UNICEF’den Lübnan İçin “Kayıp Nesil” Uyarısı

Lübnan’da İsrail saldırılarında 2 bin 300’den fazla kişi hayatını kaybederken, UNICEF’den 400 binden fazla çocuğun yerinden edildiği Lübnan için “kayıp nesil” uyarısında bulundu.

Birleşmiş Milletler Çocuklara Acil Yardım Fonu (UNICEF), İsrail’in saldırıları dolayısıyla Lübnan’da son üç haftada 400 binden fazla çocuğun yerinden edildiğini belirterek, “kayıp nesil” uyarısında bulundu.

UNICEF’in insani yardım faaliyetlerinden sorumlu genel müdür yardımcısı Ted Chaiban, yerinden edilmiş aileleri barındırmak üzere barınaklara dönüştürülen okulları ziyaret etti.

Chaiban Beyrut’ta Associated Press haber ajansına verdiği demeçte, “Beni etkileyen şey, üç haftadır süren bu savaşta bu kadar çok çocuğun etkilenmiş olması” dedi.

UNICEF yetkilisi, yerlerinden edilmiş çocukların eğitimden mahrum kaldığını ve ortada kayıp bir nesil riski olduğunu belirtti.

Lübnan’daki bazı özel okullar hala faaliyette olsa da, Filistinli ve Suriyeli mülteci çocukların da gittiği okullar da dahil, devlet okulları savaştan olumsuz etkilendi. Chaiban, “Endişelendiğim şey, yüz binlerce Lübnanlı, Suriyeli ve Filistinli çocuğun eğitimden mahrum kalma riski altında olması” dedi.

Lübnan Sağlık Bakanlığı’na göre ülkede 2 bin 300’den fazla kişi İsrail saldırılarında hayatını kaybetti ve bunların yaklaşık yüzde 75’i geçtiğimiz ay içinde gerçekleşti. Chaiban, son üç haftada 100’den fazla çocuğun öldüğünü ve 800’den fazlasının da yaralandığını söyledi.

Chaiban yerlerinden edilenlerin üç ya da dört aile birlikte plastik bir örtü ile ayrılmış bir sınıfta yaşayabildiği ve bin kişinin 12 tuvaleti paylaşabildiği aşırı kalabalık barınaklarda kaldığını kaydetti.

Yerlerinden edilmiş pek çok aile yol kenarlarına ya da halk plajlarına çadır kuruyor.

Chaiban, yerinden edilen çocukların çoğunun, bombardımana veya silah seslerine maruz kaldığını ve herhangi bir yüksek sesten korktuklarını söyledi. UNICEF yetkilisi, “Bir de tahliye emirleri üzerine tahliye emirleri var. Daha işin başındayız ve şimdiden derin bir etki yaratmış durumdayız” dedi.

Lübnan’daki çatışmalar nedeniyle 100’den fazla sağlık tesisi hizmet dışı kalırken, 12 hastane de ya hiç çalışmıyor ya da kısmen çalışıyor.

Su altyapısı da saldırılardan olumsuz etkilendi. Chaiban, son üç hafta içinde yaklaşık 350 bin kişiye su sağlayan 26 su istasyonunun hasar gördüğünü söyledi. UNICEF bu istasyonların onarımı için yerel yetkililerle birlikte çalışıyor.

Chaiban sivil altyapının korunması çağrısında bulunarak, çatışmanın askeri yollarla çözülemeyeceğinin farkına varılması gerektiğini söyledi.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

TÜİK’e Göre Çalışan Sayısı Arttı

Ağustos ayında ücretli çalışan sayısı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 2,6 arttı. Ücretli çalışan sayısı yıllık olarak sanayi sektöründe yüzde 0,8 azalırken, inşaat sektöründe yüzde 6,9 ve ticaret – hizmet sektöründe yüzde 3,7 arttı.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Ücretli Çalışan İstatistikleri Ağustos 2024 verilerini açıkladı.

Buna göre; Ağustos ayında ücretli çalışan sayısı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 2,6 arttı. Sanayi, inşaat ve ticaret – hizmet sektörleri toplamında ücretli çalışan sayısı  ağustos ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 2,6 arttı.

Ücretli çalışan sayısı bir önceki yılın aynı ayında 15 milyon 484 bin 782 kişi iken, ağustos ayında 15 milyon 883 bin 831 kişi oldu.

Ücretli çalışanların alt detaylarına bakıldığında; Ağustos ayında ücretli çalışan sayısı yıllık olarak sanayi sektöründe yüzde 0,8 azalırken, inşaat sektöründe yüzde 6,9 ve ticaret – hizmet sektöründe yüzde 3,7 arttı.

Ücretli çalışan sayısı aylık aynı kaldı. Sanayi, inşaat ve ticaret-hizmet sektörleri toplamında ücretli çalışan sayısı ağustos ayında bir önceki aya göre aynı kaldı.

Ücretli çalışanların alt detaylarına bakıldığında; Ağustos ayında ücretli çalışanlar aylık olarak sanayi sektöründe yüzde 0,4 azalırken, inşaat sektöründe yüzde 0,4 ve ticaret-hizmet sektöründe yüzde 0,1 arttı.

Paylaşın

Fatih Erbakan, Anayasa’daki Laiklik Maddesini Hedef Aldı

YRP Lideri Fatih Erbakan, “Anayasa’da laiklik kavramına açıklık getirilmesi gerekeceğini düşünüyoruz. İnanç özgürlüğünü kısıtlamaya yönelik, zaman zaman din düşmanlığı olarak ifade edilen bir silah haline getirilmeye kalkışılıyor. Laikliğin anlamını açıkça yazalım. Bunu hukukçular, akademisyenler konunun uzmanları tanım haline getirecektir” dedi ve ekledi:

“Laikliğin devlet tarafından uygulanması demek, her inanca sahip insanın, inancını yaşamasına devlet müsaade eder, engel olmaz, kısıtlamaz. Bütün inanç sahibi olan vatandaşlara eşit mesafedir, ayrıcalık yapmaz, şeklinde tanım yapılabilir. 28 Şubat’ta hafızalarımızda acı hatıralarımız var. Tekrar değişik görüşe sahip bir siyasi hareket iktidara geldiği zaman o dönemdeki şekliyle uygulamaya kalkabilir, bu her zaman risktir. Biz bunu güvenceye alalım.

Bütün inanç sahiplerine eşit mesafede olması devletin ve inanç sahipleri inancının yerine getirmesine engel olmayacak şekilde yerine getirilmesi. Bu olduktan sonra 3 madde ile sorun olmaz. Yeni sistemde yetkiler son derece yüksek, bu yetkilerle değişik görüşe sahip kimsenin Cumhurbaşkanı olması halinde tekrardan sıkıntı yaşanmaması adına, yoğurdu üfleyerek yemekte fayda var.”

Yeniden Refah Partisi (YRP) Genel Başkanı Fatih Erbakan, Habertürk TV‘de gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Erbakan’ın açıklamalarından satır başları şu şekilde:

“Türkiye’nin şu anda en acil konusu anayasa değişikliği görüşüne katılmıyoruz. İktidardan ayrışıyoruz. Ekonomik sıkıntıların en önemli gündem maddesi olduğunu görüyoruz. Beyin göçü, işsizlik, sokaklarda işlenen şiddet, cinayetler, mültecilerle ilgili sorunlar, 15-30 yaş arası gençlerimizin üçte birinin ne okuyan ne çalışan durumda olması. Kamuda yapılan israf konusu, paylaşımda adaletsizlik meselesi.

Bunları çözmek için anayasayı değiştirmeye gerek yok. “Bunlarda anayasa bizim elimizi bağlıyor” denecek durum yok. Anayasa iktidar tarafından Türkiye’nin öncelikli meselesi olarak gündeme getiriliyor. Değişecek ise bizim söyleyeceğimiz kuvvetler ayrılığının tesis edildiği sisteminin gelmesi, TBMM’nin güçlendirilmesi. Daha demokratikleştirilmiş veya iyileştirilmiş başkanlık sistemi diyoruz.

Meclis’te güvenoyu ve gensoru mekanizmalarının verilmesi. Kabineyi oluşturacak bakanların seçilmiş kişilerden oluşturulması, yasama noktasında meclisin gücünün devam etmesi. Kuvvetler ayrılığı, HSK, Yargıtay, AYM gibi üyelerin belirlenmesinde daha demokratik hale getirilmesi. Anayasa’da laiklik kavramına açıklık getirilmesi gerekeceğini düşünüyoruz. İnanç özgürlüğünü kısıtlamaya yönelik, zaman zaman din düşmanlığı olarak ifade edilen bir silah haline getirilmeye kalkışılıyor. Laikliğin anlamını açıkça yazalım. Bunu hukukçular, akademisyenler konunun uzmanları tanım haline getirecektir.

Laikliğin devlet tarafından uygulanması demek, her inanca sahip insanın, inancını yaşamasına devlet müsaade eder, engel olmaz, kısıtlamaz. Bütün inanç sahibi olan vatandaşlara eşit mesafedir, ayrıcalık yapmaz, şeklinde tanım yapılabilir. 28 Şubat’ta hafızalarımızda acı hatıralarımız var. Tekrar değişik görüşe sahip bir siyasi hareket iktidara geldiği zaman o dönemdeki şekliyle uygulamaya kalkabilir, bu her zaman risktir.

Biz bunu güvenceye alalım. Bütün inanç sahiplerine eşit mesafede olması devletin ve inanç sahipleri inancının yerine getirmesine engel olmayacak şekilde yerine getirilmesi. Bu olduktan sonra 3 madde ile sorun olmaz. Yeni sistemde yetkiler son derece yüksek, bu yetkilerle değişik görüşe sahip kimsenin Cumhurbaşkanı olması halinde tekrardan sıkıntı yaşanmaması adına, yoğurdu üfleyerek yemekte fayda var.

Bir an önce paylaşımda adalet sağlansın, yargıda adalet sağlansın diyoruz. Anayasa değişebilir ama bu kadar öncelikli ve elzem halde gündemi meşgul etmesi, şu an için uygun bir davranış değil. Anayasa çok değişikliğe uğradı, yamalı bohçaya döndü. Ama bu anayasa konusu iktidar tarafından gündemi domine etmeye yönelik olarak kullanıldığını seziyorum. Bu nedenle bunları söylüyorum.

“Çözüm süreci mi, farklı bir süreç mi?”

Sayın Cumhurbaşkanı çok tecrübeli bir siyasetçi. Daha önceki siyasi hayatındaki hamlelerinde, attığı adımlarında siyasi bir taktiğin olduğunu da gördüğümüz için burada da siyasi görüşü barındırdığını düşünüyorum. Birliğimizin, beraberliğimizin güçlendirilmesi, iç ve dış tehditlere karşı siyasi partilerin birlikte olması son derece güzel. Diyalog ortamı, istişare, müzakere güzel.

Biz Yeniden Refah olarak siyasete nezaket getireceğiz diye dile getirdik. Bunun olmasından rahatsız olmuyoruz. Böyle bir iklim olması. Sayın Bahçeli’nin DEM Partili milletvekili ile tokalaşması. Sayın Cumhurbaşkanının yumuşama mesajları güzel. Burada bir siyasi düşünce olabileceğini düşünüyorum. Cumhur İttifakı’nın kaybettiği Kürt seçmeni oyların tekrardan alınmasına yönelik bir hamle olduğunu tekrarlıyorum.

Bir adım atıldı. Bunun arkasından da diğer adımların gelmesi muhtemel. İktidar burada nasıl tavır takınacak. Çözüm süreci mi, farklı bir süreç mi? Sadece DEM Parti ile anayasa değişikliği için birliktelik mi? Ne kast edildi? Şu an için bilemiyoruz.

Bunu rahmetli Erbakan hocamız 50 sene anlattı. O zamanlar çok yakınlarından bile yadırgayanlar oldu. ‘Erbakan hoca İsrail’i takıntı haline getirmiş diyenler oldu’ ama şu anda haklı çıktı. Arz-ı mevud haritası bizi de doğrudan ilgilendiriyor. Biz de bu Erbakan hocamızın uyarılarıyla, eğitim, fikirleriyle büyümüş insanlar olarak böyle bir tehdit olduğunu görüyor ve inanıyoruz. Sayın Cumhurbaşkanı bu noktada haklı. Gerekli tedbirlerin alınması lazım. Geç kalınan noktaları oldu. Sayın Cumhurbaşkanının dediği gibi Lübnan’a geldiğinde arada 200-300 km. kalıyor. Kudüs’ün merkez olduğu tek dünya devletini gerçekleştirip dünya hakimiyetine ulaştırmak hedefi.

Bu meselelerin bu noktaya gelmesinde AK Parti iktidarın maalesef bu tehlikeyi artıracak adımları oldu. Irak’ın işgalinde Türkiye’nin ABD’nin yanında yer alması. İncirlik üssünün kullandırılması. Esad’ın elinin zayıflatılması, Suriye’nin bu hale gelmesi yanlış politikaların sonucu. Kaddafi’nin devrilmesinde operasyona destek olundu. Bu noktada bütün yanlışlardan dönülsün diye kendileri ile bir araya gelirken dış politika ile ilgili birtakım maddeler koyduk. D-8 organizasyonunun canlandırılması ve asıl hedef olan D-60 hedefi.

Son Gazze’deki katliamlar karşısında ısrarla, inatla Türkiye’nin ticareti devam ettirmesi seçimden önceki dönemde. Mayıs ayında durdurulduğunun açıklanması. Bu gibi bir ayrışma oldu. Yeniden Refah Partisi’ne oylar şunun için geldi; milletimiz değişim arzusuna girdi. Ekonomi alanda sıkıntılar oldu. Erbakan Hoca’nın 54. hükümetti icraatlarını milletimiz hatırlıyor. Belediyelerde yapıan icraatlar hatırlanıyor. Milli görüşe gitmemiz için Yeniden Refah Partisi’ne gitmek gerekir dedi halkımız.

“Filistin’in bu kadar çeliğe ihtiyacı olabilir mi?”

11 ay katliam devam ediyor. ‘Biz oradaki Filistinli kardeşlerimize gönderiyoruz, ticareti kestik’ diyorsunuz. Filistinli kardeşlerimize göndermeye devam edilseydi. Aylarca yalanlıyorsunuz, arkasından doğrudan doğruya devletin kurumların da bu ticaretin içinde olduğu ortaya çıkıyor. Şu anki pozisyon Filistin’e gönderiliyormuş gibi yapılarak İsrail’e gönderilmesi. Bu konuda somut, delile dayalı açıklama bekliyoruz. Filistin’e çelik ihracatımız artıyor. Çelik ihracatımız artmış. Filistin’in durumunu göz önünde bulundurduğumuzda çelik ithalatına ihtiyacı olabilir mi? Çimento ihracatımız artmış. Şu anda devam ettiğinden ciddi şüphe duyuyoruz. Açıklama bekliyoruz ama o açıklama gelmiyor.

Filistin’e gitmek konusunda önümüzdeki günlerde bir adım atılır. 7 Ekim yaşanan katliamdan sonra Avrupa Müslüman Forumu ve Yeniden Refah şemsiyesi altında sempozyumlar yapıldı. Bir farkındalık oluşturulmasına yönelik. Şanlıurfa ve Konya’da Gazze’yle ilgili mitinglerimiz gerçekleşti. Gençlik kollarımızın ortaklaşa düzenlediği miting ve yürüyüşler yapıdı. Burada asıl mesele yaptırım ortaya konması. Bunu sağlayacak olan iktidardır.

En son Cumhur İttifakı’nın üyelerinden HÜDAPAR Genel Başkanı sayın Yapıcıoğlu çok önemli bir noktaya parmak bastı. Azerbaycan petrolünün Türkiye üzerinden İsrail’e gitmesi. Böyle bir insanlık dışı katliamın olduğu noktada bizim üzerimizden petrolün gitmesi kabul edilecek bir şey değil.

HÜDAPAR dahi engelleyin diyor ama maalesef adım atılmıyor. BM’de yapılan konuşmalar güzel ama icraata baktığımızda gereken adımlar atılmıyor. Filistin’le ticaretin bu derecede patlamasının izahı lazım. Hayatın olağan akışına aykırı bu. Özellikle Kürecik üssünün kapatılmasını çok sık dile getirdik. Amerika bugün asker, diplomat, başkanı ve istihbaratı ile bu katliama destek olan ülke. Biz neden kendi topraklarımızla radar üssü ile İsrail’e katkı sağlayalım?

Üzülerek ifade ediyorum bir gerekçeye bağlayamıyoruz. Bir somut sebep, gerekçeyi kendisinin de ortaya koyabildiğini düşünmüyorum. ‘İlçe kongreleri yapılacaktı bize bilgi verilmedi’ dedi. İl başkanımızla veya teşkilatımızla sorun yaşansa bile doğrudan bize ulaşıp, ‘böyle bir sorun var sizin desteğinizi bekliyorum’ diyebilirdi. Bizim genel başkan yardımcılarımız, il başkanımız kendisiyle temas kurdu. Doğrudan bize ‘ayrılmak istiyorum’ demesi zor. En son ‘halka soracağız’ dedi. Halka sordu, halk da yüzde 79 oranında ‘hayır istifa etme’ dedi. Biz de bir miktar şaşkınız. Orada belediyede AK Parti’nin yönetiminin gitmesi ve yerine başka yönetimin gelmesi için bir konsensüs oluştu. Burada oylar ‘burada iktidar partili belediye başkanı olmasın’ diye verilmiş.

AK Parti seçimlerde ciddi bir oy geçişinin olduğunu gördü. Yeniden Refah Partisi’nin belediye seçimlerinde yüzde 7’ye ulaşması AK Parti yöneticilerini endişelendirdi. Havayı değiştirmek ve Yeniden Refah’a darbe vurmak için çok uğraştılar. Valiler, kaymakamlar dahil olmak üzere. Mobbing diye adlandırabileceğimiz uygulamalar. Bu arkadaşlarımız seçim döneminde bize gelmişti.

Önemli kısmı AK Parti’den aday olamadıkları için YRP’den aday olmuşlar. Bizim üyelerimiz günlük ortalama 1000 üye kaydıyla artmaya devam ediyor. 6 ayda 100 bin civarında yeni üye kazandık. Günde 1000 demek yılda 360 bin demek. 1 milyon üye hedefine ulaşmak için hummalı çalışmamız var. 1 milyon oy demek 6 milyon oy demek. Bu da yüzde 10’un üzerinde oy demek. 8-10 belediye başkanının gitmesi mesele değil dolayısıyla.

Sayın Davutoğlu ziyaret gerçekleştirdi, biz de iadei ziyaret gerçekleştirdik. Sayın Babacan da ziyaret gerçekleştirildi. Meclis çalışmalarına daha etkili katılmak bakımından görüşme oldu. Şu an için verilmiş bir karar henüz yok. Yetkili kurumlarımızla görüşüyoruz. Biz Meclis’te beraber grup oluşturma konusunda, partilerin birleştirilmesi sözkonusu değil. Birkaç hafta içinde netleşir. Bütün arkadaşlarımızın fikirlerine değer veriyoruz. Şu anda net bir noktada değiliz.”

Paylaşın

UEFA Uluslar Ligi: A Milli Erkek Futbol Takımı İzlanda’dan Kazanarak Döndü

UEFA Uluslar B Ligi 4. Grup dördüncü maçında İzlanda ile A Milli Erkek Futbol Takımı, Laugardalsvöllur Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. A Milli Erkek Futbol Takımı, sahadan 4 – 2 galip ayrıldı.

Haber Merkezi / A Milli Erkek Futbol Takımı’nın gollerini 62. dakikada İrfan Can Kahveci, 67. dakikada Hakan Çalhanoğlu, 88. dakikada Arda Güler ve 90+5. dakikada Kerem Aktürkoğlu, İzlanda’nın gollerini ise 3. dakikada Orri Oskarson ve 83. dakikada Andri Gudjhonsen kaydetti.

A Milli Erkek Futbol Takımı, grupta üst üste 3. galibiyetini alarak puanını 10’a yükseltti. İzlanda 4 puanda 3. sırada kaldı.

Goller

3. dakikada Anderson’un savunma arkasına gönderdiği topa hareketlenen Oskarsson, uzun süre topu sürüp ceza sahasına girdi, altıpas önünde sağ çaprazda şutunda meşin yuvarlağı kaleci Uğurcan’ın üzerinden ağlara gönderdi: 1-0.

62. dakikada Kenan’ın pasında topla buluşan İrfan Can Kahveci, ceza yayı önüne kadar topu sürerken yaptığı vuruşta topu ağlara gönderdi: 1-1.

66. dakikada sol kanattan kullanılan kornerde Merih’in kafa vuruşunda, meşin yuvarlak Gudjohnsen’in eline çarptı. Hakem, VAR’dan gelen uyarı sonrasında penaltı kararını verdi. 67. dakikada penaltıyı kullanan Hakan, topu ve kaleciyi ayrı köşelere gönderdi: 1-2.

83. dakikada Fridriksson’un sağ kanattan ortasında Gudjohnsen, kale önünde kafayla topu ağlara gönderdi: 2-2

88. dakikada Kerem Aktürkoğlu’nun kaleciye yaptığı pres sonrasında kayarak yaptığı müdahale ile top ceza sahası içinde boşta kaldı. Arda Güler yakın mesafeden yaptığı vuruşla fileleri havalandırdı: 2-3.

90+5. dakikada savunmanın uzaklaştırdığı topu ceza yayı solunda kontrol eden Kerem Aktürkoğlu’nun uzak direğe yaptığı vuruşta top ağlara gitti. 2-4

Stat: Laugardalsvöllur

Hakemler: Damian Sylwestrzak, Pawel Sokolnicki, Bartosz Kaszynski

İzlanda: Rafn Valdimarsson, Valgeir Fridriksson, Daniel Gretarsson, Sverrir Ingason, Logi Tomasson, Mikael Anderson (Isak Johannesson dk. 68), Arnor Traustason, Johann Gudmundsson, Mikael Egill Ellertsson, Andri Gudjohnsen, Orri Oskarsson

Türkiye: Uğurcan Çakır, Zeki Çelik, Melih Demiral, Abdülkerim Bardakcı, Ferdi Kadıoğlu (Eren Elmalı dk. 78), Hakan Çalhanoğlu, Orkun Kökçü (Okay Yokuşlu dk. 89), İrfan Can Kahveci (Yunus Akgün dk. 78), Arda Güler (Samet Akaydin dk. 89), Kerem Aktürkoğlu, Kenan Yıldız (Bertuğ Yıldırım dk. 90)

Goller: Oskarsson (dk. 3), Gudjohnsen (dk. 83) (İzlanda), İrfan Can Kahveci (dk. 62), Hakan Çalhanoğlu (dk. 67 pen.), Arda Güler (dk. 88), Kerem Aktürkoğlu (dk. 90+5) (Türkiye)

Paylaşın

Afganistan’da Çocukların Yarısı Yetersiz Beslenmeden Dolayı “Bodur”

Afganistan’da beş yaş altı çocukların neredeyse yarısı (yüzde 44,6) kronik yetersiz beslenmeden dolayı bodur kalırken, yüzde 3,6’sı akut yetersiz beslenmeden dolayı düşük kilolu.

Haber Merkezi / Birleşmiş Milletler’e göre, Afganistan’da 24 milyondan fazla insan şu anda acil insani yardıma ihtiyaç duyuyor.

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), bu yıl içerisinde, akut yetersiz beslenme sorunu yaşayan 343 binden fazla Afgan çocuğun tedavi edildiğini bildirdi. UNICEF, Afganistan’da ciddi yetersiz beslenmeyle mücadele için gerekli olan terapötik gıdanın tek tedarikçisi.

Sağlık kaynaklarına göre, ülkenin Nangarhar eyaletinde son altı ayda en az 700 çocuk yetersiz beslenme ve mevsimsel hastalıklardan kaynaklı hayatını kaybetti. Ölü sayısının çok daha yüksek olması muhtemel zira birçok vaka, medya erişiminin sınırlı olması ve Taliban’ın bilgi akışına uyguladığı sıkı kısıtlamalar nedeniyle bildirilmiyor.

Save the Children, mayıs ayında 6 milyondan fazla Afgan çocuğun acil durum seviyesinde açlıkla karşı karşıya olduğunu, beş yaş altındaki yaklaşık 3 milyon çocuğun ise akut yetersiz beslenme sorunuyla karşı karşıya olduğunu bildirdi.

Afganistan, bu yılki Küresel Açlık Endeksi’nde 127 ülke arasında 116. sıraya geriledi. Bu, insani krizin kötüleştiğinin bir göstergesi.

Taliban ve Afganistan

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

TİP Lideri Erkan Baş: Bütün Ülkeyi Soyuyorlar

TİP Genel Başkanı Erkan Baş, partisinin ”Halk için Ekonomi Programı” toplantısında yaptığı konuşmada, “Gözümüzün içine baka baka bütün ülkeyi soyuyorlar” dedi ve ekledi:

“‘Kaynak yok’ diyenlerin kafasına vurmak gerekiyor bu rakamları. 3 trilyon liralık kaynak hiç edilmiş durumda. Bizim yoksulluğumuzun nedeni, hak etmedikleri halde bizim emeğimizi, alın terimizi, ülkemizin değerlerini gasp ederek zenginleşenlerdir. Ve bunlara hizmet eden siyasi iktidardır.”

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, partisinin “Halk için Ekonomi Paketi” tanıtım toplantısında konuştu. Cumhuriyet’in aktardığına göre; Erkan Baş, ülkede büyük bir ekonomik yıkımın yaşandığını, iktidarın ise bu gerçeğin üzerini örtmek, bu durumu normalleştirmek için çaba gösterdiğini vurguladı.

“Türkiye’nin kaynaklarının nasıl geliştirebileceğini ve nasıl halk için kullanılabileceğini önümüzdeki dönemde yine yurttaşlarımızla paylaşmaya ve emekçileri birleştirmeye çaba göstereceğiz” diyen Erkan Baş, şunları kaydetti:

“Türkiye’de pek çok şey konuşuluyor, tartışılıyor, değerlendiriliyor ama herhalde değişmeyen temel gündem, ülkemizin büyük bir ekonomik yıkım yaşadığı gerçeğidir. Ne olursa olsun insanlarımız ‘yarın nasıl yaşayacağız’ sorusunu sorarak günü tamamlıyor. İktidar ise bu gerçeğin üzerini örtmek, bunun konuşulmasını engellemek, bunu normalleştirmek, makul bir şeymiş gibi anlatmak için yoğun bir çaba sarf ediyor. Sürekli olarak rakamlarla, tablolarla ‘siz aslında zor durumda değilsiniz’ diye akıl almaz bir yalan propagandası sürüyor.

Başta TÜİK olmak üzere çeşitli kurumlar rakamlarla, tablolarla o gerçeği ters yüz etmeye çalışıyorlar. Genellikle konuşturmamaya, konuşunca onların istediği çerçevede konuşulmasına çaba sarf ettikleri bu tablo üzeri örtülemeyecek hale geldiğinde de her seferinde yeni gerekçeler uyduruyorlar. Şimdilerde ise Türkiye’nin İsrail’in yeni hedefi olduğu tezi üzerine bu ekonomik yıkımı meşrulaştırmaya çalışıyorlar. Herhangi bir yurttaşı ikna edebilecek bir tek gerekçe ortaya süremediler. Bütün mesele Türkiye’deki bu ekonomik yıkımın üzerini örtmek. Artık yalanlardan bıktık.

Hazırladığımız ekonomi paketindeki esas amacımız, istense ne kadar kolay çözülebileceğini yurttaşlarımızla en kısa biçimde paylaşmak. İlk atılması gereken adım ‘geri almaktır’. Çünkü bugün iktidar bize ait olan kamu kaynaklarını yağmalamıştır. Öncelikli görevimiz bizden çaldıklarını geri almaktır. Daha sonra vergide adalet talebini yükselteceğiz. Çünkü Türkiye’de vergiyi emekçiler, yoksullar ödüyor ve zenginlerin ödemediğini görüyoruz. Enflasyonla gerçek mücadele programı koyacağız. Biz bu iktidarın, enflasyon tartışmalarını nedense her seferinde asgari ücretlilere, emeklilere zam söz konusu olduğunda gündem ettiklerini görüyoruz.

2024 yılı bütçesinde bin 315 tane vergi istisnası saptanmış. Bunun sonucunda bizim yaptığımız hesaplamaya göre, 2,2 trilyon eksik toplanma söz konusu. Bu niye önemli? Çünkü okullarda temizlik yapılamıyor sözde ‘tasarruf’ adı altında. Yani siz sermayeden almadığınız vergileri toplasanız Türkiye’de okullarda okuyan tüm çocukları doyurabilirsiniz, tüm okullarda temizlik sorununu ortadan kaldırabilirsiniz.

“Bizim yoksulluğumuzun nedeni…”

“İstanbul Finans Merkezleri’nin gelirlerinin yüzde 100’ü vergiden muaf. Örneğin Cengiz İnşaat, yatırımlarından 10 yıldır vergi alınmıyor, 10 yıl SGK ödemiyor, 10 yıl boyunca elektrik giderlerinin yüzde 50’sini devlet karşılıyor, 10 yıl boyunca KDV ödemiyor, 10 yıl boyunca gümrük vergisi ödemiyor. Gözümüzün içine baka baka bütün ülkeyi soyuyorlar. ‘Kaynak yok’ diyenlerin kafasına vurmak gerekiyor bu rakamları. 3 trilyon liralık kaynak hiç edilmiş durumda. Bizim yoksulluğumuzun nedeni, hak etmedikleri halde bizim emeğimizi, alın terimizi, ülkemizin değerlerini gasp ederek zenginleşenlerdir. Ve bunlara hizmet eden siyasi iktidardır.

Kredi kartı limitine bağlı olarak 750 lira ek vergi gündemde. Buradan yurttaşlarımıza seslenmek istiyoruz; ücretli vatandaşlarımızın tümü hali hazırda maaşlarından yapılan vergi kesitlerinden yüzde 6’sını Savunma Sanayii fonuna veriyorlar. Bu oran aşağı yukarı 1 yılda yarı maaş demek. Alın bütün fonları bütçe içine ondan sonra kaynak yok deyin görelim. Ayrıca kaynak yoksa yaratmak da iktidarın görevidir.”

Ekonomide yaşanan sorunların çözümü için yapılması gerekenleri de sıralayan Erkan Baş, sözlerini şöyle tamamladı: “Esas olarak halk için ücretli, nitelikli kamu hizmetleri ve yatırımları yapmak gerektiğini ifade ediyoruz. Asgari ücret değil, insanca yaşam ücreti istiyoruz. Çalışma saatleri düşürülsün istiyoruz. Barınmayı bir rant kapısı olmaktan çıkarıp kamusal barınma fonu oluşturulması, sosyal konut üretilmesi en temel görevlerimizden biri, Enerji, su ve iletişim zorunlu ihtiyaçlar.

Bunların tümünde kamu desteği şarttır. Kadınların yaşamın içinde olmasını, gençlerin geleceğe güvenle bakmasını önemsiyoruz. Emeklilerin refah artışından paylarını alabilmeleri gerekir. Son olarak, tarımsal üretim bu iktidar tarafından yok edilmiştir. Mevcut yasada diyor ki; Gayri Safi Milli Hasıla’nın yüzde 1’i tarıma destek için ayrılmalıdır. Fakat bu iktidar hiç bunu yapmadı. Bugün 0,3’e inmiş durumda. Biz bunun yüzde 3’e çıkarılması gerektiğini düşüyoruz.

Biz, Halk için Ekonomi Paketi ile beraber Türkiye’nin kaynaklarının nasıl geliştirebileceğini ve nasıl halk için kullanılabileceğini önümüzdeki dönemde yine yurttaşlarımızla paylaşmaya ve emekçileri birleştirmeye çaba göstereceğiz.”

Paylaşın

Erdoğan: Türkiye Bir Hukuk Devletidir

Kaymakamlık Kursu Kura Töreni’nde açıklamalarda bulunan Erdoğan, “Türkiye bir hukuk devleti, merhamet devletidir. Adaleti yücelttiğimiz ölçüde devleti yüceltiriz. Devlet ile millet arasındaki mesafe açılırsa kamu olarak yaptığımız hizmetlerin hiçbir anlamı olmaz. Biz her iki tecrübeyi de yaşamış bir ülkeyiz” dedi ve ekledi:

“Devlet ile millet arasında duvarlar ören, devlet ile milleti farklı konumlara yerleştiren elitist zihniyetin büyük zararları oldu. Devlet vatandaşlarının bir kısmını tehdit kaynağı olarak gördü, dış görünüşüyle çok uğraştılar. İrticacı, takunyalı, cemaatçi diyerek insanlarımızı birbirine düşürmeye çalıştılar. İnancını özgürce yaşamak istediği için, anasının dilini konuştuğu için milyonlar ötekileştirildi. Vatandaşına üstten bakan, tehdit kaynağı gören bürokratik oligarşinin devlet tasavvurumuzda yeri yoktur. Devlet milletinin hizmetindedir.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen 109. Dönem Kaymakamlık Kursu Kura Töreni’nde açıklamalar yaptı. Erdoğan’ın konuşmasının satırbaşları şöyle:

“Ülkemizdeki 81 vilayetimiz nazarımızda değerlidir, önemlidir. Görev yapacağınız ilçeler arasında asla uzak yakın, küçük büyük ayrımına gitmemenizi rica ediyorum. Milletimizin her bir ferdi, devletimizin eşit vatandaşıdır. Ülkemize sığınan biçarelere kardeşlik görevimizi ifa etmek vazifemizdir. Şahsımı temsilen ilçelerimizde görev yapan kaymakamlarımızdan özellikle hassasiyet ve özveri bekliyorum.

Devletimiz unvanınıza uygun vasıflarla donanmanız için her türlü gayreti göstermiştir. Toplam 42 ay süren yoğun, kapsamlı bir eğitim programını alnınızın akıyla tamamladınız. Bu zaman zarfında tecrübe paylaşımından mevzuata, iletişimden protokol kurallarına kadar ihtiyaç duyacağınız her konuda en üst düzeyde eğitim aldınız. Devleti, millet için hizmet üreten bir sisteme kavuşturmanın yolu bu milletin gönlüne girmekten geçer. Milletin adamı olunmadan, milletin gönlüne girilmeden, milletin duasını kazanmadan hakiki manada devlet adamı olunmaz.

İlçe sınırları içindeki her türlü işten, çalışmadan, hizmetten, sorundan, başarıdan sorumlu olan kaymakamlarımız görevlerini ne kadar etkin icra ederse devletimizi de o derece güçlüdür. Her birinizi görev bölgelerinizde ve meslek hayatınız boyunca üstün başarılar diliyorum.

Türkiye bir hukuk devleti, merhamet devletidir. Adaleti yücelttiğimiz ölçüde devleti yüceltiriz. Devlet ile millet arasındaki mesafe açılırsa kamu olarak yaptığımız hizmetlerin hiçbir anlamı olmaz. Biz her iki tecrübeyi de yaşamış bir ülkeyiz. Devlet ile millet arasında duvarlar ören, devlet ile milleti farklı konumlara yerleştiren elitist zihniyetin büyük zararları oldu.

Devlet vatandaşlarının bir kısmını tehdit kaynağı olarak gördü, dış görünüşüyle çok uğraştılar. İrticacı, takunyalı, cemaatçi diyerek insanlarımızı birbirine düşürmeye çalıştılar. İnancını özgürce yaşamak istediği için, anasının dilini konuştuğu için milyonlar ötekileştirildi. Vatandaşına üstten bakan, tehdit kaynağı gören bürokratik oligarşinin devlet tasavvurumuzda yeri yoktur. Devlet milletinin hizmetindedir.

Devletimizin taşıyıcı kolonu olan bu ilkeden en küçük tavize izin veremeyiz. Görev yapacağınız yerlerde halen buna ters uygulama varsa değiştirmek, devlet ile milleti kaynaştırmak sizlerin öncelikli vazifenizdir. Atandığınız her yerde devletin müşfik eli olmanızı bekliyorum. Vatandaşıma hiçbir zaman devlet nere dedirtmeyeceksiniz. Siz gidip mağdur vatandaşımı bulacaksınız.

İhtiyaç sahibini, mağduru bulup derdiyle hemhal olacaksınız. Görev yaptığınız mahalde sosyal, kültürel ve ekonomik kalkınmayı koordine edecek vatandaşın talep ve şikayetlerine kapınızı açık tutacaksınız. Kibir asla sizin semtinize uğramayacak. İnsanımızı devletinden uzaklaştıracak gelişmelere karşı 0 toleransla yaklaşacaksınız. Halktan kopuk, sokaktan kopuk idareci profiline tahammülümüz yok. Devlet sistemimiz içinde koltuğuna güç ve itibar kazandırmak yerine, koltuğundan güç devşirenlere müsamaha ile bakamayız.

22 yılı devlet yönetiminde olmak üzere yarım asrı bulan siyaset yaşamımızda milletimizin sağduyusuna güvenliğimiz için elde ettik. Milletimizle gönül bağlarınızı güçlü tutmanızı bekliyorum. Sizlerin yerel çaptaki her projesi Türkiye’nin bütün halinde hızlı kalkınmasını kolaylaştıracaktır. Görev yapacağınız yerin derinliğini iyi bilerek hareket etmeniz size yardımcı olacak.”

Paylaşın

Her Hane, Savunma Sanayi Destek Fonu’na 3 Bin 724 Lira Verecek

TBMM’ye verilen önergeyle yapılması planlanan düzenlemeye göre, limiti 100 bin lira ve üzerinde olan kredi kartlarının sahiplerinden her bir kart başına yıllık 750 lira Savunma Sanayini Destekleme Fonu kesintisi yapılacak.

Fon için yıllık kesilecek toplam para ise 63 milyar lirayı bulacak. Bu para, çekirdek aileden meydana gelen hane halkı sayısı olan 16 milyon 779 bine bölündüğünde, ev başına yıllık 3 bin 750 lira para alınacağı ortaya çıkıyor.

Kredi kartı limiti 100 bin liranın üzerinde olan kişilerden Savunma Sanayi Destek Fonu’na 750 TL aktarılacak olmasının yankıları devam ederken, dikkati çeken bir detay ortaya çıktı. Yeni düzenlemede elde edilecek gelirin toplam büyüklüğü hesaplandı. Bu kapsamda toplam tutarın yıllık 63 milyar lira civarında olması beklenirken, çekirdek bir ailenin en az 3.724 TL ödeyeceği belirlendi.

Fon adı altında yeni birçok vergi hayatımıza girmek üzere. Meclis’e gelen önerge ile limiti 100 bin lira ve üzerinde olan kredi kartlarının hamilleri her bir kart başına yıllık 750 lira katılma payı ödeyecek. Noterlerde ise taşınmaz satışlarının noterler tarafından yapılması halinde belirlenen tutarda, ilk defa tescili yapılacak olan araçların tescil işlemlerinde 3 bin lira, tescil edilmiş araçların her çeşit satış ve devirlerinde 1500 lira, noterlik ücreti alınan diğer işlemlerde işlem başına 75 lira katılma payı alınacak.

Ayrıca drone ve kol saatlerinden yüzde 20 ÖTV alınacak. 100 cc altı motosikletler de MTV kapsamına girecek. Taslakta dikkati çeken bir başka madde de pay ödenmeden işlem yapılması durumunda işlemi yapan memurlar ve noterlerin payı ödemekle yükümlü olanlar ile tüm işlemlerden sorumlu olması…

Habertürk’te yer alan habere göre; düzenlemenin önemli noktası damga vergisi. Maliye bu yıl 143 milyar lira damga vergisi almayı planlıyor. Bu vergi hemen her resmi işlemden alınıyor ama en fazla alınan alanlar var. İşte fon için alınacak pay bu en fazla damga vergisi alınan işlemlerden seçilmiş.

488 sayılı Damga Vergisi Kanununa göre, vergi beyannamelerinden, gümrük idarelerine verilen beyannamelerden, sosyal güvenlik kurumlarına verilen sigorta prim bildirgeleri ve aylık prim ve hizmet belgesi ile muhtasar beyannamenin birleştirilerek verilmesiyle oluşturulan beyannamelerden alınan damga vergisi tutarı kadar, yıllık gelir vergisi beyannamelerinden ise damga vergisi tutarının yarısı kadar fon payı alınacak. Yıllık alınan 143 milyar lira göz önüne alındığında en az 50 milyar liralık bir kaynak fona aktarılacak.

28 milyon kişinin cebinde bulunan kredi kartları ise ikinci en önemli konu! Düzenlemede yıllık 750 lira alınacağı söylenen limiti 100 bin Türk lirası ve üzerinde olan kredi kartı sahibi sayısı yaklaşık 5 milyon kişi. Bu durum sadece kart limiti olduğu için vatandaşların 23 milyar 750 milyon lira fon payı ödeyeceğini gösteriyor.

Diğer önemli husus, tapuda araç ve gayrimenkul satışından alınacak paylar. Türkiye’de yıllık 3,1 milyon sıfır ve ikinci el araç ve yaklaşık 1,4 milyon gayrimenkul satılıyor. Bunlar için istenen ek paydan yola çıkarak araç satışından 6,5 ve gayrimenkul satışından 2,6 milyar lira toplanacağı sonucuna ulaşabiliriz.

Hane başı 3 bin 274 TL pay: Diğer önemli husus, tapuda araç ve gayrimenkul satışından alınacak paylar. Türkiye’de yıllık 3,1 milyon sıfır ve ikinci el araç ve yaklaşık 1,4 milyon gayrimenkul satılıyor. Bunlar için istenen ek paydan yola çıkarak araç satışından 6,5 ve gayrimenkul satışından 2,6 milyar lira toplanacağı sonucuna ulaşabiliriz.

Paylaşın

AYM’den Dikkat Çeken Karar: “Bijî Serok Apo” İfade Özgürlüğü Kapsamında

“Yeni Çözüm Süreci” tartışmaları gündemdeki yerini korurken, Anayasa Mahkemesi (AYM) dikkat çeken bir karara imza attı: “Bijî Serok Apo” ile “PKK halktır halk burada” sloganlarını düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında.

Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre; Diyarbakır’ın Lice ilçesinde düzenlenen kalekol protestosunda Medeni Yıldırım’ın katledilmesi karşı 7 Haziran 2014’te yapılan eylemde, “Çerxa Şoreşe” şarkısına eşlik eden, “Biji Serok Apo” ile “PKK halktır halk burada” sloganlarını atan Merve Nur Tekin’e Ardahan Ağır Ceza Mahkemesi “terör örgütü propagandası yapmaktan” hapis ve para cezası verdi.

Kararın Yargıtay tarafından onanmasının ardından Tekin, AYM’ye 11 Şubat 2022’de “düşünce ve ifade özgürlüğü hakkının ihlali” talebiyle bireysel başvuruda bulundu. AYM, Tekin’in başvurusunu kabul ederek, ihlal kararı verdi.

Kararda, propaganda suçunun soyut tehlike suçu olarak kabul edilmesinin başta ifade özgürlüğü olmak üzere anayasal hak ve özgürlükler üzerinde bir baskı oluşturma potansiyeli olduğuna dönük AYM’nin çok sayıda kararının bulunduğuna dikkat çekildi. Kararda, bir propaganda faaliyetinin cezalandırılabilmesi için olayın somut şartlarında belirli oranda tehlikeye neden olduğunun gösterilmesi gerektiği aktarıldı.

Kararda, PKK lideri Abdullah Öcalan’ı politik bir lider ve toplumsal sorunların demokratik yollarla çözümünde meşru bir aktör olarak ilan eden söylemlerine karşı, AYM’nin söz konusu ifadeleri “terör eylemlerinin failini öven ve dolayısıyla terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerine başvurmayı teşvik eden mesajlar olarak değerlendirilmediği” yönündeki kararları hatırlatıldı.

Kararda, AYM’nin daha önce “Çerxa Şoreşe” marşına dair daha Meki Katar hakkında verdiği ihlal kararına işaret edildi. Kararda, Katar hükmünde yer alan “bahse konu marş ve sloganın şiddeti yaymasının muhtemel olduğuna, potansiyel olarak tehlikeli bir etkisi olduğunu gösteren bir delil gösterilmediği ve şiddeti teşvik edecek nitelikte de olmadığına” dönük değerlendirme hatırlatıldı.

Kararda, “marş vasıtasıyla kamuya aktarılan görüşlerin başkaları açısından değersiz, yararsız, kışkırtıcı veya rahatsız edici görülse bile kişilerin sübjektif değerlendirmelerinden bağımsız olarak ifade özgürlüğünün korumasında olduğu, öznel değerlendirmeler veya varsayımlarla kişilerin cezalandırılmasının ve düşünce açıklamalarına bu şekilde müdahale edilmesinin temel hakkı ihlal edeceği” tespitini yapıldı.

“İfade özgürlüğü hakkı ihlal edildi”

AYM, Tekin hakkında verilen mahkûmiyet kararının zorunlu toplumsal bir ihtiyaca karşılık gelmediği ve Tekin’in Anayasa’nın 26’ncı Maddesi’nde güvence altına alınan ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiğine hükmetti. AYM, başvurucuya 30 bin lira manevi tazminat ödenmesine karar verdi. AYM, tespit edilen ihlalin sonucun ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasına karar vererek, dosyayı Ardahan Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdi.

Oy çokluğuyla alınan karara, üyeler Yıldız Seferinoğlu ve Ömer Çınar katılmadı.

AYM 2008 yılında aralarında Demokratik Toplum Partisi (DTP) üye ve yöneticileri, çeşitli dernek üye ve yöneticileri ile düzenlenen “Sayın Öcalan” kampanyası kampsamında “Sayın Öcalan”, “Bijî Serok Apo” “PKK halktır halk burada” sloganları nedeniyle Hanefi Biçimli verilen cezanın “düşünce ve ifade özgürlüğü” ihlali yönünde olduğuna karar vermişti.

AYM’nin ilgili kararı için TIKLAYIN

Paylaşın

“Borç Krizi” Kapıda

4 ekim ile biten haftada bireysel kredi ve kredi kartı borçları 13,4 milyar lira artarak 3 trilyon 575 milyar liraya ulaştı. Söz konusu haftada bireysel kredilerinin bakiyesi 8,1 milyar lira artarak 1 trilyon 901 milyar liraya çıktı.

Kredi kartı borç bakiyesi ise 5,3 milyar lira artarak 1 trilyon 674 milyar liraya yükseldi. Tüketicilerin bankalara olan borçları 2023 yılı sonuna göre 846 milyar lira tutarında yaklaşık olarak yüzde 31,1 oranında arttı.

Bu dönemde bireysel kredilerin bakiyesi 344 milyar lira, kredi kartı borç bakiyesi ise 504 milyar lira artış kaydetti. Yılbaşından bu yana batık kredi kartı borçlarında yüzde 191,8, batık bireysel kredi borçlarında ise yüzde 57,7 oranında artış oldu.

BirGün’de yer alan habere göre; Bankalardaki mevduat, 27 Eylül-4 Ekim haftasında, 334 milyar lira azalarak 17,61 trilyon liraya gerilerken kredi hacmi de 28 milyar lira genişleyerek 14,95 trilyon liraya yükseldi. Mevduatın krediye dönüşüm oranı da yüzde 83,2’den yüzde 84,9’a çıktı.

Mevduat yılbaşından bu yana yüzde 18,6 oranında artarken kredi stokundaki büyüme yüzde 28,6 oldu. Faiz oranlarında yaşanan yüksek seyir ve yüksek enflasyon, geliri yeterince artmayan toplumun geniş kesimlerinin borçlarını geri ödemelerini zorlaştırıyor. Yurttaşlar giderek yeni bir borç krizine giriyor.

Yurttaşların bireysel kredi ve kredi kartı borçları ise 27 Eylül – 4 Ekim haftasında 13,4 milyar lira artarak 3 trilyon 575 milyar liraya ulaştı. Söz konusu haftada bireysel kredilerinin bakiyesi 8,1 milyar lira artarak 1 trilyon 901 milyar liraya, kredi kartı borç bakiyesi ise 5,3 milyar lira artarak 1 trilyon 674 milyar liraya çıktı. Tüketicilerin bankalara olan borçları 2023 yılı sonuna göre 846 milyar lira tutarında yaklaşık olarak yüzde 31,1 oranında arttı.

Bu dönemde bireysel kredilerin bakiyesi 344 milyar lira, kredi kartı borç bakiyesi ise 504 milyar lira artış kaydetti. Yılbaşından bu yana batık kredi kartı borçlarında yüzde 191,8, batık bireysel kredi borçlarında ise yüzde 57,7 oranında artış oldu.

Artan borçlara paralel olarak bankalara olan borcunu zamanında ödeyemeyen ve bu nedenle icra takibine alınan vatandaşların sayısı da hızla artıyor. Risk Merkezi’nin verilerine göre bu yıl Ocak-Ağustos döneminde 736 bin 513 bin kişi bireysel kredi borcunu, 899 bin 47 kişi de kredi kartı borcunu zamanında ödeyemediği için bankalar tarafından icra takibine alındı.

Hem kredi kartı hem de tüketici kredisi borcu için takibe alınanlar tek kişi sayıldığında toplam 1 milyon 213 bin 55 kişi bankalara olan borcunu zamanında ödeyemediği için takibe alındı. Bu arada önceki yıllarda bankalar ve diğer finans kuruluşları tarafından icra takibine alınan, ancak borcu hala devam eden yurttaş sayısı da ağustos ayı sonunda 3 milyon 847 bine ulaştı.

Paylaşın