Can Atalay’ın Tutukluluğu AİHM’de: Türkiye’den Savunma İstendi

Can Atalay’ın ikisi AYM’de, birisi AİHM’de olmak üzere üç ayrı başvurusu karar verilmeyi bekliyor. AİHM’in karar vermek için Türkiye’den savunma istediği belirtildi.

Can Atalay’ın avukatı Deniz Özen, Atalay’a ilişkin AYM kararlarının hukuki değil siyasi nedenlerle uygulanmadığını belirterek, “Anayasa askıya alındı. Bugün yeni bir mahkeme kararı daha alınsa bunu da uygulamayacaklar” dedi.

Milletvekilliğinin düşürülmesi işlemi Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından ‘yok hükmünde’ sayılmasına karşın cezaevinde tutulan Gezi Davası tutuklusu TİP Hatay Milletvekili Can Atalay’ın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurduğu ortaya çıktı.

DW Türkçe’den Alican Uludağ’ın haberine göre; Can Atalay’ın “hükümeti devirmeye teşebbüse yardım etme” suçundan 18 yıl hapis cezası aldığı Gezi davasının esasına ilişkin Anayasa Mahkemesi’ne yapılan bireysel başvurusu bulunuyor. Anayasa Mahkemesi, eski Başkan Zühtü Arslan döneminde bu başvuruyu bölümler önünde incelemeye aldı. Bu konuda Adalet Bakanlığı’nın görüşü alındı.

Ancak yeni Başkan Kadir Özkaya döneminde Atalay’ın başvurusu henüz bölüm gündemine alınmadı. Benzer şekilde aynı davada ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan iş insanı Osman Kavala’nın başvurusu da “bölümler önünde” incelemede. Usulü işlerler tamamlandıktan sonra Gezi davası, AYM tarafından esastan görüşülecek.

AYM’nin bu davada vereceği olası ihlâl kararı, cezaevinde olan 5 Gezi sanığının tahliyesinin önünü açacak. Osman Kavala, Can Atalay, Mine Özerden, Çiğdem Mater Utku ve Tayfun Kahraman halen cezaevinde bulunuyor.

Can Atalay’ın Anayasa Mahkemesi’nde yapılmış bir bireysel başvuru dosyası da bulunuyor. Bu başvuru Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin AYM’nin verdiği ikinci hak ihlâli kararına uymaması üzerine yapıldı. Bölümler önünde incelemede olan başvurunun yeni Adli Yıl’da gündeme alınacağı belirtiliyor. AYM’nin, bu başvuruya ilişkin de yeni bir ihlâl kararına imza atması bekleniyor.

Atalay AİHM’e de başvurmuş

Öte yandan Can Atalay’ın, Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin AYM’nin ilk ihlâli kararını uygulamaması üzerine avukatları aracılığıyla AİHM’e başvuruda bulunduğu da öğrenildi. Kamuoyuna açıklanmayan bu başvuruya ilişkin AİHM’deki süreç devam ediyor. AİHM’in bu konuda Türkiye’den savunma istediği belirtildi.

Can Atalay’ın avukatı Deniz Özen, Atalay’a ilişkin AYM kararlarının hukuki değil siyasi nedenlerle uygulanmadığını belirterek, “Anayasa askıya alındı. Bugün yeni bir mahkeme kararı daha alınsa bunu da uygulamayacaklar” dedi.

Paylaşın

Aryan Irk “Mitini” Çürütmek; Gerçeği Kurgudan Ayırmak

19. yüzyılın sonu 20. yüzyılın başlarında Cermen veya İskandinav halklarını tanımlamak için kullanılmaya başlanan “Aryan” kelimesi, günümüzde, ırksal üstünlük veya beyaz üstünlüğü de dahil olmak üzere bir çok olumsuz çağrışımla eşanlamlı hale gelmiş durumda.

Haber Merkezi / “Aryan” kelimesi altında yayılan olumsuz düşünceleri ortadan kaldırmak için, kelimenin gerçek anlamını ve tarihsel bağlamını bilmek esastır.

Aryan kelimesi, bu anlam bozulmasından önce, Hint alt kıtası boyunca konuşulan dilleri etkileyen arkaik bir dili ifade ediyordu.

MÖ 1500 civarında İran’da yaşayan Ariler, kuzey Hindistan’a göç ettiler ve Hindistan alt kıtasında yaşayan topluluklar, Arilere “Arya” adını verdiler. İngilizce “Aryan” kelimesi bu Sanskritçe kelimeden türetilmiştir. İlginçtir ki, kelimenin Farsçada da bir akrabası var: Eran. Bu kelime, günümüzde İran kelimesinin kaynağıdır.

Arilerin kuzey Hindistan’a göç ettiklerinde bölgede İndus Vadisi Uygarlığı vardı. Arkeolojik araştırmalar, İndus Vadisi Uygarlığının aynı dönemde var olan Babil ve Mısır uygarlıklarından daha gelişmiş olduğunu göstermektedir.

Ariler veya Aryanlar, İndus Vadisi Uygarlığını yıkan istilacılar değil, bölgeye kademeli olarak göç eden topluluklardı. Aryan göçlerinin, İndus Vadisi Uygarlığının çöküşüne neden olduğu fikrini destekleyen çok az kanıt bulunmaktadır.

İndus Vadisi Uygarlığı, çevresel ve sosyal faktörler nedeniyle önce gerilemiş sonra yıkılmış olabilir. Uygarlığın yıkılışına yakın bir dönemde bölgeye göç eden Aryanların, uygarlığın yıkılışından sonra oluşan boşluğu doldurduğu kabul edilmektedir.

Aryanların yaşadığı yer anlamında kullanıldığı düşünülen “Airyana Vaejah” terimi, tarihsel kayıtlarda ilk olarak Zerdüştlüğün dinin kitabı Avasta’da yer almaktadır. Airyana Vaejah, Avesta’da (Vendidad, Farg. 1) Ahura Mazda’nın “on altı mükemmel toprak” hakkındaki ifadelerinden birine yapılan atıftır.

Airyanem Vaejah’ın tarihsel konumu halen belirsizliğini korumak birlikte, Airyana Vaejah, Aryan halkının efsanevi anavatanına atıfta bulunması, terime belirli bir saygınlık kazandırır, ancak yine de kelimeye herhangi bir ırksal üstünlük anlam vermez.

Aryan kelimesinin anlamı tarihsel süreç içerisinde zamanla bulanıklaştı ve siyasi amaçlar için kötüye kullanılmaya başlandı. 20. yüzyılın başlarında, Aryan kelimesi, ırk üstünlüğü anlamına gelecek şekilde yeniden tanımlandı.

Bu yeni tanım, bazıları tarafından benimsendi, ki bunların arasında Almanya’da Naziler ve İtalya’da Faşistler de vardı. Naziler, kendilerini antik ve asil sözde Aryan ırkının torunları olarak ilan etmeyi uygun buldular. Sonraki süreçte de ırkçı yapılar, kelimeyi bu anlamda kullanmaya devam ettiler.

Paylaşın

Kuzey Kutbu’nda “Cıva Bombası” Tehdidi

Kuzey Kutbu’nda binlerce yıldır donmuş toprakta hapsolmuş cıva, hava sıcaklıklarının artmasıyla birlikte çözülen toprağı aşındıran nehirler tarafından serbest bırakılıyor. 

Bu durum, Kuzey Kutbu’nda yaşayan 5 milyon kişi ve 2050 yılına kadar donmuş toprağın tamamen yok olması beklenen bölgelerde yaşayan 3 milyondan fazla kişi için büyük bir çevre ve sağlık tehdidi oluşturabilir.

Yer bilimleri ve çevre çalışmaları profesörü Josh West, “Kuzey Kutbu’nda patlamayı bekleyen dev bir cıva bombası olabilir” diyor.

Alaska boyunca Bering Denizi’ne akan Yukon Nehri, kıyıları boyunca donmuş toprağı aşındırıyor ve aşağıya tortu taşıyor. Dünya ısındıkça, permafrost, yan, toprağın sürekli donmuş halde olduğu zemin katmanı daha hızlı aşınıyor. Permafrost çözülmeye başladığında ise içerdiği cıva gibi zehirli maddeler serbest kalıyor.

Eriyen permafrosttan salınan cıva bugün toksik bir tehdit oluşturmasa da, etkisinin zamanla artacağı düşünülüyor. İnsanlar tarafından tüketilen balıklar ve vahşi hayvanlarla birlikte besin zincirinde yavaş yavaş biriken civanın gelecekte tehdit oluşturması son derece muhtemel.

Güney Kaliforniya Üniversitesi Dornsife Edebiyat, Sanat ve Bilim Fakültesi’ndeki (USC) araştırmacılar tarafından yayınlanan yeni bir çalışma, Kuzey Kutbu’ndaki cıva sorununun kapsamını ölçmenin daha doğru yollarını araştırıyor.

Kuzey Kutbu’nda neden cıva var?

Doğal atmosferik sirkülasyon, kirli maddelerin daha yüksek enlemlere doğru hareket etme eğiliminde olduğu anlamına geliyor.

Bu da cıvanın Kuzey Kutbu’nda birikmesine ve burada bitkiler tarafından emilerek ölmesine ve toprağın bir parçası haline gelmesine yol açıyor. Civa, toprağın tüm yıl boyunca donmuş halde kaldığı permafrostta donarken, binlerce yıl boyunca toprakta cıva konsantrasyonları birikmiş oluyor. Bu haliyle özellikle tehlikeli değil ancak toksik metal, toprak çözüldüğünde açığa çıkıyor, bu da iklim değişikliğinin giderek daha yaygın hale getirdiği bir durum.

Kuzey Kutbu küresel ortalamadan dört kat daha hızlı ısınıyor. Daha önce permafrost tarafından binlerce yıl boyunca tortu halinde tutulan bu cıva şimdi toprakla karışık buz katmanının giderek çözülmesi ile çevreye salınıyor.

Bu durum, Kuzey Kutbu’nda yaşayan 5 milyon kişi ve 2050 yılına kadar donmuş toprağın tamamen yok olması beklenen bölgelerde yaşayan 3 milyondan fazla kişi için büyük bir çevre ve sağlık tehdidi oluşturabilir.

USC Dornsife’da yer bilimleri ve çevre çalışmaları profesörü olan çalışmanın eş yazarı Josh West, “Kuzey Kutbu’nda patlamayı bekleyen dev bir cıva bombası olabilir,” diyor.

İçme suyu yoluyla cıva tüketme riski asgari düzeyde ve çoğu insan beslenmesinde bir miktar cıvaya maruz kalıyor. Aşınmış tortular da genellikle nehrin daha aşağılarına doğru yeniden yayılıyor. Bu hareketin dinamiklerini anlamak, Arktik topluluklara yönelik tehdidin boyutunu anlamak açısından hayati önem taşıyor.

Yeni araştırma, nehir tarafından permafrosttan salınan cıva miktarını ölçmek ve salınmayı bekleyen toplam cıvayı tahmin etmek için daha doğru bir yöntemi inceliyor.

Bu zehirli metalin seviyelerini tahmin etmek için kullanılan önceki yöntemler, toprak örnekleme derinliği gibi sınırlamalarla karşı karşıya ve bu da sonuçların büyük ölçüde değiştiği anlamına geliyor. Karot örnekleri permafrostun sadece en üstteki üç metresinden alınmıştı.

Çalışma bunun yerine daha derin toprak katmanlarına ulaşarak nehir kıyılarındaki ve kum setlerindeki tortularda cıvayı analiz etti. Zehirli metal seviyelerinin önceki çalışmalardan elde edilen daha yüksek tahminlerle tutarlı olduğunu tespit eden araştırmacılar, yöntemlerinin muhtemelen doğru olduğunu söylüyor.

Ekip ayrıca, Yukon Nehri’nin akışının önümüzdeki yıllarda nasıl değişebileceğini ve bunun cıva yüklü nehir kıyılarının erozyonunu nasıl etkileyebileceğini görmek için uyduları kullandı. Bu yöntemin, civanın hareketini tahmin etmeye yardımcı olacağını umuyorlar.

Araştırmacılar ayrıca, daha ince taneli tortunun iri taneli tortuya göre daha fazla cıva içerdiğini tespit etti. Bu da farklı toprak türlerinin farklı riskler oluşturabileceğini gösteriyor.

USC Dornsife’da doktora adayı ve çalışmanın sorumlu yazarı Isabel Smith, “Tüm bu faktörleri hesaba katmak, önümüzdeki birkaç yıl içinde permafrost erimeye devam ettikçe salınabilecek toplam cıva hakkında bize daha doğru bir tahmin verecektir,” dedi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Sosyal Yardım Alan Hane Sayısı 3,7 Milyonu Aştı

Ekonominin içinden geçtiği yüksek enflasyon süreci, olumsuz etkilerini göstermeye devam ediyor. 2018 yılında 2 milyon 588 bin 969 olan düzenli sosyal yardımlardan faydalanan hane sayısı, 2024 yılının ilk yarısında 3 milyon 786 bin 109’a kadar çıktı.

İktidar faiz artırımı ve ücretleri baskılama gibi yöntemlerle tüketimi azaltarak yüksek enflasyonla mücadele etmeye çalışıyor. Ancak bu durum milyonlarca çalışan ve emekli için enflasyon karşısında giderek fakirleşme sonucunu doğuruyor.

Birgün’den Mustafa Bildircin’in habereine göre; İktidarın sosyal yardım karnesi de Türkiye’deki milyonlarca yurttaşın yaşamını ancak sosyal yardımlar ile sürdürebildiğini ortaya koydu. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Ocak-Haziran 2024 döneminde düzenli sosyal yardımlardan yararlanan hane sayısını paylaştı. Veriler, yoksulluk tablosunu bir kez daha gözler önüne serdi.

Bakanlığın verilerine göre, “Türkiye’nin uçuşa geçeceği” iddia edilen 2018 yılı itibarıyla yoksulluk uçtu. 2018 yılında 2 milyon 588 bin 969 olan düzenli sosyal yardımlardan faydalanan hane sayısı, 2024 yılının ilk yarısında 3 milyon 786 bin 109’a kadar çıktı.

Yoksulluğa mahkûm edilen ve düzenli sosyal yardımlardan yararlandırılan hane sayısında yıllar itibarıyla yaşanan değişim ise şöyle sıralandı:

2018: 2 milyon 588 bin 969
2019: 2 milyon 501 bin 106
2020: 2 milyon 450 bin 80
2021: 2 milyon 476 bin 457
2022: 3 milyon 780 bin 424
2023: 4 milyon 444 bin 73
2024 (Ocak-Haziran): 3 milyon 786 bin 109

Düzenli sosyal yardımlardan yararlanan hanelerin yanı sıra, elektrik tüketim desteğinden yararlanan hane sayısında da çarpıcı artış yaşandı.

Türkiye’de giderek derinleşen yoksulluğa yönelik, “Işıklar ancak sosyal yardımla yanıyor” eleştirilerinin haklılığını ortaya koyan verilere göre, 2019 yılında 2 milyon 420 bin 915 olan elektrik tüketim desteğinden yararlanan hane sayısı, Haziran 2024 itibarıyla kayıtlara, 3 milyon 687 bin 498 olarak geçti.

Paylaşın

Erdoğan’ın 6 Aylık Koruma Giderleri 90 Bin Emekli Maaşına Eşit

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın korumalarının bağlı olduğu Cumhurbaşkanlığı Koruma Daire Başkanlığı, 2024 yılının ilk 6 ayında 1 milyar 133 milyon lira harcadı.

Bu harcama en düşük emekli aylığı olan 12 bin 500 lira ile kıyaslandığında, yaklaşık 90 bin emeklinin bir aylık maaşına denk geliyor.

Cumhurbaşkanlığı Koruma Dairesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanı sıra ailesini de koruyor.

Emniyet Genel Müdürlüğü’nün (EGM) verilerine göre, bu yılın ilk altı ayında Erdoğan’ın korumalarının bağlı olduğu Cumhurbaşkanlığı Koruma Daire Başkanlığı, 1 milyar 133 milyon TL harcadı.

BirGün’den İsmail Arı’nın haberine göre; Cumhurbaşkanlığı Koruma Dairesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanı sıra ailesini de koruyor.

Başkanlığın görev tanımı şöyle: ‘‘Cumhurbaşkanlığı Koruma Dairesi Başkanlığı, Cumhurbaşkanı ve aile bireylerinin can güvenliği ve saygınlığı başta olmak üzere, konut, çalışma yeri, her türlü ulaşım vasıtası ile intikali esnasında, yakın koruma hizmetlerinden sorumludur. Ayrıca Cumhurbaşkanlığı’na ait tüm yerleşkelerin ve Cumhurbaşkanı’nın bulunduğu her türlü bina ve tesisin güvenliğini sağlamakla görevlidir.’’

Cumhurbaşkanlığı Koruma Dairesi’nin 2024’ün ilk yarısında yaptığı harcama 2023 yılının tamamında yapılan harcamayı geçti. Yıllara göre Cumhurbaşkanlığı Koruma Dairesi’nin harcamaları şöyle:

2020 – 263 milyon TL
2021 – 306 milyon TL
2022 – 526 milyon TL
2023 – 1 milyar TL
2024 – (İlk altı ayda) 1,1 milyar TL

Paylaşın

“İran, İsrail’e Misilleme Yapmayı Erteleyecek” İddiası

İran’ın Hamas lideri İsmail Haniye ve Hizbullah komutanlarından Fuad Şükür suikastlerinden sorumlu tuttuğu İsrail’e yönelik misillemeyi ertelediği iddia edildi.

Hamas’ın siyasi lideri İsmail Haniye, 31 Temmuz’da Tahran’da düzenlenen suikastte hayatını kaybetmişti. Hizbullah’ın üst düzey komutanlarından Fuad Sükür, Beyrut’ta İsrail’in düzenlediği bir hava saldırısında yaşamını yitirmişti.

Daha öncede Umman’ın arabuluculuğunda üst düzey bir ABD heyetinin gizlice Tahran’a gittiği ve İsmail Haniye suikastına doğrudan veya dolaylı olarak karıştığı düşünülen 10 Mossad ajanının ismini İran’a verdiği öne sürülmüştü.

New York Times’ta yer alan habere göre; ABD’li, İranlı ve İsrailli yetkililer İran’ın Tahran’da üst düzey Hamas liderine düzenlenen suikast nedeniyle İsrail’e karşı planladığı misillemeyi erteleyerek arabuluculara Gazze Şeridi’ndeki savaşı sona erdirecek bir ateşkes için zaman tanımasının beklendiğini ifade etti.

Üst düzey ABD’li, İsrailli, Mısırlı ve Katarlı yetkililer, İsrail ve Hamas arasında kalan anlaşmazlıkları çözmek amacıyla Katar’ın başkenti Doha’da bir araya geldi. Görüşmeler sona ererken ABD, Mısır ve Katar’dan yapılan ortak açıklamada her iki tarafa da bir “köprü kurma önerisi” sunulduğu belirtildi. Bu üç hükümetten üst düzey yetkililerin önümüzdeki hafta sonundan önce Kahire’de yeniden bir araya gelmesi bekleniyor. Bu zaman çizelgesinin İran’ın değerlendirmelerini değiştirip değiştirmeyeceği net değil.

İki haftayı aşkın bir süredir bölge, Hamas’ın siyasi kanadının lideri İsmail Haniye ve İran’ın desteklediği Lübnanlı silahlı grup Hizbullah’ın üst düzey komutanlarından Fuad Şükür’ün öldürülmesine İran’ın öncülüğünde yapılacak misillemeyi merakla bekliyordu. İran ve Hizbullah’ın intikam yeminleri bölgesel topyekûn savaş korkularını artırdı.

Görüşmelerin ilk gününün sona ermesinin ardından Katar Başbakanı Muhammed bin Abdulrahman Al Sani, İran Dışişleri Bakanı Ali Bagheri Kani’yi aradı. İki İranlı yetkiliye ve telefon görüşmesi hakkında bilgi sahibi olan üç yetkiliye göre Al Sani, Doha’daki ateşkes görüşmeleri göz önüne alındığında İran’ı herhangi bir gerilimden kaçınmaya teşvik etti.

Beş İsrailli yetkiliye göre İsrail istihbaratı Hizbullah ve İran’ın roket ve füze birimlerindeki teyakkuz seviyesini düşürdüğünü değerlendirdi. Yetkililer, İsrail’in artık İran’ın öncülüğündeki (halihazırda birkaç kez ertelendiği anlaşılan) yanıtın daha sonraki bir tarihte gerçekleşeceğine inandığını söyledi. Yetkililer, olayların akışkanlığı göz önüne alındığında değerlendirmelerinin hızla değiştiği konusunda uyarıda bulundular.

İstihbarat yetersiz ve sık sık değişiyor; İran ve Hizbullah’ın da durumu sürekli değerlendirdiği biliniyor. Katar Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada Al Thani’nin Doha’daki görüşmelerin sona ermesinin ardından Bagheri Kani ile tekrar görüştüğü belirtildi. Bakanlık, her iki üst düzey yetkilinin de “bölgede sükûnet ve gerilimin azaltılması” ihtiyacını vurguladığını belirtti.

Geniş çaplı bölgesel çatışma korkusu

Daha geniş çaplı bir bölgesel çatışma korkusu, İsrail’in Gazze’de on binlerce Filistinlinin ölümüne ve yerleşim bölgesinin büyük bir bölümünün tahrip olmasına neden olan saldırısının yol açtığı yıkımı daha da derinleştirme tehdidinde bulunuyor. İsrailli yetkililere göre Hamas’ın İsrail’in güneyine düzenlediği ve yaklaşık 1.200 kişinin ölümüne, 250 kişinin de Gazze’ye kaçırılmasına yol açan geniş çaplı sürpriz saldırının ardından İsrail savaşı başlattı.

İsrail ve Hamas, Gazze’de Filistinli tutuklular için tutulan 115 canlı ve ölü rehinenin kademeli olarak serbest bırakılmasını öngören üç aşamalı bir ateşkes anlaşması üzerinde aylardır aralıklarla müzakere ediyor. Anlaşmanın şartlarına göre İsrail Gazze’deki güçlerini geri çekecek ve her iki taraf da nihayetinde kalıcı bir ateşkese varacaktı.

İsrail ve Hamas arasındaki bazı kilit anlaşmazlık noktaları, defalarca yapılan görüşmelere rağmen çözüme kavuşturulamadı. Hamas, İsrail Başbakanı Netanyahu’nun oyalama taktiği olarak nitelendirdiği son müzakere turuna katılmayı reddetti. Ancak konuyla ilgili bilgi sahibi yetkililere göre Hamas yetkilileri, zirvede önemli bir ilerleme kaydedilmesi halinde arabulucularla görüşmeye istekli olduklarını dile getirmişlerdi.

Netanyahu son haftalarda İsrail’in anlaşma şartlarını sertleştirdi ve Hamas’ın yeniden silahlanmasını önlemek için İsrail askerlerinin Mısır sınırının Gazze tarafında kalmasını istedi. Geçtiğimiz birkaç gün içinde Batılı diplomatlar İsrail ve İran arasında beklenen gerilimi önlemek amacıyla defalarca bölgede mekik dokudular. İngiltere ve Fransa dışişleri bakanları, devam eden ateşkes görüşmelerinin yanı sıra İsrail ve Hizbullah arasında topyekûn savaşı önleme girişimlerini görüşmek üzere İsrail’e geldi.

Lübnan devlet medyasına göre, Beyrut’ta Lübnanlı yetkililerle bir araya gelen Mısır Dışişleri Bakanı Badr Abdelatty, Gazze’de ateşkesin bölgedeki “tırmanışı durdurmanın temeli” olduğunu söyledi. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ise İsrail-Hamas savaşının 10 aydan uzun bir süre önce başlamasından bu yana bölgeye dokuzuncu ziyaretini gerçekleştireceğini açıkladı. İsrail başbakanlık ofisinden yapılan açıklamada Netanyahu’nun Blinken ile görüşeceği belirtildi.

(Kaynak: gazeteoksijen.com)

Paylaşın

Özel’den “Cemevleri” Çıkışı: Alevilerin İbadethanesidir

Hacı Bektaş-ı Veli anma etkinliklerinde konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Türkiye, vicdanları yaralayan, bir türlü açıkça ifade edilmeyen bir ayrımcılıkla Alevilere eşit vatandaşlık haklarını vermemiştir” dedi ve ekledi:

“Yürürlükte olan Anayasa’daki tüm ifadelere rağmen kanun yaparken ve uygularken Alevi vatandaşlara eşit vatandaşlık hakkı verilmeyip ötekileştirilmektedir. Haklı talepleri duymazdan gelinmektedir. Cemevleri, Aleviler için ibadethanedir, bizler için de ibadethane olacaktır. Bu anayasal hak kabul edilene kadar sizin mücadeleniz benim mücadelemdir.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özel Özel, Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesindeki Cumhuriyet Kent Meydanı’nda düzenlenen “61. Ulusal, 35. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma, Kültür ve Sanat Etkinlikleri”ne katıldı.

Etkinliğe ayrıca, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş ile birçok siyasi parti ve sivil toplum örgütü temsilcisi de katıldı.

Etkinlikte Özgür Özel bir konuşma yaptı. Hacı Bektaş Veli’nin ektiği tohuma yoldaş olacağına, ortak mücadeleden geri durmayacağına söz verdiğini dile getiren Özel, şu ifadeleri kullandı: “Bu topraklarda çok acı dönemler yaşandı. Yüzyıllardır kan, gözyaşı ve zulüm bir durduysa üç yürüdü. Kerbela’da akan kan Çorum’da, Maraş’ta, Sivas’ta akmaya devam etti. Kerbela’nın direnci sokak ortasında katledilen gazetecilerin, sendikacıların, bilim insanlarının, Berkin Elvan’ların cenaze törenlerinde vardı.

Kerbela’nın yası, kimi zaman Berkin’in kimi zaman Ali İsmail’in, Abdullah Cömert’in mezarının başına bir sis gibi kondu. Hünkarın yolundan gidenler, nefis karanlığını marifet ışığıyla, gönül karanlığını aşk işiyle aydınlatmaya devam ettiler. Ellerine bir gün silah almadan, şiddete hiç başvurmadan, cahiliye döneminin araçlarına başvurmadan mücadelelerine devam ettiler. Mazlumlar, zalimin kötülüğüne ne boyun eğdi, ne ortak oldu.

Madımak’ın bir utanç müzesi olana kadar mücadeleye devam edeceklerini söyleyen Özel, barış, adalet, bilim ve umuda giden yolculuğu temsil ettiklerini ifade etti. Kültür ve Turizm Bakanlığının düzenlediği “Hacı Bektaş Veli’nin Hakk’a Yürüyüşünün 753. Yıl Dönümü Anma Etkinlikleri”ni eleştiren Özel, şöyle konuştu:

“İktidar partisinin burada yıllardır süren bir geleneği yok sayarak, buradaki canlıların meşru resmi siyasi temsilcilerini dışlayarak, 15 Ağustos akşamı apar topar alternatif bir tören tertip etmelerini en başta Hacı Bektaş’ın mirasına yapılmış büyük bir saygısızlık olarak görüyor ve kınıyorum. Bugün Alevilerin en etkin şekilde çözüm bekleyen, katkı bekleyen sorunları var. Türkiye, vicdanları yaralayan, bir türlü açıkça ifade edilmeyen bir ayrımcılıkla Alevilere eşit vatandaşlık haklarını vermemiştir.

Yürürlükte olan Anayasa’daki tüm ifadelere rağmen uygulama sırasında ve kanun yaparken, kanunları uygularken Alevi vatandaşlara eşit yurttaş muamelesi yapılmamakta, ayrımcılığa tabi tutulmakta, ötekileştirilmekte ve haklı talepleri duymazdan gelinmektedir. Cemevleri Aleviler için ibadethanedir. Bizler için de ibadethane olacaktır. Bu yasal hak tanınana, bu anayasal hak kabul edilene kadar sizin mücadeleniz benim mücadelemdir.

Camilerin ibathane görülüp, Cemevlerinin ibadethane sayılmadığı, ÇEDES programı altında laik eğitim örselenip, katledildiği, Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı adıyla Alevilerin kabul etmediği bir kurumun ve işleyişin oluşturulduğu ve maalesef vaktiyle ‘Cemevi cümbüş evi’ diyen, cem ile cümbüşü bir tutan yönettiği bu ülkede cümbüşün yeri Kültür Bakanlığı olduğu kabuluyle bir inancı Kültür Bakanlığına bağlayarak bu hakareti, bu hor görmeyi kurumsallaştıran bir anlayışa itiraz ediyoruz. Haklı itirazlarınızın yanındayız.”

Paylaşın

“Düşük Eğitimli Nüfus” Oranında Türkiye Avrupa’da Birinci Sırada

Türkiye, Avrupa’da “düşük eğitimli” nüfusun açık ara en yüksek paya (yüzde 61,8) sahip olduğu ülke oldu. Düşük eğitim okul öncesi, ilköğretim ve alt ortaöğretimi kapsıyor.

Eurostat Avrupa genelindeki eğitim seviyelerinin oranlarını ortaya koyan bir istatistik yayımladı.

Avrupa Birliği’ndeki (AB) ya da aday ülkelerde 25-74 yaş arası yetişkinliklerin eğitim seviyelerini ortaya koyan istatistikte İskandinav ve Baltık ülkelerinde yükseköğretim mezunlarının oranı AB ortalamasından yüksekken, Türkiye, düşük eğitimli nüfusun açık ara en yüksek paya (yüzde 61,8) sahip olduğu ülke oldu.

Çalışmada eğitim seviyeleri üç kategoriye ayrıldı. Buna göre “düşük seviye” okul öncesi, ilköğretim ve alt ortaöğretim (ISCED seviyeleri 0-2), “orta seviye” lise ve lise sonrası yükseköğretim dışı eğitim (ISCED seviyeleri 3 ve 4) ve “yüksek seviye,” yükseköğretim (ISCED seviyeleri 5-8) içerdi.

İsveç ve Norveç, yükseköğretim mezunlarının yüzde 45’inden fazlasıyla üçüncü ve dördüncü sırada yer almıştır. Letonya’da ise nüfusun yüzde 44’ü yükseköğretim derecesine sahip. Diğer İskandinav ve Baltık ülkeleri de yükseköğretim mezunları açısından AB ortalamasının üzerinde yer almakta.

Türkiye’de ise yükseköğrenim mezun oranı yüzde 20,6. Onu takip eden İtalya yüzde 18,5, sıranın en altında ise Romanya yüzde 17,4 ile yer almakta.

Birleşik Krallık’ta 25-74 yaş arası nüfusun yüzde 43,5’i yüksek öğrenim görmüş kişilerden oluşuyor ki bu oran AB’nin “Dört Büyük” olarak adlandırılan ülkelerinin üzerinde. Fransa (yüzde 38,2) bu ülkeler arasında en yüksek paya sahipken, onu İspanya (yüzde 38) takip ediyor.

Genel ve mesleki yönelimden oluşan orta eğitim düzeyinin ayrıntılarına bakıldığında, mesleki eğitimin payının birçok ülkede oldukça yüksek olduğu görülmekte.

Çekya (yüzde 63,9), Polonya (yüzde 52,2) ve Almanya (yüzde 47,4) dahil olmak üzere dokuz AB ülkesinde, orta eğitim düzeyinde mesleki yönelime sahip kişilerin payı yüzde 45’in üzerinde. Türkiye ise 36,2 oranı ile Avrupa Birliği hedefinin (yüzde 45) altında kalmış durumda.

Yükseköğretim mezunlarının payı Avrupa genelinde genç nüfus arasında önemli ölçüde artmakta. Bu durum, ülkelerin son yıllarda eğitim düzeylerindeki gelişmeleri de göstermekte. Bu nedenle, 25-34 yaş arası nüfusun eğitim seviyesi uluslararası kuruluşlar tarafından büyük ölçüde analiz edilmekte.

Verilerin mevcut olduğu 35 Avrupa ülkesinde, 25-34 yaş arası kadınların yükseköğrenim görme oranı erkeklerden daha yüksek. 2022 yılında, ortalama olarak yükseköğrenim görmüş kadınların oranı yüzde 47,6 iken, erkeklerin oranı yüzde 36,5.

Finlandiya hariç, İskandinav ve Baltık ülkelerinde cinsiyetler arasındaki fark kadınlar lehine önemli ölçüde daha yüksek. En yüksek fark İzlanda’da (yüzde 25,4 puan) tespit edilirken, Slovenya’da 23,8 puan ve Slovakya’da 22,8 puanlık fark göze çarpıyor.

Türkiye (1,3 puan), İsviçre (3,6 puan) ve Almanya (4,6 puan) ise farkın en az olduğu ülkeler, bu da yükseköğretim derecesine sahip kadın ve erkeklerin paylarının birbirine çok yakın olduğunu göstermekte. AB’de 25-74 yaş arası yükseköğrenim görmüş kişilerin oranı sürekli olarak artmakta. Bu oran 2004 yılında yüzde 19.1 iken 2022 yılında yüzde 31.8’e yükseldi.

Hayat boyu öğrenme: Eğitimdeki yetişkinler

İnsanların becerilerini güncellemeleri gerekebileceğinden yaşam boyu öğrenme de büyük önem taşıyor. Bu, yetişkinler için eğitim ve öğretime katılım olarak da bilinir.

Eurostat’a göre, yaşam boyu öğrenme, örgün, yaygın veya gayri resmi eğitim faaliyetlerini içerir. Amaç, katılımcılar arasında bilgi, beceri ve yeterlilikleri geliştirmektir. İşgücü piyasasında dijitalleşme ve otomasyon söz konusu olduğunda, yetişkin öğrenimi önemli bir unsur olarak öne çıkar.

2022 yılında, AB’de 25-64 yaş aralığında olup son 4 hafta içerisinde eğitim veya öğretime katılmış kişilerin oranı yüzde 11,9. Bu oran Bulgaristan’da yüzde 1,7 ve İsveç’te yüzde 36,2 arasında değişmekte. İskandinav ülkelerinde yetişkin öğrenimi oranı yüksekken, Balkan ülkeleri AB ortalamasına kıyasla önemli ölçüde daha düşük paylara sahip.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Fenerbahçe Uzatmalarda Yıkıldı; Ali Koç’a Yabancı Madde Atıldı

Süper Lig’in 2. hafta karşılaşmasında Göztepe ile Fenerbahçe, Gürsel Aksel Stadı’nda karşı karşıya geldi. Hakem Kadir Sağlam’ın yönettiği karşılaşma 2 – 2 sona erdi.

Haber Merkezi / Fenerbahçe’nin gollerini 45+3. dakikada Edin Dzeko ve 45+7. dakikada En – Nesyri, Göztepe’nin gollerini ise 68. dakikada Koray Günter ve 90+5. dakikada Romulo Cardoso kaydetti.

Fenerbahçe, bu sonuçla puanını 4’e, Göztepe ise 2’ye yükseltti.

Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, güvenlik ekipleriyle birlikte Göztepeli taraftarların olduğu güney kale arkası tribününde geçip Fenerbahçeli futbolseverlerin maçı izlediği alana girdi.

Güvenlik önlemleri altında tribünden ayrılarak oyuncuların çıkış tüneline hareket eden Başkan Koç’a tribünlerden şişe ve yabancı maddeler atıldı. Bir şişenin isabet etmesiyle Ali Koç yerde kalırken daha sonra ev sahibi kulüp görevlileri ile Ali Koç ve korumaları arasında arbede yaşandı.

Goller

45+1. dakikada ceza sahası içinde Djalma ile ikili mücadeleye giren Osayi Samuel’in yerde kaldığı pozisyonda hakem penaltı kararı verdi. 45+3. dakikada penaltıyı kullanan Dzeko, meşin yuvarlağı filelerle buluşturdu: 0-1.

45+7. dakikada Szymanski’nin pasıyla ceza sahası içinde meşin yuvarlakla buluşan En-Nesyri’nin kafa vuruşunda top ağlara gitti: 0-2.

68. dakikada Göztepe atağında sağ kanattan kullanılan kornerde Tijanic’in ortasında penaltı noktasına yakın bir yerde bulunan Koray Günter’in kafa vuruşunda top ağlarla buluştu: 1-2

90+5. dakikada Göztepe’de sağ kanattan atağa katılan Taha’nın ortasında Juan topu göğsüyle indirdi. Penaltı noktası yakınında topla buluşan Romulo’nun şutunda top Livakovic’in solundan ağlarla buluştu: 2-2

Stat: Gürsel Aksel

Hakemler: Kadir Sağlam, Volkan Ahmet Narinç, Ogün Kamacı

Göztepe: Arda Özçimen, Heliton, Koray Günter, Lasse Nielsen (Taha Altıkardeş dk. 90), Djalma Silva (Malcom Bokele Mputu dk. 55) Anthony Junior Dennis, Novatus Dismas, Doğan Erdoğan (Ahmed İldiz dk. 66), Isaac Solet (David Tijanic dk. 66), Kubilay Kanatsızkuş (Juan dk. 55), Romulo

Fenerbahçe: Dominik Livakovic, Bright Osayi-Samuel (Mert Müldür dk. 74), Rodrigo Becao, Çağlar Söyüncü, Jayden Oosterwolde, İsmail Yüksek, Sebastian Szymanski, Dusan Tadic (Rade Krunic dk. 87), Allan Saint-Maximin (Ferdi Kadıoğlu dk. 74), Edin Dzeko, Youssef En Nesyri (Cenk Tosun dk. 88)

Goller: Edin Dzeko (dk. 45+3 pen.), Youssef En Nesyri (dk. 45+7) (Fenerbahçe), Koray Günter (dk. 68), Romulo (dk. 90+5) Göztepe

Paylaşın

Devlet Bahçeli, Seçim İçin 2028’i İşaret Etti

Muhalefetin erken seçim açıklamalarına yanıt veren Devlet Bahçeli, AK Parti’nin emin, güçlü ve kendine güven duyan adımlarla mücadelesini sürdüreceğine, 2028 seçimlerine kadar Cumhur İttifakı çatısı altında ihtiyaç duyulan zincirleme reformları hayata geçireceğine inancım tamdır” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bilinmesini özellikle arzu ederim ki, Türkiye’nin gündeminde seçim yoktur. Herkes siyasi ve ideolojik hesabını bu şaşmaz gerçeğe muvafık yapmak durumundadır. Küçük ortak diyerek bize karşı tariz dolu ifadeler kullananlara diyeceğim odur ki, millet bizi nerede görmek istiyorsa biz oradayız. Cumhur İttifakı olarak yolumuza azim ve inançla devam ediyoruz.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, MHP grubunun TBMM’nin olağanüstü oturumuna katılmaması hakkındaki eleştirilere yazılı açıklama ile yanıt verdi. Bahçeli, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“Gerek Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gerekse de Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş süreci çetin mücadelelere sahne olmakla birlikte bağımsızlık özlemi çeken toplum veya milletlere de ilham kaynağı olmuştur. Milli Mücadele’de sergilenen kahramanlıklar, serpilen fedakarlıklar esaret ve sömürü pençesinde kıvranan coğrafyalara kuşkusuz ruh ve umut vermiştir.

Türk milleti tarihin her döneminde zulme direnmiş, zalimlere sesini ve sözünü yükseltmiştir. Doğal olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi milli iradenin tecelligahı olması münasebetiyle elbette haksızlığa ve saldırıya maruz kalmış soydaşlarımızın ve din kardeşlerimizin tercümanı olmayı kararlılıkla, hatta tarihsel bir sorumluluk şuuruyla üstlenmiştir.

Filistin Devlet Başkanı Sayın Mahmud Abbas’ın 15 Ağustos 2024 tarihinde Gazi Meclis’te yaptığı muazzam seslenişini bu kapsamda ele almak lazımdır. O gün, dünyanın gözü Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne çevrilmiştir. Vatan kurtaran ve devlet kuran bir irade kudretinin Filistin davasına kucak açması, bu vesileyle Sayın Abbas’ın tarihi nitelikli konuşmasının bölgesel ve küresel yankılarının doğması hakikaten mühim ve müstesna bir gelişmedir.

Ancak 15 Ağustos 2024 tarihinde dünyanın siyasi ve diplomasi ağırlık merkezine yerleşen, tüm dikkatleri üzerine çeken Gazi Meclis’te bir gün sonra vuku bulan hazin ve talihsiz olaylar maalesef bir gün öncesini gölgede bırakmıştır. Bu tablo son derece üzücüdür.

Hakkında kesinleşmiş mahkumiyet kararı olmasına rağmen TİP’li Can Atalay’ı cezaevinden çıkarıp Meclis’e taşımak isteyen siyasi provokasyon mekanizması bütün tahrik ve tertibiyle ortalığı karıştırmıştır. Kürsü masuniyetini maksatlı ve marazi şekilde çarpıtan TİP’in devlet ve millet muhalifi bir milletvekilinin nefret saçan sivri sözleri tansiyonu kanama noktasına kadar çıkarmıştır.

Fakat kahırdan lütuf doğmuş, gölgelenmiş Gazi Meclis’te şafak sökmüştür. Nitekim Can Atalay konusu tamamıyla kapanmıştır. DEM’lenmiş CHP’nin maskesi bir kez daha düşmüştür. Anayasa’ya aykırı işlem tesis eden, kendi içtihatlarını hiçe sayan Anayasa Mahkemesi’nin laçkalaşmış hak ihlali kararı Türk milletinin iradesiyle çöpe atılmış, kanunsuzluğa geçit verilmemiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi, baştan ayağa sulandırılan ve asıl bağlamından kopartılan Can Atalay meselesinin görüşüldüğü Meclis oturumuna katılmamıştır. Çünkü DEM’lenmiş CHP’nin, marjinalleşmiş TİP’in, PKK aparatlarının, Türkiye ve Türk milleti aleyhine periyodik kararlar alan Anayasa Mahkemesi’nin nasıl bir tezgahın faili olduklarının apaçık deşifresi görülsün istenmiştir.

Ayrıca tezahür eden önemli bir sonuç ise şudur: Cumhur İttifakı’nın kurucularından AK Parti, Milliyetçi Hareket Partisi olmadan da gereğini yapmış, takdire şayan bir duruşla haksızlığa, hukuksuzluğa ve eşkıyalığa müsaade etmemiştir. Küçük ortak nerede diyenler ağızlarının payını almış, biz olmadan da milletimizin beklentisine müzahir bir karar alınmıştır. Bunun yanı sıra dünkü oylama Türkiye’nin birinci partisi olarak AK Parti’yi tekraren işaret ve teyit etmiştir.

31 Mart 2024 Mahalli İdareler Seçimlerinden sonra DEM’lenmiş CHP’yi parlatanlar, “birinci parti, anketlerde açık ara önde” masalını devamlı surette anlatanlar Can Atalay kararıyla kara propagandanın silinip atıldığına bizatihi şahit olmuşlardır. AK Parti’nin emin, güçlü ve kendine güven duyan adımlarla mücadelesini sürdüreceğine, 2028 seçimlerine kadar Cumhur İttifakı çatısı altında ihtiyaç duyulan zincirleme reformları hayata geçireceğine inancım tamdır.

Bilinmesini özellikle arzu ederim ki, Türkiye’nin gündeminde seçim yoktur. Herkes siyasi ve ideolojik hesabını bu şaşmaz gerçeğe muvafık yapmak durumundadır. Küçük ortak diyerek bize karşı tariz dolu ifadeler kullananlara diyeceğim odur ki, millet bizi nerede görmek istiyorsa biz oradayız. Cumhur İttifakı olarak yolumuza azim ve inançla devam ediyoruz.”

Paylaşın