Erdoğan’dan Bahçeli’nin “Öcalan” Açıklamasına Destek

Devlet Bahçeli’nin Abdullah Öcalan” açıklamasına destek veren Erdoğan, “Dünyada ve bölgemizde tarihi gelişmelerin yaşandığı, siyasi ve ekonomik yeniden yapılanma sürecinin kapılarının aralandığı bir süreçteyiz. Cumhur İttifakı ortağımızın öncülüğünde son dönemde ortaya konan yaklaşımların bu geniş arka plan ışığında, önyargısız olarak değerlendirilmesinin daha faydalı olacağı kanaatindeyiz” dedi.

Erdoğan, “İç cepheyi sağlam tuttukça ne terör örgütleri ne de onları üzerimize salan şer güçleri başarıya ulaşamayacaktır. Bu millet tarihin her döneminde maruz kaldığı her saldırıların üstesinden gelmeyi başararak küllerinden yeniden doğmayı başarmış asil bir millettir” diye devam etti. Erdoğan, son olarak, “Gelin ayrı kodlarını değil, bin yıllık kardeşliğimizi büyütelim, güçlendirelim. Bu hasbi çağrımıza kulak verecek, gönül açacak, yoldaşlık edecek herkes tarihin şanlı sayfalarında hak ettiği yeri muhakkak alacaktır” vurgusunda bulundu.

Cumhuriyet’in 101. yılına özel Beştepe’deki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde “29 Ekim Özel” programı düzenlendi. AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan programda açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamaları satır başlarıyla şöyle:

“Cumhuriyetimizin ilanının 101. yıldönümü kutlu olsun. Milli mücadelenin başkomutanı Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere istikbal ve istiklalimizin inşasında emeği olan kahramanlarımızın her birini saygıyla yadediyorum. Bin yıldır bu toprakları vatanımız olan tescillemek için canlarını feda eden tüm şehit ve gazilerimizi rahmetle anıyorum. İster üniformalı ister TUSAŞ’taki olduğu gibi üniformasız olsun hayatları pahasına mücadele eden kahramanlarımıza şükranlarımı sunuyorum.

Biz milletçe bir oldukça ne terör örgütleri ne de onları elinde tutan odaklar başarılı olamayacaklardır. İç cepheyi sağlam tutukça, ne terör örgütleri ne de onları besleyip üzerimize salan şer güçleri emellerine ulaşamayacaktır. Nevzuhur devletlerin köksüz toplumların küresel teröristlerin anlamadığı bir hakikat var. Bu hakikat Türkiye Cumhuriyeti’nin bizim binlerce yıllık devletler silsilemizin son temsilcisi olduğu. Onlar sanıyorlar ki bu milletin devleti sadece 101 yıllık geçmişe sahiptir. Cumhuriyetimiz 101 yıl önce yeni bir devlet olarak değil yeniden başlangıcın sembolü bir rejim olarak kurulmuştur.

Ordumuz başta olmak üzere devletimizin omurgasını oluşturan kurumlarımızın binlerce yıl ötesine uzanması bu hakikatin en açık ifadesidir. Cumhuriyetimizin elbette kimi eksikleri olmuştur. Hatta kimi hatalı tercihleri de olmuştur. Ama bunların hiçbiri tevarüs ettiğimiz köklü tarihi, zengin medeniyeti, insani değerleri gölgelemeye yetmez. Bu millet maruz kaldığı tüm saldırıların üstesinden gelerek küllerinden yeniden doğmayı başarmış asil millettir.

Bugün küllerimizin değil sahip olduğumuz imkanların ve azmin üzerinde yükseldiğimiz döneme giriyoruz. Yeniden ve daha güçlü bir başlangıcın arifesindeyiz. Allah’ın izniyle yokluklar içinde yürüttüğümüz milli mücadeleyi nasıl zaferle taçlandırdıysak bu mücadeleyi başarıya ulaştıracağız. Türk milleti kadar kaderini devletiyle beraber görmüş başka bir millet yoktur. Ezelden beri her şeyin fani olduğuna inanan milletimiz sadece devletini ebed müddet tahayyül etmiştir.

Bizim için Asya Hun devletinden Göktürklere, Uygurlulardan Karahanlılara, Selçuklulardan Osmanlılara uzanan koskoca tarihin istisnasız tamamı birdir, bütündür ve milletimize aittir. Anadolu’ya geldiğimizde de burada yaşayan insanların tamamını şefkat ve adaletle kucaklayarak kendimizden ayrı görmedik. Geçtiğimiz yüzyılın başlarında yaşanan acı hadiselerin hiçbirinin sebebi milletimiz değildir. Emperyalistlerin yalanlarına, tahriklerine kapılan bin yıllık komşularımız kendi hırslarının ve hatalarının bedelini ödemiştir. Cumhuriyetimizin sınırları içindeki her bir insanı adil ve eşit vatandaşlar kabul etme süreci biraz sancılı geçmiş olabilir ama nihayetinde bunu da başardığımızı düşünüyorum.

Dünyada ve bölgemizde tarihi gelişmelerin yaşandığı siyasi ve ekonomik yeniden yapılanma sürecinin kapılarının aralandığı dönemdeyiz. 85 milyon hep birlikte Türkiye Yüzyılı vizyonu etrafında bütünleşmemiz önemli ve hayati hale gelmiştir. Ülke ve millet olarak siyasi, sosyal, ekonomik sorunları hızla çözmemiz şarttır. Cumhur İttifakı ortağımızın öncülüğünde son dönemde ortaya konan yaklaşımların bu geniş arka plan ışığında önyargısız olarak değerlendirilmesinin daha faydalı olacağı kanaatindeyiz.

Bu yaklaşım kadim devlet aklının, binlerce yıldan süzülüp gelen irfanının gereğidir. Hazreti Mevlana’nın ifadesiyle, yeni şeyler söylememiz gereken, sorunları görmezden gelen değil, kararlı irade ortaya koyup çözmemiz gereken bir iklime girdik. Aksi halde, nevzuhur devletlerden ve toplumlardan bir farkımız kalmaz. Hiç uzağa gitmeye gerek yok. Milli mücadele tek başına bu halkın en zor şartlarda bile neler yapabileceğinin en güzel timsalidir. Aziz milletim, değerli misafirler, milli mücadelede asker sayısı, ekonomik güç, silah, teçhizat, ulaşım ve istihbarat imkanları bakımından üstün olan taraf işgalcilerdi. Ama Allah’ın nusret ve inayetiyle zaferi kazanan biz olduk.

Birlikte rahmet, ayrılıkta azap vardır emri gereğince, milli mücadelede hiç kimse yan yana yürüdüğü arkadaşına Türk mü, Kürt mü, Alevi mi, Sünni mi olduğunu sormadı. Ülkenin dört bir yanındaki illerimizin temsilcileri Ankara’da buluşup, Büyük Millet Meclisi’nde omuz omuza verdi birlik oldu. Sakarya’da, Dumlupınar’da, Maraş’ın, Urfa’nın, Antep’in, İzmir’in işgalden kurtuluşunda hep bu ruhla düşmanı mağlup ettik. Bakınız, burada milli mücadele dönemine ait bir hatırayı sizlerle özellikle paylaşmak istiyorum. Yunan işgal kuvvetlerinin ilerleyişinden dolayı ordumuzun Sakarya’nın doğusuna çekilmesi gündeme gelmiştir.

Birçok kişi de endişelere sebep olan bu fikri tartışmak üzere meclis gizli oturumla toplandı. Fevzi Paşa, ordunun rahatça manevra yapmasını sağlamak için meclisin Kayseri’ye taşınmasını teklif ediyor. Meclis açıldığından beri hiç söz alıp konuşmamış yemin merasiminden başka kürsüye çıkmamış olan Dersim mebusu Diyap Ağa elini kaldırdı. Oturum başkanının davetiyle kürsüye gelen Diyap Ağa meclisi süzdü ve lafım kısadır dedi. Biz buraya kaçmaya mı geldik yoksa kavga ederek ölmeye mi? diye sordu. Meclis alkıştan yıkılırken tartışma o cümleyle sona erdi. İşte böyle, çelikten bir iradeyle kazandığımız milli mücadele dünyada pek çok toplumun istiklal umudunu da yeşertmiştir.

Cumhuriyetimizi kurarak çıktığımız yeni yol, zaman içinde mazlum milletlerin bağımsızlıklarını kazanmalarına giden kapıları açmıştır. Bugün de bir asır önce meclis kürsüsünde yaşanan iklimi yeniden hissediyor, aynı şeye inanıyor, aynı şeyi söylüyoruz. Yine bir asır önce olduğu gibi dünyanın dört bir yanındaki kardeşlerimizin umudunu yaşatacak, azmini bileyecek, inancını kökleştirecek tarihi bir duruş sergiliyoruz. Şunun bilinmesini isterim, hiçbir zorluk bizi yolumuzdan alıkoyamayacak.

Milletçe ve devletçe dünyada ve bölgemizde oynanan oyunlar karşısında kaçmayacak, geri adım atmayacak, karanlık senaryolara teslim olmayacak, sinsi oyunlara yenilmeyeceğiz. Tam tersine, onurlu ve dirayetli duruşumuzdan taviz vermeden, kendimize yakışır şekilde mücadeleye devam edeceğiz. Sınırlarımızın güvenliğiyle yetinmeyecek bölgemizin ve dünyanın huzuru, mazlumların felahı için çalışmaktan vazgeçmeyeceğiz. Siyasi, sosyal ve ekonomik tüm hedefleriyle Türkiye Yüzyılı’nı mutlaka ama mutlaka hayata geçireceğiz.

Cumhuriyetimizin 101. yıldönümünde bu ahde 85 milyon vatandaşımızın her birinin canı gönülden katıldığına inanıyorum. Buradan köken, inanç, mezhep, meşrep, siyasi ve ideolojik farklılık ayırt etmek sizin yüreği bu ülke ve bu millet sevgisiyle çarpan herkese, tüm vatandaşlarıma samimiyetle sesleniyorum. Gelin Türkiye Yüzyılı’nı birlikte inşa edelim. Gelin, son iki asırdır dünyada yaşanan büyük dönüşümleri kaçırmamıza yol açan farklılıklarımızı Türkiye Yüzyılı’nın inşasının harcı, tuğlası, demiri haline getirelim. Gelin hünkârım Hacı Bektaş’tan aldığımız ilhamla bir olalım, iri olalım, diri olalım, kardeş olalım, hep birlikte Türkiye olalım.”

Paylaşın

“Türkiye, Rusya’ya Askeri İhracat Kısıtlaması Getirdi” İddiası

Birleşik Krallık merkezli ekonomi gazetesi Financial Times, ABD’nin “sonuçları konusunda uyardığı” gizli bir karar sonrası, Türkiye’nin Rusya’ya askeri cihaz ve ekipman ticaretini engellediğini yazdı.

Financial Times (FT) kaynaklarına göre Ankara, son haftalarda gümrük sistemlerini güncelleyerek Rusya’nın Ukrayna’daki savaşında kritik öneme sahip olduğu değerlendirilen 40’tan fazla kategorideki ABD yapımı ürünün ihracatını durdurdu. Yeni kısıtlamalar, silahlarda kullanıldığı düşünülen mikroçip, işlemci ve kontrol sistemleri gibi ürünleri hedefliyor.

FT’nin sürece ilişkin yayınladığı rapora göre; ABD’nin yaptırım tehditlerinin ardından Türk bankalarının da son bir yılda Rus varlıklarla olan ilişkilerini azalttığı belirtiliyor. Haberde, Türkiye’nin Rusya’ya yönelik ihracata ilişkin güncel politikasının, siyasi hassasiyetler nedeniyle kamuoyuna açıklanmadığı aktarılıyor.

Türkiye NATO üyesi olmasına rağmen, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hem Rusya hem de Ukrayna ile olumlu ilişkiler sürdürmeyi sürdürdüğüne değinilen haberde şöyle deniliyor: “Türkiye, Rusya’nın Ukrayna’yı tam kapsamlı işgalinin ardından Rus gazının Avrupa Birliği’ne akışını kolaylaştırarak Kremlin’in bloğun yaptırımlarını aşmasını sağladı.

Türkiye, 2023 yılında Rusya’dan yaklaşık 42,2 milyar Euro (45,9 milyar dolar) değerinde petrol, doğal gaz ve kömür ithal ederek, Rus fosil yakıtlarının dünyadaki en büyük alıcısı haline geldi. Bu, son 10 yılda beş kat artış anlamına geliyor. Aynı zamanda Erdoğan, Ukrayna’nın egemenliğini açıkça desteklemiş ve yönetimi, Rusya’nın tam kapsamlı işgalinin başlangıcından bu yana Ukrayna’ya önemli yardımlarda bulundu.

Türkiye ayrıca 2022’de BM ile birlikte, kısmen savaştan kaynaklanan küresel gıda fiyatlarındaki artışı hafifletmede önemli olan bir tahıl anlaşmasına aracılık etti. Ukrayna’nın devam eden işgaline rağmen, Türkiye’nin arabuluculuğu sayesinde ülkedeki tarım ürünlerinin Karadeniz üzerinden ihraç edilmesine izin verdi.”

Paylaşın

Ahmak Davası: CHP’den Yeni Adım

CHP, kamuoyunda “Ahmak Davası” olarak bilinen davayla ilgili HSK’ya yeni başvuru yapacak. Ahmak Davası, “Temyiz Mahkemesi” olarak da kabul edilen Yargıtay’ın bir alt basamağı İstinaf Mahkemesi’nde görülmeye devam ediyor.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında, 31 Mart 2019 seçimlerinin YSK tarafından iptal edilmesi sonrasında İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya verdiği yanıt üzerine Yüksek Seçim Kurulu (YSK) üyelerine hakaret ettiği iddiasıyla dava açılmıştı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun, Yüksek Seçim Kurulu (YSK) üyelerine hakaret ettiği iddiasıyla açılan ve hakkında siyasi yasak ile hapis cezası istenen ‘ahmak davası’ için harekete geçti.

Kamuoyunda ‘ahmak davası’ olarak bilinen davanın, hakimi değiştirilmişti. Geçtiğimiz İBB Meclis oturumunda AKP Grup Sözcüsü Faruk Gökkuş’un “İzah edeceğim, neden Samsun’a sürdüğümüzü de izah edeceğim” şeklindeki sözleri üzerine CHP’den yeni bir adım geldi.

CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın ve CHP Yüksek Disiplin Kurulu Başkanı Turan Taşkın Özer, yarın HSK’ye başvuracak.

Mevzuata ve ilke kararnamelerine aykırı olarak görev yeri değiştirilen Hakim Hüseyin Zengin’in atamasını yapan HSK Birinci Dairesi üyeleri hakkında inceleme ve soruşturma yapılmasını talep edecek.

Ahmak Davası nedir?

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında, 31 Mart 2019 seçimlerinin YSK tarafından iptal edilmesi sonrasında İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya verdiği yanıt üzerine Yüksek Seçim Kurulu (YSK) üyelerine hakaret ettiği iddiasıyla dava açılmıştı.

İmamoğlu, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yaptığı bir konuşmada, isim vermeden kendisine yönelik “Avrupa’ya giderek Türkiye’yi şikâyet eden ahmağa söylüyorum. Bunun bedelini bu millet sana ödetecek” şeklindeki sözlerine bir gazetecinin sorusu üzerine yanıt vermişti.

“31 Mart’ta seçimi iptal edenler ve dünyada, Avrupa’da, onların gözünde nereye düştüğümüz noktasında, o olan şeylere, biten şeylere baktığımızda, tam da işte 31 Mart’ta seçimi iptal edenler ahmaktır. Önce ona bir odaklansın” diyen İmamoğlu hakkında YSK’nın o dönemki başkanı Sadi Güven, kendisi ve görevdeki kurul üyelerine hakaret edildiği iddiasıyla şikayette bulunmuştu.

Şikayet üzerine İmamoğlu hakkında dava açılmış, İmamoğlu’na 2 yıl 7 ay 15 gün hapis cezası ve siyasi yasak kararı verilmişti. Dava, son iki yıldır Türkiye’de “Temyiz Mahkemesi” olarak da kabul edilen Yargıtay’ın bir alt basamağı İstinaf Mahkemesi’nde görülmeye devam ediyor.

Paylaşın

Taliban, Kadınların “Birbirlerinin Sesini Duymalarını” Yasakladı

Taliban’ın Fazilet Yayma ve Ahlaksızlığı Önleme Bakanı Muhammed Halid Hanefi, “Kadın namaz kılarken yanından başka bir kadın geçse bile, onların duyabileceği kadar yüksek sesle dua etmemelidir” dedi ve ekledi:

“Bırakın başka bir şeyi, namaz kılarken birbirlerinin seslerini duymalarına bile izin verilmezken şarkı söylemelerine nasıl izin verilebilir?”

Muhammed Halid Hanefi, kadın sesinin “avret” (İslam’a göre insan vücudunun örtülü olması gereken bölümlerini tanımlar) olarak kabul edildiğini ve diğer kadınlar tarafından bile kamusal alanda duyulmaması gerektiğini savundu.

Cumhuriyet‘in Merkezi ABD’nin Virginia eyaletinde bulunan Afgan haber kanalı Amu TV’den aktardığı habere göre, Taliban’ın Fazilet Yayma ve Ahlaksızlığı Önleme Bakanı Muhammed Halid Hanefi, kadınların diğer kadınların yanında yüksek sesle Kuran okumaktan kaçınmaları gerektiğini söyledi.

Hanefi, “Kadınların tekbir getirmelerine ya da ezan okumalarına izin verilmediğinde, kesinlikle şarkı ya da müzik söyleyemezler. Yetişkin bir kadın namaz kılarken yanından başka bir kadın geçse bile, onların duyabileceği kadar yüksek sesle dua etmemelidir. Bırakın başka bir şeyi, namaz kılarken birbirlerinin seslerini duymalarına bile izin verilmezken şarkı söylemelerine nasıl izin verilebilir?” dedi.

Hanefi, kadın sesinin “avret” (İslam’a göre insan vücudunun örtülü olması gereken bölümlerini tanımlar) olarak kabul edildiğini ve diğer kadınlar tarafından bile kamusal alanda duyulmaması gerektiğini savundu.

İnsan hakları uzmanları da dahil olmak üzere kadınlar, bu kararın namaz kılmanın ötesine geçerek birbirleriyle sohbet etmelerini kısıtlayacağından ve sosyal varlıklarını daha da azaltacağından korkuyor.

Afganistanlı aktivisti Zubaida Akbar, Taliban liderlerinin “cinsiyet ayrımcılığı” diktalarından sorumlu tutulmaları çağrısında bulunarak, “Bugün kadınların birbirlerinin yanında seslerini duyurmalarına getirilen yasak, geçtiğimiz ay kadınlara karşı 100 sayfadan fazla bir ferman kitabı yayınlayan Taliban’ın ahlak ve fazilet bakanı Muhammed Halid Hanefi’den geldi” dedi.

Bu karar, Taliban ‘ın Ağustos ayında kadınların dışarı çıkarken yüzleri de dahil olmak üzere tüm vücutlarını örtmelerini emreden yeni bir dizi yasayı uygulamaya koymasından sadece iki ay sonra geldi. Taliban’ın bu son kararının, uygulanıp uygulanmadığı ya da ne kadar yaygın olarak uygulandığı bilinmiyor.

Taliban ve Afganistan

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

Erdoğan’dan Bahçeli’ye “Öcalan” Tebriği

Erdoğan’ın Bahçeli’nin “Abdullah Öcalan” çağrısı sonrası tebrik ettiği öğrenildi. Bahçeli, “Şayet teröristbaşının tecriti kaldırılırsa, gelsin DEM Parti grup toplantısında konuşsun, terörün bittiğini, örgütün lağvedildiğini ilan etsin” demişti.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin geçen hafta partisinin grup toplantısında, terör örgütü PKK’nin lideri Abdullah Öcalan için “Gelsin Meclis’te konuşsun” çağrısını yapmasının yankıları sürüyor. Bahçeli’nin çok konuşulan çağrısıyla ilgili AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ise sessiz kalması dikkat çekmişti.

Ayrıca Bahçeli’nin bu çağrıyı Erdoğan’dan ‘habersiz’ yaptığı iddia edildi. İktidara yakınlığıyla bilinen Türkiye gazetesinin haberine göre, Erdoğan, konuşmasından dolayı Bahçeli’yi tebrik etti.

AK Parti’nin de “büyük oranda” Bahçeli’ye destek verdiği aktarılan habere göre parti kaynakları MHP liderinin çıkışı için şöyle konuştu: “Bugüne kadar ne zaman bu konularda bir tartışma olsa, ‘MHP izin vermez, AK Parti adım atamaz’ şeklinde kamuoyunda değerlendirmeler yapılıyordu. O sebeple bu çıkışın Sayın Bahçeli tarafından yapılmış olması, bizim açımızdan çok kıymetli.

Hiç konuşmayanlar bile artık bu mesele hakkında konuşmaya başladı. Bu süreç; Orta Doğu’daki gelişmelerle doğrudan ilişkilidir. Çevremizde bu kadar şey yaşanırken, hiçbir şey olmamış gibi bekleyemeyiz.

Önümüzdeki günlerde, DEM Parti, İmralı, Kandil ve diğer unsurların pozisyonu tam olarak ortaya çıkar. ABD veya İsrail ile yol yürümeye devam edecekler mi görülecek. Türkiye, burada ‘siyonist plana Kürtleri kurban etmem’ diyor ve Kürt vatandaşlarımızı sömürenlere de bir fırsat veriyor.”

Devlet Bahçeli ne demişti?

MHP lideri Devlet Bahçeli, partisinin geçen haftaki TBMM’deki grup toplantısında önemli mesajlar vermişti. Bahçeli, “Şayet teröristbaşının tecriti kaldırılırsa, gelsin DEM Parti grup toplantısında konuşsun, terörün bittiğini, örgütün lağvedildiğini ilan etsin” çağrısında bulunmuştu.

Türkiye ve Türk milleti için her türlü fedakarlığı yapmaya hazır olduklarını söyleyen Bahçeli, “Bu dirayet ve kararlılığı gösterirse, umut hakkının kullanımıyla ilgili yasal düzenlemenin yapılması ve bundan yararlanmasının önü de ardına kadar açılsın” şeklinde konuşmuştu.

Paylaşın

Özel’den “Kürt Sorunu” Yorumu: Anayasada Eşit Oldukları Yazıyor Da Devlet Eşit Davranmıyor

“Yeni çözüm süreci” tartışmaları gündemdeki yerini korurken CHP Lideri Özgür Özel’den konuya ilişkin dikkat çeken açıklamalar gelmeye devam ediyor. Özgür Özel, son olarak “Anayasada eşit oldukları yazıyor da devlet onlara eşit davranmıyor” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, bazı gazete, televizyon ve internet sitesinin Ankara temsilcilerinin Kürt sorunu tartışmalarından parti içi muhalefete, yeni anayasadan etki ajanlığı düzenlemesine, gündeme dair sorularını yanıtladı. Gazete Duvar’dan Nergis Demirkaya’nın aktardığına göre Özgür Özel, sorulara şu şekilde yanıt verdi:

Bahçeli Cumhuriyet Bayramı mesajında ‘Kürt sorunu yoktur’ dedi. Bahçeli’nin sözleri Kürt sorunu değil ‘Terör bitsin, Öcalan çıksın’ yaklaşımı içinde olduğunu gösteriyor. Bahçeli’nin bu sözleri için ne düşünürsünüz?

Bahçeli daha önceki konuşmasında da benzer bir şey söylemiş, bunu eleştirmiştim. Abdullah Öcalan’ın konuşması ve özgür kalmasıyla, Tayyip Erdoğan’ın da istediği anayasa değişikliğini yapmasıyla bir mesele hallolmaz. Kişisel mesele değil, toplumsal bir sorun var. Kürt sorunu diye bir sorun olduğunu Devlet Bahçeli ve onu ne derse ayakta alkışlayan grubu dışında herkes kabul ediyor. Belki 1-2 aşırı sağ parti vardır.

Ben daha Bahçeli konuşmadan da söyledim, biz bütün Kürtlerin sorununu çözmek ve bütün Kürtlerin kendisini eşit hissettikleri bir Türkiye istiyor, bunun için de demokrasi vaat ediyoruz. Başka hiçbir şey değil. Bu yol yürünecekse bunun için bizim iktidarımızı beklemek yerine varsa arkadaşların bu konuda bir iradeleri, birlikte, Mecliste Türkiye’nin demokrasi sorunlarını çözelim.

Çatışmalı süreçler, terör sorunu bütün dünyada nasıl çözülüyorsa öyle bir yöntemi izlemek. Bu süreçlerin dört temel unsuru olarak söylenen, şeffaflık, karşılıklı güven artırıcı adımlar, verilen sözleri tutmak ve olmazsa olmazı toplumsal mutabakat. Ben bunu şöyle özetliyorum: Şehit ailelerinin ve gazilerin gözlerine bakamayacağımız hiçbir çözümün tarafı olmayız.

Toplumsal mutabakatın en önemli ayağı bu işin tüm siyasi partilerle Meclis’te yürütülmesi. Siyasi partilerin dahil edilmesini istedikleri sivil toplum örgütlerinin sürece dahil edilmesi.

Meclis odaklı bu süreci yürüttük ve Kürtlerin taleplerini çözdük. Kürtler de dedi ki tamam, o zaman Türkiye çok büyük bir kazanım elde etmiş olur. Devlet Bey’in dediği yöntemde büyük riskler olduğu gibi dünyada bir süreci böyle çözen ülke yok. Sorunun varlığını kabul etmeden nasıl çözüm üreteceksin.

Özal’dan beri, Türkiye’nin 40 yıl önce aştığı ve doğru yaptığı bir mesele Kürt sorununun varlığını kabul etmek. Kürt sorunu yoktur dersen yarım asır geri götürürsün meseleyi. Öyle yapıldığı dönemlerde terör ortaya çıktı. Kürt sorunu vardır, çözelim yerine, Kürt sorunu yoktur dersen, Abdullah Öcalan’ı salarsın, adı PKK ya da başka bir terör odağı ortaya çıkar. Bu doğru bir şey değil. Sorunu kökünden çözmek lazım. Dünyada demokrasi, müzakere ve toplumsal uzlaşı olmadan çözülebilmiş bir çatışmalı süreç yok.

Bahçeli bir taraftan ‘Öcalan gelsin Meclis’te konuşsun’ diğer tarafta ‘Kürt sorunu yoktur’ derken sizce ne yapmak, nereye varmak istiyor?

Bu soruya Bahçeli yerine Erdoğan’dan yanıt beklemek lazım. Bahçeli’nin çokça kullandığı bir ifadeyle sormak lazım: Ortağınız Bahçeli ne amaçlamakta, ne söylemeye çalışmakta, bu ne manaya gelmektedir?

Sizce Kürt sorunu nedir? CHP “Kürt sorunu var” derken nasıl bir soruna işaret ediyor?

Türkiye’nin demokratik bir anayasaya ihtiyacı var. İlk dört maddeye dokunulmaksızın birçok madde daha demokratik, kapsayıcı yazılabilir. Bu Kürtlerin de kendini daha iyi hissetmesini sağlayabilir ama anayasalar mutabakat metinleri ve şu anda bir anayasa değişikliği zemini Türkiye’de yok. Tayyip Bey’in bizi birkaç manevra ile çekemediği masaya bu yolla oturtmaya çalışıyorsa, iş anayasa değişikliğine gelecekse biz orada yokuz.

Demokratik ülkelerde bir sorunun olup olmadığına sorunu ifade edenler, otokratik ülkelerde sorunun olup olmadığına otokratlar ya da diktatörler karar verir. Bugün Devlet Bahçeli diktatoryal bir tavır içinde. Türkiye’de birçok insan Kürt sorunu var, diyor, hayır yok diyor. Bunu demekle sorun ortadan kalkmaz. Bu yüzden açılım dedikleri şey demokratik değil aksine diktatoryal-otokrat bir açılım yapıyorlar. Adı süreçse demokratik değil dayatmacı bir süreç. Sürecin bu haliyle uzlaşmamız mümkün değil. Sorun var mı yok mu diyenlerin sokağa çıkıp Kürtlerle konuşması lazım.

Diyarbakır’da bir çaycı, “Ne eksik ne fazla sizin kadar vatandaş olmak istiyorum” dedi. Buna “hadi canım neyin eksik” desem… Manisalılar, Osmaniyeliler seçerken Diyarbakırlılar belediye başkanı seçemiyor. Seçiyor kayyım atıyorlar. Selçuk Mızraklı bir yıllık milletvekili, vekil seçilirken, belediye başkanı seçilirken temiz kağıdı, seçim gecesi soruşturma, gizli tanık, sonra o yalancı çıkıyor ikinci gizli tanık, sırf kayyım atamak için…

Belediye başkanı suç işleyebilir. Menemen Belediye Başkanı suç işledi, görevden alındı, yerine belediye meclisi başkan seçiyor. Ama Kürtlere sizin belediye meclisi de terörist… Haklarında dava var mı?… Ben bu Kürtlere ‘eşitsin’ nasıl diyeyim. Anayasada eşit oldukları yazıyor da devlet onlara eşit davranmıyor.

Partimizin bir belediye başkanı, gelecekte Cumhurbaşkanın adayı olması ihtimal dahilinde Ekrem İmamoğlu hakkında siyasi yasak getirmeyi düşünüyorlar, biz dünyayı başlarına nasıl yıkar, buna en sert tepkiyi nasıl veririz diye düşünüyoruz.

Peki o günkü adlarıyla HDP’liler ne yapsın. Siyaset yasağı getirmeyi bırakın iki eş genel başkanlarını alıp hapse koydular. Demirtaş içerideyken Cumhurbaşkanı adayı oldu, bu nasıl bir şey… Demirtaş’a şunu söylüyorlar, sen seçilsen de Cumhurbaşkanı olamazsın. Kim karar verecek: Millet değil biz karar vereceğiz, salmayız… Can Atalay milletvekili seçildi, içeride. Siz milletvekili seçtiniz ama bizce olamaz diyorlar.

Kürtler kendilerini eşit hissetmedikleri neyi söylüyorlarsa onu konuşmak lazım. Kürtlerin genel mutabakatı olduğu, çokça söylenen rahatsızlıkları konuşmak lazım. Onlar sorunu dile getirecek, Meclis çözümü dile getirecek, bir yerde anlaşılacak.

CHP’nin bu konuda birçok çalışması oldu, raporlar hazırladı. Siz bugün Kürt sorununun çözümü için ne vaat ediyorsunuz? Yeni bir çalışmanız var mı?

En önemli toplumsal mutabakat metni anayasadır. Erdoğan’ın anayasa yaptığı gibi Kürt sorununu çözemezsiniz. Bir parti getirecek dayatacak, budur diyecek! O nedenle diyoruz ki Meclis toplansın veya görevlendirmeler yapsın, bir toplumsal mutabakatı hep beraber arayalım. Çünkü Özgür Özel’in bazı önerilerine AK Parti ve MHP, bazı önerilerine DEM ya da İYİ Parti’nin itirazları olacaktır. Olmazları konuşarak masaya oturulmaz. Bu nedenle bu komisyon kurulduğunda meselenin özüne yönelik herkes önerilerini söyler. Belki ilk önce Kürt sorunu nedir diye geniş bir çalışma yapar Meclis. Var mıdır, yok mudur? Bu da bir yöntem.

Yeniden gündeme gelen anayasa değişikliği ile yeni bir rejim değişikliği kurgusu mu var? Toplum daha önce ‘yetmez ama evet’ deneyiminde olduğu gibi köşeye sıkıştırılmak isteniyor olabilir mi?

Son seçim ve anayasa değişikliğinde de deneyimledik. Vesayet altında bir Meclis, vesayet altında bir yargı var. Meclis’te bir parti Anayasa Mahkemesi kapatılsın diyor. Anayasaya en aykırı mesele bu. En çok milletvekili olan parti AYM kararlarına, uluslararası anlaşmalara uymuyor. Anayasa yapmak daha özgür bir sürecin işidir.

Burada yapılacak anayasanın bir öncekinden de berbat olabileceği endişeleri var. Ben kendisine de söyledim. Eğer anayasa yapacaksak mevcut anayasaya tam uyum isteriz, bunu göremiyoruz dedim. Yoksa bu haklı bir endişe. Ama bu endişeyi ortadan kaldıracak bir emare yok. Bir yolunu bulalım anayasayı değiştirelim var ama neyi değiştireceksiniz?. Kuvvetli ihtimal rejimi kalıcılaştırmak için bir şeyler isteyecekler. Neden onlarla bunu konuşalım, otoriter bu rejimi kalıcılaştıralım.

Belediyelere kayyım atama 15 Temmuz sonrası gündeme geldi. Bir kanun değişikliğini gündeme almayı düşündünüz mü?

Diyarbakır’da önerdim. Güven artırıcı adımlar atmak lazım, bir yol temizliğine ihtiyaç var. İlk iş bu maddeyi Meclis’te oy birliği ile düzeltelim dedim.

El yükseltme açıklamanız, bölge ziyaretiniz Bahçeli’nin Öcalan çağrısından haberiniz olduğu iddialarına neden oldu. Size bilgi verildiği iddiaları için ne söylersiniz?

Külliyen yalan. Ben Haziran’da Demirtaş’ı ziyaret edeceğim demişim. Ziyaret öncesi ya da sonrası, 6 gün bölgeyi gezmeyi planlamışım. Hatta 1 Eylül Dünya Barış gününde gitmeyi planlıyordum. Ayağım kırıldı gidemedim. Son planı ilan etmeden önce de Bahçeli’nin konuşması yoktu.

Bahçeli’nin Öcalan çağrısını nasıl öğrendiniz? İlk tepkiniz ne oldu?

Grup konuşmasına Meclis’te çalışıyordum. Altyazıda gördüm. Bu kadar şaşırtıcı işlere Devlet Bey girebilir.

Şimdi 7 Haziran sürecinin bir tutarlısı, bir de tutarsızı var. Tutarlısı Demirtaş. Seni Başkan yaptırmayacağız dedi, o sürecin ardından bugüne cezaevinde neredeyse. Tutarsızı da “herkesten Cumhurbaşkanı olur senden olmaz” diyen (Bahçeli). Demirtaş durduğu yerde durduğu için yok şimdi, hapiste, Bahçeli 180 derece döndü, o yüzden Bahçeli her şeyi yapar.

“Türkiye Cumhuriyeti devletinin benim gibi Devlet bey gibi sahibi olmalarını öneriyorum, bunun için de demokrasi vaat ediyorum” dedim. Bazıları kesip kullanıyor, “bunu demeseydin” diyenler oluyor. Ben de “bu vasatlığa teslim olmam. Bu cümle kurulamayacak vasatlıkta bir siyaseti reddediyorum” diyorum.

Kürt sorununda çözüm önerilerini Meclis belirlesin, ona göre bakalım demek CHP’nin birikimlerini bir tarafa savurmak anlamına gelmez mi?

Gelmez. CHP Anayasa yaparken de kendi anayasa taslağını ortaya koymayacağını söyledi. Yani toplumsal mutabakat aranıyorsa, kurucu parti olsan da şu anda son seçimde toplumun yüzde 38’inin oyunu da alsanız, bu topluma, mutabakat budur, peşime takılın diyemezsiniz. Bu kadar kritik bir süreçte, partilerin önermeleri değil, partilerin bir araya gelmesiyle ortaklaşılan önermeler olur. CHP sadece CHP seçmeninden ibaret olsa başka bir formülü olabilir.

Bütün dünyada aşırı sağ yükseliyor, aşırı sağın yükselmesi dünya demokrasilerini tehdit ettiği gibi, dünya ekonomilerini de tehdit ediyor. Maalesef bu sürecin sonunda, Türkiye’de aşırı sağın yükselebileceği bir faydacılık süreci de yaşanabileceği için toplumsal mutabakatı önemsiyorum. Aslında bu dediğim, Türkiye ekonomisi için de en az çalkantı yaratacak, siyaset için de en az çalkantı yaratacak mesele.

Devlet Bey’in çözüm önerisinin sürece hiçbir faydası yok. Çünkü usul esastan önce gelir. Bu siyaset biliminde de hukukta da böyle. Bence usül Meclis. Esasa yönelik söyleyecek çok şeyimiz, bu sözleri söyleyecek çok vaktimiz var. Ama önce usülde anlaşmak lazım.

Meclis’te böyle bir zemin var mı sizce?

Erdoğan konuşmadan suya yazı yazıyor gibiyiz. Bahçeli Kürt sorunu yoktur, asla da olamaz dedi… Bakalım Erdoğan bu görüşü paylaşıyorsa onu da görmüş oluruz. O da bir netleşmedir.

Erdoğan sizce niye konuşmuyor?

Yüzde 90 ihtimalle Bahçeli’ye bunları söylettiriyor. Çünkü kendi söylese MHP’den itirazlar gelebilir, milliyetçi tabandan itiraz gelebilr. Bahçeli bunları bir söylesin, hatta en ileriden söylesin toplumda ne olacak bitecek bakalım, ölçtürüp, biçtirelim… Erdoğan Habur görüntüleri toplumda infial yarattıktan sonra geri vites yapmıştı. O yüzden yüzde 90 böyle bir şey yaptığını düşünüyorum. Bir diğer ihtimal SETA’nın “Kürt seçmen tamamen koptu” raporu var. Şu anda AK Parti ile Kürtler gönül bağını kopardı. Sezgi olarak söylüyorum.

Erdoğan Bahçeli ile yaptığı bir görüşmede, “Ben Kürtlerle ilgili bazı adımlar atmak ve onları yeniden kazanmak için yeni bir süreç tarif etmeyi düşünüyorum sizin de bu konuda olumlu katkınızı bekliyorum demesi ve Bahçeli’nin de kendi yöntemiyle “al sana katkı” deyip, aslında süreci işin içinden çıkılmayacak bir şekle soktuğuyla ilgili yüzde 10’luk bir rezervim var.

Bunlar bu işi birlikte pişirdiler, Öcalan’la da kendiliklerinden anlaştılar, şimdi de riskli yolu Bahçeli’ye yürütüyorlar. Bu işlerin ilk başı biraz risklidir. Riskli yolu Devlet Bey katediyor. İlk duygusal tepkiler veya oluşacak reaksiyonlardan sonra Tayyip Bey takip edecek veya çok reaksiyon varsa belki de vazgeçecek. Çoktan çok, azdan az gider. Devlet beyin son ankette oyu yüzde 5.5’ti. Ne kadar kaybedebilir. Devlet beyin siyaset alanını riske edip, kendilerini güvenli alanda ölçme değerlendirmeyle takip ediyor olabilirler.

Özgür Özel’in açıklamalarının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

NASA, Mars’ta Gizemli “Yeşil Noktalar” Keşfetti

NASA’nın Perseverance keşif aracı, Mars’ta “Serpentine Rapids” adı verilen bölgede “yeşil noktalar” keşfetti. Dünya’da bu lekeler mikropların faaliyetinin bir işareti olabiliyor.

ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi NASA, Mars’ta da aynı şeyin olduğunu gösteren hiçbir şey bulunmadığı uyarısını yaptı. Ancak bunun kayadaki ilginç ve beklenmedik bir özellik olduğunu ve gezegende önemli bir bulguya işaret edebileceğini belirtti.

Sözkonusu keşif, Perseverance aracının Mars yüzeyindeki bir kaya parçasını kazımasıyla yapıldı. Açtığı 5 santimetrelik kısım, kayada beyaz, siyah ve yeşil lekelerden oluşan, NASA’nın deyimiyle “çarpıcı bir renk dizisi” olduğunu gösterdi.

En büyük sürprizlerden biri de bu kısımda bulunan koyu yeşil renkli lekelerdi. Bu lekeler, etraflarında bulanık ve açık yeşil kenarları olan koyu tonlu kısımlardan meydana geliyor.

Dünya’da pas rengi ya da kanımızdaki kırmızı renk olan oksitlenmiş iyondan oluşan kırmızı kayalar var. Mars’takilere benzer kayalarda bu türden yeşil lekeler görülebiliyor ve bunlar suyun kayaya dönüşmeden önce tortudan akmasıyla oluşuyor. Bu da kimyasal reaksiyonu değiştiriyor ve geride farklı, yeşil renkli bir kimyasal bırakıyor.

Mikroplar bazen Dünya’da bu sürece dahil oluyor. Ancak mikrobik yaşam gerektirmeyen sülfür ve demir arasındaki etkileşimler de dahil başka nedenlerle de meydana gelebiliyor.

NASA’nın Perseverance’ın diğer araçlarını yeşil lekelerin üzerine yerleştirerek bileşimlerini daha iyi anlamak için yeterli alanı yoktu. NASA, bunun bir “gizem” olarak kaldığını belirtti. Ancak uzay ajansı, Mars kayalarında benzer ve beklenmedik özellikler aramaya devam edecek ve bunları keşfedip belki de uzaylı yaşamın ipuçlarını bulmayı umacak.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Erdoğan: 40 Yıldır Enerjimizi Sömüren, Kardeşliğimizi Kemiren…

Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla mesaj yayımlayan Erdoğan, “40 yıldır enerjimizi sömüren, kardeşliğimizi kemiren, bizi hedeflerimizden uzaklaştıran terör belasını tüm imkanlarımızı kullanarak artık tarihe gömmemiz gerektiğini de biliyoruz” dedi ve ekledi:

“Acıları değil, sevinçlerimizi yarıştıracağımız, yoklukları değil, zenginliklerimizi paylaşacağımız, karamsarlığı değil, umutlarımızı filizlendireceğimiz bir Türkiye’nin kapılarını sonuna kadar açmak istiyoruz.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla görüntülü mesaj yayımladı.

Independent Türkçe’nin aktardığına göre; Türkiye’de ve yurt dışında yaşayan bütün vatandaşların bayramını tebrik eden Erdoğan, “Ülkemizde ve dünyanın farklı coğrafyalarında bayram sevincimizi paylaşan dostlarımızın, misafirlerimizin tamamına ülkem ve milletim adına teşekkürlerimi sunuyorum. Bugün, Cumhuriyetimizin yeni asrının ilk yıl dönümüne erişmenin mutluluğunu ve haklı gururunu yaşıyoruz.” dedi.

Cumhuriyetin 101’inci kuruluş yıl dönümünü kutlayan Erdoğan, binlerce yıllık devletler silsilesinin son ve ebedi halkası olan Cumhuriyetin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere devletin kurucu kadrolarını şükranla yad etti.

Malazgirt’ten bugüne istiklal ve istikbal için vatan topraklarını kanlarıyla sulayan şehitlere ve gazilere Allah’tan rahmet dileyen Erdoğan, “Savunma sanayimizin lider kuruluşu TUSAŞ’a yönelik saldırıda verdiğimiz şehitlerimiz başta olmak üzere istiklalimiz uğrunda bir gül bahçesine girer gibi toprağa düşen her bir kardeşimiz, kalbimizde daima yaşayacaktır.” değerlendirmesini yaptı.

Hüseyin Nihal Atsız’ın, “Kahramanların Ölümü” şiirinden, “İnsan büyür beşikte, mezarda yatmak için. Ve kahramanlar can verir, yurdu yaşatmak için.” dizelerini okuyan Erdoğan, şöyle devam etti:

Şairin işaret ettiği gibi gönül coğrafyamızın geniş sınırlarında hüküm sürmüş devletlerimizin kurulmasında, yaşatılmasında, tarihe silinmez izler bırakmasında rol almış kahramanlarımızın her birini kemal-i edeple anıyorum. Anadolu topraklarında Selçuklu’dan Osmanlı’ya ve nihayet Cumhuriyet’e uzanan devletlerimizin mirası olan bağımsız, güçlü, onurlu, müreffeh Türkiye’yi ilelebet payidar kılmakta kararlıyız.

Türk milletinin, Cumhurbaşkanlığı Forsu’ndaki 16 yıldızda manasını bulan, 2 bin 200 yılı aşan köklü bir devlet geleneğine sahip olduğunu belirten Erdoğan, bu köklü devlet birikimini, soydaşlar ve dostların da iştirakiyle insanlığın ortak mirasına en büyük katkıyı sunacak şekilde kullanmayı, geliştirmeyi ve güçlendirmeye hedeflediklerini söyledi.

Erdoğan, “Hem ülke sınırlarımız içinde hem bölgemizde hem dünyada barışın, huzurun, güvenliğin ve adaletin hakim kılınması için milletimizin bu kadim tarihi perspektifine ve medeniyet değerlerimize daha sıkı sarılacağız. Verdiğimiz mücadelenin gayesine ulaşmasını ne terör örgütleri ne yayılmacı heveslerle bölgemizi kana ve ateşe bulamaya çalışanlar ne de onları destekleyip, şımartan emperyalistler engelleyebilir.” diye konuştu.

Bu amaçla nerede eksiklik varsa hepsini birer birer tamamlayarak, Türkiye’yi muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkarmak için gece-gündüz çalıştıklarını vurgulayan Erdoğan, “Milletimizin desteğiyle geride bıraktığımız bu dönemde, çok büyük fedakarlıklar yaparak nice sinsi oyunları ve tuzakları bozarak, nice hain saldırıları boşa çıkartarak, gerçekten çok önemli kazanımlar elde ettik.” dedi.

Erdoğan, güvenlikten teknolojiye, diplomasiden ekonomiye her alanda yapılan fedakarlıkların karşılığının alınacağı bir sürecin arifesinde olunduğunu belirterek, şunları kaydetti: “Türkiye Yüzyılı olarak adlandırdığımız, aydınlık yarınlara kavuşmak için önümüzde aşmamız gereken az sayıda engel, çözmemiz gereken az sayıda sorun kaldı. Ülkemizi güvenlik tehditleri başta olmak üzere diğer alanlarla birlikte ekonomide de çökertme girişimlerinin, son 6 yılda milletimizin hayatında yol açtığı zorlukların farkındayız.

Aynı şekilde 40 yıldır enerjimizi sömüren, kardeşliğimizi kemiren, bizi hedeflerimizden uzaklaştıran terör belasını tüm imkanlarımızı kullanarak artık tarihe gömmemiz gerektiğini de biliyoruz. Acıları değil, sevinçlerimizi yarıştıracağımız, yoklukları değil, zenginliklerimizi paylaşacağımız, karamsarlığı değil, umutlarımızı filizlendireceğimiz bir Türkiye’nin kapılarını sonuna kadar açmak istiyoruz.

Geçtiğimiz yılki Cumhuriyet Bayramı mesajımızda da ifade ettiğimiz gibi her ne yapıyorsak harici ve dahili bedbahtlara aldırmadan, ‘Büyük ve Güçlü Türkiye’ ülküsünü yüceltmek niyetiyle yapıyoruz. Allah’ın yardımı, milletimizin feraseti ve desteği, ülkemizin siyasi ve askeri gücü sayesinde girdiğimiz yeni dönemden Cumhuriyetimizi daha da güçlenmiş olarak çıkartmak azmindeyiz.

Hangi kökenden, meşrepten, siyasi görüşten olursa olsun milletimizin tüm fertlerinin, dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın tüm dostlarımızın, bu tarihi mücadelemizde yanımızda olacağına yürekten inanıyorum. Rabb’im yar ve yardımcımız olsun. Bu duygularla Türkiye’de ve yurt dışında yaşayan tüm vatandaşlarımızın Cumhuriyet Bayramını gönülden tebrik ediyorum. Şehitlerimizin ruhları şad, mekanları ali, hatıraları baki olsun. Cumhuriyetimizin 101’inci yıl dönümü kutlu olsun.”

Paylaşın

CHP Lideri Özel: Bölünmeye, Kavgaya, Çatışmaya Karşıyız

Cumhuriyet Bayramı etkinlikleri kapsamında Ankara’daki 1’inci Meclis’in önünde konuşan CHP Lideri Özgür Özel, Bu ülkedeki 86 milyonun müşterek hedeflerini korumaya çalışıyoruz” dedi ve ekledi:

“Bizde veremeyeceğimiz hesap, gizli kapılar ardından mutabakat yok. Bu tarihi kavşakta Türkiye Cumhuriyetinin geleceğine el koyma kararlılığıyla yola koyulmaya karar verdik. Eğer birilerinin şahsi hesapları anayasaya uzanacaksa biz orada yokuz.”

Özel, konuşmasının devamında, “Biz bölünmeye, kavgaya, çatışmaya karşıyız. Şehit analarının, babalarının ve evlatlarının ve gazilerin gözüne bakılmayacak hiçbir şeyin tarafı değiliz. Kutuplaşma kimseye yaramaz. Yoksullara, orta direğe, esnafa, memura hiç yaramaz” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı etkinlikleri kapsamında Ankara’daki 1’inci Meclis’in önünde açıklamalarda bulundu. Özel’in açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Tarihi bir kavşaktayız. Bu ülkeyi kuranlar bu binada kararı verenler, Kurtuluş Savaşını yönetenler kimseden korkmadılar, ne dünyanın en güçlü devletlerinden ordularından ne işgal kuvvetlerinden ne onların içerdeki işbirlikçilerinden… Milli mücadeleye gerek yok anlaşalım mandaya girelim diyenlere inat Gazi Mustafa Kemal ve arkadaşları bu cumhuriyeti kurdular. Gazi Mustafa Kemal çağdaşlaşmayı, gelişmiş ülkeleri yakalayıp geçmeyi bilimi, irfanı, teknolojiyi, aydınlanmayı başlatmış, öğütlemişken üzülerek ifade etmem gerekir başta yaşam haklarını koruyamadığımız kadınlar var. Atatürk cumhuriyeti ne orduya ne partiye ne siyasete emanet etti, siz gençlere emanet etti.

Bugün Türkiye’deki her 4 gençten üçünün umudunu kaybedip yurtdışına gitmek istediğini hepimiz biliyoruz. 31 Mart’ın yarattığı umutla bir durdular, bir seçim daha beklemeye karar verdiler. Ama bu ülkede gençler, umutlarını kırmaya, özgürlüklerini elinden almaya, liyakatsizliğe kimseye yaşam hakkı tanımayan bir yönetim yüzünden umutlarını diri tutmak isteseler de mutlu değiller. Bu ülkede refah yok, demokrasi yok, eşitlik yok. Yani cumhuriyetin temel felsefesi herkese eşit, ayrımsız ve zengin bir ülke yaratma felsefesi maalesef terk edilmiş durumda. Demokrasiye, kardeşliğimize sahip çıkmak bugün ülkeyi yönetenlerin, binalardan ibaret devletin değil, milletin görevidir, hepimizin görevidir.

Korkuyu örgütleyenler terör örgütleri ya da mafya liderleri eliyle korkutarak sindirerek istikamet vermeye çalışanlar var. Onların karşısında dimdik ayakta durmak, adaleti ve demokrasiyi şahsi çıkarlarına göre kısıtlayanlara karşı, emeklileri, çiftçileri, esnafları savunmak için, bir kişi için bir anayasa değişikliği hesap edenlere karşı ya da bir kişinin geleceği için, sözde bir kişinin umut hakkı için bu memleketin umut hakkını tüketenlere karşı hep birlikte milletin sesini yükseltmeye, demokrasiye, kardeşliğe ve Türkiye cumhuriyetine sahip çıkmaya ihtiyacımız var, onun için buradayız. Kimse unutmasın ki kardeşliğimizin, bir arada yaşama irademizin ve bu ülkenin bölünmez bütünlüğünün bir teminatı varsa o da Atatürk’ün eseri CHP’dir. Hiç kimse bu meydanı hafife almasın.

Bizde millete vermeyeceğimiz hesap, birilerine verilmiş sözler, gizli kapılar ardında mutabakat yok, açıklık şeffaflık ve kararlılık var. Bu tarihi kavşakta cumhuriyeti hep birlikte yüceltmeye geldik. Kişisel hesaplar kişisel çıkarlar birileri bir şey yapacak adım atacak o anayasaya uzanacaksa biz orada yokuz. Biz bölünmeye karşıyız, biz kavgaya çatışmaya karşıyız ancak biz şehit analarının, şehit babalarının ve gazilerimizin gözünün içine bakılamayacak, onların rızası olmayacak hiçbir şeyin de tarafında değiliz. Kutuplaşma kimseye yaramaz, yoksullara, halkın temel direği olan orta direğe, esnafa memura hiç yaramaz. Onun için biz Türkiye’deki kavgayı yoksullar adına emekçiler, gençler, emekliler, çiftçiler adına vereceğiz. Kısır kavga çekişmelerin tarafı değiliz.

Erdoğan’a çağrıda bulundum. Bütün itirazlara rağmen Atatürk Orman Çiftliği’ne yapılmış, o sarayda bir cumhuriyet kutlaması yerine Atatürk’ün evinde Çankaya köşkünde hiçbir partiyi ayırmadan gelin cumhuriyeti olması gerektiği yerde kutlayalım, bu çağrıma maalesef olumlu bir yanıt gelmedi. Onun için Erdoğan orada biz buradayız. Saray orda Çankaya Köşkü burada. Çok yakında cumhuriyet kutlamaları milletin evinde Çankaya Köşkünde yapılacak ve emin olun sizin seçtiğiniz bir cumhurbaşkanı oturacak. Bugün 29 Ekim, bugün cumhuriyet bayramı. Ama cumhuriyet korkanların sinenlerin evde oturanların değil kendisine sahip çıkanların rejimidir.”

Paylaşın

Tuncer Bakırhan: Süreç Falan Yok Ortada

Çeşitli gazetecilerin ortaya attığı “Abdullah Öcalan ABD’nin garantör ülke olmasını istedi” iddialarına ilişkin değerlendirmede bulunan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Şaşkınlıkla izliyoruz. Garantör, güvenilir ülke vb. açıklamaları” dedi ve ekledi:

“Bize böyle bir şey aktarılmadı. Böyle bir şey söylendiğini, talep edildiğini de duymadık. Milletvekilimiz (Ömer Öcalan) de bize hiç bunlardan bahsetmedi. Kendisine böyle bir şeyin iletilmediğinden de bahsetti. Tam tersine ‘süreç falan ortada yok. Tecrit halen devam ediyor.'”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, olası yeni çözüm sürecini Halk TV canlı yayınında değerlendirdi.

Bakırhan, çeşitli gazetecilerin ortaya attığı “Abdullah Öcalan ABD’nin garantör ülke olmasını istedi” iddialarını yalanladı: “Şaşkınlıkla izliyoruz. Garantör, güvenilir ülke vb. açıklamaları. Bize böyle bir şey aktarılmadı. Böyle bir şey söylendiğini, talep edildiğini de duymadık. Milletvekilimiz (Ömer Öcalan) de bize hiç bunlardan bahsetmedi. Kendisine böyle bir şeyin iletilmediğinden de bahsetti. Tam tersine ‘süreç falan ortada yok. Tecrit halen devam ediyor.’

Tecridin devam ettiği koşulda oradan garantör ülke, güvence vesaire gibi şeylerin talep edilmesi zaten diyalektik olarak mevcut sürece aykırıdır. Sadece bir görüşme oldu. Sayın Öcalan’ın sağlık durumu hakkında bilgi edindik. Sağlıklı olduğu, iyi olduğu, süreci kendisinin de takip ettiğini, henüz bir ‘süreç’ olmadığını, kendisiyle doğrudan ya da dolaylı bir görüşme olup olmadığı bize aktarılmadı.

Ama eğer hukuki ve siyasal zemin oluşturulursa çatışma ve silahları ortadan kaldıracak bir iradeye sahip olduğunu sayın Öcalan belirtti. Bizim için kıymetli, önemli olan buydu. Ve hemen biz de Ömer vekilimizle görüştükten sonra bir çağrı yaptık. Eğer gerçekten çatışmalar sonlansın isteniyorsa Öcalan’ın toplumla, kendi örgütüyle görüşmesini sağlamak gerekiyor.”

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, DEM Partisi’nin önceki gün paylaştığı bildirideki şu kısma tepki gösterdiği hatırlatıldı:

“Türkiye ve Kürdistan bu coğrafyanın ve çoklu denklemin tam ortasında yer almaktadır. Halkların kendi kader ve geleceklerini belirleme haklarını egemenlerin elinden söküp almaya en çok ihtiyaç duydukları şu günlerde, bu potansiyeli açığa çıkaracak olanlar ise ideolojik-politik ufku ve örgütlü gücüyle sömürgeciliğe ve faşizme karşı mücadelenin en önünde yürüyen Kürt halk hareketi başta olmak üzere devrimci hareketler, kadınlar, sosyalistler, ezilenler, yoksullar, emekçiler ve onların ittifaklarıdır.”

Bakırhan’a Bahçeli’nin bu bildiri nedeniyle DEM Partisi’ne “Türk milletinin uzanan müşfik ve hoşgörülü elini hala idrak edememiş, manasını kavrayamamış, maksadını anlayamamış siyasi güruhun provokatif açıklamaları, hiçbir değer hükmüyle izah edilemeyen sakat pozisyonları yapıcı olmadığı gibi, tam tersine sorumsuz ve yıkıcı mahiyetlidir” sözleriyle yüklendiği hatırlatıldı.

Bakırhan, DEM Parti’nin el sıkışma meselesinden sonra gayet sürece katkı sunan bir dil kullandığını ve üzerine düşen sorumluluklarını yerine getireceğini açıkladığını hatırlatarak, şu ifadeleri kullandı: “Bir sonuç bildirgesinde kimi kelimelerin cımbızlayarak, bunu bir sürecin önüne engel olarak koymayı anlamakta güçlü çekiyoruz. Kaldı ki böyle bir süreç olmaz. süreç omuz hizasında, göz hizasında olur. Sürekli tehdit eden, parmak sallayan, yol-doğrultu gösteren bir anlayışı, yeni bir süreç istenmiyor biçiminde okuruz.

Biz yeni yüz yıla Kürt meselesinin demokratik yollarla çözülmüş bir şekilde girmesi gerektiğini defalarca belirttik. Biz en üst düzeyden bu süreci önemsediğimizi, bu tartışmaların bir sürece dönüşmesi için elimizden gelen her şeyi yaptık.

Biz tam bu süreci toplumsallaştıralım dediğimiz zaman bir sonuç bildirgesinden iki tane kelime cımbızlanarak bir tehdit biçiminde bize karşı kullanılmasını kabul etmiyoruz. Bu doğru değil. Eğer bu tartışmalar bir sürece evrilecekse bu yaklaşımla bir şey olmaz. Biz Bahçeli’yi aslında sağduyuya davet ediyoruz. Eş başkanlarımız birinci dereceden partimiz adına açıklama yapıyorlar.

Eş başkanlarımızın ne dediğini okumak, ne söylediklerine bakmak gerekiyor. Bir iyi niyet varsa, bir samimiyet varsa emin olun… Sizin aracılığınızla söylüyorum DEM Parti bu sürecin en başat aktörlerinden birisi olmayan dünden beri var. Biz kesinlikle uzatılan eli sıkılı bir yumrukla karşılamayız. Bizim elimiz hep havada, bizim elimiz hep müzakere etmek için açıkta bulunuyor ama bize yumruğu gösterenler karşısında da kendimizi savunuruz.”

Paylaşın