DEM Parti’den Selahattin Demirtaş’a Ziyaret: Onurlu Bir Barış İçin…

Yeni çözüm süreci tartışmaları gündemdeki yerini korurken, DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Selahattin Demirtaş’ı cezaevinde ziyaret etti.

Haber Merkezi / Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, dün de Figen Yüksekdağ’ı ziyaret etmişlerdi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ı, tutuklu bulunduğu Edirne’deki cezaevinde ziyaret etti.

Hatimoğulları ve Bakırhan’ın Edirne F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda gerçekleştirdikleri ziyaret, yaklaşık 4 saat sürdü.

Hatimoğulları ve Bakırhan, eski Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Selçuk Mızraklı ile de görüştü.

Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, ziyaret sonrası yaptıkları açıklamada şu ifadeleri kullandılar: “Tutsak yoldaşlarımızı çok iyi gördük. Cezaevindeki arkadaşlarımız, partimizin izlediği politikayı olumlu bulduklarını ve desteklediklerini söylediler.

Onurlu bir barış için hem kendilerinin hem de diğer siyasi mahpusların her türlü katkıyı sunmaya hazır olduklarını teyit ettiler. Sürece ilişkin henüz atılan bir adım olmadığını, bu konuda somut adımlar atılmasına ihtiyaç olduğunu ifade ettiler.

Özellikle de bu sürecin başlamasının en önemli ve öncelikli yolunun İmralı tecridinin kaldırılması olduğunu ifade ettiler. Bu nedenle tecridin önemli bir gündem olarak ele alınması gerektiğini söylediler. Onurlu bir barış için katkı verebilecek bütün herkese de katkı sunma çağrısında bulundular.”

Hatimoğulları ve Bakırhan, demokratikleşme ve barışı hapishanelerde konuşuyor olmanın ciddi bir sorun olduğuna işaret ederek şunları söylediler:

“Her şeye rağmen yoldaşlarımız, ödedikleri bedellerin barışa katkı sunmasını temenni ediyor. Bizler de arkadaşlarımıza bu değerli görüşleri için çok teşekkür ediyoruz. Önümüzdeki süreçte siyasi tutsak arkadaşlarımızın dışarıda katkı sunacak bir pozisyonda olmalarını hem önemsiyoruz hem de bekliyoruz.”

Selahattin Demirtaş, 31 Mayıs’ta 14 Mayıs seçimlerinin ardından, aktif siyaseti bıraktığını ancak mücadelesini cezaevinden sürdüreceğini açıklamıştı.

Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, dün de Kocaeli 1 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda Figen Yüksekdağ’ı ziyaret etmişti. Ziyarette Hatimoğulları ve Bakırhan, eski HDP Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel ile de görüşmüştü.

Çözüm süreci: Çözüm süreci, 2013-2015 yılları arasında PKK ile devlet arasında başlayan müzakereleri ifade ediyor. Bu süreç, Kürt sorununu barışçıl yollarla çözmek amacıyla başlatılmıştı.

Sürecin temel unsurları arasında, silah bırakma, demokratik reformlar ve Kürt kimliğine yönelik hakların genişletilmesi yer almaktaydı. PKK lideri Abdullah Öcalan, bu müzakerelerde kilit bir figür olarak rol almıştı.

Ancak 2015’te çatışmaların yeniden başlamasıyla çözüm süreci fiilen sona ermişti. Bu dönem, Türkiye’deki siyasi dinamiklerde önemli değişimlere neden olmuştu.

28 Kasım 1978’de Diyarbakır’ın Lice ilçesinde kurulan PKK, Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), İngiltere, Fransa, Türkiye ve pek çok başka devlet tarafından terör örgütü kabul ediliyor.

PKK lideri Öcalan, terör örgütü kurmak ve yönetmek suçundan müebbet hapis cezasına çarptırıldığı 1999 yılından beri, Marmara Denizi’ndeki İmralı Cezaevi’nde bulunuyor.

Paylaşın

AK Partili Efkan Ala: Çözüm Süreci Masamızda Yok

Yeni çözüm süreci tartışmalarına ilişkin değerlendirmede bulunan AK Parti Genel Başkan vekili Efkan Ala, “Çözüm süreci masamızda yok. Daha önce oldu bitti. Abdullah Öcalan’la temas gündemimizde değil” dedi.

PKK lideri Abdullah Öcalan ile de bir görüşmenin gündemlerinde olmadığını belirten Efkan Ala, “Sorun da farklı sorunlara bulunacak çare de farklı. Geçmişte oldu, bitti. Her seferinde aynı şeyi yapmak durumunda değiliz ki” dedi.

NTV’de yer alan habere göre Efkan Ala, “24 saat Kürtçe kanal yayın yapıyor. Bunlar aşıldı. O süreçlerin belli yerinde Ortadoğu tarumar oldu. Türkiye, o reformlarını yapmamış olsaydı Irak ve Suriye’ye döndürmek isteyen projelere yenilirdi” diye konuştu.

1 Ekim’de Meclis’in açılışı sırasında MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile AK Parti Bursa Milletvekili Efkan Ala DEM Parti sıralarına giderek tokalaşmıştı. Efkan Ala, 2013-2015 yılları arasındaki çözüm süreci döneminin İçişleri Bakanı’ydı ve Dolmabahçe açıklamasındaki en üst düzey yetkiliydi.

Çözüm süreci: Çözüm süreci, 2013-2015 yılları arasında PKK ile devlet arasında başlayan müzakereleri ifade ediyor. Bu süreç, Kürt sorununu barışçıl yollarla çözmek amacıyla başlatılmıştı.

Sürecin temel unsurları arasında, silah bırakma, demokratik reformlar ve Kürt kimliğine yönelik hakların genişletilmesi yer almaktaydı. PKK lideri Abdullah Öcalan, bu müzakerelerde kilit bir figür olarak rol almıştı. Ancak 2015’te çatışmaların yeniden başlamasıyla çözüm süreci fiilen sona ermişti. Bu dönem, Türkiye’deki siyasi dinamiklerde önemli değişimlere neden olmuştu.

28 Kasım 1978’de Diyarbakır’ın Lice ilçesinde kurulan PKK, Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), İngiltere, Fransa, Türkiye ve pek çok başka devlet tarafından terör örgütü kabul ediliyor. PKK lideri Öcalan, terör örgütü kurmak ve yönetmek suçundan müebbet hapis cezasına çarptırıldığı 1999 yılından beri, Marmara Denizi’ndeki İmralı Cezaevi’nde bulunuyor.

Paylaşın

Çözüm Süreci Tartışmaları: Bülent Arınç’tan Dikkat Çeken Açıklamalar

Yeni çözüm süreci tartışmalarına ilişkin değerlendirmede bulunan AK Partili Bülent Arınç, Kürt sorununu çözmek isteyenlerin her türlü tehlikeyi göze almak zorunda olduğunu belirterek, “Öcalan çağrı yapsın diyorsanız, bunun içini doldurmalısınız” dedi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Meclis’in 1 Ekim günü yapılan açılışında Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ile tokalaştı. Hemen ardından Kürt sorununun çözümü noktasında “yeni süreç” tartışmaları başladı.

Devlet Bahçeli, daha sonra da 43 aydır kendisinden haber alınamayan Abdullah Öcalan’a “örgütü tasfiye et” çağrısı yaparak, “Devletin terörle masaya oturmasını hiç kimse beklemesin” açıklaması yaptı.

2013-2015 yılları arasında yürütülen “diyalog süreci”nde aktif rol alan isimlerden biri olan AKP’li Bülent Arınç, son yaşanan tartışmalara dair Artıgerçek’ten İrfan Aktan’ın sorularını yanıtladı.

Türkiye’de geçmişten bu yana Kürt sorunu olduğunu belirten Arınç, söz konusu sorunun çözülmesi gerektiğini vurguladı. Bahçeli’nin tokalaşması ve sonrasında yaptığı açıklamalara dair soruyu yanıtlayan Arınç, “Sayın Bahçeli saygı duyduğumuz bir devlet adamı. Ama ben biliyorum ki, en az iki senedir her gün ‘HDP kapatılmalıdır’, ‘HDP’yi kapatmıyorsa Anayasa Mahkemesi kapatılmalıdır’, ‘DEM Parti kapatılmalıdır’, ‘DEM’in milletvekillerine maaş verilmemelidir’ diyen bir insan, sonunda çıkıp artık yeni bir sürece girdik diyor. Buna sevinmek gerekir ama, içimizde de ‘niye bu kadar zaman boşa geçti’ diye bir burukluk var” diye kaydetti.

“Madem bunu yapacaktık, falanla barışacaktık, filanla konuşacaktık, neden Basra harap olduktan sonra yapıyoruz?” diye soran Arınç, son dönemki tartışmaların yeni bir döneme işaret olduğunu kaydetti. Arınç, “Evet, adına isterseniz ‘kuşkonmaz’ deyin, yeni bir sürece ihtiyacımız var. Ama bir içeriği olsun” dedi.

Arınç, “Bu meseleyi geçmişten beri takip edenler, tarihçiler, sosyologlar, siyasetçiler, bir araya gelelim ve bence Meclis bu süreci yürütsün. Çünkü ‘çözüm sürecinde’ bizden ‘Meclis bu süreci yönetsin’ diye bir talep oluyordu. Ama biz bunu bir taraftan MİT’in yaptığı çalışmalarla, bir taraftan da hükümetin yön göstermesiyle yürüttük” ifadelerini kullandı.

Abdullah Öcalan ve PKK’nin 2013-2015 sürecinde “üçüncü bir göz” talebini neden kabul etmediklerine dair soruyu yanıtlayan Arınç, “Biz doğrudan onları da muhatap almak istemedik. Çünkü MİT aracılığıyla yaptığımız bir şeydi bu. Bir tarafta örgüt, bir tarafta devlet; bunu kesinlikle yapamazdık. Çok ince bir çizgide götürmeye çalıştık. Neticede o sürecin başarısızlığa uğramasında bizim de kabahatimiz olabilir ama dediğim gibi, biz de ihanetle karşılaştık” dedi.

Olası bir sürecin doğrudan siyasi muhataplarıyla yürütülmesi gerektiğini söyleyen Arınç, “iktidar ne yapmalı” sorusunu verdiği yanıtta, “İşin dinamiklerini bilen; Hakan Fidan şu an Dışişleri Bakanı’dır, İbrahim Kalın geçmişten beri çalıştığımız bir insandır. Belki Ali Yerlikaya… Veya bütün bunların dışında isimlerden oluşan bir heyet bu işi iktidar adına götürebilir ve sonuç olumlu olur. Millet buna hazır” diye belirtti.

“İçini doldurmak zorundasınız”

Devlet Bahçeli’nin Abdullah Öcalan’a yaptığı çağrıya değinen Arınç, ““buyursun, örgüte terörü bitirdiğini ilan etsin” çağrısında bulundu. Tuncer Bakırhan da, “Bahçeli bir çağrı yaptı ama o çağrının muhataplarına ulaşması için Öcalan’ın üzerindeki tecridin kaldırılması gerektiğini bilmiyor. 43 aydır Öcalan ile avukatları görüştürülmüyor” dedi. Bir hukukçu olarak, hiçbir kanuni dayanağı olmadan Öcalan’ın aylardır tecrit altında tutulmasını nasıl yorumluyorsunuz?

Devlet Bahçeli’nin Abdullah Öcalan’a yaptığı çağrıya dikkati çeken Arınç, “Öcalan çağrı yapsın’ diyorsanız, bunun içini doldurmak zorundasınız. Öcalan bu çağrıyı 11 sene önce yaptı; sonra yaşadıklarımızı ise biliyoruz. Yeni şeyler söylemek lazımdır noktasına geldiysek, bugün başka türlü dinamiklere ihtiyaç var” diye kaydetti. Arınç, “Ne tür dinamiklere?” sorununu ise, “Onları ben bilirim ama burada söyleyemem” yanıtı verdi.

Kürt sorununun çözüleceğinden umutlu olduğunu kaydeden Arınç, “Gecenin en karanlık anı, şafağın sökmeye en yakın zamanıdır. Kürt sorununu çözmek isteyen bir insan, her türlü tehlikeyi göze almak zorunda” dedi.

Arınç, çözüm için siyasi bir iradeye ihtiyaç olduğuna işaret ederek, “Bunun hukuk ve adalet tarafı, toplumsal barış tarafı var. Keza gazetecilerle, yazarlarla işbirliği yapmaya ihtiyaç var. Ayrıca cezaevlerinde bu kadar insan varken, bunların da özgürlüklerine kavuşması lazım. Genel bir irade beyanını ortaya koyup, ‘biz bu düşüncedeyiz, bunu gerçekleştirmek istiyoruz’ demek yeterli.

Manifestoya da gerek yok. İktidar tarafı, ‘şu insanlar bu işle memur’ desin, karşı taraf da ‘tamam, bizim de şu arkadaşlarımız bu işte size yardımcı olacaklar’ desin. Gerekirse Meclis’te bir komisyon kurarak, gerekirse dışarıdan bir platform üzerinden bu iş devam ettirilebilir. Tabii onlara da tam yetki verilmesi suretiyle. İnşallah olacak, biz buna yürekten inanıyoruz. Yeter ki, irade olsun” ifadelerini kullandı.

Bülent Arınç’ın açıklamalarının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Özgür Özel: Anayasanın İlk Dört Maddesi Tartışma Dışıdır

Yeni Anayasa tartışmalarına ilişkin değerlendirmede bulunan CHP Lideri Özgür Özel, “Bütün mesele beş kelimelik tanımı yaşama geçirmek. Türkiye Cumhuriyeti laik, demokratik, sosyal, hukuk devletidir. Bu bağlamda anayasanın ilk dört maddesi tartışma dışıdır” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, gündeme ilişkin Cumhuriyet’ten Mustafa Balbay‘a  açıklamalarda bulundu. Özel’in açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Çözüm Süreci tartışmaları: Devlet Bahçeli’nin el sıkma ile başlattığı diyalog ortamını iki bakımdan önemsiyorum. Birincisi Türkiye için yararlı. Kutuplaşma yeter artık. İkincisi benim başından beri vurguladığım normalleşme işte buydu. Konuşabilmek, birbirimizi dinlemek. Bu, tarafların birbirine teslim olduğu ya da olacağı anlamına gelmez.

CHP olarak oyunun dışında değiliz. Ancak her şeye katılmak ya da parçası olmak durumunda da değiliz. Asırlık CHP’nin Türkiye’nin temel sorunları için gösterdiği başlıca adres Meclis’tir. Çözüm yeri TBMM’dir. Zemin Meclis’tir. Burada bütün sorunları konuşabiliriz.

Ağustos ayı ortasında Selahattin Demirtaş’ı ziyaret edecektim. Ayağım kırılınca uygun olmaz diye düşündüm. Şimdi ziyaret edeceğim… Diyarbakır’dan Van’a 6 Güneydoğu ilini gezeceğim. Gelişmeleri orada ayrıntılarıyla konuşacağım. Bu iller bizim çok partili hayata geçtikten sonra da uzun süre birinci parti olduğumuz iller.

Anayasa tartışmaları: Bütün mesele beş kelimelik tanımı yaşama geçirmek. Türkiye Cumhuriyeti laik, demokratik, sosyal, hukuk devletidir. Bu bağlamda anayasanın ilk dört maddesi tartışma dışıdır… Bu süreçten öncelikle Türkiye’nin ve devamında CHP’nin aleyhine bir sonuç çıkmaz, çıkmayacak. Bunu kesin bir şekilde ifade ediyorum. Kaygılanma Türkiye, CHP var, diyorum.

1 Ekim’de başlayan genel diyalog ortamı 29 Ekim’de bir liderler zirvesiyle neden taçlanmasın. Olabilir. Buluşalım Atatürk’ün evinde. Çay partisi şeklinde olur, bir zirve olur… Biz varız. Biz bütün partilerle görüşebilen parti olarak bunun herkesi kapsamasından mutlu oluruz.

Halen tartışılmakta olan Erdoğan’ın BOP eş başkanlığı ve benzeri konulara partisel çıkarlar gözeterek yaklaşmayacağız. Ülkemizin çıkarına bir ilerleyiş olursa bunu da kamuoyu ile paylaşıp değerlendireceğiz… AKP kafasındakileri toplumda en çok kabul görme olasılığı olan Numan Kurtulmuş aracılığıyla dillendirmek istedi, elinde patladı. Dilerim yeni adımları daha dikkatli atarlar.”

Özgür Özel’in açıklamalarının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Yaşlanma Belirtilerini Yavaşlatacak Yeni Bir Yöntem Keşfedildi

Araştırmacılar, biyolojideki en iddialı araştırma programlarından biri olan İnsan Hücre Atlası projesinin bir parçası olarak, insan vücudunun kök hücrelerden deri hücrelerini nasıl ürettiğini keşfettiler.

Araştırmacılar, laboratuvar ortamında, az miktarda deri üretmeyi de başardılar. Araştırmanın bulgularının cildin yaşlanmasını geciktirmeye yardımcı olabileceği düşünülüyor.

Bununla birlikte cilt nakli için hücre üretimi ve yara izlerinin önlenmesinde kullanılabileceği belirtiliyor. İnsan Hücresi Atlası projesi insan vücudunun her bir parçasının hücre hücre nasıl oluştuğunu anlamayı amaçlıyor.

Uluslararası projenin merkezi Cambridge Üniversitesi’ndeki Wellcome Sanger Enstitüsü.

Projenin liderlerinden Prof. Muzlifah Haniffa, çalışmalarının hastalıkları daha etkin bir şekilde tedavi etmek; aynı zamanda insanları daha uzun süre sağlıklı ve hatta daha genç tutmak için yeni yollar bulunmasına yardımcı olabileceğini söyledi.

Haniffa, “Cildi manipüle edip yaşlanmayı önleyebilirsek daha az kırışıklığımız olacaktır” dedi ve ekledi: “Hücrelerin ilk gelişiminden itibaren yetişkinlikteki yaşlanmaya kadar değişimlerini anlayabilirsek, ‘Organları nasıl canlandırabiliriz, kalbi, cildi nasıl gençleştirebiliriz? diye sorup bunları deneyebiliriz.”

Araştırmacıların bu aşamaya gelmesi yakın zamanda mümkün görünmüyor ancak anne karnındaki fetüste deri hücrelerinin nasıl geliştiğini anlama konusunda ilerleme kaydettiler.

Bir yumurta ilk döllendiğinde, tüm hücreler birbirinin aynıdır. Ancak üç hafta sonra, “kök hücre” adı verilen özel hücrelerdeki belirli genler devreye girerek talimatlar üretirler. Böylece vücudun uzuvlarını oluşturmak üzere toplanma ve özelleşme süreci başlar.

Araştırmacılar, vücudun en büyük organı olan cildi oluşturmak için hangi genlerin hangi zamanlarda ve hangi yerlerde devreye girdiğini tespit ettiler. Bunlar mikroskop altında belirli kimyasallar kullanılarak renklendirildiğinde ayırt ediliyorlar.

Turuncuya dönen genler cildin yüzeyini oluşturuyor. Sarı renkliler cilt rengini belirliyor. Bunun dışında kılları uzatıp, terlememizi sağlayan ve bizi dış dünyadan koruyan diğer yapıları oluşturan birçok gen daha var.

Nature dergisinde yayımlanan araştırma, insan cildini oluşturmak için kök hücrelerin kullandığı komuta dizisini ortaya çıkardı. Bu talimatları okuyabilmek heyecan verici olasılıkları beraberinde getiriyor. Bilim insanlar halihazırda fetüsün cildinin iz bırakmadan iyileştiğini biliyor.

Yeni keşfedilen talimat dizini bunun nasıl olduğunu detaylandırıyor. Bir sonraki araştırma alanı bunun, cerrahi prosedürlerdeki kullanımına yönelik, yetişkin cildinde kopyalanması olabilir.

Bir diğer önemli gelişme de, bilim insanlarının bağışıklık hücrelerinin derideki kan damarlarının oluşumunda kritik bir rol oynadığını keşfetmeleri oldu. Bunun ardından laboratuvarda bu talimatları taklit edebildiler.

Genleri aktif ve pasif hale getiren kimyasalları doğru zamanda, doğru yerde kullanarak kök hücrelerden yapay cilt ürettiler. Şimdiye kadar küçük deri parçaları ürettiler ve bunlardan küçük tüyler çıktı.

Prof. Haniffa’ya göre nihai amaç tekniği mükemmelleştirmek: “İnsan cildinin nasıl yapıldığını biliyorsak, doku nakliyle bunu yanık hastaları için kullanabiliriz.” Prof. Haniffa, “Ya da saç kökleri oluşturabilirsek, kel insanların saçlarının çıkmasını sağlayabiliriz” diyor.

Laboratuvardaki deri, kalıtsal cilt hastalıklarının nasıl geliştiğini anlamak ve olası yeni tedavileri test etmek için de kullanılabilir.

Genleri aktifleştirmek ve pasifleştirmek için talimatlar, gelişen embriyonun her yerinden gönderilir ve doğumdan sonra yetişkinliğe kadar devam ederek bütün farklı organ ve dokuların gelişimini sağlar.

İnsan Hücresi Atlası projesi, başladığından bu yana geçen 8 yılda vücudun farklı uzuvlarından 100 milyon hücreyi analiz etti. Beynin, akciğerin taslak atlaslarını üretti. Araştırmacılar böbrek, karaciğer ve kalp üzerinde çalışıyor.

İnsan Hücresi Atlası Konsorsiyumu’nun kurucularından ve liderlerinden Cambridge Üniversitesi Profesörü Sarah Teichmann’a göre bir sonraki aşama ayrı atlasları bir araya getirmek.

Sarah Teichmann, “İnanılmaz heyecanlı çünkü bize fizyoloji, anatomi konularında yeni içgörüler sağlıyor ve insanlarla ilgili anlayışımızı ilerletiyor… Kendimiz, dokularımız, organlarımız ve bunların nasıl çalıştıkları hakkında kitapların baştan yazıldığını göreceğiz.” diyor.

Vücudun diğer bölümlerinin nasıl oluşturulduğuna dair genetik talimatlar önümüzdeki haftalarda ve aylarda yayınlanacak; ta ki sonunda insanların nasıl yapıldığına dair daha eksiksiz bir resme sahip olana kadar.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Çözüm Süreci Tartışmaları: Türk’ten “Sözlerle İkna Olacak Durumda Değiliz” Yorumu

Yeni çözüm süreci tartışmalarına ilişkin değerlendirmede bulunan Ahmet Türk, “Biz bunları konuşuyoruz sözde mi kalır bilmiyoruz. Biz sözlerle ikna olacak bir durumda değiliz, söylenenlerle ikna olacak bir durumda değiliz. Bunun pratiğini görmemiz lazım” dedi ve ekledi:

“O pratik sonucunda evet doğru bir şey yapılıyor, toparlayıcı bir şey yapılıyor, kucaklayıcı bir gelişmedir diye değerlendiririz. Ama şimdi hiçbir şey yok. Başında şunu söyledim: Kürtler artık kanacak bir Kürt değil, bunun görülmesi lazım. Kim başlatırsa başlatsın, ben Kürtleri kandıracak, Kürtlerin desteğini alacağım gibi bir mantıkla yaşıyorsa yanlış yapıyor, kaybeder.”

Mardin Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Ahmet Türk, yeni çözüm süreci tartışmalarına ilişkin Halk TV’de gazetecilerin sorularını yanıtladı. Ahmet Türk, “Bahçeli ve Erdoğan’ın ortak olarak yürüttüğü bir sürecin ne kadar ciddi ve samimi olduğunu görmemiz gerekiyor” dedi.

Ahmet Türk şu ifadeleri kullandı: “Eğer o samimiyeti görürsek elbette ki Kürtler kendi içinde bunu değerlendirir. Taleplere doğru yanıt verirse, bizim söylediğimiz şeyleri anayasada güvence altına alacak bir düzenlemeye giderse biz anayasaya da destek veririz.”

“Biz bu sorunun çözümünü istiyoruz” diyen Türk sözlerini şöyle sürdürdü: “Önemli olan halkımızın hak, hukuk ve özgürlük konusunda eşit yurttaş olacağı bir dönemin gelişmesidir, böyle bir dönemin başarıya ulaşmasıdır. Yoksa şimdiden şahıslar üzerinden, destekleriz desteklemeyiz gibi bir sorunun bize göre hiçbir anlamı yok ve bunun da gereği yok. Biz ölçüp biçeceğiz ve ona göre kararımızı vereceğiz.”

Türk, sürecin Devlet Bahçeli eliyle başlamış olmasına dair soruya da şu yanıtı verdi: “Milliyetçi bir parti, en aykırı, hatta Kürtleri yargılayın, partiyi kapatın, meclisten atın diyen bir şahıs bugün bunu söylüyorsa, elbette ki bunu çok doğru bir şekilde düşünmemiz lazım. Erdoğan geçmişteki dönemde tek başına yürüttüğü bir şeyde gerçekten sınıfta kaldı, başarılı olamadı ama bugün ittifak ettiği en milliyetçi kesimle cepheyle bu meseleyi gündeme getiriyorsa bunu doğru bir şekilde izlememiz lazım.”

“Kürtler artık kanacak bir Kürt değil, bunun görülmesi lazım”

Kürt meselesi çözümünün veyahut demokratik bir sürecin çok hassas bir konu olduğunu belirten Ahmet Türk, şu vurguları yaptı: “Doğru bir şekilde yürütülmesi konusunda herkesin sabırlı olması gerekir. Bu sorunun çözülmesi için halkı hazırlamak lazım, vatandaşın Kürtlerin dili, kültürü konusunda Türkiye Cumhuriyetine hiçbir zararının olmadığını aktarmak gerekir. Bu süreç öyle basit bir süreç değil bir iki günde çözülecek bir süreç değil, toplumun düşüncelerini almak lazım, değiştirmek lazım, dönüştürmek lazım.

Biz bunları konuşuyoruz sözde mi kalır bilmiyoruz. Biz sözlerle ikna olacak bir durumda değiliz, söylenenlerle ikna olacak bir durumda değiliz. Bunun pratiğini görmemiz lazım. O pratik sonucunda evet doğru bir şey yapılıyor, toparlayıcı bir şey yapılıyor, kucaklayıcı bir gelişmedir diye değerlendiririz. Ama şimdi hiçbir şey yok. Başında şunu söyledim: Kürtler artık kanacak bir Kürt değil, bunun görülmesi lazım. Kim başlatırsa başlatsın, ben Kürtleri kandıracak, Kürtlerin desteğini alacağım gibi bir mantıkla yaşıyorsa yanlış yapıyor, kaybeder.”

Paylaşın

Dikkat Çeken Araştırma: Facebook Hesabını Kapatanlar Daha Mutlu

Sosyal medya kullanımı ile mutluluk arasındaki bağlantıyı inceleyen yeni bir araştırma, Facebook hesabını devre dışı bırakanların daha mutlu olduğunu ortaya koydu.

Sosyal medya kullanımı ile mutluluk arasındaki bağlantı, 2020’de Amerika Birleşik Devletleri’ndeki (ABD) seçimler ve 2019’da Bosna – Hersek’teki Srebrenitsa soykırımı anma dönemi sırasında yapılan önceki iki çalışmada gündeme gelmişti.

Fransa’daki Sciences Po Siyasi Araştırmalar Merkezi’ndeki araştırmacılar, 2022 Fransa cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında 2.200’den fazla kişiyle yaptıkları anket sonucunda, bu durumun siyasi kutuplaşmayı etkilemediğini tespit etti.

Ankete katılanların yarısı, iki turda gerçekleşen cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında Facebook hesaplarını bir ay süreyle devre dışı bıraktı. Bu kişiler arasında iki alt grup oluşturulurken, bunların yarısına gelişmelerden haber verilmiş, diğer yarısı sadece hesaplarını kapatmıştı.

Gönderilen haberler, daha sağlıklı dijital alışkanlıkları teşvik etmek için mesajlardan oluşuyordu.

Royal Society Open Science dergisinde yayınlanan araştırma makalesinde, katılımcılara farklı duygularla ilgili anketler uygulandı ve elde edilen bulgular araştırmacıların bir refah endeksi oluşturmasında kullanıldı.

Çalışmanın sonunda, sadece hesabını kapatan gruptaki katılımcılar, mütevazı da olsa, neşe, tatmin ve yaşam memnuniyetleri gibi soruları, diğer gruptakilere kıyasla daha yüksek olarak değerlendirdi.

Araştırmacılar ayrıca katılımcıların son gelişmeler hakkındaki bilgilerini de test etti. Deneyin sonunda, hesaplarını devre dışı bırakan kişilerin siyaset hakkında daha az bilgili olduğu görüldü.

Metinde, “İlginç bir şekilde, Facebook’u devre dışı bırakan insanların spor ve eğlence gibi konular hakkındaki bilgilerinde bir değişim olmadı,” denildi.

“Bu bulgular, sosyal medyanın ve özellikle Facebook’un, insanlara siyasi bilgi sağladığı fikriyle tutarlıydı,” ifadelerine yer verildi. Kutuplaşmayla ilgili olarak, “Facebook’un devre dışı bırakılmasının ideolojik kutuplaşma veya sosyal kutuplaşmaya hiçbir etkisinin olmadığı” tespitinde bulunuldu.

Sosyal medya kullanımı ve mutluluk arasındaki bağlantı, 2020’de Amerika Birleşik Devletleri’ndeki (ABD) seçimler ve 2019’da Bosna-Hersek’teki Srebrenitsa soykırımı anma dönemi sırasında yapılan önceki iki çalışmada gündeme gelmişti.

Son çalışmadaki araştırmacılar, bu önceki sonuçların tekrarlanıp tekrarlanmadığını doğrulamak ve kutuplaşma hakkında daha fazla bilgi edinmek istediklerini söylüyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Türkiye’de Çalışan Her Dört Kadından Biri “Cinsel Şiddete” Uğruyor

“İş Yerinde Şiddet ve Tacize İlişkin Algı ve Deneyimleri” araştırmasına göre; Türkiye’de çalışan her dört kadından biri, daha önce cinsel şiddete uğradığını ve bu şiddetin münferit olmadığını ifade etti.

Prof. Dr. Canan Sümer “Ne kadar farklı şiddet türüne maruz kalınırsa algılanan şiddet oranı düşüyor. Yani şiddete maruz kaldıkça farkındalık azalıyor” dedi.

Özyeğin Üniversitesi ve Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ortaklığıyla gerçekleşen “İş Yerinde Şiddet ve Tacize İlişkin Algı ve Deneyimleri” araştırması kamuoyuna sunuldu.

İş hayatındaki kadın ve erkeklerin yüzde 60’ının ekonomik şiddete maruz kaldığı, cinsel şiddete uğrama oranının kadınlarda erkeklerin yaklaşık 2 katı fazla olduğu ortaya çıktı. Projenin bulguları dün yapılan basın açıklamasıyla kamuoyu ile paylaşıldı.

Geçen nisan ayında başlayan araştırma kapsamında, 39 ilçeden rastgele seçilen 188 mahalleden 3 bin 7 katılımcı ile görüşmeler yapıldı. Yapılan hane halkı anketinde demografik bilgiler, işe adanmışlık ve iş yerinde taciz ve şiddet türlerine yönelik sorular soruldu. Çalışmada soru yönetilen kişiler yarı yarıya kadın ve erkek olacak biçimde belirlendi.

Kadınlar daha çok cinsel şiddete uğrarken erkekler ise ayrımcılığa maruz kaldı. Ekonomik şiddet ise cinsiyet fark etmeksizin en çok maruz kalınan şiddet türü oldu. Çalışma yaşamındaki kişilerin yüzde 60’ının ekonomik şiddete maruz kaldığı ortaya çıktı.

Kamu sektöründe fiziksel şiddet daha fazla görülürken özel sektörde ise cinsel ve ekonomik şiddet oranı daha yüksek oldu. Çalışmada hem algılanan hem de maruz kalınan şiddet ölçüldü.

Cumhuriyet’ten İrem Karataş’ın haberine göre; Özyeğin Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Dekanı ve Proje yürütücüsü Prof. Dr. Canan Sümer “Ne kadar farklı şiddet türüne maruz kalınırsa algılanan şiddet oranı düşüyor. Yani şiddete maruz kaldıkça farkındalık azalıyor” dedi.

Araştırmada daha az eğitimli olmanın daha fazla şiddete maruz kalmaya sebep olduğu belirtildi. Çalışmanın ortaya koyduğu ilginç bulgulardan biri ise katılımcıların genellikle din, milliyet veya etnik köken sebebiyle ayrımcılığa uğradıklarını belirtmesi oldu. Cinsiyet ise ayrımcılığa uğrama sebepleri arasında çok düşük oranda yer aldı.

Sümer, bu bulgunun cinsiyet eşitsizliğinin normalleşmesine işaret edebileceğini belirtti. Bulgulara göre şiddet faillerinin çoğu erkek. Kadınlar genelde psikolojik şiddet uygularken, erkekler daha çok fiziksel ve cinsel şiddet uyguluyor. Cinsel şiddette faillerin yarıya yakını birinci derecede amir olanlar. Yine cinsel şiddette faillerin yüzde 60’ı evli.

Cinsel şiddete uğrama oranı ise, kadınlarda erkeklerin yaklaşık iki katı. Çalışmada soru yöneltilen her dört kadından biri daha önce cinsel şiddete uğradığını ve bu şiddetin münferit olmadığını ifade etti.

Paylaşın

Halkın Yüzde 67’si Demokrasinin İşleme Şeklinden “Memnun” Değil

Pew Araştırma Merkezi’nin araştırmasına katılan katılımcıların yüzde 67’si demokrasinin işleme şeklinden memnun olmadığını belirtti. “Memnunum” diyenlerin oranı ise yüzde 33.

Araştırmaya katılanların yüzde 55’i Recep Tayyip Erdoğan’la ilgili olumsuz, yüzde 43’ü de olumlu görüşe sahip. Olumlu görüşte bu oran, 2017 yılına kıyasla 32 puanlık bir düşüşe işaret ediyor.

Merkezi Washington’da bulunan Pew Araştırma Merkezi, Türkiye kamuoyunun mevcut iktidara, devlet kurumlarına, uluslararası siyasi liderlere ve demokrasinin işleyişine bakışını araştırdı.

VOA Türkçe’nin aktardığına göre; Araştırma, 29 Ocak ile 11 Mart arasında 1049 kişiyle yapılan yüz yüze görüşmelere dayanıyor.

Mevcut iktidara bakış: Ankete katılan yetişkinlerin yüzde 55’i Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la ilgili olumsuz, yüzde 43’ü de olumlu görüşe sahip. Olumlu görüşte bu oran, 2017 yılına kıyasla 32 puanlık bir düşüşe işaret ediyor.

Ankete göre, 18 ile 34 yaş arası yetişkinler, 50 yaş ve üstüne kıyasla mevcut iktidara daha olumsuz bakıyor. Araştırmaya göre Erdoğan’la ilgili olumlu görüşe sahip olan yetişkinler genel olarak,

Hükümete daha çok güveniyor,
Türkiye’de demokrasinin durumundan daha memnun,
Güçlü bir lidere dayanan hükümet şekline daha çok destek veriyor,
Ordu, dini liderler ya da mahkemelerin ülke üzerinde iyi bir etkiye sahip olduğunu düşünmeye daha çok eğilimli,
Çin ve Rusya’ya daha olumlu bakıyor.
Araştırmaya katılan 10 Türk’ten 6’sı yani yüzde 61’i, hükümetin gelecekte yaşanabilecek doğal afetlere hazırlanmak üzere gerekli önlemleri alacağından emin olmadığını söylüyor.

Demokrasiye bakış: Türkiye’de yapılan ankete katılanların yüzde 67’si demokrasinin işleme şeklinden memnun değil. “Memnunum” diyenlerin oranı ise yüzde 33.

Araştırmaya göre Türkler’in çoğunluğu, demokratik yönetim şeklini askeri yönetim ya da güçlü lider yönetimine de tercih ediyor.

On yetişkinden sekizi temsili demokrasinin ülkeyi yönetmek için iyi bir yöntem olduğunu söylerken, yüzde 34’ü güçlü bir liderin yönetiminin iyi bir yönetim biçimi olduğu görüşünde.

Diğer ülkelere bakış: Türkiye’de kamuoyu, dış ilişkilerde diğer ülkelere ilişkin genel olarak olumsuz görüşe sahip. Ankete katılanlar arasında ABD’ye olumsuz bakanların oranı yüzde 80. Bu oran Çin için yüzde 66, Rusya içinse yüzde 65.

Dünya liderlerine güven: Araştırmaya göre kamuoyunun uluslararası siyasi liderlere de güveni düşük.

Ankete katılanların yüzde 87’si ABD Başkanı Joe Biden’a, yüzde 86’sı da gelecek ay yapılacak başkanlık seçimlerinde Cumhuriyetçi Parti’nin başkan adayı olan eski Başkan Donald Trump’a güvenmediğini belirtiyor.

Araştırma bahar aylarında yapıldığı için anket kapsamında, Biden’ın çekilmesinden sonra Demokrat Parti’nin başkan adayı olan Kamala Harris ile ilgili bir soru yöneltilmedi.

AB üyeliğine destek: Peki araştırmaya göre Türkiye’de kamuoyunda Avrupa Birliği üyeliğine destek ne durumda?

Yetişkinlerin yüzde 56’sı Türkiye’nin AB üyesi olmasına destek veriyor, yüzde 36’sı ise karşı çıkıyor. 2017’deki araştırmada Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkanların oranı yüzde 51’di.

NATO’ya bakış: Araştırmaya göre Türkiye’de kamuoyunun NATO’ya karşı duruşu Rusya’nın 2022’de Ukrayna’yı işgal etmesinden bu yana değişti. 2011 ile 2019 yılları arasında Türkler’in ancak dörtte biri savunma ittifakı konusunda olumlu görüşe sahipken, bu oran bugün yüzde 42.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu Hakkında Zorla Getirme Kararı: Özel’den Tepki

CHP’nin 7. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında zorla getirme kararı verildi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Zorla getirme kararı, hukuki olmadığı gibi, siyasallaştırılmış yargının gözdağı verme çabasıdır” dedi.

Haber Merkezi / AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eski avukatı Mustafa Doğan İnal’ın “hakaret” iddiasıyla açtığı davanın duruşmasında, İnal’ın avukatı, Kemal Kılıçdaroğlu hakkındaki şikayetlerinin devam ettiğini belirtti.

Kılıçdaroğlu’nun avukatı Celal Çelik’in yetkilendirmesi ile duruşmaya katılan Avukat Uğur Çelik ise, “Müvekkilimizin ikametgahı Ankara’dır. Talimatları Ankara’ya yazın” talebinde bulundu. Avukat Mustafa Doğan İnal’ın avukatı Furkan Keskin ise, mahkemeden “Kılıçdaroğlu’nun zorla getirilmesi”ni talep etti.

Gazeteci Barış Yarkadaş’ın edindiği bilgiye göre; İstanbul 48. Asliye Ceza Mahkemesi bu talebi yerinde bularak “Sanığın zorla getirilmesi”ne karar verdi. 18 Şubat 2025 tarihinde görülecek duruşmaya Kılıçdaroğlu’nun gelmemesi durumunda “zorla getirme” kararı uygulanacak.

Kılıçdaroğlu’ndan “Hodri meydan!” mesajı

Kılıçdaroğlu, söz konusu olay hakkında ‘Hodri meydan!’ başlığıyla bir videolu mesaj yayımladı. Kılıçdaroğlu, mesajında şu ifadeleri kullandı:

“Erdoğan çıkmış ‘biz yumuşayacağız ama Kılıçdaroğlu izin vermiyor’ diye konuşuyor. Bu da yetmiyor, Saray yargısıyla beni sindirmeye çalışıyor. Erdoğan’ın korkulu rüyası olmaya devam ettikçe, ekonomik kriz derinleştikçe Kılıçdaroğlu düşmanlığı artmaya türlü ayak oyunlarıyla CHP’lileri siyaset dışına itmeye çalışanlara açık ve net çağrımdır. Tek bir CHP’liyi Saray yargısına teslim etmeyeceğiz.

Ne beni ne de diğer yol arkadaşlarımızı harcatmayacağız. Yargıya talimat vermeyi bırak. Derdin benle ise ben dimdik durmaya devam edeceğim. Beşli çeteye peşkeş çektiğiniz ihaleleri, yolsuzlukları, vatandaşın cebinden çaldığınız her kuruşun hesabını sormaya ant içerim. Dün de bugün de yarın da, son nefesime kadar bu halk için mücadele etmekten geri adım atarsam namerdim. Hodri meydan!”

CHP Genel Başkanı Özgür Özel ise Kemal Kılıçdaroğlu’na zorla getirme kararına tepki gösterdi. Sosyal medya hesabından bir paylaşım yapan Özgür Özel, şu ifadeleri kullandı:

“Önceki Genel Başkanımız Sn. Kemal Kılıçdaroğlu hakkında bugün verilen zorla getirme kararı, hukuki olmadığı gibi, siyasallaştırılmış yargının gözdağı verme çabasıdır. Partimiz bu çabalara karşı bir ve bütün olarak dimdik ayaktadır.”

“Suç duyurusunda bulunacağız”

Gazete Duvar’dan Ceren Bayar‘a konuşan Kılıçdaroğlu’nun avukatı Celal Çelik, davanın açılmasının bile abes olduğunu söyleyerek “Genel Başkanımızın sözlerinde asla hakaret suçu yoktu. Savcıya verilen talimatla bu dava açıldı. Şimdi de hakime verilen talimatla zorla getirme kararı çıkarıldı” dedi.

“Yargının Recep Tayyip Erdoğan yargısı olmasının sonuçlarını yaşıyoruz” diyen Çelik, “Bu kararla hakim suç işledi. Ankara’da yaşayan biriyle ilgili zorla getirme kararı çıkaramazsınız. İstanbul’daki mahkeme Ankara’daki birini zorla getiremez. Yalın bir ifade söz konusu. Genel Başkanımızın ifadesini almak istiyorsa Ankara’ya talimat yazarlar. Ve sonucunu beklerler. Gidilmemesi halinde zorla getirilebilir. Ama Kemal Kılıçdaroğlu’ndan bahsediyoruz. Böyle bir şey olamaz. Hakim aldığı talimatın yerine getirdi” ifadelerini kullandı.

Çelik, “Bu hakimle ilgili gereğini yapacağız. Yasal haklarımızı kullanacağız. Hem ceza hem disiplin hukuku anlamında suç duyurusunda bulunacağız” dedi. Kılıçdaroğlu’na durumu aktardığını belirten Çelik, “Genel Başkanımız gülüp geçti. Geri adım atması, çekinmesi söz konusu olamaz. ‘Hodri meydan’ der ve yoluna devam eder” ifadelerini kullandı.

Paylaşın