Saadet Partisi’nde “Mahmut Arıkan” Dönemi

Saadet Partisi’nin yeni genel başkanı seçilen Mahmut Arıkan, “İktidarın ülkemize vermiş olduğu zararları tez zamanda kaldırabilmek için üzerimizde olağan üstü yükler var. 81 ilde, 973 ilçemizde, 50 bin mahallemizde, 240 bin sandıkta bir kaç gün sonra bismillah diyeceğiz, çalışmalara başlayacağız” dedi ve ekledi:

“Az zamanda çok iş yapmak zorundayız. Seçimler 1 veya 2 yıl sonra mı olur bilemiyoruz ama çok yakın zamanda seçim olacakmış gibi hep beraber omuz omuza vereceğiz, en güzel zaferleri hep beraber kazanacağız.”

Saadet Partisi’nin ‘Yaşanabilir bir Türkiye ancak Saadet’le olur’ sloganıyla düzenlenen 9. Olağan Büyük Kongresi, Atatürk Spor Salonu’nda yapıldı. 823 delegenin oyunu alan Mahmut Arıkan, Saadet Partisi’nin yeni genel başkanı seçildi.

Arıkan, şöyle konuştu: “9. Olağan Kongremizi gerçekleştirdik. Hayırlı uğurlu olsun. Cenabı hak en güzel hizmetleri yapmak için karar aldığımız bir kongre nasip eylesin. Recai Kutan büyüğümüz ‘Cumhuriyet tarihimiz en büyük badireli günlerini yaşıyor’ derdi. O cümle bugün 24 Kasım’da ışık tutuyor.

Cumhuriyet tarihi en badireli günlerini yaşıyor. Yakın tarihimizin milli görüşe en çok ihtiyaç duyduğu zamanı yaşıyoruz. Hepimizin omuzlarında çok büyük yükler var. 5-6 aylık bir süreç geçirdik. Saadet Partisi teşkilatları ne kadar büyük bir teşkilat olduğunu ortaya koydu. Her zaman kucaklayıcı oldu. Hiçbir zaman ötekileştirmedi. İktidarın ülkemize vermiş olduğu zararları tez zamanda kaldırabilmek için üzerimizde olağan üstü yükler var.

81 ilde, 973 ilçemizde, 50 bin mahallemizde, 240 bin sandıkta bir kaç gün sonra bismillah diyeceğiz, çalışmalara başlayacağız. Az zamanda çok iş yapmak zorundayız. Seçimler 1 veya 2 yıl sonra mı olur bilemiyoruz ama çok yakın zamanda seçim olacakmış gibi hep beraber omuz omuza vereceğiz, en güzel zaferleri hep beraber kazanacağız.”

Görevi Mahmut Arıkan’a devreden Temel Karamollaoğlu kongrede bir konuşma yaptı. Sağlık sorunları nedeniyle Karamollaoğlu, partililere masada oturarak hitap etti. “Bugün Saadet Partisi Genel Başkanı olarak son kez hitap ediyorum” diyen Karamollaoğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Elbette bugünden sonrada bir kardeşiniz olarak ama en önemlisi bu büyük hareketin bir neferi olarak sizlerle kol kola, omuz omuza yürümeye devam edeceğim. Çünkü bizler davaya koltukla değil yürekten bağlıyız. Saadet Partisi herhangi bir zorlukta veda edenlerin değil, ahde vefa gösterenlerin partisidir. Saadet Partisi konjonktüre göre değişmez. Saraydaki Yusuf’a dost olmak kolay, asıl olan Kuyudaki Yusuf’a dost olabilmek, kuyudaki Yusuf’un yanında olabilmektir. Saadet Partisi, sarayların şatafatına kananların değil kuyudaki Yusuf’a el uzatanların partisidir.”

Karamollaoğlu, partisinin genel başkan seçimlerinde Genel Başkanvekili Mahmut Arıkan’ı desteklediğini açıkladı. Konuşmasında “Minnet eylemem” şarkısının sözlerini de söyleyen Karamollaoğlu, İsrail başta olmak üzere iktidarın politikalarını eleştirdi.Karamollaoğlu şunları söyledi:

“Siyasi ikbal için, makam için, mevki için, oy için, koltuk için, asla kule minnet eylemedik. Kınayanların kınamasından korkup hakikati dile getirmekten çekinmedik. Evet Netanyahu ile el sıkışmakta beis görmeyenler, Sayın Kılıçdaroğlu ile el sıkıştık diye bize demediklerini bırakmadılar. Şimon Peres’i Meclis’te alkışlatıp, İzak Herzog’u sarayda ağırlayanlar, millet için bir araya gelen Altılı Masa için demediklerini bırakmadılar. Beyaz Saray’da oval masada Trump ile Biden ile buluşanlar, biz Altılı Masa’da buluştuk diye bize demediklerini bırakmadılar.

Herkes bir şeyler söyledi. Washington’u, New York’u kendilerine mesken edinenler, bize İrancı demeye kalktılar. BOP eşbaşkanlığı yapmakta bir beis görmeyenler, İslam birliği dedik diye bizi hayalcilikle suçladılar. Ocu dediler, şucu dediler, bucu dediler. Ama elhamdülillah hiçbir zaman ‘yetim hakkı yiyorlar’ diyemediler. Hiçbir zaman ‘haksız ihale alıyor’ diyemediler. ‘Karanlık odalarda BOP projelerine eş başkanlık ediyorlar’ diyemediler. ‘Gazze’de masum çocuklar katledilirken, İsrail’e ticaret gemisi gönderiyorlar’ diyemediler.”

Karamollaoğlu’nun konuşması sırasında salonda partililer, “Katil İsrail, iş birlikçi AKP”, “Kahrolsun zalimler, işbirlikçi hainler” sloganları attı. Sloganlar atıldığı sırada kongreyi izlemek üzere salonda bulunan AK Parti Genel Başkanvekili Mustafa Elitaş ve AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz salonu terk etti.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

COP29: Gelişmiş Ülkeler 300 Milyar Dolar Ödemeyi Kabul Etti

Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de düzenlenen küresel iklim konferansında, gelişmiş ülkeler küresel ısınmayla mücadelede daha az gelişmiş ülkelere yardım etme konusunda anlaşmaya vardı.

Gelişmiş ülkeler, 2035 yılına kadar daha az gelişmiş ülkelerin iklim değişikliğiyle mücadelesine yardımcı olmak için yılda en az 300 milyar dolar finansman sağlamayı kabul etti.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, yıllık 300 milyar dolar seviyesindeki finansmanın beklentileri karşılamadığına işaret etti. Guterres, “Karşı karşıya olduğumuz büyük zorluğun üstesinden gelmek için hem finansman hem de emisyon azaltma konusunda daha iddialı bir sonuç umuyordum” dedi.

Azerbaycan’ın başkentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 29. Taraflar Konferansı’nda (COP29) varılan anlaşma çerçevesinde, gelişmiş ülkelerin iklim değişikliğiyle mücadele için taahhüt etmesi gereken asgari meblağın en geç 2035’e kadar yıllık 300 milyar dolara çıkarılmış olması öngörülüyor.

Daha önce belirlenen ve iki yıllık gecikmeyle 2022’de ulaşılabilen 100 milyar dolar iklim finansmanı hedefi 2025’e kadar geçerli olacak.

COP29’da varılan anlaşmaya göre, yıllık 300 milyar dolarlık meblağın hükümet bütçeleri, özel sektör yatırımları ve diğer finansal kaynakları da içeren geniş bir kaynak yelpazesinden sağlanması hedefleniyor. Anlaşma metninde, havacılık ve denizcilik sektörü için hâlihazırda gündemde olan potansiyel küresel vergiler ve zenginlerden alınacak potansiyel vergiler gibi “alternatif kaynaklara” da atıfta bulunuluyor.

Anlaşmada, Birleşmiş Milletler (BM) uzmanlarının 2035 itibarıyla ihtiyaç duyulacağını belirttiği yıllık asgari 1,3 trilyon dolar hedefine ilişkin de iyimser ifadeler yer verildi. Gelişmiş ülkelerden gelen finansmanın özel sektör yatırımlarını artırması yoluyla bu hedefe ulaşılabileceğine değinildi.

Avrupa Komisyonunun iklim eyleminden sorumlu üyesi Wopke Hoekstra da “Bu fonlarla ve bu yapılandırmayla, 1,3 trilyon hedefimize ulaşacağımızdan eminiz” diye konuştu.

Ülkeler ayrıca, iklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik daha fazla finansmanı mobilize etmesi beklenen karbon kredilerinin alınıp satılmasına yönelik küresel piyasa düzenlemeleri üzerinde de mutabık kaldı.

Üzerinde uzlaşılan meblağ, bir önceki taahhüde kıyasla 200 milyar dolarlık bir artışa işaret etse de en az 500 milyar dolar finansman talep eden gelişmekte olan ülkelerin hayal kırıklığı yaşamasına neden oldu.

Hindistan heyeti temsilcisi Chandni Raina, “Bu anlaşmanın optik bir illüzyondan ibaret olduğunu söylemekten esef duyuyorum” dedi. Zirvenin kapanış oturumunda konuşan Raina, anlaşma metnine ilişkin “Bu, bizim görüşümüze göre, hepimizin karşı karşıya olduğu zorluğun boyutlarını karşılamayacaktır. Bu nedenle bu belgenin kabul edilmesine karşı çıkıyoruz” ifadelerini kullandı.

Varılan anlaşma, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in beklentilerini de karşılamadı. Guterres, “Karşı karşıya olduğumuz büyük zorluğun boyutuna paralel olarak hem finansman hem de emisyon azaltma konusunda daha iddialı bir sonuç ummuştum” açıklamasında bulundu. BM Genel Sekreteri “Ancak varılan anlaşma, üzerine koyabileceğimiz bir temel sağladı” diye ekledi.

Marshall Adaları’nın COP29’daki temsilcisi Tina Stege, anlaşmanın yeterli olmadığını vurgulayarak, “İklim açısından savunmasız ülkelerin acilen ihtiyaç duyduğu fonun küçük bir kısmıyla ayrılıyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.

ABD Başkanı Joe Biden ise varılan anlaşmayı “tarihi bir sonuç” ve “iddialı” bir iklim finansmanı hedefi olarak tanımladı. AB yetkilisi Hoekstra da anlaşmayı övdü. “Daha iyi bir dünyaya inananlar kazandı” diyen Hoekstra, “iklim finansmanında yeni bir dönemin belirmekte olduğunu” ve bunda Birliğin öncü bir rol üstleneceğini belirtti.

Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock ise zirvede varılan anlaşmayı savundu ancak taahhütlerin yetersiz olduğunu da kabul etti.

2025’te Brezilya’da düzenlenecek olan bir sonraki İklim Zirvesi’nde, gelişmekte olan ülkeler için iklim finansmanının nasıl artırılacağına ilişkin bir rapor yayımlanması bekleniyor.

2024’ün “en sıcak yıl” olacağı kesinleşti

Öte yandan, Avrupa Birliği’nin (AB) dünya gözlem platformu Copernicus’tan 7 Kasım’da yapılan açıklamada, 2024’ün kayıtlardaki “en sıcak yıl” olacağının belli olduğunun kesinleştiği ifade edilmişti.

2024’ün 10 ayı için ortalama küresel sıcaklık anomalisi, 1991-2020 ortalamasının 0,71 santigrat derece üzerinde ölçüldü. Bu dönem için kayıtlardaki en yüksek değere karşılık gelen ölçüm, 2024’ün kayıtlardaki en sıcak yıl olacağını şimdiden kesinleştirdi.

İklim değişikliğinden etkilenen gelişmekte olan ülkeler, ABD, Kanada ve Avrupa’daki bazı ülkelerin iklim finansmanına daha fazla katkı sunmasını isterken, özellikle Avrupalı ülkeler, Çin ve Körfez ülkelerinin destek sağlamasını talep ediyor.

Paylaşın

Özel’den “Kayyım” Tepkisi: Halkın İradesine Kafa Tutmaktır

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nın Genel Kurulu’nda konuşan CHP Lideri Özgür Özel, kayyım atamalarına tepki göstererek, “Oylar kendisine verildiğinde milli iradeyi baş tacı edenler; oylar başkasına verildiğinde bu sefer kafa tutmaya, hesap sormaya, cezalandırmaya başlıyor” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Eğer muhalif olanın kim olduğunu buluyorlarsa hapse atıyorlar ama seçimde kapalı oy var bulamadılar toplu olarak cezalandırılıyor. CHP’li, DEM’li belediyelere atanan kayyumlardaki esas mesele halkı cezalandırmak, halkın iradesine kafa tutmaktır. ‘Beni seçeceksin, tek seçenek benim. Benden başkasını seçersen seçme hakkını elinden alırım’ demektir.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı 13. Olağan Genel Kurulu’na katıldı. Özel burada yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı:

“Çok kıymetli konuşmalar oldu açılıştan beri. Aslında bu salonda ‘Meseleye nasıl yaklaşıyoruz, nasıl bakıyoruz, ne yapılması lazım’ bu konuda tam bir mutabakat var. Mutabakat şudur. 2 Temmuz’da Madımak’ın önünde söyledim. Bir Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı ilk kez Madımak anmasındaydı. Orada, oranın bir utanç müzesi olana kadar mücadeleyi sürdüreceğimizi, oranın bir insanlık suçu olarak zaman aşımı olmaksızın tüm yargılamaların yeniden yapılmasını, Madımak’ta yaşanan insanlık suçunun tarihe Türkiye Cumhuriyeti’nin bir utancı olarak nakşedilmesi gerektiğini ve bu konudaki özeleştiriyi hepimizin yapması gerektiğini ifade etmiştim.

Yine ilk ziyaretimi -Ankara’da çok ziyaret oldu tabii biz göreve geldikten sonra, Vakfımızın değerli yöneticileri de ziyaret ettiler- ilk iadeiziyaretimi vakfa bu binada yaptım. Ankara’daki ilk resmi ziyaretimdi. Orada da konuştuk. Her şey bir anayasal eşit vatandaşlıktan geçiyor. Aslında Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasasında eşitlik, herkesin eşit olduğu yazıyor ancak o anayasanın uygulanmasında, kanunlarında, kanun koyucuların bakış açılarında, kanunu uygulayıcıların bakış açılarında, yerleşik içtihatlardan dolayı çok önemli sorunlarımız var.

“Bir Meclis’teyiz, görev yapıyoruz. Hepimiz seçmenlerin oyları ile geliyoruz. İşte şimdi bütçe görüşmeleri var. İnsanlığın en önemli kazanımlarından bir tanesi bütçe hakkı. 1200’lerden beri gelen bir mücadelenin sonucunda paranın nasıl, ne kadar, kimden toplanacağına ve nasıl, ne kadar, nereye harcanacağına seçilmişler, Meclis karar veriyor. Bunu bir bütçe kanunu ile yapıyor. Yani devletin alan, toplayan sağ eliyle, dağıtan şefkatli sol elinin dengesi orada kuruluyor. Orada bütçeyi alırken hiçbir farkımız yok. Alevi, Sünni ayırmadan vergiler toplanıyor.

Zaten Türkiye’de vergilerin yüzde 68’i zengin ve fakir de ayırmadan dolaylı vergilerle, yüzde 20’si maaşlardan yapılan kesintilerle, sadece yüzde 11-12’si gerçekten para kazanan, yani gerçekten vergi vermesi gerekenin vermesi gereken vergilerle toplanıyor. Bunun içinde de aynı büyük adaletsizliğe her iki taraf da muhatapken, daha sonra bir de bu para harcanırken Sünnilerin cami ihtiyaçları karşılanıyor. Her yere yeteri kadar cami yapılıyor. Personeli, imamı, müezzini devlet memuru olarak görev yapıyor. Tüm ihtiyaçları karşılanıyor ama aynı vergiyi veren hizmet almaya geldiği zaman orada bir ayrımcılıkla karşılaşıyor.

Burada bu ayrımcılık yetmezmiş gibi, bu ayrımcılığın dayandığı zihniyet, kendini aslında ihbar eden bir zihniyet var. Sıkıştığında döndü bir kere dedi ki ‘Cemevi, cümbüş evi.’ Tabii kafada böyle bir yaklaşım olunca Alevilere, Sünnilerin aldığı hizmetlerin aynılarını, eşit şartlarda, eşit sunabilecek yapılar, varsa eşitsizlikler bunun ortadan kaldıracağı iradeyi göstermek yerine ‘Onları Kültür Bakanlığı’na bağlayalım’ diyor. Orada bir daire başkanlığı açıyor. Mesele cümbüşse zaten Kültür Bakanlığı’na bağlamak lazım. Esas sorun orada, bunun eşit bir inanç olduğu, bu inancın sahiplerinin bu ülkenin eşit ve onurlu vatandaşlar olduğunu kabul edecek dirayeti göstermek. Daha doğrusu kabul edilmiş toplum sözleşmesine bu noktada uymak gerekiyor.

Ama bunu kasten yapmayan ve bu alana kurduğu daire başkanlığı ile müdahale eden, yapıyı içinden parçalamaya çalışarak devletin bir takım imkânlarını teklif eden, herkesin bir ve beraber olması gereken günde, Hacı Bektaş’ta bir gün önce bazı temsilcileri yanına alarak alternatif tören düzenleyen, Başkan’ın dikkat çektiği gibi gelecek yıllara doğru ‘Esas tören bu tören, resmi tören bu tören’ demeye hazırlanan, bir taraftan da milli eğitim alanında tam da bu bakış açısına uygun bir bakanla. Yani aslında diyorlar ki, hep söyleniyor, Milli Eğitim Bakanı bu kabinenin en kötü bakanı. En berbat bakanı. Bence en iyi bakanı bu kabinenin. Çünkü bu kabineyi en iyi temsil eden bakan o. Bu anlayışın bakanı ancak böyle olur. Bu kabinenin, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin anlayışı bu.

Sınıfın ortasına mezar koyduran, gülmeyi öğrenmesi gereken çocuklara ki 6 Şubat depremini geride bırakmışız, hep birlikte ağlamışız, hep birlikte yastayız. Ağlamayı öğrettiniz zaten bu çocuklara yıllardır, bu çocuklar babalarına, 301 tane madenci çocuğu babaları girdi madene, çıkmadığında ağladı zaten. Bu çocukları Ermenek’te ağlattınız. Afyon’da patlamada ağlattınız. Çorlu’da tren kazasında ağlattınız. Daha geriye gidince Madımak’ta tüm canları ağlattınız. Ağlatmada zaten mahirsiniz. Gülmeyi öğretmeniz lazım. Umutsuzluk, karamsarlık yerine umudu, o çocukların yüzüne bir gülümsemeyi koymak lazımken, sınıfın ortasına mezar getirecek kadar ya da o çocukların eğitim almaları gereken, uyumaları gereken saatte ya da eğitimcilerle birlikte olmaları gereken saatte, eğitimle alakası olmayan repütasyonlara bu çocukları sokmanın hiçbir manası yokken, bir de hem ÇEDES projesi, artık dilimizde tüy bitti. İzmir’de birlikte biz katıldık sizin yaptığınız o önemli protestoya, mitinge.

Bütün dostlar, bütün yoldaşlar orada hep beraberdik. hepsi söylendi. Ama biraz önce de dendiği gibi tekrarda zarar görmüyorum. Berbat bir müfredat programı. İçinde bu ülkenin kurucularının adının anılmadığı bir müfredat programı. Cumhuriyet’i Cumhuriyet yapan değerlere uzak. Aslında Cumhuriyet’e tuzak bir müfredat programını dayattılar. Verilmeye çalışılan her türlü mücadele, her gün yeni bir gündem, her gün yeni bir saldırı, her gün yeni bir hukuksuzluk, her gün yeni bir yasa, anayasa, mahkeme tanımazlık. Yetmezmiş gibi tüm organların yetkilerinin tek elde toplandığı bir rejim.

Sözlerimi sonlandırmadan önce şunu da söylemek isterim. Biraz önce gördüm, Nurhak’ta ‘Bir tuğla da sen koy’ diye bir kampanya var. 6 Şubat’ı takip eden gün 7 Şubat’ta ikinci deprem oldu, 8 Şubat’ta büyük kar altında dağ yollarından Nurhak’a dışarıdan ulaşan ilk kişi bendim. Önce dendi ki ‘Nurhak’ta bir şey yokmuş’. Sonra Nurhak’tan haber alınamıyor. Nurhak’a ne telefonla, ne karayoluyla hiçbir şekilde ulaşılamıyor. Çünkü büyük kayalar yuvarlanmıştı. Kar yağmıştı üstüne de. Bir dağ yolundan, bir köy yolundan ulaştığımda Nurhak’ta hiç kimseler ortada yoktu. Evler yıkıktı. Koşuşturan askerler vardı birkaç tane. Onlardan bir tanesine dedim ki ‘Nerede bu insanlar?’ Dedi ki ‘Ölenler öldü, kalanlar da cemevinde toplandı. Orada hep beraberler.’

Gittiğimde cemevinde herkes için tek bir kazanın kaynadığını, hayatta kalanların birbirine sımsıkı sarıldığını, biraz gücü olanların arama ve kurtarma için koştuğunu, çırpındığını ama henüz devletin oraya ulaşmadığını, ilk depremde çok hasar görmeyip, ikinci depremde hem de ‘Birlikte oturalım, ayrı ayrı uğraşmayalım, hep birlikte kara kazanları kaynatalım’ deyip evlerinden malzeme almaya giden 70 kadının aynı anda -Barış Mahallesi ve bir önceki mahalle, iki mahalle var orada dışarıda- enkaz altında kaldıklarını orada öğrendim. O cemevinde bir köşede bir hastane vardı. Şimdi ismini yanlış söylersem mahcup olurum ama Güven Hastanesi’ndeki bir hocamız o gün Nurhak’tayken, depreme orada yakalanıyor ve bir yoğun bakım ünitesi kurdu oraya.

İnsanların ciğerlerine dışarıdan bir takım işte bulduğu borularla, pet şişelerle filan müdahale edecek kadar şartlar çok zordu ama büyük bir mücadele veriliyordu. Orada ben dayanışmanın, birlikte olmanın, yıllardır zulme, haksızlığa birlikte direnenlerin nasıl bir mücadele verdiklerini gördüm. Tabii daha sonra, bir gün sonra hatta oradan bir video çektik. ‘Nurhak’a yetişin, Nurhak’ta depremde hiçbir şey olmadı gibi ilk depremde düşünülüyor, ikinci deprem direkt Nurhak’ı vurdu’ diye. Bugün o cemevinin yeniden yapılmakta olduğunu gördüm, ‘Bir tuğla da sen koy.’ O gün ayaktaydı ama tabii yenilenmesi gerekiyor muhakkak. Bence örnek bir proje olacak. Biz de üstümüze düşen katkıyı bu noktada yapmaya, hem ben şahsen, hem partimiz olarak, belediyelerimiz olarak da hazırız.

Burada söylenen benim de üstünde durduğum mesele aslında hep birlikte dönüp dolaşıp sorunun nasıl çözüleceğinde birleşiyoruz. Ama birleşmemiz gereken mesele bu iktidarı, geçmişte yaptığımız bütün hatalardan ders alarak, örneğin en büyük hata yan yana durmaktan çekinerek, bir haksızlık varsa o haksızlığa iktidarın şeytanlaştırdıklarını sen de yalnız bırakarak mesafelendiğinde daha sonra benzer haksızlıklara sırasıyla herkes ve sen de muhatap oluyorsun. Zaten sosyal demokrat bir parti olarak, sol bir parti olarak, sol yapılarla, sosyalist yapılarla, bütün muhalif yapılarla bir arada durmadan, çekinerek ve ne derler siyasetini izleyerek bir yere varamayacağımız çok açık. Ben göreve geldiğim ilk günden itibaren bu tip rezervlerin tamamından genel başkanlık makamını da partiyi de arındırmak için var gücümle mücadele ediyorum. Gün oluyor camide üzerime o zaman kendi ellerinde olan, 31 Mart’ta da yüzde 60 ile o ilçeyi de büyükşehri de aldığımız yerde, güya hemşerileri Özgür Özel’e saldırıyor görüntüsü vermek için kendi belediye işçilerinden linç girişiminde bulunuyorlar. İtibarsızlaştırıyorlar. Neden? Onlarla birlikte bir A4’ün altında buluşmamışım diye. Orada, o Mehmetçik neden şehit olmuş, o Mehmetçik orada neden durmuş, bir bilgi vermekten esirgeyecek Meclis’i, önümüze kağıt ittiriyor.

‘Bunun altına bütün siyasi partiler imza atalım. Hep birlikte terörü kınayalım’. Kendim kınarım. İktidar dışındaki herkesle birlikte kınarım. Ama o meseleyi çözmeyen, hatta o meseleyi araçsallaştıran, bunun üzerinden bir güvenlik kaygısı ile iktidar kurmaya çalışan bir anlayışın her dediğini yapma zorunluluğu, onlarla A4’lerde, onlarla kınama metinlerinde buluşma zorunluluğumuz yok hiçbirimizin. Gün oldu itibar suikastleriyle, gün oldu sosyal medyadan, gün oldu içimizdeki bazı farklı düşünen arkadaşları belli konularda teşvik ederek, bu birlikteliğimize, bu güç birlikteliğimize zarar vermeye çalışıyorlar. Cumhuriyet Halk Partisi olarak şunu söyleyeyim. Bir, iki benden önceki konuşmacımız da haklı çağrılarda bulundu. Biz kim haklıysa onun yanında durmaya devam edeceğiz. Biz cesaretle, yapılan tüm haksızlıklara karşı haklının yanında olmaya devam edeceğiz. ‘Onların bir farklılığı bulalım, üstünde tepinelim, ayrıştıralım, uzaklaştıralım, uzak taraftakileri önce kutuplaştırıp, sonra şeytanlaştıralım, bu sayede kendi arkamızı kalabalıklaştıralım’ın artık Türkiye’de işlemediğini ve işlemeyeceğini bir kez daha ifade etmek isterim. Çünkü bu şeytanlaştırma söylemi, aslında AK Partili, CHP’li, DEM’li, MHP’li, İYİ Partili, Saadet’li, partisi Meclis dışında, kim olursa olsun bu kişilerin, bu görüşte olanların ortak derdinin yoksulluk olduğu, ortak derdinin haksızlık olduğu, eşitsizlik olduğu, açlık, işsizlik olduğu, güvencesizlik olduğu konuşulmasın diye bu kutuplaştırma siyaseti.

Dönüp de seçmenine şunu demek. ‘Yahu haklısın, yoksulsun, işsizsin, açsın, güvencesizsin ama tehlike büyük. Bir kere daha arkama geçmelisin. Yoksa bayrağı indirecekler. Yoksa ezanı dindirecekler. Yoksa ülkeyi böldürecekler’. Yok öyle yağma. Cumhuriyet’in kurucu partisinin Genel Başkanı olarak söylüyorum. Biz bu ülkede kimsenin bayrağı indirmesine de vatanı böldürmesine de ezanı dindirmesine de izin vermeyiz. Ama biz sizin bu söylemle, iktidarınızı sürdürüp, ondan sonra o ezanı okuyan müezzine, imama da zulmetmenize ya da o müezzine, imama maaş verirken, diğer tarafta Alevi inancını yok saymanıza da izin vermeyeceğiz.

Biz bu ülkede kimsenin o bayrağı bizden daha fazla sahiplenmeye hakkı olmadığını, bunu kendimize bir tekel değil bu ülkeye vatandaşlık bağıyla bağlı herkesle birlikte paylaştığımızı, paylaşacağımızı, bu kararlılıkta olduğumuzu ifade etmek isterim. Bütün dünyada aşırı sağ yükseliyor, karşılarında birleşemeyenler, karşılarında bu olanağı tanıyan kötü siyaset var. Cumhuriyet’i kuran parti olarak tüm muhalefete, elimizi uzatarak, tüm muhalefete, sadece sol muhalefeti de kastetmiyorum. Yani bu iktidar değişsin isteyen, bu eşitsizlikler bitsin isteyen herkese elimizi uzatarak ve üstenci, kibirli bir tavırla değil eşitlikçi bir tavırla birlikte mücadele için bir kez daha irademizi tekrar etmek isterim.

Eninde sonunda, biraz önce ifade edildiği gibi çeşitli hatiplerce, bir anayasa yapacağız. Yapacağımız anayasa gerçekten çağın gereklerini karşılayan, darbenin kurumlarından kurtulmuş, darbe pratiğinden kurtulmuş, tam olarak eşitlikçi, doğayı gören, çevreyi gören, örneğin yeni anayasal kavramları sahiplenen, belli eşitsizliklere, belli haksızlıklara farklı yönleriyle müdahale edebilen, Türkiye Cumhuriyeti’ni dünyanın en güçlü, en önde, en müreffeh ve en barış içinde ülkelerinden bir tanesi haline getirebilecek bir toplum sözleşmesini hep beraber inşa etmeye ihtiyaç var.

Ama bu sözleşmeyi, bugünkü anayasaya uymayanlarla, her doğana yapılması gereken bir anayasayı Erdoğan’a yapanlarla, şimdi o kendine yapılmış anayasaya bile uymayanlarla ve bu anayasayı aslında kendisi için -ki küçük ortağı söylüyor- revize etme ihtiyacını tatmin etme için, bir gün bize, bir gün size, bir gün bir başkasına giden bir takım pazarlıkçı tekliflerle ama sonunda dönüp, dolaşıp kendi rejimini yeniden inşa etmek, yeniden sürdürmek için yaptığı uyanıklıklara karşı uyanık olarak, biz bu anayasayı yapacağız. İlk önce bu iktidarı hep birlikte değiştireceğiz. Sonra oturacağız. Gerçek bir toplum sözleşmesini tüm yönleriyle konuşacağız. Hayata geçireceğiz. Bu ülkede geçen anayasa gibi değil toplumun tamamını, yani yüzde 51’e 49 ile değil. Yüzde 95’ini memnun edecek bir anayasayı, gerçekten eşitlikçi bir anayasayı yazarak, bu ülkeyi ikinci yüzyılda hep birlikte çok daha güçlü bir noktaya getireceğiz.

“Tarihi bir kavşaktayız”

Bir yol ayrımındayız. Tarihi bir kavşaktayız. Erdoğan’ın dediği yöne gidilirse, 3 bin-4 bin dolarlık milli gelirlerle sürünen hakların ve onların itibardan tasarruf etmeyen liderlerinin ülkelerinin ligine döneceğiz. Gideceğiz, oraya gideceğiz. Ama esas hedefe doğru yürürsek, 50 bin doların üzerinde milli gelirleriyle, hesap verebilen şeffaf siyasetiyle, mütevazı liderleriyle, zengin halkların olduğu dünyadaki yerimizi alacağız ve bu sefer dünyadaki diğer eşitsizliklerin üzerine Türkiye’den kararlılıkla yürüyeceğiz. Bunu yapmak için özgüvene ihtiyaç var. Bunu yapmak için kararlılığa ihtiyaç var. Bunu yapmak için ‘ne derler siyasetine’ ihtiyacımız yok. Ne derlerse desinler, kendimize inanmaya, halka inanmaya, topluma inanmaya, köklerimizden aldığımız güçle bunların karşısında dimdik ayakta durmaya ihtiyaç var.

Bu süreçte dilimizi doğru kurmaya, karşı tarafı yani muhalefeti birbirinden ayrıştırmak için karşı tarafın eline argümanlar vermemeye. Biz 100 yıllık tarihimizdeki ders alınacak yerleri de geçmişteki hataları da ikinci yüzyılda kol kola hep birlikte ilerlerken, onların hepsini konuşuruz, konuştuk. Vakit, geçmişten husumet çıkarmak değil. Vakit, bazı cümleleri söyleyip de iktidara muhalefeti ayrıştıracak imkânları verme vakti değil. Vakit çerle, çöple uğraşma, gözünün üstünde kaşın var ile uğraşma vakti değil. Vakit cepheyi genişletme, kararlılığı yükseltme, bir arada durma, özgüvenle bu rejimin değiştirilebileceğine inanma vaktidir.

31 Mart’ta toplum muhalefetin belli öğelerinin dağınıklığına, belli öğelerinin tamamen karşı tarafa hizmet edecek bir dili kurmalarına rağmen ve birçok işbirliği olanağını ellerinin tersi ile itmelerine, sarayın bir yerel seçim başarısı elde etmesine katkı sağlayacak hatalara rağmen toplum çağrımızla, çağrılarımızla ve kendi ferasetiyle, aklıyla, vicdanıyla, Türkiye İttifakı’yla ya da Türkiye’deki demokratik güçlerin aday oldukları yerde kendi gönlünden kurduğu ittifakla bu iktidarın karşısında kim kazanabilecekse o belediyeleri ya kazandırdı, ya kazandırmaya çok yakın, çok iyi sonuçlar elde etti.

Şimdi bu sürecin hazımsızlığı içinde olanlar, oylar kendisine verildiğinde milli iradeyi baş tacı edenler, oylar başkasına verildiğinde bu sefer kafa tutmaya, hesap sormaya, cezalandırmaya başlıyorlar. Eğer muhalif olanın kim olduğunu buluyorlarsa hapse atıyorlar ama seçimde kapalı oy var. Bulamadılar. Toplu olarak cezalandırıyorlar. Esas mesele Esenyurt’a kayyum atanması da Mardin’de Ahmet Türk’e kayyum atanması da CHP’li ve DEM’li belediyelere atanan kayyumlardaki esas mesele halkı cezalandırmaktır. Halkın iradesine kafa tutmaktır. ‘Beni seçeceksin, tek seçenek benim, benden başkasını seçersen seçme hakkının elinden alırım’ demektir.

Biz buna ilk önce daha Van’da ikinciye mazbata verilen geçen dönem tekrar etmeye çalıştıklarında, bir heyetle gittik orada olduk, dimdik durduk. Hakkari’deki kayyuma da itiraz ettik. Esenyurt’ta dayanışmaya gelen kimseyi reddetmedik, itmedik, hep birlikte olduk. Ardından diğer kayyumlarda, örneğin Mardin’de Ahmet Türk ile birlikte otobüsün üstüne çıkmaktan, bunu kınamaktan da geri durmadık. Çünkü mesele şu, yapılan iş bir suçtan dolayı değil. Olsa zaten bütün süreçler biter. Yerine de belediye meclisi yenisini seçer. Ama daha soruşturma aşamasında, bu zaten OHAL mantığı, darbe mantığı. Bu ancak sıkıyönetim dönemlerinde olan bir şey. OHAL artığı olan bir KHK ile değişmiş olan bir kanundan istifade ederek, yaptıkları bir şey.

Çok ayrıntıları ile her birini konuştuk. Son Ovacık’ta ve Dersim’de yaptıkları iş. Yahu 2012 yılında bir cenaze var. Bu cenazeye gidilmiş. Birincisi bir temel mesele var. Taziye ölüye değil diriye verilir. Hiç kimse hayatını kaybetmiş çocuğunun siyasi görüşünden, işlediği suçundan, örgütünden, bilmem nesinden mesul değildir. Öyle anneler ve babalar vardır ki iki ayrı zıt görüşlü, birbiriyle çatışan örgütte evlatları vardır. Siz bu anne ve babayı evladının görüşünden, taziyeye geleni taziye verişinden sorumlu tutamazsınız. Birincisi bu. Daha da vahimi. Dönem, farklı bir dönem. O dönemde savcı, belediye başkanlarını arıyor. Diyor ki ‘Bu cenazeyi biz yollarsak bir çatışma olur, şehit veririz. Şu anda bunun olmaması için siz inisiyatif alın. Belediye başkanı olarak sorun. Olursa siz gidin’.

Soruluyor, gidiliyor. Defne eşlik ediliyor. Katılınılıyor. Aileye taziye veriliyor, dönülüyor. Bunu terör faaliyeti sayan bir anlayış var. Bunu 2012’den, 22’ye kadar görmeyip, 22’de müflis tüccarın eski defterleri karıştırması gibi o dönemin ruhundan, o dönem Türkiye’de neler oluyordu, neler konuşuluyordu, sen ne diyordun onlara bakmadan, dönüp oradan suç çıkarıp, gelip burada kayyum atıyorlar. 12 yıl önce, 2 yıl önce açtıkları soruşturmayla. O yüzden bunların ne yapmaya çalıştıkları belli. Ama derdimizi halkımıza doğru anlatmamız lazım. Bunun için de çok dikkatli olmak, bu süreçlerin neden başlatıldığını, partilerin, kurumların neye zorlandığını, buradan kendilerinin ne umduklarını görmek, onların oyununa gelmemek ama oyuna gelmeyeceğiz diye de varlığından, birliğinden, kararlılığından da bir şey kaybetmemek lazım. Zaten muhalefetin başarısı da tam bu noktada denge bulacak.

O yüzden de biz birbirimize nasıl güç verebiliriz, birbirimize zarar vermeden muhalefeti nasıl ortaklaştırırız, toplamda hep birlikte nasıl başarırız, bunun üzerinde kararlılıkla ve iyi niyetle hep beraber olmalıyız. Ben bugün bu saatte, bu zor günde, yılın ilk karında Başkan’ın dediği gibi yolları teslim aldığı ilk günde, burada olanlara ve buraya varamayanlara ayrı ayrı selamlarımı, sevgilerimi iletiyorum. Bugün yapılacak genel kurulun iç işleyişinize önemli katkılar vereceğini, gücünüze güç katacağına inanıyorum. Bugüne kadar hizmet edenlere teşekkürlerimizi, bundan sonra görev alacaklara başarı dileklerimizi iletiyorum. Hepinizi sevgi ve saygı ile selamlıyorum.”

Paylaşın

Son Bir Ayda 72 Taliban Üyesi Öldürüldü

Afganistan’da Taliban rejimine karşı savaşan silahlı Ulusal Direniş Cephesi (NRF), son bir ayda 11 eyalette düzenlenen saldırılarda, 72 Taliban üyesinin öldüğünü ve 43 Taliban üyesinin ise yaralandığını duyurdu.

Haber Merkezi / NRF, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, saldırıların Kabil, Herat, Badghis, Farah, Badakhshan, Parwan, Kapisa, Baghlan, Kunduz ve Sar-e Pol illerinde gerçekleştirildiğini ifade etti.

NRF açıklamasında, can kayıplarının yanı sıra, onlarca askeri aracın imha edildiği ve önemli miktarda silah ele geçirildiğinide belirtti.

NRF, Afganistan halkı “acımasız” Taliban’ın dayattığı baskı ve cehaletten kurtulana kadar Taliban’a karşı silahlı mücadelesini sürdüreceğini de vurguladı.

Ahmed Mesud liderliğindeki NRF, ABD’nin Afganistan’dan çekilmesi ve Taliban’ın Ağustos 2021’de iktidara dönmesinin ardından kuruldu. NRF, son üç yılda yüzlerce Taliban üyesini öldürdüğünü iddia ediyor.

NRF, mart ayında yayınladığı yıllık raporunda, son bir yılda 17 eyalette Taliban’a karşı en az 150 hedefli saldırı gerçekleştirdiğini ve bunun sonucunda 400’den fazla Taliban üyesinin hayatını kaybettiğini iddia etmişti.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, eylül ayında BM Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) sunduğu raporda, üç aylık bir süre zarfında (Mayıs – Temmuz) NRF’nin Taliban’a yönelik en az 52 saldırı gerçekleştirdiği bilgisine yer verdi.

NRF’nin kurucusu ve lideri Ahmed Mesud, CNN’e verdiği son röportajında, grubunun yaklaşık 5 bin aktif savaşçısı olduğunu ve sadece Taliban’la değil, Afganistan’daki 20 başka örgütle de mücadele ettiğini öne sürdü.

Ahmed Mesud, “Mücadelemiz sadece Afganistan için değil; küresel güvenlik için. Terörizmi bir tehdit olarak algılayan her ulus, davamızı ve çabalarımızı desteklemenin stratejik gerekliliğini kabul etmelidir” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Erdoğan, “28 Şubat” Üzerinden Muhalefete Yüklendi

“24 Kasım Öğretmenler Günü ve Öğretmen Atama Programı”nda konuşan Erdoğan, “Daha düne kadar bu ülkede kızlarımız, kılık kıyafetinden, başörtüsünden dolayı baskıya uğramamış, okuldan, üniversiteden atılmamış, kadınlar memuriyetten ihraç edilmemiş gibi yalan yanlış konuşuyorlar. Bu çevrelerin safsata dedikleri acıları, zulümleri, baskıları, yasakları, faşizmin her türlüsünü biz bizzat tecrübe ettik. İliklerimize kadar yaşadık” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul’da düzenlenen “24 Kasım Öğretmenler Günü ve Öğretmen Atama Programı”nda konuşma yaptı. Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“Aziz İstanbul’umuzda siz değerli öğretmenlerimizle bir araya gelmenin mutluluğunu yaşıyorum. Öncelikle yarın kutlayacak olduğumuz Öğretmen Günü’nü şahsım ve milletim adına şimdiden kutluyorum. Şehit Şenay Aybüke Yalçın’ı ve diğer kahraman şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Bugün emekliliğini yaşayan öğretmenlerimize sağlıklı, uzun ömürler niyaz ediyorum. Tüm öğretmenlerimize teşekkür ediyorum. Bugün aynı zamanda bir başka sevincimizi yaşıyoruz. 20 bin öğretmen adayımızın atama anlarına hep birlikte şahitlik edeceğiz. Eğitim evlatlarımıza kimlik kazandıran, mazi ile güçlü bağlar kurma sürecidir. Eğitim bu yönüyle köklerimizi ecdadımızdan bize miras kalan değerleri keşfetme, bu değerleri kuşatma yolculuğudur.

Öğretmenlerimiz birer gönül işçisi, milletimizin değerlerini yarınlara taşıyan birer köprü konumundadır. Biz eğitim-öğretim yoluyla yalnızca meslek sahibi bireyler değil, fikri hür, vicdanı, irfanı hür nesiller yetiştirme derdindeyiz. 1 milyon öğretmenimizle büyük eğitim ailemizin bütün fertleriyle kökleriyle bağları sağlam kuşakların yetişmesi için gece gündüz çalışıyoruz. Bu ideale ulaşmak yalnızca diplomayla ya da bilgiyle değil; şahsiyet inşa eden bir anlayışla mümkündür. İnsanlığa yön verecek eserler ancak duruşu dik, iradesi güçlü, karakteri oturmuş kişilerin ellerinden çıkar. Elbette akademik başarı önemlidir, diploma değerlidir ama bunlar sağlam bir şahsiyet zemini üzerinde yükseldiği zaman gerçek anlamını bulacaktır. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli bu iddianın bu idealin bir tezahürüdür. Bizler bilgiyi hikmetle birleştiren erdemi hayatına nakşeden nesiller yetiştirmeyi arzu ve ümit ediyoruz.

Milletimizin tarihi birikimi, köklü değerler ve kültürel zenginliklerini merkeze alan modelimiz çağın ihtiyaçlarını gözeten bilimsel yaklaşıma dayalı eğitim anlayışını hayata geçiriyoruz. Yeni müfredatımız okuyan, düşünen, sorgulayan, sorumluluk bilinci yüksek, eleştirel bakış açısına sahip kuşaklar olarak yetiştirmeyi de hedefliyoruz. Bu sistemi bireysel farklılıkları gözeten, öğrenme ihtiyacına duyarlı odağında insani değerler olan bütüncül anlayışla yapılandırdık. Eğitim öğretim sistemimizi bilimsel temellerine oturttuk milletimizin öz değerleriyle harmanladık. Yeni modelde işbirliği, dayanışma, sosyal sorumluluğu eğitim öğretimimizin ayrılmaz parçası haline getirdik. Evlatlarımızın gelişimini, sürekliliğini önceledik. Ses bayrağımız olan güzel Türkçemizin korunması ve geliştirilmesi de maarif modelimizin yapı taşlarından biriydi.

Modelimizin millet olarak eksikliğini hissettiğimiz birçok ihtiyacı karşılayacağına inanıyorum. Önyargıları kırmak gibi çoğu zaman alışkanlıkları değiştirmek de atomu parçalamak kadar zorduk, meşakkatlidir. Eğitim öğretim alanında ülkemizde köşe başlarını tutmuş, ideolojik çevrelerin değişime, yeniye ve yeniliğe ayak diremeleri meşhurdur. Aynı aktörlerin Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ni sabote etmek için yine devrede olduğunu görüyoruz. Bu arkaik zihniyetin evlatlarımızın ufkunu karartmayı müsaade edemeyiz. Tespit edilen sorunların çözüme kavuşturulması hem devletimizin hem eğitimcilerimizin hem de ebeveynlerin evlatlarımıza karşı sorumluluğudur. Böylesine hayati bir meselenin ideolojik kavgaların ve günlük siyasi polemiklerin mezesi haline getirilmesi yanlıştır.

Muhalefetin ve iş tuttuğu meslek örgütlerinin bu hatadan bir an önce dönmelerini samimiyetle temenni ediyoruz. Eğitim öğretim meselesini siyaset üstü tutmayı muhafaza ediyoruz. Siz eğitimcilerimizin de katkılarıyla şekillenen yeni modelimizi kararlılıkla uygulamayı sürdüreceğiz. Aydınlık yarınlarımızın güvencesi olan gençlerimizin en iyi, donanımlı, başarılı şekilde yetişmeleri için hiçbir fedakârlıktan çekinmeyeceğiz. Öğretmenlerimiz bize güçlü destek verirse Allah’ın izniyle her şey daha sağlıklı işleyecek. Eğitime ayrılan bütçe 2002’de yalnızca 7,5 milyar lira seviyesindeydi. Bugün bu rakam yükseköğrenim dahil 1 trilyon 620 milyar liraya ulaştı.

Yeni derslik inşaası, öğretmen atamaları, fiziki altyapı, müfredat reformlarında büyük dönüşüm gerçekleştirdik. Görevi devraldığımızda 367 bin olan derslik sayısı bugün resmi ve özel olmak üzere toplam 735 bine çıktı. Eğitimin altyapısını bu kadar geliştirirken eğitimin taşıyıcısı, sütunu olan öğretmenlerimizi de elbette ihmal etmedik. 800 bin öğretmen ataması yaptık. 2002’de ilköğretimde derslik başına düşen öğrenci 36, ortaöğretimde 30’du. Bu sayıyı ilk öğretimde 23, ortaöğretimde 22’ye düşürmeyi başardık. 2002’de ilköğretimde 28, ortaöğretimde 18 olan oranlar bugün ilkokulda 18, ortaokulda 14 ve ortaöğretimde 12’ye indi. Bu veriler Türkiye’nin eğitim alanında 22 yılda yazdığı eşsiz başarı hikâyesinin en somut göstergesidir.

“Faşizmin her türlüsünü biz bizzat tecrübe ettik, iliklerimize kadar yaşadık”

Evlatlarımızın okullaşma oranlarında da gerçekten tarihi nitelikte adımlar attık. Okullaşma oranı ilköğretimde yüzde 96’ya, ortaöğretimde yüzde 88’e yükseldi. Kız çocuklarımız ile okulları arasında konan engelleri, başta başörtüsü yasağı olmak üzere birer birer ortadan kaldırdık. Birileri çıkıyor yakın tarihi yeniden yazmaya çalışıyor. Düne kadar kızlarımız başörtüsünden dolayı baskıya uğramamış, okuldan atılmamış, kadınlar memuriyetten ihraç edilmemiş gibi yalan yanlış konuşuyorlar. Bu çevrelerin safsata dedikleri acıları, zulümleri, yasakları, faşizmin her türlüsünü biz bizzat tecrübe ettik, iliklerimize kadar yaşadık.

28 Şubat döneminde güya irtica ile mücadele kılıfı altında aralarında kamu görevlilerin olduğu 6 milyon insanımız fişlendi. Milli Eğitim’de 33 bin öğretmen disiplin soruşturmasına uğradı. 11 bin 890 öğretmen disiplin cezası aldı, 11 bin öğretmen istifa ettirildi. Ekonomi, siyaset, sivil toplumdan günlük hayata kadar milletimiz çok ağır baskılara maruz bırakıldı. Üniversite kapılarında kurulan ikna odalarını, kürsüden zorla indirilen başarılı mezunları, eğitimlerini gözyaşlarında bırakan binlerce evladımızı, katsayı ile hakları gasp edilen gençlerimizi burada saymıyorum. Bunlar ceberut laiklik politikaların ayyuka çıktığı 27 yıl önce bu ülkede, bu şehirde yaşandı.

Muhalefet çevreleri bu utanç verici gerçekleri inkar etmek yerine kendi geçmişleriyle yüzleşmelidir. Toplumun yükselişi ancak öğretmeninin emeğine, bilgisine ve özverisine verdiği değerle mümkündür. Öğretmenlerimizin haklarını, itibarını, mesleki gelişimini güvence altına almak için kararlı duruş sergiliyoruz. Öğretmenlik Mesleği Kanunu’nu hayata geçirerek özel statüye kavuşturduk. 2025 itibarıyla 300 bin öğretmenimiz uzman ve başöğretmen unvanını elde edecek. Görevleri sırasında eğitim çalışanlarına yönelik suçlara karşı caydırıcı yaptırımlar getirdik. Hapis cezasının ertelenmesi uygulamasını kaldırarak, kasten yaralama suçunu tutuklama sebebi saydık. Öğretmenlerimize yapılan her saldırıyı, milletimizin geleceğine yapılan saldırı olarak görüyoruz.

Eğitimde çıtayı her geçen gün daha da yukarı taşımaya kararlıyız. Bir çocuğun öğrenme aşkını ve geleceğe dair umutlarını besleyen el güçlü el ailesinin desteği ve rehberliğidir. Aile her çocuğun ilk öğretmenidir. Onun yüreğine dokunan, zihnini şekillendiren, karakterini yoğuran ilk mekteptir. Bir öğretmenin öğrencisini muhabbetle kucaklayan emeği ne kadar değerli ise velilerin desteği de aynı derecede kıymetlidir, vazgeçilmezdir. Her birinizin yüksek vazife şuuru ve tam bir adanmışlıkla görevinizi yapacağına yürekten inanıyorum. 24 Kasım öğretmenler gününü bir kez daha tebrik ediyorum. Bu güzel buluşmaya vesile olan Milli Eğitim Bakanımızı ve ekibine teşekkür ediyorum. Öğrencilerinize selamımı götürmenizi sizlerden özellikle rica ediyor, her birinizi tek tek sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla…”

Paylaşın

Süper Lig: Galatasaray Üç Puanı Tek Golle Aldı

Süper Lig’in 13. hafta maçında Bodrum FK ile Galatasaray, Bodrum Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Hakem Muhammet Ali Metoğlu’nun yönettiği karşılaşmadan Galatasaray, 1-0 galip ayrıldı.

Haber Merkezi / Galatasaray’a galibiyeti getiren golü 54. dakikada Michy Batshuayi kaydetti.

Bodrum FK’de Ege Bilsel, maçın 45. dakikasında ikinci sarıdan kırmızı kart görerek takımını 10 kişi bıraktı.

Bu galibiyetle puanını 34’e çıkaran Galatasaray, 2. sıradaki Fenerbahçe ile arasındaki 5 puanlık farkı korudu. 3 puan hasreti 6 maça çıkan Bodrum FK ise 11 puanda kaldı.

Ligin bir sonraki maç haftasında Galatasaray evinde Eyüpspor’u konuk ederken, Bodrum FK deplasmanda Samsunspor’a konuk olacak.

54. dakikada sol tarafta topla buluşan Mertens’in ortasında kale önünde iyi yükselen Michy Batshuayi, kafa vuruşuyla meşin yuvarlağı ağlara gönderdi. 0-1

Stat: Bodrum

Hakemler: Muhammet Ali Metoğlu, İbrahim Çağlar Uyarcan, Mehmet Kısal

Bodrum FK: Gökhan Akkan (Diogo Sousa dk. 29), Üzeyir Ergün (Ahmet Aslan dk. 62), Ondrej Celustka, Arlind Ajeti, Ege Bilsel, Samet Yalçın (Taulant Seferi dk. 62), Gökdeniz Bayrakdar, Fredy, Taylan Antalyalı (Pedro Brazao dk. 80), Zdravko Dimitrov, George Puşcaş (Celal Dumanlı dk. 80)

Galatasaray: Fernando Muslera, Metehan Baltacı (Michy Batshuayi dk. 46), Kaan Ayhan (Victor Nelsson dk. 90+2), Abdülkerim Bardakcı, Barış Alper Yılmaz, Lucas Torreira, Gabriel Sara (Kerem Demirbay dk. 90+2), Roland Sallai, Yunus Akgün (Hakim Ziyech dk. 62), Dries Mertens (Elias Jelert dk. 72), Victor Osimhen

Gol: Michy Batshuayi (dk. 54) (Galatasaray)

Paylaşın

Hatimoğulları’ndan Kayyım Tepkisi: Baş Eğmeyeceğiz

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, kayyım atanan Tunceli Belediyesi önünde yaptığı açıklamada, “Dersim halkı Seyit Rızalarla anılır; Seyit Rızalar baş eğmedi, Dersim baş eğmedi, baş eğmeyecek zulmünüze. Bu iktidar bir yandan barış eli uzatıyor, sözde barış eli uzatıyor, öte yandan da kayyım atıyor. Sadece kayyım atamıyorlar, Belediye Eş Başkanımız Cevdat Konak’a cezalar yağdırdılar” dedi ve ekledi:

“Hakkari’de başlattılar, Esenyurt’ta devam ettiler. Batman’da, Halfeti’de, Mardin’de ve bugün Dersim’de, Ovacık’ta halkın iradesini gasp etmeye çalışıyorlar. Halk, kayyım atanmasına rağmen üçüncü kez belediyesini seçiyorsa, bilsin ki o Saray’da oturup yargıyı Demokles’in kılıcı gibi tepemizde sallandıranlar, halkın iradesi onlara yar olmayacak. Dün olmadığı gibi bugün de yar olmayacak. Halk bu zulme karış direnmektedir. Sandıkta da halkımız direndi ve kayyım rejimine rağmen, kayyım seçmene rağmen iradesini ortaya koydu. Sandıkta elimizi bükemeyenler, galibiyet sağlayamayanlar, bütün seçim oyunlarına ve hilelere rağmen bizimle baş edemeyenler, şimdi yargı eliyle ve OHAL’den kalma sahte yasayla bize biat ettireceklerini, baş eğdireceklerini zannediyor.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) yönetimindeki Dersim ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) yönetimindeki Ovacık belediyelerine kayyum atanması protesto edildi.

MA’da yer alan habere göre, Sanat Sokağı’ndan Seyit Rıza Meydanı’na, buradan da belediyeye kadar kitlesel bir yürüyüş gerçekleştirildi. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, DBP Eş Genel Başkanları Çiğdem Kılıçgün Uçar ve Keskin Bayındır, EHP Genel Başkanı Hakan Öztürk, ESP Eş Genel Başkanı Murat Çepni ile PİA Genel Başkanı Mehmet Kamaç da yürüyüşe katıldı.

Beton duvarlarla kapatılan belediye önünde konuşan Tülay Hatimoğulları, şunları söyledi: “Dersim halkı Seyit Rızalarla anılır; Seyit Rızalar baş eğmedi, Dersim baş eğmedi, baş eğmeyecek zulmünüze. Bu iktidar bir yandan barış eli uzatıyor, sözde barış eli uzatıyor, öte yandan da kayyım atıyor. Sadece kayyım atamıyorlar, Belediye Eş Başkanımız Cevdat Konak’a cezalar yağdırdılar. Hakkari’de başlattılar, Esenyurt’ta devam ettiler. Batman’da, Halfeti’de, Mardin’de ve bugün Dersim’de, Ovacık’ta halkın iradesini gasp etmeye çalışıyorlar.

Halk, kayyım atanmasına rağmen üçüncü kez belediyesini seçiyorsa, bilsin ki o Saray’da oturup yargıyı Demokles’in kılıcı gibi tepemizde sallandıranlar, halkın iradesi onlara yar olmayacak. Dün olmadığı gibi bugün de yar olmayacak. Halk bu zulme karış direnmektedir. Sandıkta da halkımız direndi ve kayyım rejimine rağmen, kayyım seçmene rağmen iradesini ortaya koydu. Sandıkta elimizi bükemeyenler, galibiyet sağlayamayanlar, bütün seçim oyunlarına ve hilelere rağmen bizimle baş edemeyenler, şimdi yargı eliyle ve OHAL’den kalma sahte yasayla bize biat ettireceklerini, baş eğdireceklerini zannediyor.

Defalarca söyledik, bir kez daha buradan altını çiziyorum. Bu kayyım zulmü devam ettikçe bu tekrardan asla kaçınmayacağız. Türkiye halkları askeri darbelere tanıklık etmiş bir halktır. 80 döneminde asker tankla ve topla kentlere indi. Askeri vesayet rejiminden kurtulacağız diye gelen AKP iktidarı, 12 Eylül darbecilerine rahmet okutuyor. Kenan Evren yaşasaydı, ‘Netekim bunlar benden daha iyi darbe yapıyor’ derdi. İşte o sarayda oturanlar, yargı eliyle siyasi darbe gerçekleştirmeye devam ediyor. Sadece yargı eliyle de değil. Türkiye halkları görsün ve bilsin ki şu arkamızdaki belediye binasını yoğun bir polis koruması altına almışlar ve etrafını beton bloklarla çevirmişler. Kayyım atandığında beton bloklarla çeviriyorlar belediyeleri. Belediyeler kışla değildir; belediyeler halkın evidir, karakol değildir. Biz halk olarak o belediyelere elimizi kolumuzu sallayarak girmeliyiz.

Haklıysanız, gerçekten bir hukuka dayandığınızı düşünüyorsanız neden halkın iradesine yasak getirip belediyeyi betonlarla çeviriyorsunuz? Cezaevine girenler bilir o resimleri. Hapishane duvarlarına mavi deniz dalgaları çizerler, yanılsamalı bir özgürlük yaratmak için. İşte belediyelerimizin birçoğunun etrafında yükselen beton bloklara deniz dalgalarını çizerek halkın iradesiyle bir kez daha alay ediyorlar. İstedikleri kadar kayyım atasalar, kayyım rejimini başımızda Osmanlı kılıcı gibi sallandırmaya devam etseler de bizler Türkiye halkları olarak, tıpkı Dersim’de olduğu gibi, irademize sahip çıkmaya devam edeceğiz. Demokratik taleplerimizden, demokrasi mücadelemizden asla geri durmayacağız. Seyit Rıza nasıl baş eğmediyse bizler de baş eğmeyeceğiz.

“Türkiye’nin demokrasi güçleri ve devrimcileriyle yan yana olmaya devam edeceğiz”

Dersim, demokrasi güçlerinin ve devrimci güçlerin bir araya gelmesiyle, ittifakla kazanılmış bir kentimizdir. Kayyım rejimi, demokratik ittifakımıza dönük de bir saldırıdır. Bütün Türkiye halklarıyla, Türkiye’nin devrimcileri demokratlarıyla, demokrasiden yana olan muhafazakar kesimlerle, herkesle beraber haktan ve hukuktan yana olmaya devam edeceğiz. Kayyım darbedir, kayyım hırsızlıktır, kayyım irade gaspıdır. Kayyım, seçme ve seçilme hakkımızı elimizden almaktır. Dersim halkına soruyorum: Kayyıma geçit verecek miyiz? İşte bu! Saray duysun, bu kayyımları atayanlar duysun ki halk burada ve kendi evi olan belediyelerine sahip çıkmaya devam edecek. Demokrasinin son nefesini kesen bir yaklaşıma asla evet demeyeceğiz. Asla bunu suskunlukla karşılamayacağız.

Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmesinden yana olduğumuzu, Dersim sokaklarından cümle aleme bir kez daha duyuruyoruz. Bir yandan küçük ortakları “Kürt sorununu çözelim” diyecek, diğer yandan kayyım atayarak bize diz çöktürecekler. Yok öyle bir dünya, yok öyle bir gerçeklik! Kayyım rejimi ortadan kalkmadığı sürece, kayyım rejimi kendini lağvetmediği sürece, bu yasa muhalefetin de önerdiği kanun teklifiyle ortadan kalkmadığı sürece biz mücadele etmeye devam edeceğiz. Hangi barıştan bahsediyorsunuz? Ortadoğu barışı diyorsunuz, Dersim’e zulmediyorsunuz. Ortadoğu barışı diyorsunuz, İsrail’e karşı olduğunuzu söylüyorsunuz; fakat İsrail Filistin’e ne yaptıysa, Dersim halkına dün aynısını yaptınız, yapmaya devam ediyorsunuz. Sokakta polis terör estiriyor. Su sıkarak, gaz sıkarak, cop kullanarak nizam sağlayacağını zannediyor. Aynısını İsrail de zannediyor, haberiniz olsun. Kendi yurttaşınıza aleni şekilde kameralar önünde işkence yapan bir rejim olarak tarihe geçtiniz. Bu otoriterliktir, faşizmdir!

İnancından, geleneklerinden, dilinden ve kültüründen katliamlara rağmen vazgeçmeyen Dersim’den bütün Türkiye halklarına sesleniyorum: Gelin, faşizme karşı omuz omuza mücadele edelim. Kayyım rejiminden, bu beladan hepimiz kurtulmak zorundayız. O yüzden safları daha fazla sıklaştırma zamanı. Daha çok yan yana durma, daha çok dayanışma zamanı. Demokratik zeminde mücadelemizi büyütme zamanı. O yüzden gelin dayanışmamızı daha çok büyütelim. Bunlar bizi kayyımlarla tehdit etmeye devam ededursunlar, halk burada. Şimdi burada bir sandık kurulsa, yine belediye eş başkanlarımız seçilecektir. Bunu Ankara da çok iyi biliyor. Buradan Ankara’ya, Saray’a sesleniyorum: Bu zulmünden artık vazgeç. Zulüm ile abat olunmaz. Anayasayı, yasaları çiğniyorsun. Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeleri çiğniyorsun. Suç işliyorsun. Suç dosyanı gittikçe kabartıyorsun ve buna kayyımlarla yeni sayfalar ekliyorsun.

Şunu bilesin ki sen kayyım atadıkça, bizlere sokak ortasında işkence yaptıkça, gözaltına aldıkça, tutukladıkça biz direnmeye devam edeceğiz. Mücadele etmeye devam edeceğiz. Bizler Seyit Rızaların, Deniz Gezmişlerin, Mahir Çayanların, Mazlumların yoldaşı olarak direnmeye devam edeceğiz. Sadece Dersim’de değil, Türkiye’nin dört bir tarafında; sadece kayyım atanan kentlerimizde değil, her yerde kayyım rejimine ve faşizme karşı mücadelemizi daha da büyüteceğiz. Türkiye’deki bütün demokrasi güçlerine, Anayasanın çiğnendiğini düşünen herkese çağrımızdır: Gelin, kayyım rejimine, bu faşist otoriter rejime karşı mücadelemizi daha da büyütelim. Dayanışmayla başaracağız ve direnişimiz mutlaka muzaffer olacak. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. “

Paylaşın

Süper Lig: Fenerbahçe’den Farklı Galibiyet

Süper Lig’in 13. hafta maçında Kayserispor ile Fenerbahçe, Kayseri Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Hakem Direnç Tonusluoğlu’nun yönettiği karşılaşmadan Fenerbahçe, 6 – 2 galip ayrıldı.

Haber Merkezi / Fenerbahçe’nin gollerini 7. dakikada penaltıdan Dusan Tadic, 15 ve 26. dakikalarda Oğuz Aydın, 63. dakikada En-Nesyri, 85. dakikada Filip Kostic ve 88. dakikada Sebastian Szymanski, Kayserispor’un gollerini ise 43. dakikada Alexander Djiku (k.k.), 56. dakikada Kolovetsios kaydetti.

Fenerbahçe bu sonucun ardından puanını 29’a çıkardı ve lider Galatasaray’ı takibini sürdürdü. Kayserispor ise 12 puanda kaldı. Ligin bir sonraki haftasında Fenerbahçe, Gaziantep FK ile oynayacak. Kayserispor ise Çaykur Rizespor deplasmanına gidecek.

5. dakikada Mert Hakan Yandaş’ın pası ile ceza sahasına giren Kostic, Gökhan Sazdağı’nın müdahalesi sonrası yerde kaldı. Maçın hakemi Direnç Tonusluoğlu penaltı noktasını gösterdi. Tadic’in kullandığı penaltı atışında meşin yuvarlak, ağlara gitti: 0-1.

15. dakikada Fred’in pasında topla buluşan ceza sahası içinde topla buluşan Oğuz Aydın’ın yerden vuruşunda meşin yuvarlak ağlara gitti: 0-2.

43. dakikada Cardoso’nun sağ kanattan ceza sahasına ortasına Djiku’nun ters vuruşunda meşin yuvarlak kaleci Livakovic’in üstünden ağlara gitti: 1-3.

56. dakikada sol kanattan kazanılan korneri kullanan Kartal Kayra’nın ceza alanına gönderdiği ortasında Livakovic’in boşa çıktığı topu iyi takip eden Kolovetsios, arka direkten gelişine yaptığı kafa vuruşuyla meşin yuvarlağı ağlarla buluşturdu: 2-3.

63. dakikada hızlı gelişen atakta Tadic’in pasıyla topla buluşan En-Nesyri, ceza yayından karşı karşıya pozisyonda yaptığı vuruşla meşin yuvarlağı Bilal Bayazit’ın yanından ağlara gönderdi: 2-4.

85. dakikada Mert’in sağ kanattan geliştirdiği atakta sol tarafa açılan topa Kostic’in sert şutunda top ağlara gitti: 2-5.

89. dakikada Oğuz sol kanattan topla ceza sahasına girdi. Oğuz’un yerden sert pasında Szymanski arka direkte topu boş kaleye gönderdi: 2-6.

Stat: Kayseri

Hakemler: Direnç Tonusluoğlu, Samet Çiçek, Murat Altan

Kayserispor: Bilal Bayazit, Gökhan Sazdağı, Kolovetsios, Lionel Carole, Hasan Ali Kaldırım, Bourabia, Kartal Kayra, Baran Ali (Ali Karimi dk. 46), Cardoso, Ramazan Civelek (Boa Morte dk. 46), Bahoken (Nazon dk. 70)

Fenerbahçe: Livakovic, Osayi-Samuel (Mert Müldür dk. 75), Samet Akaydin, Djiku, Filip Kostic, Fred, Sofyan Amrabat (İsmail Yüksek dk. 90) Tadic, Mert Hakan Yandaş (Szymanski dk. 65), Oğuz Aydın (Levent Mercan dk. 90), En Nesyri (Dzeko dk. 65)

Goller: Tadic (dk. 7 pen.), Oğuz Aydın (dk. 15 ve 26), Youssef En-Nesyri (dk. 63), Kostic (dk. 85), Szymanski (89) (Fenerbahçe), Djiku (dk. 44 k.k.) Kolovetsios (dk. 57) (Kayserispor)

Paylaşın

TFF Başkanı Hacıosmanoğlu’ndan Dikkat Çeken “Yabancı Hakem” Açıklaması

TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, yabancı hakem söylemlerine ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Bu yabancı konusunun en çok hakemleri rahatsız etmesi lazım. Baktığımız zaman genç pırıl pırıl hakemler var. Ben burada olduğum sürece yabancı hakem gelmeyecek. Bir daha söyleyeyim, ben olduğum sürece yabancı hakem gelmeyecek” dedi.

Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, konuk olduğu HT Spor yayınında açıklamalarda bulundu. Hacıosmanoğlu’nun açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Yapılan harcamalar var. Onları kamuoyuna açıkladık. Genel kurul üyelerini aldatma var. Artı gösterilen bütçenin eksi olduğunu açıkladık. Arkadaşları çağırdık ve bunları düzeltin yoksa sıkıntı olur dedik. O arkadaş bunları düzeltirsem işimden olurum. Burada zimmete geçirilmiş bir şey yok. Sadece genel kurulda yapılan bir bilanço oyunu var. Bir hakikat varsa onu kamuoyuna koyarsınız.

Sevgili başkanımız gerekli hukuki işlemler yapılacak dedi ama bize bir tebligat gelmedi. Bu raporları ‘finansal okur yazarlığı olanlar okumalı’ dedi sayın başkan. Bizim üniversite diplomamız yok ya fazla bilmiyoruz. Ben seçimi kazanacağıma inanıyordum. İnanmak başarmanın yarısıdır. Tek başımıza başardığımız bir iş değildi bu. Doğruları yapmaya çalışıyoruz ama elbette yanlışlarımız olacak. Herkesin bizi eleştirme hakkı var.”

Macaristan’ı eleriz. İstediğimiz kuralardan bir tanesiydi. Bu takım çok daha büyük işler yapacak. Okyanusları geçtik ama ırmakta boğulduk. Talihsiz bir maç oldu. Orada direkt A Ligi’ne çıkacaktık ama Dünya Kupası elemeleri oynamadan play-off oynayacaktık. Allah nasip etmedi. İzlanda ve Galler maçlarında verdiğim skor tuttu. Galler ile 0-0 kalmamız hayal kırıklığı yaratmadı bende. Karadağ’a yenildik, yapacak bir şey yok. Karadağ başkentindeki zemin daha kötü olduğu için UEFA oraya aldı maçı. Bunlar mazeret değil. Çıkıp yenmeliydik. Sonuçta Karadağ ile oynuyorsunuz. Bunu yol kazası olarak göreceğiz. Kardeşlerimiz bunu Dünya Kupası Elemeleri’nde telafi eder.

O zamanlarda bir camiayı temsil ediyorsunuz. O zamanki tavrınız ayrı olur. Burada futbol ailesinin genelini temsil ediyorsunuz. Başkan uysallaştı söylemleri doğru değil. O zaman öyle davranmam gerekiyordu. Şimdi bu şekilde davranmam gerekiyor.

Kulüpler kavga etmezse devletle olan işlerini daha kolay halleder. Biz kulüp başkanları ile sürekli konuşuyoruz. Marka değerini korumak lazım. Yayıncı geliri 500 milyon Dolar’dan 180 milyon Dolar’a düştü. Neden 1 Milyona çıkmadı. Kulüp başkanları ile kahvaltı yaptığımız gün başkanlar birbirlerine söz verdiler. Mutabık kaldılar konuşmayacaklarına dair. Kurumsal olarak camialarımızı rencide edici açıklamalar yapmayacaklardı. Aradan 1 hafta geçmeden salıncaklar, kuşlar havada uçuştu. Bunların kimseye faydası yok. Kavga etme görüntüsünü verince insanlar irite oluyor.

Bu ligden 1 tane şampiyon çıkacak. Şampiyon olmayan takımlar başarısız mı olacak. Diğer liglerde 2 tane mi şampiyon çıkıyor. Bizim bunu kabul etmemiz lazım. Bu oyunun eğlence olduğunu unutmamalıyız. İstifalar normaldir. Biz doğru işleri yapmaya devam edeceğiz. Ayrılan arkadaşlara teşekkür ediyoruz. Biz işimize bakıyoruz. Doğru işleri yapmaya çalışıyoruz. Bu istifalarda kişisel tavır da olabilir ama ben çok önemsemiyorum.

“Montella’nın oyuncularla muhteşem bir ilişkisi var”

Montella’nın oyuncularla muhteşem bir ilişkisi var. Bir aile ortamı var. Bizim de aramız iyi, biz kendisini seviyoruz. İtalyanlar ile frekansımız tutuyor. O da bizi seviyor. Şu anda güzel bir aile ortamı var. İnsanlar hocanın gittiğini düşündüler. Hatta tazminatını da yazdılar. Adana Demirspor’da oynarken ‘Roma’dan teklif gelirse giderim maddesi koymuştu ama milli takımda bu madde yoktu. Roma konusuyla ilgili bizimle konuşmak istedi. Böyle bir teklif geldiğini söyledi. Ama hoca kendisi bize konuyu anlattı. Bize, ‘bazen tekliflere hayır demeyi bilirim yarın beni kovacaksanız, Roma’ya gideyim’ dedi. Biz kendisine iki maçın sonucuna bakarak yol yürümüyoruz. Ben kaldığım sürece seninle devam edeceğiz dedim. Roma’nın teklifini reddedip bizimle devam etme kararı aldı.

İsmi haber portalı diye geçiyor. Biz o toplantıyı yaptığımız zaman Galatasaray’ın sponsorluk anlaşmasına bir haber portalı adıyla geçtiği için müsaade ettik. Hatta şöyle bir şey oldu. Toplantı yaptık. Dursun başkan ‘Biz bu anlaşmayı yaptık ama paralar 100, 150, 200 para parça gelince hemen iptal edin dedim. İptal edildi’ dedi. Para parça gelince hemen kapatılmış. Biz sorumluluk size ait diye izin verdik.

Ben olduğum sürece bu ülkeye yabancı hakem gelmeyecek. Bugün hakem semineri vardı federasyonda. Gerekli konuşmaları arkadaşlarımızla yaptık. Söylememiz gereken şeyleri söyledik. Bu yabancı konusunun en çok hakemleri rahatsız etmesi lazım. Baktığımız zaman genç pırıl pırıl hakemler var. Ben burada olduğum sürece yabancı hakem gelmeyecek. Bir daha söyleyeyim, ben olduğum sürece yabancı hakem gelmeyecek. Kulüplerin yabancı hakem istemesi doğal hakları. Geçen sezon da yapılan bir uygulama. Herkes bizim samimiyetimize inanıyor. Kulüplerin yabancı hakemlerin bu sorunu çözeceğine inanıyorlarsa MHK’yı onlara devredelim. Seyredelim onları. Maaşlarını da biz öderiz. Biz açığız. Biz bir şeyleri düzeltmeye çalışıyoruz.

Ben başkan olduğum sürece MHK Başkanı Ferhat Gündoğdu görevinde kalacak. İlk gün nasıl inanıyorsam ona inanıyorum. Gidersek beraber gideriz. Burada gençleştirme operasyonu yapılıyor. Biz onlara destek vermeye devam edeceğiz.

Alt klasmanlarda derneğe üye olmayanlara maç verilmiyormuş. Hakem işleri müdürüne sordum: Bu derneğin hakemler üzerindeki etkisi ne? Bizim eğitimciler illere gidip hakemleri eğitiyorlar. Bu derneklerin yerlerini kullanıyormuşuz. ‘Bu bizim ayıbımız’ dedim. Hiçbir şey yapamazsınız lokal kiralarsınız. Belediyeler ver Gençlik Spor Bakanlığı’nın yerleri var. Maç alırsan derneğe para veriyorsun. Üstlere çıkıp derneğe para vermeyenler var. Beni onlar ilgilendirmiyor. Hakemlerin aidiyet duygusunun sadece MHK’ye olması lazım. Seminerde hakem arkadaşlarımıza söyledim. Hiç kimsenin bir derneğe üye olma zorunluluğu yok. Aidat verme zorunluluğu yok. ‘Bunları yapmayın. Yapanlara iyi niyetli bakmam art niyetli bakarım’ dedim. Derneğe üye olup da yükseleceğim diye kimse hayal etmesin.”

Paylaşın

CHP Ve DEM Parti’den Kayyım Tepkisi: Hukuksuzluğa Direneceğiz

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Tunceli Belediyesi ile Ovacık Belediyesi’ne atanan kayyımlara tepki gösterdi.

Haber Merkezi / CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Seçilmiş belediye başkanlarına yönelik tüm saldırılara karşı olduğu gibi bu hukuksuzluğa da direneceğiz” dedi.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Dersim ve Ovacık belediyelerini gasp eden sarayın kayyım siyasetini tanımıyoruz” derken, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan da, “İyi bilinmelidir ki; Dersim kayyımla yönetilemez, iradesi zorbalıkla teslim alınamaz. Halkın iradesine uzanan bu el, Dersim’in onurlu tarihine çarpacaktır” ifadelerini kullandı.

İçişleri Bakanlığı, DEM Partili Tunceli Belediye Başkanı Cevdet Konak ve CHP’li Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül hakkındaki hapis kararları gerekçesiyle iki belediyeye kayyım atadı. Sosyal medya hesabından açıklama yapan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, kayyım atamasına tepki gösterdi.

Kararı “milli irade hırsızlığı” olarak nitelendiren Özel, “Ovacık Belediyemize ve Tunceli Belediyesi’ne kayyım atama kararı, kılıfına bile uydurulamamış milli irade hırsızlığıdır. Ovacık Belediye Başkanımız Mustafa Sarıgül’ün 2012’de katıldığı bir cenaze töreni, 2022’de dava konusu yapılmış, 2024’te suç sayılmıştır” dedi.

“Taziye ölüye değil, diriye yapılır. Ne aile evladının suçundan sorumlu tutulabilir ne de taziyeye gelenler” diyen Özel, “İki dönemdir halkın oyuyla seçilen bir belediye başkanını, 12 yıl önce katıldığı bir cenaze nedeniyle görevden almanın, gitmekte olan bir iktidarın son çırpınışlarından azade bir hükmü yoktur. Biz, seçilmiş belediye başkanlarına yönelik tüm saldırılara karşı olduğu gibi, bu hukuksuzluğa da direneceğiz. Kendi menfaatini, Türkiye’nin menfaatinin üzerine koyanlara, bu milleti teslim etmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

“Dersim boyun eğmez, zulme teslim olmaz”

Kayyım kararının ardından yazılı açıklama yapan DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu, kararı darbe olarak nitelendirdi. Açıklamada, “AKP iktidarı, Dersim ve Ovacık belediyelerine kayyım atayarak halk iradesine yönelik darbeci zihniyetini bir kez daha tescillemiştir. Bu kayyım atamaları yalnızca belediyelerin gaspı değildir; halkın tarihine, kültürüne ve değerlerine açık bir saldırıdır. Dersim gibi direnişin ve onurun simgesi bir kente yönelik bu müdahale, halkın iradesine karşı beyhude bir teslimiyet dayatmasıdır. Ancak tarih şahittir ki Dersim boyun eğmez, zulme teslim olmaz” denildi.

Kayyım kararına karşı ortak mücadele çağrısı yapılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi: “Kayyım politikaları ile toplumsal barış iddiası çelişmektedir. Halkın seçilmiş temsilcilerinin görevden alınması demokratik siyasetin gaspıdır. Dersim’i kayyımla yönetmeye çalışmak, halkın irade sahibi olmasına karşı bir korkunun dışavurumudur. Ne Dersim ne de diğer kentler kayyım ile yönetilemez. Buradan bir kez daha ilan ediyoruz: Kayyımlar gidecek, halkın iradesi baki kalacaktır. Tüm demokrasi güçlerini, bu darbeye ve irade gaspına karşı omuz omuza durmaya çağırıyoruz. Biz alışmayacağız, halkımızı da bu zulmü kabullenmeye asla alıştıramayacaksınız.”

Sosyal medya hesabından açıklama yapan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Dersim ve Ovacık belediyelerini gasp eden sarayın kayyım siyasetini tanımıyoruz. Kayyımları reddediyoruz! Dersim ve Ovacık halkının iradesine kayyım atayan darbeciler; Dersim’in tarihi direniş geleneği ekseninde kurulan ittifak politikaları, dayanışma kültürü ve demokratik halk iradesi karşısında büyük kaybedecekler. Yarın Dersim’deyiz, yüreği demokrasiden yana atan herkesi kayyıma karşı demokratik tepki vermeye çağırıyoruz. Kesintisiz darbelere artık yeter diyoruz” ifadelerini kullandı.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan da “Dersim, tarih boyunca direnişin ve onurun simgesi olmuş bir kenttir. Zorbalığa, baskıya ve zulme karşı verdiği mücadele, onu yalnızca bir coğrafya değil, aynı zamanda bir değer haline getirmiştir. Bu topraklar, 1938’de insanlık tarihine kara bir leke olarak geçen katliamla sınandı; acılarla yoğruldu, ama boyun eğmedi. Toplumsal barış diyenlerin cebinden kayyım çıkıyor, el uzatıyoruz diyenlerin diğer elinde kayyım beliriyor. İyi bilinmelidir ki; Dersim kayyımla yönetilemez, iradesi zorbalıkla teslim alınamaz. Halkın iradesine uzanan bu el, Dersim’in onurlu tarihine çarpacaktır” dedi.

Paylaşın