Otomotiv Devi İflas Bayrağını Çekti

2018 yılında kurulan Çinli elektrikli araç üreticisi Neta Auto için resmi iflas süreci başlatılırken, şirketin yaklaşık 10 bin çalışanının durumu ise belirsizliğini koruyor. 

Artan rekabet ve ham madde maliyetlerindeki ciddi artış, Neta Auto’nun iflasında belirleyici oldu.

Tayland hükümetiyle yapılan anlaşmaya göre şirketin 2025 yılında 19 bin araç üretmesi gerekiyordu; ancak şu ana kadar yalnızca 4 bin adet üretim yapılabildi.

Karar’ın Çin medyasından aktardığı haberlere göre, Neta Auto birkaç ay önce iflas başvurusunda bulunmuş, ancak talep ilk etapta reddedilmişti. Haberlere göre, son gelişmelerle birlikte şirket için resmi iflas süreci başlatılmış durumda.

Haberlere göre,  şirketin yaklaşık 10 bin çalışanının durumu ise belirsizliğini koruyor.

Uzmanlar, Neta Auto’nun iflasının sadece bir şirketin çöküşü olmadığını, aynı zamanda Çin elektrikli araç pazarındaki acımasız rekabet ve küresel regülasyon baskılarının sektörde yeni bir dönemi başlattığını belirtiyor.

Paylaşın

Erdoğan’dan “Enflasyon” Açıklaması: Tek Haneli Rakamlara İndireceğiz

Rize’de gündeme ilişkin açıklamalarda bulunan Erdoğan, “Enflasyonu tek haneli rakamlara indirecek, her kesiminin rahat nefes almasını temin edeceğiz” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rize’de “Sivil Toplum Kuruluşları ve Sektör Temsilcileri Buluşması” programında açıklamalarda bulundu. Erdoğan, şunları söyledi:

“Türkiye yüzyılı hedeflerimize her geçen gün daha da yaklaşıyoruz. Eğitimden ulaşıma, dış politikadan ticarete, ekonomiden teknolojiye her alanda yaptığımız atılımlarla büyük ve güçlü Türkiye’yi inşa ediyoruz. Artık kendisine güvenen, sözünün ağırlığı olan savunma sanayi başta olmak üzere pek çok alanda dünyaya öncülük eden bir Türkiye gerçeği var. Bu tarihi ivmeyi artırarak sürdürmek, başarı çıtamızı daha da yükseltmek mecburiyetindeyiz. Ekonomide uyguladığımız makro istikrar programının müspet neticelerini görmeye devam ediyoruz.

Bölgemizde yaşanan çatışmalar, küresel ekonomideki belirsizlik ortamı ve büyük ekonomiler arasında kızışan ticaret savaşları işimizi zorlaştırsa da hedeflerimize ulaşacağımızdan hiçbir şüphe duyuyoruz. Geçen ay açıkladığımız Orta Vadeli Program’la önümüzdeki üç yıla dair yol haritamızı iç dünyamızla ve milletimizle paylaştık. Çin Halk Cumhuriyeti ve ABD seyehatlerimiz diğer konuların yanı sıra özellikle ekonomi, ticaret ve yatırım başlıklarında da oldukça verimliydi.

Türkiye’ye yönelik yatırım iştahının halen yüksek olduğunu orada bizzat görme fırsatı bulduk. İnşallah bunların olumlu yansımalarını yakında müşahade edeceğiz. Koronavirüs salgınından beri tüm dünyada olduğu gibi bizim de başımıza ağrıtan enflasyonun önce kontrol altına alınmasını ardından da düşüş politikasına ve patikasına girmesini sağlamak. Bunu kararlılıkla devam ettirerek tek haneli rakamlara indirecek, böylece milletimizin her kesiminin rahat nefes almasını temin edeceğiz. Dezenflasyon sürecini kesintisiz sürdürürken yatırım, istihdam, üretim ve ihracat odaklı politikalarımızı da inşallah güçlendireceğiz.

İş dünyamızın hükümetimizden beklentilerini elbette çok iyi biliyoruz. Enflasyondaki iyileşmeye paralel olarak bu beklentileri de karşılayacak adımları peyderpey atacağız. Aziz kardeşlerim şu hakikatin sizin gibi bizler de gayet farkındayız. Türkiye’nin son 23 yılda elde ettiği birçok kazanımın arkasında özel sektör kamu dayanışmasının çok büyük rolü var.

Çalışkan, vizyon sahibi siz iş insanlarımıza her alanda öncülük ederek sizlerin yolunu açtık, engelleri ortadan kaldırdık, sizlere destek olduk. Sizler de önünüze çıkan fırsatları en iyi şekilde değerlendirerek Türk ekonomisine kan verdiniz, can verdiniz. Ağızlarını her açtıklarında yandık bittik diyerek millete karamsarlık zerk eden felaket tellallarına değil bu ülkeye inandınız, bu devlete güvendiniz. Aramızdaki işte bu dayanışma sayesinde Türkiye’ye nice başarıları birlikte yaşattık. Mesela 36 milyar dolardan aldığımız ihracatı 270 milyar dolar sınırına sizlerle birlikte gittik.”

Programının önceki bölümünde; Erdoğan, İsmail Kahraman Kültür Merkezi’nde partisinin Genişletilmiş İl Danışma Meclis Toplantısı’nda konuştu.

Sözlerine, “Her birinize coşkunuz için, vefanız için, sevdanız için teşekkür ediyorum. 24 yıldır bu kardeşinizi yalnız bırakmadığınız için hepinize şükranlarımı sunuyorum. Şunu da özellikle ifade etmek istiyorum, biz de Rize’miz için de canla başla çalıştık. İyi gününde zor gününde Rizelilerin yanında olduk. Sel felaketinin tamamen silinmesi için çalışmalar devam ediyor” diye başlayan Erdoğan özetle şunları söyledi:

“Ana baba ocağımda bulunmak benim için ayrı bir bahtiyarlık. Son ziyaretimizden bu yana sadece 15 ay geçmiş olsa da Rize’yi, Rizeli hemşerilerimizi özlemişiz, Rizeli uşaklar da bizi özlemiş. Hem hasret giderim hem geçmiş olsun dileklerimizi iletelim hem de yapımı tamamlanan hizmetleri açalım istedik. Dün toplam değeri 3 milyar 84 milyar liralık 38 projenin toplu açılışını, 2 projenin temel atma törenini gerçekleştirdik. Tüm bu eser ve hizmetlerin sizlere hayırlı olmasını diliyorum.

Önceki gün Gazze’yle ilgili yüreklerimize su serpen bir haber aldık. Ateşkes konusunda İsrail ile Hamas arasında mutabakat sağlandı. Türkiye unutmayın, Türkiye’den çok daha büyüktür. Türkiye geleceğe doğru emin adımlarla ilerliyor. Ülkemiz son sürecin lokomotiflerinden biri oldu. Filistinli kardeşlerimiz, özellikle Hamas barışa hazıra hazır olduklarını gösterdi. 2 yıllık zulmün, soykırımın, vahşetin ardından Gazze’de buruk da olsa ilk defa yüzler gülmeye başladı. Filistin’i ve Filistinleri selamlıyorum. Kim ne derse desin Gazzeli mağdurları sevindiren her adım bizim için de makbuldür.

Türkiye olarak hep şunu söyledik; Adil bir barışın kaybedeni olmaz. Diplomatlarımızı tebrik ediyorum. Artık buradan dönüş olmamalı. İsrail hükümeti attığı imzanın arkasında durmalıdır. Saldırgan politikalarına son vermelidir. İki devletli çözüm bölgede kalıcı barışın anahtarıdır. Biz dün olduğu gibi yarın da adil barışı savunmaya devam edeceğiz. 2 yıl boyunca çok büyük acılar çeken Filistinli kardeşlerimize tüm gücümüzle sahip çıkacağız. Bundan kimsenin endişesi olmasın.

“Enflasyon düşmeye devam ediyor”

Milletimiz de bu samimiyetimizi görüyor. Bir avuç müzbin dışında benim milletim gayretlerimizi görüyor. Rabbim bizi milletimize hizmet yolundan ayırmasın. İçerde ekonomide hayat pahalılığının çözmenin yanı sıra ülkemizi terör belasından kurtarma gayretindeyiz. Enflasyon düşmeye devam ediyor. Şimdi sizlere bir müjde veriyorum; Merkez Bankamızın rezervleri 183 milyar dolarla artış trendini sürdürüyor. Deprem bölgesindeki inşaa faaliyetlerimizde ivme kaybı yok. 350 bininci konutun anahtarını teslim ediyoruz.

Bakıyorsunuz birileri Türkiye’nin stratejik hamlelerini gölgelemek için bazı şeyler yapıyor. CHP Genel Başkanı ABD seyahatimizle ilgili ipe sapa gelmez bir sürü yalan savurdu. Kendileri rüşvetsiz selam dahi almadıkları için aynı çamuru bize de bulaştırmaya kalktı. Gazze’yi bile alet etti. Sonuçta rezil olan, yalanı elinde patlayan yine kendisi oldu. Tıpkı baklava kutularından çıkan Eurolar sonrası kumpas kurdular dediği gibi burada da faka bastı. Ana muhalefetin iddia, iftira ve saldırılarının hedefinde sadece biz yokuz.

Bizim yanımıza yaklaşan, çay sohbetini paylaşan tüm siyasi partiler de aynı saldırılara muhatap oluyor. Meclis açılışı sonrası yaşananları hep beraber takip ettik. CHP’li tetikçiler mangası topyekun linç furyası başlattılar. Son genel seçimlerde il il beraber dolaştıkları ittifak ortaklarını bile azgınlıklarıyla çileden çıkardılar. Savunduklarını iddia ettikleri ne kadar kavram varsa bir fotoğraf karesi yüzünden rafa kaldırdılar. Sadece bir fotoğraftan dolayı eski ittifak ortaklarına bunları yapanlar, ellerine güç geçince bu millete ne yapmaz. Bunlara güven olur mu? Sözde demokratlığına inanılır mı?

Onlar gerilimden besleniyor, biz kardeşliği savunuyoruz. Onlar kutuplaştırmanın biz kucaklaştırmanın yanındayız. Onlar siyasi ikballerinin peşinde biz ülkenin istikbalinin peşindeyiz. Onlar slogan üretiyor, biz sorunlara çözüm üretiyoruz. Türkiye için daha büyük hedeflere yine sizlerle ulaşacağız.”

Paylaşın

Dünya Genelinde 129 Milyon Kız Çocuğu Okula Gidemiyor

11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü… Birleşmiş Milletler Uluslararası Çocuk Acil Durum Fonu’nun (UNİCEF) verilerine göre; dünya genelinde en az 129 milyon kız çocuğu okula gidemiyor.

11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü, çocukların cinsiyetlerinden dolayı uğradığı ayrımcılığa, çocuk yaşta zorla evlendirmeye, şiddete ve çocuk yoksulluğuna dikkat çekmek için Birleşmiş Milletler tarafından 2012’de ilan edildi.

Peki 2025’te kız çocukları hangi koşullarda Dünya Kız Çocukları Gününü kutluyor? UNİCEF’ in verilerine göre dünya genelinde 129 milyon kız çocuğu okula gidemiyor.

Türkiye’de çocuk nüfusunun yarıya yakınını oluşturan kız çocuklarının en az yüzde 13’ü okul gitmek yerine çalışmak zorunda. Geçtiğimiz yıl en az 9 bin 354 kız çocuğu erken yaşta evlendirilerek istismara maruz bırakıldı. Cinsel istismar davalarının yüzde 85’inde ise mağdurlar kız çocukları oldu.

2024’te 9 bin 354 kız çoğu erken yaşta evlendirildi
2024’te Türkiye’deki 21 milyon çocuk nüfusunun yüzde48,7’sini kız çocuklarından oluşuyor.
15-17 yaşta çocukların işgücüne katılma oranı yüzde 24,9, bu oran kız çocuklarında yüzde 13,7.
2024’te 16-17 yaş grubundaki kız çocuklarının resmi evlenme oranları yüzde 1,6.

2024’te en az 9.354’ü kız çocuğu erken yaşta evlendirilerek istismara maruz bırakıldı.
Cinsel istismar davalarının yüzde 85’inde mağdurlar kız çocukları oldu.
6-17 yaş grubundaki 611 bin çocuk okul dışında. Bunların yüzde 44,3’ü kız çocukları.
Okul öncesi eğitimde kız çocuklarının okullaşma oranı Türkiye ortalamasının altında.

(Kaynak: Evrensel)

Paylaşın

Dünya Kupası Elemeleri: Türkiye’den Tarihi Galibiyet

2026 FIFA Dünya Kupası Avrupa Elemeleri E Grubu’nda Bulgaristan ile Türkiye, Vasil Levski Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Türkiye, karşılaşmadan 6-1 galip ayrıldı.

Haber Merkezi / Türkiye’ye galibiyeti getiren golleri 11. dakikada Arda Güler, 49. dakikada Victor Popov, 51 ve 56. dakikalarda Kenan Yıldız,  65. dakikada Zeki Çelik ve 90+3. dakikada İrfan Can Kahvesi, Bulgaristan’ın tek golünü ise 13. dakikada Radoslav Kirilov kaydetti.

Türkiye, bu galibiyet ile puanını 6’ya çıkardı ve grupta 2. sıraya yükseldi. Bulgaristan ise 0 puanda kaldı. Grupta lider olan İspanya’nın 9, 3. sırada yer alan Gürcistan’ın ise 3 puanı bulunuyor.

Türkiye, ilk maçında deplasmanda Gürcistan’ı 3-2 yenmiş, ikinci maçında ise İspanya’ya 6-0 mağlup olmuştu.

Türkiye ile Gürcistan, 14 Ekim Salı günü saat 21:45’te Kocaeli Stadyumu’nda karşı karşıya gelecek.

Grubun bir diğer maçında Gürcistan’ı ağırlayan İspanya, Pino ve Oyarzabal’ın golleriyle maçtan 2-0 galip ayrıldı.

11. dakikada Hakan Çalhanoğlu’nun pasıyla Bulgaristan ceza sahasına giren Arda Güler, plase vuruşuyla fileleri havalandırdı. 0-1

13. dakikada sağ kanattan hızlı gelişen atakta Despodov’un penaltı noktası önüne yaptığı ortaya Krilov’un gelişine vuruşunda Zeki Çelik’e de çarpan top filelere gitti. 1-1.

51. dakikada Arda Güler’in pasını ceza sahasında iyi kontrol eden Kenan Yıldız, açısını düzeltip vurdu ve meşin yuvarlak ağlarla buluştu. 1-3.

56. dakikada Hakan Çalhanoğlu’nun sol kanata iyi pasını kontrol eden Kenan Yıldız rakibini geçip ceza sahasına girdi, ayak içiyle köşeyi gördü ve topu ağlara yolladı: 1-4

65. dakikada Arda Güler’in sağ kanattan kullandığı kornerde ön direkte Zeki Çelik topa kafayı vurdu ve fileleri havalandırdı. 1-5

90+3. dakikada gelişen atakta Oğuz Aydın ceza sahasına girdi, altı pas içindeki İrfan Can Kahveci’ye pasını gönderdi, İrfan kayarak topa dokundu ve meşin yuvarlağı ağlara yolladı. 1-6

Paylaşın

Erdoğan, Gazze Üzerinden CHP’ye Yüklendi

Rize’de konuşan Erdoğan, “Ana muhalefet uzun süre Hamas’a terör örgütü dedi. Selam çaktıkları yerlerden umduklarını bulamayınca hemen ağız değiştirdiler. İtibar suikastine devam ettiler. Sonuçta ne oldu bize attıkları çamurlar döndü dolaştı kendilerini buldu” dedi ve ekledi:

“Dünkü anlaşma hakikati gösterdi. Hamas ve Filistinli kardeşlerimiz dahil herkes Türkiye’nin çabalarını takdir etti, teşekkür etti. Bizi bir tarafa bıraktım, CHP genel başkanının Türkiye hükümetine bir özür borcu yok mu? Sayın Özel’in haftalardır çalışan devlet görevlerine bir özür borcu yok mu? Takdirini milletimin en iyi şekilde yapacağına inanıyorum.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rize’de Valilik Tören Alanı’nda, Yapımı Tamamlanan Tesis ve Projelerin Toplu Açılış Töreni’nde konuştu. Erdoğan’ın konuşmasından satır başları şu şekilde:

“15 aylık aradan sonra sizlerle hasret gidermek üzere Rize’deyim. Her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. 20-21 Eylül’de yaşanan sel felaketi nedeniyle geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Dünya değişir, zaman değişir, bizim size ve milletimize olan sevdamız değişmez. Buraya gelirken yine elimiz boş gelmedik. Rize’ye yine hizmetlerle geldik. Toplam 38 projemizin toplu açılışını, 2 projemizin temel atmasını gerçekleştiriyoruz. Toplam yatırımı 3 milyar 84 milyon lirayı geçen eserleri hizmete veriyoruz.

Yurt dışında da yoğun bir diplomatik atak içerisindeyiz. Türkiye’nin ağırlığını artırıyoruz. Dünya liderlerinin katıldığı zirvelerde ülkemizi gururla temsil ediyoruz. Medeni denilen ülkelerin sessiz kaldığı trajedileri cesaretle insanlığın gündemine taşıyoruz. Gittiğimiz her yerde kimseden çekinmeden ezilenlerin sesi olduk. Niçin biliyor musunuz? Çünkü biz bu toprakların evladıyız. Nasıl Rize hak olanın yanındaysa, biz de mazlumların yanındayız. Rize’den aldığımız güçle, sizden aldığımız ilhamla zalimlerin karşısında eğilmeden bükülmeden duruyoruz.

Mısır’dan hepimizi sevindiren haber aldık. Hamas ile İsrail hükümeti arasındaki görüşmelerde anlaşma sağlandı. 2 yıl sonra ilk kez Gazze’de yüzler güldü. İnsanlar sevinçle sokaklara döküldü. Gazzeli kardeşlerimizin şükür secdesine kapandığını görmek bizi çok farklı bir duygu dünyasına götürdü. İlk günden itibaren bu sürece en büyük katkıyı veren ülkelerden biriyiz. ABD’deki ana gündemlerimizden biri Gazze’de akan kanı durdurmaktı. ABD Başkanı Sayın Trump ile çok verimli bir görüşme gerçekleştirdik.

“Önemli olan anlaşmanın harfiyen uygulanması”

Sonuçta anlaşma imzalandı ve Gazze’de kalıcı barışa giden yolun kapıları aralandı. Tüm zorluklara rağmen bunu çok önemli buluyoruz. Biz artık kan akmasın diyoruz, çocuklar açlıktan ölmesin diyoruz. Ne yapıyorsak sadece ve sadece bunun için yapıyoruz. Bizim barıştan, istikrardan ve bölgemizde huzur olmasından başka arzumuz yok. Bundan sonra önemli olan anlaşmanın harfiyen uygulanmasıdır.

Biz inşallah burada da elimizi taşın altına koyacağız. Enkazın kaldırılması ve Gazze’nin yeniden imarında da bize düşen neyse inşallah yerine getireceğiz. Soykırım ortamına dönülmesinin bedeli çok ağır olacaktır. Barışa fırsat tanınmalıdır. Türkiye olarak nasıl müzakere süreçlerinde Gazze halkının yanında olduysak bundan sonra da Filistinli kardeşlerimizi desteklemeye devam edeceğiz. Gazzeli kardeşlerimi buradan saygıyla selamlıyorum.

Ana muhalefet uzun süre Hamas’a terör örgütü dedi. Selam çaktıkları yerlerden umduklarını bulamayınca hemen ağız değiştirdiler. İtibar suikastine devam ettiler. Sonuçta ne oldu bize attıkları çamurlar döndü dolaştı kendilerini buldu. Dünkü anlaşma hakikati gösterdi. Hamas ve Filistinli kardeşlerimiz dahil herkes Türkiye’nin çabalarını takdir etti, teşekkür etti.

Bizi bir tarafa bıraktım, CHP genel başkanının Türkiye hükümetine bir özür borcu yok mu? Sayın Özel’in haftalardır çalışan devlet görevlerine bir özür borcu yok mu? Takdirini milletimin en iyi şekilde yapacağına inanıyorum. Biz rakibimiz de olsa kimsenin böyle bir duruma düşmesini istemeyiz. Sayın Özel’e kulağına her fısıldanana itibar etmemesi gerektiğini hatırlatıyorum.”

Paylaşın

“2025 Nobel Barış Ödülü” Venezuela’ya Gitti

Bilim, edebiyat ve barış gibi alanlarda ilerlemeye katkı sağlayan kişilere verilen Nobel Ödülleri’nden 2025 Nobel Barış Ödülü, Vente Venezuela lideri Maria Corina Machado’ya verildi.

Haber Merkezi / Norveç Nobel Komitesi Başkanı yaptığı açıklamada, ödülün Venezuela halkının demokratik haklarını savunmak için verdiği mücadele ve diktatörlükten demokrasiye adil ve barışçıl bir geçiş sağlamak için gösterdiği çabalarından dolayı verildiğini belirtti.

2024 Nobel Barış Ödülü’nü dünyanın nükleer silahlardan arındırılmasına yönelik çalışmalarından dolayı Japon kuruluş Nihon Hidankyo kazanmıştı.

2023 Nobel Barış Ödülü, kadın hakları ve demokrasiyi savunduğu ve idam cezasına karşı olduğu için hapisteki İranlı aktivist Narges Mohammadi’ye verilmişti.

2022 Nobel Barış Ödülü’ne insan hakları savunucusu Ales Bialiatski ile insan hakları örgütleri Memorial ve Center for Civil Libertie’s layık görülmüştü. Nobel Barış Ödülü 2021’de Rus gazeteci Dimitri Muratov ve Filipinli gazeteci Maria Ressa’ya verilmişti.

1901 ve 2021 yılları arasında 102 Nobel Barış Ödülü sahibini bulurken bunların 25’i kurumlara verildi. Kurum sayısı bu seneki ödülle 27’ye yükseldi. Şu ana kadar 2 barış ödülü, üç kişi arasında paylaştırıldı. Bu seneki ödülle birlikte bu sayı 3’e yükseldi.

Nobel Barış Ödülü’nü bugüne kadar reddeden bir kişi oldu. Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ile 1973 Paris Antlaşması’nı imzaladığı için Barış Ödülü’nü paylaşan Vietnamlı politikacı Le Duc Tho, ödülü almayı reddetmişti. Nobel Barış Ödülü şu ana kadar 19 kadına verildi.

Nobel ödüllerinin açıklanmasının ardından ödüller 10 Aralık’ta düzenlenecek törende İsveç Kralı tarafından sahiplerine takdim edilecek.

Maria Corina Machado kimdir?

María Corina Machado, Venezuela’da muhalefetin lideri. 2024’teki başkanlık seçimlerine girmesi engellendi. Seçimler uluslararası kurumlar tarafından özgür ya da adil olmamakla eleştirildi. Muhalefetin ortak adayı Edmundo Gonzalez için büyük kalabalıkları sokaklara çekmeyi başardı.

Ülkenin muhalefetini birleştirici bir figür olması ve binlerce insanı sokaklara ve sandık başına çekebilecek bir güç olması Nicolás Maduro hükümetini endişelendirdi.

Geçen yılki tüm anketler, siyasi hareketinin kazanacağını gösteriyordu. Buna rağmen, Nicolás Maduro, seçim gözlemcilerinin birçok usulsüzlüğü belgelemesine rağmen üçüncü kez göreve geldi.

İnsanların sandık başında saatlerce beklemeye zorlanması gibi bazı usulsüzlüklere bizzat tanık oldum. Seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından ülke genelinde protestolar yaşandı. Ancak bunlar, yetkililerin sert müdahalesiyle hızla bastırıldı.

Machado, o zamandan beri saklanıyor sadece Ocak ayında Maduro’nun göreve başlamasından önceki bir protesto sırasında kısa bir süreliğine ortaya çıktı. Kısa bir süreliğine tutuklandı ve ardından serbest bırakıldı.

Nobel ödülleri nedir?

Nobel Ödülleri, İsveçli mucit Alfred Nobel’in vasiyetiyle oluşturuldu. Nobel, servetinin, “önceki yıl insanlığa en büyük faydayı sağlayanlara” ödül olarak verilmesini istedi.

Alfred Nobel, 1895 yılında hayatını kaybetti ancak vasiyeti üzerindeki yasal mücadelenin ardından ilk Nobel Ödülleri ancak 1901 yılında verilebildi. Nobel, kimya ve fizik ödüllerinin İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından, edebiyat ödülünün ise İsveç Akademisi tarafından verilmesini şart koştu.

Fizyoloji veya tıp alanındaki ödülleri İsveç’teki Karolinska Enstitüsü’nün vermesini belirleyen Nobel, barış ödülünün ise Norveç parlamentosu tarafından verilmesini istedi. Nobel’in, o dönem İsveç ile bir birlik içinde olan Norveç’i barış ödülünün dağıtımı için neden seçtiği bilinmiyor.

1968 yılında İsveç Merkez Bankası, 300. yılını kutlarken, Nobel Vakfı’na yaptığı bağışla “Alfred Nobel Anısına Ekonomi Bilimleri Ödülü”nü kurdu. Bu ödül, diğer Nobel ödülleriyle aynı prensipler doğrultusunda İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından veriliyor.

Paylaşın

DEM Parti’den “Süreç” Açıklaması: Kritik Aşamada

DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, partisinin “Barış ve Demokrasi”, iktidarın ise “Terörsüz Türkiye” adını verdiği sürece ilişkin, kritik bir aşamada olduğunu söyledi.

Haber Merkezi / Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, partisinin genel merkezide basın toplantısı düzenledi. Ayşegül Doğan, şunları söyledi:

“Dün saatlerce sürdü MYK Toplantımız. Gündem yoğun. Bir yandan tüm dünyanın gözleri önünde yaşanan bir soykırım gündemi var. MYK’mızın en başta değerlendirdiği konulardan biriydi. Filistin meselesinden bahsediyoruz. Biliyorsunuz, yeni bir gelişme var. İsrail ile Hamas arasında varılan anlaşmanın duyurulmasından bahsediyorum. Biz bu anlaşmanın nihayet sağlanabilmiş olmasını DEM Parti olarak memnuniyetle karşılıyoruz. Henüz ilk aşamasının onaylandığı açıklandı. Çok kritik saatler ve günler takip ediyor bundan sonraki aşamaları görmemiz için. Bunu da dikkatle, özenle ve hassasiyetle takip ediyoruz. Bir yandan da 13 Ekim’e doğru yol alıyoruz. 2 yıldır süren, on binlerce canın yitimine neden olan, bunun 20 binden fazlasının çocuk olduğu bir soykırımdan bahsediyoruz.

İkinci yılında böyle bir anlaşmanın sağlanmış olmasının değerinin bilinmesi gerekiyor. Bu konuda sorumluluk üstlenen, üstlendiğini söyleyen, sorumluluğu samimiyetle yerine getireceğini ifade eden herkesin sahici ve gerçekçi bir yaklaşımla meseleye yaklaşması gerekiyor. Barış ve istikrar için siyasetin ve müzakerenin zamanı diyoruz. Ancak bunu söylemek yetmiyor, çünkü yaraların sarılması gerekiyor. Bu yaraların sarılması da kolay değil. Blokajların kaldırılması gerekiyor. Bunların da zamana yayılmadan gerçekleşmesi gerekiyor. İki yıldır devam eden işgal ve trajedinin son bulması için de tüm uluslararası aktörlerin bu konuya ciddiyetle yaklaşması gerektiğinin bir kez daha altını çiziyoruz.

İsrail’in Gazze’ye yönelik başlattığı işgalin ikinci yılından ve soykırımdan bahsederken şunu da unutmamak gerekiyor. Sözünü ettiğimiz rakamlar insan canı, istatistiki veri değil. Üstelik bunlar yalnızca tespit edilebilenler. 67 bin 139 Filistinli katledildi. Yaklaşık 9.500 Filistinlinin akıbeti bilinmiyor şu anda. 20 binden fazlasının çocuk olduğu düşünülüyor. Bunu tekrar söylüyorum. 2700 ailenin tüm üyeleri bu savaş kabinesi tarafından öldürüldü. Tüm bunlar dünyanın gözleri önünde açık bir biçimde yapıldı. O yüzden bu konudaki sorumluluk, dünyada evrensel ilkelere bağlılığını ifade eden tüm ülkelerin söylemlerinin ötesinde eyleme geçmesi gereken bir sorumluluktur.

Bugün 9 Ekim, uluslararası bir komplonun da yıldönümü. 9 Ekim 1998’de başlayan, 1999’da 15’i 16’ya bağlayan gece Sayın Öcalan’ın esaretiyle devam eden ve bugün hala izlerini gördüğümüz uluslararası bir komplonun 27. yılındayız. Bu komplo, her şeye rağmen Öcalan’ın ısrarlı barış ve demokratikleşme çabalarıyla boşa çıkarıldı. 9 Ekim’de neydi yapılmak istenen? 9 Ekim 1998’de yapılmak istenen, açıkça bir Türk-Kürt savaşının fitilini ateşlemekti. Başarılamadı. İyi ki de başarılamadı. Ancak başarılamaması için çok büyük bir mücadele verildi, çok ağır bedeller ödendi.

Bölgesel etkileri itibarıyla Türkiye’de geldiğimiz aşama çok kritik. Çok önemli ve çok tarihi bir eşik. Bu sözleri ısrarla söylememizin nedeni de bir tesadüf değil. Kritik ve tarihi olduğu da yalnızca son 30 yılda Türkiye ve Ortadoğu bölgesinde yaşanan gelişmelere bakıldığında dahi görülebilir. Peki, bu süreçte Öcalan ne yaptı, nasıl bir irade sergiledi? Uluslararası aktörlerin de içinde yer aldığı bu komployu boşa çıkarmak için Sayın Öcalan, 27 yıldır sürdürülen tecride rağmen, ilmek ilmek örerek bir demokratik yaşam modeli teklif etti. Hem Türkiye’ye hem Ortadoğu bölgesine.

“Komplocu akıl hala çırpınıyor ama başaramayacak”

O yüzden bugün yaşananları değerlendirdiğimizde dünden bağımsız ele almamız mümkün değil. Biz bu komployu, bu komplocu aklı, buradan savaş ve yıkım yaratmak isteyen, buradan çok büyük bir halklar arası savaş kurgulayan aklı yalnızca kınamıyoruz; buna karşı yıllardır mücadele ediyoruz. Yalnızca lanetlemiyoruz, bunun gerçekleşmemesi için mücadelemizi can pahasına veriyoruz. Bu aklın yer yer hala devrede olduğunu görüyoruz. Evet, boşa çıkarılmış bir komplodan bahsediyoruz. Ancak bu akıl hala çırpınıyor; kalıcı, onurlu, eşit, adil bir barışın imkanlarını ve alanını hala daraltmaya çalışıyor. Başaramayacakları kesin. Geçen on yıllarda gördüğümüz gibi. Ancak kimsenin daha fazla can kaybına tahammülü yok. Bizim de yok, ülkenin de yok, Ortadoğu bölgesinin de yok.

O yüzden herkes ama herkes sürecin değerini bilmeli ve bundan sonra yapılması gerekenlere ciddiyetle yaklaşmalı. Sayın Öcalan’ın geliştirdiği Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı bazı kavramlarla birlikte de değerlendiriliyor. Demokratik komünal toplum, eko-ekonomi, eko-endüstri, demokratik toplum sosyalizmi, demokratik entegrasyon ve son olarak da müzakereci demokrasi. Bunları yalnızca kavramlar olarak ele almamak gerekiyor. Sadece teorik bazı açılımlar değil bunlar. Sadece yeni tartışmalara kapı aralayan sözler ya da kavramlar değil. Öcalan’ın dünyaya, Türkiye’ye, bölgeye, bölgede yaşayan halklara sunduğu yeni yaşam modelinin anahtar kelimeleri bunlar. Kürt sorununa bakışının ne kadar derinlikli ve zengin olduğunun göstergesi aynı zamanda.

Kimileri son günlerde süreçle, komisyonla bağlantılı olarak, ‘Siz başka bir şey bilmiyor musunuz DEM Parti olarak? Öcalan’ın ana aktörlüğü, temel muhataplığı. Niye yalnızca bunları ifade ediyorsunuz?’ Bunu soranlara, bunu bu şekilde yüzeysel biçimde ele alanlara buradan soruyoruz: Sayın Öcalan’ın 27 Şubat çağrısıyla gerçekleşen, Sayın Öcalan’ın 9 Temmuz çağrısıyla ortaya çıkan gerçeği neden görmezden geliyorsunuz? Bu küçümsenecek, gayriciddi bir şekilde ele alınacak bir gelişme olarak değerlendirilebilir mi? Tekrar ediyoruz.

Sözünü ettiğimiz konu insan hayatı. Milyonlarca insanın hayatını ilgilendiren, milyonlarca insanın geleceğini şekillendirme potansiyeli taşıyan, milyonlarca insanın nasıl yaşayacağına dair anahtar çözümler içeren iki önemli çağrıya hiç kimse bu şekilde yüzeysel yaklaşamaz. Hiç kimse bu talepleri göz ardı edemez, etmemeli. Bizim bu konudaki tavrımız dün de böyleydi, bugün de aynı. Bunu geç anlayanlar, bunu idrak edemeyenler Türkiye’ye yalnızca zaman kaybettirmediler, can kaybettirdiler. Bunda daha fazla ısrar edilmemesi gerekiyor. Bu anın ıskalanmaması gerekiyor.

Hatırlayacaksınız, Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle demişti ilk açıklamalarından birinde. ‘Her olumlu adım bir sonrakine vesile olacaktır.’ 27 Şubat çağrısından sonra demişti. Yine MHP lideri Bahçeli, ‘Önce silahlar sussun, sonra her şey konuşulur’ demişti. Şimdi biz de diyoruz ki silahların susması önemli, ancak çatışmasızlığın kalıcı hale getirilmesi gerekiyor. Çatışmasızlığın kalıcı hale getirilebilmesi için de birtakım adımların atılması gerekiyor. Silahlar sustu; o halde şimdi yasaların, hukukun, demokrasinin görünür olması gerekiyor. Silahlar sustu; o halde şimdi tanınma ve kabul hukuken sağlanmalı. Ancak henüz yaprak kımıldamıyor. Önemli sözler söyleniyor, kıymetli laflar ediliyor. Evet, ezberler bozuluyor. Bunun farkındayız, bunu görüyoruz. Bunun anlamının da farkındayız. Ancak söylemek yetmiyor.

“Her şey yeni bir döneme geçişin gereklerine işaret ediyor”

Geçiş dönemi deniyor ama geçiş dönemi bazı mekanizmalar gerektirir. Geçiş döneminin gerekleri vardır. Geçiş döneminde olduğumuzu anlayabileceğimiz hem toplumsal hem siyasal bazı yeni gelişmelerin olması gerekir. Her şey bir yandan yeni bir döneme geçişin gereklerine işaret ediyor, öte yandan bu konuya ilişkin hiç somut adım atılmıyor. Yeni dönemde hukukun üstünlüğünün sağlandığının, adaletin tesis edildiğinin görülmesi gerekir. Yine mesela tecridin ortadan kalktığını görmemiz gerekir. ‘Niye konuşacak?’ sorusunun sorulmaması gerekir.

Konuşmasının neden elzem olduğunun anlatılması gerekir ve bunun da yalnızca DEM Parti’ye bırakılmaması gerekiyor. Bu yalnızca DEM Parti’nin değil Türkiye’nin meselesi, Türkiye toplumunun meselesi, Türkiye siyasetinin meselesi. Bu yalnızca DEM Parti ile sınırlı bir mesele değil. Bu yalnızca DEM Parti’nin sorumluluğu değil. Karşı karşıya kaldığımız vebal hepimizin ortak vebali. O halde hep birlikte bu konuya ilişkin bazı adımlar atılmasına dair çalışmalar yapılmalı. Sürecin gerekleri ve doğal koşulları için.

Son yapılan İmralı Heyeti ve Sayın Öcalan görüşmesinde de altı çizildiği gibi, komisyon çalışmalarını ne kadar önemsediğimizi biz de her defasında söylüyoruz. Ancak komisyonun bir şekilde Sayın Öcalan ile irtibat kurması gerekiyor. Sayın Bahçeli bu konuda açıklamalar yaptı. Biz bu açıklamaları memnuniyetle karşılıyoruz. Önemli açıklamalar. Geç de olsa Türkiye açısından değeri büyük açıklamalar. Ancak hala Meclis Başkanından ve Komisyon Başkanından bu konuya ilişkin herhangi bir açıklama gelmiyor. Ya da bunun planlamasına dair kamuoyunda herhangi bir bilgi yok. Bizde de olmadığı gibi. Komisyon üyelerinde de olmadığı gibi.

Dün koordinatör grup başkanvekilleriyle rutin buluşmasında Meclis Başkanı, komisyon başkanı sıfatıyla bu konuya dair herhangi bir bilgilendirme yapmadı. Her fırsatta zaman vurgusu yapanlar, bunun önemine dikkat çekenler, yitip giden zamanın hepimizin aleyhine işlediğini fark etmiyorlar mı? Bir an önce bu konuya dair Sayın Öcalan’ın görüşlerine başvurulmalıdır. Sayın Bahçeli’nin yaptığı çağrı dikkate alınmalıdır. Meclis’in asli görevi toplumsal taleplere kulak vermek ve bu talepler için çalışmalar yapmaktır. Yeni dönemde de bunları yapması gerekiyor.

6-8 Ekim olaylarının bir yandan yıldönümünü geride bırakıyoruz. Yarın da 10 Ekim’in 10. yılı. Hala acımız taptaze, öfkemiz dip diri. İşte tarihsel anda olma nedenlerimizden biri 10 Ekim, biri de Kobanî Kumpas Davası. Bir siyasi intikam davası. Bu siyasi intikam davasını sürdürmek isteyen akıl bununla neyin rövanşını almaya çalışıyor? Bunun süreçle dahi bağlantısı kurulmamalı. Hukuken olması gereken de hukuki hiçbir gerekçe olmadan hapsettiklerinizi zaten serbest bırakmanızdır.

Eğer gerçekten stratejik gelişmelere, stratejik bir değişim ve dönüşümle yanıt verecekseniz; yapılması gerekenler belli, yol haritası belli, açılması gereken yol belli, demokratikleşmeye dönük atılması gereken adımlar belli. Bunun için yeniden çalışmalar yapmaya gerek yok. Bunun için yeniden saatlerce, haftalarca, günlerce, aylarca sürecek dinlemeler yapmaya gerek yok. Gök kubbe altında Kürt meselesi ve Türkiye’nin demokratikleşmesine dair söylenmedik söz kalmadı. Her şey söylendi. Türk-Kürt ilişkilerinin yeniden tanımlanması için bu ilişkilerdeki çelişkilerin de giderilmesi gerekiyor.

Bugün barış Türkiye’nin demokratikleşmesi için önümüzdeki en gerçekçi, belki de tek imkan. O yüzden buna sımsıkı sarılmak zorundayız. Çünkü Türkiye’nin demokratikleşme umudu barıştan geçiyor. Bunları kimse kategorik bir biçimde birbirinden ayıramaz. Bunlara kimse kategorik bir biçimde yaklaşamaz. Birimize uygulanan adaletsizlik hepimize uygulanıyor. Günün sonunda bugün toplumun tamamı adaletsizlikten en çok şikayetçi. O halde bu adaletsizlikler, tüm farklılıklarının içinde yer aldığı ve ortak bir şekilde eşit nefes alabildiği bir fotoğrafla ancak giderilebilir.

“Kobanî Kumpas Davasında AİHM’in ihlal kararları doğrultusunda beraat kararı verilmeli”

Yeri gelmişken tekrar edelim Kobanî Kumpas Davası ile ilgili çağrımızı da. Kobanî Kumpas Davasından dolayı tutuklu bulunan başta Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş olmak üzere arkadaşlarımıza yöneltilen suçlar, suç unsuru taşımıyor. Yaptıkları konuşmalar, açıklamalar, katıldıkları eylemler, mitingler… Suç işlendiğine dair makul bir şüphe dahi yok bu dosyalarda. Aynı zamanda milletvekilliklerinin sonlanması, yani dokunulmazlıklarının kaldırılması da hukuka aykırı bulunuyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından söyleniyor zaten bunlar. Ancak biz biliyoruz ki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından söylenmesine dahi gerek yok.

Hatırlayın dönemin tartışmalarını, ‘Anayasaya aykırı ama evet’ tartışmalarını. Bırakın uluslararası sözleşmeleri, iç hukuktan bahsediyoruz. Bu bile davanın niye bir rövanş davası olduğunu bize tekrar anımsatıyor. O yüzden şu anda istinaf aşamasında olan Kobanî Kumpas Davası ki bu normalde dosyanın gözden geçirilmesi, yani yeniden gözden geçirilerek bir fırsatın sağlanması için de bir olanak. Hukuksuzlukların giderilebilmesi için bu fırsat iyi değerlendirilmeli. Daha fazla geciktirilmemeli. AİHM’in ihlal kararları doğrultusunda da beraat kararı verilmeli.

Gidip oralarda Büyük Dairenin yeni bir karar daha alması için itiraz hakkınızı kullanmak yerine, hukuku uygulayın ve böyle kararlara gerek bırakmayın. Türkiye’nin ne kadar antidemokratik bir ülke olduğunun konuşulduğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa Konseyi, Avrupa Parlamentosu, Avrupa Birliği fotoğrafına değil; Türkiye’nin demokratikleşme yönünde nasıl hızlı bir ilerleme içerisine girdiğini gören ve kaydeden bir AB fotoğrafına ihtiyacımız var Türkiye’de. Bu ağır adaletsizlik ve hukuksuzluk artık son bulmalı.

Ayrıca yalnızca Kobanî Kumpas Davası da değil. AİHM kararlarının, AYM kararlarının uygulanmadığı pek çok örnek var. Artık Gezi Davası da son bulmalı. Artık Osman Kavala da serbest kalmalı. Artık Can Atalay da olması gerektiği yerde, Meclis’te olmalı. Artık Ayşe Barım’a yapılan zulüm de bitmeli. Böyle bir şey olabilir mi? Bu nasıl sürdürülebilir? Bunları tekrar ediyoruz. Süreçle bağlantılı olarak değil, demokratik değişim ve dönüşüm iddiası olan bir ülke ise Türkiye- ki böyle olduğunu söylüyor- o halde bu adımlar zaten atılmalı. Hukuksuzlukların giderilmesi için atılmalı. Eğer geçiş dönemindeysek, o zaman yüzümüzü demokrasiye döndüğümüzü gösteren adımları atmalıyız.

Önümüzdeki dönemin planlamasına ilişkin de Merkez Yürütme Kurulumuzda tartışmalar oldu. ‘Barış İstiyoruz Çünkü’ kampanyamız devam ediyor bir yandan. Ekim ayı boyunca da bu kampanya sürecek. Tüm il ve ilçe örgütlerimizde ve Türkiye’nin her bölgesinde sürdürülen bir kampanya bu. Aynı zamanda yeni planlamalar da yapılıyor. Meclis’te yeni dönemde ele alacağımız konulara dair de Merkez Yürütme Kurulumuzun tartışmaları oldu. Barış yoksunluğu, yani savaş dolayısıyla ülkedeki yoksulluğun da ne kadar derinleştiğini sıkça ifade eden ve bu konuda programlar, kampanyalar yapan bir siyasi partiyiz. Bununla ilgili de yeni dönemde bazı planlamalarımız olacak. Tüm bunlar netleştiğinde yine Merkezi Örgütleme Komisyonumuz bu planlamayı sizlerle paylaşacak.

“Süreç kritik aşamada, Sayın Öcalan’a karşılık verilmesi gerekiyor”

Pek çok başlık var. ‘Süreç nasıl gidiyor?’ diye tüm bu değerlendirmelerden sonra soracağınızı bildiğim için ona kısacık yanıt vermek istiyorum. Süreç kritik bir aşamada. Neden kritik bir aşamada olduğunu bu değerlendirmelerimizden süzülen başlıklarla sizlere ifade etmeye çalıştım. Sizler de görüyorsunuz bu kritik aşamanın nasıl aşılabileceğini. Takip diyorsunuz. Çünkü biz alanda da sıkça bu sorularla karşılaşıyoruz. Bütün buluşmalarımızda bu sorularla karşılaşıyoruz.

Bir yandan Suriye’deki gelişmeleri takip edip bağlantılandırmaya çalışanlar var. Öte yandan Türkiye’de komisyon çalışmaları üzerinden gelen sorular var. Diğer yandan nasıl olacak, Sayın Öcalan’ın görüşleri oraya nasıl akacak? Bunları soranlar var. Tüm bunlar adım atılmadığını bize gösteriyor. Şunu da ifade etmek gerekir. Sürecin sorumluluğu esasen Sayın Öcalan’a bırakılmış vaziyette bizim gözlemlediğimiz kadarıyla. Yapılan görüşmelerden bize aktarılan bilgilerle de edindiğimiz izlenim bu. Evet, çok önemli, çok değerli. Ancak buna karşılık verilmesi gerekiyor. Bu karşılığın da geciktirilmemesi gerekiyor.

SORU: Sürecin yavaş ilerlediği ile ilgili sürekli eleştiriler yapılıyor ya bir yandan. Somut adımlar atılıyor yasal zeminde. Bununla ilgili aslında henüz yasal bir şey yapmadan bile bazı şeylerin yapılabileceği ifade ediliyor. Peki, iktidar tarafından somut adım atılmamasının bir sebebi olarak Suriye’deki gelişmeleri görüyor musunuz siz de? Yani SDG ve YPG’ye de bir şekilde çağrı yapılıyor. Hükümet, iktidar, devlet yetkilileri tarafından. Mesela dün Dışişleri Bakanı Hakan Fidan yine SDG’ye yönelik bir açıklama yaptı. Halep’te yaşanan çatışmalardan sonra.10 Mart Mutabakatını hatırlattı. Hem Bahçeli hem Erdoğan hem Dışişleri Bakanlığı tarafından bu tarz açıklamalar geliyor sürekli. Türkiye içerisinde sürecin bu kadar yavaş ilerliyor olması Suriye ile doğrudan bağlantılı mı, siz düşünüyorsunuz?

Şimdi süreç doğrudan Suriye ile bağlantılı bir biçimde değerlendirilmemeli. Çünkü her iki ülkenin kendine özgü koşulları farklı, dinamikleri farklı, parametreleri farklı, yürütülmesi gereken prosedürler farklı. Dolayısıyla böyle doğrudan bağlantılı bir biçimde değerlendirilemez. Ancak nasıl ki Filistin meselesi bizi ilgilendiriyor. Yani dünyadaki gelişmeler, Ortadoğu’daki savaş ve barış hali elbette Türkiye’yi de ilgilendiriyor. Dolayısıyla Suriye kadar yakın bir ülke ki Dışişleri Bakanı tarafından da oradaki sınır güvenliğinden her defasında bahsediliyor.

Bu açıdan baktığımızda bile sürecin birbiriyle etkileşen yanları olduğunu kabul etmemiz gerekir. Halep’te, özellikle Kürt mahallelerinde son günlerde yaşananlar; mahallelerin abluka altına alınması, gündelik ihtiyaç ve yardım malzemelerinin girişlerinin engellenmesi ve süren duruma ilişkin oluşan kaygıyı da burada ifade etmek gerekiyor. Ancak şunu düzeltmek lazım;10 Mart Mutabakatının kilit noktası yalnızca “entegrasyon” kelimesi değil. 10 Mart Mutabakatının kilidi oradaki farklılıkların varlığının kabul edilmesidir.

Tabii ki Kürt varlığı da bu varlıklardan biri. Mesele sadece çoğulculukla sınırlı değil burada. Şam ile Kuzeydoğu Suriye Özel Yönetimi arasında uyum sağlanması gereken bazı başlıklar var. Yapılan açıklamalardan bunu görüyoruz. Eğitim, nüfus, özel hukuk, yeraltı kaynakları, uluslararası sınırların güvenliği gibi. Tabii ki asayiş ve ordu da önemli başlıklardan biri. İşte burada entegrasyon meselesi daha çok tartışılan, konuşulan konulardan biri. Ve bu konuda yine Kuzeydoğu Suriye yetkililerinin yaptığı açıklamalara dikkat çekmek isterim. Entegrasyonu tartışmaya kapalı olmadıkları söylüyorlar. Hatta daha dün yapılmış bir açıklamadan burada notları paylaşayım sizinle.

“Entegrasyon karşılıklı bir değişim ve dönüşüm olarak kabul edilmeli”

Tüm bu biraz önce ifade ettiğim başlıklara ilişkin komisyonlar ve öneriler hazırlamış olduklarını söylüyorlar. Hatta daha da ileri gidip kolay konulardan başlayarak karşılıklı güven oluşturmaya hazır olduklarını ifade ettiler. Geçici hükümetin bu diyalog çağrılarını cevapsız bıraktığını söylüyorlar ve YPG’nin entegrasyonu meselesini diğer tüm konuların önüne koyduğunu söylüyorlar. Yani entegrasyon bir tarafın diğer tarafa tabi olması yönünde ve anlamında değerlendirilmemeli.

Entegrasyon karşılıklı bir değişim ve dönüşüm olarak kabul edilmeli. Bu açıdan baktığımızda evet Türkiye’yi ilgilendiren bir tarafı var. Çünkü biz de burada demokratik entegrasyondan bahsediyoruz. Bütünleşmeden, yeniden o bütünleşmenin sağlanmasından. 27 Şubat’ta Sayın Öcalan’ın yaptığı çağrıda da özel olarak buna yapılmış bir gönderme vardı. Ama doğrudan bağlantılı bir şekilde değerlendirmiyoruz. İki ayrı süreç, iki ayrı prosedür, iki ayrı ülke ve farklı koşullar.

Dışişleri Bakanının yaptığı açıklamalar, bu konudaki yetkililerin yaptığı açıklamalar yapıcı olmalı. Dikkatli, özenli, hassas bir dil kullanılmalı. Kırılgan meselelerden bahsediyoruz. Kırılgan süreçlerden bahsediyoruz. Bu kırılganlık gözetilerek konuşulmalı. Taraflara eşit mesafede duramıyorsanız dahi bazı mesafeleri koruyarak, gözeterek konuşmanız gerekir. Bizim gördüğümüz kadarıyla şu ana kadar Türkiye’de bu eşit mesafe pek sağlanamıyor ne yazık ki.

Orada Kürtlerin kazanımları hala burada tehdit olabilirmiş gibi bir dil tercih ediliyor. Bundan vazgeçilmeli. Orada tehdit teşkil eden bir durum yok. Aksine, eğer sınır güvenliğiyse derdiniz, eğer gerçekten Türkiye’nin güvenliğini garanti altına almak istiyorsanız; o halde dostluk ilişkileri geliştirmeli ve buna uygun bir dil, buna uygun demokratik yöntemler tercih etmelisiniz.”

DEM Parti’nin grup toplantısında Öcalan’a ilişkin sloganlar atılmıştı. Öncelikle DEM Parti’nin bu duruma bir yorumu olur mu? Bir de dün AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’e bu soru yöneltildi. Ömer Çelik “Çok büyük hatalar yapıldığını görüyorum.” dedi. “Herhangi bir siyasi parti kendi spesifik ajandasını sürecin tamamının ajandası zannetmemelidir. Sorumsuzluklar başka sorumsuzlukları getirir. O zaman da ana fikri kaçırırız” dedi. Sizin yorumunuz ne olur?

“Her siyasi partinin grubuna gelenler, taleplerini iletmek isteyenler slogan atabilir. Her siyasi partinin grubunda slogan atılıyor. Son derece demokratik bir hak. Spesifik ve gizli bir ajandamız yok bizim. Ömer Çelik böyle ifade etmiş. Ajandamız açık. Bu basın toplantısının başında da söyledim. Bugün 9 Ekim, Sayın Öcalan’a yönelik başlatılan uluslararası komplonun yıldönümü dedim. Bu komplo boşa çıkarıldı? Büyük bir Kürt-Türk savaşını fitillemek isteyenler bunu başaramadılar.

Ancak bu süre zarfında milyonlarca insanın hayatını değiştiren, milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine bir yandan neden olan. Şimdi niye böyle diyoruz? Hayatlar çalındı. Faili meçhul cinayetlerden tutalım da bugüne kadar bakalım neler olduğuna. Nasıl spesifik ve gizli bir ajanda olabilir barış ajandası, demokratik çözüm ajandası? Bu konuda Öcalan’ın liderlik yapabileceği yolların açılmasını istemek son derece demokratik bir hak. O gün grup toplantımıza katılanlar, o gün orada slogan atanlar bunu gizli bir şekilde yapmadılar.

Açıkça yıllardır ağır bedellerle, can pahasına, hapis pahasına, sürgün pahasına, soruşturma, kovuşturma, gözaltı pahasına bunu yapıyorlar zaten. Bu bir gerçeğin ifadesi. Bundan rahatsız olmak ya da bunu işte başka türlü değerlendirmek olsa olsa süreci anlamamışların yapabileceği bir şey olur. Sürecin içinde olup iktidar partisi adına böyle konuşmak esasen bizim bir başka ajanda mı var sorusunu sormamızı gerektirir. Bizim gizli bir ajandamız yok. Hiçbir şeyin önüne koyduğumuz bir ajandamız yok. Tek bir ajandamız var: Diyalog ve müzakere, barış ve demokratik çözüm. Bu kadar açık bizim için.”

Erdoğan dün bir anayasadan bahsetti. “1982 Anayasası miadını doldurdu. Çoktan doldurdu” dedi. Buna dair ne düşünüyorsunuz? Yani bir çalışma var mı? Ya da komisyonda böyle bir çalışması var mı?

“Şimdi anayasa meselesi tabii Türkiye’nin en kritik meselelerinden biri. Bizim de mücadelemizin en önemli varlık nedenlerinden biri. Türkiye’de yeni bir anayasaya, yeni bir toplumsal sözleşmeye ihtiyacımız olduğunu biz yıllardır söylüyoruz. Onlarca yıldır da bunun mücadelesini veriyoruz. Sonuç itibarıyla bir anayasasızlık halinden bahsediyoruz bugün geldiğimiz aşamada Türkiye’de. Bir darbe anayasası ile yönetiliyor Türkiye hala. Türkiye’nin yeni bir toplumsal sözleşmeye ihtiyacı olduğu kesin.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu konuda yaptığı açıklama da ilk defa yapılan bir açıklama değil. İlk defa söylenen bir açıklama değil. Ancak komisyon bağlantılı sorduğunuz için söylüyorum. Komisyonun gündemi olmadığını, komisyonun yeni anayasa gündemli toplanmadığını ya da yeni anayasa yapmak için oluşturulmadığını da söylemek gerekir. Bizim için yeni anayasa ihtiyacı başka bir şey, yeni anayasa yapım süreci başka bir şey bu arada.

Bunları iki ayrı başlık olarak değerlendiriyoruz. Ancak şu kesin. Evet, Türkiye’nin yeni, özgürlükçü, demokratik, eşit kardeşlik hukukunun tesis edildiği bir anayasaya ihtiyacı olduğu gün gibi aşikar. Bunun nasıl yapılacağı, yapım süreci, bütün bunlar ayrı bir tartışma ve şu anda ne komisyonda böyle bir tartışma var ne de herhangi başka bir komisyon böyle bir tartışmayla toplanmış durumda.

Değerli Türkiye halkları, mutlaka başaracağız. Karamsarlığa kapılmayalım ve şunu bilelim. İçinden geçtiğimiz Barış ve Demokratik Toplum Sürecinde attığımız her adım, oynattığımız her kalem barışa ve demokrasiye dair olmalı. Aksi takdirde hep birlikte bu vebalin sorumlusu oluruz. Bunu başarabilmiş olmanın ve bunu kalıcı hale getirebilmiş olmanın sorumluluğunu hep birlikte taşıyalım. Bunun başarısı hepimizin olsun.”

Paylaşın

“2025 Nobel Edebiyat Ödülü” Macar Yazara Gitti

Bilim, edebiyat ve barış gibi alanlarda ilerlemeye katkı sağlayan kişilere verilen Nobel Ödülleri’nden 2024 Nobel Edebiyat Ödülü Macar senarist ve romancı László Krasznahorkai’ya verildi.

Haber Merkezi / Nobel Edebiyat Ödülü’ne aday yazarların belirlenmesi İsveç Akademisi ve dünyadaki diğer edebiyatla ilgili akademi ve kurumlardan, eski ödül sahiplerinden, üniversitelerde edebiyat profesörlerinden öneriler alınıyor.

İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi, ödülün Macar romancıya verilme sebebinin “kıyametvari terörün ortasında sanatın gücünü yeniden teyit eden, etkileyici ve vizyoner eserleri” olduğunu duyurdu.

Nobel ödüllerinin açıklanmasının ardından ödüller 10 Aralık’ta düzenlenecek törende İsveç Kralı tarafından sahiplerine takdim edilecek.

Dinamitin mucidi olan iş insanı Alfreed Nobel’in vasiyeti üzerine 1901’den beri verilmeye başlanan ödüller bilim, edebiyat ve barış gibi alanlarda ilerlemeye katkı sağlayan kişilere sunuluyor.

Nobel Edebiyat Ödülü “edebiyat alanında ideal bir yönde en seçkin eseri üretmiş olan kişiye” veriliyor.

2024 Nobel Edebiyat Ödülü “Tarihi travmalarla yüzleşen ve insan yaşamının kırılganlığını açığa çıkaran yoğun şiirsel düzyazısı” nedeniyle Güney Koreli yazar Han Kang’a verilmişti.

İlk defa 1901 yılında sunulan ödül geçtiğimiz yıllarda Orhan Pamuk, Ernest Hemingway, Toni Morrison ve Jean-Paul Sartre gibi ünlü edebiyatçılar layık görüldü. Sartre, 1964’te layık görüldüğü ödülü reddetmişti.

Paylaşın

Gazze’de Ateşkes: Trump’tan Erdoğan’a Teşekkür

İsrail ile Hamas’ın Gazze Şeridi’nde yaklaşık iki yıldır devam eden çatışmaları sona erdirmek için ateşkes anlaşmasına vardığı bildirildi. Anlaşma, Gazze’yi harap eden savaşı sona erdirmek için önemli bir adım olarak görülüyor.

Haber Merkezi / Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı 67 bin 194’e yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise 169 bin 890’a çıktı.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Savaş, Gazze’de geniş bir bölgeyi dümdüz etti. Gazze Şeridi’nin 2,3 milyonluk nüfusunun yaklaşık yüzde 90’ını yerlerinden edildi, birçoğu da birden fazla kez kaçmak zorunda kaldı. Yüzbinlerce kişi, yiyecek ve diğer temel ihtiyaçlara sınırlı erişimle sahil boyunca yayılan çadır kamplarda toplanmış durumda.

İsrail hükümeti yeni anlaşma için bir takvim açıkladı. Buna göre Binyamin Netanyahu hükümeti 9 Ekim akşamı anlaşmayı oylamak için toplanacak. Ardından İsrail ordusu 24 saatlik hukuki itiraz süresi sonunda belirlenen hatta çekilecek.

Rehine aramayı da içeren 72 saatlik sürenin bu 24 saatin dolması sonrası başlayacağı ifade ediliyor. Bu da 10 Ekim Cuma günü geç saatlere ya da cumartesi sabahı arama çalışmalarının başlayacağı anlamına geliyor.

Plan ayrıca, sahadaki durum için uluslararası bir gücün kurulmasını da öngörüyor.

9 Ekim Perşembe günü Paris’te bu amaçla Avrupa ülkeleri ve Arap ülkelerinden üst düzey yetkililerin katılacağı bir toplantı yapılacak. Gazze’nin gelecekteki yönetiminin nasıl olacağı, yardım, yeniden inşa ile silahsızlanma gibi konular da görüşülecek.

Mısır ve Katar ile birlikte, ABD’nin öncülüğünde yürütülen müzakerelerde arabulucu rolü üstelenen Türkiye adına en üst düzey açıklama AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan geldi. Sosyal medya hesabından açıklama yapan Erdoğan, görüşmelerin ateşkesle sonuçlanmasından memnuniyet duyduğunu vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:

“İsrail hükümetinin ateşkese teşvik edilmesinde gerekli siyasi iradeyi ortaya koyan ABD Başkanı Sayın Trump başta olmak üzere, anlaşmaya varılmasında önemli destekleri olan kardeş ülkeler Katar ve Mısır’a hassaten teşekkür ediyorum.

Türkiye olarak anlaşmanın harfiyen uygulanmasının yakın takipçisi olacak ve sürece katkı sunmaya devam edeceğiz. Aynı şekilde Filistin’de 1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan, bağımsız, egemen ve coğrafi bütünlüğü haiz bir Filistin devleti kurulana dek mücadelemizi sürdüreceğiz.”

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’daki kabine toplantısının ardından yaptığı açıklamada, Gazze’de ateşkes sürecine yaptığı katkılardan dolayı Erdoğan’a teşekkür etti: Erdoğan, Hamas ve diğer bazı gruplar konusunda bizzat ilgilendi ve harika bir iş çıkardı.

Paylaşın

Laikliğe Destek Yüzde 71,6

Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nün araştırmasına göre; Laikliğe destek oranı genel kamuoyunda yüzde 71,6 seviyesine ulaştı. Yeniden Refah Partisi hariç tutulduğunda, tüm parti seçmenlerinde laiklik lehine kayda değer bir destek bulunduğu gözlendi.

Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nün “Milliyetçilik Haritası” başlıklı araştırmasını yayınladı. Araştırma sonuçlarına göre, seçmenlerin yüzde 73,4’ü kendisini “milliyetçi” ya da “çok milliyetçi” şeklinde tanımladı. Bu tanımı benimseyenlerin oranı, AK Parti seçmeninde yüzde 76,2; CHP seçmeninde yüzde 73; MHP seçmeninde ise yüzde 95,3 seviyesinde ölçüldü. İYİ Partililerin yüzde 85,9’u, Zafer Partililerin ise yüzde 98,2’si bu kategoride yer aldı.

Siyasi görüş bildirimlerinde en çok tercih edilen kimlikler arasında Atatürkçüler yüzde 34,2 ile ilk sırada yer aldı. Onu yüzde 25,4 ile Türk milliyetçileri ve yüzde 5,4 ile ülkücüler takip etti. Bu üç kimlik bir arada değerlendirildiğinde, seçmenlerin yaklaşık üçte ikisinin milliyetçilik temelli bir siyasi eğilime sahip olduğu ortaya çıktı.

Demokrasiyi “olmazsa olmaz” olarak değerlendirenlerin oranı yüzde 84,3 düzeyinde ölçüldü. Bu oran, Türk milliyetçilerinde yüzde 87,8, Atatürkçülerde ise yüzde 88,3 olarak kaydedildi. Laikliğe destek oranı ise genel kamuoyunda yüzde 71,6 seviyesine ulaştı. Yeniden Refah Partisi hariç tutulduğunda, tüm parti seçmenlerinde laiklik lehine kayda değer bir destek bulunduğu gözlendi.

“Öcalan serbest bırakılmalı mı?” sorusuna yanıt veren katılımcıların yüzde 87,8’i “hayır” dedi. Bu oran, DEM Parti dışındaki tüm partilerde yüzde 91,5 ile yüzde 98,3 arasında seyretti. Atatürkçülerde karşı çıkanların oranı yüzde 95,1 olarak belirlendi.

Anayasa’dan “Türklük” kavramının çıkarılmasına ilişkin soruya ise kamuoyunun yüzde 84,7’si olumsuz yanıt verdi. Bu oran Türk milliyetçileri arasında yüzde 93’e, Atatürkçülerde yüzde 89,5’e ulaştı. CHP seçmeninin yüzde 89,3’ü, AK Partililerin ise yüzde 82,7’si Anayasa’daki Türklük tanımının korunması gerektiğini ifade etti.

Cumhurbaşkanlığı seçim senaryolarında yalnızca Mansur Yavaş, ilk turda Recep Tayyip Erdoğan’ın önünde yer aldı. Yavaş yüzde 43,4 ile ilk sıraya yerleşirken Erdoğan yüzde 38,7 düzeyinde kaldı. Ekrem İmamoğlu’nun adaylığı durumunda, oy oranları birbirine yakın şekilde dağıldı. Erdoğan yüzde 42,6, İmamoğlu ise yüzde 40,3 oranında destek gördü. Özgür Özel’in adaylığında Erdoğan yüzde 47,9 oy alırken, Özel yüzde 35,7 düzeyinde kaldı.

İkinci turda Erdoğan, milliyetçi seçmenin yüzde 54,3’ünden, ülkücülerin yüzde 64,1’inden ve muhafazakârların yüzde 77,1’inden destek aldı. Mansur Yavaş’a ise Atatürkçülerin yüzde 73,4’ü, sosyal demokratların yüzde 64,4’ü ve sosyalistlerin yüzde 58’i oy verdi.

Paylaşın