Türkiye, Dini Azınlıkların Ayrımcılığa Maruz Kaldığı Ülkeler Arasında

“Kirche in Not”un raporunda, Türkiye, Mısır, Etiyopya, Vietnam, Rusya gibi ülkelerle birlikte dini azınlıkların ayrımcılığa maruz kaldığı belirtilen 38 ülke arasında sayıldı.

Uluslararası Katolik yardım kuruluşu “Kirche in Not”, 2025 yılı din özgürlüğü raporunu yayımladı. Dünya çapında 62 ülkede din özgürlüğü hakkının ihlal edildiği tespitine yer verilen raporda ihlallerin daha çok Afrika ve Asya ülkelerinde görüldüğü kaydedildi.

Raporun baş editörü Marta Petrosillo, dünyada 5 milyar 400 milyon insanın, başka bir deyişle dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 65’inin din özgürlüğünün ihlal edildiği ülkelerde yaşadığını kaydetti.

Vatikan ile bağlantılı bir kurum olan Kirche in Not’un raporunda din özgürlüğüne yönelik ihlaller “hoşgörüsüzlük, ayrımcılık ve takibat” olmak üzere üç grupta sınıflandırıldı.

Türkiye; Mısır, Etiyopya, Vietnam, Rusya gibi ülkelerle birlikte dini azınlıkların ayrımcılığa maruz kaldığı belirtilen 38 ülke arasında sayıldı.

Aralarında Çin, Hindistan, Nijerya ve Kuzey Kore’nin de bulunduğu 24 ülke ise dini azınlıkların takibata maruz kaldığı “en kötü” olarak sınıflandırılan kategoride yer aldı. Bu ülkelerin yüzde 75’inde durumun, son rapordan bu yana daha da kötüleştiğine işaret edildi.

Raporda, Batılı sanayi ülkelerinde de din özgürlüğü hakkına yönelik ihlallerin arttığı kaydedildi. Özellikle Hamas’ın İsrail topraklarına saldırdığı ve Gazze savaşının başladığı 7 Ekim 2023 tarihinden sonra İslam karşıtı ve antisemit nefret suçlarının güçlü bir şekilde arttığına dikkat çekildi. Almanya’da Gazze savaşı bağlantılı, sinagog ve camilere yönelik saldırı, taciz, internette nefret söylemi gibi toplam 4 bin 369 ceza vakasının kayıtlara geçtiği, bu sayının 2022’de sadece 61 olduğu kaydedildi.

Fransa’da da antisemit eylemlerin son iki yılda rekor seviyelere çıktığına işaret edilen raporda İslam karşıtı nefret suçlarının yüzde 29 arttığı, antisemit nefret suçlarının yüzde 1000 oranında artış gösterdiği belirtildi.

Raporda, “Bir temel hak olan din özgürlüğü sadece üçüncü dünya ülkelerinde değil, sanayi ülkelerinde de ihlal edilmektedir” denildi.

Rapora göre Batılı ülkelerde Hristiyanlara ve kiliselere yönelik saldırılarda da belirgin artış yaşandı. 2023 yılında Fransa’da Hristiyanlık karşıtı yaklaşık 1000 eylem kayıtlara geçerken Yunanistan’da kiliselere yönelik 600’ün üzerinde vandallık olayı yaşandı. Kanada’da da 2021-2024 arasında 24 kilisenin kundaklandığı belirtildi. İspanya, İtalya, İngiltere ve Hırvatistan’da da benzer eğilimler gözlemlendiği, din adamlarının, ibadet yerlerinin saldırıya uğradığı kaydedildi.

Kirche in Not’un İtalya bölümü başkanı Sandra Sarti, son 25 yılda din özgürlüğünde olumsuz yönde gelişmeler kaydedildiğini belirterek din özgürlüğüne yönelik kısıtlamaların zorunlu göçün de temel nedenlerinden biri olduğuna vurgu yaptı.

1947 yılında kurulan Kirche in Not, Papalık hukukuna göre vakıf statüsüne sahip. Sadece bağışlarla finanse edildiğini belirten kuruluş, 1999 yılından bu yana yaklaşık 200 ülkede din özgürlüğünü mercek altına alıyor ve iki yılda bir raporlaştırıyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

‘Libya Tezkeresi’ 2 Yıl Daha Uzatıldı

Libya’ya asker gönderilmesi için verilen izin süresinin 2 yıl daha uzatılmasını öngören Cumhurbaşkanlığı tezkeresi Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda görüşüldü.

Haber Merkezi / Konuşmaların ardından yapılan oylamada Libya tezkeresi kabul edildi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine (TBMM) sunulan Lübnan tezkeresi, yapılan açık oylamada çoğunluğun “evet” oyu vermesiyle kabul edildi. Tezkere, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Lübnan’da konuşlu Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücüne (UNIFIL) katkısının iki yıl daha uzatılmasını öngörüyor.

Tezkerede, Türkiye’nin 2006’dan bu yana UNIFIL’e yaptığı katkının “barışın korunmasına ve Türkiye’nin görünürlüğünün artmasına hizmet ettiği” savunuldu. Metinde, “Lübnan ile ikili ilişkiler ve bölgedeki güvenlik koşulları göz önünde bulundurularak UNIFIL’e katkımızın sürdürülmesinin önem arz ettiği değerlendirilmektedir” ifadeleri yer aldı.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 2790 sayılı kararıyla UNIFIL’in görev süresi 2026 sonuna kadar uzatılmış, 2027’de ise tedricen tasfiyesi kararlaştırılmıştı.

Ayrıca TBMM Genel Kurulunda Irak ve Suriye’ye asker gönderme tezkeresinin süresinin 3 yıl daha uzatılmasına ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkereleri de görüşülecek. EMEP, DEM Parti ve CHP tezkerelere ‘hayır’ oyu vereceklerini açıklamıştı.

Tezkerede, şunlar kaydedildi: “Lübnan ile ikili ilişkilerimiz ve bölgedeki güvenlik koşulları da göz önünde tutularak, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin UNIFIL’in görev süresinin uzatılması ve tedricen tasfiyesi yönündeki 2790 Sayılı Kararı uyarınca hudut, şümul ve miktarı Cumhurbaşkanınca belirlenecek Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının 1701 Sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı ve 880 Sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi kararıyla tespit edilen ilkeler kapsamında 31 Ekim 2025 tarihinden itibaren 2 yıl daha UNIFIL’e iştirak etmesi ve bununla ilgili gerekli düzenlemelerin Cumhurbaşkanınca yapılması için gereğini Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca bilgilerinize sunarım.”

Paylaşın

Anket: İmamoğlu İle Erdoğan Arasındaki Fark 9 Puan

Son seçim anketine göre; Ekrem İmamoğlu, Recep Tayyip Erdoğan’ın 9 puan önünde. Ankete katılan katılımcıların, yüzde 54.5’i İmamoğlu’na, yüzde 45.5’i ise Erdoğan’a oy verebileceklerini belirtti.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) erken seçim çağrılarını sürdürürken araştırma ve anket sonuçları açıklanmaya devam ediyor.

ALF Araştırma, 06-09 Ekim 2025 tarihleri arasında Türkiye genelinde 2 bin katılımcıyla gerçekleştirdiği “Seçmen Eğilimleri Araştırması” sonuçlarını açıkladı.

“Bu pazar cumhurbaşkanlığı seçimi olsa kime oy verirsiniz” sorusunun sorulduğu ankette, Recep Tayyip Erdoğan’a karşı Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş ve Özgür Özel yer aldı.

Ankette yer alan cumhurbaşkanlığı seçim senaryolarında ise Erdoğan’ın üstünlük kuramadığı görüldü:

Ekrem İmamoğlu vs. Recep Tayyip Erdoğan: İmamoğlu yüzde 54.5 oy oranıyla Erdoğan’ı yüzde 45.5’de bırakarak galip geldi.

Mansur Yavaş vs. Recep Tayyip Erdoğan: Yavaş yüzde 55.7 oy oranıyla Erdoğan’ı yüzde 44.3’de bırakarak açık ara önde yer aldı.

Özgür Özel vs. Recep Tayyip Erdoğan: Özgür Özel yüzde 50.5 oy oranıyla Erdoğan’ı yüzde 49.5’de geride bıraktı.

Paylaşın

Aziz İhsan Aktaş İddianamesi Tamamlandı

“Aziz İhsan Aktaş Çıkar Amaçlı Suç Örgütü” soruşturması tamamlandı: Suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme, rüşvet, ihaleye fesat karıştırma, resmî ve özel belgede sahtecilik, dolandırıcılık ve malvarlığı aklama.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen “Aziz İhsan Aktaş Çıkar Amaçlı Suç Örgütü” soruşturmasında önemli bir aşamaya gelindi.  Başsavcılığın açıklamasına göre, 40’ı tutuklu olmak üzere toplam 200 kişi hakkında 20 Ekim 2025 tarihinde kamu davası açıldı.

Sanıklara yöneltilen suçlamalar arasında “suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme”, “rüşvet”, “ihaleye fesat karıştırma”, “resmî ve özel belgede sahtecilik”, “dolandırıcılık” ve “malvarlığı aklama” gibi ağır suçlar yer alıyor. Suç örgütü lideri olarak iddianamede yer alan ve 704 yıla dek hapsi istenen Aktaş tutuksuz yargılanırken, belediye başkanları ise tutuklu bulunuyor.

23 Mart’ta “yolsuzluk” suçlamasıyla görevden uzaklaştırılan eski İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’ndan “‘suç örgütü lideri” olarak bahsedilen iddianamede, “rüşvetle” suçlanan CHP milletvekilleri Özgür Karabat ve Burhanettin Bulut hakkında da fezleke düzenlendi. Fezlekeler, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildi.

Başsavcılığın açıklaması şöyle: “Cumhuriyet Başsavcılığımızca yürütülmekte “Aziz İhsan Aktaş Çıkar Amaçlı Suç Örgütü” soruşturması sonucunda 40’ı tutuklu toplam 200 şüpheli hakkında Suç İşlemek Amacıyla Örgütü Kurma ve Yönetme, Suç Örgütüne Üye Olma, Suç Örgütüne Üye Olmamakla Birlikte Örgüte Yardım Etme, İhaleye Fesat Karıştırma, Edimin İfasına Fesat Karıştırma,

Resmi Belgede Sahtecilik, Özel Belgede Sahtecilik, Rüşvet Alma, Rüşvet Vermek, Rüşvetin Temin Edilmesine Aracılık Etme, Kamu Kurum Kuruluşları Zararına Dolandırıcılık, Suçtan Kaynaklanan Malvarlığı Değerlerini Aklama, Haksız Mal Edinme ve Gerçeğe Aykırı Fatura Düzenleme suçlarından 20/10/2025 tarihinde iddianame düzenlenmiş olup İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde kamu davası açılmıştır.

Özel: İftiralar çökecek

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, iddianameye tepki gösterdi. Özel, iddianamenin “tel tel döküldüğünü” vurgulayarak, “Deliller tartışıldığında iftiraların çökeceğini herkes görecek” dedi.

Çankaya Belediyesi Atatürk Sanat Merkezi’nin açılışında konuşan Özel, 704 yıla kadar hapisle yargılanması istenmesine rağmen serbest bırakılan suç örgütü lideri Aziz İhsan Aktaş’ın durumuna dikkat çekti. “Yapmadığı kalmamış ama itirafçı olmuş, örgüt kurmuş dışarıda geziyor; onun iftira ettiği belediye başkanları içeride. Bu iddianame baştan sona tutarsızlıklarla dolu” ifadelerini kullandı.

Özel, CHP’li belediye başkanlarına yönelik suçlamaların da dayanaksız olduğunu vurgulayarak, “Adana, Adıyaman, Seyhan, Ceyhan belediye başkanlarına birer satır suçlama yazılmış. Onların İstanbul’daki bu dosyayla ne ilgisi var? Suçlamanın türünü değiştirerek dosyaya eklemişler. Bu işin bahanesi kalmamıştır” dedi.

“Yargılama sürecinde gerçeklerin ortaya çıkacağını” söyleyen Özel, “Deliller tartışılacak, savunmalar yapılacak, iftiralar çökecek. İftiracılar bakalım sözlerinin arkasında nasıl duracak” diyerek davaya tepki gösterdi.

Paylaşın

İmamoğlu’nun “Diploma” Davası 8 Aralık’a Ertelendi

Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde tutuklu bulunan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında 8 yıl 9 aya kadar hapis cezası talep edilen diploma davası 8 Aralık’a ertelendi.

Tutuklanarak görevden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında, üniversite diplomasının sahte olduğu iddiasıyla açılan davanın ikinci duruşması salon tartışmaları arasında ertelendi.

Duruşma salonunun küçüklüğü gerekçesiyle davayı izlemek isteyen gazeteci ve avukatların salona alınmamasının ardından Ekrem İmamoğlu duruşmaya katılmama kararı aldı. Duruşma sonrasında daha büyük bir salona taşındı ve hakim İmamoğlu’nun salona getirilmesine karar verdi. Ancak bu salon da ilk duruşmanın görüldüğü en büyük salon değildi.

İmamoğlu mahkemede, “Salon değişikliğinden bu sabah haberimiz oldu. Kalabalık avukat ve seyirci kitlesi diğer salonu düşünüp geldiler. En dar salona alınmasından dolayı birçok avukat içeri giremedi. Aralarında benim müdafilerim vardı” dedi.

İmamoğlu, “içeri giremeyen müdafilerinden dolayı savunma yapmasının mümkün olmadığını” söyledi ve duruşmanın ertelenmesini talep etti.

İmamoğlu’nun savunma yapmadığı duruşma 8 Aralık’a ertelendi.

Silivri’de kameraların karşısına geçen CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, “Ekrem İmamoğlu’nun zorla salona getirilmesi söz konusu olamaz. Ekrem İmamoğlu müdafiileri ile müzakere içerisinde bu kararı almıştır. Olağan yargılama koşulları söz konusu olduğunda Ekrem İmamoğlu salonda yerini alacaktır” dedi.

Duruşmanın küçük bir salona taşınmasını keyfi olarak değerlendiren Günaydın, “Olağanüstü koşullar söz konusu olduğu sürece buraya çıkmayacağız” dedi.

Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan’un tutuklu olduğunu da hatırlatan Günaydın, “Avukatının bu duruşmaya SEGBİS’le bağlanması dahi son dakika kararı ile oradan kaldırılmıştır” dedi.

İddianamede neler var?

İmamoğlu 1990’da Kıbrıs’ta öğrenim gördüğü Girne Amerikan Üniversitesi’nden (GAÜ) İstanbul Üniversitesi’ne yatay geçiş yapmış ve 1994’te işletme fakültesinden mezun olmuştu. İddianamede, GAÜ’nün 1990 yılında YÖK tarafından tanınan bir üniversite olmadığı, 1993 yılında tanındığı vurgulandı.

O yıllarda Kıbrıs’ta faaliyet gösteren kurumlardan sadece Doğu Akdeniz Üniversitesi’nin tanındığı, ancak “yatay geçiş kontenjanlarının usulsüz olarak arttırıldığı” iddia edildi.

İmamoğlu’nun yatay geçiş sürecinde İstanbul Üniversitesi’ne ibraz ettiği belgelerin, Doğu Akdeniz Üniversitesi’ne ait olmadığı ifade edildi.

“İstanbul Üniversitesi tarafından İmamoğlu’nun kaydının Doğu Akdeniz Üniversitesi öğrencisi olarak yapıldığı, gerçeğe aykırı resmi belgenin açık bir hile ile düzenlendiği” iddia edilen belgenin “şeklen doğru ancak içerik bakımından sahte” olduğu savunuldu.

İddianamede, İmamoğlu’nun “resmi belgede sahtecilik” suçunu “zincirleme şekilde” işlediği, “hileli bir şekilde aldığı evrakı” yüksek lisans amacıyla İstanbul Üniversitesi’ne, askerlik hizmeti için Milli Savunma Bakanlığı’na ve Yüksek Seçim Kurulu’na sunduğu iddia edildi.

Paylaşın

CHP’li Altı Başkan Hakkında Tutukluluğuna Devam Kararı

CHP’li Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara, Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin, Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar ve Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar’ın tutukluluk hallerinin devamına karar verildi.

CHP’li Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat başta olmak üzere CHP’li Esenyurt, Gaziosmanpaşa, Avcılar, Seyhan ve Ceyhan Belediye Başkanları ile Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar’ın tutuklanmasına neden olan ve kamuoyunda “Aziz İhsan Aktaş” ya da “Beşiktaş Soruşturması” olarak bilinen dosyada bugün akşam saatlerinde tutukluluk incelemesi yapıldı.

Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara, Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin, Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar ve Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar’ın tutukluluk hallerinin devamına karar verildi.

Avukat Ersöz, geçen hafta cuma günü söz konusu dosyada tefrik (ayırma) kararı verildiğini duyurmuştu. Ersöz, sosyal medya hesabında bugünkü karara ilişkin, “Bu uygulama, ‘iddianame mahkemeye gönderilmeden hemen önce’, değerlendirme kararı verilmesi ve tensip zaptı düzenlenmesi için mahkemeye zaman kazandırmak amacıyla gerçekleştirilen son tutukluluk incelemesi olarak da nitelendirilebilir” değerlendirmesinde bulundu.

CHP Parti Meclisi üyesi Baki Aydöner ve Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı Hakan Bahçetepe’nin isimleri tutukluluk incelemesinde yer almadı.

Avukat Ersöz bu isimlerin yakın zamanda mahkemeye sunulması planlanan iddianamede yer almayabileceklerini belirterek “Ana dosyada (2024/236201) tutuklu bulunan Parti Meclisi Üyesi Baki Aydöner ve Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı Hakan Behçetepe tutukluluk incelemesinde yer almadı. Eğer başka bir Mahkeme tarafından yapılan bir tutukluluk incelemesi yoksa, bu isimlerin iddianame dışında kalabileceği anlamı taşıyabilir” dedi.

Paylaşın

Demirtaş’tan “Süreç” Mesajı: Yasa Yapma Süreçleri Hızlanmalı

Tuncer Bakırhan ile bir mesaj ileten Selahattin Demirtaş’ın, “Barış sürecinin sağlıklı bir şekilde ilerlemesi açısından atılacak olumlu adımların, ilerletici adımların ve yasa yapma süreçlerinin hızlanması” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ı ziyaret etti. Ziyareti sonrası Edirne Cezaevi önünde açıklama yapan Eş Genel Başkanlar şunları söyledi.

Hatimoğulları, şunları söyledi: “Değerli basın emekçileri, bugün Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan ile birlikte Sevgili Selahattin Demirtaş’ı ziyaret ettik. Buradan da Kandıra’ya geçerek Sevgili Figen Yüksekdağ’ı, Semra Güzel’i ziyaret edeceğiz. Bugünkü ziyaretimizde Belediye Eşbaşkanımız Selçuk Mızraklı’yı da ziyaret ettik. Türkiye toplumunun tamamına çok selamları var. Onları soran herkese kucak dolusu selam ve sevgilerini ilettiler. Sağlık durumları son derece iyiydi, moralleri oldukça yüksek ve barışa dair umutları da son derece yüksek.

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki; 4 Kasım’da Eş Genel Başkanlarımızın da içinde bulunduğu kapsamlı bir operasyonla Türkiye bir karanlığa sürüklendi. 10’uncu yılını geride bıraktık tutukluluklarının. Ortada AİHM Büyük Dairenin kararı olmasına rağmen hala içerideler. Bunun hiçbir hukuki dayanağı yoktur. Bugün Türkiye’de mevcut yasalar ve mevcut anayasaya karşı bir ihlal söz konusudur. Türkiye AİHS’e taraf bir ülkedir. AİHS’e taraf bir ülke olarak AİHM kararlarının uygulanmaması uluslararası hukuku tanımamak anlamına gelir.

9 yılı bitirip 10’uncu yılına girecek tutukluluk süreleri. Haksız ve hukuksuz bir şekilde arkadaşlarımızın hala içeride olmasını kabullenmek mümkün değildir. Özellikle bizlerin barış sürecini ve demokratikleşmeyi konuştuğumuz bugünlerde atılacak en önemli adımlardan bir tanesi AİHM kararlarının hayata geçirilerek Kobanî Kumpas Davasından tutuklu bulunan Sevgili Selahattin Demirtaş, Figen yüksekdağ ve bütün Kobanî tutsaklarının acilen serbest bırakılmasıdır.

Arkadaşlarımızın dışarıya gönderdikleri çok önemli bir mesaj var. Barış sürecini sonuna kadar desteklerinin bir kez daha bugün altını çizdiler. Sevgili Selahattin Demirtaş’ın ısrarla yaptığı en temel vurgu barış sürecinin sağlıklı bir şekilde ilerlemesi açısından atılacak olumlu adımların, ilerletici adımların ve yasa yapma süreçlerinin hızlanması. Bu konuda bizler de bir kez daha DEM Parti olarak diyoruz ki bu süreçte atılacak önemli adımlardan biri AİHM kararlarının hayata geçmesi ve Sayın Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve bütün Kobanî tutsaklarının serbest bırakılmaları.

Cezaevinde dört duvar arasında barışı desteklemekten öte açık alanda bugün bizlerle birlikte dışarıda barış sürecinin toplumsal inşasında çok büyük katkıları olacak ve bu katkıyı cezaevinde değil dışarda özgür bir şekilde bütün toplumla paylaşabilmeleri çok önemli ve çok anlamlı.

Son cümlem şudur. AİHM kararı derhal uygulanmalıdır. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Kobanî Kumpas Davasının bütün tutsakları acilen serbest bırakılmalıdır. Bunun barış sürecine büyük katkı sağlayacağına inancımız da sonsuzdur. Arkadaşlarımızın serbest olarak bugün basın karşısında sizlerle konuşabiliyor olması gerekiyor. Bu konuda beklenecek bir durum kalmamıştır. Karar acilen hayata geçirilmelidir.

“Suçsuz insanlar özgürleşmeyecekse bu sürece güveni nasıl toparlayacağız? “

Tuncer Bakırhan da şunları söyledi: “Başta Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Selçuk Mızraklı ve Kobanî Kumpas Davasında yargılanan bütün yoldaşlarımızın suçsuz olduklarını biliyoruz. Suçsuzlukları da mahkeme kararlarıyla aslında netleşti. Mahkeme Kobanî Kumpas Davasındaki tutsakların suçsuz olduğunu defalarca belirtmesine rağmen arkadaşlarımızın halen cezaevinde tutuluyor olmaları anlaşılır gibi değil. Eleştiriyoruz, kınıyoruz. Yeni bir sürece girdik. Yeni bir sürecin tartışmalarını yürütüyoruz.

Suçsuz insanlar, 10 yıldır içeride olan insanlar özgürleşmeyecekse, özgür olmayacaksa biz bu sürece güveni, desteği nasıl toparlayacağız? Dolayısıyla en başta suçsuzlukları mahkeme kararlarıyla kesinleşmiş olan başta Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve Kobanî Kumpas Davasındaki yoldaşlarımızın bir an önce artık bırakılması gerekiyor.

Gerçekten bir süreç yürütüyorsak, gerçekten bu sürece inanıyorsak, bu sürece en büyük katkıyı sunacak arkadaşlarımızın halen cezaevlerindeki hücrelerde bulunmasının bir anlamı yoktur. Biz arkadaşlarımızın, Eş Genel Başkanımızın dediği gibi bu sürece büyük katkılar sunacaklarını düşünüyoruz.

Onların yeri artık hücreleri değil, cezaevleri değil, bizim yanımızdır. Bizimle birlikte bu barışı toplumsallaştırmak için bir an önce bırakılmaları gerektiğini tekrar ediyorum. Selamlarımı, saygılarımı Türkiye haklarına gönderiyorum. Bu konuda duyarlı olmaları gerektiğini belirtiyorum. Hepimize kolay gelsin. Teşekkürler.”

Eş Genel Başkanlar daha sonra Figen Yüksekdağ’ı ziyaret etmek üzere Kandıra Cezaevine geçti.

Paylaşın

Otomobilden Konuta Yeni Vergiler Geliyor

AK Parti’nin bazı vergi istisnalarının kaldırılması ve vergi dışında kalan alanların vergi kapsamına alınmasına yönelik düzenlemesi, bu hafta Türkiye Büyük Millet Meclisinde (TBMM) ele alınacak.

AKP milletvekilleri, vergi kanununda değişiklik öngören kanun teklifini geçen hafta TBMM Başkanlığına sunmuştu. Teklif 21 Ekim Salı günü Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülecek.

Düzenleme ile konut kira gelirlerine uygulanan istisnanın kaldırılması hedefleniyor. Daha önce 2025 yılı için 47 bin TL’ye kadar olan kira gelirleri vergiden muaf tutuluyordu. Yeni paket ise, emekli konut sahipleri hariç kira geliri ne kadar olursa olsun gelir vergisi ödenmesini öngörüyor.

İşverenlere Hazine’den sağlanan yüzde 4’lük Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) prim desteği de yüzde 2’ye düşürülüyor. İmalat sektörü için ise sigorta primlerine yönelik yüzde 5’lik destek aynen sürdürülecek.

Teklif daha önce alınmayan yeni harçlar da getiriyor. Buna göre; muayenehane, poliklinik, ağız ve diş sağlığı merkezleri ile veteriner hekim muayenehane, poliklinik ve hayvan hastanesi ruhsatları yıllık harca tabi olacak. Mevcut durumda ayakta teşhis ve tedavi yapılan özel sağlık kuruluşları ile ağız ve diş sağlığı hizmeti sunulan özel sağlık kuruluşlarına ait belgeler; ayrıca veteriner hekim muayenehane ve poliklinikleri ile hayvan hastanelerine verilen ruhsatlar harca tabi değildi.

Değişiklik ile; her yıl için muayenehane uygunluk belgesi 20 bin lira, özel poliklinik ruhsatnamesi 30 bin lira, özel tıp merkezi ruhsatnamesi 50 bin lira olacak. Ağız ve diş sağlığı muayenehanelerinden her yıl alınacak bedel 20 bin lira, ağız ve diş sağlığı polikliniklerinden 30 bin lira, ağız ve diş sağlığı merkezlerinden 40 bin lira, ağız ve diş sağlığı hastanelerinden 40 bin lira olacak. Bu harçlar, büyükşehir belediyesi olan illerde bir kat artırımlı olarak uygulanacak.

Her yıl için veteriner hekim muayenehane ruhsatı 10 bin lira, veteriner hekim poliklinik ruhsatı 20 bin lira, hayvan hastanesi ruhsatı ise 40 bin lira olarak belirlendi.

Özel hastane ve laboratuvarlar ile turizm işletmeleri için verilen işletme belgelerine ilişkin harçlar da yıllık hale getiriliyor. Normalde bu tesisler için yalnızca ruhsat alımında tek seferlik harç ödeniyordu.

Kuyum ve ikinci el motorlu kara taşıtı ve taşınmaz ticareti yetki belgelerinden de yıllık harç alınacak. Buna göre, her yıl için şubeler dahil kuyum işletmeleri adına düzenlenen yetki belgelerinden 30 bin lira; ikinci el motorlu kara taşıtı ile taşınmaz ticareti için şubeler dahil düzenlenen yetki belgelerinden ise 20 bin lira alınacak. Bu harçlar da büyükşehir belediyesi olan illerde bir kat artırımlı uygulanacak.

Tasarının yasalaşmasıyla, noterler tarafından gerçekleştirilen ikinci el araçların satış ve devir işlemlerine ilişkin harç istisnası da kaldırılacak. Buna göre; noterde yapılan sıfır araçların ilk tescili işlemlerinden ve ikinci el araçların satış ve devrine ilişkin işlemlerden, bin liradan az olmamak üzere satış ve devir bedeli üzerinden nispi harç alınacak.

Paket Cumhurbaşkanı’na, Bireysel Emeklilik Sistemi’nde (BES) halen yüzde 30 olan devlet katkısı oranını sıfıra kadar indirme veya yüzde 50’ye kadar artırma yetkisi de veriyor.

Yeni düzenleme ile, vakıf üniversitelerinde hazırlık dönemi hariç eğitim ücretlerini belirleme yetkisi Yükseköğretim Kuruluna (YÖK) bırakılıyor. YÖK fiyat belirlerken haziran ayı yıllık üretici fiyat endeksi (ÜFE) artışı ile aynı ayın yıllık tüketici fiyat endeksi (TÜFE) artışı ortalamasını dikkate alacak.

Paylaşın

Türkiye’de Yağışlar Son 52 Yılın En Düşük Seviyesine Geriledi

2025 Su Yılı Raporu’na göre metrekareye düşen ortalama yağış miktarı 422,5 mm oldu ve uzun yıllar ortalamasının yüzde 26 altında kaldı. Bu değer son 52 yılın en düşük seviyesi olarak kayıtlara geçti.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına bağlı Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından, 1 Ekim 2024 – 30 Eylül 2025 dönemini kapsayan “2025 Su Yılı Raporu” geçen hafta açıklandı. Rapor, Türkiye’nin ciddi bir kuraklık tehdidiyle karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor.

Rapora göre, metrekareye düşen ortalama yağış miktarı 422,5 mm oldu ve uzun yıllar ortalamasının yüzde 26 altında kaldı. Bu değer son 52 yılın en düşük seviyesi olarak kayıtlara geçti. Yağışlarda en büyük düşüş sırayla; yüzde 53 ile Güneydoğu Anadolu, yüzde 35 ile İç Anadolu ve yüzde 34 ile Marmara bölgelerinde gözlemlendi.

DW Türkçe’den Aram Ekin Duran‘a konuşan Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş, Türkiye’nin son yıllarda giderek derinleşen bir kuraklık döngüsüne sürüklendiği uyarısında bulunuyor.

Ülkenin üçte ikisinden fazlasının yıllık su açığıyla karşı karşıya olduğuna dikkat çeken Prof. Türkeş, “İklim değişikliğinin etkisiyle bu oran (su açığı yaşayan bölgeler) önümüzdeki 20–25 yıl içinde yüzde 80’e ulaşabilir. Bu tablo yalnızca ekolojik değil, aynı zamanda ekonomik ve sosyal bir kriz anlamına geliyor” diyor.

Türkeş’in verdiği bilgilere göre, Akdeniz ikliminin egemen olduğu Ege, Akdeniz, Güneydoğu Anadolu ve İç Anadolu’nun büyük bölümü Türkiye’de kuraklıktan en fazla etkilenen alanlar arasında. Güney Marmara ve Doğu Anadolu’nun güney kesimlerinin de bu riskli kuşağa eklenebileceğini ifade eden Türkeş, “Kuraklık olasılığı açısından en kırılgan bölgeler ise Güneydoğu Anadolu, Akdeniz kıyıları ve Batı Anadolu” değerlendirmesini yapıyor.

Meteoroloji Genel Müdürlüğünün raporuna göre geçen 12 aylık dönemde; Bilecik, Çorum, Eskişehir, Gaziantep, Hatay, Kayseri, Kırşehir, Kilis, Mardin, Nevşehir, Şanlıurfa, Van, Batman, Edirne, Tekirdağ, Siirt, Şırnak ve Çanakkale’de 65, Kırıkkale’de 64, Adana, Adıyaman, Afyonkarahisar, Bursa, Kahramanmaraş, Karaman, Osmaniye’de 52, Aksaray, Konya, Niğde’de 51, Hakkari 50, Yalova’da son 40 yılın en düşük yağış seviyeleri görüldü.

Raporda, Doğu Anadolu’da kar örtüsünün azalması ve ani sıcaklık değişimlerinin yeraltı su kaynakları için ciddi risk oluşturduğuna işaret edilirken; Ege ve Akdeniz’de ise yaz kuraklıkları ve yeraltı suyu kullanımının artmasının tarımsal üretim ve su kalitesi üzerinde baskı yaptığına dikkat çekildi.

İç Anadolu’da özellikle Konya Ovası’nın tarımsal sulamadaki verimsizlik nedeniyle yılda milyonlarca metreküp su kaybettiği ifade edilen raporda, Ege ve Akdeniz’deki turizm bölgelerinde ise kişi başına günlük 600 litreyi aşan su tüketiminin yaz aylarında su bütçesinde ciddi dengesizlik yarattığı tespiti yapıldı.

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) İklim Bilimi ve Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, Türkiye’deki su krizinin temelinde yönetim eksikliği ve plansızlık olduğunu söylüyor.

Türkiye’de yerel yönetimlerin su yönetimine dair sürdürülebilir bir planı bulunmadığını ifade eden Prof. Kadıoğlu, “Yerel yönetimler yıllık su bütçesi hazırlamıyor, aylık ya da mevsimsel su tahminleri yapmıyor. Sonra barajlar ve göller kuruyunca suçu tamamen iklim değişikliğine atıyoruz” diyor.

Sorunun sadece iklim değişikliğinden kaynaklanmadığını, asıl problemin plansızlık olduğunu vurgulayan Kadıoğlu, “İklim değişikliği tersine işlese ve yağışlar artsa bile yine su kıtlığı yaşanır. Çünkü büyük şehirler ayağını yorganına göre uzatmıyor. Türkiye’deki en büyük kuraklık, zihinsel kuraklık. Suyu bitirene kadar kullanıyoruz, sonra da ağlıyoruz” diye konuşuyor.

İklim değişikliğinin yarattığı kuraklık ve don olayları, Anadolu’daki tarımsal üretime de büyük zararlar veriyor. Son bir yılda yaşanan olumsuz hava koşulları başta incir, kayısı, kiraz gibi ürünlerde yüzde 80’i aşan üretim kayıplarına neden oluyor.

Prof. Murat Türkeş’e göre son üç yıldır gözlenen kuraklık nedeniyle gıda fiyatları 2026 yılında da artmaya devam edecek. Bu durumun gıda enflasyonunu tetikleyeceğini ve özellikle dar gelirli aileleri olumsuz etkileyeceğini dile getiren Türkeş, şöyle konuşuyor:

“Ne yazık ki Türkiye dinamik bir kuraklık yönetim sistemine sahip değil. Suyun az olduğu yerlerde çok su tüketen ürünler artık ekilmemeli. Silajlık mısır, yonca gibi çok su isteyen yem bitkilerinin salma sulama yöntemleriyle ekilmesi, hem yeraltı sularını tüketiyor hem de krizi derinleştiriyor.”

Peki Anadolu’da giderek yayılan kuraklık tehlikesini engellemek mümkün mü?

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Afet Yönetimi Enstitüsü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ömer Ekmekcioğlu’na göre, Türkiye’nin su krizinden çıkış yolu hem kısa hem de uzun vadeli önlemlerden geçiyor.

Türkiye’de son 5 yılda kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarının yüzde 20-25 azaldığına işaret eden Ekmekcioğlu, “Bu gidişle Türkiye su kıtlığı eşiğine hızla yaklaşıyor. Hem iklimsel kayma hem de su yönetimi eksikliklerinin yarattığı çift yönlü bir krizle karşı karşıyayız. Eğer bugünden önlem almazsak, bu tablo gıda güvenliğinden ekonomik sürdürülebilirliğe kadar birçok alanda ciddi tehditler yaratacak. İklimi değiştiremeyiz ama bilinçli su yönetimi ile uyum sağlayabiliriz” diyor.

Kısa vadede kayıp-kaçakların azaltılması, basınçlı sulama sistemlerine geçilmesi ve tarımsal ürün deseninin değiştirilmesi gerektiğini kaydeden Ekmekcioğlu, orta ve uzun vadede ise yeraltı sularının kayıt altına alınması, stratejik su yönetimi ve iklim senaryolarına göre yıllık kotaların belirlenmesi gerektiğini vurguluyor.

Paylaşın

KKTC’de Seçimi Tufan Erhürman Kazandı

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC), resmi olmayan sonuçlara göre seçimleri ana muhalefetteki Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) lideri Tufan Erhürman kazandı.

CTP Genel Başkanı Tufan Erhürman oyların yüzde 62,80’ini, mevcut Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ise oyların yüzde 35,77’sini aldı.

KKTC’de cumhurbaşkanlığı büyük oranda sembolik bir rol ancak Kıbrıs sorununun çözümüne dair müzakerelerde Kıbrıslı Türkleri temsil edeceği için oldukça önemli. Ersin Tatar ve Tufan Erhürman Kıbrıs meselesi, Türkiye ile ilişkiler ve dış politika konularında farklı ekolleri temsil ediyor.

CTP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Tufan Erhürman, eşi Nilden Bektaş Erhürman ile birlikte Gönyeli Dr. Suat Günsel İlkokulu’nda oyunu kullandı. Oy kullanmasının ardından basına açıklama yapan Erhürman, uzun bir seçim sürecinin geride kaldığını belirterek şunları söyledi:

“Bu seçim, çocuklarımızın seçimi. Bu bilinçle hareket ettik. Burada verilecek karar, geleceğimiz üzerinde etkili olacak. Kıbrıs Türk halkı demokrasiyi içine sindirmiş bir halk. Bu süreç içerisinde büyük bir olgunlukla seçim sürecinde yerini aldı. Bugün iradesini sandığa yansıtacak. Halkımızın iradesi herkes için hayırlı olsun.”

KKTC Cumhurbaşkanı ve bağımsız cumhurbaşkanı adayı Ersin Tatar ise eşi Sibel Tatar ile oyunu Şehit Tuncer İlkokulu’ndaki 157 numaralı sandıkta kullandı. Oy kullanmasının ardından açıklamalarda bulunan Tatar, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Türkiye hükümetine destekleri için teşekkür etti.

Cumhurbaşkanlığı seçimini “referandum niteliği taşıyan bir varoluş seçimi” olarak tanımlayan Tatar, “Önemli olan Kıbrıs Türk halkının bu topraklarda verdiği yaşam mücadelesi, önümüzdeki dönemde refahının artması, Kıbrıs Türkü’nün asli unsur olarak Kıbrıs’ın iki halkından bir tanesi olarak hakkıyla, hukukuyla, egemenliğiyle geleceğe güçlü bir şekilde yürüyüşüdür” dedi.

Paylaşın