Bütçe Açığı Yüzde 109,5 Arttı

Ekonomiye ilişkin değerlendirmelerde bulunan CHP Milletvekili Aşkın Genç, “Türkiye’nin ekonomik çöküşe sürüklenmesi, son açıklanan bütçe verileriyle birlikte daha net bir şekilde ortaya çıkmıştır. 2024 yılının Ocak-Eylül döneminde bütçe açığı adeta bir uçuruma dönüşerek 1 trilyon 74 milyar TL’yi aştı” dedi ve ekledi:

“Bu durum, geçen yıla göre yüzde 109,5’lik korkunç bir artışı temsil ediyor. İktidarın ekonomi politikaları bütçe disiplininden tamamen uzaklaşmış, ülkemizi devasa bir borç sarmalına sokmuştur. Orta Vadeli Program’da, yıl sonu itibarıyla bütçe açığının 2 trilyon 149 milyar TL olacağı öngörülüyor. Bu, Türkiye tarihinde ilk kez bütçe açığının 2 trilyon TL’nin üzerine çıkacağı anlamına geliyor. Eğer bu tahmin gerçekleşirse, ülkenin mali yapısı geri dönülmez bir krize girecektir.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Kayseri Milletvekili Aşkın Genç, iktidarın uyguladığı ekonomi politikaları ile ilgili açıklama yaptı. BirGün’ün aktardığına göre; Aşkın Genç, yılın ilk 9 ayında bütçe açığının uçuruma dönüşerek 1 trilyon 74 milyar TL’yi aştığını belirtti. Genç, yazılı açıklamasında şunları ifade etti:

“Türkiye’nin ekonomik çöküşe sürüklenmesi, son açıklanan bütçe verileriyle birlikte daha net bir şekilde ortaya çıkmıştır. 2024 yılının Ocak-Eylül döneminde bütçe açığı adeta bir uçuruma dönüşerek 1 trilyon 74 milyar TL’yi aştı. Bu durum, geçen yıla göre yüzde 109,5’lik korkunç bir artışı temsil ediyor. İktidarın ekonomi politikaları bütçe disiplininden tamamen uzaklaşmış, ülkemizi devasa bir borç sarmalına sokmuştur. Orta Vadeli Program’da, yıl sonu itibarıyla bütçe açığının 2 trilyon 149 milyar TL olacağı öngörülüyor. Bu, Türkiye tarihinde ilk kez bütçe açığının 2 trilyon TL’nin üzerine çıkacağı anlamına geliyor. Eğer bu tahmin gerçekleşirse, ülkenin mali yapısı geri dönülmez bir krize girecektir.

Faiz ödemeleri ise kamu maliyesindeki çöküşün bir diğer boyutunu oluşturuyor. 2024 yılı itibarıyla bütçeden yapılan faiz ödemeleri 912 milyar TL’yi bulmuşken, bu rakamın yıl sonunda 1 trilyon 298 milyar TL olacağı öngörülüyor. Daha da vahimi, 2025 yılında faiz ödemelerinin 1 trilyon 950 milyar TL’ye ulaşması bekleniyor. Bu, her 100 liralık vergi gelirinin 17,5 lirasının faize gitmesi demek. Vergilerle boğuşan halk, ne yazık ki faize dayalı bu düzenin altında eziliyor. Faiz ödemelerine ayrılan bu devasa kaynak, halka sosyal hizmetler olarak dönmesi gereken paraların, bir avuç elit ve yabancı finans çevresine akıtıldığını gösteriyor. Bu tablo, Türkiye’nin sadece bugünkü kaynaklarını değil, yarınlarını da ipotek altına alıyor.

Yap-işlet-devret projeleri de Türkiye’nin mali yapısına büyük bir yük bindiriyor. 2025 yılı bütçesinden 202,3 milyar TL bu projelere ayrılmış durumda. Devlet, yıllardır geçmeyen araçlar ve kullanılmayan hizmetler için milyarlarca lira ödeme yapıyor. 2017’den 2024 yılı sonuna kadar, yap-işlet-devret projeleri için toplam 187,5 milyar lira ödendi. Bu tutarlar, Türkiye’nin kalkınmasına değil, yanlış ve şeffaf olmayan projelerle belli grupların cebine gidiyor. Kamu-özel iş birliği adı altında yapılan bu projeler, halkın vergilerinin nasıl israf edildiğinin en net göstergelerinden biri. Özel sektörün kazançlarını garanti altına alan bu projeler, devletin kasasından çıkan milyarlarla finanse ediliyor.

Türkiye’nin dış borç yükü de her geçen gün artıyor. 2024 yılı ağustos ayı itibarıyla Türkiye’nin gelecek 12 ayda ödemesi gereken dış borç miktarı 231,2 milyar dolar olarak açıklandı. Bu borçların büyük bir kısmı özel sektörün döviz cinsinden borçlanmalarıyla ilişkili. Özel sektörün döviz açığı ise 121,4 milyar dolara ulaştı. Döviz kurlarındaki artışlar ve TL’nin değer kaybetmesi, borçlanmanın maliyetini her geçen gün artırıyor. Dış borcun yüzde 45’inin bir yıl içinde yeniden borçlanılarak çevrilmesi gerekecek, bu da ülkenin sürekli olarak yeni borçlarla boğuşacağı anlamına geliyor.

Bireysel borçlardaki artış ise halkın giderek daha fazla borç batağına sürüklendiğini gösteriyor. Vatandaşların bireysel kredi ve kredi kartı borçları 3,7 trilyon TL’ye ulaştı. İcralık dosya sayısı ise her geçen gün artıyor. Bankalar tarafından icra takibine alınan bireysel kredi ve kredi kartı borçlarında 2024 yılı itibarıyla yüzde 103,6 oranında artış yaşandı. Yüksek faiz oranları ve enflasyonla boğuşan vatandaş, borçlarını ödemekte zorlanıyor. Bu tablo, ekonomik krizin sadece makro düzeyde değil, mikro düzeyde de derinleştiğini gösteriyor. Halk giderek borçlanıyor, borçları ödeyemedikçe daha da ağır bir yükün altına giriyor. Bu, ciddi bir toplumsal krizin habercisidir.

Türkiye ekonomisinin, yönetenlerin iddia ettiği gibi sağlam temeller üzerinde olmadığı, aksine her geçen gün daha da derinleşen bir krize sürüklendiği açıktır. Bütçe açığı, faiz ödemeleri, borç yükü ve kontrolsüz kamu harcamaları ülkenin geleceğini ipotek altına alıyor. İktidarın başarısız ekonomi yönetimi, halkın sırtına ağır bir yük bindiriyor ve bu yük giderek katlanıyor. Ekonominin düzelmesi için acil olarak yeni ve etkin politikalar gereklidir, aksi takdirde bu çöküşün bedelini hep birlikte daha ağır ödeyeceğiz.”

Paylaşın

Çözüm Süreci Tartışmaları: Ala’dan “Normalleşmeyi Artıralım” Yorumu

Yeni çözüm süreci tartışmalarına ilişkin konuşan AK Partili Efkan Ala, “Biz anlatalım. Şimdi biz Cumhur İttifakı… Biz her gün konuşuyoruz. Ama diyoruz ki Türkiye’de, Türkiye’nin etrafında olup bitenlere bakıyoruz arkadaşlar. Türkiye’nin etrafında savaş var. Ukrayna, Rusya savaşıyor” dedi ve ekledi:

“Dünyanın eşi görülmemiş katliamları İsrail orada yapıyor. Lübnan’a saldırdı, Gazze’yi yok etti. İnsanlık gözümüzün önünde, değil mi? Tarumar ediliyor. Böyle bir vahşet görülmüş şey değil. Bir katliam çetesi, bir devlet örgüt gibi davranıyor. Hiçbir kural tanımadan her şeyi yok ediyor. Değerleri yok etti, insanlığı yok etti, vicdanı yok etti.”

“Bir sorunu bir ülke nasıl en az maliyetle çözer dersen siyasetle, diplomasıyla çözer. Şimdi bunun için biz diyaloğu çoğaltmak, uzlaşmayı çoğaltmak, konuşmayı çoğaltmak istiyoruz. Bir sene önce de Suriye’de savaş vardı. Bakın normalleşmeyi artıralım diyoruz.”

2015’te sona eren “çözüm süreci” döneminde İçişleri Bakanlığı koltuğunda oturan AK Parti Genel Başkanvekili Efkan Ala, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM) vekilleriyle tokalaşmasının ardından ‘yeni süreç’ tartışmalarına ilişkin ikinci kez konuştu.

Geçtiğimiz günlerde “Çözüm süreci masamızda yok” diyen Ala, Habertürk TV Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Akif Ersoy’un sorularını yanıtladı. Ala, tartışmalara değinerek, “Şimdi ne yapıyoruz? Diyoruz ki daha fazla el birliği, daha fazla siyasi diyalog, daha fazla siyaset güçlensin. Normalleşmeyi artıralım diyoruz” dedi.

Ala, Ersoy’un “Beklentiniz ne? Mesela DEM Parti’nin PKK ile arasına mesafe koyması, PKK ile ilişkisi olduğunu düşünüyor musunuz?” sorusuna “İlişkiler kesilecek. Bu konu tartışma konusu değil. Olduğu zaman da diyalog kurulamaz. Onun için biz şimdi bir diyalog zemini olsun istiyoruz. Herkes üzerine düşeni yapmalı. Yani biz başkalarını sürekli tanımlamayalım ama herkes de, her parti de Türkiye’de işler daha iyiye gitsin istiyor ise işlerin daha iyiye gitmesini sağlayacak inisiyatifleri almalı. Alıyoruz, bak Cumhur İttifakı olarak alıyoruz. Başkaları da alsın. Sen de değiş ve oturalım gibi bir şey mi? Bu kadar tefsire bile lüzum yok ki” yanıtı verdi.

Ala, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir dönem daha aday olacağı iddialarına da “Şimdi böyle şeyler, gereksiz tartışmalar. Yani biz anayasadan bahsediyoruz. Cumhurbaşkanımız girdiği her seçimi kazanmış. Bu anayasa değişikliğini de biz yapmışız. Öyle mi? Ve biz o kadar hesap içerisinde olsaydık o zaman yapmazdık bu anayasa değişikliğini. Bunlar gereksiz tartışmalar.

Yani kim yaptı anayasada? İki dönemi kim koydu? Var mıydı önceden? Biz koyduk. Şimdi mesele bu değil, mesele hazır siyaset vesayetten kurtulmuşken, her istediğini toplumu dikkate alarak konuşmak mümkün hale gelmişken, toplumda böyle bir beklenti içindeyken, biz de gelişmekte olan ülkenin üst seviyesi, gelişmiş ülkelerin de eşiğindeyken, şunu yapalım, bir fırsata dönüştürelim. Ondan sonra millet kararını verecektir” cevabını verdi.

“Türkiye’nin etrafında savaş var”

Ersoy’un, “Çözüm Süreci yeniden başlıyor? O yoksa ne oluyor? Bu tokalaşma, Cumhurbaşkanı’nın açıklaması, Öcalan’a çağrı, bazı görüşmeler, Sırrı Süreyya Önder’in teşekkür etmesi… Bir şey oldu. Ne oldu?” sorusuna da cevap veren Ala, şöyle dedi:

“Biz anlatalım. Şimdi biz Cumhur İttifakı… Biz her gün konuşuyoruz. Ama diyoruz ki Türkiye’de, Türkiye’nin etrafında olup bitenlere bakıyoruz arkadaşlar. Türkiye’nin etrafında savaş var. Ukrayna, Rusya savaşıyor. Dünyanın eşi görülmemiş katliamları İsrail orada yapıyor. Lübnan’a saldırdı, Gazze’yi yok etti. İnsanlık gözümüzün önünde, değil mi? Tarumar ediliyor. Böyle bir vahşet görülmüş şey değil. Bir katliam çetesi, bir devlet örgüt gibi davranıyor. Hiçbir kural tanımadan her şeyi yok ediyor. Değerleri yok etti, insanlığı yok etti, vicdanı yok etti.

“Bir sorunu bir ülke nasıl en az maliyetle çözer dersen siyasetle, diplomasıyla çözer. Şimdi bunun için biz diyaloğu çoğaltmak, uzlaşmayı çoğaltmak, konuşmayı çoğaltmak istiyoruz. Bir sene önce de Suriye’de savaş vardı. Bakın normalleşmeyi artıralım diyoruz.

“Seçimden sonra Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı geldi. Sayın Cumhurbaşkanımızı ziyaret etti. Sonra efendim normalleşme daha da tahkim edilsin diye açıklamalar yapıldı. Yani daha fazla diyalog, daha fazla karşılıklı uzlaşma, konuşma zemini olsun diyoruz Cumhur İttifakı olarak  ama ondan önce zaten her şeyi söyleyen Cumhuriyet Halk Partisi eski genel başkanı şimdi de bunlara nasıl karşı çıkıyor bakın. Değil mi? Nasıl mesela ağzı alınmayacak şeylerle açıklamaları yapıyor. Yani biz o zaman her şeyi mümkündü de mi yapmadık? Böyle bir şeyi dikkate almanız lazım. Şimdi müsait oldu, mümkün oldu, yapıyoruz.”

Paylaşın

“Yenidoğan Çetesi” Skandalı: Memişoğlu’ndan “Denetleme” Mesajı

Kamuoyuna ‘yenidoğan çetesi’ olarak yansıyan oluşumla ilgili tepkiler büyürken, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, “Bütün dünyanın takdir ettiği sağlık sistemimizi, kişisel çıkarları ve maddi menfaatleri için lekelemeye çalışanlara göz açtırmayacağız” dedi.

Haber Merkezi / Kemal Memişoğlu, “Mevcut denetleme sisteminin güncellenmesi ve her branştan konusunda uzman hekimler ve akademisyenlerden oluşan komisyonlar oluşturulacaktır. Özel hastanelere ilişkin denetimler aralıksız devam ederken Özel sağlık kurumlarına ilişkin yapısal reformlar da bakanlığımızın gündemindedir” ifadelerini kullandı.

Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, gündemi sarsan “Yenidoğan Çetesi”yle ilgili açıklama yaptı. Sosyal medyadan açıklama yapan Memişoğlu şu ifadeleri kullandı:

“Sağlık sistemimizi suistimal ederek vatandaşlarımızı ve en değerli varlıkları olan evlatlarını tehdit edenlere göz açtırmamak için süregelen denetimlerimiz her zamankinden daha sıkı bir şekilde gece-gündüz yapılmaya devam edilecektir. Mevcut sağlık hizmetlerimizi hiçbir aksama ve suistimale izin vermeden sürdürürken, Bakanlığımızın denetim ekipleri sadece yenidoğan branşı için değil hastanelerdeki tüm branşların denetlenebilmesi amacıyla tam kapasiteyle sahada olacaktır.

Mevcut denetleme sisteminin güncellenmesi ve her branştan konusunda uzman hekimler ve akademisyenlerden oluşan komisyonlar oluşturulacaktır. Özel hastanelere ilişkin denetimler aralıksız devam ederken Özel sağlık kurumlarına ilişkin yapısal reformlar da bakanlığımızın gündemindedir.

Bütün dünyanın takdir ettiği sağlık sistemimizi, kişisel çıkarları ve maddi menfaatleri için lekelemeye çalışanlara göz açtırmayacağız. Afetlerde, salgın hastalıklarda büyük fedakarlıklarla görev yapan sağlık çalışanlarımızın itibarını da bir avuç açgözlü çeteye çiğnetmeyeceğiz!”

Bakan Tunç: Zerre kadar taviz vermeyiz

Öte yandan Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, AK Parti Karabük Merkez İlçe 8. Olağan Kongresi’ne katıldı. Tunç, çıkışta basın mensuplarının gündeme ilişkin sorularını cevaplandırdı. “Yenidoğan çetesi” soruşturmasına ilişkin soru üzerine Tunç, bir vatandaşın 27 Mart 2023 tarihinde CİMER’e ihbarıyla başlayan bir süreç olduğunu anlattı.

Tunç, İstanbul’daki bazı özel hastanelerde, yenidoğan bakım ünitelerinin işletilmesinde maddi çıkar sağlandığı ve ihmal sonucu bebeklerin ölümüne neden olunduğu iddialarına ilişkin gelen ihbarlar neticesinde soruşturma başlatıldığını ifade etti.

Sağlık Bakanlığı’nın, bu ihbarları İstanbul İl Sağlık Müdürlüğüne ilettiğini bildiren Tunç, “bunun üzerine İl Sağlık Müdürlüğünün gecikmeksizin hem idari soruşturma başlattığını hem de adli soruşturma için Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduğunu” kaydetti. Tunç, kolluk güçlerinin birtakım araştırmalar yapmasının ardından soruşturmanın derinleştirildiğini, bu süreç içerisinde delillerin toplandığını belirtti.

Delillerin toplanma sürecinde, savcılığın İl Sağlık Müdürlüğü ile irtibatlı olduğunu aktaran Tunç, “Soruşturma gizli ama bebeklerle ilgili bir risk ortaya çıktığında da bu hemen ilgili Sağlık Müdürlüğüne bildirilerek onların korunması, onların hayata tutunmasıyla ilgili olarak da titiz davranıldı” dedi.

Tunç, yaklaşık 1 yıllık bir araştırma ve soruşturmanın neticesiyle 26 Nisan 2024 tarihinde 47 kişinin gözaltına alındığını hatırlatarak, “Bunların 4’ü doktor, 18’i hemşire. 112 personelleri de var içerisinde, hasta görevlileri, hastane görevlileri de var. 47 gözaltı, 22 kişi tutuklanmıştı. 11’i doktor olmak üzere, 25 kişi hakkında da adli kontrol kararı verildi” ifadelerini kullandı.

O günden bu yana iddianameyle ilgili hazırlıkların devam ettiğini kaydeden Tunç, Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü süreçte hazırlanan iddianamenin, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesine sunulduğunu dile getirdi.

Tunç, soruşturmayı yürüten savcıya yönelik bir tehdit durumunun yaşandığına işaret ederek, “Onunla ilgili de ayrıca soruşturma açıldı. Hiç kimse yargı mensuplarını bu şekilde tehdit edemez ve korkutamaz. Yargı mensuplarımız yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı çerçevesi içerisinde görevlerini yaparlar. Görevlerini ifa ederken, hiçbir kimseden çekinmezler. O nedenle özellikle yargı görevini etkilemeye yönelik ve soruşturmayı yürüten savcıya tehdide yönelik kişiler hakkında da soruşturma açıldı. O soruşturma da bir yandan devam ediyor” değerlendirmesinde bulundu.

Mahkemenin, şu anda iddianameyi değerlendirme aşamasında olduğunu vurgulayan Tunç, “Ama şu anda bekleyeceğiz. İddiaların neler olduğu, suç kayıtlarının neler olduğu ve delillerin neler olduğunu, mahkeme iddianameyi kabul ettikten sonra görebileceğiz. Şunu ifade etmek istiyorum, özellikle ben bir baba olarak ifade etmek istiyorum, Türkiye Cumhuriyeti Devleti hiçbir zaman gerek kamu hastanelerinde gerek özel hastanelerde bebeklerin ölümüne müsaade etmez. Bu anlamdaki kararlılığımızı sürdürmeye devam ederiz. Başından beri bunu devam ettirdik, bundan sonra da edeceğiz.” şeklinde konuştu.

Tunç, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, dün Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu ve kendisini kabul ettiğine değinerek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ve orada da bu soruşturmanın titizlikle devam etmesini, varsa sorumlular bu konuda, bebeklerin ölümüne yol açan bir durum söz konusuysa gerek idari gerek adli ne gerekiyorsa yapılması konusundaki kesin kararlığını da ifade etti. Bu kişilerin yargı huzurunda hesap vermelerini istedi. Bu anlamda da zaten süreç devam ediyor.

Önümüzdeki günlerde Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesinin, bu konudaki iddianameyi değerlendirme hususunu hep beraber takip edeceğiz. Ve iddianame kabul edildikten sonra da gizlilik ortadan kalkacak ve kamuoyu bu iddialarla ilgili olarak suçlamaları ve suçlanan kişileri de görmüş olacak. Temennimiz, bu sürecin hızlı bir şekilde sonuçlanması ve yargı sürecinde de varsa sorumluların hesap vermesi. Bu konudaki kararlılığımızdan kesinlikle zerre kadar taviz vermeyiz.”

Paylaşın

Fenerbahçe, Zirve Yolunda Yara Aldı

Süper Lig’in 9. hafta maçında Samsunspor ile Fenerbahçe, Samsun Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Hakem Muhammet Ali Meteoğlu’nun yönettiği karşılaşma 2 – 2 sona erdi.

Haber Merkezi / Fenerbahçe’nin gollerini 24. dakikada Dusan Tadic ve 62. dakikada Saint-Maximin, Samsunspor’un gollerini ise 49. dakikada Carlo Holse ve 88. dakikada Soner Aydoğdu kaydetti.

Bu sonuçla birlikte Fenerbahçe, 17 puana yükseldi ve 4. sırada yer aldı. 19 puana çıkan Samsunspor ise 3. sırada yer alarak Fenerbahçe’nin üstünde yerini korudu.

24. dakikada Kostic’in kullandığı taç atışında defansın uzaklaştıramadığı top ceza sahası içindeki Tadic’in önünde kaldı. Bu futbolcu, plase bir vuruşla meşin yuvarlağı kaleci Okan Kocuk’un ellerinin arasından ağlara gönderdi: 1-0.

49. dakikada Emre Kılınç’ın sağ çaprazdan pasında ceza saha içinde topla buluşan Holse, meşin yuvarlağı kaleci Livakovic’in yanından ağlara gönderdi: 1-1.

62. dakikada sol kanattan rakiplerini geçerek ceza sahası içeri giren Maximin’in vuruşunda meşin yuvarlak ağlara gitti: 1-2

88. dakikada uzun atılan pasta ceza sahası içi sağında bulunan Laura topu Soner’e indirdi. Soner ceza sahası içinden sert vuruşunda meşin yuvarlağı ağlara gönderdi: 2-2

Stat: Samsun

Hakemler: Muhammet Ali Meteoğlu, Furkan Ürün, Serkan Olguncan

Samsunspor: Okan Kocuk, Zeki Yavru (Laura dk. 70), Rick van Drongelen, Lubo Satka, Marc Bola (Soner Gönül dk. 84), Ait Bennasser, Carlo Holse (Soner Aydoğdu dk. 84), Oliver Ntcham, Arbnor Muja (Schindler dk. 44), Emre Kılınç (Dimata dk. 70), Marius Mouandilmadji

Fenerbahçe: Dominik Livakovic, Mert Müldür, Rodrigo Becao (Çağlar dk. 59), Alexander Djiku, Jayden Oosterwolde (Samet dk. 76), Sofyan Amrabat, Fred (Maximin dk. 59), Dusan Tadic, Sebastian Syzmanski, Filip Kostic (İrfan Can dk. 59), Edin Dzeko (Youssef En-Nesyri dk. 81)

Goller: Holse (dk. 49), Soner Aydoğdu (dk. 88) (Samsunspor), Tadic (dk. 24), Maximin (dk. 61) (Fenerbahçe)

Paylaşın

Çözüm Süreci Tartışmaları: Bahçeli’nin Eli Erdoğan İçin Uzanmış!

Yeni çözüm süreci tartışmaları gündemdeki yerini korurken, parti kulislerinde, Bahçeli’nin bütün çabasının Erdoğan’ın yeniden Cumhurbaşkanı adayı olup kazanmasını sağlamak olduğu ifade ediliyor.

Bahçeli’nin DEM Partililere uzattığı el AK Parti’de olumlu karşılanırken, bir AK Parti yöneticisi bunun partiye sağlayacağı avantajları anlatırken, “Bahçeli’nin bir adım atması bizim için on adım atmamız anlamına geliyor. Özellikle Kürt seçmen açısından olumlu dönüşleri olacaktır. Oy geçişkenliği artacaktır” diyor.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Meclis’in açılışında DEM Partililerle tokalaşması, sonrasında DEM Parti ve Öcalan’a yönelik çağrıları siyasetin ana gündemi. Bir tarafta “siyasette yeni bir dönem” diğer tarafta “Yeni bir çözüm süreci” tartışmaları yapılıyor. Atılan adımın sonuçları kadar neden atıldığı da tartışma konusu.

Bunu da artan bölgesel gerilimle, yeni anayasa yapımı ile açıklayanlar var. Parti kulislerinde ise bambaşka bir netlik var. “Bahçeli’nin ne yaptığını anlamak için geçtiğimiz yıl mart ayındaki kurultay konuşmasına bakın, Sayın Bahçeli o konuşmanın gereğini yapıyor” deniliyor.

Bahçeli geçtiğimiz yıl gerçekleşen kurultaydaki konuşmasının sonunda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 31 Mart seçimlerine ilişkin, “Benim için bu bir final. Yasanın verdiği yetkiyle bu seçim son seçimim” yönündeki açıklamalarını hatırlatmış, “Buradan Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a diyorum; ‘Ayrılamazsın, Türk milletini yalnız bırakamazsın. Bunun için Cumhur İttifakı olarak yanındayız, beraberindeyiz. Yeni yüzyılın kurtarıcı lideri olarak sizi görmek istiyoruz” demişti.

Bu yoruma bakılırsa Bahçeli’nin bütün çabası Erdoğan’ın yeniden Cumhurbaşkanı adayı olup kazanmasını sağlamak için diyebiliriz.

Devlet Bahçeli’nin DEM Partililere uzattığı el AK Parti’de olumlu karşılandı. AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamalarının yanı sıra parti yönetiminden de olumlu değerlendirmeler geldi.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; Bahçeli’nin açıklamalarını “çok olumlu” olarak nitelendiren bir AK Parti yöneticisi bunun partiye sağlayacağı avantajları anlatırken, “Bahçeli’nin bir adım atması bizim için on adım atmamız anlamına geliyor. Özellikle Kürt seçmen açısından olumlu dönüşleri olacaktır. Oy geçişkenliği artacaktır” diyor.

Paylaşın

Mars’ta “Yaşam” Buz Birikintilerinin Altında Saklanıyor Olabilir Mi?

Mars’ta herhangi bir yaşamın olup olmadığını hala kesin olarak bilmiyoruz… Yeni bir araştırma, Mars’ın donmuş yüzeyinin altında, eriyik su birikintilerinde saklı mikrobiyal yaşamın var olabileceğini öne sürdü.

Araştırma, bilgisayar modellemesi kullanılarak su buzunun içinden geçen güneş ışığının sığ yeraltı sularında fotosentezi destekleyebileceği gösterdi. Aditya Khuller, “Mars’taki buz tabakaları, dünya dışı yaşam için bakmamız gereken en ulaşılabilir yerlerden biri olabilir” dedi.

Mars’ın her iki yarım kürede 30 ila 60 derece arasındaki orta enlemleri, yeraltı suları için en umut verici yerler olarak kabul ediliyor. Bu alanlar sıcaklık, toz seviyeleri ve güneş ışığına maruz kalma arasında bir denge sağlıyor ve bu da onları gelecekteki keşifler için birincil hedefler haline getiriyor.

NASA’nın Jet İtki Laboratuvarı’ndaki (JPL) araştırmacılar, Mars’ın ultra kalın su buzu birikintilerinin altında bir tür yaşam keşfedebileceklerini düşünüyor.

Nature Communications Earth & Environment adlı hakemli bilimsel dergide yayınlanan yeni bir çalışmada, geçmiş buzul çağlarından kalma toz ve kar yığınlarını tutan bu birikintilerin, Mars’ın son derece ince atmosferinden içeri giren Güneş radyasyonunu engelleyecek kadar kalın ve koyu olabileceğini ortaya kondu.

Araştırmacıların bilgisayar modelleriyle yaptığı deneylerde buzun yüzeyde bozulmadan kalabildiği, ancak Güneş çarptığında eriyerek zararlı Güneş radyasyonunu etkili bir şekilde engellediği ve sonuçta yaşam formlarına hayat verebilecek fotosentez işlemi için uygun bir ortam oluştuğu tespit edildi.

Araştırmacılar, Dünya’da da bu türden koşullara rastlanabildiğini belirtiyor. Gömülü toz parçacıklarının zamanla alttaki buzun erimesine neden olmasıyla ortaya çıkan kraterlere “kriyokonit delikleri” adı veriliyor. Kriyokonit delikleri, Dünya’daki buzullarda ortaya çıkan minik ekosistemlere ev sahipliği yapıyor.

Jet İtki Laboratuvarı’nın internet sitesinde yayınlanan basın açıklamasında, “Bu toz parçacıkları Güneş ışınlarından uzaklaştıkça batmayı bırakır ama yine de yeterli sıcaklığı üreterek etraflarında bir eriyik su cebi oluşturabilir,” ifadeleri yer aldı: Cepler basit yaşam formları için gelişen bir ekosistemi besleyebilir.

Öte yandan bu bulgular, Mars’ta kesinkes yaşam olduğu anlamına gelmiyor. Araştırmanın lideri Aditya Khuller Space.com’a, “Mars’ta yaşam bulduğumuzu söylemiyoruz,” dedi. Khuller, “Orta enlemlerdeki tozlu Mars buz yüzeyinin bugün Mars yaşamı aramak için en elverişli yerleri temsil ettiğine inanıyoruz,” diye ekledi.

Paylaşın

Özel’den Erdoğan’a “Sığınmacılar” Tepkisi: Çıldırmamak Elde Değil

Erdoğan’ın Almanya Başbakanı Olaf Scholz ile düzenlediği ortak basın toplantısında “Lübnan’dan da ülkemize gelenler olursa biz onlara da kapımızı açık tuttuk” ifadelerine tepki gösteren CHP Lideri Özgür Özel, “Çıldırmamak elde değil” dedi ve ekledi:

“Almanya’dan her gün 1 uçak sığınmacı gelecek. Onu anlaşmış. Almanla; Erdoğan Almanya’daki sığınmacıları da alıyor diyorlar, çok mutlular. Lübnan’da gelenleri de Türkiye’de tutacak… Eurofighter almak için Almanya’dan sığınmacı alıyor. Daha önce F-35’ten çıkartıldığında yeterli tepkiyi veremedi, ayrıca Lübnan’dan gelene de kapımız açık diyor.

Ben kendisinin Scholz ile oturup yeni sığınmacılar getirmek üzere anlaşmasını değil Esad’la oturup mevcut sığınmacıları ülkesine yollamasını bekliyorum. Kendisine oy veren tüm seçmene şikayet ediyorum.”

Manisa programı kapsamında 3. Uluslararası Vestel Manisa Yarı Maratonu’na katılan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Hükümet Konağı önünde Vali Vahdettin Özkan, Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek ve CHP Manisa İl Başkanı İlksen Özalper ile 21, 10 ve 5 kilometre koşularının başlama işaretini verdi.

Özel, eşi Didem Özel ile 5 kilometrelik etaba katılarak yürüyüş yaptı. Cumhuriyet’in aktardığına göre; Yürüyüş öncesi gazetecilere açıklamada bulunan Özel, şu ifadeleri kullandı:

“Son zamanlarda Yenidoğanlar’a yönelik olarak yaşanan utanç verici ve hiçbirimizin artık tahammül edemediği bir çeteyle karşı karşıyayız. Bugün bir kez daha memleketim Manisa’dan çağrı yapıyorum. Bu rezalete bulaşanları görevleri icabı, görev suçundan yargılamak değil; bilerek kasten ölüme sebebiyetten yargılamak ve gün ışığına çıkarmamak lazım. Ne kadar hastane varsa bu hastanelerin hepsinin kamulaştırılması ve varlıklarıyla binalarına el konulup Sağlık Bakanlığı’na devredilmesi lazım.

‘Olağanüstü Hal’ ilan edip, Meclis’in yetkilerini kullanarak 15 Temmuz darbesine karışan cemaatin tüm varlıklarına el konuldu… Bugün KHK’ye gerek yok. Ben ana muhalefet olarak teklifte bulunuyorum. Gelsinler bütün varlıklarına kamu adına el koyalım, ibreti alem olsun. En ağır tedbiri almamız gerekiyor.

Mevcut Bakan o dönemde İl Sağlık Müdürü’ydü. Haberdar oldukları konudan biz 19 ay sonra haberdar olduk. Burada çok ciddi bir ihmal var ama o günlerin Sağlık Bakanı da üzerine gitmediyse sorumlu. Asıl sorumlu benim ben diyen kalemin sahibi Recep Tayyip Erdoğan. Onlar tali sorumlular. Bu ülkede sağlığı bu kadar metalaştıran ve ticarileştiren, bu çocukların sevk edilip kaldığı özel hastanelerde yoğun bakımın çok olup devlet hastanelerinde az olmasının sebebi bu sistemin kurucusu ve övüne övüne bu sistemi kuran Recep Tayyip Erdoğan.

Dün Erdoğan’ın Scholz’u yolcu ederken; Lübnan’dan yeni sığınmacılar gelirse kapımız açık diyor. Soralım bakalım bu ülkede Erdoğan dışında kim böyle düşünüyor. AKP’ye oy verenler bunun için mi verdi? Suriye’den Lübnan’dan gelirse kapımız açık diyor. Esad genel af çıkardı. O genel afa göre ülkelerine dönüyorlar.

Hızla dönmelerini beklerken; Esad’la konuşması gerekirken yeni sığınmacılardan bahsediyor. Çıldırmamak elde değil… Almanya’dan her gün 1 uçak sığınmacı gelecek. Onu anlaşmış. Almanla; Erdoğan Almanya’daki sığınmacıları da alıyor diyorlar, çok mutlular. Lübnan’da gelenleri de Türkiye’de tutacak.

Eurofighter almak için Almanya’dan sığınmacı alıyor. Daha önce F-35’ten çıkartıldığında yeterli tepkiyi veremedi, ayrıca Lübnan’dan gelene de kapımız açık diyor… Ben kendisinin Scholz ile oturup yeni sığınmacılar getirmek üzere anlaşmasını değil Esad’la oturup mevcut sığınmacıları ülkesine yollamasını bekliyorum. Kendisine oy veren tüm seçmene şikayet ediyorum.”

Paylaşın

Beşiktaş, Süper Lig’de Yenilmezlik Serisini Sürdürdü

Süper Lig’in 9. hafta maçında Beşiktaş ile Konyaspor, İnönü Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Hakem Kadir Sağlam’ın yönettiği karşılaşmadan Beşiktaş, 2 – 0 galip ayrıldı.

Haber Merkezi / Beşiktaş’a galibiyeti getiren golleri, 30. dakikada Ciro  Immobile ve 45+2. dakikada Rafa Silva kaydetti.

Beşiktaş, bu galibiyet ile puanını 20’ye yükseltirken, Konyaspor ise 11 puanda kaldı.

Beşiktaş, bu sezon Süper Lig’de çıktığı 8. maçta yenilgi yüzü görmedi. 6 galibiyet alan Beşiktaş, 2 kez de sahadan beraberlikle ayrıldı.

Karşılaşmanın ardından Beşiktaş Teknik Direktörü Giovanni van Bronckhorst, Mücadeleye ilişkin van Bronckhorst, “Galip geldiğimiz için mutluyum. Çok fırsat bulduk, daha fazla gol atabilirdik. Skordan dolayı mutlu olduğumu söyleyebilirim. Özel bir atmosferde oynadık bugün. Önümüzdeki hafta Cumhuriyet bayramı, herkesin bayramını kutluyorum. Taraftarımızı da bugün bu özel günde 3 puanla mutlu etmiş olduk” dedi.

28. dakikada Rafa Silva’dan aldığı pasla sol taraftan ceza sahasına giren Semih Kılıçsoy, Boranijasevic’in müdahalesiyle yerde kaldı. Hakem Kadir Sağlam bu pozisyonda penaltı noktasını gösterdi. 30. dakikada penaltıda topun başına geçen Ciro Immobile’nin vuruşunda meşin yuvarlak ağlara gitti. 1-0

45+2. dakikada Konyaspor savunmasının uzaklaştıramadığı topta sağ tarafta araya giren Muçi, pasını ceza sahası içindeki Rafa Silva’ya aktardı. Rakibinden sıyrılan Rafa Silva, altıpas içinde kaleciyle karşı karşıya kaldığı pozisyonda yaptığı vuruşla meşin yuvarlağı filelere gönderdi. 2-0

Stat: İnönü

Hakemler: Kadir Sağlam, Abdullah Bora Özkara, Ali Can Alp

Beşiktaş: Mert Günok, Jonas Svensson, Felix Uduokhai, Emirhan Topçu, Arthur Masuaku, Cher Ndour, Gedson Fernandes (Joao Mario dk. 86), Ernest Muçi, Rafa Silva (Onur Bulut dk. 86), Semih Kılıçsoy (Al-Musrati dk 68), Ciro Immobile

Konyaspor: Jakub Slowik, Nikola Boranijasevic, Adil Demirbağ, Uğurcan Yazğılı, Guilherme Sitya, Emmanuel Boateng (Melih İbrahimoğlu dk. 74), Riechedly Bazoer (Marko Jevtovic dk. 86), Pedrinho (Louka Prip dk. 66), Danijel Aleksic, Yusuf Erdoğan (Hamidou Keyta dk. 66), Blaz Kramer (Melih Bostan dk. 87)

Goller: Ciro Immobile (dk. 30 pen.), Rafa Silva (dk. 45+2) (Beşiktaş)

Paylaşın

Çözüm Süreci Tartışmaları: DEM Parti’den “İnisiyatif Almaya Hazırız” Açıklaması

Yeni çözüm süreci tartışmalarına ilişkin açıklamada bulunan DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, “Kürt meselesi çoklu aktörlü bir mesele olduğu için çözümü yalnızca DEM Parti ile mümkün değil. Kürt meselesinin çözülmesi için tek özne olmasak da en aktif özneyiz, bu konuda sorumluluğa da inisiyatif almaya da hazırız” dedi.

Haber Merkezi / Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısına dair partinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. Doğan, şunları söyledi:

“Hepinizi DEM Parti adına sevgi, saygı ve dostlukla selamlıyorum. Önce devam eden MYK toplantımızın gündemlerini paylaşmak istiyorum. Son gelişmeleri değerlendiriyoruz ama gözümüz kulağımız bir yandan da maalesef çürüme ve çürütmenin fotoğrafı olarak bir kez daha karşımıza çıkan olayda. Ülke, malumunuz, adeta bir şirket gibi bitimsiz bir kar hırsıyla yönetiliyor. Yıllardır bunun her alana nasıl sirayet ettiğini, sivil toplum kuruluşları ve meslek odalarıyla birlikte belki de en çok iade edenlerdendir DEM Parti. Yazık ki bu defa bunu “Yenidoğan Çetesi” adıyla gördük.

Bu bir skandal değil, adını doğru koymak gerek. Adeta bir seri cinayetten bahsediyoruz. Söz konusu durum ne yazık ki tam olarak böyle. Kamuoyuna yansıyanlar korkunç. Korkunç kelimesi bunu ifade etmeye yetmiyor. Bu dehşet yaratan, tüyler ürperten durum karşısında ne öğreniyoruz? Mayıs 2023’te başlaması gereken bir soruşturmanın bugüne kadar, yani 2024 yılının Ekim ayına kadar savsaklandığına dair iddialarla birlikte konuşuluyor. Bu olayı yakından takip ediyoruz. Buna skandal demek yetmiyor. Yine bir çürüme fotoğrafıyla karşı karşıyayız.

Bakın, daha kaç gün geçti Narin Güran cinayeti üzerinden? Aydınlatıldı mı, hayır. Rojin Kabaiş’e ne oldu, ya Şeyma’ya? Bu sorular arttıkça, bu sorular aydınlatılmadıkça ve bunların aydınlatılması için gerekenler yapılmadıkça; ilgililer, birinci derecede sorumluluk hissetmesi gerekenler bu olaylara dair sorumluluk hissetmedikçe; hem tanığı hem de doğrudan mağduru olduğumuz üzere hiçbirimiz hiçbir yerde kendimizi güvende hissetmiyoruz. Ne sokakta ne evde ne de henüz yeni doğarken canlı ve daha sağlıklı olmamız gereken yeni doğan ünitelerinde.

Biz bu gelişmeleri büyük bir titizlikle takip ediyoruz. Tekrar ifade etmek isteriz ki Sağlıkta Dönüşüm Programının bir sonucu olarak bu olaylar bugün karşımıza çıkıyor. Böyle olmayabilirdi. Ayrıca şu iddialara da yanıt verilmesi gerekiyor: Bugünkü Sağlık Bakanının il sağlık müdürü olduğu dönemde bu iddialara ciddiyetle yaklaşmadığına, soruşturmaya ilişkin yapılan başvuruları titizlikle ele almadığına dair ne diyor? Bilsinler ki biz bu konunun unutturulmasına izin vermeyeceğiz ve takipçisi olmaktan vazgeçmeyeceğiz. Kamusal sağlık hakkı için mücadele eden herkesin de sesini duyurmaya devam edeceğiz.

“Kürt sorununun çözümü ancak tarihi ve derinlikli bir yaklaşımla mümkün olabilir”

1 Ekim gelişmelerinden bu yana ilk kez MYK toplantısı sonrası karşınızdayız. Partimizin tutumuna ilişkin şu ana kadar Eş Genel Başkanlarımızın ve ilgili kurullarımızın yaptığı açıklamaların toplamını bir şekilde sizlere özetlemeye çalışacağım. Bugün gündemimize aldığımız konulardan biri de buydu. Günlerdir, yıllardır böyleydi, bunun için mücadele ediyoruz. Ne için mücadele ediyoruz? Gerçekçi ve kalıcı bir barış ihtimali için, Kürt meselesinin demokratik yollarla çözümü için mücadele ediyoruz. Dolayısıyla bizim gündemimize bu meselenin çözümü aslında 1 Ekim gelişmeleriyle gelmedi.

Parti ajandamızın, programımızın, paradigmamızın varlık nedeni olarak her defasında anımsattığımız en önemli konulardan biri. Peki, 1 Ekim’de ne oldu? Malum olduğu üzere Meclis açılışında bir el sıkışması sonrasında başlayan birtakım tartışmalar. Evet, doğru tanımlamak için tartışmalar demek gerekiyor. Şunu tekrar ifade edelim: Kürt sorunu Türkiye’nin en büyük en temel sorunu. Sadece Türkiye’nin de değil, bölgesel uluslararası bir sorundan bahsediyoruz. Dolayısıyla bu kadar tarihsel ve köklü bir sorunun çözümü de tarihi ve derinlikli bir yaklaşımla ancak mümkün olabilir.

Çözüm için de iyi niyet, sahicilik çok önemli fakat yetmiyor. Sadece iyi niyet ve sahicilikle Kürt meselesini çözmemiz mümkün değil. Ciddiyet gerektiriyor, derinlikli ve tarihi bir yaklaşım gerektiriyor. Geçmiş tecrübelerden ders çıkararak yeni şeyler söylemek gerekiyor Kürt meselesinin demokratik çözümüne dair. Kürt meselesinin demokratik çözümü gerçekleşmezse Türkiye’de ne yazık ki ne ekonomik anlamda ne de demokratikleşmede bir ilerleme sağlanabilir.

Bakın, Türkiye yoksul bir ülke haline geldi. Zenginleşme potansiyeli çok yüksek bir ülke Türkiye ancak yoksul. Niye yoksul? Çünkü yoksun bir ülke. Peki, nelerden yoksun? Özgürlükten, eşitlikten, adaletten, demokrasiden, haklardan yoksun. Tüm bunlardan yoksun bir ülke ancak daha da yoksullaşabilir. Bu yoksunlukları ortadan kaldırmak ve içinde bulunduğumuz hale bir çare bulabilmek için Kürt meselesini çözmekten başlayabiliriz. Bu tespitimiz yeni değil. Kürt meselesi bir güvenlik sorunu değildir; bir demokrasi ve kimlik sorunudur.

Kürt meselesini çözmeden demokrasi sorununu çözmek mümkün değil. Bizler parti olarak bunu her zaman savunduk. Ortadoğu’da savaş büyürken de Kürt sorununun demokratik yol ve müzakereyle çözülmesinden başka bir seçenek yok. Bu savaş büyümeden önce de bu uyarıları yaptık. Bundan dolayı da farklı yol ve yöntemlerle saldırılara maruz kaldık. Ne için? Kürt meselesinde demokratik çözümü savunduğumuz, bunu istediğimiz için.

Şimdi gelelim kısa ve net bir şekilde merakları gidermeye. Peki, bir çözüm süreci var mı, yok mu? Yeni bir çözüm süreci başlayacak mı, başlamayacak mı? DEM Parti ile görüşmeler yapılıyor mu, yapılmıyor mu? Şimdi niye böyle adımlar atıldı? Ne oldu da el sıkışıldı? Bu elin ardında ne var? Öncelikle 1 Ekim sonrasının adını koyalım. Evet, siyasi iklimin yumuşatılmasına yönelik bazı söylem ve tutumlarla karşılaşıyoruz. Bunu hep birlikte izliyoruz. Bunu bir çözüm süreci olarak tarif edemiyoruz.

Birtakım tartışmalar var. Biz bunu böyle tanımlıyoruz. Tekrar ediyorum: İki haftadır süren bu gelişmeleri, DEM Parti MYK olarak başlamış birtakım tartışmalar olarak tanımlıyoruz. Neyle ilgili? Kürt meselesiyle ilgili. Bunun neye evrileceğine toplumsal ve siyasal muhalefet karar verecek bir yandan. Demokratik bir çözüme evrilmesini isteyen, bunun için bedel ödeyen ve bunu talep eden, mevcut halden rahatsızlık duyan herkesin sorumluluk üstlenmesiyle bu mümkün. Bunu hiçbir iktidarın insafına bırakmamış bir parti geleneğinden bahsediyoruz.

Dolayısıyla çözüme dair bir sürece evrilmesi için biz zaten her zaman elimizden geleni yapmaya hazır olduğumuzu söyledik. Müzakere ve diyalog kanalları açık bir partiyiz, bunun için varız. Bunu her fırsatta ifade ettik ve etmeye de devam edeceğiz. Cumhur İttifakından farklı sesler çıkıyor. Bir yandan iç barış ve demokratik siyaset vurgusu yapılıyor ama öte yandan bazıları parmak sallama cüretini göstermeye çalışıyor. Bunu da bir yere not etmek gerekir. İktidar kanadının niyetinin böyle bakınca ne olduğuna dair bir yorumda bulunmak, sizler açısından baktığımızda da bizler açısından da baktığımızda güç.

Her şey kamuoyunun gözleri önünde cereyan ediyor. Bunun dışında bir gelişme olmadığını da DEM Parti olarak size ifade etmek bizim için bir sorumluluk. Bunu açık biçimde sizlerle paylaşıyoruz. Biz de izliyoruz, kurullarımız değerlendiriyor, kurullarımız yorumluyor. Eş Genel Başkanlarımız konuya ve gelişmelere ilişkin her fırsatta partimizin görüş ve düşüncelerini kamuoyuyla paylaşıyor. Tekrar ifade etmek gerekirse gelinen aşamada karşılaştığımız bu durumu bir çözüm süreci olarak tarif edemiyoruz, birtakım tartışmalar var diyoruz.

“DEM Parti’nin kendini ispatlamaya ihtiyacı yok; herkes bizim çözüm ve barış konusunda nerede durduğumuzu biliyor”

Gelelim senelerdir bir şekilde tekrar tekrar ısıtılıp önümüze getirilen bir konuya. DEM Parti ve özne olma hali. Ne deniyor mesela? “DEM Parti Öcalan’ı adres gösteriyor, sorumluluktan kaçıyor, inisiyatif almak istemiyor, bu işin öznesi olmaktan kaçınıyor, geçmişten dersler çıkarmıyor” gibi. Ancak bu tartışmalara açıklık getirmek istiyoruz. Bu tartışmaları başlatanlar daha açık bir şekilde konuşmadıkları için, niyetlerini ve varsa bir yol haritalarını kamuoyuyla paylaşmadıkları için, bu tartışmalara nasıl yaklaştığımızı sizlerle paylaşmakla kendimizi mükellef hissediyoruz.

O yüzden bu dili bazen yeniden üretecek cümleleri sarf etmek zorunda kalacağım için tekrar özür dilerim. DEM Parti ve özne olma meselesi dedik. DEM Parti’nin bu konuya dair kendini ispatlamaya ihtiyacı yok, yaşananlar ortada. Dünden bugüne ve hatta yarına DEM Parti’nin ne yaptığı, ne yapmak istediği ve neyi hedeflediği son derece açık, son derece net, hiçbir şüpheye ve kuşkuya yer bırakmayacak berraklıkta. Herkes bizim çözüm ve barış konusunda nerede durduğumuzu biliyor. Bilmeyenlere de hatırlatıyoruz. Hemen her açıklamamızda çözümün ve barışın Türkiye için neden gerekli olduğunu, Ortadoğu halkları için neden önemli olduğunu, bu konuda izlenmesi gereken yolların neden ve nasıl hayati olduğunu anlattık. Anlatmaktan da usanmayacağız.

Çünkü biz savaşın ne demek olduğunu biliyoruz, bunu yaşadık, yaşıyoruz. Çatışmanın ne demek olduğunu biliyoruz, yarattığı ağır tahribatların neler olduğunu biliyoruz. Can kaybının ne demek olduğunu biliyoruz. Faili belli olmasına rağmen meçhul bıraktırılan cinayetlerin ne demek olduğunu biliyoruz. Barışın zorla sağlanamayacağını da biliyoruz. Barışa ancak anlayarak ulaşabileceğimizi de biliyoruz. Tüm bunları tecrübe etmiş bir parti olarak biliyoruz, acı bir şekilde deneyimlemiş bir ülke olarak biliyoruz.

Bu kadar büyük bedellere ve böylesi bir deneyime rağmen nerede durduğumuzu tartıştırmak ancak maksatlı bir tartışma olabilir. Ancak iyi olmayan bir niyetle yapılıyordur. Spekülasyon, manipülasyon, dezenformasyon ve başka çeşitli algılar yaratmak üzere canlandırılıyor olabilir. Toplumsal belleğin kötü referanslara ihtiyacı yok, toplumsal belleğimizin hep birlikte iyiliğe ihtiyacı var. Ülkenin her yerinden kötülük bu çürüme ve çürütme hali dolayısıyla sapır sapır dökülüyor ve hiçbirimiz bunu hak etmiyoruz. Bu ülkede yaşayan hiç kimse bunu hak etmiyor. Ayrıca ne deneyimledik hep birlikte?

Bu ülkede insanların ölmediği zamanları da deneyimledik. Çatışmasızlık halinin kazandırdıklarını da biliyoruz. Demokratik yol, yöntem, diyalog ve uzlaşı kanallarının ne kadar kıymetli olduğunu biliyoruz. Bu demokratikleşme havasını ve ülkenin genel atmosferini hem siyasal hem toplumsal olarak nasıl etkilediğini biliyoruz. Birlikte yaşadık, birlikte gördük, birlikte deneyimledik. Sonrasında da neler olduğunu ne yazık ki birlikte gördük. Üstelik yalnızca bir dönemde değil çeşitli dönemlerde buna tanıklık ettik. Biliyoruz ki bu hava değişirse sözümüzü, fikrimizi, yapmak istediklerimizi çok daha rahat ulaştırabileceğiz.

Bunlar çok daha kolay yankılanabilecek. Hal böyleyken, bizi sanki savaşın, çatışmanın, ötekileştirmenin, kutuplaştırmanın, ayrımcılığın ve adaletsizliğin bir tarafı gibi göstermeye çalışmak ironik bile olamaz; başka niyetle yapılıyor olabilir. O nedenle bir kez daha hatırlatalım. Kürt meselesi çoklu aktörlü bir mesele olduğu için çözümü yalnızca DEM Parti ile mümkün değil. Kürt meselesinin çözülmesi için tek özne olmasak da en aktif özneyiz, bu konuda sorumluluğa da inisiyatif almaya da hazırız. Yalnız şu anda tartışmaların ötesine geçen herhangi bir şey olmadığını da kamuoyuyla paylaşmak isteriz.

Niye tek ve bir özne değiliz? Çünkü çatışan taraflar var ve çatışan taraflar öznedir. Bakın, paradoksal bir durum yaşanıyor. Biz aylardır, hatta yıllardır İmralı’daki tecrit sistemine ilişkin açıklamalar yapıyoruz, etkinlikler ve eylemler düzenliyoruz. Niye? Bir insan hakkı ihlali yaşanıyor gözler önünde. Tecrit bir işkence yöntemidir, kime yapılırsa yapılsın kabul edilmez. Bunun karşısında durulmalıdır. Sayın Öcalan ve arkadaşlarına uygulanan total bir iletişimsizlik var, hiçbir haklarından yararlanamıyorlar.

Ailesi ile görüştürülmüyor, avukatları ile görüştürülmüyor, telefon hakkını kullanamıyor, mektuplaşamıyor. Ne olup bittiğini bilmiyoruz. Milletvekilleri olarak topluca başvuru yapıp başka cezaevlerine gidebiliyoruz ama İmralı Ada Hapishanesine ilişkin hiçbir dönüş alamıyoruz. Bütün kapılar kapalı ama ne oluyor? MHP Genel Başkanı Sayın Bahçeli çıkıyor, Sayın Öcalan’a bir çağrı yapıyor. Eş Genel Başkanımız da söyledi, buradan bir kez daha tekrar edelim: Hakikaten biz de merak ediyoruz; açın Sayın Öcalan’ın yollarını kamuoyu da duysun, biz de duyalım çağrınıza nasıl karşılık vereceğini.

Biz bunu hatırlatırken, aslında ne yapıyoruz sevgili Türkiye halkları? Sorumluluk almaktan kaçmıyoruz; bir siyasi parti olarak kimsenin Türkiye’de almadığı sorumluluğu alıyoruz, cesaret gösteriyoruz, Kürt meselesinin hakiki bir şekilde nasıl çözüleceğini ifade ediyoruz. Sahici bir biçimde nasıl çözüleceğini anlatıyoruz. Çoklu aktörlü bir meselede aktörleri devre dışı bırakarak, kendinize aktör yaratmaya çalışarak meseleyi çözemezsiniz. O sebeple Sayın Öcalan’dan bahsederken yalnızca Türkiye’deki Kürt meselesiyle ilgili değil Ortadoğu’daki gelişmeler başta olmak üzere dünyadaki birçok soruna dair çözüm önerileri ve fikirleri olan bir insandan bahsediyoruz.

Rolünün hayati öneminden bahsediyoruz. Siz bir yandan tecridi sürdüreceksiniz, öte yandan Sayın Öcalan’a çağrı yapacaksınız. Biz de buradan bir kez daha çağrı yapıyor ve diyoruz ki örneği olmayan bu hukuksuzluğa artık son verilsin, bu muhataplığın yolu açılsın. İmralı’nın kapısını açmazsanız, tecridi ortadan kaldırmazsanız, bu tartışmalara Öcalan’ı dahil etmezseniz, bunlar böyle tartışmalar olarak kalır, ilerlemez. Çağrımızı yineliyoruz: Bu tecrit kaldırılmalı, İmralı’nın kapıları, Öcalan’ın yolları açılmalı. Sayın Öcalan bu tartışmalara dahil edilmeli. Bunun koşulları bir şekilde sağlanmalı.

Biz bunları söyleyince sorunu tartışmaktan da sorunu çözmek konusunda inisiyatif ve sorumluluk almaktan da geri kalmıyoruz. Bilakis, sorunun nasıl çözüleceğine ilişkin katkıda bulunuyoruz. Dün de vardık, bugün de varız, yarın da var olacağız bu konuya ilişkin. Çünkü biz Kürt melesinin demokratik yol ve yöntemlerle çözülmesini benimsiyor, bunun için mücadele ediyor ve bunu savunuyoruz. O yüzden de her zaman hakiki, onurlu, eşit, adil ve kalıcı bir barıştan yana söz kurduk, bundan sonra da kurmaya devam edeceğiz.”

Paylaşın

Galatasaray, Süper Lig’de Liderliğini Sürdürdü

Süper Lig’in 9. hafta maçında Antalyaspor ile Galatasaray, Antalya Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Hakem Ali Şansalan’ın yönettiği karşılaşmadan Galatasaray, 3 – 0 galip ayrıldı.

Haber Merkezi /  Galatasaray’ın gollerini 10 ve 52. dakikada Mauro Icardi ve 90+2. dakikada Victor Osimhen kaydetti.

Galatasaray, bu galibiyet ile puanını 25’e çıkardı. Antalyaspor ise 8 puanda kaldı.

10. dakikasında Mertens’in sağ köşeden kullandığı kornerden gönderdiği topla ceza sahasında buluşan Icardi, kafayla meşin yuvarlağı kaleci Piric’in solundan ağlarla buluşturdu: 0-1

52. dakikada Yunus Akgün’ün ceza sahası sol çaprazdan pasında topla buluşturduğu Icardi, kaleci Piric’in solundan meşin yuvarlağı filelerle buluşturarak karşılaşmadaki ikinci golünü attı: 0-2

90+2. dakikada Hakim Ziyech’in kullandığı serbest vuruşta ceza sahası içinde topu kontrol eden Victor Osimhen sol çaprazdan röveşatayla meşin yuvarlağı ağlara gönderdi. 0-3

Stat: Antalya

Hakemler: Ali Şansalan, Kerem Ersoy, İbrahim Çağlar Uyarcan

Antalyaspor: Kenan Piric, Mert Yılmaz (Erdoğan Yeşilyurt dk. 30), Veysel Sarı (Emre Uzun dk. 87), Thalisson Kelven, Güray Vural, Petrusenko, Erdal Rakip (Kaluzinski dk. 63), Townsend, (Djenepo dk. 46), Van de Streek (Gaich dk. 46), Larsson, Samudio

Galatasaray: Muslera, Kaan Ayhan (Barış Alper Yılmaz dk.71), Davinson Sanchez, Abdülkerim Bardakcı, Ismail Jakobs (Berkan Kutlu dk. 23), Lucas Torreira, Gabriel Sara, Roland Sallai, Dries Mertens (Hakim Ziyech dk. 71), Yunus Akgün (Victor Osimhen dk. 78), Mauro Icardi (Michy Batshuayi dk.78)

Goller: Mauro Icardi (dk.10, dk. 52), Victor Osimhen (dk. 90+2) (Galatasaray)

Paylaşın