Merkez Bankası Başkanı: Sıkı Para Politikamızı Koruyacağız

Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, “Enflasyon orta vadeli hedefimiz olan yüzde 5’in çok üzerinde ama patikamız çok açık. Yüzde 5 hedefine ulaşana kadar programımızı uygulamaya devam edeceğiz” dedi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, Washington’da düzenlenen Atlantik Konseyi Panelinde konuştu. BloombergHT’nin aktardığına göre; Karahan, dezenflasyonun son aylarda biraz hız kestiğini ancak durumu yakından takip ettiklerini belirtti. Karahan enflasyon yüzde 5’lik hedefe ulaşana kadar sıkı para politikasını koruyacaklarını dile getirdi.

TCMB olarak parasal sıkılaşmaya başladıklarını ve o dönemden beri enflasyonda aşağı yönlü hareket olduğunu kaydeden Karahan “Bu aşağı yönlü hareket son dönemde biraz hız kesti ama yakından takip ediyoruz. Enflasyon orta vadeli hedefimiz olan yüzde 5’in çok üzerinde ama patikamız çok açık. Yüzde 5 hedefine ulaşana kadar programımızı uygulamaya devam edeceğiz” diye konuştu.

Güven konusunda yol kat ettiklerini kaydeden Karahan “Ama hala daha fazla yola ihtiyacımız var” ifadesini kullandı.

Paylaşın

RTÜK Başkanı Şahin Sokak Röportajlarını Hedef Aldı

YouTube kanallarında yayınlanan sokak röportajları ile ilgili önlemler alacaklarını dile getiren RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin, bu röportajlarda bilinçli yönlendirme çabaları ile “her şeyin kötüye gittiği” yönünde algı oluşturulduğunu savundu.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkanı Ebubekir Şahin, genellikle YouTube kanallarında yayınlanan sokak röportajları ile ilgili önlemler alacaklarını dile getirdi.

Bu röportajlarda bilinçli yönlendirme çabaları ile “her şeyin kötüye gittiği” yönünde algı oluşturulduğunu savunan Şahin, “RTÜK olarak daha önce de açıkça uyardığımız bu tür yayınların, toplumda umutsuzluk ve ayrışma oluşturmasına asla izin vermeyeceğiz. Kamuoyunu kasıtlı biçimde yönlendiren, halkı karamsarlığa sürükleyen içeriklere müsamaha gösterilmeyeceğini bir kez daha vurguluyor, benzeri yayınlarla ilgili tüm yasal yetkileri sonuna kadar kullanacağımızı önemle hatırlatıyoruz” ifadelerini kullandı.

RTÜK Başkanı Şahin, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Üst Kurulumuzun İzleme ve Değerlendirme Uzmanları tarafından yapılan analizler sonucunda; sokak röportajları adı altında bazı yayınların sistematik biçimde ve röportajı yapan kişinin bilinçli yönlendirme çabaları ile ‘her şeyin kötüye gittiği’ yönünde algı oluşturma çalışmalarında son zamanlarda artış olduğu tespit edilmiştir” dedi.

“Belirli kesimlerin duygularını istismar eden, halkın umut duygusunu zedeleyen bu yayınlar; medya etiğine, ifade özgürlüğünün sınırlarına ve kamu yararına aykırıdır” diyen Şahin, mesajını şöyle tamamladı: “Eleştiri elbette demokrasinin vazgeçilmez unsurudur; ancak yapıcı eleştiriler ile toplumun moralini ve geleceğe inancını yok etmeyi amaçlayan sistematik karamsarlık dili aynı şey değildir.”

Paylaşın

İmamoğlu’nun “Savcılara Hakaret” Davası Düşürüldü

Ekrem İmamoğlu hakkında, kent uzlaşısı soruşturmasını yürüten iki savcıya yönelik sözleri nedeniyle “kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret” suçundan başlatılan soruşturma kapsamında açılan dava düştü.

Tutuklandıktan sonra görevinden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında, kent uzlaşısı soruşturmasını yürüten iki savcıya yönelik sözleri nedeniyle “kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret” suçundan başlatılan soruşturma kapsamında açılan dava düştü.

Kararın gerekçesinde, “Her ne kadar iş bu dava dosyasının duruşması 22/10/2025 tarihine bırakılmış ise de; sanığın celse arasında önödeme ihtaratı kapsamında ödeme yaptığı görülmekle, işin sürüncemede kalmaması için duruşmaya mahsus salonda re’sen celse açıldığı ve ön ödemenin vezneye yatırıldığı anlaşıldı” ifadelerine yer verildi.

İmamoğlu hakkında 4 yıl 1 aya kadar hapis talep edilen iddianame, gönderildiği İstanbul 27. Asliye Ceza Mahkemesince kabul edilmişti. İmamoğlu’nun bu dava nedeniyle 22 Ekim’de hakim karşısına çıkması bekleniyordu.

Ne olmuştu?

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçlar Soruşturma Bürosunca hazırlanan iddianamede, İki cumhuriyet savcısı, “müşteki” sıfatıyla yer alıyordu.

İddianamede, İmamoğlu’nun 23 Mart’ta “silahlı terör örgütüne yardım etmek” suçundan yürütülen soruşturma kapsamında savcılıkta ifadesi alındıktan sonra tutuklanması talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edildiği anımsatılarak, hakimlikteki sorgusunda İmamoğlu’nun, tutuklamaya sevk yazısında isimleri bulunan iki cumhuriyet savcısına yönelik “hakaret içerikli” beyanları gerekçesiyle soruşturma başlatıldığı kaydedilmişti.

İddianamede, İmamoğlu hakkında “kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret” suçundan 9 aydan 4 yıl 1 aya kadar hapis cezası verilmesi, ayrıca Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesinde yer alan “belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma” hükmünün uygulanması istenmişti.

İddianame, İstanbul Asliye Ceza Mahkemesince kabul edilmişti.

Paylaşın

Enflasyon, Avrupa’da Yüzde 2.2, Türkiye’de Yüzde 32.1

Eylül sonu itibarıyla enflasyon, yıllık Euro Bölgesi’nde yüzde 2,2, Avrupa Birliği (AB) genelinde ortalama yüzde 2,6, Türkiye’de ise yüzde 32,1 kayıtlara geçti.

Avrupa Birliği istatistik kurumu Eurostat’ın Eylül 2025 verilerine göre, Euro Bölgesi’nde yıllık enflasyon oranı yüzde 2,2’ye yükseldi. Avrupa Birliği genelinde ortalama oran yüzde 2,6 olarak kaydedilirken, Türkiye yüzde 32,1’lik oranla en yüksek enflasyonu yaşayan ülke oldu.

Para politikalarında sıkı duruşunu sürdüren Avrupa Merkez Bankası’nın etkisiyle fiyat artışları Euro Bölgesi’nde yeniden hedef aralığına yaklaştı. Eurostat verilerine göre, hizmetler grubu yüzde 1,49 puanla enflasyona en yüksek katkıyı sağladı. Gıda, alkol ve tütün ürünleri yüzde 0,58 puanla ikinci sırada yer alırken, enerji kalemi -yüzde 0,03 puanla düşüş yönlü etki yaptı.

Eurostat’ın uyumlaştırılmış tüketici fiyat endeksi (HICP) kapsamında değerlendirilen Türkiye, Eylül 2025 itibarıyla yüzde 32,1’lik yıllık enflasyonla Avrupa ortalamasının 15 kat üzerine çıktı. Türkiye’yi yüzde 8,6 ile Romanya ve yüzde 5,3 ile Estonya izledi. Uzmanlara göre Türkiye’de fiyat artışları, yüksek kur seviyesi, ücret baskısı ve gıda kalemlerindeki artıştan besleniyor.

Enflasyonun en düşük olduğu ülkeler Kıbrıs (yüzde 0), Fransa (yüzde 1,1), İtalya ve Yunanistan (yüzde 1,8) oldu. Almanya’da oran yüzde 2,4, İspanya’da ise yüzde 3,0 olarak ölçüldü. Veriler, Avrupa genelinde fiyat artışlarının büyük ölçüde kontrol altına alındığını ortaya koydu.

Enerji fiyatları son bir yılda yüzde 0,4 düşerek enflasyon üzerindeki baskıyı hafifletti. Buna karşın işlenmemiş gıda fiyatlarında yüzde 4,7’lik artış sürdü. Çekirdek enflasyon (enerji ve gıda hariç) yüzde 2,4 seviyesinde sabit kaldı.

Paylaşın

İklim Şokları Yaklaşık 900 Milyon Kişiyi Tehdit Ediyor

UNDP’nin geçici yöneticisi Haoliang Xu, “Yeni araştırmamız, küresel yoksulluğu ele almak ve herkes için daha istikrarlı bir dünya yaratmak için neredeyse 900 milyon yoksul insanı tehlikeye atan iklim riskleriyle yüzleşmemiz gerektiğini gösteriyor” diyor.

Haoliang Xu, “Dünya liderleri önümüzdeki ay Brezilya’da [COP30] için bir araya geldiklerinde, ulusal iklim taahhütleri, dünyanın en yoksul insanlarını geride bırakma riski taşıyan durgun kalkınma ilerlemesini canlandırmalıdır” diye ekliyor.

Birleşmiş Milletler’in yeni raporuna göre, yaklaşık 900 milyon insan, aşırı sıcaklar ve sellerden kuraklık ve zehirli hava kirliliğine kadar iklim krizinin artan etkilerine aynı anda maruz kalıyor.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ve Oxford Yoksulluk ve İnsan Girişimi (OPHI) tarafından hazırlanan 2025 Küresel Çok Boyutlu Yoksulluk Endeksi, önümüzdeki ay Brezilya’da düzenlenecek COP30 iklim zirvesi öncesinde iklim değişikliği ve yoksulluğun giderek daha fazla iç içe geçtiğini gösteriyor.

Araştırmacılar, ilk kez küresel iklim tehlikesi verilerini çok boyutlu yoksulluk göstergeleriyle birleştirerek, yoksulluğun sadece ekonomik bir mesele olmadığını, aynı zamanda “gezegenin baskıları ve istikrarsızlıkla derinden bağlantılı olduğunu” ortaya koydu.

Rapora göre, akut çok boyutlu yoksulluk içinde yaşayan ve en az bir iklim tehlikesine maruz kalan 887 milyon kişiden 651 milyonu aynı anda iki veya daha fazla tehdit ile karşı karşıya.

Yaklaşık 309 milyon insan, üç veya dört iklim tehlikesinin çakıştığı bölgelerde yaşıyor ve bu durum mevcut kırılganlıkları daha da artırıyor.

En yaygın tehlikeler, 608 milyon yoksul insanı etkileyen aşırı sıcaklar ve 577 milyonu etkileyen hava kirliliği. Sel, 465 milyon kişiyi tehdit ederken, 207 milyon kişi kuraklık etkisindeki bölgelerde yaşıyor.

OPHI Direktörü ve raporun ortak yazarı Sabina Alkire, “Gezegenin en fazla baskı altında olduğu ve insanların iklim sorunlarından kaynaklanan ek yüklerle karşı karşıya kaldığı yerleri anlamak, insanlığı iklim eylemlerinin merkezine koyan karşılıklı güçlendirici kalkınma stratejileri oluşturmak için esastır,” diyor.

Rapor, Güney Asya ve Sahra Altı Afrika’yı yoksulluk ve iklim riski arasındaki çakışmanın küresel sıcak noktaları olarak tanımlıyor. Güney Asya’da, yoksul insanların yüzde 99,1’i – yaklaşık 380 milyon insan – bir veya daha fazla iklim tehlikesiyle karşı karşıya. Sahra Altı Afrika’da ise 344 milyon insan benzer birleşik tehditlerle karşı karşıya.

Alt orta gelirli ülkeler en büyük yükü taşıyor. 548 milyon yoksul insan en az bir tehlikeye maruz kalırken, neredeyse 470 milyon kişi iki veya daha fazla tehlikeyle karşı karşıya.

Çok boyutlu yoksulluk nedir?

Tarihsel olarak yoksulluk, genellikle para eksikliği olarak anlaşılmıştır, ancak modern zamanlarda araştırmacılar, yoksulluğun ardındaki mekanizmaları daha geniş bir şekilde kavramışlardır.

BM, günlük geliri 2,50 euronun (3 dolar) altında olan uluslararası yoksulluk sınırını kullanmakla birlikte, son zamanlarda çok boyutlu yoksulluk kavramını benimsemiştir.

OPHI’ye göre, bu kavram, yoksul bir kişinin aynı anda birden fazla dezavantajdan muzdarip olabileceğini ve sadece gelirden daha kapsamlı bir tablo sunduğunu kabul eder. Kötü sağlık koşullarına sahip olabilirler veya yetersiz beslenebilirler. Ayrıca, temiz suya, gıdaya, enerjiye, eğitime veya istikrarlı bir işe erişimleri olmayabilir.

Rapor, bu kavramı gerçek yaşam örnekleriyle açıklıyor.

Bolivya’da, Guarani Yerli topluluğunun bir üyesi olan Ricardo, gündelik işçi olarak çok az bir gelir elde ediyor. Çocukları ve ebeveynleri de dahil olmak üzere 18 akrabasıyla birlikte küçük bir evde yaşıyor ve aralarında sadece bir banyo ve odun ve kömürle çalışan bir mutfak var. Çocuklarından hiçbiri okula gitmiyor ve her yetişkin gayri resmi olarak çalışıyor.

Rapor, “Hayatları, yoksulluğun çok boyutlu gerçekliklerini yansıtıyor,” diyor. “Su ve elektrik gibi hizmetlerin mevcut olduğu bir şehirde bile, aşırı kalabalık, güvencesiz işler ve sınırlı eğitim yoksulluğu sürdürüyor.”

Rapor, küresel sıcaklıklar arttıkça bu yüklerin daha da artacağı konusunda uyarıyor. Gelecek ayki iklim zirvesi öncesinde, UNDP, politika yapıcıları yoksulluk ve iklim tehlikelerinin çakışan tehditlerini daha kötüye gitmeden önce önceliklendirmeye çağırıyor.

UNDP’nin geçici yöneticisi Haoliang Xu, “Yeni araştırmamız, küresel yoksulluğu ele almak ve herkes için daha istikrarlı bir dünya yaratmak için neredeyse 900 milyon yoksul insanı tehlikeye atan iklim riskleriyle yüzleşmemiz gerektiğini gösteriyor” diyor.

Haoliang Xu, “Dünya liderleri önümüzdeki ay Brezilya’da [COP30] için bir araya geldiklerinde, ulusal iklim taahhütleri, dünyanın en yoksul insanlarını geride bırakma riski taşıyan durgun kalkınma ilerlemesini canlandırmalıdır.” diye ekliyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

SDG Komutanı Mazlum Abdi: Suriye Ordusuna Katılmak İçin Anlaştık

Associated Press’e (AP) konuşan Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Komutanı Mazlum Abdi, SDG’nin merkezi orduya entegrasyonu konusunda Şam’la prensip anlaşmasına vardıklarını söyledi.

Abdi’nin açıklamaları, Ahmed Şara hükümeti ve SDG arasında Mart ayında başlayan müzakerelerin pozitif yönde seyrettiğine dair beklentileri artırdı.

Abdi geçtiğimiz günlerde de AFP’ye bir mülakat vermiş, SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyonu konusunda “ön anlaşma” sağlandığını duyurmuştu.

AP’nin haberine göre SDG ve Şam arasındaki prensip anlaşmanın en önemli unsuru Kürt savaşçıların bireysel olarak mı yoksa örgütlü halde mi Suriye ordusuna katılacağına ilişkin.

Bu konuda bir birleşme mekanizması üzerinde uzlaştıklarını söyleyen Abdi, “Söz konusu olan büyük bir sayı, on binlerce asker ve binlerce iç güvenlik gücünden bahsediyoruz. Bu yapı, diğer küçük gruplar gibi bireysel olarak Suriye ordusuna katılamaz. Bunun yerine Savunma Bakanlığının kurallarına uygun biçimde oluşturulmuş büyük askeri birlikler olarak katılacaklar” dedi.

Bu süreci yönetmesi için bir komite kurulduğunu da belirten Abdi, SDG’den orduya katılacak asker ve komutanların “iyi rütbeler” almasını beklediğini ifade etti.

Suriye’nin kuzeyi ve doğusundaki toprakları kontrol eden SDG, IŞİD’e karşı savaşta öncü güç olarak önemli bir askerî tecrübe kazandı. Amerikan ordusunun destek verdiği SDG, görece iyi ekipmanlara da sahip.

Abdi, sahip oldukları tecrübenin Suriye ordusunu güçlendireceğini ifade etti.

Abdi yalnızca ordunun değil, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi (AANES) topraklarında görev yapan polis gücünün de merkezi polis teşkilatına katılacağını, bu konuda da prensip anlaşmaya vardıklarını belirtti. Daha önce SDG, polis teşkilatının özerkliğini talep ediyordu.

SDG komutanı Suriye’de geçtiğimiz aylarda yaşanan ve Aleviler ile Dürzilerin hedef alındığı mezhep çatışmalarının entegrasyon sürecini yavaşlattığını, Mart ayında Şam’la yapılan anlaşmanın uygulanmasının bu nedenle şu ana dek geciktiğini belirtti. Benzer şiddet olaylarının tekrarlanmamasının önemine vurgu yaptı.

Anlaşma, silahlı güçlerin yanı sıra Kürt bölgesindeki tüm sivil ve ekonomik kurumların da merkezi yönetimle entegrasyonunu öngörüyor.

Abdi, Şam ile yaptıkları anlaşmanın Türkiye’nin itirazlarını gidereceğini de umuyor.

SDG’yi PKK’nın bir uzantısı olarak gören ve terör örgütü sayan Türkiye, Suriye’de silah tekelinin Şam’a geçmesini istiyor. Ankara sınır kapıları, petrol kuyuları gibi stratejik altyapının denetiminde de tek söz sahibi olarak Şam’ı görmek istiyor.

Abdi, Şam ile varılan anlaşmanın Türkiye’yi de memnun edeceği konusunda iyimser, “Eğer biz Suriyeliler olarak anlaşmaya varırsak, ki şu anda olan bu, Türkiye’nin Suriye’ye müdahale etmesi için bir gerekçesi kalmayacaktır” diyor.

AP’ye yaptığı açıklamada Mazlum Abdi, SDG’nin Suriye ordusuna katılması konusunda “Türk tarafında bir miktar esneklik gözlemlediklerini” de söyledi.

Paylaşın

Saray, Saatte 70 Asgari Ücret Harcıyor

2025 yılının ilk dokuz ayında Cumhurbaşkanlığının 10 milyar liradan fazla harcadığını söyleyen CHP’li Burhanettin Bulut, Saray’ın her saat başı 70 asgari ücret harcadığını ifade etti.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut, bu yılın ilk dokuz ayında Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın 592 bin 833 emeklinin, 452 bin 484 asgari ücretlinin maaşını harcadığını belirterek, “Ekonomik krizmiş, millet açmış, işsizmiş, dar gelirli eve ekmek götüremiyormuş Saray’ın umurunda değil. İtibardan tasarruf etmeyen Saray, günde 37 milyon 55 bin 993 TL harcadı” dedi.

Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın, bu yılın ilk dokuz ayındaki harcamalarını değerlendiren Bulut, “Cumhurbaşkanlığı Sarayı, Ocak ayında 1 milyar 779 milyon 281 bin TL, Şubat ayında 1 milyar 313 bin 737 TL, Mart ayında 542 milyon 22 bin TL, Nisan ayında 1 milyar 710 milyon 494 TL, Mayıs ayında 652 milyon 899 bin TL, Haziran ayında 955 milyon 89 bin TL, Temmuz ayında 950 milyon 89 bin TL, Ağustos ayında 1 milyar 661 milyon 787 bin TL, Eylül ayında 784 milyon 937 bin TL olmak üzere yılın ilk 9 ayında 10 milyar 4 milyon 638 bin TL para harcadı. Saray’ın harcamaları, ayda 1 milyar 111 milyon 626 bin 445 TL, 1 günde 37 milyon 55 bin 993 TL, saatte 1 milyon 544 bin TL’ye tekabül ediyor” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanlığı’nın harcamalarını, en düşük emekli maaşı ve asgari ücretle karşılaştıran Bulut, şöyle devam etti:

“En düşük emekli maaşının 16 bin 881 TL olduğu Türkiye’de, Saray, 9 ayda 592 bin 833 emeklinin, ayda 65 bin 870 emeklinin, bir günde 2195 emeklinin, bir saatte 92 emeklinin maaşını harcadı. Saray’ın harcamalarını 22 bin 104 lira 67 kuruş olan asgari ücret üzerinden değerlendirdiğimizde 9 ayda 452 bin 484 asgari ücretlinin, bir ayda 50 bin 276 asgari ücretlinin, bir günde 1676 asgari ücretlinin, bir saatte 70 asgari ücretlinin maaşını harcadı.”

Bu rakamların ülkedeki gelir dağılımı adaletsizliğini ve iktidarın harcama önceliklerini açıkça ortaya koyduğunu belirten Bulut, “Ekonomik krizmiş, millet açmış, işsizmiş, dar gelirli eve ekmek götüremiyormuş Saray’ın umurunda değil. Vatandaş her geçen gün daha da yoksullaşırken, Saray kendi lüksünden en ufak bir fedakârlık yapmıyor. Halk en temel ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gelmişken, Saray’ın bir dakikalık harcaması bile bir emeklinin maaşına denk geliyor. Bu tablo hem ekonomik krizin hem de siyasi sorumsuzluğun aynasıdır” değerlendirmesini yaptı.

İktidara, “Tasarrufu vatandaştan değil, saraydan başlatın” çağrısında bulunan Bulut, israf ve savurganlığın artık kabul edilemez boyutlara ulaştığını kaydetti.

Paylaşın

DEM Parti’den Dervişoğlu’na Yanıt: Zavallı

İYİ Parti lideri Müsavat Dervişoğlu’nun kendilerini hedef alan sözlerine cevap veren DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, “Savaştan beslenen ve bunu ikbal zanneden zavallılarsınız” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun partisinin grup toplantısında kendilerini hedef alan açıklamalarına cevap verdi.

Dervişoğlu açıklamasında, “Siz bu milletin başına bela olan bir terör örgütünün siyasi uzantısısınız. En az onlar kadar da alçaksınız. Böylesine arsız, böylesine yüzsüzsünüz. Önderleri katil, sözcüleri müptezel, zihinleri kiralık, ruhları satılık, elleri kan, sözleri ihanet, ikametleri kandil, pusulaları İmralı’dır bu alçakların” dedi.

DEM Partili Doğan, sosyal medya hesabından Dervişoğlu’na verdiği cevapta şu ifadeleri kullandı:

“Siz ‘milli hassasiyet’ tacirlerisiniz. Kan, savaş, ölüm sizin pusulanız. Savaştan beslenen ve bunu ikbal zanneden zavallılarsınız. Barışın mümkün olduğunu hisseden korkaklarsınız. Korkunuz arttıkça nefretiniz büyüyor, maskeniz düşüyor. Bu ülkeye barışı, kardeşliği ve demokrasiyi size rağmen getireceğiz.”

Paylaşın

Kirli Havanın Türkiye’ye Yıllık Maliyeti 138 Milyar Dolar

Hiçbir ilin yıllık ortalama hava kalitesinin Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) önerdiği kılavuz değerlere göre temiz olmadığı ortaya çıktı. Kirli havanın Türkiye’ye yıllık maliyetinin ise 138 milyar dolar olduğu hesaplandı.

Temiz Hava Hakkı Platformu’nun (THHP) Türkiye’nin hava kalitesine ilişkin hazırladığı Kara Rapor 2025’e göre tüm illerde alarm zilleri çalmaya devam ediyor.

Rapor, 2024’te hiçbir ilin yıllık ortalama hava kalitesinin Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) önerdiği kılavuz değerlere göre temiz olmadığını ortaya koydu. Tüm illerde hava kirliliği limit değerin üzerinde çıktı. Havası en kirli iller Hatay, Osmaniye, Malatya, Kahramanmaraş, Şırnak, Hakkâri, Ağrı, Muş, Batman ve Iğdır olarak sıralandı.

Sanayi ve termik santral yoğun bölgelerde (Bursa Kestel, Osmaniye, Şırnak) vatandaşlar yılın yüzde 70’ini aşan dönemde sağlıksız hava soludu. Toplam 31 ilde hava kalitesinde Türkiye’nin belirlediği limit değer aşıldı. Osmaniye’de 2024 ortalaması bir metreküpte 83,60 mikrogram (µg/m³) olarak kaydedildi.

İstanbul’da Sultangazi’deki Cebeci taş ocaklarının etkisiyle ilçe halkı yılın 263 günü kirli havaya maruz kaldı. Ankara ve İstanbul’da hava kirliliği “hassas” düzeyde seyretti. İzmir’de ise Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına bağlı istasyonlardan yeterli veri alınamadığı için kapsamlı değerlendirme yapılamadı.

Partiküler maddenin esas kaynakları fabrikalar, enerji tesisleri, yakma tesisleri, inşaat faaliyetleri, yangınlar ve rüzgar olarak sıralanıyor. Partiküllerin boyutu aerodinamik çapları 2,5 mikrometreden (μm) küçük olanlar PM2,5 ve 10 mikrometreden küçük olanlar PM10 olarak tanımlanırken, bu partiküller solunum sisteminde depolanabiliyor.

Türkiye’de PM10 için yıllık ortalama limit değer bir metreküpte 40 mikrogram (µg m-3) iken DSÖ’ye göre 15. Dünya Sağlık Örgütü, PM2,5 için ise yıllık ortalama metreküpte 5 mikrogram limit değer belirlerken, Türkiye’de bu partikül madde için Hava Kalitesi Değerlendirme ve Yönetimi Yönetmeliği’nde belirlenen herhangi bir ulusal limit bulunmuyor.

Temiz Hava Hakkı Platformu, yeni raporunda, ince partikül madde PM2,5 kirliliğinin Türkiye ekonomisine yıllık maliyetini ilk kez hesapladı. Yaklaşık 138 milyar dolar olarak hesaplanan bu maliyet, Türkiye’nin 2024 gayri safi yurt içi hasılasının (GSYİH) yaklaşık yüzde 10’una denk geliyor.

Türkiye’de hava kalitesi mevzuatı, son 10 yılda Avrupa Birliği (AB) çevre müktesebatına uyum amacıyla önemli değişimler geçirdi. Ancak rapora göre Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının hava kalitesini izleyen altyapısı, son 10 yılda genişlemiş olsa da veri kalitesi ve sürekliliği zayıfladı. 380 ölçüm istasyonundan yalnızca bir kısmının yönetmelikte öngörülen düzeyde (yüzde 90 ve üzeri) veri üretebildiği ortaya kondu. Buna göre 2022’den sonra veri kalitesi, 2017 seviyelerine geriledi; PM2,5 ölçümleri ise hâlâ yetersiz seviyede.

DW Türkçe’den Pelin Ünker’in haberine göre; THHP Koordinatörü Deniz Gümüşel, “Özetle diyebiliriz ki kâğıt üzerinde Avrupa Birliği standartlarına yakın ancak sağlıklı havaya uzağız. Soluduğumuz havadaki en tehlikeli maddelerden biri olan PM2,5’in yarattığı kirlilik, 2024 gayri safi yurt içi hasılasının 10’da biri kadar mali yük oluşturuyor. Bu tablo, sorunun sadece sağlıkla sınırlı kalmadığını, ekonomik refahı da sarstığını açıkça gösteriyor” diyor.

Hava kirliliği sağlıklı olmanın önündeki en önemli engellerden biri. Dünya Sağlık Örgütü, PM10’un solunum yolu sorunlarına neden olabileceğine, özellikle astım gibi solunum yolu hastalığı olan bireylerde semptomların artmasına ve solunum fonksiyonlarında bozulmaya yol açabileceğine işaret ediyor.

Örgüte göte PM10’a uzun süre maruz kalınması; kalp krizi, inme, hipertansiyon gibi kardiyovasküler hastalıklar ve akciğer kanseri riskini artırabilir. Akciğer fonksiyonlarını olumsuz etkileyen PM10, KOAH gibi akciğer hastalıklarının semptomlarını kötüleştirebilir.

P2,5 ise PM10 parçacığının daha da küçüğü (dörtte biri ve ondan küçüğü) anlamına geldiğinden bu hastalıkların daha da ağırına sebep olabiliyor.

Türkiye’de PM2,5 için ulusal yıllık limit değer bulunmazken istasyonlarda da düzenli ölçüm yapılmıyor.

Kara Rapor 2025’e göre PM2,5 kirliliği KOAH’a bağlı ölümlerin yüzde 41,3’ünden, iskemik kalp hastalıklarına bağlı ölümlerin yüzde 27,7’sinden, inme kaynaklı ölümlerin yüzde 27,4’ünden ve akciğer kanserine bağlı ölümlerin yüzde 18,6’sından sorumlu.

THHP Temsilcisi Prof. Dr. Çiğdem Çağlayan, “Eğer PM2,5 düzeyi DSÖ’nün önerdiği yıllık ortalama metreküpte 5 mikrogram seviyesine indirilebilseydi yılda 60 binin üzerinde ölüm önlenebilirdi” diyor.

Raporda ayrıca PM2,5’e uzun süreli maruziyetin demans (bunama) riskini artırdığı, yıllık ortalamada her metreküpte 5 mikrogram artışta demans riskinin yaklaşık yüzde 8 yükseldiği belirtiliyor.

Orman yangınlarından kaynaklanan kirlilik
Öte yandan orman yangınlarından kaynaklanan PM2,5 kirliliğinin diğer kaynaklara göre çok daha fazla ölüme yol açtığı, 2000–2016 arasında küresel düzeyde 65,6 milyon ölüm içinde 406 bin 720 ölümün orman yangınına bağlı PM2,5’in akut etkilerine atfedilebildiği aktarılıyor.

Platform, çocukların aşırı sıcak, hava kirliliği ve iklim kaynaklı afetler karşısında en kırılgan grup olduğuna dikkat çekiyor.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının 2023 Hava Kalitesi İzleme Raporu, PM10 ölçümlerinde 304 istasyonun 157’sinde ulusal limit değerlerin aşıldığını, DSÖ limitleri açısından ise sadece 7 istasyonun “iyi” sınıfında kaldığını gösteriyordu.

Bakanlığa göre 2023’te 20 istasyonda hiç PM10 ölçümü yapılmazken, çalıştırılan istasyonların dörtte birinden yüzde 90’ın altında veri alınmış; istasyonların yılın kaç günü çalıştığı da netleşmemişti.

Kara Rapor 2025 bulguları, 2023’teki bu veri sürekliliği ve aşım sorunlarının 2024’te de sürdüğünü, ayrıca PM2,5’in hâlâ mevzuatta bağlayıcı bir ulusal limit değere kavuşmadığını gösteriyor.

THHP Hava Kalitesi Uzmanı Dr. Ozan Devrim Yay, “Temel kirleticiler için AB sınır değerlerine kağıt üzerinde ulaşıldı fakat Dünya Sağlık Örgütü’nün küresel düzeyde insan sağlığının korunması için belirlediği kılavuz değerlere ulaşmak için ulusal bir vizyona ve plana ihtiyaç var” diyor.

Yay’a göre PM2,5 için hâlâ bağlayıcı ulusal limit bulunmaması önemli bir sorun teşkil ederken, enerji ve sanayi tesisleri için çok çeşitli “kirletme istisnaları” tanımlanması bu tesislerin bulunduğu bölgeleri “kirlilik cennetleri”ne dönüştürüyor. Özetle uygulama ve denetim mekanizmaları, mevzuatın gerisinde kalıyor.

Temiz Hava Hakkı Platformu, öncelikle PM2,5 kirliliğine bağlı ölüm ve hastalıkların ekonomik maliyetinin düzenli olarak hesaplanmasını ve bu maliyetlerin kamu yatırım planlarına entegre edilmesini istiyor. Sağlık ve çevre politikalarında sistematik maliyet-etkinlik değerlendirmelerinin yapılması, hava kirliliğiyle mücadeleye ayrılan kaynakların artırılması gerektiğinin altını çiziyor.

Platform, halk sağlığının korunması adına PM2,5 için DSÖ standardında bir limit değerin mevzuatta tanımlanması, izlemede altyapının ve veri kalitesinin geliştirilmesi, denetimlerin etkili yaptırımlarla desteklenmesi çağrısı yapıyor.

Paylaşın

Erdoğan’dan “Nadir Elementler” Açıklaması: Verilmesi Sözkonusu Değil

Cumhurbaşkanlığı Kabine Toplantısı’nın ardından konuşan Erdoğan, “Beylikova’daki nadir toprak elementleri sahasının herhangi bir ülkeye verilmesi asla sözkonusu değildir” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Kabine Toplantısı’nın ardından konuştu. Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle: “Türkiye’yi hedefleriyle buluşturma çabalarımız hız kesmeden sürüyor. Son kabine toplantımızdan bu yana yine yoğun bir mesai dönemi geçirdik. İçeride toplu açılış törenleri, il ziyaretleri, dışarıda uluslararası zirve ve seyahatler ile millete hizmet mücadelemizi kararlılıkla devam ettirdik. Ana muhalefet partisiyle aramızda ufuk, vizyon ve zihniyet farkı kendini belli ediyor.

Dünyanın içinden geçtiği fırtınalı dönemde Türkiye liyakatli kadroların riyasetinde, emin ve ehil ellerde güvendedir. Yasamada Cumhur İttifakı olarak tam uyum ve koordinasyon içinde çalışıyoruz. Yürütmede kabine üyelerimiz ve bürokratlarımızla ülkemizin sorunlarına çözüm yolları geliştiriyoruz. Yargımız anayasanın sınırları çerçevesinde adaletin tecellisi için gayret gösteriyor.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin en mühim çıktılarından biri olan bu kazanımları güçlendirerek devam ettirmek kararlılığındayız. Dünyada birçok ülkenin başına gelse yerle yeksan olacağı krizleri biz 86 milyonun kılına dahi zarar germeden başarıyla yönetiyoruz. Son asrın en ciddi sağlık krizi, Rusya-Ukrayna arası savaşı, kanlı çatışmalardan ticaret ve gümrük savaşlarına kadar birçok meselede bunu gördük, yaşadık, bilfiil tecrübe ettik. Tuzağa düşmedik, oyuna gelmedik. Batılı ülkeler bize ne der, diye değil, 23 yılın engin tecrübesi, birikimi, muktesebatı ile politikalarımızı belirledik.

Dün bizi hem koronavirüs salgınında hem de Rusya-Ukrayna krizinde insafsızca yerenler bugün utangaç da olsa hak verir noktaya geldiler. Bizi Avrupa ve Batı bloğundan uzaklaşmakla suçlayanlar bugün takip ettiğimiz politikalara övgüler düzüyor. Bizi tenkit edenlerin kimi zaman 2 yıl kimi zaman 4 yıl kimi zaman çok daha gecikmeli de olsa bizi takdir eder konuma gelmeleri elbette kendi gelişmeleri açısından önemli. Doğruyu bildikleri halde ikrar edemeyenlere maalesef yapacağımız bir şey yoktur.

Onlar boş beleş işler peşinde koşarken biz ülkemize ve milletimize hizmet için aşkla koşturduk. 1 Ekim’de TBMM’nin yasama yılının açılışını gerçekleştirdik. 4 Ekim’de toplam değeri 8 milyar 425 milyon lirayı bulan 50 projemizin açılış ve temel atma törenlerini icra etmek üzere Sultanbeyli ilçemizdeydik. 4 Ekim tarihi bizim için bir başka önemli ve kritik gün oldu. İsrail’in işgal ve soykırımına tepki olarak farklı ülkelerden Gazze’ye doğru yelken açan Sumud filosuna güçlü moral desteği verdik. Vatandaşlarımızın da içinde olduğu aktivistlerin tahliye sürecini başarıyla yönettik.

Toplam 137 aktivisti ülkemize güvenle getirdik. Gözaltına alınan 3 milletvekilimiz de Bakü üzerinden Türkiye’ye sorunsuz, sıkıntısız şekilde ulaştı. Türk Hava Yollarımızın 10 Ekim’deki seferle 18’i vatandaşımız olan toplam 94 aktivisti Türkiye’ye intikal ettirdik. İnsanlığın vicdanına tercüman olan tüm vatandaşlarımıza, aktivistlere bir kez daha teşekkür ediyor, tekrar geçmiş olsun diyorum. Batılı aktivistlerin tahliye operasyonumuzdan övgüyle bahsettiği bu yolda Türkiye’yi suçlayanları milletimin vicdanına havale ediyorum.

Ana muhalefetin Türkiye’nin enerji arz güvenliğini hedef alan yakışıksız iddia ve ithamlarını tek tek çürüttük. Sakarya gaz sahasından şu anda 4 milyon hanemizin doğalgaz ihtiyacını karşılıyoruz. Bu sayı 2026’da 8 milyona 2028’de inşallah 16 milyona çıkacak. Akkuyu’da ilk elektriği çok yakın bir zamanda üreteceğiz. Ana muhalefetin balıkları öne sürerek yaptığı eleştirilere aldırmadan nükleer enerjiye yatırım yapmayı sürdüreceğiz. Yine muhalefetin çarpıttığı konuya açıklık getirmek istiyorum. Sahip olduğumuz madenlerin katma değerli şekilde uluslararası pazarlara sunuluyor.

Özellikle nadir toprak elementleri, savunma sanayinden yenilenebilir enerji sistemlerine, elektrikli araçlardan haberleşme ve uzay teknolojilerinde kritik rol oynuyor. Eskişehir’in Beylikova ilçesinde bugüne kadar 310 ayrı lokasyonda 125 bin metre sondaj yapıldı. Çalışma sahasında nadir toprak elementleri barit ve florit başta olmak üzere 694 milyon ton kaynak olduğu tespit edildi. Bu saha dünyanın ikinci büyük nadir toprak kaynak sahasıdır. 17 nadir toprak elementinin 10’unun bulunduğu Beylikova’da 12,5 milyon ton nadir toprak oksitleri yer alıyor. Dünyanın en büyük 5 üreticisinden birisi olmak istiyoruz. İlk etapta yıllık 1200 ton cevher işleyeceğimiz Eti maden pilot üretim tesisini devreye aldık. Pilot tesisin endüstriyel tesise dönüşmesi için çalışmalarımıza devam ediyoruz.

“Maden tetkik arama çalışmalarını engellemeye çalışıyorlar”

Pekçok ülke teknoloji geliştirme, danışmanlık ve teknoloji transferi için deneyimli ülkelerle anlaşmalar imzalıyor. Biz de teknolojik hafızaya sahip ülkelerin uzman kuruluşları ile işbirlikleri geliştirmek amacıyla görüşmeler yapıyoruz. Beylikova’daki nadir toprak elementleri sahasının herhangi bir ülkeye verilmesi asla sözkonusu değildir. Her kim bunu iddia ediyorsa kendi ülkesine iftira atıyor demektir. Önce maden tetkik arama çalışmalarını engellemeye çalışıyorlar. Bunda başarılı olamayınca bu sefer işletilmesini sabote etmenin derdine düşüyorlar.

Denklem aslında çok basit; mümkünse engellemek değilse itibarsız hale getirmek. Nadir toprak elementleriyle ilgili yaşananlar da budur. Amaç Türkiye’nin bu kaynağından istifade etmesini engellemektir. Hükümetimize iftira atanlar Karadeniz doğalgazı ile Gabar’daki petrol keşiflerimizi dillerine dolayanlardır. Orada da destek vermek yerine hemen bir kulp taktılar. Bugün de aynısını yapıyorlar, yarın da değişen bir şey olmayacak. Milletimden bunlara karşı uyanık olmalarını rica ediyorum.

Dilde, fikirde, işte birlik ilkesi ışığında Türk devletler arasında dayanışma ver ortaklıkları yapıyoruz. Türk devletleri teşkilatı 12. zirvesine katıldık. Zirvede aldığımız kararların ve Gebele bildirisinin Türk dünyası için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. 9 Ekim’de törenle 2025-2026 Yükseköğretim Akademik Yılı’nın açılışını gerçekleştirdik. Yeni akademik yılın hayırlı olmasını diliyorum. 10 Ekim’de yine toplu açılış ve tören atma törenlerimiz vesilesiyle ana-baba ocağımız Rize’deydik.

Burada 37 projemizin toplu açılışını yaptık. Şehrimizdeki sivil toplum kuruluşları ve iş dünyasıyla bir araya geldik. 12 Ekim’de Trabzon’a geçerek 13 milyar 514 liralık 130 projemizin açılışını gerçekleştirdik. Orada bir müjdemiz oldu. Deniz üzerine üçüncü havalimanımızı Trabzon’da inşa edeceğiz. Projeyi bitirdik ve inşallah ihalesini hemen kısa zamanda yapıyoruz, ardından bütün makineleri çalıştırmaya başlayacağız.

Türkiye’nin yıldızının giderek daha çok parlamasından, küresel siyasette ağırlığının artmasından gurur duyuyoruz. Türkiye dış politikasındaki barış, diyalog, adalet ve çözümden yana aktif tutumuyla günden güne vazgeçilmez bir oyuncu haline geliyor. Özellikle çatışma çözümlerinde Batı’yı takip eden değil Batı’nın takip ettiği, örnek aldığı bir ülke konumundayız. Suriye ihtilafında 13,5 yıl boyunca duruşumuzu asla bozmadık. Suriyeli mazlumları, zalimlerin ve terör örgütlerinin insafına bırakmadık. Ana muhalefetin sürekli övgü yağmuruna tuttuğu Batılı ülkeler mültecileri almamak için dikenli tel örgülerin arkasına saklanırken biz Suriyeli kardeşlerimizi bağrımıza bastık.

3-5 oy uğruna Suriyeli mazlumları hedef gösterenlere rağmen en kritik zamanlarda siyasi bedel ödemeyi gözönüne alarak vicdanlı tavrımızı muhafaza ettik. Neticede tarihin doğru tarafında duran biz olduk. Zaman lümpen ırkçıları, oy avcılarını, mülteci düşmanlarını değil bizi haklı çıkardı. Bugün komşumuz Suriye’yle ilişkilerimiz her alanda güçleniyor. Birbirimizin yüzüne mahçubiyetle değil tebessümle bakıyoruz. Suriye’de istikrar kökleştikçe herşey çok daha iyi olacak. Gazze’de de Türkiye ilk günden itibaren hakkın, haklının, adaletin safında yer almıştır.

Birilerine şirin gözükmek uğruna Filistin direnişine kara çalmadık. Kalbimizden geçen neyse eğip bükmeden kimseden de çekinmeden onu cesaretle haykırdık. 102 bin tonu bulan insani yardımlarımızla Gazze’li kardeşlerimizin yanında olduk. Tüm toplantılarda Gazze’yi ve Filistin davasını korkusuzca savunduk. Bütün bunları yaparken Gazze’de ateşkesin sağlanması için çalışmayı ihmal etmedik. Bir süredir çok farklı kanallardan yürüttüğümüz diplomasinin katkısıyla Gazze’de varılan ateşkes mutabakatını memnuniyetle karşılıyoruz.

Zulmün, vahşetin, soykırımın ardından elhamdülillah Gazze’de kırılgan da olsa güven iklimi oluştu. 2 yıldır bombaların altında hayatta kalma mücadelesi veren çocukların ilk defa yüzlerinde tebessüm çiçekleri açıyor. Yıkıntıların arasında insanlar, bulabildikleri bir parça eşyaya tutunarak hayata yeniden başlamaya çalışıyor. Bunlar bizim tam olarak anlayabileceğimiz değil sadece izleyip tahayyül edeceğimiz mutluluklardır. 2 yıl boyunca çektikleri çileleri en iyi masum çocuklar bilir. 68 bin şehidi toprağa vermenin acısını yüreği yanık anne ve babalar bilir.

Biz sadece empati kurabiliriz. Sadece onları anlamaya çalışabiliriz. GAzzeli mazlumların yükünü azaltan her çaba bizim için değerlidir. Sadece ateşkes imzaladılar diye küçümsemek kimsenin haddi de hakkı da değildir. İsrail’in verdiği sözleri tutmama konusundaki bozuk sicilinin herkes gibi biz de farkındayız. Bu gerçeğin Filistin direniş hareketi Hamas ve Gazzeli kardeşlerimiz daha çok farkında ama buna rağmen umutlu olmak istiyorlar. Bir daha eski soykırım günlerine dönülmemesi için mevcut tüm baskı unsurlarını canlı tutuyoruz.

Orada hem imzacı 4 ülkenin lideri hem de diğer ülkelerin liderleri olarak çok net bir irade ortaya koyduk. Deklerasyonla bölgemizde kalıcı barışa ve istikrara giden yolda kıymetli adım attık. Deklerasyondaki iradenin sonuna kadar arkasında duracağız. Amerika, Mısır ve Katar’ın benzer tavır sergileyeceğine inanıyorum. Rehine ve mahkum takasıyla birlikte yeni bir aşamaya geçilmiş oldu. İnsani yardımaların girişleri hızlandı. 350’ye yakın TIR’ımız giriş yaptı. Dün 900 ton yardım taşıyan 17. iyilik gemimizi Mersin’den bölgeye yolcu ettik. Bunun devamı da gelecek. İnşallah kış bastırmadan insani yardımlarımıza ağırlık vereceğiz.

Şov yapmadan, başkaları gibi piar peşinde koşmadan yardımlarımıza devam edeceğiz. Bağımsız bir Filistin devleti kurulana kadar bu mücadele hız kesmeyecek. Biz mazluma kol kanat gererken sadece Rabbimizin rızasını gösetiyoruz. Hakkın rızası halkın duasından başka kimseden beklentimiz yok. Samimiyet, hasbilik, tevazu rehberimiz olmaya inşallah devam edecek. Son nefesimize kadar doğruluktan, dürüsttlükten, canla başla çalışmaktan geri duymayacağız. Dün Kocaeli’nde Gürcistan’ı 4-1 yenerek milletimize sevinç yaşatan A milli futbol takımımızı tebrik ediyorum. Kendilerine ülkem ve milletim adına teşekkür ediyorum.”

Paylaşın