MHP’den CHP’ye “Can Atalay” Tepkisi

Can Atalay için TBMM’yi yeniden olağanüstü toplantıya çağıracağını açıklayan CHP’ye tepki gösteren MHP’li Feti Yıldız, “Toplantıyı gerektiren konu görüşüldükten sonra, aynı konuda Gazi Meclis tekrar olağanüstü toplantıya çağrılamaz” dedi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) Can Atalay hakkında Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından verilen son kararın, Meclis’te doğrudan okutulması için Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nu yeniden olağanüstü toplantıya çağıracaklarını açıklaması sonrası tepki gösterdi.

Yıldız, konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “Türkiye Büyük Millet Meclisi, her yıl Ekim ayının ilk günü kendiliğinden toplanır. Meclis, bir yasama yılında en çok üç ay tatili yapabilir; ara verme veya tatil sırasında Cumhurbaşkanınca toplantıya çağrılır. Meclis başkanı da doğrudan doğruya veya üyelerin beşte birinin yazılı sistemi üzerine, Meclisi toplantıya çağırır.

Ara verme veya tatil sırasında toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, toplantıyı gerektiren konu görüşülmeden ara verme veya tatile devam edilemez (Anayasa Hükmü). Toplantıyı gerektiren konu görüşüldükten sonra,aynı konuda Gazi Meclis tekrar olağanüstü toplantıya çağrılamaz. Bir hakkın suistimalini anayasa da, kanun da himaye etmez.”

Paylaşın

10 Maddede, Türkiye Ekonomisinde “Stagflasyon” Belirtileri

Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu, yüksek enflasyon ortamında, üretimin ve istihdamın durgunluk göstermesi anlamına gelen stagflasyonun Türkiye ekonomisindeki belirtilerini 10 maddede değerlendirdi.

Sanayi üretimi, istihdam, kredi kullanımı gibi alanlarda yaşanan durgunluğa dikkat çeken Kozanoğlu’nun “Stagflasyon tartışması yeniden” başlıklı yazısının ilgili bölümü şöyle:

1) En kritik öncü göstergelerden sayılan sanayi üretimi Haziran ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 4.6 düştü. Bu oran imalat sanayiinde yüzde 6.9’u buldu. Yılın ikinci çeyreğinde de ilk çeyreğe göre yüzde 3.9 zayıflama gerçekleşti. Kapasite kullanım oranı da 2023’ün aynı ayına kıyasla yüzde 1.3 azalarak 75.9 oldu.

2) İstanbul Sanayi Odası’nın derlediği İmalat Satın Alma Yöneticileri Endeksi (PMI) Temmuz’da (üst üste beşinci ay) azalarak 47.2 düzeyinde geriledi. Yeni alınan siparişlerde son 20 aylık dönemin en sert düşüşü kaydedildi. PMI raporuna göre, izlenen on sektörün tamamında yeni siparişler yavaşladı. Üretimde ise giyim ve deri ürünleri dışındaki tüm sektörlerde daralma yaşandı.

3) Merkez Bankası Enflasyon Raporu’nda zorunlu harcamalar dışında ihtiyari harcamalarda yavaşlamaya işaret ediliyordu. Otomobil satışlarında Temmuzda bir yıl öncesine göre yüzde 14.6 düşüş gerçekleşti. Perakende satış hacim endeksinde yıllık bazda Mayısta yüzde 6.2, Haziranda 8.6 artış söz konusu olsa da son 2 yılda hep çift haneli sıçramalar kaydedildiği için burada da bir yavaşlama seziliyor. Çünkü aylık bazda ise Mayısta yüzde 3.4 daralma, Haziranda yüzde 1.7 artış gerçekleşti. Şimdilik dalgalı bir seyirle karşı karşıya bulunduğumuz söylenebilir.

4) Ekonomik yavaşlama ciro endekslerinde de kendini gösteriyor. Haziran 2024 ciro endeksi yıllık yüzde 58 arttı. Aynı ayın TUİK tüketici enflasyonunun yüzde 71.6 açıklandığını hatırlarsak, bu net bir reel gerilemeye işaret ediyor. Enflasyonda en belirgin katılık gösteren hizmetler endeksi yüzde 76.1 ile sınırlı bir reel artış sergilerken, sanayi ciro endeksi yüzde 41, ticaret ciro endeksi yüzde 58.5 nominal artış ile belirgin bir reel düşüş gösteriyor. Sıçrama gösteren sektör ise, yüzde 103.5 artışla inşaat sektörü.

5) Haziran ayında 95.8 değerini alan ekonomik güven endeksi de, Temmuz’da 1.4 düşüşle 94.4 düzeyine indi. Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış verilerle tüketici güven endeksi aynı dönemde aylık bazda yüzde 3.1 azalışla son 8 ayın en düşük noktasına geldi.

Mevsimsellikten arındırılmış reel kesim güven endeksi de bir önceki aya göre 1.8 puan düşüşle 98.7’yi gördü. Sektörel güven endeksleri perakende ticarette 1.7, hizmetlerde 1.3, inşaatta 0.8 azaldı.

6) Ekonomiye hız kestirecek en önemli bir gelişme de kredilerin reel olarak daralması. Merkez Bankası verilerine göre, TL ticari kredilerin 13 haftalık büyüme oranı 26 Temmuz itibarıyla yüzde 11.2, bireysel kredilerin yüzde 28 düzeyiyle sert bir reel daralmaya işaret ediyor. Alt kırılımlarda bu oranlar konut kredilerinde yüzde 4.9, ihtiyaç kredilerinde yüzde 42.8 ve kredi kartlarında yüzde 32.4. Son haftalarda özellikle kredi kartı harcamalarında belirgin bir yavaşlama hissediliyor. Çünkü faizlerin düşüklüğü nedeniyle kredi kartlarının borçlanma olanağından yararlanan tuzu kuru kimseler birer birer minderden çekiliyor. Buna karşın gelirleri harcamalarına yetmeyen dar gelirli kesimler son çare olarak kredi kartlarına başvuruyor.

7) Faizlerin yüksekliği ve talebin daralması bekleneceği üzere kredi riskini artırıyor. Bu nedenle karşılıksız çek, protestolu senet ve tahsili gecikmiş alacaklar segmentlerinin her birinde bozulmalar görülüyor. Protestolu senet sayısında 2024 Ocak-Haziran döneminde yüzde 0.5 sınırlı bir artışa karşın, tutarda yüzde 181.9’luk bir sıçrama gözleniyor. Karşılıksız çeklerde ise durum daha vahim; karşılıksız çeklerin sayısı yılın ilk 6 ayında yüzde 78.7 artarken, tutarları yüzde 254.3’lük bir patlama gösteriyor.

Borcunu ödememiş gerçek kişi sayısı 2024 Ocak-Haziran döneminde tüketici kredilerinde 536 bin, bireysel kredi kartlarında 645 bin, toplamda ise 891 bine ulaşmış durumda. Her iki kulvarda da borç takmış kişiler bulunması nedeniyle toplam sayı daha yüksek değil. Takibe giren alacak oranı genelde yüzde 1.5, bireysel kredi kartlarında yüzde 2.5 olmak üzere düşük bir düzeyde bulunsa da artma eğiliminde. Borcunu ödeyemeyen insanların sayısının TL bazında tahsili gecikmiş alacak oranından daha hızlı artışı ise; dar gelirli, kredi limitleri düşük yurttaşların borç ödeyememe sorununu yaşadığını, önümüzdeki aylarda bu tablonun ağırlaşacağını düşündürüyor.

8) Mevsim etkisinden arındırılmış işsizlik oranı Haziran ayında bir önceki aya göre 0.7 puan artarak yüzde 9.2 düzeyine çıktı. Bu artışın turizm, tarım ve inşaatta istihdamda genişleme beklenen bir ayda gerçekleşmesi dikkat çekici. İşsiz sayısı 234 bin yükselirken, işgücüne katılanların sayısının 107 bin düşüşü, istihdam edilenlerin sayısının 341 bin gerilemesine yol açtı.

Böylelikle çalışma yaşındakilerin işbaşı yapabilenlerinin oranı yüzde 49.3’e indi. Tek bir aylık verinin güvenirliliğinin sınırlı olacağını göz önüne alsak da, işgücündeki azalma asgari ücretin sabit tutulması nedeniyle aslında şaşırtıcı değil., “Bu ücretle çalışacağıma emek piyasasından çekilirim” deme eğiliminin baş gösterdiğini düşündürüyor. Diğer önemli bir gösterge, atıl işgücü oranı da yüzde 29.2’ye ulaştı.

Böylelikle 3.3 milyonu işsizler, 3.9 milyonu tam zamanlı çalışmak istediği halde eksik zamanlı çalışmak zorunda kalanlar, 4.6 milyonu ise genellikle iş bulmaktan umudun kesmiş olması nedeniyle aktif iş aramayan, ama bir iş olsa çalışırım diyenler olmak üzere 11.8 milyon yurttaşımız atıl işgücünün parçası oldu. Ekonomik soğumayla birlikte kış aylarında işsizlik oranının yüzde 12’yi geçmesi, özellikle 2024 üniversite mezunlarının iş bulmakta zorlanması beklenmeli. 15-24 yaş arasını kapsayan genç işsizliği ise, şimdiden yüzde 17.6 düzeyinde.

9) Haziran ayında cari işlemler dengesi 407 milyon dolar fazla verdi. Net turizm gelirlerinin 4.8 milyar dolar gerçekleştiği bir dönemde sağlanan cari fazla şaşırtıcı değil. Böylelikle 2024’ün ilk 6 ayının cari açığı 16.5 milyar dolar olarak gerçekleşti. Ancak bu performansa sevinmeden önce ekonominin yavaşlamasının ödemeler dengesine etkisini de göz önüne almakta yarar var. 2018 kur şokunun ardından hem TL’nin değer kaybının hem de ekonominin yavaşlamasının sonucu olarak, 2019’da 15 milyar dolar cari fazla verildiğini unutmadık.

2024 Ocak-Haziran döneminde ara malları ithalatı yüzde 14.5 azalırken, tüketim malları ithalatı yüzde 19.8 artış göstermiş. Haziran ayında enerji ürünleri ve altın hariç ithalatın bir yıl öncesine göre yüzde 2.7 azalması ekonomik yavaşlamanın etkilerinin ortaya çıktığını; tüketim mallarının ithalatının ise yüzde 5.0 artışı ise, üst gelir grubunun kurun da teşvikiyle talebinin güçlü kaldığını gösteriyor.

10) TL ticari krediler yüzde 59, ihtiyaç kredileri ise yüzde 75 faiz oranıyla öngörülen enflasyonun çok üzerinde seyrediyor. Bu durum özellikle reel sektör şirketlerini dövizlerini bozdurup/dövizle borçlanıp, TL kredi gereksinimlerini karşılamaya/yüksek TL mevduat kredilerinden yararlanmaya teşvik ediyor.

Reel sektör şirketlerinin döviz varlıkları Mayıs’ta 4 milyar dolar gerilerken, döviz borçları da 10.5 milyar dolar artmış; dolayısıyla net döviz pozisyonlarında bozulma 14.5 milyar dolara çıkmış. 2023 sonundan Mayıs’a pozisyon açığı 32,7 milyar dolar yükselmiş Bu eğilimin sürmesi halinde, önümüzdeki dönemde olası bir kur sıçramasının reel sektöre ve borç ödemelerinin aksaması nedeniyle dolaylı biçimde finans kesimine zor günler yaşatması riski artar.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

CHP Tüzük Kurultayı: Köklü Değişim Beklentisi

CHP, köklü bir tüzük değişikliğine hazırlanıyor. Ön seçim, dönem sınırı ve başarı kriterinin CHP Tüzüğü’nde yapılacak köklü değişikliklerin başında geldiği ifade ediliyor.

Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) 4 – 9 Eylül haftasında gerçekleştirilecek tüzük kurultayı mesaisi devam ediyor.

Birgün’den Mustafa Bildirci‘nin CHP kaynaklarından edindiği bilgiye göre, parti yönetimi köklü bir tüzük değişikliğine hazırlanıyor. Ön seçim, dönem sınırı ve başarı kriterinin CHP Tüzüğü’nde yapılacak köklü değişikliklerin başında geldiği belirtiliyor.

CHP’de, “Toplumun ihtiyaçlarını karşılayan bir tüzük” değişikliği için çalışmalar sürüyor. Mevcut tüzüğün Genel Başkan’ın onayına bağladığı ön seçimin tüzük değişikliğinin ardından sürekli hale getirileceği ifade ediliyor.

Tüzük Komisyonu’nun başında yer alan CHP Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftçi’nin, il başkanlarıyla bir araya geldiği toplantıda da tüzük değişikliğine yönelik öneriler dile getirildi. CHP kaynaklarından edinilen bilgiye göre, ön seçimle aday belirleme konusunda çok farklı yönelimler öne çıktı.

Ön seçimin tüzük ile garanti altına alınmasına yönelik fikir birliği sağlansa da yöntemler üzerinde farklı görüşler paylaşıldı. Bazı seçim çevrelerinde, ön seçimle belirlenen adayın seçimi kaybettirdiğini anlatan il başkanları, “Ön seçim için Genel Başkan’a kontenjan verilsin. Merkez ataması yapılsın” önerisini sundu.

CHP’de, Kemal Kılıçdaroğlu döneminde dillendirilmeye başlanan, “Aktif üye-pasif üye” konusunda da görüşler ifade edildi. Bazı il başkanları, “Biz ilimizde üye bulmakta dahi zorlanıyoruz” diyerek aktif üye-pasif üye düşüncesinin hayata geçirilmesinin mümkün olmayacağını savundu.

Dönem sınırı

Tüzük değişikliğine yönelik öne çıkan bir diğer konu da dönem sınırlaması oldu. CHP kaynakları, il başkanlarının ve tüm örgütün dönem sınırlaması getirilmesi konusunda ortak görüşte olduğunu kaydederek, “Genel Başkan da dahil tüm seçilmişlere dönem sınırlaması getirilecek” dedi. Sınırlamanın, üç dönem şeklinde uygulanacağı öğrenildi.

CHP Lideri Özgür Özel’in gündeme getirdiği başarı kriterine yönelik ise il başkanlarından çeşitli itirazlar geldi. CHP’nin oyunun düşük olduğu kentlerde başarının oy oranına endekslenmesinin doğru olmayacağını söyleyen bazı il başkanları, “Üye sayısının artırılması başarı kriteri olarak konulabilir” önerisinde bulundu.

Paylaşın

CHP Lideri Özgür Özel’in Filistin Ziyaretinin Tarih Belli Oldu

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 6 – 9 Eylül tarihleri arasında yapılması planlanan CHP Tüzük Kurultayı öncesi Filistin’e gitmek istediğini belirterek, “1 Eylül’de gidebilirim” dedi.

Halk TV yazarlarından İsmail Saymaz, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e Filistin ziyaretine ilişkin detayı sordu. Özel, Filistin Devlet Başkanı Abbas ile görüştüklerini söyledi. Abbas’ın sözlerini aktaran Özel şunları kaydetti:

“Biz cumartesi talepte bulunduk. Pazar saat 18.30’da “Resmi bir görüşmeyi kendisi de yapmak istiyor” dediler. Toplam 25 dakika süren bir görüşme oldu.

Konuşmasından memnuniyet duyduğumu, onları desteklediğimizi, gerek Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı olarak gerek yurt dışında yaptığım temaslarda Filistin’e duyarlı olduğumu ifade ettim. Dedim ki, “Filistin’e gelmek istiyorum. Olumlu cevap verilmişti, tarih verilmemişti. Bizi uygun bir tarihte kabul ederseniz, gelmek isteriz.”

Kendisi söz aldı, şöyle dedi: “Grubunuz beni eksiksiz ayakta karşılayıp ayakta uğurladı. Bu benim için çok önemli. CHP’yi Ecevit’ten beri biliriz. Yaser Arafat ile Ecevit’in kurduğu ilişki kıymetli. İlk dış temsilciliklerimizden birisi Arap coğrafyası dışında Türkiye’de Ecevit zamanında açıldı. Ecevit’ten sonra siz Filistin’e karşı inanılmaz bir ilgi gösterdiniz.

Sosyalist Enternasyonal’de, Almanya’daki konuşmalarınızın hepsini takip ettim. 119 ülkenin sol liderlerine yazdığınız mektubu biliyorum. Önümde örneği var. Bu süreçte Filistin’in batıya açılan penceresi oldunuz. Bizim derdimizi anlattınız. CHP genel başkanının randevu isteyip de alamamasını kabul edemem. Siz istememelisiniz. İkinci vatanınız olan Filistin’e ne zaman gelecekseniz, gününü bildirmelisiniz. Bize burada sizi ağırlamak düşer. Tarihi siz belirleyin’ dedi.”

CHP lideri, Tüzük Kurultayı’ndan önce Filistin’e gitmek istediğini belirterek, “1 Eylül’de gidebilirim” dedi.

Paylaşın

İsrail, ABD’nin Ateşkes Anlaşmasını Kabul Etti

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasını kabul ettiğini söyledi ve ekledi: Şimdi Hamas da aynısını yapması gerekiyor.

Anlaşma, Hamas’ın 7 Ekim’de İsrail’e düzenlediği saldırısıyla başlayan ve 10 aydan fazla süredir devam eden savaşın sona erdirmeyi amaçlıyor.

Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı 40 artarak 40 bin 139’a yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise 134 artarak 92 bin 743’e çıktı.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, İsrail’in Gazze’de ateşkes ve rehinelerin serbest bırakılması için hazırlanan ABD teklifini kabul ettiğini söyledi ve Hamas’a da aynısını yapması çağrısında bulundu. Blinken, Hamas’ın söylediği eksikliklerin giderilip giderilmediğini açıklamadı.

Blinken, günün erken saatlerinde İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ile Tel Aviv’de 2 buçuk saat süren bir görüşme yaptıktan sonra konuştu.

“Köprü kurucu” olarak tanımlanan teklifin İsrail’in Gazze’deki iki stratejik koridorun kontrolüne ilişkin taleplerini karşılayıp karşılamadığı konusunda gazetecilere açıklama yapmayan Blinken, “Bugün Başbakan Netanyahu ile yaptığım son derece yapıcı görüşmede kendisi bana İsrail’in köprü önerisini desteklediğini teyit etti. Bir sonraki önemli adım Hamas’ın ‘evet’ demesi” dedi.

Blinken, “Şimdi aynı şeyi yapmak Hamas’ın görevi ve ardından taraflar arabulucuların yardımıyla biraraya gelmeli ve bu anlaşma kapsamında verdikleri taahhütleri nasıl uygulayacaklarına dair net anlayışlara ulaşma sürecini tamamlamalılar” diye konuştu.

7 Ekim’de çatışmaların başlamasından bu yana Ortadoğu’ya yaptığı dokuzuncu ziyarette Blinken, İsrail’deki temaslarının ardından Mısır ve Katar’a gideceğini de söyledi.

ABD, Mısır ve Katar aylardır bir anlaşmaya varmak için arabuluculuk yaptı; ancak görüşmeler defalarca tıkandı. Ateşkes görüşmeleri, geçen hafta Doha’da yapılan iki günlük toplantının ardından bu hafta Kahire’de devam edecek.

Netanyahu da Blinken ile “iyi ve önemli bir görüşme” yaptığını ve “ABD’nin İsrail’in hayati güvenlik çıkarlarına gösterdiği anlayışı ve rehinelerin serbest bırakılmasına yönelik ortak çabaları” takdir ettiğini söyledi. Netanyahu, ateşkes anlaşmasının ilk aşamasında azami sayıda rehinenin serbest bırakılması için çaba sarf edildiğini de kaydetti.

ABD’nin iyimserlik ifadelerine ve Netanyahu’nun ofisinin görüşmeyi olumlu olarak nitelendirmesine rağmen, Hamas, son tekliften derin bir memnuniyetsizlik duyduğunu ifade etmişti.

Blinken’in İsrail’e gidişinden saatler sonra Hamas, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’yu arabulucuların çabalarını engellemekten, bir anlaşmayı geciktirmekten ve Gazze’deki İsrailli rehineleri Filistinliler’in maruz kaldığı aynı saldırıya maruz bırakmaktan sorumlu tuttuğunu da açıkladı.

Blinken, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’la görüşmesi öncesinde yaptığı açıklamada da, “Bu belirleyici bir an. Rehineleri eve götürmek, ateşkes sağlamak ve herkesi kalıcı barış ve güvenlik için daha iyi bir yola sokmak için muhtemelen en iyi, belki de son fırsat. Bu işi bitirmenin zamanı geldi” ifadelerini kullanmıştı.

Blinken daha sonra da Başbakan Netanyahu ve Savunma Bakanı Yoav Gallant ile ayrı ayrı görüştü. ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada Blinken’ın Gallant ile görüşmesinde, rehinelerin serbest bırakılmasını güvence altına almak, insani yardımın artmasına izin vermek ve daha geniş bölgesel istikrar için gerekli koşulları yaratmak üzere ateşkes anlaşması üzerinde acil bir anlaşmaya varılması gerektiğini yinelediği kaydedildi.

Açıklamada Gazze’de artan çocuk felci tehdidinden bahsedilmedi ancak Blinken basın toplantısında gazetecilere, Gazze’deki Filistinliler’in durumunun iyileştirilmesi için atılması gereken adımlar konusunda ordunun başındaki Gallant ile “ayrıntılı bir görüşme” yaptığını söyledi.

Blinken, “Bu hastalığa karşı aşılanması gerekenlerin aşılanabilmesini sağlamak için ayrıntılı bir plan üzerinde çalışıyoruz” dedi. Viral hastalık nedeniyle en çok 5 yaşın altındaki çocuklar ve özellikle de normal aşılama rejimleri savaş nedeniyle kesintiye uğradığından 2 yaşın altındaki bebekler risk altında.

Üç aşamalı çözüm

Teklif Hamas’ın 7 Ekim saldırısı sırasında kaçırılan tüm rehineleri serbest bırakacağı üç aşamalı bir süreç öngörüyor. Buna karşılık İsrail de Gazze’deki güçlerini geri çekecek ve Filistinli tutukluları serbest bırakacak.

Hamas İsrail’i, silah kaçakçılığını önlemek için Gazze-Mısır sınırı boyunca ve kuzeydeki evlerine dönen Filistinliler’i arayabilmek için bölgeyi ikiye bölen bir hat boyunca askeri varlığını sürdürme yönündeki taleplerine yenilerini eklemekle suçluyor. İsrail bunların yeni talepler olmadığını, daha önceki bir önerinin açıklığa kavuşturulması olduğunu kaydediyor.

Yetkililer ABD’nin İsrail ve Hamas’ın pozisyonları arasında kalan tüm eksiklikleri tamamlayacak öneriler sunduğunu söyledi. ABD’nin taslağına resmi yanıtların bu hafta verilmesi bekleniyor ve daha önceki birçok girişimde olduğu gibi görüşmeler çökmezse ateşkes ilan edilebilir

Mısırlı bir yetkili de Pazartesi günü yaptığı açıklamada, İsrailli bir heyetin ateşkes çabalarının bir parçası olarak Mısırlı yetkililerle görüşmeler yaptığını söyledi.

Pazar günü saatler süren görüşmede Gazze-Mısır sınırı boyunca uzanan “Philadelphi koridoru” üzerinde durulduğunu ancak bir ilerleme sağlanamadığını belirten yetkili, devam eden müzakereler konusunda isminin açıklanmaması koşuluyla konuştu.

Yetkili, İsrail’in sınırın ve Gazze’yi ikiye bölen doğu-batı güzergahının kontrolünü elinde tutmakta hala ısrarcı olduğunu söyledi. Yetkili, heyetin görüşmelerinde yeni bir şey sunmadığını söyledi.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Bilim İnsanlarından “Antarktika” Uyarısı: Hızla Yükseliyor

Antarktika kıtası, küresel ısınma nedeniyle, her geçen gün üzerindeki buz kütlesinin bir bölümünü kaybediyor. Yapılan yeni bir araştırma, bu durumun kıtanın hızla yükselmesine neden olduğunu ortaya koydu.

Kanada’daki McGill Üniversitesi’nden Natalya Gomez, “Yaklaşık 700 milyon kişinin kıyı bölgelerinde yaşadığı ve deniz seviyesindeki yükselmenin potansiyel maliyetinin bu yüzyılın sonuna kadar trilyonlarca dolara ulaşacağı düşünüldüğünde, Antarktika’daki buz erimesinin domino etkisini anlamak kilit önem taşıyor” dedi.

Bilim insanları Antarktika’nın hızla yükseldiğini tespit etti. Kıta, deniz seviyelerinin yükselmesine sanılandan daha fazla katkı sağlıyor olabilir.

Antarktika’daki buzulların erimesiyle deniz seviyelerinin yükseldiği ve küresel ısınmanın etkisiyle bu sürecin hızlandığı biliniyor. Ayrıca kıta bu yolla ağırlığını kaybettikçe yukarı çıkıyor ve beraberinde deniz seviyelerini de yükseltiyor.

Bunun nedeni Antarktika’nın kütleçekim kuvvetiyle mıknatıs gibi davranarak buzu muhafaza etmesi. Eriyerek kütlesini kaybettiğinde tutabildiği buz miktarı azalıyor ve okyanuslara daha fazla su bırakıyor.

Bu sürecin yarattığı etkiyi ölçmek isteyen araştırmacılar, Dünya mantosunun Antarktika buz tabakasının altındaki kısmını inceledi.

Science Advances adlı hakemli dergide yakın zamanda yayımlanan çalışmada kıtanın çok hızlı yükseldiği saptandı.

Ohio Eyalet Üniversitesi’nden jeolog Terry Wilson, ortak yazarı olduğu çalışma hakkında “Ölçümlerimiz Antarktika buz tabakasının tabanını oluşturan katı toprağın şaşırtıcı derecede hızlı bir şekilde şekil değiştirdiğini gösteriyor” diyerek ekliyor:

Kara parçasının, yüzeydeki buzun azalmasından kaynaklanan yükselmesi, binlerce yıl yerine onlarca yıl içinde gerçekleşiyor.

Araştırma ekibi daha sonra bir model oluşturarak kıtanın yükselmesinin uzun vadedeki etkilerini analiz etti.

Modele göre sera gazı salımlarının azaltılması ve küresel ısınmanın yavaşlatılması durumunda kıtanın yükselmesinin, deniz seviyelerinin yükselmesi üzerindeki etkisi yüzde 40 azaltılabilir.

Bilim insanları bu durumda, Antartika’nın kütle kaybının 2500’e gelindiğinde deniz seviyelerinin 1,7 metre yükselmesine neden olacağını söylüyor.

Ancak küresel ısınma ilerlemeye devam ederse aynı tarihe kadar 19,5 metrelik bir artış öngörüyorlar.

Massachusetts Üniversitesi’nden araştırmanın bir diğer yazarı Rob DeConto, “Bu çalışma, iklim değişikliğinin yükselen denizler üzerindeki etkilerini daha iyi tahmin etme ve etkili çevre politikalarına yön verme becerimizde çığır açıcı bir adım” diyor.

Kanada’daki McGill Üniversitesi’nden çalışmanın sorumlu yazarı Natalya Gomez de şu ifadeleri kullanıyor:

Yaklaşık 700 milyon kişinin kıyı bölgelerinde yaşadığı ve deniz seviyesindeki yükselmenin potansiyel maliyetinin bu yüzyılın sonuna kadar trilyonlarca dolara ulaşacağı düşünüldüğünde, Antarktika’daki buz erimesinin domino etkisini anlamak kilit önem taşıyor.

Araştırmacılar modelin bazı eksiklikleri olduğuna dair uyarıyor. Batı Antarktika’nın sismik verilerinin yer almaması dışında Grönland’ın deniz seviyelerine etkisini de hesaba katmıyor.

Yine de araştırmacılar, kıyı bölgelerinin tehdit altında olduğuna işaret eden bulguların, diğer çalışmalarla paralellik gösterdiğini belirtiyor. Makalede şu ifadeleri kullanıyorlar:

Bulgular, emisyonları düşük olmasına karşın deniz seviyesinin yükselmesine karşı daha hassas ülkelere yönelik iklim adaletsizliğini vurguluyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu: CHP Değişecek, Türkiye Değişecek

CHP İstanbul İl Başkanlığında düzenlenen Tüzük Kurultay Çalıştayı’nda konuşan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Cumhuriyet Halk Partisi değişecek ve Türkiye’de değişecek, bu sürecin bu yolculuğun başka bir sonucu olamaz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Yerel seçimlerde Cumhuriyet Halk Partisi’nin en yüksek oyla birinci parti olması beni çok mutlu etmiştir. Artık Cumhuriyet Halk Partisi farklı toplumsal kesimlerin yaşanan bu ekonomik ve adalet krizinden çıkış için adres haline gelmesi sevindiricidir.”

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP İstanbul İl Başkanlığında düzenlenen Tüzük Kurultay Çalıştayı’nda konuştu. İmamoğlu’nun konuşmasından öne çıkanlar bu şekilde:

“Geçen yıl partimizin 100. yılını kutladığımız etkinlikte Cumhuriyet Halk Partisi değişirse Türkiye değişir demiştik. Bu alanda çok net ifade edeyim, Cumhuriyet Halk Partisi değişecek ve Türkiye’de değişecek, bu sürecin bu yolculuğun başka bir sonucu olamaz. Tabii geçtiğimiz süreç içerisinde tüm dünyada bir kriz döneminin yaşandığını ve bunun da bir polikriz diye tariflendiğini, politik alanda çoklu krizlerin var olduğunu ve bu çoklu kriz sürecinin de daha az önce ifade ettiğim gibi etkilerinin ülkemizde daha da yoğun yaşandığını biliyoruz.

Yurttaşlar uzunca bir süre yaşadığımız ağır ekonomi demokrasi ve adalet krizlerine rağmen muhalefeti seçenek olarak görmemesi ve 2023 seçimlerinde de aynı sonuca sürecin evrilmesi bizi artık farklı düşünmeye ve başka bir düşünce üretmeye sevk etmelidir. Aynı şeyleri yaparak aynı sonuçları alamayacağımızı seçimden bir gün sonra dile getirmiştim; içim yanarak dile getirmiştim. Bundan vazgeçmemiz gerektiğini dile getirmiştim, yol ve yöntem değiştirmemiz gerektiğini. Partide açıkçası bu çabamızın karşılık bulması ve bugün böylesi bir zaman diliminin yaşanıyor olması beni ziyadesiyle mutlu ediyor.

Yerel seçimlerde Cumhuriyet Halk Partisi’nin en yüksek oyla birinci parti olması beni çok mutlu etmiştir. Artık Cumhuriyet Halk Partisi farklı toplumsal kesimlerin yaşanan bu ekonomik ve adalet krizinden çıkış için adres haline gelmesi sevindiricidir. Kıymetli katılımcılar Türkiye toplumu hem siyasette hem ekonomide hep de toplumsal alanda değişimi ortak aklın yankı bulmasını istiyor.”

“Tek ışığımız var aslında; bilim, teknik, akıl”

İmamoğlu, ardından Marmara Belediyeler Birliği ve İstanbul Planlama Ajansı (İPA) iş birliğiyle, “17 Ağustos’un Çeyrek Asır Ardından” başlığıyla, 2 gün sürecek etkinliğe katıldı. İmamoğlu, burada yaptığı konuşmasına ise, “25 yıl önceyi bugün konuşmak ve içi yine kaygılarla ve de üzüntülerle ve hatta görevimizi tam yapamamanın da biraz başımızı öne eğen duruşuyla sürdürmenin hüznünü yaşıyorum” sözleriyle başladı ve şunları söyledi:

“Ve bunu yaşamalıyız. Bunu derinden hissetmeliyiz. Aslında her birey, kendi koşullarında bunu hissetmeli ki, bir an önce tabiri caizse irkilelim ve ayağa kalkalım ve işimizi daha iyi yapma konusunda yüksek bir sorumlulukla hareket edebilelim. Bu gerçeği görmezsek, aynı hataları yapmak ne yazık ki biraz da normalleşen, biraz da ‘insani’ diye tarifleyebileceğimiz tavrı ve psikolojiye dönüşen süreci bize yaşatır. Bunu yaşatmaya ve yaşamaya asla ve asla hakkımız da yok, haddimiz de yok. Bir yandan hatırlayacağız, bir yandan kayıplarımızı anacağız. Adıyaman ve Defne Belediye Başkanlarımız da bizimle. Onların şahsında, oradaki bütün yurttaşlarımıza da geçmiş olsun diyerek, onları yalnız bırakmayacağımızı iletmek istiyorum.”

“Çeyrek asır önce sarsılan bu coğrafyada, sorumluluğumuz devam ediyor ve çalışmaya devam edeceğiz” diyen İmamoğlu, “Tek ışığımız var aslında; bilim, teknik, akıl. Başka bir ışığımız yok. Yani hiçbir kişilik, kendisini şahsen bir ışık olarak göstermeye kalkmasın. Mevcutta bir ışık var; bilim. Bilimi önünüze bir ışık ve doğrultu olarak koyduğunuzda, inanın bu toplum en doğruları yapacaktır ve o doğru, can kaybı yaşamaktan bizleri kurtaracaktır” ifadelerini kullandı.

İmamoğlu, şöyle devam etti: “Burada oluşumuz, tabii sadece geçmişimizi değil, tam aksine geleceğimizi konuşmaya dairdir. Biliyoruz ve yaşıyoruz ki; İstanbul, Marmara Bölgesi, yani bu coğrafya, hâlâ büyük bir tehdit altındadır. Bugün, bu 25 yıllık süreçte, çeyrek asırlık zaman diliminde neler öğrendik? Neler biliyoruz? Nasıl önümüze bakıyoruz? Bu gözden geçirilecek. Çok değerli oturumlar, sunumlar olduğunu biliyorum. Bu bağlamda sadece İstanbul olarak değil de Marmara Belediyeler Birliği’yle birlikte burada bir araya gelmenin de öneminin altını çizmek lazım.”

“Bilimsel bir sunum elbette benim ne tarzım ne de haddim, hakkım. Ben, açıkçası o sunumlardan, yazılardan ve bilim insanlarının ortaya koyduğu, teknik insanlarının ortaya koyduğu prensiplerden kendisine ders çıkaran ve görev çıkaran bir belediye başkanıyım. Bir haritayı sizlere göstermek istiyorum. Bu haritayı biz tasarlamadık. Bu harita,

Sanayi Bakanlığı’nın 2021 yılında yapmış olduğu bir araştırmada elde eddilen haritadan bahseden İmamoğlu, şunları söyledi: “Kamuya açık bu harita, acaba ne söylüyor? Bunu düşünürken de biraz kaygılanıyorum açıkçası. Yani bu İstanbul için bir kaygı değil sevgili dostlar, bu, Türkiye için bir kaygı. Çok stratejik bir kaygı. Jeopolitik bir kaygı. Toplumsal bir kaygı, kaygı. Yani sadece depreme dayalı bir can kurtarma üzerinden kaygıyı da içermiyor. Çok yönlü kaygıları içeriyor burada gördüğünüz bu harita.

Bu haritadaki akışlar ve ilginin odağının ne denli bir noktaya bütünleştiğini, yüzde 80’lik bir ekonomik hacmin, sadece bir ülkenin 10’da 1’ine sıkışmışlığı -ne kadar büyük bir hatadır, sıkıntıdır- gösteriyor bize. O bakımdan Marmara diye konuştuğumuz deprem, Marmara’nın ya da İstanbul’un değil, net olarak Türkiye’nin depremidir. Türkiye’nin her yerindeki acı, bizim acımızdır. Ama bu deprem, Türkiye’nin depremidir. Yani buradaki sarsılmamız, buradaki yıkım ya da yıkılmama, dik durma, dirençli olma, bizim geleceğimizin tasarımını sağlayacak.

Bu kadar nettir ve açıktır. O bakımdan meseleye bu çerçeveden bakmamız lazım. Baktığınızda, insanların geldiği yerler itibariyle, okunan üniversiteler itibariyle, üretim ve tedarik zincirleri, ticaret ilişkileri itibariyle, Türkiye’nin her yerindeki insanımıza, çeşitli oranlarda büyük bedeller ödetecek bir depremdir İstanbul’da ya da Marmara’da yaşanacak deprem. Bu gerçek, bu iş, burada bulunan her birimizi aşıyor, anlamında elbette paylaşmadım. Sorumluluğumuzun büyüklüğünü hatırlatmak adına paylaştım.”

Geçen hafta Çin Halk Cumhuriyeti’nin Shenzhen Belediye Başkanı’nı misafir ettiklerini anlatan İmamoğlu, “18 milyonluk bir nüfustan bahsediyor. Aslında bu nüfus, orada okuyan ya da 6 aydan fazla oturumu olan herkesi kapsayan bir nüfus. Ki ben, bu nüfus sayımıyla ilgili uzun zamandır bir eleştiriyi yapıyorum. Türkiye’de yerleşik nüfusun, TÜİK verileri üzerinden hesaplanamayacağını ve bu bize realiteyi vermediğin, bu kapsamda bütün yönlendirmelerin ve bütün stratejik kararların altlığını oluşturan nüfus verisinin de ne yazık ki doğru bir veri oluşturmadığını yıllardır söylüyorum” diye konuştu.

İmamoğlu, şunları kaydetti: “‘İstanbul’un resmi nüfusu 16 milyon’ dedim Shenzhen’in Belediye Başkanı’na. Ki 1 milyonun üzerindeki üniversite öğrencisinin, neredeyse yüzde 60’ı bizim gurbetçimiz ama o, bu sayıda yok. Sonra, su tüketimindeki yüzde 20’lik artışa göre konuşuyorum ki, 2 milyonun üzerinde bizim ekstra bir misafirimiz var. Bunun adı sığınmacıdır, resmidir, gayriresmidir. Ben buradan bir söz söyleyince, bütün bakanlarımız açıklamalar yapmaya koşuyorlar ama soruna çözüm bulmakta, toplumu aydınlatmakta bir çaba göremiyorum. Bu bağlamda, bütün bunları üst üste koyduğumuzda, 20 milyon oluyoruz.”

Bunu niye söylüyorum? 20 milyonluk bir nüfus varken, biz şunu konuşamayız tek başına: ‘İstanbul’da zaten nüfus azalıyor.’ İstanbul’da nüfus azalıyorsa, o zaman askeri alanları niye konuta açıyoruz? Ne yapıyoruz biz? O kadar meseleler birbirine grift (iç içe) bir şekilde girmiş ki. Burada tek sorunumuz var. Yüzlerine baktığımda, başımı hafif öne eğmek durumunda kaldığım bilim insanlarını, bu işin odağına koymamaktır tek sorun. Bu kadar nettir. Tekniği, aklı, veriyi oturup masada analiz etmemektir. Yani bir kişinin ya da bir şahsın, bir grup insanın keyfi, siyasi ihtiraslarıyla karar alabileceği bir mesele değildir. Bunu söylerken kimse üzerine alınmasın.

Bunun adı Cumhuriyet Halk Partisi’dir veya bir başka partidir; fark etmez. Siyasi ihtiras alanı değildir, olamaz. Memleketin geleceğinden bahsediyoruz ve geleceğini konuşuyoruz. Bu kadar açık ve nettir mesele. İşte o bakımdan ticari ilişkiler, tedarik zincirleri, üretim, yani tüm meselelerin, 7 üzerindeki bir şiddette deprem yaşandığında, Türkiye’ye çok çeşitli bedeller ödeteceğini görüyoruz. Bu derece hayati bir konuya ne kadar ağırlık verirsek verelim, yaptıklarımızdan da tatmin olma şansımız yok. Daha fazlasını yapmakla da yükümlüyüz.”

Paylaşın

Fenerbahçe Başkanı Ali Koç’tan CHP Ve MHP’ye Ziyaret

Fenerbahçe Kulübü Başkanı Ali Koç, CHP ve MHP’yi ziyaret etti. CHP Genel Merkezi’nde Özgür Özel ile görüşen Koç’a Fenerbahçe Yönetim Kurulu üyeleri de eşlik etti.

CHP Genel Merkezi’nden ayrılan Ali Koç, MHP Genel Merkezi’ni ziyaret etti.

Göztepe – Fenerbahçe maçında arkasından iterek yere düşürmesinin ardından başlayan tartışmalar devam ederken Fenerbahçe Kulübü Başkanı Ali Koç, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Merkezi’ne geldi.

CHP Lideri Özgür Özel ile görüşen Ali Koç’a Fenerbahçe Yönetim Kurulu üyeleri de eşlik etti. Görüşmenin içeriğiyle ilgili ise henüz bir açıklama yapılmadı.

Görüşmenin ardından Özgür Özel de sosyal medya hesabından paylaşım yaptı.

Ali Koç, daha sonra Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Merkezine geldi. Koç’u MHP Genel Başkan Başdanışmanı Eyyup Yıldız karşıladı.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile görüşen Ali Koç’a Fenerbahçe Yönetim Kurulu üyeleri de eşlik etti. Görüşmenin içeriğiyle ilgili ise henüz bir açıklama yapılmadı.

Ali Koç, Göztepe maçında saldırıya uğramıştı

Süper Lig’in ikinci haftasında oynanan Göztepe – Fenerbahçe karşılaşmasında ikinci yarı başlamadan önce saha kenarına inerek tribündeki Fenerbahçeli taraftarların yanına giden Fenerbahçe Kulübü Başkanı Ali Koç’a tribünlerden yabancı maddeler atılmıştı.

Koç’un deplasman tribününe alınmayan bazı Fenerbahçeli taraftarlar olduğu için tribüne gittiği öğrenilmişti.

İkinci yarı başladıktan yaklaşık 5 dakika sonra deplasman tribününden ayrılan Koç, saha kenarında yürüdüğü sırada Fatih Özkan isimli bir kişiden aldığı darbeyle yere düşmüştü. Daha sonra yerden kalkan Koç, protokol tribününe dönmüştü.

Ali Koç, Göztepe maçında yaşanan olayda kendisini iten kişi ve ihmali bulunan tüm yetkililer hakkında suç duyurusunda bulunmuştu.

Bunun üzerine İzmir İl Emniyet Müdürlüğü Spor Güvenliği Şube Müdürlüğü ekipleri, Koç’u saha kenarında yürüdüğü sırada iterek düşüren Fatih Özkan’ı gözaltına almıştı.

Şüpheli, emniyetteki ifade işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilmişti. Savcılıktaki sorgusu sonrası tutuklama talebiyle sulh ceza hakimliğine çıkarılan zanlı, ev hapsiyle cezalandırılmıştı.

Paylaşın

TİP İle AK Parti Arasında “Faşist” Gerilimi

TİP’li Sera Kadıgil, AK Partili Ömer Çelik’in “TİP Genel Başkanı Erkan Baş’ın, sözleri Avrupa’daki faşistlerin Cumhurbaşkanımıza karşı kullandığı dilin aynısıdır” ifadesine yanıt verdi:

“Anayasa’yı ayaklar altına alanlar, Ağzını açan kim varsa hapse tıkanlar, Halk açlıkla mücadele ederken saray üstüne saray yapanlar, Memleketin toprağını, deresini, ormanını, kıyılarını satanlar, ‘Yerli ve milli’ halkını uluslararası sermayeye ucuz işgücü olarak pazarlayanlar, Kadın, çocuk, yaşlı demeden insan öğüttükleri yetmezmiş gibi hayvanlarımızın da canına kast edenler iyi bilsin ki; Avrupa’dan Asya’ya dünyanın dört yanındaki faşistler bizim düşmanımızken sizinse ancak çırağınız çıkabilir.”

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik ‘padişah bozuntusu’ sözlerine “Avrupa’daki faşistlerin dilini kullanıyor” yanıtı veren AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’e TİP Milletvekili Sera Kadıgil’den yanıt geldi. Sera Kadıgil, yanıtında şu ifadeleri kullandı:

“Saray Sözcülerinin Genel Başkanımız Erkan Baş’a yönelik sözleri dünyanın her yerindeki faşistlerin başvurduğu, ‘zeytinyağı gibi üste çıkmak’ yönteminin aynısıdır. Bu, Saray Rejiminin bizzat ve isteyerek darmadağın ettiği meşru zeminini boş çıkışlarla tamir etmeye çalışmasından ibarettir. Yurdu NATO’nun güvenli karakolu, Kürecik ve İncirlik işgal üslerinin hamisi yapan İsrail’in ticaret ortaklarının ancak kendilerine yakışacak sıfatları bu ülkenin tam bağımsızlığını savunanlara tahvil etmeye kalkmaları, siyasi açıdan tam bir düzeysizliktir.

‘Demokratik seçimlerle’ ve ‘milli irade’nin desteğiyle seçilmiş Cumhurbaşkanlığı makamının, yine aynı İRADEYLE SEÇİLMİŞ Hatay Milletvekili Can Atalay’ı ESİR TUTABİLMEK uğruna, değiştirmek için yeterli çoğunluğu bulamadığı Anayasa’yı fiilen askıya almış olması, kendi meşruiyetini de ortadan kaldıran apaçık bir darbedir. Anayasa’yı ayaklar altına alanlar, Ağzını açan kim varsa hapse tıkanlar, Halk açlıkla mücadele ederken saray üstüne saray yapanlar, Memleketin toprağını, deresini, ormanını, kıyılarını satanlar, ‘Yerli ve milli’ halkını uluslararası sermayeye ucuz işgücü olarak pazarlayanlar, Kadın, çocuk, yaşlı demeden insan öğüttükleri yetmezmiş gibi hayvanlarımızın da canına kast edenler iyi bilsin ki; Avrupa’dan Asya’ya dünyanın dört yanındaki faşistler bizim düşmanımızken sizinse ancak çırağınız çıkabilir.”

Ne olmuştu?

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Hacı Bektaş Veli Anma Töreni’nde yaptığı konuşmada AK Parti iktidarını ve Erdoğan’ı eleştirmiş; “AKP oradaki saldırılarla bizi susturamayacağını veya bizim geri adım atmayacağımızı zaten biliyor. Amaç yurttaşı susturmak. Amaç Türkiye toplumunu baskı altına almak. Türkiye toplumunu şiddetle hizaya getirmek. Biz elimizden geldiğince, sadece kendi parti milletvekilimize değil bu ülkede hak, hukuk mücadelesi veren tüm yurttaşlarımız için hukuk, demokrasi mücadelesine sahip çıkan tüm yurttaşlar için bu duruşu sürekleştireceğiz. Asla kaba kuvvete boyun eğmeyeceğiz” ifadelerini kullanmıştı.

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, TİP Genel Başkanı Baş’ın, Erdoğan’a yönelik sözlerine tepki göstermişti. “TİP Genel Başkanı Erkan Baş’ın, Sayın Cumhurbaşkanımıza yönelik sözleri Avrupa’daki faşistlerin Cumhurbaşkanımıza karşı kullandığı dilin aynısıdır” ifadesini kullanan Çelik, şunları kaydetmişti:

“Bu, Avrupa faşistlerine tercümanlık yapmaktan ibarettir. Avrupa faşistlerinin söylemlerini kes-kopyala-yapıştır yöntemiyle kullanmak, siyasi açıdan tam bir düzeysizliktir. Demokratik seçimlerle ve milli iradenin açık desteğiyle defalarca seçilmiş Cumhurbaşkanlığı makamını bu ifadelerle faşistçe hedef almak, demokrasi ve halk düşmanlığının ta kendisidir. Avrupa faşistlerinin partilerine ‘halkçı’ adı koyup, demokrasi düşmanlığı yapmasına özenmiş bir açıklamadır. Bu söylenen sözlere Avrupa faşistlerine verdiğimiz cevabın aynısını veriyoruz.”

Paylaşın

2023 Yılı “İnsani Yardım” Topluluğu İçin En Ölümcül Yıl Oldu

2023 yılında 33 ülkede 280 insani yardım çalışanı öldürüldü. Yardım Çalışanları Güvenlik Veri Tabanı’na (AWSD) göre 2023 yılında öldürülen 280 çalışanın 272’si kökenlerinin dayandığı ülkede, 8’i ise yabancı bir ülkede görev yapıyordu.

AWSD bu yılın başından beri öldürülen yardım örgütü çalışanlarının sayısını ise 187 olarak açıkladı. 19 Ağustos Dünya İnsani Yardım Günü vesilesiyle uluslararası kalkınma örgütleri ve Birleşmiş Milletler (BM), bu alanda çalışanlara yönelik şiddetin durdurulmasını talep etti.

Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi (OCHA), geçen yıl 33 ülkede insani yardımlarda görev yapan 280 çalışanın hayatını kaybettiğini duyurdu. Açıklamada çalışanların çoğunun İsrail’in Gazze’ye saldırılarında öldürüldüğü belirtildi. Geçen yıl Filistin bölgelerinde 163 yardım örgütü çalışanı hayatını kaybederken, bu yılın başından beri öldürülenlerin sayısı ise 120’yi geçti.

Uluslararası insani yardım çalışanlarına yönelik saldırıları izleyen Yardım Çalışanları Güvenlik Veri Tabanı’na (AWSD) göre 2023 yılında öldürülen 280 çalışanın 272’si kökenlerinin dayandığı ülkede, 8’i ise yabancı bir ülkede görev yapıyordu. AWSD bu yılın başından beri öldürülen yardım örgütü çalışanlarının sayısını ise 187 olarak açıkladı.

19 Ağustos Dünya İnsani Yardım Günü vesilesiyle uluslararası kalkınma örgütleri ve BM, bu alanda çalışanlara yönelik şiddetin durdurulmasını talep etti. Protestan Kilisesi’nin yardım kuruluşu Diakonie’nin Afet Yardım Organizasyonu, can kayıplarındaki hızlı yükselişte Gazze Savaşı’nın etkili olduğunu açıkladı.

Diakonie Afet Yardım Organizasyonu Başkanı Martin Keßler, yardım personeli çalışanlarına yönelik şiddetinin bedelini yardıma muhtaç insanların ödediğine de dikkat çekerek, “Yardım faaliyetleri giderek bir tehlikeye dönüşüyorsa en kötü durumda yardımlar kesiliyor” diye konuştu.

Keßler, küresel çapta 120 milyon insanın evini, yurdunu terk etmek zorunda kaldığını, 300 milyon kadın, çocuk ve erkeğin de yardıma muhtaç halde olduğunu hatırlatarak insani yardımların önemine dikkat çekti.

Keßler, açıklanan rakamların sadece doğruluğu kayıtlara geçenler olduğunu hatırlattı ve gerçek sayının çok daha yüksek olduğundan yola çıktıklarını belirtti. Bunun nedenini uluslararası toplumun pek çok savaş ve kriz ülkesinden çekilmek zorunda kalmasına bağladı ve Myanmar ile Haiti’deki durumu örnek gösterdi.

Özellikle yerel insani yardım personelinin tehdit altında olduğunu vurgulayan Keßler, uluslararası yardım kuruluşları çalışanlarına yönelik saldırılar gibi yerli insani yardım görevlilerine yönelik saldırıların da kayıt altına alınması, açıkça dile getirilmesi ve kınanması gerektiğini vurguladı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın