Son 22 Yılda Mahkum Sayısı Yüzde 500 Arttı

AK Partinin iktidara geldiği dönemin başlarında yani 31 Aralık 2002 tarihi itibarıyla hapishanelerde yaklaşık 60 bin mahkum bulunurken aradan geçen 22 yılda, mahkum sayısında yüzde 500 artış yaşandı. 2024 Ekim tarihi itibarıyla hapishanelerde olan mahkum sayısı 362 bin 422’ye ulaştı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, son dönemde tırmanışa geçen kadına şiddet, çocuk istismarı, uyuşturucu, yaralama başta olmak üzere suç oranlarındaki artışı gözler önüne seren bir rapor yayımladı. Rapor, güvenlik politikalarının ve sosyal önleyici tedbirlerin yetersizliğini gözler önüne serdi.

BirGün’ün aktardığı rapora göre; AKP’nin iktidara geldiği dönemin başlarında yani 31 Aralık 2002 tarihi itibarıyla hapishanelerde yaklaşık 60 bin mahkum bulunurken aradan geçen 22 yılda, mahkum sayısında yüzde 500 artış yaşandı. 2024 Ekim tarihi itibarıyla hapishanelerde olan mahkum sayısı 362 bin 422’ye ulaştı.

31 Aralık 2023 tarihinde hapishanelerde bulunan mahkum sayısı 291 bin 911 iken 1 Ekim 2024 tarihinde ise 362 bin 422’ye yükseldi. Yani 9 ayda tahliye olanlar hesaba dahil edilmeden 70 bin 511 kişi daha hapse girdi. Bu veriler üzerinden bakıldığında ayda 7 bin 835, haftada ise bin 958 kişinin mahkum olduğu görüldü.

Hapishanelerde hırsızlık, konut dokunulmazlığı ihlali, kasten yaralama, uyuşturucu satmak / kullanmak, dolandırıcılık gibi suç türlerinin mahkum sayısının yarısına denk geldiğine dikkat çeken Ağbaba, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Bu da Türkiye’nin ceza adaleti sistemi ve toplumsal yapısı üzerinde derin etkiler yaratan bir sorun haline gelmiştir. Son yıllarda, çeşitli suç tiplerinde yaşanan artış ve yargı süreçlerindeki yoğunluk, cezaevi nüfusunun hızla büyümesine yol açmıştır. Bu durum, ceza infaz kurumlarındaki kapasite sorunlarını daha da belirgin hale getirirken, mahkumların rehabilitasyonu ve topluma kazandırılması konularında da önemli zorluklar doğurmaktadır. Bu artışın nedenleri ve sonuçları, hem hukuki hem de toplumsal açıdan detaylı bir inceleme gerektirmektedir.”

Türkiye’de suç işleme yaşının düşmesinin toplum için ciddi bir alarm niteliği taşıdığını kaydeden Ağbaba, “Gençlerin suça yönelmesi, aile, eğitim ve sosyal yapıda derin sorunların varlığına işaret eder. Son günlerde toplum olarak herkesin üzerinde durduğu gençlerin suça sürüklenmesi konusu hapishanelerdeki çocuk mahkum sayılarına da belirgin olarak yansımaktadır” dedi.

2024 Nisan ayında çocuk mahkum sayısının 2 bin 912 iken 1 Ekim 2024 tarihinde 3 bin 532’ye yükseldiğini kaydeden Ağbaba, “6 ayda 620 çocuk suç işlediği için hapse girmiş” ifadelerini kullandı.

Suça bulaşan çocukların sayısındaki artışın, Türkiye’de toplumsal ve ailevi yapıların karşı karşıya olduğu önemli bir sorun olarak öne çıktığı ifade edilen raporda, özellikle ekonomik sıkıntılar, eğitim eksikliği, aile içi şiddet ve sosyal çevrenin olumsuz etkilerinin çocukları suça yönelten temel faktörler arasında yer aldığı ifade edildi.

Genç yaşta suça karışan bireylerin sayısındaki artışın sadece güvenlik açısından değil, aynı zamanda gelecekteki toplumsal refah ve uyum için de ciddi tehditler oluşturduğuna dikkat çekildi.

Raporda, şu ifadeler yer aldı: “2023 yılında 178 bin 834 çocuk suça sürüklenme sebebiyle güvenlik birimlerine gelmiş veya getirilmiş. Güvenlik birimine getirilen çocuklar, %39,8’ine yaralama, %20,8’ine hırsızlık, %7,7’sine pasaport kanununa muhalefet, %4,9’una uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak, satmak veya satın almak, %4,0’ına ise tehdit suçları nedeniyle işlem yapılmıştır.

Ülkemizin aydınlık geleceği çocuklarımızın çok küçük yaşta suça sürüklendiği ve ailerin tedirgin olduğu bir dönemden geçiyoruz. Siyaset üstü olan bu konuda çocuklarımız ve geleceğimiz için atılacak adımları bütün siyasi partiler ve sivil toplum örgütleri ile detaylı şekilde araştırmak ve çözüm yollarını bulmak gerekiyor.

Suç oranının her geçen gün arttığı ülkemizde diğer üzücü bir durum ise suç işleme yaşının da düşmesidir. 2023 yılı içinde 11 yaş altı 9 bin 935 çocuk suça sürüklendiği için güvenlik birimlerine getirilmiştir. Oyun çağında ve eğitimle geleceğini örmesi gereken bu çağdaki çocuklarımızın suça bulaşması çok ama çok dikkate alınması gereken bir konudur.”

Bir yıl içinde 190 bin çocuğun suça sürüklenmesinin çok vahim bir durum olduğu kaydedilen raporda, “Bu durum, çocuklara yönelik koruyucu ve önleyici politikaların güçlendirilmesi gerekliliğini daha da acil hale getirmektedir. Çocukların erken yaşta suça bulaşması karşısında alınan önlemlerin yetersiz kalması, toplumsal sorumluluğumuz açısından büyük bir eksikliktir. Suçun önlenmesi, sadece cezai yaptırımlarla değil, çocukların güvenli ve sağlıklı ortamlarda büyümelerini sağlayacak bütüncül politikalarla mümkündür. Eğitimde, aile yapısında ve sosyal destek sistemlerinde eksiklikler varken, çocukların suça sürüklenmesini sadece bireysel hatalar olarak görmek yanıltıcıdır” denildi.

Raporda son olarak, “Erken yaşta suç eğilimi gösteren çocuklar ve gençler için koruyucu önlemler alınmalı ve topluma kazandırılmaları sağlanmalıdır” çağrısı yapıldı.

Paylaşın

Özgür Özel: CHP İktidarı İçin Gün Sayıyoruz

Partisinin Çanakkale’de gerçekleştirilen İl Belediye Başkanları toplantısında konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Bu iktidarı erken seçime zorlamak, erken seçimden sonra da onların unuttuklarına sahip çıkmak hepimizin görevi” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Çanakkale’de gerçekleştirilen İl Belediye Başkanları toplantısında konuştu. Artı Gerçek’in aktardığına göre; Yerel seçimlerden birinci parti çıktıklarını hatırlatan ve belediyelerin pek çok sorunu çözüğünü belirten Özel, yerel yönetimler tarafından çözülemeyen sorunlar da olduğunu belirtti ve şunları söyledi:

“Bu salonun çözdüğü sorunlar var, çözemediği sorunlar var. Çözemediğimiz sorun işsizlik. Çünkü yerel yönetimler istihdam yaratma imkânı olan ama an itibari ile zaten geçmiş dönemde de bu kadar büyük işsizlik varken hangi partide olursa olsun belediyenin tüm istihdam olanaklarının kullanıldığı, dolduğu hatta hepimiz biliyoruz ki aşıldığı süreçleri yaşıyoruz.

Belediyelerde inanılmaz personel fazlası var böyle bir dönemde yeni işsizler yaratamıyoruz, o personel giderleri de çok kritik. Ama yaratmamak için de çaba sarf ediyoruz. Ama bir yandan da her bir belediyemizde binlerce, on binlerce belediyenin boyutuna göre yapısına göre iş başvuruları var. Bu konu en çok zorlandığınız konu, bunu biliyoruz. Ve bu sorunu çözmek için de CHP iktidarı için gün sayıyoruz.”

Erken seçim çağrısını yineleyen Özel, şöyle devam etti: “31 Mart‘ta kazandığımız başarıda yüzde 38’e varan oyda diğer partilerin oylarının olduğunu, bunun sarı kart olduğunu, onlara seçim meydanlarına söz verdiğimizi, bunu gerekçe göstererek bir erken seçim çağrısı yapmayacağımızı söylemiştim ve demiştim ki, ‘Şimdi sarı kartı gördünüz, seslerini duyma zamanı. Eğer emeklinin sesini duyarsanız, asgari ücretin sesini duyarsanız, çiftçinin, esnafın sesini duyarsanız ben bir erken seçim çağrısında bulunmayacağım.

Çünkü o zaman geçim olur ama duymazsanız o zaman geçim olmazsa seçim olur’ demiştik. O günden bugüne hükümet, bu bahsettiğim kırılgan kesimlerle ilgili parmağını oynatmadı. Asgari ücreti zamlanmadı, emekli 10 bin alıyordu, 12 bin 500 yaptı. Ocak ayındaki 10 bin lira, 12 bin 500 lira oldu. O 12 bin 500 lira ocaktaki 8 bin liranın alım gücünde şu anda. Yani daha dokuz ay geçmiş, eldeki para 2 bin lira daha zayıflamış, işlevsizleşmiş, satın alma gücü düşmüş. O yüzden hep birlikte itirazı yükseltmek, bu iktidarı erken seçime zorlamak, erken seçimden sonra da onların unuttuklarına sahip çıkmak hepimizin görevi.”

Paylaşın

MHP, “DEM Parti İle Diyalog” Şartını Açıkladı

MHP’li Feti Yıldız, “Türkiye Yüzyılı’nda terörün ve bölücülüğün ortadan kaldırılması önceliktir. O gelenekten gelen partilerin vesayetten kurtulması, özgürleşmesi lazım. Türkiye partisi oldukları anda konuşulur. Sonrası kolay diyoruz” dedi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, TBMM’nin açılışında DEM Partili isimlerle el sıkışması ve sonrasında gelen açıklamalar siyasetin gündemindeki yerini koruyor. “Yeni bir çözüm süreci başlar mı?” gibi soruların yanıtları aranırken Bahçeli’nin en yakın kurmaylarından biri olan MHP’li Feti Yıldız, konuya dair dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

MHP Hukuk ve Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılarından Feti Yıldız, Serbestiyet’ten Hilal Köylü’ye konuştu.

“Genel başkanımız Türkiye Yüzyılı’nda terörün sıfırlanmasının, bölücülük melanetinin ortadan kaldırılmasının öncelik olduğunu söyledi. Bunun yanlış anlaşılacak tarafı yok ki. -Aşımızı beraber taşıralım, işimizi birlikte artıralım. Huzur ve güvenliğimizi el ele çoğaltalım- dedi. Müthiş sözler” ifadelerini kullanan Yıldız, şöyle devam etti:

“Geldiğimiz bu dönemde bu sözlerin ve çağrının kıymeti tüm muhalefet partileri tarafından bilinmeli. Bunun bir tarafından çekiştirilerek -anayasa için, seçim için yapılıyor- gibi yorumlar bize göre çok sığ yorumlar. Terör, bölücülük Türkiye’nin enerjisini 40 yıl sömürdü. Yazıktır, günahtır. Bu mesele çok önemli, çok.”

Feti Yıldız, “Peki DEM’le karşılıklı diyalog zemini hazır mı? Bu diyalog, çözüm sürecini beraberinde getirir mi?” sorusuna da şöyle yanıt verdi: “Evet adım atmak gerekiyor. DEM’in terör belasından, onların vesayetinden kurtulması gerekiyor. Açıkçası özgürleşmesi lazım. Türkiye partisi oldukları anda konuşulur. Tek şart, kendilerini terör ve bölücülük melanetinden kurtarmalarıdır. Sonrası kolay diyoruz.”

Paylaşın

CHP’de Hedef “Partilerle Değil, Seçmenle İttifak”

Partilerle değil, seçmenle ittifak arayışında olduklarını kaydeden CHP kurmayları, “Siyaseten yürütülen temasların sokakta karşılığı olmadığını biliyoruz. Kurmaylar, halkın sorunlarını önceleyen, ‘Türkiye İttifakını’ sokakta sağlayacağız” görüşünü dile getiriyor.

Siyasette TBMM 28’inci Dönem Üçüncü Yasama Yılı’nın açılış törenindeki tokalaşmalarla verilmek istenen, “Ilımlı iklim” mesajları CHP’de temkinli karşılanıyor. AK Parti ve MHP’nin, DEM Parti’ye yönelik olumlu mesajlarının, “Çıkar uğruna” verildiğini düşünen CHP’liler, Meclis’te çok sayıda milletvekili ile temsil edilen ve milyonlarca yurttaşın oyunu alan bir parti ile görüşülmesinin, “Ilımlı iklim” gereği değil demokrasi gereği zaten gerçekleşmesi gerektiğinin altını çiziyor.

BirGün’den Mustafa Bildircin’in aktardığına göre; CHP’liler, “AK Parti – MHP Anayasa değişikliği için destek arayışında” yorumlarına karşın Cumhur İttifakı’nın Kürt seçmenle dış politikada destek arayışı kapsamında temas kurmak istediğini savunuyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “İsrail’in sıradaki hedefi Türkiye” söyleminin altının doldurulamadığının altını çizen CHP’liler, “Türkiye, İsrail ile ilgili süreçte yalnızlaşıyor. Özellikle bölgedeki Kürtlerin desteğini alamazsa iyice zayıflayacak” değerlendirmesinde bulunuyor.

AK Parti ve MHP’nin, DEM Parti’ye yönelik sert tutumunu anımsatan CHP’liler, “DEM Parti ile görüşmeleri kadar olağan bir şey yok. Bugüne kadar canavarlaştırmaları asıl sorundu” yorumunu yapıyor. Partilerle değil, seçmenle ittifak arayışında olduklarını kaydeden CHP kurmayları “Siyaseten yürütülen temasların sokakta karşılığı olmadığını biliyoruz. Halkın sorunlarını önceleyen, ‘Türkiye İttifakını’ sokakta sağlayacağız” görüşünü dile getiriyor.

Paylaşın

11 Yılda 754 Çocuk İş Kazalarında Hayatını Kaybetti

Emek Gençliği MYK üyesi Bilgesu Kiper, “Son 11 yılda en az 754 çocuk işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. Bu çocukları iş cinayetlerine sürükleyen koşullar gün gibi ortadadır; uzun çalışma saatleri, yetersiz güvenlik önlemleri ve patron baskısı” dedi.

Emek Gençliği, Mesleki Eğitim Merkezlerinde (MESEM) yaşanan ihlalleri ve iş cinayetleriyle ilgili raporunu Milli Eğitim Bakanlığı önünde açıkladı. ‘MESEM programı iptal edilsin, çocuk işçiliği son bulsun’ yazılı pankartın açıldığı eylemde, “çocuk işçiliğe son” sloganı atıldı. Artı Gerçek’ten Seda Taşkın’ın aktardığına göre; Emek Gençliği adına açıklamayı, MYK üyesi Bilgesu Kiper yaptı.

Hazırladıkları raporla çocukların MESEM eliyle ucuz bir emek gücü olarak sömürüldüklerini gözler önüne serildiğini belirten Kiper, “2002’den bu yana sürdürülen eğitim politikalarıyla gençler, beceri geliştirmekten uzak ve bilim dışı içeriklerle kuşatılmış, kapitalistlerin ucuz iş gücü ihtiyacını karşılamaya hizmet eden bir eğitim anlayışına mahkûm edilmiştir” dedi.

MESEM programının çocuk emeğinin sömürülmesini ‘yasal’ bir eğitim programıyla meşrulaştırarak her yaştan öğrenciyi ağır çalışma koşullarına sürüklediğini belirten Kiper, “Adeta ‘eti de kemiği de sizin’ denilerek, çocukların sağlıkları, çocuklukları ve gençlikleri sermayenin kâr hırsına feda ediliyor” açıklamasında bulundu. MESEM programının, küçük ve orta ölçekli işletmelerden Türkiye’nin en büyük sermaye gruplarına kadar geniş bir kesimin ucuz iş gücü ihtiyacını karşılamak için yürürlüğe konulduğunu aktaran Kiper, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Haftanın 4 günü işyerinde, sadece 1 günü okulda teorik eğitim alan öğrenciler, düşük ücretlerle çalıştırılıyor. Hatta patronların çoğu bu mevzuata uymuyor, MESEM öğrencileri pek çok işletmede haftanın 6 günü, 7 günü çalıştırılıyor. Ücretlerin işsizlik sigortası fonundan karşılanması ise bu programı sermaye için ‘bedava iş gücü’ haline getiriyor. Emekçi aileler, ekonomik zorunluluklar nedeniyle ve mesleki gelecek beklentisiyle çocuklarını bu programa yönlendirmek zorunda kaldığını ifade ediyor.”

MESEM’lerde çalışan çocuk işçilerle yapılan görüşmeler ve sahadan elde edilen verilerle raporun hazırlandığını belirten Kiper, tek adam rejiminin eğitim politikalarına karşı parasız, bilimsel ve demokratik eğitimi savunan kesimlere aynı zamanda bir mücadele çağrısı olduğunu söyledi. Raporda MESEM’lerin en temel sorunlarını sıralayan Kiper, bunların arasında; alınmayan işçi sağlığı ve güvenliği önlemleri, denetimsizlik, sermayeye aktarılan kaynaklar, yolsuzluklar ve usulsüzlükler olduğunu söyledi. Kiper, şöyle devam etti:

“Raporumuz MESEM’lerde yaşanan üç temel sorunu öne çıkarıyor. Son 11 yılda en az 754 çocuk işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. 2023 yılında ise MESEM kapsamında çalışan 9 çocuk işçi yaşamını yitirdi. Bu çocukları iş cinayetlerine sürükleyen koşullar gün gibi ortadadır; uzun çalışma saatleri, yetersiz güvenlik önlemleri ve patron baskısı. MESEM öğrencilerin mesai saatleri çoğu zaman ihlal ediliyor, patronların keyfi kararlarına göre çalıştırılıyorlar, tatil ve dinlenme hakları dahi gasp ediliyor.”

MESEM öğrencilerinin büyük bir kısmının, meslek edinmekten ziyade, ailelerinin geçimine katkıda bulunmak zorunda kaldığı için bu programa kaydolduğunu belirten Kiper, aldıkları ücret ise ne kendilerinin ne de ailelerinin ihtiyaçlarını karşılamaya yetmediğini vurguladı. Kiper, “MESEM programının ‘mesleki eğitim’ iddiası, bakanlığın yalanlarının aksine bir iddiadan ibarettir. Bu programın mesleki eğitimle hiçbir ilgisi yoktur. Öğrenciler, işyerlerinde fiilen bir işçi gibi çalıştırılıyor ve mesleki eğitimden koparılıyor. Eğitimcilerin desteğinden yoksun, iş kazalarına maruz kalıyor ve hatta fiziksel şiddet, dayak ve taciz gibi sorunlarla karşılaşıyorlar” dedi.

Kiper, mesleki eğitim politikalarının ortaokullara doğru genişletildiğini belirterek, “Milli Eğitim Bakanlığı, meslek liseleri bünyesinde ‘mesleki ortaokullar’ ve ‘zanaat atölyeleri’nin açılacağını müjdeliyor. MESEM programı başta olmak üzere mesleki eğitime yönelik her karar, sermaye örgütlerinin “sömürü cenneti Türkiye” hayalinin adım adım hayata geçirilmesinin aracı haline getiriliyor” dedi. Kiper, sömürü düzenine karşı mücadele etmeye devam edeceklerini vurguladı.

Kiper, daha sonra çağrılarının net olduğunu belirterek, taleplerini sıraladı:

MESEM programı amasız ve fakatsız, derhal iptal edilmelidir.
Öğrencilerin ihtiyaçlarına cevap verecek uygulama ve bilim odaklı, nitelikli mesleki eğitim sağlanmalıdır.
Öğrencilerin örgün eğitime devamını sağlamak için gerekli adımlar atılmalı ve her yurttaşın en temel hakkı olan eğitime erişimini güvence altına almak amacıyla, ihtiyacı olan tüm öğrencilere burs desteği verilmelidir.

“Sermaye işçi sınıfına kölelik, çocuklarımıza ölümü dayatıyor”

Daha sonra konuşan EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan, hazırlanan raporun MESEM’de çalıştırılan çocukların yaşadıkları sorunları açık bir şekilde ortaya koyduğunu belirterek, “MEB görevi ve sorumluluğu bütün çocukların bilimsel demokratik laik ve anadilde eğitim görmesini sağlamak üzere sorumluluk almalıdır” dedi. Bakanlığın sorumluluk almadığını belirten Aslan, konuşmasına şöyle devam etti:

“Bugün MESEM’lerle Türkiye’deki sermayeye küçük ve orta ölçekli işletmelerde çocukların sınırsızca sömürülebileceği alanlar açıyorlar. Çocuklarımız o izbe atölyelerde baskı, şiddet ve iş cinayetleriyle karşı karşıya kalıyorlar. MEB, sermaye bizden ne istiyorsa, biz MESEM’li öğrencileri onlara işgücü olarak vermeye hazırız. Yeter ki üretim olsun, para kazanılsın, fabrikalar üretim yapsın. Bu çocuklar o izbe atölyelerde hangi koşullarda çalışıyorlar, neler yaşıyorlar. Denetime gelince bir şey yok. Yüzlerce çocuğun can vermesi son 9 ayda 10’a yakın çocuğun hayatını kaybetmesi pek ilgilendirmiyor MEB’i.”

Çocuktan işçi olmayacağını belirten Aslan, 10-11 yaşındaki çocukların atölyelerde işsizlik sigortasından parasını verdiği ücretlerle patronların kasalarını doldurdukları bir sistemle karşı karşıya olduklarını söyledi. Aslan, “Sermaye işçi sınıfına kölelik dayatıyor çocuklarımıza ölümü dayatıyor. Çocuk yaşta köle olmayı dayatıyor. Bir an önce MESEM projelerini iptal edin. Meslek edindirme adı altında çocuklarımızın vahşice çalıştırılmasını, iş cinayetlerinde katledilmesini asla kabul etmiyoruz” açıklamasında bulundu.

Her çocuğa bir öğün ücretsiz yemek hakkını vermek yerine tekellere çok büyük kaynaklar aktarıldığını belirten Aslan, okullarda eğitim sisteminin temizlik işleri bütünüyle ailelerin sırtına yüklendiğini söyledi. Aslan, “Buna itiraz ediyoruz, buna karşı mücadele çağrısı yapıyoruz. Türkiye’deki bilim insanlarına, sendikalara, emek örgütlerine, akademisyenlere çağrımız şudur; çocuklarımızın geleceği ya MESEM’lerde karartılıyor ya da mahalle uyuşturucu çetelerin ellerine düşerek hayatları karartılıyor. Bunu karşı birleşik, örgütlü bir mücadeleyi vermemiz gerekiyor” dedi.

Paylaşın

Ahmet Türk’ten “Yeni Çözüm Süreci” Yorumu: Ne Değersiz Görelim Ne De Abartalım

Devlet Bahçeli ve Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamalarını değerlendiren DEM Partili Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk, “Ne değersiz görelim ne de abartalım” dedi.

Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk, Sözcü gazetesinden Aytunç Erkin‘in sorularını yanıtladı.

“Türkiye partisi” yorumlarını da değerlendiren Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk “Biz başından bu yana Türkiye partisiyiz. Meclis’te ne işimiz var, belediyelerde ne işimiz var” yanıtını verdi. Türk “Bu açıklamalara değer verdik. Siyasetçilerin birbirleriyle sohbet edeceği bir ortamın olması değerli. Kürtler de bu işin silahla çözülemeyeceğini görmeye başladı. Atılacak doğru adımlar sonucunda sıkıntı da olmaz” diye konuştu.

Türk’ün açıklamalarından öne çıkanlar şöyle: Türkiye’nin gerçeklerini ortaya koymak da bir sorumluluktur. Farklı kimlikler, inançlar var… Bunu savunduğunuz zaman Türkiye partisi olmaktan çıkıyor musunuz? Hayır! Demokratik bir cumhuriyet için bunları tartışmak gerekir. Bunları söylediğiniz zaman ‘bölücüsünüz’ deniyor. 33 yıldır siyasetin içindeyim. Toplumu ortak değerlerde buluşturmaktan başka bir düşüncemiz olmadı.

Bu dönemde ortak demokratik değerler etrafında toplanmaktan başka çare yok. Silahla bu sorunları çözemezsiniz. Diyalogla olmalı. Gerçekten Kürtler tarihi boyunca Türkleri arkadan hançerlememiştir. ‘Bunlar bölücüdür’ doğru değil. Diline, kültürüne saygı gösterilmesi gerekiyor. Bugün Suriye’de de Kürt sorunu var. Kürtleri kucaklayacak bir siyaset izlenseydi Ortadoğu’da en güçlü devlet olurdu. Potansiyel tehlike gören bir anlayıştan vazgeçmek gerekiyor. Her kelime, her adım bizim için değerlidir. Önemli olan bunun arkasını getirmek gerekiyor.

“Yeni bir açılım-çözüm süreci başlar mı?” sorusuna “Bilemiyoruz. Zaman gösterecek. Bu açıklamaları ne değersiz görelim ne de abartalım” yanıtını veren Türk, Erkin’in “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da ılımlı açıklamalarını gördük. Erdoğan dedi ki; ‘Milletin faydasına olacak hiçbir konuda diyalogdan kaçınmayız.’ Bu cümle sanki sizlerle de görüşebileceği izlenimi verdi” denilince de şunları söyledi:

İyi olur. Şahıs önemli değil. Kucaklayıcı bir siyaset, bu toplum tarafından benimsenmiş kişilerle görüşülmesi, fikirlerinin alınması olumlu olur. Bunun yapılması gerekiyor biz de bekliyoruz.

Paylaşın

Türkiye’de 1,5 Milyon Kız Çocuğu Eğitimin Dışında

Eğitim-Sen İstanbul Şube Başkanı Barış Uluocak, “Okullar ÇEDES, diyanet projeleri, son olarak yeni müfredatla birlikte dinsel öğelerin son derece baskın olduğu bir iklime büründü. Bu yaklaşım kız çocuklarının geri plana itilmesine yol açabileceği gibi yıkıcı ve kronik sorunumuz olan kadına yönelik şiddetle ilgili de toplumsal bilincin gelişmesinin engellenmesi riskini taşıyor” diyor.

Uluocak, ekonomik kriz sebebiyle birçok çocuğun okullaşma sürecinin sekteye uğradığını ancak çoğunlukla kız çocuklarının bu konuda dezavantajlı bir durumda kaldığını şu sözlerle anlatıyor:

“Okullaşma verileriyle ilgili birçok parametre söz konusu. Çocukların erken yaşta evlendirilmesi, yoksullaşma, ailenin ekonomik durumuna katkı sunması için erken yaşta okuldan alınması vesaire gibi durumlar çocukların okullaşmasına engel. Çocukların okula devam etmemesi büyük oranda sosyoekonomik ve sosyokültürel değerler üzerinden şekilleniyor. Kız çocukları, sosyal ve kültürel olarak dezavantajlı oldukları için onlar açısından okula devam meselesi daha ciddi bir problem oluyor. Erken yaşta evlilik, kız çocuğunun ev içinde görünmez emeğin bir parçası haline getirilmesi de tüm bunların sonucu.”

Kadın ve çocuk hakları konusundaki karnesi her geçen gün kırıklarla dolan Türkiye, Dünya Kız Çocukları Günü’ne karanlık bir tablo içinde girdi.

Diyarbakır’ın Bağlar ilçesinde cansız bedenine ulaşılan 8 yaşındaki Narin Güran’ın cinayetine ilişkin cevapsız kalan sorular ve Tekirdağ’ın Malkara ilçesinde şiddet ve cinsel istismara uğrayan 2 yaşındaki Sıla bebeğin yaşam mücadelesini yitirmesi, bu karanlığın son örneklerinden sadece ikisi.

Türkiye’de yaklaşık 1,5 milyon kız çocuğu örgün eğitimin dışında. Eğitimde artan sorunlar ve ağırlaşan ekonomik krize karşı savunmasız durumdaki kız çocukları, sık sık suçluların da hedefi oluyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tam 8 yıldır kayıp çocuklara ilişkin verileri açıklamıyor. TÜİK tarafından 2016 yılında açıklanan son veriye göre 2008-2016 arasında toplam, 104 bin 531 çocuk kayboldu. Son açıklanan verilerde bahsi geçen 104 bin 531 çocuğun akıbeti bilinmediği gibi sekiz yılda bu sayının ne kadar arttığı bilinmiyor. Bu kayıp vakalarının önemli bir kısmının kız çocukları olduğu tahmin ediliyor.

Türkiye’de kız çocuklarının maruz kaldığı şiddet ve açıklanmayan kayıp vakalarını DW Türkçe’den Berrak Güngör‘e değerlendiren Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği Başkanı ve Avukat Müjde Tozbey, hükümetin cezasızlık politikalarının kız çocuklarını hedef alan suçları artırdığını söylüyor:

“Türkiye’de iktidarın gerici politikaları, kadınları ve kız çocuklarını hedef alan şiddet olaylarının üzerine gitmek yerine suçluları koruma eğilimindedir. Dinci-gerici uygulamalarla kadına yönelik şiddet ve çocuk istismarı sıradanlaştırılıyor. Bu politikalar, kız çocuklarını toplumda korunmasız ve savunmasız bırakarak şiddet ve istismarın hedefi haline getiriyor.”

TÜİK’in kayıp çocuk verilerini açıklamamasının iktidarın çocuklara karşı umursamaz tavrının bir yansıması olduğunu belirten Tozbey, “Devlet, çocukların kaybolması, istismarı ve sömürülmesi gibi sorunları görmezden geliyor. Bu, toplumsal bir çürümenin ve bilinçli bir karartmanın sonucudur. Kayıp çocuk verilerini açıklamamak, iktidarın bu alandaki ihmallerini ve sistematik başarısızlığını gizlemeye çalıştığını gösterir. Verileri açıklamamak, sorumluluk almaktan kaçmanın bir yolu” vurgusunu yapıyor.

Tozbey, resmi verilerin açıklanmamasına rağmen Türkiye’de her gün ortalama önemli bir kısmı kız çocuğu olmak üzere 8-10 çocuğun kaybolduğunun tahmin edildiğini belirtiyor. “Özellikle kız çocukları, kaybolduktan sonra insan ticareti, cinsel istismar gibi suçlarla karşı karşıya kalıyor” diyen Tozbey, şöyle devam ediyor:

“Bu durum, Türkiye’de çocukların korunmasız olduğunu ve iktidarın bu sorunu göz ardı ettiğini bir kez daha gözler önüne seriyor. Ancak iktidar sorumluluktan kaçıyor.”

Deprem bölgelerinde özellikle kız çocuklarının daha fazla hedef haline geldiğini belirten Tozbey, “Konteyner kentlerdeki güvencesiz yaşam koşulları, kız çocuklarının istismara, şiddete ve insan ticaretine karşı daha savunmasız hale gelmesine neden oldu. Bu çocuklar, devletin ve yerel yönetimlerin yetersiz müdahaleleri sonucunda kaderlerine terk ediliyor. Deprem bölgelerinde özellikle kız çocuklarına yönelik cinsel istismar ve kaçırılma vakaları artmış durumda” diyor.

TÜİK’e göre 2023 yılında güvenlik birimlerine giden veya götürülen mağdur 242 bin 875 çocuğun yüzde 12’ye yakını cinsel istismara maruz kaldı. Bu, yaklaşık 29 bin çocuğa tekabül ediyor. Bu oranlar her geçen gün artıyor.

Türkiye’de 2024-2025 eğitim öğretim yılına da tartışmalarla başlandı. Ağırlaşan ekonomik kriz, ÇEDES gibi projelerle laik eğitim anlayışından uzaklaşıldığı eleştirileri ve Mesleki Eğitim Merkezleri’ne (MESEM) yönlendirilen öğrencilerin ucuz iş gücü ve güvensiz bir şekilde çalıştırıldığı iddiaları öne çıkan sorunların başını çekiyor. Çok sayıda bölgede taşımalı eğitime son verilmesi de yaşanan bir diğer sorun. Bu projeler ve uygulamalar en çok da kız çocuklarının eğitim hayatını olumsuz yönde etkiliyor.

“Diyanetin çeşitli programlarıyla sadece İmam Hatipler değil, okulların tamamında dini bir iklim hakim olmaya başladı” diyen Eğitim-Sen İstanbul Şube Başkanı Barış Uluocak, “Okullar ÇEDES, diyanet projeleri, son olarak yeni müfredatla birlikte dinsel öğelerin son derece baskın olduğu bir iklime büründü. Bu yaklaşım kız çocuklarının geri plana itilmesine yol açabileceği gibi yıkıcı ve kronik sorunumuz olan kadına yönelik şiddetle ilgili de toplumsal bilincin gelişmesinin engellenmesi riskini taşıyor” diyor.

Ekonomik kriz de kız çocuklarının eğitim hayatını olumsuz etkiliyor. Türkiye’de kırtasiye ürünlerinin fiyatlarında yaşanan artışlar, okul kıyafetleri, servis ücretleri gibi temel okul ihtiyaçlarına gelen fahiş zamlar, velileri en çok zorlayan kalemler arasında. Uluocak, ekonomik kriz sebebiyle birçok çocuğun okullaşma sürecinin sekteye uğradığını ancak çoğunlukla kız çocuklarının bu konuda dezavantajlı bir durumda kaldığını şu sözlerle anlatıyor:

“Okullaşma verileriyle ilgili birçok parametre söz konusu. Çocukların erken yaşta evlendirilmesi, yoksullaşma, ailenin ekonomik durumuna katkı sunması için erken yaşta okuldan alınması vesaire gibi durumlar çocukların okullaşmasına engel. Çocukların okula devam etmemesi büyük oranda sosyoekonomik ve sosyokültürel değerler üzerinden şekilleniyor. Kız çocukları, sosyal ve kültürel olarak dezavantajlı oldukları için onlar açısından okula devam meselesi daha ciddi bir problem oluyor. Erken yaşta evlilik, kız çocuğunun ev içinde görünmez emeğin bir parçası haline getirilmesi de tüm bunların sonucu.”

“Bir buçuk milyon kız çocuğu örgün eğitimin dışında”

Türkiye’nin ağırlaşan ekonomik durumu ve bu bağlamda değişmeye başlayan sosyokültürel yapı en çok da çocukların okullaşma oranlarını etkiliyor. Milli Eğitim Bakanlığının açıkladığı “Millî Eğitim İstatistikleri 2023-2024” verilerine göre Türkiye’de, okul öncesi eğitim, ilköğretim ve ortaöğretim düzeyinde 9 milyon 600 bin 891’i erkek, 9 milyon 109 bin 374’ü kız olmak üzere toplam 18 milyon 710 bin 265 öğrenci örgün eğitim alıyor. Örgün eğitimde ayrıca okul öncesinde 1 milyon 954 bin 202, ilkokulda 5 milyon 644 bin 386, ortaokulda 5 milyon 314 bin 796, ortaöğretimde 5 milyon 796 bin 881 öğrenci eğitim alıyor.

Bu istatistiklerin yanı sıra Eğitim-Sen İstanbul Şube Başkanı Uluocak, Türkiye’de 1,5 milyon kız çocuğunun örgün eğitimin dışında kaldığını ifade ediyor. Ancak Uluocak’a göre bunun tam takibi de pek kolay değil. Çünkü Bakanlık, 2020 yılından bu yana devamsızlık verilerini paylaşmıyor. Uluocak şunları söylüyor:

“İlkokulda 200 bin civarı, ortaokulda da 300 bin civarı, lisede de 300 bin civarında kız çocuğunun okul çağında olduğu halde okula devam etmediğini biliyoruz. Buna örgün eğitimin dışında olan, yani açık liseye devam eden kız çocuklarını da eklediğimizde, neredeyse bir buçuk milyona yakın bir kız çocuğunun örgün eğitimin dışında kaldığı bir tablodan bahsedebiliriz.”

Uluocak, Bakanlığın devamsızlık verilerini 2020 yılına kadar düzenli olarak paylaştığını söylüyor. Ancak 2022, 2022, 2023 ve 2024 görüşmelerinde bu veriler paylaşılmadı. Bu da örgün eğitimi sistemi içinde görünse de okula devam edemeyen kız çocuklarına ulaşmayı zorlaştırıyor. Uluocak’a göre Bakanlık bu verileri başarı göstergelerini etkilememesi için vermiyor.

Paylaşın

370 Milyondan Fazla Kız Çocuğu Cinsel Şiddet Mağduru

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu’na (UNICEF) göre, dünya genelinde 18 yaş altı 370 milyondan fazla kız çocuğu ve genç kadın tecavüze veya cinsel saldırıya maruz kalıyor.

Haber Merkezi / Veriler, her sekiz kız çocuğundan birinin bu şiddet türüne maruz kaldığını gösteriyor.

UNICEF, verilerin çevrimiçi veya sözlü şiddet gibi diğer cinsel şiddet biçimlerini de içermesi durumunda sayının 650 milyonu aşacağını, bunun da her beş kız çocuğundan birinin bir tür şiddetle karşı karşıya kaldığı anlamına geleceğini söyledi.

Durum, kurumların daha zayıf olduğu, Birleşmiş Milletler barış gücünün bulunduğu veya şiddet ve güvensizlikten kaçan çok sayıda mültecinin bulunduğu en savunmasız bölgelerde daha da karmaşıktır.

Bu durumlarda tecavüz ve cinsel saldırı oranı dört kız çocuğundan birden fazlasına çıkabiliyor.

UNICEF’e göre erkek çocukları ve genç erkekler de cinsel şiddetten etkileniyor. 240 ila 310 milyon erkek çocuğunun (yaklaşık 11 çocuktan biri) çocukluk döneminde cinsel şiddete veya saldırıya maruz kaldığı tahmin ediliyor.

Verilere göre en sık cinsel şiddet vakaları ergenlik döneminde yaşanıyor.

Çocuklara yönelik cinsel şiddet vakalarının en fazla görüldüğü bölgeler ise Sahra Altı Afrika, bunu Doğu ve Güneydoğu Asya, Orta ve Güney Asya ve ardından Avrupa ve Kuzey Amerika izliyor.

UNICEF, raporun 2010 – 2022 döneminde 120’den fazla ülke ve bölgede yapılan anketlerin ardından derlendiğini söyledi.

UNICEF İcra Direktörü Catherine Russell, çocuklara yönelik cinsel şiddeti, “ahlaki bilincimizdeki bir leke” olarak tanımladı.

Russell, “ağır ve uzun süreli travmalara” yol açan bu cinsel şiddetin faillerinin çoğunlukla “çocuğun tanıdığı ve itimat ettiği” kişiler olduğunu ve bu eylemlerin de aslında çocukların “kendilerini güvende hissetmeleri gereken yerlerde” gerçekleştirildiğini söyledi.

Paylaşın

Ahmak Davası: CHP’de Ekrem İmamoğlu Hazırlığı

CHP, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı (İBB) Ekrem İmamoğlu hakkında açılan ‘ahmak’ davasında İstinaf Mahkemesi’nden çıkacak karara ilişkin hazırlık yapıyor.

Ekrem İmamoğlu’na siyasi yasak çıkması halinde, İstanbul’da büyük bir miting düzenlenmesi ve CHP lideri Özgür Özel’in, muhalefet liderlerini de mitinge davet etmesi planlanıyor.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre; Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) yönetimi, Yüksek Seçim Kurulu üyelerine “ahmak” diyerek hakaret ettiği iddiasıyla yargılandığı davada hakkında verilen hapis cezası ve “siyasi yasak” kararının İstinaf Mahkemesi tarafından onanması olasılığına karşı harekete geçti.

CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın ve hukuk işlerinden sorumlu Genel Başkanı Yardımcısı Gül Çiftçi, muhalefet partilerini ziyaret turu başlattı. İlk ziyareti Salı günü İYİ Parti ve Saadet Partisi’ne yapan CHP heyeti, dün de DEM Parti ve DEVA Partisi’nin hukukçu kurmayları ile görüştü.

CHP Grup Başkanvekili Günaydın, yapılan ziyaretleri sosyal medya hesabından “Genel Başkan Yardımcımız Gül Çiftçi ile birlikte DEVA ve DEM Parti genel merkezlerini ziyaret ederek ülkemizin yaşadığı demokrasi sorunlarını değerlendirdik. Her iki siyasal parti yöneticisi dostlarımıza konukseverlikleri için teşekkür ederim” paylaşımıyla duyurdu.

CHP heyetinin ziyaretlerde, başta İmamoğlu hakkındaki “ahmak” davası olmak üzere önemli siyasi davalarla ilgili muhalefetin ortak hareket etmesi ve dayanışmanın önemine vurgu yapıldı.

Edinilen bilgiye göre Günaydın ve Çiftçi, görüşmelerde İmamoğlu hakkındaki dava süreçleri hakkında bilgi verdi. Ayrıca, İstinaf Mahkemesi’nden İmamoğlu aleyhine bir karar çıkması halinde, muhalefet partilerinden dayanışma içinde olunmasını ve yapılacak eylem ve etkinliklere de katılmaları çağrısında bulundu.

Görüşmelerde, İmamoğlu hakkında siyasi yasak kararı çıkması halinde CHP olarak İstanbul’da büyük bir miting planlandığı belirtilerek, Genel Başkan Özgür Özel’in, bu mitinge bütün muhalefet liderlerini davet etmeyi planladığı bilgisi de paylaşıldı. CHP heyeti, bugün de Gelecek Partisi’ni ziyaret edecek.

CHP, muhalefet partileri ile “ortak mücadele” hattı örülmesinin yanısıra, ulusal ve uluslararası kamuoyunu harekete geçirmek için farklı seçeneklerin devreye sokulması planlanıyor. Bu çerçevede, İstanbul’un ardından İmamoğlu ve Özel’in Anadolu turuna çıkarak, mitingler düzenlenmesi planlanıyor.

CHP’nin hukukçu kurmayları ve İmamoğlu’nun avukatları ayrıca, “yargısal taciz dosyası” hazırlıyor. İmamoğlu hakkında siyasi yasak istenen “ahmak” davasının yanısıra hakkında açılan çok sayıda dava ve soruşturmanın içeriği bu dosya içinde yer alacak.

CHP kurmayları, bu dosyanın amacı ve içeriğine ilişkin ise bilgileri verdiler: “Beylikdüzü belediye başkanlığı dönemine ilişkin 2015’de dava açılmış, İçişleri Bakanlığı Büyükşehir Belediye Başkanı olduktan sonra 2020’de izin veriyor. Türbe önünde elini arkasına bağladığı için soruşturma açılıyor.

Birisi CİMER’e şikayet ediyor İmamoğlu’na soruşturma geliyor. Yani yargı tarafından yapılan bir taciz var. Biz o tacizi, ulusal ve uluslararası kamuoyuna göstereceğiz. Hukukçularımız, hukukçu siyasetçilerimiz yargısal taciz dosyası üzerinde çalışıyor. Zamanı geldiğinde de bunu kamuoyuna açıklayacağız.”

İstinaf mahkemesine yapılan Türk Ceza Yasası’nın “kamu görevlisine hakaret suçunun anayasaya aykırı olduğu” ve bu nedenle davanın Anayasa Mahkemesi tarafından görülmesi gerektiğine ilişkin yaptığı norm denetimi başvurusu ve İmamoğlu’nun daha önce iki kez avukatları aracılığıyla en son geçtiğimiz günlerde bizzat başvurarak “istinaf incelemesinin duruşmalı yapılması” talebinin de bu stratejsinin parçası olduğu belirtiliyor.

Norm denetim başvurusunun, ulusal ve uluslararası kamuoyunun dava konusunda bilgilendirilmesi konusundaki önemli adımlardan biri olduğuna işaret CHP kaynakları Venedik Komisyonu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında, kamu görevlisine hakaret suçuna “tazminatla cezalandırılması” yönünde kararları olduğunu, norm denetimi başvurusunun da bu anlamda önemli olduğuna işaret ediyorlar.

CHP’de İmamoğlu davasınının seyrini etkileyecek hukuki gelişmelerden birisi olarak Çorum 3. Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi Halil Güner’in görülen bir dava üzerine, “kamu görevlisine hakaret suçu”nu düzenleyen Türk Ceza Yasası hükmünün iptali için Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı iptal başvurusu görülüyor.

İmamoğlu’nun da yargılandığı başvuruyla ilgili AYM’nin 5-6 ay içinde kararını verebileceği beklentisi dile getiriliyor. Böyle bir durumda İmamoğlu’nun da davasının düşeceği ifade ediliyor.

Paylaşın

Selçuk Mızraklı’nın Hapis Cezası Onandı; DEM Parti’den Tepki

2019 Yerel Seçimleri’nde Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı seçildikten sonra görevden alınıp yerine kayyum atanan Selçuk Mızraklı’ya verilen 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezasını onadı.

Haber Merkezi / Selçuk Mızraklı hakkındaki karara ilk tepki DEM Parti’den geldi. “İktidarın siyasi operasyonlarına ön ayak alan yargının eliyle Kürtlere, seçilmiş iradelerine ve muhaliflere amansız bir düşman hukuku uygulanmaktadır” denilen açıklamada, “Yüz binlerce vatandaşın oyuyla seçilen Mızraklı’ya hukuksuz bir biçimde verilen ceza ile yurttaşların seçme ve seçilme hakkı yok sayılmıştır. Ayrıca demokratik meşruiyetin temel şartı olan halk egemenliği Kürtler özelinde ihlal edilmiştir” ifadeleri kullanıldı.

21 Ekim 2019’da gözaltına alınan Mızraklı, 22 Ekim 2019’dan beri tutuklu bulunuyor. Daha önce Kayseri Cezaevi’nde tutulan Mızraklı, Adalet Bakanlığı tarafından 2022 yılında Edirne Cezaevi’ne sevk edilerek Selahattin Demirtaş’la aynı koğuşa konulmuştu.

Yerine kayyum atandıktan sonra hakkında “terör örgütü üyeliği” iddiasıyla dava açılan eski Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Selçuk Mızraklı’ya, Yargıtay’ın ilk kararı bozmasının ardından, yerel mahkemenin ikinci kez verdiği 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezası onandı. Yargıtay 3. Ceza Dairesi tarafından onanan karar dün akşam saatlerinde avukatlara tebliğ edildi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Merkez Yürütme Kurulu, Selçuk Mızraklı’ya verilen hapis cezasının onanmasına ilişkin yazılı açıklama yaptı.

Karara tepki gösterilen açıklamada, “31 Mart 2019’da Diyarbakır halkının iradesiyle seçilen ve Büyükşehir Belediye Eş Başkanlığı görevinden kayyım darbesiyle uzaklaştırılan Adnan Selçuk Mızraklı’ya verilen 9 yıl 4 ay 15 günlük hapis cezası Yargıtay 3. Ceza Dairesi tarafından onanmıştır. Bu, hukuki değil siyasi bir karardır. Bu yargı darbesi, başta Diyarbakır halkı olmak üzere Kürtler ve demokratik kamuoyu nezdinde yok hükmündedir” denildi.

“İktidarın siyasi operasyonlarına ön ayak alan yargının eliyle Kürtlere, seçilmiş iradelerine ve muhaliflere amansız bir düşman hukuku uygulanmaktadır” denilen açıklamada, “Yüz binlerce vatandaşın oyuyla seçilen Mızraklı’ya hukuksuz bir biçimde verilen ceza ile yurttaşların seçme ve seçilme hakkı yok sayılmıştır. Ayrıca demokratik meşruiyetin temel şartı olan halk egemenliği Kürtler özelinde ihlal edilmiştir” ifadeleri kullanıldı.

DEM Parti’nin açıklaması şöyle devam etti: “Demokratik siyaset alanını yargı darbeleriyle tasfiye etme çabası, bize mücadelemizden asla geri adım attıramayacaktır. Yapılan bu darbeler boşa kürek çekmektir. Kürt siyasetçiler, tarih boyunca faili meçhul cinayetler, cezaevleri ve birçok kirli yöntemle susturulmaya çalışılmış, ancak onurlarından ve barış ve özgürlük mücadelelerinden asla vazgeçmemiştir. Yapılan bu yargı darbelerine rağmen, ne Mızraklı ne de tek bir tutsak arkadaşımız zulüm düzeni karşısında asla başını eğmeyecektir.”

DEM Parti’nin açıklaması, şu ifadelerle son buldu: “Taraflı ve bağımlı iktidar yargısının vermiş olduğu bu kararın, evrensel demokratik hukuk ilkeleri çerçevesinde ve Diyarbakır halkı nezdinde bir hükmü ve değeri yoktur. Bu haksız ve hukuksuz kararı en sert biçimde kınıyoruz.”

Selçuk Mızraklı, 2019 Yerel Seçimleri’nde yüzde 62 oranında oy alarak Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmişti. Uzun süre mazbatası verilmeyen Mızraklı, 16 Nisan 2019’da mazbatasını alarak göreve başladı. Ancak yaklaşık beş ay sonra, Mardin ve Van büyükşehir belediye başkanları ile birlikte görevden alınan Mızraklı’nın yerine kayyum atandı.

Görevden alındıktan sonra gözaltına alınan ve daha sonra tutuklanan Mızraklı hakkında yaklaşık iki ay sonra dava açıldı. Hakkında “örgüt üyesi olma” iddiasıyla 7 yıl 6 ay ile 15 yıl arasında değişen hapis istemiyle dava açılan Mızraklı, Diyarbakır 9’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandı. Yargılama sonunda Mızraklı’ya “örgüt üyesi olma” suçundan 9 yıl 4 ay 15 gün hapis ceza verildi.

Ancak karar, Yargıtay tarafından “eksik incelemelere ve yetersiz gerekçelere dayanması” gerekçesiyle bozuldu. Yargıtay’ın kararı bozmasının ardından Mızraklı, birince derece mahkeme tarafından yeniden yargılanmaya başlandı. Yerel mahkeme Mızraklı’yı bir kez daha 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezasına çarptırdı.

Paylaşın