Samanyolu Galaksisinin Kaderi Tahmin Edilenden Daha Belirsiz!

Birbirine yaklaşık 2,5 milyar ışık yılı uzaklıkta yer alan Samanyolu ve Andromeda’nın çarpışma ihtimalinin yüzde 50 olduğunu öne sürülüyordu. Ancak, çarpışma ihtimalinin, düşünüldüğü kadar yüksek olmadığı saptandı.

Samanyolu ve Andromeda Galaksisi, Yerel Grup adlı galaksi kümesinin en büyük iki üyesi.

Bilim insanları Samanyolu ve Andromeda galaksilerinin çarpışma ihtimalinin, düşünüldüğü kadar yüksek olmadığını saptadı. Gökbilimciler uzun süredir iki galaksinin çarpışmasının kesin olduğunu varsayıyor. Yaklaşık 4 milyar yıl sonra gerçekleşeceği öne sürülen bu olayın ardından, iki gökada ve merkezlerindeki kara deliklerin birleşmesi bekleniyor.

Ancak Helsinki Üniversitesi’nden Till Sawala liderliğindeki uluslararası bir araştırma ekibi, 10 milyar yıl içinde böyle bir çarpışma yaşanma ihtimalinin yarı yarıya olduğunu öne sürdü. Samanyolu ve Andromeda, Yerel Grup adlı galaksi kümesinin en büyük iki üyesi. İlk başlarda yapılan tahminlerde sadece bu iki devasa yapı hesaba katılıyordu.

Birbirine yaklaşık 2,5 milyar ışık yılı uzaklıktaki bu iki galaksinin arasındaki mesafe, hızları ve kütlelerine dayanarak yapılan hesaplamalarda çarpışmanın kesin olduğu sonucuna varılıyordu. Sonraki yıllarda Yerel Grup’taki diğer iki büyük gökada olan Üçgen Galaksisi (M33) ve Büyük Macellan Bulutu (LMC) da tahminlere eklense de sonuç değişmiyordu.

Henüz hakem denetiminden geçmeyen ve ön baskı sunucusu arXiv’de yayımlanan yeni çalışmadaysa en güncel gözlemsel veriler dahil edildi.

Araştırmacılar, Samanyolu ve Andromeda’dan çok daha küçük iki galaksinin, Dünya’dan bakıldığında zaman içindeki hareketlerine dair en güçlü verileri inceledi. Ayrıca galaksilerin birbirleri üzerindeki kütleçekim etkisinin değişimi de hesaplamalara dahil edildi. Ancak daha da önemlisi, kesin olarak bilinemeyecek şeyleri de hesaba kattılar.

Daha sonra ellerindeki verileri ve belirsizlikleri bilgisayar simülasyonlarından geçiren ekip; iki cisim içeren (Samanyolu ve Andromeda), üç cisim içeren (Samanyolu, Andromeda ve diğer iki galaksiden biri) ve 4 cisim içeren (Samanyolu, Andromeda, M33 ve LMC) olasılıkları test etti.

Bilim insanları ilk senaryoya göre Samanyolu ve Andromeda’nın çarpışma ihtimalinin yüzde 50 olduğunu öne sürüyor. İki büyük galaksi ve LMC’nin olduğu durumda yüzde 33’e düşen risk, LMC’nin yerini M33’ün almasıyla yüzde 66’ya yükseliyor.

Araştırmacılar 4 galaksinin de hesaba katılması halinde 10 milyar yıl içinde bir çarpışma gerçekleşme ihtimalinin yüzde 50 çıktığını söylüyor. Bilim insanları yeni veri ve ölçümlerle bu ihtimallerin değişebileceğini belirtiyor. Ancak temelde, Samanyolu ve Andromeda’nın çarpışmasının kesin bir şekilde bilinemeyeceğini savunuyorlar.

Makalede, “Elimizdeki en son ve en kesin gözlemsel veriler kullanıldığında bile, Yerel Grup’un gelecekteki evrimi belirsiz” diye yazarak ekliyor: “Bu sonuca LMC’yi de dahil ederek ve daha da önemlisi ilk kez gözlemlenebilir verilerdeki ilgili belirsizlikleri göz önüne alarak ulaştık.”

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Tuncer Bakırhan: Mücadele Etmeye Devam Edeceğiz

Hacı Bektaş-ı Veli anma etkinliklerinde konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “DEM Parti olarak, cemevlerinin yasal statüye bir an önce kavuşması için çalışmaya, sizinle birlikte bu talebin gerçekleşmesi için mücadele etmeye varız” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Alevi çocuklarını asimile eden, onlara başka bir inancı dayatan bu anlayışa karşı mücadele etmeye devam edeceğiz. Alevilerin ısrarla yıllardır mücadelesini verdikleri eşit yurttaşlık haklarının gerçekleşmesi için, DEM Parti olarak, hayatın her alanında Alevi canlarla birlikte mücadele etmeye varız. Aleviliği Saray’a bağlamaya çalışan Kültür ve Turizm Bakanlığının, Alevilere dayattığı bu koruculuk anlayışı ve sistemi karşısında bütün katliamlara rağmen inancından, duruşundan vazgeçmeyen Alevi yurttaşlar ve canlarla birlikte olmaya devam edeceğiz.”

Nevşehir’de Hacı Bektaş-i Veli anma etkinliği düzenlendi. Etkinliğe Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, CHP Genel Başkanı Özgür Özel, CHP eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş ile birçok siyasi parti ve sivil toplum örgütü temsilcisi de katıldı.

Etkinlikte Bakırhan bir konuşma yaptı. Bakırhan, konuşmasında şu ifadeleri kullandı: “Sayın genel başkanlar, milletvekilleri, belediye başkanları, çok kıymetli canlar, Alevi kurum temsilcileri, STK temsilcileri, hepinizi DEM Parti adına sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum. Bugün burada Hacı Bektaş-ı Veli Diyarında siz Alevi canlarla olmaktan mutluyum, gururluyum. Çünkü bu topraklar 800 yıl önce barışın, kardeşliğin, insanca bir arada yaşamanın tohumlarının ekildiği ve halen de devam ettirildiği kutsal topraklardır. Bu topraklarda aslında ilk kayyım, Hacı Bektaş-ı Veli Dergahına atanmıştır. 200 yıl önce Hacı Bektaş-ı Veli Dergahı, Nakşi şeyhlerine devredilmiştir.

Bugün halkın iradesine yapıldığı gibi Alevi halkının inancına, Hacı Bektaş-ı Veli öğretisine de kayyım atanmıştır. Dün Hacı Bektaş-ı Veli Dergahına atanan kayyımları nasıl ki Alevi canlar kabul etmeyip bütün fiziki ve kültürel kırımlara ve asimilasyon politikalarına rağmen inançlarını 200 yıldır yaşatarak bugünlere getirdilerse, bugün halkın iradesine atanan kayyımları da bizler Alevi yurttaşlarımız gibi, Alevi canlar gibi bu coğrafyada kabul etmeyeceğiz. Atanan kayyımları kabul etmeyerek Hacı Bektaş-ı Veli öğretisine sahip çıkacağız.

30 milyon Alevi yurttaşımızın ibadethanelerini yasaklıyorlar, bugün 30 milyon insanın ibadet ettiği Hacı Bektaş Veli Dergahı gibi müzeye çeviriyorlar. Bu dergah müze değildir; Alevi yurttaşlarımıza açılmalıdır, Alevi yurttaşlarımıza bırakılmalıdır. Alevi canlarımız bu dergahta özgürce kendi inançlarını yaşamalıdır. Bunu savunuyoruz, savunmaya devam edeceğiz. Alevi yurttaşlarımıza kapatılan bu dergahın kapılarını hep birlikte açacağımız günler çok uzak değildir.

Türkiye’de ikili hukuk Kürtlere ve Alevi canlara uygulanıyor. Dergahın içinde hem cami var hem de cemevi var. Cami ibadete açık, cemevi ise kapalı. İşte biz bu ikili hukuka itiraz etmediğimiz müddetçe camiler açık, cemevleri kapalı kalacak. Onun için Hacı Bektaş-ı Veli inancına sahip siz değerli canlarla birlikte, cemevlerinin yasal statüye kavuşması için birlikte omuz omuza mücadele edeceğimiz günler bugünlerdir.

Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafyada savaş ve çatışmalar var. Eğer 200 yıl önce dergahına kayyım atanan Hacı Bektaş-ı Veli’nin düşünceleri bugün bu ülkede, bu coğrafyada egemen olsaydı bu savaşlar ve sömürü düzeni olmayacaktı; iktidarlar için, egemenler için, emperyalistler için insanlar birbirini katletmeyecekti. Tam da bugün savaşların, çatışmaların, inkar ve asimilasyon politikalarının sürdüğü bu coğrafyada Hacı Bektaş-ı Veli fikriyatını yaşatma, büyütme, ona sahip çıkma günlerinin içinde olduğumuzu belirtmek istiyorum. Bu dergah gerçek sahiplerine iade edilmelidir, Alevi yurttaşlara iade edilmelidir.

Hacı Bektaş Veli Dergahı içindeki cemevi açılmalıdır. Seçimler geldiği zaman, yeri geldiği zaman “Aleviler kardeşimizdir” diyorlar ama sıra Hacı Bektaş Veli Dergahı içindeki cemevine gelince açmıyorlar, müze yapıyorlar. İşte biz Alevileri, Kürtleri yok sayan bu riyakar anlayışla mücadele ediyoruz. Meclis’te, sokakta, Hacı Bektaş’ta, Türkiye’nin dört bir yanında Alevi yurttaşlarımızın cemevlerinin resmi olarak ibadetgah olması için mücadelemize devam edeceğiz.

Alevilerin, Alevilikle ilgili hiçbir hakkı tanınmıyor. Alevilerin ne yasal ne de anayasal hakları var. 30 milyon insanın inancının yasal bir güvencesi olmaz mı? Demek ki onlar Hacı Bektaş Veli fikriyatını yok sayıyorlar ama onlara hatırlatma zamanı geldi. Bugün burada olduğu gibi Kürt’üyle, Türk’üyle, Alevi’siyle, genciyle, kadınıyla birlikte Alevilerin eşit yurttaşlık hakkının yasal statüye kavuşması için ortak mücadele edeceğimiz günler içindeyiz.

“Aleviler asla yaratılmaya çalışılan koruculuk anlayışını kabul etmeyecektir”

Utanmadan başka bir şey daha yapıyorlar; 30 milyon Alevinin inancını, Kültür ve Turizm Bakanlığının bir müdürlüğüne bağlamaya çalışıyorlar. Alevilik inancı, 30 milyon Alevi Kültür Bakanlığının içine sığmaz, sığmaz. 30 milyon Alevi’yi bir müdürlük içine sığdıramazsınız. Aleviler rızalığı siz canlardan alır. Aleviler asla ve kata Saray’dan rızalık almazlar.

Onun için Kültür ve Turizm Bakanlığının bu beyhude yaklaşımlarından bir an önce vazgeçmesi gerekiyor. Alevi yurttaşlarımızın özgürce kendi örgütlenmesi içinde kendi inancını yaşayabileceği bir zemin yaratılması gerekiyor. Dün Kürt coğrafyasında koruculuk dayatılıyordu; bugün dedelerimizi, pirlerimizi, analarımızı maaşlara bağlayarak Alevi yurttaşlarımızın içinde korucular yaratmak istiyorlar. Ama şunu çok iyi bilsinler ki Aleviler asla Kültür ve Turizm Bakanlığının yaratmaya çalıştığı bu koruculuk anlayışını kabul etmeyecektir. Aleviler asla paraya pula, mevki ve makama fikriyatını satmayacaktır.

DEM Parti olarak, cemevlerinin yasal statüye bir an önce kavuşması için çalışmaya, sizinle birlikte bu talebin gerçekleşmesi için mücadele etmeye varız. Alevi çocuklarını asimile eden, onlara başka bir inancı dayatan bu anlayışa karşı mücadele etmeye devam edeceğiz. Alevilerin ısrarla yıllardır mücadelesini verdikleri eşit yurttaşlık haklarının gerçekleşmesi için, DEM Parti olarak, hayatın her alanında Alevi canlarla birlikte mücadele etmeye varız. Aleviliği Saray’a bağlamaya çalışan Kültür ve Turizm Bakanlığının, Alevilere dayattığı bu koruculuk anlayışı ve sistemi karşısında bütün katliamlara rağmen inancından, duruşundan vazgeçmeyen Alevi yurttaşlar ve canlarla birlikte olmaya devam edeceğiz.

ÇEDES adı altında Alevi çocuklarını asimile etmeye çalışan bu anlayışı kınıyoruz. Alevi çocuklarına başka bir inancı dayatan bu anlayışın bir an önce okullardan kaldırılarak Alevi çocuklarının kendi inançlarını öğrenebilecekleri bir müfredat yaratılması için mücadele edeceğiz. Buraya gelmeden önce sizlere bir selam iletildi. Biraz önce Erkan Başkan da söyledi; bu sömürü, savaş ve rant düzeni karşısında direnenler cezaevlerindedir. Ben de sizlere cezaevinden Selahattin Demirtaşların, Figen Yüksekdağların selamlarını getirdim. Onlar içeride ama yürekleri bugün Hacı Bektaş-ı Veli’de Alevi canlarla birliktedir. Haklı mücadelenizi ve duruşunuzu saygıyla selamlıyoruz.”

Paylaşın

Milyonlarca Çocuk “Sıcaklığa Bağlı” Risklerle Karşı Karşıya

UNICEF’in hazırlamış olduğu yeni bir araştırmaya göre; aşırı sıcakların hızla arttığını, her beş çocuktan birinin, yani yaklaşık 466 milyon kişinin bu tehlikeli koşullara maruz kaldığını ortaya koyuyor.

UNICEF İcra Direktörü Catherine Russell, AfricaNews’e yaptığı açıklamada, “Eskiden en sıcak yaz günleri olan bu günler artık norm haline geldi. Sıcaklıkların artışı, çocukların sağlığını, refahını ve günlük yaşamlarını doğrudan etkiliyor” dedi.

Catherine Russell, “Hükümetler, ulusal iklim eylem planlarını hazırlarken, bugünün çocuklarının ve gelecek nesillerin geride bıraktığımız dünyada başarılı olabilmelerini sağlamak için şimdi harekete geçmek için kritik bir fırsata sahiptir” diyor.

Dünyada sıcaklıklar artıyor. Küresel çapta yarım milyara yakın çocuk, büyükanne ve büyükbabalarının gördüğünden en az iki kat daha fazla aşırı sıcakların hissedildiği bölgelerde yaşıyor.

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu’nun (UNICEF) hazırlamış olduğu yeni bir araştırmaya göre durum böyle. Bulgular, aşırı sıcakların hızla arttığını, her beş çocuktan birinin, yani yaklaşık 466 milyon kişinin bu tehlikeli koşullara maruz kaldığını ortaya koyuyor.

UNICEF, 1960’lı yıllardaki verileri 2020-2024 yılları arasındaki ortalama sıcaklıklarla karşılaştırdı. Bu süreçte “35 santigrat dereceyi aşan günler” olarak tanımlanan aşırı sıcak günlerin sayısında dramatik bir artış olduğunu keşfettiler.

Bu durumun başta çocuklar olmak üzere, bu tür sıcaklıklarla başa çıkmak için gerekli altyapıdan yoksun bölgede yaşayan diğer insanlar dahil birçok kişi üzerinde ciddi bir tehdit oluşturduğu düşünülüyor.

UNICEF İcra Direktörü Catherine Russell, AfricaNews’e yaptığı açıklamada, “Eskiden en sıcak yaz günleri olan bu günler artık norm haline geldi. Sıcaklıkların artışı, çocukların sağlığını, refahını ve günlük yaşamlarını doğrudan etkiliyor.” dedi.

UNICEF’in raporunda incelemeye aldığı 16 ülkede yaşayan çocukların, 60 yıl öncesine kıyasla bir aydan daha fazla aşırı sıcak günlere maruz kaldığı söyleniyor. Örneğin Güney Sudan’da 1960’lı yıllarda 110 olan ortalama aşırı sıcak gün sayısı, bugünlerde 165 olarak ölçüldü. Paraguay’daki sayı ise 36’dan 71’e çıkarak neredeyse ikiye katlandı.

Bu tehlikeli sıcaklara en fazla maruz kalanlar, Batı ve Orta Afrika’daki çocuklar. Analize göre sadece bu bölgede yaklaşık 123 milyon çocuğun yaşadığı, her yıl üçte birinden fazlasının aşırı sıcaklara maruz kaldığı ve bu sayının her geçen gün arttığı belirtiliyor.

Senegal, Nijer, Mali ve Sudan gibi ülkelerde çocuklar yılda ortalama en az aşırı sıcak diye nitelenen 35 derecenin üzerinde 195 gün görüyor. Latin Amerika ve Karayipler’de yaşayan 48 milyon çocuk da tıpkı Paraguay’daki çocuklar gibi 1960’lı yıllara kıyasla artık iki kat daha fazla aşırı sıcaklarda yaşıyor.

Aşırı sıcakların özellikle çocuklar ve hamile kadınlar üzerinde etkili olacağı, benzersiz sağlık risklerine yol açacağı düşünülmektedir. Aşırı sıcakların görüldüğü bölgelerde gerekli müdahalelerin yapılmadığı takdirde, yetersiz beslenme de hesaba katıldığında sıtma, dang humması gibi hastalıklara karşı bağışıklık sistemlerinin zayıf kalacağı vurgulanıyor.

Ayrıca çocukların nörogelişimlerini, ruh sağlıklarını ve genel sağlıklarını kötü anlamda etkileyeceği, uzun vadeli sonuçlara yol açacağı belirtiliyor. Altyapı sistemlerinde görülen hasar, gıda ve suya olan erişimin kıtlığı ve şiddet olayları nedeniyle yerinden edilme hadiseleri düşünüldüğünde, sıcaklığın çocuklar üzerinde yol açtığı etkilerin daha da artacağı söyleniyor.

Aşırı sıcaklara karşı ne yapılabilir?

UNICEF, dünya liderlerine, hükümetlere, özel sektör aktörlerine, aşırı sıcakların bir nedeni olan iklim değişikliğini süratle ele almaları çağrısında bulunuyor. Paris Anlaşması’na taraf olan tüm üye devletler önümüzdeki birkaç ay içinde “Ulusal Olarak Tanımlanmış Katkı Payı” (NDC 3.0) adı verilen yeni ulusal iklim planlarını sunmakla yükümlü.

Bu iklim planlarının Paris Anlaşması’nın şartlarına uygun olarak gelecek stratejilerini içermesi bekleniyor. UNICEF her çocuğun temiz, sağlıklı ve sürdürülebilir bir çevreye sahip olma hakkı olduğunu söylüyor.

Kurum, bu hedefe ulaşılmasında emisyonların acilen azaltılması, iklim planlarının belirlenmesi gibi tavsiyeler sunuyor. Ayrıca çocukları henüz küçükken eğitmeyi ve böylece yaşam boyu çevre savunucusu olmalarını sağlamayı amaçlıyorlar.

UNICEF İcra Direktörü Catherine Russell, “Hükümetler, ulusal iklim eylem planlarını hazırlarken, bugünün çocuklarının ve gelecek nesillerin geride bıraktığımız dünyada başarılı olabilmelerini sağlamak için şimdi harekete geçmek için kritik bir fırsata sahiptir.” diyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Çarpıcı Analiz: İç Karışıklık Çıkma İhtimali En Yüksek Ülke “Türkiye”

ABD merkezli Bloomberg Economics’in analizine göre; şiddetli siyasi çalkantıların yaşanma olasılığı en yüksek olan dünyanın en büyük ekonomileri arasında Türkiye zirvede yer aldı.

Bloomberg Economics analisti Nick Hallmark, “İç çatışma gibi nadir olaylara ilişkin tahminler yüksek derecede belirsizlik içerir. Yine de, model ABD’de artan riskler etrafında analitik bir çerçeve oluşturma konusunda yararlı” dedi.

Bloomberg Economics’in analizine göre; şiddetli siyasi çalkantıların yaşanma olasılığı en yüksek olan dünyanın en büyük ekonomileri arasında Türkiye zirvede bulunuyor. Rusya ve ABD ise listede Türkiye’nin hemen altında yer aldı.

Analize göre; G20 ülkeleri arasında gelecek yıl iç karışıklık çıkma ihtimali Türkiye’de yüzde 6, Rusya’da yüzde 4, ABD’de ise yüzde 3 seviyesinde bulunuyor.

Modelde ülkenin demokrasi, otokrasi mi yoksa demokrasi mi olduğunu odaklanan ölçütün yanı sıra sosyal gruplar arasındaki farklılıklar, kurumlar ve siyaset içindeki farklılıklara da bakan birer ölçüt bulunuyor.

İstikrarsız ülkelerin maruz kaldığı yüksek borçlanma maliyetleri, düşük yatırımlar ve daha yavaş büyüme gibi ekonomik sorunlar da riskleri etkileyen unsurlar arasında yer alıyor.

Siyasi çalkantı riskini ne artırıyor?

ABD merkezli araştırma kuruluşu Center for Systemic Peace’in direktörü Monty G. Marshall, siyasi retorik düzeyi, siyasi liderler arasındaki saygı eksikliği ve hızlı ve etkili iletişim bağlantıları ve silahların kolayca bulunabilmesinin siyasi çalkantı riskini artırdığını belirtti.

Bloomberg Economics analisti Nick Hallmark, “İç çatışma gibi nadir olaylara ilişkin tahminler yüksek derecede belirsizlik içerir. Yine de, model ABD’de artan riskler etrafında analitik bir çerçeve oluşturma konusunda yararlı.

Eğer kurumsal gerileme devam eder ve siyasi şiddet artarsa, o zaman ABD’nin ekonomik performansı, Hazine için düşük borçlanma maliyetleri ve hatta doların rezerv para statüsü bile garanti altına alınamaz” dedi.

(Kaynak: 10Haber)

Paylaşın

CHP’den İktidarın Tarım Politikalarına Sert Tepki

Yüksek maliyetlerin ve düşük ürün fiyatlarının tarım faaliyetlerini tehdit ettiğini belirten CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Türkiye’de tarımın sürdürülebilirliği için kamucu bir anlayışla hareket edilmesi gerektiğini söyledi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Niğde Milletvekili ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, Niğde’de Ovacık, Hüsniye, Eminlik Köyleri ile Kemerhisar Kasabası ziyaret etti.

Köy kahvelerinde çiftçilerle görüştü, tarla bitkileri ve sebze üretimiyle geçinen çiftçiler, yer altı sularının çekilmesi ve artan maliyetler nedeniyle zor günler yaşadıklarını, bu yıl özellikle sulama suyu sıkıntısının ürünlerin verimini etkileyerek ekonomik olarak zorlandıklarını belirtti.

Cumhuriyet’in aktardığına göre; CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer ise, yüksek maliyetler ve düşük ürün fiyatlarının köydeki tarım faaliyetlerini tehdit ettiğini, bölgenin tarımsal destek eksikliklerinin de sorunları derinleştirdiğini belirtti. Ayrıca, tarımsal planlamanın su sorunları ve toplulaştırmanın önemine dikkat çekti.

Köylerin üreticilerin genel olarak bitkisel üretimden geçimlerini sağladıklarını belirten CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Köylerde buğday, arpa, pancar, lahana, fasulye ve mısır gibi ürünler üretiliyor. Bu yıl köylerde en önemli sorunlardan biri, kuraklık ve yetersiz sulama suyu ile ilgili yaşanan sıkıntılar. Çünkü yer altı suları giderek çekiliyor. Su erişimi sorunlu hale geldi ve maliyeti de yükseldi. Elektriğe gelen her zam üretime olumsuz yansıyor. Girdi maliyetlerinin artması yanında, su sorunu doğal olarak köyde üretimi sorunlu hale getiriyor. Bölgede içme suyunda da sorunlar var.” dedi.

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’e yaşadıkları su sorununu anlatan çiftçiler, “Ekim fazla, su az olunca çiftçi istediği suyu veremedi. Ekim yaptık, belli bir süre, 1-2 ay geçtikten sonra sular azaldı. İmkanı olmayan çoğu arkadaş bıraktı; masrafı çekip bıraktılar yani. Ekim yaptılar, su olmadığı için ürünü tarlada bıraktılar. Zaten yetişen ürün de satılmadı. 2 liraya, 2,5 liraya fide aldık; 3 lira lahananın kilosuna veriyorlar. Bundan üretici nasıl kar edecek, nasıl kazanacak? Çiftçi şu anda bitik durumda; sadece lahana da değil, bütün mahsullerde öyle. Arpa da, buğday da, bütün mahsuller aynı. Girdi masrafları yüksek, sebze olarak zaten fiyatlar sıkıntılıydı. Şu an girdiler çok yüksek, bir de ürün satılmayınca milleti bitirdi” diye konuştular.

Üreticiler devletten yeterli destek alamadıklarını belirterek, “Lahana üreticisi devletten destek almıyor. ÇKS’li olanlara silajlık mısır için veriliyor ama lahana için herhangi bir destek yok” dedi.

İhracatın yeni başladığını ancak lahana üreticisinin elinde ürün kalmadığını da belirten çiftçiler, toplulaştırma sorunları nedeniyle ÇKS’ye kayıt olamadıklarını belirterek, “Bizim buralarda bir de tarlalarımız miras yoluyla bölündüğü için çoğumuzun ÇKS’si yok. Bölgede toplulaştırma da yapılmadı; ondan dolayı ben 100 dönüm yer ekiyorum ama 10 dönüm ÇKS’ye kayıtlı, diğerleri hisseli tapu olduğu için ÇKS yok. Ne destek ne bir fideden yararlanma, hiçbir şey yapamıyoruz” diye konuştu.

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Bu bölgede nüfusun olduğu köylerden bir kaç köy kaldı; çoğu köyde artık nüfus düştü. Son olarak göç de veriyor, bir taraftan tarımda sorunlar da yaşanıyor. Emekli olanlar da emekli maaşı yetmiyor diye dert yanıyor” ifadelerini kullandı.

Gürer ayrıca, “Türkiye’de toplulaştırma devam ediyor ama uzun yıllardır toplulaştırma tam anlamıyla gerçekleştirilemedi. Gerçekleştirilmediği için parçalı tarlaların verimliliği de düşüyor, üretim kaybı da oluyor. ÇKS’den yararlanamıyor; bu büyük bir sorun. Toplulaştırmanın bir an önce Türkiye’de gerçekleşmesi gerekiyor” diye ekledi.

Su kaynakları azalıyor

Köylerde çiftçiler, dışarıdan gelerek bölgede üretim yapanların bölgedeki tarım arazilerini kiralayarak su ve elektrik kaynaklarını tüketmesinden dolayı büyük sıkıntı yaşıyor. Yerli çiftçiler, bu durumun geçim kaynaklarını tehdit ettiğini ifade ederek, yetkililerden çözüm bekliyor.

Çiftçiler, durumlarını “Bizim buraya dışarı illerden maddi durumu iyi olan arkadaşlar ürün yetiştirmeye geliyorlar; bizim suyumuzu, elektriğimizi, tarlalarımızı elimizden alıyorlar. Onlar zaten tarlamızı nasıl alıyor? Örneğin, vatandaşa emekli olmuş. Onun çocuğu burada değil, tarlası var. Kendine ait tutuyor o tarlayı; 5000 liraya, 6000 liraya kiralıyorlar ve yılda 3 defa ürün yetiştiriyorlar. 3 defa ürün yetiştirince durmadan sulama suyu kullanıyorlar. Daha önce elektrik sıkıntımız vardı, elektriğimiz yetmiyordu. Şimdi de yeraltı suyumuz eksik geliyor. Zaten bizim buranın yeraltı suyu 30-40 metre aralığında; aşağısı taş. Aşağıdan su gelme ihtimali yok. Yakın zamanda 15 arkadaş kuyu vurduk, 30 metrenin altında su yok” diyerek anlattı.

Dışarıdan gelen yatırımcıların yerel çiftçileri zor durumda bıraktığını vurgulayan çiftçi, “Yapamıyoruz, dışarıdan gelen bizi burada eziyor. Niye? Hani onun maddi durumu iyi. Vatandaşa diyor ki, tarlanın ederinin üstünde kira ödüyor ve alıyor. Yabancılar da buradan arazi alıyor; arazilerimiz de el değiştiriyor. Nerede iyi ve su olan arazi var, oraya parayı verip alıyorlar” dedi.

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Millet mecbur ekiyor; milletin başka gelir kaynağı yok. Hayvancılık yapıyorsun, sütün durumunu biliyoruz; ahım şahım bir para etmiyor. Biz su kaynaklarımızı doğru kullanmıyoruz; suyumuzu kötü kullandık, vahşi sulama yaptık. Yağmurlama, damlama modern sulama yöntemlerine geçmedik. Salma suyu verdik; yıllarca salma su ile üretim yaptık. Şimdi de geldi, tıkandı. Tıkanınca da çözüm arıyoruz” ifadelerini kullandı.

Verim düşüklüğüne dikkat çeken Gürer, “Bu coğrafyada kuru tarım yapılan alanlarda verim düşük. Mesela, buğdayda 140 kiloya kadar verim düştü. Şimdi bunu başka bir yerde adam 800 kilo alıp bu bölgede 140 kiloya alıyorsa, verimi o bölgede o ürünü ektirmeyeceksin. Ne ekilecek peki? Kuru tarım alanlarında verimi yüksek ürünler ekilecek. Onları gelip burada denemek lazım” dedi.

Gürer, ayrıca kırsaldaki göç sorununa değinerek, “Kırsalda göç devam ederse tarım biter. Türkiye’nin şu an 21 ürününde arz açığı var; nohutu, fasulyeyi ithal ediyoruz. Geçen yıl üretilen fasulye, Türkiye genelindeki fasulye 2002 yılında üretilen fasulye kadar olmadı. Nüfus olmuş 85 milyon, turisti var, dışarıdan gelen mültecisi var; 100 milyon nüfusa 2002 yılındaki kadar fasulye üretilirse, ne yapacaksın? İthalat yapacaksın” diye konuştu.

Süt fiyatlarındaki adaletsizliğe de dikkat çeken Gürer, “Şu an sütün Ulusal Süt Konseyi’nin verdiği fiyat 14 lira 65 kuruş ama üretici 12 liradan satıyor. Bu işin özü, siyasi iktidar planlamayı doğru yapacak. Planlama ile kooperatifçiliği geliştirecek, üretim öncesi doğru destek verecek” dedi.

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Türkiye’de tarımın sürdürülebilirliği için kamucu bir anlayışla hareket edilmesi gerektiğini belirterek, “Burada hedeflenen şu: tüccara bırakılan bir piyasa tarımı yok ediyor. Kamucu bir anlayışla sürecin içinde devlet olacak” dedi.

Paylaşın

Kamuda Tasarrufun Uygulandığı Tek Yer “Sosyal Yardımlar”

Kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli kullanılması olarak tanımlayabileceğimiz kamuda tasarrufun uygulandığı tek adresin “sosyal yardımlar” olduğu ortaya çıktı.

AK Parti iktidarının, özellikle seçim dönemleri öne çıkardığı, sosyal yardımlarda kesintiye gittiği belirlendi.

Tasarruf genelgesi kapsamında harcama alışkanlarını değiştirmesi beklenen hükümetin bütçede kara delikler olarak değerlendirilen harcamalarında önemli bir gerileme olmadı. Hükümetin bütçeden yaptığı ‘hane halkına transferler’ kalemi adeta tasarrufun uygulandığı tek adres oldu. AK Parti iktidarlarının özellikle seçim dönemlerinde büyük bölümünü yardım amaçlı kullandığı ödemelerin hız kestiği görüldü. Harcamalar içerisinde sosyal amaçlı transferler ise çok küçük bir yer kapladı.

Birgün’den Havva Gümüşkaya’nın haberine göre; 2023 Temmuz ayında 61,3 milyar TL kaynak aktarılan hane halkına ve işletmelere yapılan transferlere 2024 yılı Temmuz ayında 30,9 milyar TL ayrıldı. Kur Korumalı Mevduat Hesapları için Hazine’den son ödemenin yapıldığı 2023 Temmuz ayında 61,3 milyar TL’den KKM için aktarılan 34,5 milyar TL düşüldüğünde 26,9 milyar TL’lik hane halkına transfer yapıldı.

Geçen yıl Temmuz ayına göre KKM hariç hane halkına yapılan transferler sadece yüzde 14,5 oranında arttı. Ancak aynı dönemde tüketime yönelik mal ve malzeme alımı yüzde 122 artarak 10 milyar 908 milyon TL’den 24 milyar 228 milyon TL’ye fırladı. 2023 Ocak-Temmuz dönemine göre tüketime yönelik mal ve malzeme alımı ise 95 milyar 791,5 milyon TL’den 138 milyar 335,7 milyon TL’ye çıktı. Aynı dönemde KKM hariç hane halkı ve işletmelere yapılan transferler 195 milyar 131,1 milyon TL’den 254 milyar 731,7 milyon TL’ye yükseldi.

Tüketime yönelik mal ve malzeme alımları için harcanan bütçe kaynağı geçen yılın Ocak-Temmuz dönemine göre yüzde 44,4 artarken KKM hariç hane halkı ve işletmelere transferlerdeki artış bunun gerisinde kaldı. Söz konusu dönemde hane halkı ve işletmelere yapılan transferlerdeki artış oranı yüzde 30,5’te kaldı.

Kamuda tasarruf tartışmalarının yapıldığı ve harcamalarda kesintiye gidileceği belirtilen tüketime yönelik mal ve malzeme alımlarına bir ayda 24,2 milyar TL harcayan hükümet, aralarında engelli aylığı, doğum yardımı, çocuklu ailelere yardım gibi harcamaların yer aldığı “Sosyal amaçlı transfer” kalemine 10,7 milyar TL kaynak aktardı. Ocak-Temmuz döneminde toplamda 138 milyar 335,7 milyon TL tutarında kırtasiye, giyim, yiyecek, enerji gibi tüketime yönelik malzeme alımına harcanırken bu tutarın yaklaşık yüzde 52’si kadar kaynak sosyal amaçlı transfere ayrıldı.

Paylaşın

Galatasaray, Süper Lig’de 2’de 2 Yaptı

Süper Lig 2. hafta açılış maçında Konyaspor ile Galatasaray, Konya Şehir Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Sahadan 2 – 1 galip ayrılan Galatasaray, Süper Lig’de 2’de 2 yaptı.

Haber Merkezi / Hakemler: Direnç Tonusluoğlu’nun yönettiği karşılaşmada 41. dakikada Kerem Aktürkoğlu ve 59. dakikada Barış Alper Yılmaz, Konyaspor’un tek golünü 45. dakikada Oğulcan Ülgün kaydetti.

Galatasaray, bu sonuçla puanını 6’ya çıkardı. Konyaspor ise 3 puanda kaldı.

41. dakikada Barış Alper Yılmaz’ın pasına hareketlenen Icardi’nin ceza sahası içerisinden yerden pasında topla buluşan Kerem Aktürkoğlu, meşin yuvarlağı filelere gönderdi (0-1). 45. dakikada sol kanatta topla buluşan Yusuf Erdoğan’ın yerden pasında Oğulcan Ülgün, topu ağlarla buluşturdu (1-1).

59. dakikada Kerem Aktürkoğlu’nun kafayla ceza sahasına indirdiği topla buluşan Barış Alper Yılmaz’ın şutunda meşin yuvarlak ağlarla buluştu (1-2).

Stat: Konya

Hakemler: Direnç Tonusluoğlu, Caner Özaral, Gökhan Bilir

Konyaspor: Slowik, Uğurcan Yazğılı, Jevtovic, Adil Demirbağ, Guilherme, Oğulcan Ülgün (Emrehan Gedikli dk. 87), Ndao (Prip dk. 71), Aleksic (Melih İbrahimoğlu dk. 77), Pedrinho, Yusuf Erdoğan (Cikalleshi dk. 77), Umut Nayir.

Galatasaray: Fernando Muslera, Kaan Ayhan, Nelsson, Abdülkerim Bardakcı, Leo Dubois (Berkan Kutlu dk. 89), Torreira, Gabriel Sara (Kerem Demirbay dk. 65), Barış Alper Yılmaz (Yunus Akgün dk. 89), Mertens (Batshuayi dk. 83), Kerem Aktürkoğlu (Jelert dk. 83), Icardi.

Goller: Kerem Aktürkoğlu (dk. 41), Barış Alper Yılmaz (dk. 59), (Galatasaray), Oğulcan Ülgün (dk. 44) (Konyaspor).

Paylaşın

TBMM, AYM’nin Can Atalay Kararını Yok Saydı

TİP’ten Hatay milletvekili seçildiği halde cezaevinden tahliye edilmeyen Can Atalay hakkındaki AYM kararlarının uygulanmamasıyla ilgili TBMM’de genel görüşme yapılması önerisi oy çokluğuyla reddedildi.

Haber Merkezi / Önergelerin kabul edilmemesinin ardından TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, birleşimi 1 Ekim Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere kapattı.

Türkiye İşçi Partisi’nden (TİP) Hatay milletvekili seçildiği halde cezaevinden tahliye edilmeyen Can Atalay hakkındaki Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarının uygulanmamasıyla ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda genel görüşme önergesinin ön görüşmeleri partilerin grup konuşmalarıyla tamamlandı.

Konuşmalarından ardından genel görüşme yapılıp yapılmayacağına ilişkin oylamaya geçildi. Genel görüşme açılması talebi oy çokluğuyla reddedildi.

Olağanüstü toplantı gündeminin tamamlanması sonrasında CHP’nin, TBMM’nin çalışmalarına devam etmesine ilişkin önergesi oylamaya sunuldu. Bu önerge de kabul edilmedi. Önergelerin kabul edilmemesinin ardından TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, birleşimi 1 Ekim Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere kapattı.

TBMM’deki kavgaya siyasilerden tepkiler

Can Atalay için düzenlenen oturumda, TİP Milletvekili Ahmet Şık’a AK Partili milletvekillerin saldırmasıyla başlayan ve ardından çıkan büyük arbedede Şık’ın yanı sıra CHP Milletvekili Okan Konuralp ile DEM Partili Gülistan Kılıç Koçyiğit’in yaralanmasına neden olan kavga kamuoyunda büyük tepki çekti.

Yaşanan söz konusu kavga sosyal medyada gündemin ana maddelerinden biri olurken çok sayıda siyasi de paylaştıkları mesajla tepkilerini dile getirdi.

TİP Genel Başkanı Erkan Baş, sosyal medya hesabından “Halk milletvekiline, memleket özgürlüğe kavuşacak!” ifadesi ile yayınladığı mesajda, “AKP-MHP iktidarının hukuk tanımazlığı bugün alçakça bir zorbalığa dönüşmüştür” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başdanışmanlarından, Cumhurbaşkanlığı Sağlık ve Gıda Politikaları Kurulu Üyesi Ahmet Selim Köroğlu da sosyal medya hesabından bulunduğu paylaşımda, “Burası Tbmm dingonun ahırı değil,hakaret edersen cevabınıda alırsın. Osman Kavala,Selahattin Demirtaş ve Can Atalay teröristtir” ifadelerini kullandı.

TBMM’deki kavgaya sosyal medya hesabı üzerinden tepki veren siyasilerden biri de DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan oldu. Babacan mesajında, “Anayasayı tanımadınız, millet iradesini yok saydınız, her gün ekranlardan öfke saçtınız. Sonuç ortada: Bugün Gazi Meclisimizde kan aktı” diyerek, “Bu memleketi bu hale getirmeye kimsenin hakkı yok” ifadesini kullandı.

Eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da sosyal medya hesabından bir açıklama yayınladı. “Verin 400 vekili bu iş sulh içinde çözülsün” cümlesini ve sonrasında patlayan bombaları, ölen insanlarımızı hatırlayın ve asla unutmayın..! Her şey bu cümlede saklı” diyen Kemal Kılıçdaroğlu “Bugün Türkiye’de en dokunulamaz yere dokundular. Milletin oylarıyla seçilmiş vekile konuşması sırasında, dokunulamayacak en kutsal alanda Kalleşçe arkadan saldırdılar… Millet iradesinin tecelligahına, Milletvekilinin kanı bulaştı. Milletin kanına ve canına saldırmaktır bu. Dayanışmayı ve mücadele ruhunu diri tutmak Zorundayız…” ifadelerini kullandı.

Yaşanan kavgayı TBMM Meclis İdari Amiri, AK Parti İzmir Milletvekili Alpay Özalan’ın başlatmasını sert bir dille eleştiren CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, “Normal koşullarda vesayet altına alınması gereken insanlar TBMM’de milletvekilliği yapıyor. Bu şiddeti dışarıda uygulasa ceza alır, uzaklaştırma alır ama Meclis’te idari amirliği yapıyor” dedi.

“Görüntülerin tasvip edilemeyeceğini” ifade eden İçişleri Bakan Yardımcısı Bülent Turan ise Ahmet Şık’ın ilk konuşmacı olarak kürsüye gelmesini eleştirdi.

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, verilen uzun araların ardından Can Atalay ile ilgili görüşmelerin devamı için Genel Kurul’u akşam saatlerinde yeniden açtı. Partileri temiz bir dil kullanmaya ve temiz davranış göstermeye davet eden Kurtulmuş, Ahmet Şık’a kürsüde kullandığı sözler, Alpay Özalan’a ise fiili saldırısı nedeniyle kınama cezalarını oylattı. Her iki kınama cezası oylama sonunda kabul edildi.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Aziz milletimizin sorunlarına çözüm beklediği TBMM’de dökülen kan, milli iradeye gölge düşürmüş ve ülkemizin demokrasi kültürüne kara bir leke olarak geçmiştir” ifadelerini kullandı.

TBMM’nin hukukun olmadığı bir yere dönüştürüldüğünü belirten Karamollaoğlu, “Sundukları fikir ve önerilerle millete örnek olması gerekenlerin meclis çatısı altında şiddete tevessül etmesinin izahı yoktur. TBMM’yi hukukun, demokrasi kültürünün ve sağduyunun olmadığı bir yere dönüştürmek, ne yazık ki günümüz Türkiye’sinin bir özetidir. Bu anlayışı kınıyorum” dedi.

Meclis’te kavga nasıl başladı?

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş tarafından toplantıyı yönetmekle görevlendirilen TBMM Başkanvekili Bekir Bozdağ ilk sözü Türkiye İşçi Partisi adına İstanbul Milletvekili Ahmet Şık’a verdi.

Şık, sözlerine, “Bir tespitle başlayacağım. Sizde hiç utanma yok. Zerre miskal, utanmanız yok, haysiyetiniz yok. O yüzden burada usulü konuşmaya da gerek yok” dedi. O sırada bazı AK Parti milletvekillerinin parmak sallaması ve “şerefsiz” demesi üzerine TİP milletvekili “Hakikat her zaman acıtır, o parmağını kırarız, sensin şerefsiz” yanıtı verdi.

Bu sırada AK Partili milletvekilleri kürsünün etrafını kuşattı, küçük çaplı itiş kakış yaşandı. Gerilimin artması üzerine TBMM Başkanvekili Bekir Bozdağ oturuma ara verdi.

10 dakikalık aradan sonra yeniden kürsüye gelen Ahmet Şık, iktidar partisine yönelik eleştirilerini sürdürdü.

Şık, “Burada usülü konuşmaya hiç gerek yok. Çünkü anayasasızlığın hüküm sürdüğü, kanunsuzluğun teamül haline geldiği bu ülkede size mevzuat anlatacak falan değilim. Din şarlatanlığınıza, göstermelik milliyetçiliğinize kanan, hırsızlığınızı, hukuksuzluğunuzu görmezden gelenleri makbul vatandaş olarak gören sizlerden en çok duyduğumuz söz, vatan haini, bölücü, hain, FETÖ’cü, terörist. Sizden olmayan herkese terörist dediğiniz için Can Atalay’a da terörist demeniz hiç şaşırtıcı değil. Ama herkes bilsin bu ülkenin en büyük terör örgütü hanedanlık ile devlete çöken işte bu sıralarda oturanlardır” demesi üzerine Bozdağ bir kez daha oturuma ara verdiğini duyurdu.

Bu sırada kürsüye yürüyen Alpay Özalan, Ahmet Şık’ın boğazına sarıldı. Karşılıklı atılan yumruklardan sonra Şık dengesini yitirirken Özalan da kürsünün çevresinden uzaklaştı. Ancak Özalan ile birlikte kürsüye yürüyenlerden AK Parti Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Eyyupoğlu ve İzmir Milletvekili Eyyup Kadir İnan ön saflarda yer aldı. TİP Genel Başkanı Erkan Baş da kavga anlarında öne çıkan isimlerdendi. Kürsü çevresindeki şiddet olayları yaklaşık beş dakika sürdü.

DEM Parti TBMM Grup Başkanvekili Gülistan Koçyiğit ve CHP Ankara Milletvekili Okan Konuralp yaralandı. İktidar partisi milletvekillerinin saldırılarında DEM Parti TBMM Grup Başkanvekili Gülistan Koçyiğit’in kaşı açıldı ve CHP Ankara Milletvekili Okan Konuralp de başından yaralandı. Koçyiğit’e ilk müdahaleyi CHP Ankara Milletvekili Murat Emir yaptı. Bu sırada kürsüye çıkan basamaklarda kan izleri görüldü.

Paylaşın

Akdeniz’in Su Sıcaklığı Rekor Seviyelere Yükseldi

Dünya İklim Konseyi’nin (IPCC), dünya üzerinde iklim değişikliğinin en etkili olduğu yerler arasında gösterdiği Akdeniz’in su sıcaklığının rekor seviyelere yükseldiği bildirildi.

Temmuz ayında Akdeniz’de ortalama su sıcaklığının 28,9 dereceye çıktığı duyuruldu. 2023 yılının Temmuz ayında, 28,7 derece ile kayıt altına alınmıştı. Böylece Akdeniz’de suyun sıcaklığı iki yılda üst üste rekor kırmış oldu.

Bilim insanları Akdeniz’in su sıcaklığının rekor seviyelere yükseldiğini bildirdi. Merkezi İspanya’nın Barcelona kentinde olan Deniz Bilimleri Enstitüsü (ICM), 15 Ağustos Perşembe günü Akdeniz’de ortalama su sıcaklığının 28,9 dereceye çıktığını duyurdu.

Bugüne dek Akdeniz’de ölçülen en yüksek su sıcaklığı, 2023 yılının Temmuz ayında, 28,7 derece ile kayıt altına alınmıştı. Böylece Akdeniz’de suyun sıcaklığı iki yılda üst üste rekor kırmış oldu.

2023 yılından önce ölçülen en yüksek su sıcaklığı 2003 senesinin Ağustos ayına aitti. O dönem yapılan ölçümlerde suyun 28,2 derece olduğu tespit edilmişti.

Akdeniz suyunun sıcaklığına ilişkin güncel bilgiler, Avrupa Birliği (AB) Yeryüzü İnceleme programı Copernicus’un uydu verilerinden elde ediliyor. Ağustos ayı başından bu yana yapılan ölçümlerde, Mısır, Monaco, Korsika ve Valencia açıklarında 30 dereceyi geçen su sıcaklıkları kayıt altına alınmıştı.

ICM’de görev yapan araştırmacılardan Justino Martinez, aşırı sıcak hava periyotlarının son zamanlarda uzun süre etkili olmaya başladığını ve bunun dikkat çekici olduğunu dile getirdi.

Akdeniz’in doğusunda ekosistem büyük tehlike altında

Dünya İklim Konseyi (IPCC), Akdeniz’i dünya üzerinde iklim değişikliğinin en etkili olduğu yerler arasında gösteriyor. 80’li yıllardan bu yana Akdeniz’in ekosisteminde çok büyük değişimler olduğunu belirten Konsey, bu denizdeki biyoçeşitliliğin azaldığını ve istilacı türlerin Akdeniz’de yayıldığını vurguluyor.

IPCC’nin öngörülerine göre, küresel sıcaklık artışının, sanayileşme dönemi öncesine oranla bir buçuk dereceyi aşması halinde, Doğu Akdeniz’de avlanılan balık türlerinin ve omurgasızların yüzde 20’si yok olabilir.

Uluslararası bir araştırma ağı olan Dünya Hava Olayları İlişkilendirme Girişimi (WWA) tarafından yapılan bir çalışma, şu an Akdeniz bölgesinde yaşanan aşırı sıcak hava durumlarının, insan etkisi ile yaşanan iklim değişikliği ile doğrudan ilişkili olduğunu ortaya koyuyor.

Yaşanan bu iklim değişikliği sonucu, aşırı sıcak havaların hem daha uzun süre etkili olduğu hem de daha sık yaşandığı belirtiliyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

TBMM Genel Kurulu: Can Atalay Görüşmesinde Kan Aktı

Türkiye İşçi Partisi’nden (TİP) Hatay milletvekili seçildiği halde cezaevinden tahliye edilmeyen Can Atalay için toplanan TBMM Genel Kurulu’nda, AK Parti Milletvekili Alpay Özalan, TİP Milletvekili Ahmet Şık’a yumruk atarken, saldırı esnasında DEM Parti Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit’in de kaşı açıldı.

Haber Merkezi / Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşürülmesi ile ilgili Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) “yok hükmünde” kararının ardından bugün olağanüstü toplandı.

Muhalefet partileri tam kadro oturuma katılır ve yeterli yoklama sayısı olan 200’e ulaşırken, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) oturuma hiç katılmadı. AKP ise yoklama yapıldığı sırada dışarda kuliste bekledi. AKP’li vekiller yoklama sayısına ulaşıldığının anlaşılması üzerine Genel Kurul’a girdi.

Oturumun açılmasının ardından usul tartışmaları ve yapılan ilk konuşmalar sırasında TİP Milletvekili Ahmet Şık söz aldı. Meclis kürsüsündeki konuşmasında bu usulsüzlüğe dikkat çekmek isteyen Ahmet Şık, “Bir tespitle başlayacağım. Sizde hiç utanma yok. Haysiyetiniz yok. O yüzden burada usulü konuşmaya da gerek yok. Hakikat her zaman acıdır” dedi.

Ahmet Şık’ın konuşmasının ardından AK Parti sıralarından yükselen sesler ve hakaretler nedeniyle TBMM Başkan Vekili Bekir Bozdağ, oturuma 15 dakika ara verdi. Aranın ardından Bekir Bozdağ kürsüde kullanılan ifadelerde dikkat edilmesi uyarısını yapmasının ardından Ahmet Şık’a yeniden söz verdi.

Tekrar kürsüye çıkan Ahmet Şık şunları kaydetti: “Usül tartışması yaşandı ama burada usülü konuşmaya hiç gerek yok. Çünkü anayasasızlığın hüküm sürdüğü, kanunsuzluğun teamül haline geldiği bu ülkede size mevzuat anlatacak falan değilim. Din şarlatanlığınıza, göstermelik milliyetçiliğinize kanan, hırsızlığınızı, hukuksuzluğunuzu görmezden gelenleri makbul vatandaş olarak gören sizlerden en çok duyduğumuz söz, vatan haini, bölücü, hain, FETÖ’cü, terörist.

Sizden olmayan herkese terörist dediğiniz için Can Atalay’a da terörist demeniz hiç şaşırtıcı değil. Ama herkes bilsin bu ülkenin en büyük terör örgütü hanedanlık ile devlete çöken işte bu sıralarda oturanlardır. Hepinizin toplamının bu ülkeye faydası, bir Can Atalay kadar etmez.”

O esnada AK Parti İzmir Milletvekili Alpay Özalan, kürsüye saldırarak Ahmet Şık’a yumruk attı. TİP Sözcüsü Sera Kadıgil, Meclis’ten yaptığı canlı yayında AK Partili milletvekillerinin saldırısı esnasında DEM Parti Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit’in de kaşının patladığını duyurdu.

DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit “İyiyim. Kaşım açılmıştı, yakınlaştırdık bir striple. Şu an bir sorun yok. Çok açık ve net söyleyelim: Önceden planlanmış ve kurgulanmış bir saldırıydı. Bu öyle münferit bir saldırı değil,” dedi.

DEM Parti, TBMM Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit’in yaralanmasıyla ilgili açıklama yaparak şöyle dedi: “Hukuk tanımayan, AYM kararlarını uygulamayan ve Meclis’i şiddet arenasına çeviren AKP’li vekiller yine vandallıkta sınır tanımıyor. Sayısal üstünlüğüne güvenerek muhalif milletvekillere saldıran ve Grup Başkanvekilimiz Gülistan Kılıç Koçyiğit’in kaşını yaran bu saldırganlığı en sert biçimde kınıyoruz. Hiçbir saldırı bizi halk için siyaset yapmaktan ve hakikatleri savunmaktan alıkoymayacak!”

“Mecliste kan akmaya başlıyorsa vatandaş ne yapacak?”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel olayla ilgili olarak “Meclis sözün söyleneceği yer. Mecliste kan akmaya başlıyorsa vatandaş ne yapacak” değerlendirmesini yaptı.

Özgür Özel, “Utanç verici. Yerlerde kan var, kadınlara vuruyorlar. u duruma şahit olduğum için inanılmaz derecede utanç içindeyim. Numan Kurtulmuş’u derhal tüm siyasi partilerin genel başkanlarını ya da grup başkanlarını toplantıya çağırmaya davet ediyorum. Bu Meclis açısından taşınabilecek bir yük olmaktan çıktı” dedi.

“Demokrasiyi savunmaya devam edeceğiz”

DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğlu ve Tuncer Bakırhan’da saldırıya ilişkin ortak bir açıklama yaptı: Açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Anayasa Mahkemesinin Sevgili Can Atalay’ın milletvekilliğinin iade edilmesini salık veren kararının uygulanması için muhalefet partileri olarak TBMM’yi olağanüstü toplantıya çağırdık. Anayasa Mahkemesi kararı açık olmasına rağmen AKP-MHP iktidarı hak-hukuk tanımama tutumunu parlamento çatısı altında sürdürmek istemektedir.

Muhalefetin TBMM’yi olağanüstü toplantıya çağırmasını sindiremeyen iktidar, çözümü fiziksel şiddete varan saldırılarda bulmuştur. Kadın milletvekillerimize AKP’li erkek milletvekilleri tarafından saldırı yapılması siyasi haydutluktur. Bu saldırılar halk iradesini, hukuku tanımamaktır ve siyasi acizliktir. Grup Başkanvekilimiz başta olmak üzere hiçbir arkadaşımız bu saldırılar karşısında geri adım atmayacaktır.

Parlamento dışında iktidara muhalefet eden toplumsal kesimlere en şiddetli şekilde saldıran AKP-MHP iktidarı, bu tutumunu parlamento içine de taşımaya çalışmaktadır. Yaşamı, insanı, demokrasiyi, hukuku ve doğayı savunan toplumsal kesimlere karşı sokakta ve meydanlarda hukuk tanımaz bir çetecilik ve zorbalıkla saldırma talimatı veren iktidar, milletvekilleri aracılığıyla bunu TBMM’ye taşımıştır. AKP’liler, Can Atalay’ın milletvekilliğinin iadesi için yapılan toplantıda muhalefetin sesini kısmak ve hukuksuzluğu devam ettirmek için muhalefet milletvekillerine parlamento kürsüsünde saldırmıştır.

Parlamentoda şiddetin ve saldırganlığın hukukunu kurmak isteyen AKP’ye karşı en güçlü şekilde direneceğimizi bir kez daha kamuoyuna deklare ediyoruz. Muhalefet milletvekillerine saldırarak haksızlık ve hukuksuzluk rejimini sürdürmek isteyen bu anlayışı en güçlü şekilde kınıyoruz. Bedeli her ne olursa olsun haklı davamızda demokrasiyi, adaleti ve barışı savunmaya bir an bile durmadan devam edeceğiz.”

Can Atalay’dan Genel Kurul öncesi mesaj

Bu arada Can Atalay, toplantı öncesi sosyal medya hesabından TBMM Başkanlığı’na bir mesaj gönderdi.

Atalay mesajında, “AYM kararı Meclis’te okunarak özlük haklarım tesis edilecektir. Konu, bu kadar açık ve basitken aksi yönde öne sürülen her türlü gerekçe, yalnızca Anayasa’ya uymamanın bahanesi olacaktır. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin, yeniden Anayasa’nın yok sayılması anlamına gelecek böylesi ağır bir sorumluluk altına sokulmayacağına inanıyorum” dedi.

Can Atalay, adının “milletvekilliği sona erenler” listesinden çıkarılmasını, özlük haklarının iade edilmesini ve komisyon üyeliğinin tekrar tesis edilmesini beklediğini belirtti.

Paylaşın