerle yaptığı görüşmelere rağmen belgesiz sınır geçişlerinin sayısı artmaya devam etti ve geçen yıl rekor seviyelere ulaştı.

Kamala Harris, daha sonra siyasi rakiplerine karşı farklı bir mücadele alanı buldu. ABD Yüksek Mahkemesi, 2022’de ülkenin büyük bir bölümünde kürtaj hakkını fiilen geri alınca Harris, bu hakkın korunması lehine güçlü bir ses haline geldi. Bu yılın başlarında ABD genelinde bir “Üreme Özgürlükleri için Mücadele” girişimi başlattı. Televizyondaki Trump-Biden tartışmasından birkaç gün önce de Harris, Trump’ın yeniden seçilmesi halinde üreme haklarıyla ilgili “her şeyin tehlikede olduğu” uyarısında bulundu.

Demokrat Parti’nin geleceği Harris mi?

Biden’ın kötü münazara performansının ardından Harris, başkan adaylığı için adı geçerken bile Başkan’ın en sesli savunucuları arasında yer aldı. Harris, birçok kişi tarafından 2024 seçimlerinde Demokratlar tarafından desteklenecek doğal bir seçim olarak görülüyor.

Beyaz Saray Basın Sekreteri Karine Jean-Pierre, Biden-Trump münazarasından kısa bir süre sonra yaptığı açıklamada Biden’ın 2020’de onu seçmesinin nedenlerinden birinin “gerçekten de partinin geleceği olması” olduğunu söylemişti.

Paylaşın

Avrupa Ligi: Trabzonspor’un Muhtemel Rakibi Belli Oldu

Trabzonspor, Ruzomberok’u elemesi halinde Avrupa Ligi 3. eleme turunda Wisla Krakow – Rapid Wien eşleşmesinin galibiyle karşılaşacak. İlk maçlar 8 Ağustos’ta, ikinci maçlar 15 Ağustos’ta oynanacak.

Haber Merkezi / Avrupa Ligi’nde 3. eleme turunun kura çekimi İsviçre’nin Nyon kentindeki UEFA merkezinde gerçekleşti. Turnuvaya 2. eleme turundan dahil olan Trabzonspor’un bir sonraki 3. eleme turundaki muhtemel rakibi belli oldu.

Trabzonspor, Ruzomberok’u elemesi halinde Wisla Krakow-Rapid Wien eşleşmesinin galibiyle karşılaşacak. Avrupa Ligi’nde 3. eleme turunda ilk maçlar 8 Ağustos’ta, ikinci maçlar 15 Ağustos’ta oynanacak.

Polonya’nın Krakow şehrinde kurulan Wisła Krakow maçlarını 33 bin 268 kişilik Miejski Stadı’nda oynuyor. Wisła Krakow, Polonya’nın en eski ve en başarılı kulüplerinden biri ve şu ana kadar Polonya Ligi’ni 14 kez kazandı.

1899 yılında Avusturya’nın Viyana şehrinde kurulan Rapid Wien, Avusturya’nın en başarılı takımı olarak göze çarpıyor.

Öte yandan Fenerbahçe, Lugano’yu elemesi halinde UEFA Şampiyonlar Ligi 3. ön eleme turunda Lille ile karşılaşacak. Devler Ligi’nde 3. eleme turunda ilk maçlar 6-7 Ağustos’ta, rövanş karşılaşmaları ise 13 Ağustos’ta oynanacak.

Paylaşın

Biden, Trump’a Karşı Başkanlık Yarışından Çekildi

ABD’nin mevcut başkanı Joe Biden, seçmenlerin haftalardır süren baskısının ardından Donald Trump’a karşı başkanlık seçimi yarışından çekilme kararı aldığını duyurdu.

Haber Merkezi / Joe Biden, sosyal medya hesapları üzerinden yaptığı açıklamada, “Yeniden seçilmek niyetinde olsam da, görevimden çekilmemin ve yalnızca dönem başkanlığı görevimi yerine getirmeye odaklanmamın, partimin ve ülkenin yararına olacağına inanıyorum” dedi. Biden, başkanlık kararından çekilme kararı hakkında, önümüzdeki hafta ulusa sesleneceğini kaydetti.

81 yaşındaki Joe Biden, adaylıktan çekilmesinin hemen ardından, Demokrat Parti’nin yeni adayı olarak başkan yardımcısı Kamala Harris’e “tam destek” verdiğini duyurdu.

Biden, geçtiğimiz salı günü verdiği bir röportajda, ilk kez başkanlık yarışından çekilebileceğini söylemişti. Yarıştan çekilmesini sağlık durumuna bağlayan Biden, hangi şartlarda çekilebileceği sorusuna “Ortaya çıkan bir sağlık sorunum olursa, evet” diyerek cevap vermişti.

Biden’ın adaylığı konusundaki tartışmalar, Cumhuriyetçi aday Donald Trump ile çıktığı ilk canlı yayında “etkisiz” olarak değerlendirilen performansı sonrasında artmaya başlamıştı.

5 Kasım’da yapılacak başkanlık seçimleri öncesinde ABD’de her eyalette Demokrat Parti’nin önseçim süreci tamamlanmıştı. Önseçimlerde 3 bin 894 delege 19 Ağustos’ta başlayacak Demokrat Parti Ulusal Kurultayı’nda Joe Biden’a destek verme taahhüdünde bulunmuştu. Şimdi bu delegeler 19 Ağustos’ta Chicago’da başlayacak Demokrat Parti Ulusal Kurultayı’nda teorik olarak istedikleri adaya destek verebilirler.

Biden’ın Yardımcısı Kamala Harris’in, Biden’ın çekilmesi halinde onun yerine yarışa girmesine yönelik senaryonun parti içinde giderek daha fazla destek bulduğu öne sürülmüştü.

Kamala Harris seçim yarışına Biden’la beraber girmiş olsa da otomatik olarak pusulada onun yerini alamıyor. Onun da yarışa girmesi halinde her olası aday gibi delegelerin desteğini alması şart. Bu süreçte kendisine bir başkan yardımcısı adayı belirlemesi ve yarışa onunla birlikte girmesi gerekiyor.

Demokrat Parti’yi çekişmeli ve açık bir kurultay bekliyor olabilir. Demokrat Parti Ulusal Komitesi seçimlere az zaman kala parti içindeki görüş ayrılıklarını en aza indirmek amacıyla bir aday üzerinde uzlaşabilir ancak başka adaylar da yarışa dahil olmak isteyebilir.

Demokrat Parti Ulusal Komitesi başkan ve başkan yardımcısı adaylarını resmi olarak aday göstermek amacıyla Ağustos ayının ilk haftasında yoklama yapma sinyali vermişti. Eğer bu plan iptal edilirse adaylar 19 Ağustos’ta başlayacak kurultayda seçilecek.

Kimler olası aday olarak öne çıkıyor?

Başkan Yardımcısı Kamala Harris: Demokrat Parti’de pek çok isim Kamala Harris’i aday olarak kabul edeceklerinin sinyalini verdi. Joe Biden 11 Temmuz’da NATO Zirvesi sırasında düzenlediği basın toplantısında “En başından bu yana başkan olabilecek niteliklere sahip olduğunu düşünmeseydim başkan yardımcısı olarak seçmezdim” demişti

Kamala Harris yaygın olarak Biden’ın yerine geçebilecek en iyi aday olarak görülse de son anketler Harris’in anket verilerinin, Biden’ın Donald Trump’a karşı anket verilerine kıyasla çok az fark olduğunu gösteriyor.

Dört ankette Kamala Harris’in Biden’dan biraz daha iyi, dört ankette Biden’a kıyasla daha kötü ve üçünde ise hiçbir fark olmadığı görülüyor. Beyaz Saray’da başkan yardımcısı olarak dört yıl tecrübesi bulunan Kamala Harris’in kararsızlar ve bağımsız seçmenlerin desteğini alabileceği yorumu yapılıyor.

California Valisi Gavin Newsom: Gavin Newsom, Joe Biden’ın adaylıktan çekilmesine ilişkin tartışma sürecinde Biden’a güçlü destek verdi. Newsom, Biden’ın Trump karşısındaki canlı yayın performansının ardından yaşanan hararetli tartışmada “Baş performansçı değil, başkomutan arıyorum” demişti.

Michigan Valisi Gretchen Whitmer: Biden’a desteğini açıklayan Gretchen Whitmer önemli bir çekişmeli eyalette valilik seçimini yeniden kazanmıştı. Whitmer işçi sendikalarına verdiği destek sebebiyle ABD genelinde Demokratlar arasında popüler.

Illinois Valisi J.B. Pritzker: J.B. Pritzker, bu yıl Ağustos ayında Chicago’daki Demokrat Parti Ulusal Kurultay’ına evsahipliği yapıyor. Pritzker, son dakikada başlatılacak bir seçim kampanyasını kendisi finanse edebilir.

Eski First Lady Michelle Obama: Michelle Obama çok sayıda seçmen arasında popüler olsa da aday olma fikrini şimdiye kadar hep reddetmişti. Geçen ay yapılan Reuters/Ipsos anketine göre Michelle Obama Donald Trump’ın 10 puan önündeydi.

Uzmanlara göre seçim kampanyaları sürecinde para toplama kabiliyeti bakımından kimin yoğun bir çaba içinde olduğu ve kurultayda çoğunluğun desteğini alabilecek türden bir koalisyon oluşturma fırsatına sahip olduğu önem taşıyor.

“Demokrasi için kurşun yedim”

Donald Trump, kendisine yönelik suikast girişiminden sonra ilk seçim mitingini gerçekleştirdi. Michigan’daki mitingde konuşan Trump, otoriter, sağcı bir ajandaya sahip “Project 2025” girişimiyle bağlantılı olduğu yönündeki iddiaları redderek, “Hiçbir şekilde aşırıcı olmadığını” söyledi.

12 bin kişilik bir kalabalığa hitap eden Trump, “Ben demokrasi için kurşun yedim” ifadelerini kullandı. Trump, Demokrat parti içinde Başkan adayına yönelik tartışmaları da alaya alarak, “Adaylarının kim olduğu konusunda hiçbir fikirleri yok… Bu adam gidiyor ve oyları alıyor, şimdi de bunu onun elinden almak istiyorlar. İşte demokrasi” diye konuştu.

Paylaşın

CHP Lideri Özel’den “Seçim Sandığı” Mesajı

En düşük emekli aylığına yapılan zamma tepki gösteren CHP Lideri Özgür Özel, “Sefalet ücreti veriyor. Böyle geçim olur mu? Geçim olmazsa seçim olur, başka çaresi yok! Geçim yoksa seçim var!” dedi ve ekledi:

“Asgari ücreti 25 bin lira yaparsa, en düşük emekli maaşını asgari ücret yaparsa, Rize’deki çay üreticisini perişan etti, çayın taban fiyatını 25 yapar ve farkı hemen öderse, buğdayı bedavaya almaya çalışıyorlar, buğdayın 15 lira taban fiyatını verirse erken seçim demeyeceğim. Ama yapmazsa geçim yoksa seçim var. Bir kez daha söylüyorum.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Beyoğlu Belediyesi tarafından açılan “Beyoğlu Emekli Evi”ni ziyaret etti. Ziyarette Özgür Özel ile birlikte Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney ve CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik yer aldı.

Özgür Özel burada yaptığı konuşmada, İnan Güney’in Gezi Direnişi döneminde CHP İlçe Başkanı olarak görev yaptığını anımsatarak, “Hepimizin yerine Silivri Cezaevi’nde ve Bakırköy Kadın Cezaevi’nde yatan 5 arkadaşımızı Gezi ruhuyla, Gezi’yi sahiplenerek bir kez daha selamlıyorum” dedi.

Gezi tutukluları için mesaj veren Özel, şunları söyledi: “Tayfun Kahraman partimizin üyesidir, Tayfun Kahraman herkesin üzerinde birleştiği talepleri önce sayın Bülent Arınç’a aktarmıştır, sonra da sayın Erdoğan’a… Bülent Arınç’la konuştuğunda Erdoğan yurtdışındaydı. Tayfun Kahraman, Bülent Arınç’la konuştuğunda ‘Erdoğan Türkiye’ye gelmesin, bakanlar istifa etsin, yönetimi bize bırakın’ demedi. Deseydi darbeci olurdu. Ne dedi? Ağaçları kesmeyin, buraya kışla yapmayın, AKM’yi yıkmayın yerine AVM yapmayın. Bir de hedef gözetmeksiz gaz fişeği atıyorsunuz, bu şiddeti durdurun demişti.

Çiğdem Mater Gezi’nin belgeselini çekecekmiş, çekememiş, ortada belgesel yok. 7 tane belgesel YouTube’da var, onlara da kimse bir şey yapmasın ama çekenler dışarıda, çekemeyen içeride. Mine Özerden güya banka hesabı açmış, para toplamış! Bir lira para yok hesapta. Can Atalay, Hatay halkının oylarıyla milletvekili seçildi, Anayasa Mahkemesi lehine karar vermek için gün sayıyor. Osman Kavala 7 yıldır yatıyor, iddialarının bir tanesini ispatlayamadılar.”

En düşük emekli aylığına yapılan zamma tepki gösteren Özel, “İş hayatında alın terini döken, gözünün nurunu akıtan, dirsek çürüten emekliler memleketi bugüne getirdi. Memleket, bugünlere ulaştıysa emekliler sayesinde ulaştı. Şimdi rahat edecekleri günlerde tarihin en büyük ekonomik krizi karşısında onlara sahip çıkması gereken devlet, onları bu krizle baş başa bırakıyor” diye konuştu.

Özel, şunları söyledi: “Adalet ve Kalkınma Partisi ilk iktidara geldiğinde bir emekli maaşı, 1,5 asgari ücretti. Hiç dokunmasalar bugünkü 1,5 asgari ücreti uygulasalar en düşük emekli maaşı 25 bin lira olması gerekiyor. Sözde zam yaptılar, emekli maaşı 12 bin 500 lira oldu. 25 bin lira olması gereken emekli maaşı 12 bin 500 lira! İstanbul Planlama Ajansı bir çalışma yaptı, İstanbul’da bir emekli en az ne kadarla geçenebilir? 25 bin lira hesabını onlar da buldu. Ama AK Parti geldi, emekliyi enflasyona ezdirmeyeceğim, enflasyon hesabına göre zam vereceğim dedi; geldiğinde 1,5 asgari ücret olan en düşük emekli maaşı bugün 0,6 asgari ücret.”

“Geçim yoksa seçim var”

Emeklilerin gelirindeki düşüşü çeyrek altın ile hesaplayan Özel, şunları anlattı: “Emekliler AK Parti gediğinde, Tayyip Bey başbakan olduğunda en düşük emekli maaşıyla 8 tane çeyrek altın alıyorlardı. Bugün bu maaş 3 çeyrek altın almıyor. Cepten en az 5 çeyrek altın gitti. Bir şey nerede aranır, kaybedilen yerde? Biz nerede kaybettik 5 çeyrek altını, seçim sandığında kaybettik. AK Parti geldi, 5 çeyrek altını kaybetti; AK Parti gidecek, kaybettiklerimizi bulacağız.”

En düşük emekli aylığına yapılan zamma tepki gösteren Özel, “Sefalet ücreti veriyor. Böyle geçim olur mu? Geçim olmazsa seçim olur, başka çaresi yok! Geçim yoksa seçim var!” ifadelerini kullandı.

Özgür Özel, şunları kaydetti: “Asgari ücreti 25 bin lira yaparsa, en düşük emekli maaşını asgari ücret yaparsa, Rize’deki çay üreticisini perişan etti, çayın taban fiyatını 25 yapar ve farkı hemen öderse, buğdayı bedavaya almaya çalışıyorlar, buğdayın 15 lira taban fiyatını verirse erken seçim demeyeceğim. Ama yapmazsa geçim yoksa seçim var. Bir kez daha söylüyorum.”

(Kaynak: Birgün)

Paylaşın

Türkiye, Yeniden “Yatırım Yapılabilir Ülke” Seviyesine Ne Zaman Çıkar?

Dr. Atahan Çelebi, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye’nin notunu yükseltmesine ilişkin yaptığı değerlendirmede, bundan sonra gerek yerli gerekse yabancı yatırımcıların en önemli beklentisinin Türkiye’nin notunun “yatırım yapılabilir” seviyeye çıkması olduğunu kaydetti.

Atahan Çelebi, “Türkiye’den kurumsal tahvil alımları, menkul kıymet alımları esasen bu koşul sağlanırsa gerçekleşecek. O yüzden ekonomi politikalarında yaşanan olumlu sürecin devam etmesi gerekiyor. Özellikle döviz rezervlerindeki artışın sürmesi, net rezervin yükselmesi önemli. Ekonomik göstergeler, uygulanan politikaların etkisini yansıtmalı” diye konuştu.

İstatistiksel olarak bakıldığında Türkiye koşullarında bir ülkenin kredi notu düştükten sonra yeniden yükselişe geçmesi için yedi yıla yakın bir süre gerektiğine işaret eden Çelebi, “Ancak Türkiye’deki öngörülemez siyasi süreçler belirsizliği artırıyor” dedi.

Türkiye’de Mehmet Şimşek yönetiminde uygulanan ekonomi politikaları, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları tarafından olumlu karşılanmaya devam ediyor. Fitch Ratings ve S&P’nin Mart ve Mayıs aylarında yaptığı not artırımlarından sonra, Moody’s de tarihinde ilk kez Türkiye’nin kredi notunu iki kademe birden yükseltti.

Böylelikle Moody’s kararı öncesinde Uganda, Moğolistan ve Kongo ile aynı seviyede yer alan Türkiye, iki kademe not artışından sonra ise Bangladeş, Kosta Rika ve Namibya ile aynı seviyeye yükselmiş oldu. Ekonomideki sıkıntıları hafifletebilmek için uluslararası sermaye girişlerine ihtiyaç duyan Türkiye, hala her üç kuruluşun listesinde “yatırım yapılabilir ülke” seviyesinin dört basamak altında yer alıyor.

DW Türkçe’den Aram Ekin Duran‘a konuşan ekonomist ve yatırım danışmanlarına göre, AKP iktidarı ekonomide her şeyi doğru yapsa bile, Türkiye’nin “yatırım yapılabilir ülke” seviyesine çıkması en az iki yıl alacak. Olası bir erken seçim kararı ve sonrasında “rasyonel” politikalardan uzaklaşılması halinde ise ülke notu yeniden düşüşe geçebilir.

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s, Türkiye’nin kredi notunu “B3″ten “B1″e yükseltirken, kredi notu görünümünü “pozitif” olarak korudu. Moody’s raporunda, Türkiye’nin kredi notunun tarihte ilk kez iki kademe birden yükseltilmesinin temel nedeni olarak ortodoks para politikasına kararlı ve “giderek daha iyi yerleşen geri dönüş” gösterildi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’na (TCMB) olan güvenin arttığına ve uygulanan para politikasının güçlendiğine işaret edilen raporda 2025 yılı sonu enflasyon beklentisi de yüzde 38’den yüzde 30’a çekildi.

Ayrıca sıkı politika duruşunun Türkiye’nin yüksek dış kırılganlığını önemli ölçüde azalttığına işaret edilen açıklamada, pozitif görünümün yukarı yönlü risk dengesini yansıttığı kaydedildi. Öte yandan ülkedeki siyasi risklerin kredi notunu olumsuz etkileme potansiyelinin devam ettiğine vurgu yapıldı.

Sagam Strateji Danışmanlık Kurucusu Ekonomist Murat Sağman’a göre, iki kademe not artırımının başlıca sebebi Mehmet Şimşek ile birlikte “ortodoks” para politikalarına geri dönüş ve Merkez Bankası politikalarındaki kredibilite artışı oldu.

Moody’s’in Türkiye değerlendirmesinde Fitch ve S&P’ye göre zaten geri kalmış olduğuna, dolayısıyla iki kademeli bir artışın şaşırtıcı olmadığına vurgu yapan Murat Sağman, “Şimdi en azından bir dengelenme oldu. İki kademde birden not artışı yapılması ise Türkiye için bir ilk” diyor.

Ancak Türkiye’nin kredi notu artmış olsa da Türkiye hala “yatırım yapılabilir ülke” seviyesinde değil. Türkiye’nin bu seviyeye ulaşması için ise Fitch, S&P ve Moody’s’den dört kademe daha not artırımı alması gerekiyor.

Türkiye’nin notu en son Mayıs 2013’te “yatırım yapılabilir ülke” seviyesine çıkarılmıştı. 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından Türkiye’nin kredi notu her üç şirket tarafından da düşürülmeye başlanmış, 2019’da ise en düşük seviyeyi görmüştü.

Ne zaman “yatırım yapılabilir ülke” olur?

Bundan sonraki süreçte en çok merak edilen konu ise, Türkiye’nin ne zaman yeniden “yatırım yapılabilir ülke” seviyesine çıkacağı. Peki Türkiye’nin önünde daha ne kadar yol var?

Küresel sermaye, döviz ve emtia piyasalarına ilişkin danışmanlık hizmeti sunan STRFS (Stratejistanbul Financial Solutions) Başstratejisti Dr. Atahan Çelebi, yaşanan not artışlarının Türkiye’ye sermaye girişi açısından olumlu bir gelişme olduğunu söylüyor. Bununla birlikte Çelebi, not artışının beklenen bir gelişme olduğu için 22 Temmuz Pazartesi günü piyasalar açıldığında ciddi bir etki yaratmayacağı görüşünde.

Bundan sonra gerek yerli gerekse yabancı yatırımcıların en önemli beklentisinin Türkiye’nin notunun “yatırım yapılabilir” seviyeye çıkması olduğunu kaydeden Atahan Çelebi, “Türkiye’den kurumsal tahvil alımları, menkul kıymet alımları esasen bu koşul sağlanırsa gerçekleşecek. O yüzden ekonomi politikalarında yaşanan olumlu sürecin devam etmesi gerekiyor. Özellikle döviz rezervlerindeki artışın sürmesi, net rezervin yükselmesi önemli. Ekonomik göstergeler, uygulanan politikaların etkisini yansıtmalı” diye konuşuyor.

İstatistiksel olarak bakıldığında Türkiye koşullarında bir ülkenin kredi notu düştükten sonra yeniden yükselişe geçmesi için yedi yıla yakın bir süre gerektiğine işaret eden Çelebi, “Ancak Türkiye’deki öngörülemez siyasi süreçler belirsizliği artırıyor” diyor.

Türkiye’de önümüzdeki üç yıl sonunda yeni bir seçim ortamına girileceğinin altını çizen Atahan Çelebi, şu değerlendirmede bulunuyor:

“Bu noktada para politikasının ve mali disiplinin devam edip etmeyeceği tartışma konusu. Eğer bu koşullar altında devam edersek, benim tahminim 2 yıl içerisinde Türkiye’nin kredi notu yine yatırım yapılabilir seviyenin alt kısmına ulaşacaktır. Fakat tekrar altını çizelim. Seçim döneminde daha önce yaşandığı gibi gevşek politikalar, geri dönüş sinyalleri verilirse bu kredi artışları beklemeye girer. Ve bu pozitif eğilim kısa sürer.”

Son not artırımının sadece bir başlangıç olduğunu, henüz “yatırım yapılabilir” seviyeye çıkmak için dört not artırımına daha ihtiyaç olduğunu dile getiren Ekonomist Murat Sağman da, şu görüşleri dile getiriyor:

“Yatırım yapılabilir seviyeye gelmemiz, her şeyi doğru yaparsak iki yıldan önce olmaz. Doğru politikalar dediğimiz enflasyonun düşmesi, hukuk başta olmak üzere kurumların bağımsız çalışması… Bunlar çok önemli. Tabi ki bu not artışları yatırımcı ilgisini artıracaktır ama yeterli değil.”

Son not kararı ile birlikte 2024 başından bu yana üç büyük uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu da Türkiye’nin notunu artırmış oldu. Moody’s Ocak ayında Türkiye’nin B3 olan kredi notunu değiştirmemiş, görünümünü durağandan pozitife yükseltmişti. Fitch Ratings, Mart ayında Türkiye’nin kredi notunu “B”den “B+”ya yükseltirken, not görünümünü “durağan”dan “pozitif”e çıkarmıştı. S&P ise Mayıs yerel seçimlerin ardından Türkiye’nin kredi notunu “B”den “B+”ya yükseltmişti.

Paylaşın