Kamu Emekçileri İş Bıraktı: Geçinemiyoruz!

KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, “2025 yılını yüzde 30’luk asgari ücret zammının yanı sıra, kamu emekçileri ve memur emeklilerine yapılan yüzde 11,54; işçiler ve işçi emeklilerine reva görülen yüzde 15,75’lik sefalet zamları ile karşıladık” dedi ve ekledi:

“1 Ocak’tan itibaren vergi ve harçlara yüzde 44 zam yapıldı. 2025 bütçesine göre attığımız her adımda ödediğimiz KDV’de geçtiğimiz yıla göre yüzde 81, ÖTV’de ise yüzde 51 artış olacak. Hükümetin kendi alacaklarına yaptığı zam oranları ortadayken, kamu emekçilerine ve emeklilere reva görülen maaş artış oranının sadece yüzde 11,54 olması utanç verici bir durumdur.”

Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Askeri İş Yerlerinde Görevli Kamu Çalışanları Sendikası (ASİM-SEN), Bağımsız Kamu Görevlileri Sendikaları Konfederasyonu (BASK),, Hürriyetçi Sendikalar Konfederasyonu (HÜR SEN), Birleşik Kamu İşgörenleri Sendikaları Konfederasyonu’na (BİRLEŞİK KAMU-İŞ) üye binlerce emekçi, yüzde 11,54’lük zamma karşı yurdun dört bir yanında meydanlara çıktı.

Ankara Kazakistan Caddesi’nde toplanan kamu emekçileri, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önüne yürüdü. Emekçiler, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önüne ulaştıklarında polis barikatı ile karşılaştı. Polis ile yapılan müzakereler sonucunda ortak basın açıklaması bakanlık önünde kurulan barikatların önünde okundu.

“Ücret Asgari! Açlık, Yoksulluk, Sefalet Azami İktidarı Uyarıyoruz! İş bırakıyoruz insanca bir yaşam için mücadelede birleşiyoruz” yazılı pankart arkasında yürüyen kitle, yürüyüş boyunca “İşçi, memur, emekli direnme vakti”, “Direne direne kazanacağız”, “İnsanca yaşamak istiyoruz”, “Zam, zulüm, işkence işte AKP” sloganları attı.

Ortak basın metnini KESK Eş Genel Başkanları Ayfer Koçak ve Ahmet Karagöz okudu. Kamu emekçilerinin toplumun diğer kesimleri gibi yıllardır artan enflasyon, hayat pahalılığı karşısında yoksulluğa mahkum edildiğini söyleyen KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, şöyle konuştu:

“2025 yılını yüzde 30’luk asgari ücret zammının yanı sıra, kamu emekçileri ve memur emeklilerine yapılan yüzde 11,54; işçiler ve işçi emeklilerine reva görülen yüzde 15,75’lik sefalet zamları ile karşıladık. 1 Ocak’tan itibaren vergi ve harçlara yüzde 44 zam yapıldı. 2025 bütçesine göre attığımız her adımda ödediğimiz KDV’de geçtiğimiz yıla göre yüzde 81, ÖTV’de ise yüzde 51 artış olacak. Hükümetin kendi alacaklarına yaptığı zam oranları ortadayken, kamu emekçilerine ve emeklilere reva görülen maaş artış oranının sadece yüzde 11,54 olması utanç verici bir durumdur.”

Koçak, vergi yükünün emekçilerin omuzlarına yıkıldığını ve patronların vergi borçları silindiğini vurgulayarak “Taleplerini görmezden gelen siyasi iktidarın ücretlerimizi baskılayıp, boğazımızı sıkarak uygulamaya çalıştığı ekonomik programa karşı kamu emekçileri olarak itiraz ediyoruz” dedi.

“İnsanca yaşayacak bir ücret talebi bugün tüm kamu emekçilerinin ortak talebi haline geldi” diyen Koçak; savaşa, ranta faiz ödemelerine, sermayeye teşvike değil, halk için toplumsal cinsiyete duyarlı bütçe talep ettiklerini söyledi.

“Siyasi iktidarı uyarıyoruz”

Koçak’ın ardında söz alan KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz, kamu emekçilerini yoksulluğa ve güvencesizliğe sürükleyen politikalar karşısında güçlerini birleştirdiklerini belirterek, “Emeğimizin karşılığını almak, çocuklarımıza daha iyi bir gelecek bırakmak için bugün tüm işyerlerimizde iş bırakıyor ve siyasi iktidarı uyarıyoruz” dedi.

Karagöz, kamu emekçileri ve emeklilerinin taleplerini şöyle sıraladı: “Tüm emekçiler için insanca yaşanabilir bir ücret ve adil bir gelir dağılımı istiyoruz.

Eşit işe ; eşit ücret talep ediyoruz.

Sefalet zam aldatmacasına karşı, en düşük memur maaşının acilen yoksulluk sınırının üzerine yani 79.000 TL’ye çıkartılmasını talep ediyoruz.

Başta metropoller olmak üzere barınma ihtiyacımızı imkansız hale getiren kira fiyatlarına karşı, güncel verilere denk düşen kira yardımı talep ediyoruz

Asgari ücretin, insan onuruna yaraşır bir ücret düzeyine çıkartılmasını talep ediyoruz.

İşyerlerinde ücretsiz kreş açılmasını talep ediyoruz.

Kamuda mülakat değil, liyakat, yani kadrolu güvenceli istihdam talep ediyoruz.

Seyyanen zamların, ek ödemelerin emekliliğe yansıtılmasını, insanca yaşayabileceğimiz bir emeklilik talep ediyoruz.

Kamu kaynaklarının “müşteri garantili” projeler için değil, halk için kullanılmasını talep ediyoruz.

Vergide adalet, az kazanandan az, çok kazanandan çok, yani adil bir vergi sistemi ve 1. Vergi diliminin %10’a düşürülmesi ve sabitlenmesini istiyoruz.

Bizleri toplu sözleşme masası adı altında, siyasal iktidarın iki dudağı arasına bırakan ve tüm yetki ve kararın hükümete terk edildiği sahte sendika yasasına karşı, gerçek grevli bir toplu sözleşme düzenlemesi istiyoruz.

Eylemde, Asim-sen Genel Başkanı Özgür Karaca, Bağımsız Emekliler Sendikası Başkanı Muzaffer Esen, TMMOB Genel Saymanı Özgür Topçu, TTB Genel Sekreteri Dr. Hilmi Önder Okay konuşma yaptı.”

Paylaşın

ABD’den İsrail’e “Gazze’de Derhal Ateşkes” Çağrısı

ABD Başkanı Joe Biden’ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya, Gazze’de acilen ateşkesin sağlanması gerektiğini söylediği, Netanyahu’nun ise Doha’da süren ateşkes görüşmelerine ilişkin Biden’a bilgi verdiği bildirildi.

Haber Merkezi / Beyaz Saray, ABD Başkanı Joe Biden’ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile telefonla görüştüğünü açıkladı.

Açıklamada, “Biden’ın Netanyahu’ya, Gazze’de acilen ateşkesin sağlanması gerektiğini söylediği, Netanyahu’nun ise Doha’da süren ateşkes görüşmelerine ilişkin Biden’a bilgi verdiği” aktarıldı.

Açıklamada ayrıca, iki liderin “Lübnan’daki ateşkes anlaşmasının ardından değişen bölgesel koşullar, Suriye’de Beşar Esad rejiminin devrilmesi ve İran’ın bölgedeki gücünün zayıflaması” konularını ele aldığı belirtildi.

Biden’ın ulusal güvenlik danışmanı Jake Sullivan, Pazar günü CNN’e yaptığı açıklamada, tarafların bir anlaşmaya varmaya “çok ama çok yakın” olduğunu ancak hala sonuca ulaşmaları gerektiğini söylemişti.

Görevi Joe Biden’dan devralmaya hazırlanan ABD’nin seçilmiş başkanı Donald Trump, Netanyahu’yu güçlü bir şekilde destekliyor.

Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı 28 artarak 46 bin 565’e yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise 89 artarak 109 bin 660’a çıktı.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Savaş, Gazze’de geniş bir bölgeyi dümdüz etti. Gazze Şeridi’nin 2,3 milyonluk nüfusunun yaklaşık yüzde 90’ını yerlerinden edildi, birçoğu da birden fazla kez kaçmak zorunda kaldı. Yüzbinlerce kişi, yiyecek ve diğer temel ihtiyaçlara sınırlı erişimle sahil boyunca yayılan çadır kamplarda toplanmış durumda.

Paylaşın

Köprü Ve Otoyol Geçiş Ücretlerine Yüzde 43 Zam

13 Ocak’tan itibaren geçerli olmak üzere köprü ve otoyol ücretlerine yüzde 43 zam geldiği duyuruldu. Bakan Abdulkadir Uraloğlu, geçtiğimiz günlerde köprü ve otoyol ücretlerine zam yapılacağını söylemişti.

Karayolları Genel Müdürlüğü (KGM), otoyol, köprü ve tünel geçiş ücretleriyle ilgili açıklama yaptı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Karayolları Genel Müdürlüğünce ve Yap-İşlet-Devret (YİD) kapsamında özel şirketler tarafından işletilen otoyol ve köprülerin geçiş ücretleri, 13 Ocak 2025 Pazartesi günü saat 00.00’dan itibaren geçerli olmak üzere yeniden düzenlenmiştir.”

Karayolları Genel Müdürlüğü’nden yapılan açıklamaya göre 15 Temmuz Şehitler Köprüsü ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü için geçiş ücreti 47 TL, Osmangazi Köprüsü 795 TL, Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nden geçiş ise 80 TL oldu.

15 Temmuz Şehitler Köprüsü ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü geçiş ücretleri tarife­leri: Aks Aralığı 3,20 m’den Küçük İki Akslı Araçlar: 47,00 TL, Aks Aralığı 3,20 m ve 3,20 m’den büyük her türlü iki akslı araçlar 60 TL, 3 akslı her türlü araçlar 134 TL, 4 ve 5 akslı her türlü araçlar 265 TL, 6 ve yukarı akslı araçlar 351,00 TL ve motosikletler 20,00 TL.

Osmangazi Köprüsü geçiş ücreti tarifeleri: Birinci sınıf araçlar için 795 TL, ikinci sınıf araçlar için bin 270 TL, üçüncü sınıf araçlar için bin 510 TL, dördüncü sınıf araçlar için 2 bin 5 TL, beşinci sınıf araçlar için 2 bin 530 TL, altıncı sınıf araçlar için 555 TL olarak belirlendi.

Yavuz Sultan Selim Köprüsü geçiş ücreti tarifeleri: Birinci sınıf araçlar için 80, ikinci sınıf araçlar için 110, üçüncü sınıf araçlar için 200, dördüncü sınıf araçlar için 510, beşinci sınıf araçlar için 630 altıncı sınıf araçlar için 55 TL olarak belirlendi.

1915 Çanakkale Köprüsü geçiş ücreti tarifeleri: Birinci sınıf araçlar için 790, ikinci sınıf araçlar için 990, üçüncü sınıf araçlar için bin 780, dördüncü sınıf araçlar için bin 975, beşinci sınıf araçlar için 3 bin 755 altıncı sınıf araçlar için 200 TL olarak belirlendi.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklamada köprü ve otoyol ücretlerine zam yapılacağını söylemişti.

Paylaşın

Yüksekdağ’dan “Süreç” Açıklaması: Sorumluluk Üstlenmeye Hazırız

DEM Parti İmralı Heyeti ile görüşen eski HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, “Onurlu barış ve demokratik çözüm hareketi için üzerimize düşen sorumluluğu üstlenmeye katkı sunmaya hazırız” dedi.

Haber Merkezi /28 Aralık’ta İmralı’da PKK lideri Abdullah Öcalan ile görüşme yapan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partili (DEM Parti) milletvekilleri Pervin Buldan ve Sırrı Süreyya Önder ile yerine kayyım atanan Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk’ten oluşan heyet görüşme turlarına devam ediyor.

DEM Parti İmralı Heyeti, son olarak Kandıra Cezaevinde bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve eski HDP Milletvekili Semra Güzel’i ziyaret etti. Figen Yüksekdağ, ziyaret sonrası avukatlarının kullandığı sosyal medya hesabı üzerinden açıklama yaptı.

Figen Yüksekdağ, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “DEM Parti İmralı Heyeti ziyareti vesilesiyle öncelikle demokratik kamuoyuna, halklarımıza, kadınlara selam, saygı ve sevgilerimi iletiyorum. Ülkemiz ve bölgemiz açısından hayati bir dönemden geçiyoruz. Halklarımızın barış, adalet ve demokrasiye her zamankinden çok ihtiyacı var.

Tarihin bu kritik anında sayın Öcalan’ın inisiyatif üstelenerek yol alma çabası çok değerli ve belirleyicidir. Bu çözüm çabası ve iradesinin yanında, arkasındayız. Nerede olduğumuz fark etmez. İçerde, dışarıda ya da farklı görüşlerde olabiliriz. Bu üzerimize düşen görevi yerine getirmeye engel değildir.

Onurlu barış ve demokratik çözüm hareketi için üzerimize düşen sorumluluğu üstlenmeye katkı sunmaya hazırız. Barışın öznesi doğrudan Türkiye halkları, emekçiler, özgürlük güçleri ve kadınlardır. Tam da bu nedenle bütün toplumsal dinamikler, halkların kardeşliği ve barış için inisiyatif almalıdır.

Demokratik haklara, ekmeğin ve emeğin güvencesine giden yol bugün bu inisiyatifi almaktan geçiyor. Biz kadınlar, Kürt sorununda demokratik çözüm hareketinin geliştirilmesi için gereken özveri ve çabayı göstermekte tereddüt etmeyeceğiz. Bu çabaya ortak olan herkes ile dayanışma ve işbirliği içerisinde olacağız.

Dileğimiz sayın Öcalan’ın sağlıklı çalışma koşulları sağlanarak, bir barış ve çözüm odağı olarak rolünü en etkin şekilde gerçekleştirebilmesidir. Somut ve pozitif yaklaşımlar tarihsel sorunun çözümünde en belirleyici aşama olacaktır. Umuyorum ki halklarımızın baharını, barışı ve kardeşliği birlikte karşılayacağız.”

DEM Parti İmralı Heyeti, yılbaşından sonra siyasi partilerle temaslara başlamıştı. 2 Ocak’ta TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ile görüşen DEM Parti heyeti, daha sonra MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi ziyaret etmişti. DEM Parti heyeti bu hafta ise AK Parti, CHP, Gelecek Partisi, Saadet Partisi, DEVA Partisi ve Yeniden Refah partisine ziyaretler gerçekleştirmişti.

28 Aralık’ta İmralı’da PKK lideri Abdullah Öcalan’a ilk ziyareti yapan DEM Partili Pervin Buldan ve Sırrı Süreyya Önder’in ikinci kez İmralı’ya gitmesi bekleniyor.

Çözüm Süreci: Çözüm süreci, Türkiye’de 2013-2015 yılları arasında başlayan müzakereleri ifade ediyor. Bu süreç, Kürt sorununu barışçıl yollarla çözmek amacıyla başlatılmıştı.

Sürecin temel unsurları arasında, silah bırakma, demokratik reformlar ve Kürt kimliğine yönelik hakların genişletilmesi yer almaktaydı. PKK lideri Abdullah Öcalan, bu müzakerelerde kilit bir figür olarak rol almıştı. Ancak 2015’te çatışmaların yeniden başlamasıyla çözüm süreci fiilen sona ermişti. Bu dönem, Türkiye’deki siyasi dinamiklerde önemli değişimlere neden olmuştu.

28 Kasım 1978’de Diyarbakır’ın Lice ilçesinde kurulan PKK, Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), İngiltere, Fransa, Türkiye ve pek çok başka devlet tarafından terör örgütü kabul ediliyor. PKK lideri Öcalan, terör örgütü kurmak ve yönetmek suçundan müebbet hapis cezasına çarptırıldığı 1999 yılından beri, Marmara Denizi’ndeki İmralı Cezaevi’nde bulunuyor.

Paylaşın

OECD’den Yaşam Memnuniyeti Raporu: Türkiye Son Sırada

OECD’nin “Hayat nasıl? (How’s Life?) 2024” raporuna göre, Türkiye, 4,9 puan ile yaşam memnuniyetinde 41 ülke arasında son sıraya yerleşti. OECD hayat memnuniyeti ortalama puanı 6,7.

Haber Merkezi / Hanehalkının banka hesaplarında tutuğu para veya hisse senetleri, asıl ikametgah, diğer gayrimenkuller, araçlar, kıymetli eşyalar ve diğer finansal olmayan varlıklar üzerinden hesaplanan ‘’Hane Halkı Net Serveti’’ açısından da 38 OECD ülkesi arasında sondan 5. sıradayız.

İstanbul Planlama Ajansı (İPA) Başkanı Buğra Gökce, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) “Hayat nasıl? (How’s Life?) 2024” raporundan öne çıkan bölümleri, sosyal medya hesabı üzerinden paylaştı.

Buğra Gökce, paylaşımında şu ifadelere yer verdi: “OECD Raporuna göre her alanda geriye gidiyoruz!

OECD‘nin üye ve bağlı ülkelerde 80 parametre üzerinden düzenli olarak takip ettiği açıklanan “How’s Life? 2024″ raporunda ülkemiz açısında gerçekten üzücü veriler yer alıyor.

OECD ülkelerinde hayat memnuniyeti ortalama puanı 6,7 iken Türkiye’de 4,9. Sosyal adaletsizlik sıralamasında sondan ikinci sıradayız. Sosyal adaletsizliğin en yüksek olduğu 2 ülkeden biriyiz. Cinsiyet Eşitsizliğinde 41 ülke arasında sonuncu sıradayız.

Eğitim’de PISA raporlarına göre Türkiye’deki ortalama bir öğrenci aldığı eğitimle, matematik ve fen bilimlerinde 462 puan alabiliyor. OECD ülkeleri arasında sondan 7. sıradayız. 15 yaşındaki öğrencilerin gıdaya erişimi açısından en kötü durumdaki ülke Türkiye. Son 30 günde haftada en az 1 gün hiç yemek yiyemediğini söyleyen öğrencilerin oranı OECD ülkelerinde yüzde 8 iken Türkiye’de yüzde 20’ye ulaşmış durumda.

Açıklanan Rapora göre Hava Kirliliğinde Türkiye ‘’PM2.5’’ seviyeleri metreküp başına 27.1 mikrogram ile OECD’deki ülkeleri arasında sondan 3. sırada. Dünya Sağlık Örgütü tarafından belirlenen metreküp başına 10 mikrogramlık yıllık kılavuz sınırından kat ve kat yüksek.

Ortalama Yaşam Süresi beklentimiz 78,6 yıl. 41 Ülke arasında 30. Sırada. ‘’Yaşam Memnuniyeti’’ açısından 4,9 Puan ile 41 ülke arasında sonuncu sıradayız.

Hanehalkının banka hesaplarında tutuğu para veya hisse senetleri, asıl ikametgah, diğer gayrimenkuller, araçlar, kıymetli eşyalar ve diğer finansal olmayan varlıklar üzerinden hesaplanan ‘’Hane Halkı Net Serveti’’ açısından 38 ülke arasında sondan 5. Sıradayız. Ailelerimiz Lüksemburg, İzlanda, Belçika’daki hane halklarından yaklaşık 10 kat daha yoksul.

İstihdam oranında 41 ülke arasında sondan 2’inci sıradayız. Türkiye’de çalışanların %25’i ücretli işte uzun saatler çalışmak zorunda.

Türkiye bunu hak etmiyor! Ülkemizi çok daha iyi yönetmek, hak ettiği seviyeye taşımak zorundayız.”

Paylaşın

Bakırhan: Erdoğan’ı Kürtlerin Suriye’deki Statüsünü Tanımaya Davet Ediyoruz

Demokratik Bölgeler Partisi’nin 7’nci olağan kongresinde konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Dün Recep Tayyip Erdoğan Amed’deydi. Diyor ki eskiden Suriye’de Kürtlerin kimliği, pasaportu yoktu şimdi Kürtlerin kimliği ve pasaportu olacak. Nereden biliyorsa! Başka bir ülke orası. Neyse buna da eyvallah. Tamam da Kürtler kimlik ve pasaporta SMO’nun Kürtlere yapmış olduğu saldırılarla mı sahip olacak?” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Kürtler kimlik ve pasaporta sahip olacaksa SMO orada ne iş yapıyor? SMO kime ve nereye saldırıyor? Tam tersine SMO orada oyun bozucudur. Eğer Kürtlere bir iyilik düşünüyorsanız SMO’nun saldırılarını durdurun. Eğer Kürtleri gerçekten orada kardeşiniz olarak görmek istiyorsanız orada sivilleri katleden, buradan kalkan İHA ve SİHA’ları durdurun. Tişrin Barajı’nda ne işiniz var Allah aşkına, neyin savaşını veriyorsunuz? Bölgenin su, elektrik, enerji merkezinin yıkılmasının Türkiye’ye ne yararı var? Dolayısıyla Erdoğan’ı biraz da Kürtlerin oradaki statüsünü tanımaya ve saygı göstermeye davet ediyoruz. O zaman anlarız gerçekten bu iktidar Kürtlere kimlik ve pasaport haklarını düşünüyor mu, düşünmüyor.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Demokratik Bölgeler Partisi’nin (DBP) Ankara’da düzenlediği 7’nci Olağan Kongresi’nde gündeme yönelik açıklamalarda bulundu. Bakırhan’ın açıklamaları şöyle:

“Çok değerli DBP’li yoldaşlarım, emekçiler, arkadaşlarım, çok değerli bileşen partilerimizin eş başkanları, kurum temsilcileri, değerli kadın arkadaşlar hepinizi saygıyla selamlıyorum. Hoş geldiniz. Çiğdem ve Keskin Başkan çok önemli konulara değindi. Gerçekten de çok önemli bir süreçten geçiyoruz. Gerçekten tarihi fırsatların ve risklerin de olduğu bir süreci hep birlikte yaşıyoruz. Bugün 7’nci Olağan Kongresini yapan DBP bu sürecin en önemli aktörlerinden biridir. Bu sürecin bugüne kadar devam ettirilmesine çok büyük emekleri oldu, çok büyük bedeller ödedi.

Yerellerde zulme, baskıya, faşizme karşı her an ve her zaman haklarımızla birlikte demokrasiyi, barışı ve özgürlükleri savundu. Umarım DBP çok daha fazla kongreler görür. Daha sonraki kongrelerinde burada daha başka şeyleri tartışırız. Baskıyı, zulmü, hak gasplarını değil, Türkiye’nin demokratikleşmesini, Kürt meselesinin demokratik çözümünü konuşuruz. Belki de şu anda cezaevinde olan başta sayın Öcalan olmak üzere cezaevindeki yoldaşlarımızla birlikte kongreler yapacağımıza olan umudumu koruyorum. Bu biraz bize bağlı ve bizim elimizde.

Değerli arkadaşlar, dünya gerçekten ciddi bir değişim dönüşüm sancısı yaşıyor. Evet çivisi çıkmış. Çünkü çivi sağlam bir zemine çakılmamıştı. Dünyada baskıya rağmen, zulme rağmen direnenler var, mücadele edenler var. Değişim isteyenler de var. Ama bu değişim ve dönüşümün karşısında savaşlar da var kaos da var. Ciddi bir belirsizlik de var. Dünyanın her yerinde ciddi bir belirsizlik var. Çünkü yarının ne olacağı, nasıl olacağı, bu kaosun bu çatışmaların dünyanın hangi ülkesine hangi halklarına doğru yol alacağını kestirmek gerçekten çok zor.

Gün yok ki yanıbaşımızda herhangi bir ülkede savaş olmasın kaos olmasın katliam olmasın, halklar kırılmasın kırdırtılmasın. Evet böylesi bir süreçte mücadele edenlerin safında işte bugün kongresini yaptığımız DBP var. Bu kaos, savaş, çatışma isteyenler karşısında adalet, barış, eşitlik mücadelesi yürüten, dünyada halkların ve inançların demokratik bir zeminde eşit yaşamasını isteyen bir partimizin kongresini yapıyoruz. Zulüm varsa direnenler de var. Baskı varsa mücadele edenler de var. Adaletsizlik varsa hak ve hukuk arayanlar da var. İşte bunu arayan bir partimizin üyesi olan çalışanları olan, oy verenleri olan siz değerli halklarımızı bir kez daha saygıyla selamlıyorum.

Çok değerli bir iş yapıyorsunuz. Bitmeyen, yılmayan, dinmeyen bir mücadelenin neferlerisiniz. Keskin başkan söyledi evet bir el uzatıldıysa o el bizim şahsımıza değil sizin onurlu mücadelenize, yılmayan mücadelenize uzatılan bir eldir. Eğer İmralı’da kapı açıldıysa, heyetimiz oraya gittiyse bu mücadelenin hatırınadır. Vermiş olduğunuz mücadelenin büyüklüğüyle alakalıdır. Sizlerle ne kadar övünsek, sizleri onure etsek azdır, biliyorum. Ama konumuz zaten burada birbirimizi onure etmek değil. Bunu zaten fazlasıyla hak ediyorsunuz.

Yanıbaşımızda Suriye’de bir çatışma var. Türkiye’nin temel gündemlerinden biri de Suriye ve Ortadoğu’daki savaş, çatışma ve kaostur. Kürtler, kimliksiz Kürtler, Suriye’de yüz yıldır yok sayılan Kürtler adım adım haklarına doğru gidiyor. Bu adım adım ilerleyen, direnen, mücadele eden Suriye’deki Kürtleri ve onların yol arkadaşı diğer halklar ve inançları da selalıyorum. Dünyada büyük bir umutsuzluk varken, dünyada reel sosyalizmin çöküşünden sonra halklar emekçiler ezilenler büyük bir arayış içerisindeyken Rojava dünya halklarına ve ezilenlerine büyük bir umut oldu.

Adaletin, eşitliğin, ortak ve birlikte yaşamın ne olduğunu reel sosyalizmden sonra dünya halklarına gösterdi. Hindistan’dan Arjantin’e kadar Jin Jiyan Azadî deniliyorsa burada direnen Kürt kadınlarının büyük bir katkısı vardır. Bizler sadece bizi yok sayan  otoriter tekçi devletlerle mücadele etmiyoruz. Aynı zamanda dünyada da büyük bir umut olmaya devam ediyoruz. Bu övüneceğimiz bir şeydir. Buraya kolay gelmedik. Jin Jiyan Azadî’nin dünya sloganı haline gelmesinin ne kadar önemli olduğunu Suriye’deki gelişmelerden görüyoruz. Şimdi Suriye demişken burada Türkiye’nin rolüne değinmeden geçmek doğru olmaz. Meseleler çok fazla.

Dünyada BM’ye bağlı 205 ülke var. Emin olun yaklaşık 200’ün üzerinde ülke “Kürtler bir statüyü hak ediyor, Kürtler demokratik haklarını hak ediyor, Kürtler bugüne kadar emeğiyle, bedeniyle, canıyla, alın teriyle geldi, 100 yıl önce yok sayıldılar, reddedildiler ama bu kez Kürtler haklarına kavuşsun” deniyor ama bir ülke var ki o da yaşadığımız ülke Türkiye’nin iktidarı ve yönetimi ısrarla Rojava’da Kürtlerin kendi emeğiyle yaratmış oldukları ve dünyaya örnek olan, dünyanın en adil, en eşitlikçi, Ortadoğu’nun en güvenli bölgesindeki bu statüyü tanımamak için elinden gelen herşeyi yapıyor.

Gün yok ki saldırılar olmasın. Gün yok ki sivil vatandaşlar katledilmesin. Bunu eleştiriyoruz. Suriye’de böyle demokrasi gelmez. Suriye 100 yıldır zaten ciddi bir baskı ortamında yaşadı. Şimdi yeni bir rejim inşa edilecekse Kürtsüz bir Suriye rejimi düşünülebilir mi? Alevilerin yok sayıldığı, Hıristiyanların, Êzidîlerin, Çerkeslerin, seküler yaşayan Arap Sünni vatandaşların yok sayıldığı bir Suriye düşünülebilir mi? Eğer Suriye tekçi olacaksa, Kürdün hakkını reddedecekse, Alevileri ve diğer halklar ve inançları yok edecekse, katledecekse, kaçırtacaksa onların yaşadığı bölgeleri insansızlaştıracaksa nasıl yeni bir rejim diyeceğiz? Esad’dan ne farkı var? İşte buradan Türkiye’deki iktidara sesleniyorum. Bırakın Suriye’nin geleceğine Suriye halkları karar versin.

Ne işiniz var? Asıl dışarıdan Suriye’ye giden en büyük güç sizsiniz. Kürtler Suriye’nin coğrafyasında yüzyıllardır yaşayan bir halktır. Afrîn Kürtlerin en tarihi kentidir, Kobanî direnişin kentidir. Qamişlo Arapların, diğer etnik ve inanç gruplarının birlikte kardeşçe yaşadıkları, bütün krize rağmen halkların birbiriyle çatışmadığı, eşitçe kardeşçe yaşadığı bir kenttir.

Allah aşkına orada güvenlik sorunu varsa burası nedir? Cezaevleri doldurulmuş, ağzını açanın hakkında dava açılıyor. Yargı adres gösteriliyor. İnsanlar söz kurup eleştiri yapamıyor. Caddede büyük bir kaygıyla yürüyor. Ne zaman neyin gerekçe edilerek gözaltına alınacağını insanların bilmediği bir ülkede aslında güvenlik sorunu var, demokrasi sorunu var, özgürlük sorunu var. Siz bu Ortadoğu’da kriz ve kaos içerisinde Rojava’da tek bir Arap kadınının yaşamına müdahale edildiğini, taciz edildiğini, yaşamının zorlaştırıldığını duydunuz mu?

Siz 11 yıllık Kuzey ve Doğu Suriye yönetiminin herhangi bir Arapın malına, canına, Çerkesin, Türkün malına, canına dokunduğunu duydunuz mu? 11 yıldır oradan tek bir çakıl taşının atıldığını duyan, gören, bilen var mı? Şimdi Türkiye halklarını aldatmaya, kandırmaya çalışıyorlar. Neymiş? Güvenlik meselesiymiş. Ya vallahi asıl güvenlik meselesi sizin kafanızdaki bu Kürdü yok sayan algıdır. İşte tam da bugün Sayın Öcalan ile görüşen heyetimiz de aktardı, onu değiştirme zamanıdır.

“Kürtlere hasımlık yapmaktan vazgeçin”

Yeter Türkiye’nin enerjisini, ekonomisini çar çur ettiniz, batırdınız, bitirdiniz. Çiğdem başkanın dediği gibi ev kiralarının 25 bin 30 bin olduğu Ankara’da asgari ücreti 22 bin lira yaptınız. Emeklileri 14 bin lira maaşa mahkum ettiniz. İşte bugün Türkiye’de emekçilerin, yoksulların, ezilenlerin bu tabloyu sorgulaması gereken bir gündür. Suriye’de Türkiye ne geziyor? SMO kimdir? SMO orada ne iş yapıyor sorusunu sorması gerekiyor. Onun için buradan tekrar ediyorum. Suriye halkları kendi geleceğine kendisi karar versin.

Kürtler sizin hasımınız değil, hısımınız olabilir. Kürtlere hasımlık yapmaktan vazgeçin. Kürtler güvenlik sorunu değildir. Güvenlik sorunu kafanızdaki Kürdü yok sayan anlayış ve zihniyettir. Bugün onu durdurmanın, yanlıştan vazgeçmenin günüdür. İnsan yanlışını kabul eder. İnsan hatasını kabul eder. Yanlışını kabul etmek erdemdir ama maalesef hala bu politikalara rağmen bu politikalarda ısrar eden bir iktidarla karşı karşıyayız. Allah akıl ve fikir versin.

Dün Recep Tayyip Erdoğan Amed’deydi. Diyor ki eskiden Suriye’de Kürtlerin kimliği, pasaportu yoktu şimdi Kürtlerin kimliği ve pasaportu olacak. Nereden biliyorsa! Başka bir ülke orası. Neyse buna da eyvallah. Tamam da Kürtler kimlik ve pasaporta SMO’nun Kürtlere yapmış olduğu saldırılarla mı sahip olacak? Kürtler kimlik ve pasaporta sahip olacaksa SMO orada ne iş yapıyor? SMO kime ve nereye saldırıyor? Tam tersine SMO orada oyun bozucudur.

Eğer Kürtlere bir iyilik düşünüyorsanız SMO’nun saldırılarını durdurun. Eğer Kürtleri gerçekten orada kardeşiniz olarak görmek istiyorsanız orada sivilleri katleden, buradan kalkan İHA ve SİHA’ları durdurun. Tişrin Barajı’nda ne işiniz var Allah aşkına, neyin savaşını veriyorsunuz? Bölgenin su, elektrik, enerji merkezinin yıkılmasının Türkiye’ye ne yararı var? Dolayısıyla Erdoğan’ı biraz da Kürtlerin oradaki statüsünü tanımaya ve saygı göstermeye davet ediyoruz. O zaman anlarız gerçekten bu iktidar Kürtlere kimlik ve pasaport haklarını düşünüyor mu, düşünmüyor.

Dün Konya’da da söyledim. Buradan çağrımı yenilemek istiyorum. HTŞ ile görüşüyorsunuz. HTŞ birçok ülkenin hala terör örgütleri listesinde. SDG ise sadece Türkiye’nin listesindedir. Yani bütün dünyanın orada hak arama zemini olarak gördüğü SDG ile neden görüşmüyorsunuz? Kürtlerle neden görüşmüyorsunuz? Bir sorununuz varsa bunu topla, tüfekle, SİHA, İHA ile neden halletmeye çalışıyorsunuz? Diyalog, görüşme, konuşma, müzakere etme durumuna neden geçmiyorsunuz? Bir görüşün, konuşun. Bir zahmet bakanlarınız orayı da ziyaret etsin. Gerçekten güvenlik tehdidi midir değil midir yerinde incelesinler.

Suriye’deki Kürtler, Kuzey ve Doğu Suriye’deki halklar ne istiyor? Türkiye halkları bunu bilmek durumunda değil midir? Onun için iktidarı Kuzey ve Doğu Suriye ile görüşmeye, diyalog kurmaya, müzakere etmeye, orada ne istediklerini yerinde incelemeye davet ediyorum. Esad’ın 60 yıllık otoriter tekçi zulüm politikalarını Alevilere mal etmeye çalışıyorlar. Böyle bir  anlayış olabilir mi? Dolayısıyla aslında Erdoğan’a orada Alevilere dönük saldırıları da durdurma çağrısı yapıyoruz. Madem HTŞ ile aranız iyidir. Aleviler Suriye’nin bir gerçekliğidir.

Suriye’nin bağrından çıkmış çok önemli bir inanç topluluğudur. Bir kez daha buradan Alevi toplumuyla dayanışma içinde olduğumuzu, onların yaşamış oldukları hak ihlallerini Türkiye ve dünya kamuoyu ile paylaşacağımızı, onlarla dayanışacağımızı belirtmek istiyorum. Suriye eskisi gibi olacaksa emin olun bir felakete davetiye çıkarmış olurlar. Suriye’de yeniden bir savaş, kaos, felaket yaşanmasın diyenler inancı, vicdanı, biraz aklı ve fikri olan birileri varsa felakete değil, orada demokratik, barışçıl, bütün halkların ve inançların bir arada, kendi kimlikleriyle, statüleriyle yaşamış oldukları demokratik bir Suriye’yi istemek gerekiyor. Biz bunu istiyoruz.

Evet 1 Ekim’den beri bir süreç yürüyor. Bu süreç en son heyetimizin İmralı’da Sayın Öcalan ile görüşmesiyle devam ediyor. Sayın Öcalan çok önemli mesajlar verdi. Türkiye’deki kimi medya ve yayın kuruluşlarına ve oradaki paralı analistlere bakmayın. Başka bir şey anlatıyor onlar. Emin olun Sayın Öcalan 94’te ne dediyse hala orada duruyor. Bütün kaosa, bütün krize, bütün olanaklara, fırsatlara, tehditlere rağmen hala olduğu yerde duruyor. Demokratik bir çözüm, demokratik bir cumhuriyet, Kürtlerin Türkiye’de eşit haklara sahip oldukları demokratik bir anayasa, birlikte yaşam diyor. Eşit bir yaşam diyor. şimdi Sayın Öcalan bunu diyor. Biz DEM Parti ve DBP olarak burada fikirlerimiz açıkladık.

Bu zeminde olan Türkiye’deki diğer bütün kurumlar ortak ve eşit yaşam, demokratik bir zemini işaret ediyor. Peki size soruyorum. Bu iktidar ne diyor? Bahçeli konuşuyor. Sayın Erdoğan ne diyor? Diyarbakır’da bir şeyler söyledi. Biraz sonra oraya da geleceğim. Biz bu kadar netken bütün kurumlarıyla bir irade ortaya koymuşken sizin huzurunuzda iktidara da sesleniyorum, siz ne diyorsunuz? Buyurun Türkiye kamuoyu ve halklarıyla lütfen paylaşın. Demokrasiden yana mısınız, çatışma ve şiddet yerine demokratik bir zeminden yana mısınız? Gerçekten Türkiye’nin demokratikleşmesini istiyor musunuz? 100 yıldır bastırmaya çalıştığınız, yok saydığınız Kürtlerin temel haklarını tanımaya var mısınız? Buyurun cevaplarını verin, hep birlikte görelim.

Biz her gün konuşuyoruz, her gün barıştan, demokrasiden, ortak yaşamdan yana olduğumuzu söylüyoruz. Biz bunu söylüyoruz. Beyefendiler hala tutuklamalara, operasyonlara, kayyım atamaya devam ediyorlar. En son Akdeniz Belediye Eş Başkanlarımız gözaltına alındı. Ne diyorlardı? Sağda solda büyük yalanlar ederek diyorlar ki ya onlar da davası olanları aday göstermesinler. Arkadaşlar Hoşyar eş başkanımızın ne bir davası ne bir soruşturması var.

Ne kadar yalancı olduklarını gördünüz mü? Uzaydan mı getireceğiz? Erdoğan’ın milletvekillerini mi götürüp aday göstereceğiz? AKP’ye kayıt yaptıranları mı götürüp Akdeniz’de aday gösterelim? Biz göstersek Akdeniz’deki Kürtler, Araplar, Aleviler, emekçiler, yoksullar oy verecek mi? Büyük bir aldatmaca, büyük bir kandırmaca en son Akdeniz’de kendisini ortaya koydu. Bir an önce bu hatadan dönülmelidir. Akdeniz Belediye Eş Başkanlarımız ve meclis üyelerimiz serbest bırakılmalıdır. İşlerinin başına dönmelidir. Bugüne kadar atadığınız kayyımları artık çekme zamanıdır.

“Türkiye’de bir barış umudu vardır, bu umudu zehirlemeyin”

Sandık kuruyorsunuz, sonuçları kabul etmiyorsunuz. Kim inanır size ya? Kim size bölgesel güç der? Kim size demokratik bir ülke der? Kim siizn Kürtler kardeşimizdir dediğinize inanır? İnsanlar yaptığınız pratiğe bakar, cezaevlerine bakar, mahkeme salonlarına bakar. Akşama kadar zehir kusan size yakın paranızla beslediğiniz basın yayın organlarının zehirli diline bakar. Lütfen bundan vazgeçin. Bir barış umudu var. Türkiye’de hiçbir zaman bu kadar geniş kapsamlı bütün halkları ve inançların katıldığı bir barış umudu oluşmamıştı.

Bu barış umudunu zehirlemeyin. Bu barış umuduna her birimiz katkı sunmak durumundayız. 7/24 toplantı halindeyiz. Türkü anlatalım, Arabı anlatalım, Karadeniz’i anlatalım, Trakya’yı anlatalım, emekçiyi anlatalım, emekliyi anlatalım. Ortak yaşamın ne kadar iyi olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Bu ülkeyi çalan çırpan soyan ekonomik darboğaza sokanların, bu Kürt meselesini bir sopa olarak demokrasi güçlerinin başında tutmaya devam ettiğini, buna artık bir son verilmesi gerektiğini anlatmaya çalışıyoruz.

Ama maalesef karşımızda başka bir pratik var. İktidarı samimiyete davet ediyorum. Gerçekten bu barış umudunu büyütmeye, bunu bir sürece evriltmeye, Kürt meselesini çözmeye var mısınız yok musunuz? 7/24 bize soru soran bizim olmadığımız programlarda bizim nerede durduğumuzu yalan yanlış yorumlayanlara da soruyorum, bir zahmet iktidara sorun bu barış umudunun neresindeler? Bu meseleyi demokratik yollarla çözmek istiyorlar mı istemiyorlar mı? Yüreğiniz varsa sorun, uçağına biniyorsunuz bir de soru sorun.

Sayın Cumhurbaşkanı dün Diyarbakır’da öyle şeyler söylüyor ki ben şaşırıyorum. Binbir cevapta verilecek söylemler. Diyor ki mesele Kürtlerle ilgili değil. Peki mesele Kürtlerle ilgili değilse kiminle ilgilidir? Cezaevi Kürt dolu, emekçi dolu, muhalif dolu. Mesele Kürtlerle ilgili değilse üç dönemdir kendi iradesini seçen Mardin halkının iradesine niye kayyım atıyorsun? Mesele tam da Kürtlerin kendisi ve Kürtlerle ilgilidir. Artık bu laflarla kimseyi kandıramıyorsunuz, inandıramıyorsunuz. Bakın uluslararası demokratik kamuoyu ilk defa bir bütün olarak Kürtlerin demokratik haklarının yanında duruyor. Kürtler statü elde etsin diyor. Lütfen başınızı kaldırın.

Yine yeni şeyler söylemek lazım diyor, biz de bekliyoruz “Amed’e gitti inşallah orada barış umuduna sürecine yeni kapsayıcı bir şey söyleyecek” diyoruz. Kendileri yeni şeyler söylemek lazım diyor. Biz de aynısını söylüyoruz, sürekli güncelliyoruz yeniliyoruz. Ama kendisi eski eski sözleri ısıtarak bize sunmaya çalışıyor. Ama artık bunun yiyeni yok, müşterisi yok. Lütfen anlamaya çalışın. Siz eski sözleri ısıttığınız sürece o salon boşalır kimse kalmaz tabela partisi olursunuz. O salona insan bulmak için bütün maddi koşulları zorlasanız da kimseyi bulamazsınız, onun için asıl siz yeni şeyler söyleyin. Yeni şeyler söyleme zamanınızdır.

Diyarbakır’ın kaderi Türkiye’nin kaderidir, ne güzel bizim de gururumuzu okşadı. Diyarbakır’ın huzuru Türkiye’nin huzurudur, doğru. Madem bunları söylüyorsunuz Diyarbakırlı ne diyor bi de onu soralım. Diyarbakırlı mutlu mudur inkar politikalarından, kayyımcı politikalarınızdan, seçmiş olduğu temsilcilerinin cezaevine girmesinden? Bir zahmet bağımsız bir heyet ya da bir anket firması gönderin baksın Diyarbakırlı huzuru ve barışı nerede görüyor. Tesadüfen önünüze gelen kahvehaneye girin, berber ya da kuaför salonuna girin, lokantaya girin sorun bakalım Diyarbakır halkı ne istiyor. Biz varız, emin olun Amed halkı ne istiyorsa biz de onu istiyoruz, onu isteyeceğimize söz veriyoruz.

Heyetimiz partileri gezdi, heyetimizi kabul eden siyasi parti ve toplumsal çevrelere teşekkür ediyorum. İyi ettiler. Heyet bizzat Sayın Öcalan’dan aldığı mesajları ilgili siyasi partilere ve kurumlara götürdü. Bundan sonra da bu süreci yakinen takip etmek lazım. Türkiye’nin kurtuluşu emin olun demokratik bir müzakerededir, barıştır, Kürt meselesinin demokratik çözümüdür, Türkiye’yi demokratikleştirmektir.

Muhalefet de bu konuda çok iyi bir sınav ortaya koyuyor. Oy avcılarını saymıyorum. Zaten çok kıymeti harbiyeleri yok. Kılıç gösteriyorlar sanki millet onun kılıcına kafasını uzatacak. Irkçıya faşiste bak! Bu nasıl bir ülkedir, biz demokrasi barış diyoruz davalar açılıyor, kılıçla 25 milyonluk halkı katletme çağrısı yapan bir insan elini kolunu sallayarak dolaşıyor. Böyle ikili bir hukuk var. Barış diyenin eline sopayla vuruyor, içeri atıyor, kılıç çekmekle tehdit eden bir faşistin, bu soykırımcı ve ırkçı yaklaşımı da izleniyor. Bu böyle olmaz.

Yüzyıllık sorunla Türkiye yüzleşmeli. Bu iktidar yeni bir şey söylemeli. Bu iktidar Diyarbakır’ın huzurunu Türkiye’nin huzuru, Diyarbakır’ın barışını Türkiye barışı yapmak istiyorsa, Diyarbakırlının, Amedlinin ne istediğini ve söylediğini dinlemeli ve gereğini yerine getirmelidir. Burada bileşen partilerimizin, ittifak partilerimizin temsilcileri var, muhalefetin diğer dinamikleri var. Onlara da çağrı yapmak istiyoruz. Değerli arkadaşlar barışı biz büyüteceğiz, barışı biz getireceğiz, barışı biz toplumlaştıracağız. Bizim öyle durup kimseden barış bekleyen bir halimiz yok.

Biz barışın nasıl geleceğini bilen bir gelenekten geliyoruz, büyük bir mücadele geçmişine ve tarihine sahip bir partiyiz. En başta DBP başta olmak üzere bileşen partilerimiz ve ittifak partileri ile Türkiye’nin muhalif güçleri başta olmak üzere herkesi barış umudunu büyütmeye barışa omuz vermeye davet ediyoruz. Biz inanıyoruz emin olun bu görkemli ve onurlu duruş ve mücadele devam ettiği sürece bizler bu ülkeye onurlu bir barışı getireceğiz. Buna dair olan inanç ve duygularımla hepinizi tek tek selamlıyor, saygılarımı ve sevgilerimi sunuyor, kongremizde başarılar diliyorum.”

Paylaşın

Türkiye’de Siyasi Parti Sayısı 168’e Yükseldi

Türkiye’de son dönemde kurulan partilerle birlikte siyasi parti sayısı da 168’e yükseldi. Kuruluş dilekçesi İçişleri Bakanlığına verilen DEVA, Saadet ve Gelecek Partilerinin çatı partisi “Yeni Yol” da bu sayıya eklendiğinde toplam sayı 169 olacak.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile birlikte siyasi parti sayısı da arttı. 2020 yılında 17, 2021 yılında 15, 2022 yılında 3, 2023 yılında 27 siyasi parti kuruldu. Siyasi parti kurulması rekoru ise 2024 yılına ait. 2024 yılında kurulan siyasi parti sayısı 33 oldu.

Son kurulan partilerle birlikte toplam siyasi parti sayısı da 168’e yükseldi. 2025 yılının ilk haftasında kuruluş dilekçesi İçişleri Bakanlığına verilen DEVA, SAADET ve Gelecek Partilerinin çatı partisi “Yeni Yol” da bu sayıya eklendiğinde toplam sayı 169 olacak.

Öte yandan 14 Mayıs 2023 seçimlerinde oluşan TBMM’de istifa rüzgarı esiyor. Seçimlerin üzerinden geçen yaklaşık 1.5 yılda aralarında ihraçların da olduğu 31 milletvekilinin partisiyle yolları ayrıldı. Bu milletvekillerinden sadece Saffet Sancaklı partisine döndü, 15 milletvekili başka partilere katıldı. Halen Meclis’te 15 bağımsız milletvekili bulunuyor.

Bu sayı Meclis’te temsil edilen 8 partinin milletvekili sayısından fazla. DEVA Partisi’nin 10, HÜDA-PAR’ın 4, Yeniden Refah Partisi’nin 4, TİP’in 3, DBP’nin 2, Emek Partisi’nin 2, DSP’nin 1, Demokrat Parti’nin 1 milletvekili bulunuyor. Partilerinden istifa edip bağımsız olarak Meclis’te bulunan milletvekilleri ise şu isimlerden oluşuyor:

“İYİ Parti’den istifa eden Ankara Milletvekili Adnan Beker, Ankara Milletvekili Koray Aydın, Ankara Milletvekili Yüksel Arslan, İstanbul Milletvekili Mehmet Salim Ensarioğlu, Kürşat Zorlu, ihraç edilen Sakarya Milletvekili Ümit Dikbayır; Demokrat Parti’den istifa eden İstanbul Milletvekili Cemal Enginyurt,

İzmir Milletvekili Mehmet Salih Uzun, MHP’den istifa eden Isparta Milletvekili Hasan Basri Sönmez, Bolu Milletvekili İsmail Akgül, Kilis Milletvekili Mustafa Demir; CHP’den istifa eden Edirne Milletvekili Ediz Ün; DEVA Partisi’nden istifa eden İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, Selma Aliye Kavaf, Burak Dalgın.”

Paylaşın

Özgür Özel’den “Erken Seçim” Çağrısı: Hodri Meydan

Erken seçim çağrısını yineleyen CHP Lideri Özgür Özel, “İsterlerse bu hafta seçim kararını alabiliriz. Yok biraz zamana ihtiyacı varsa 2015’in ekim sonu, kasım başını işaret etmiştik zaten, eğer aday olmak istiyorsa tarih budur. Mart’ta yapmak istiyorsa, Mart’ta Ekim’de yapmak istiyorsa Ekim’de. Biz dünden razıyız, bugünden hazırız. Devir teslim için sabırsızlanıyoruz. Yok aday olacağım deyip sanki yeniden aday olma gücü varmış gibi kaçak dövüşmesin” dedi.

Erdoğan’ın başdanışmanının erken seçim için 2027 yılının ikinci yarısını gündeme getirmesine ilişkin ise Özgür Özel, “O rüyada görülecek bir darı ambarı. Ancak aç tavuklar görür. 2027’ye kadar milletin dayanacak gücü yok. Millet aç. Millet zorda. 14 bin 500 lira emekli maaşı vereceksin. Sonra 2027’nin sonlarında filan… O güne kadar size orada kalmayı kim garanti ediyor da böyle bir şeye cesaret ediyorsunuz? O yüzden o darı ambarından çıksınlar, o rüyadan uyansınlar, cesaretleri varsa kendilerine güveniyorlarsa bu hafta içinde seçim kararı alabiliriz. Hodri meydan” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İzmir İl Başkanlığı, 2025 yılına yönelik yol haritasını belirlemek amacıyla “Korkusuz Kentler Çalıştayı” düzenledi. Çalıştayın açılışı, İzmir’in tarihi Havagazı Fabrikası’nda gerçekleşti. Toplantıya, CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Genel Başkan Yardımcıları Ensar Aytekin, Gökhan Zeybek, Burhanettin Bulut, Deniz Yücel ve Murat Bakan, CHP İzmir Milletvekili Ümit Özlale, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay ve parti yöneticileri katıldı.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Törende konuşan Özgür Özel’in açıklamalarından satır başları şöyle: Onun hazmedemediği sonuçlar 31 Mart sonuçların değil. 31 Ekim, 31 Aralık sonuçları. O da biz de belediyelerimizi sahada ölçtürdük. Onun inanamadığı sonuç Türkiye genelinde CHP’li belediyelerden memnuniyet oranı bizde 58, onun ölçümlerinde 59,5 çıkmasıdır. Onun hazmedemediği AK Partili kadın seçmeninin hızla CHP’ye dönmesidir. Onun hazmedemediği batıracaklar dediği İzmir’de 31 adaydan 29’unu kazandığımız 29’unun da destan yazdığı gerçeğidir. O yüzden bu kadar gözü döndü, bu kadar hırçın.

Şimdi ben size ne yaptığını anlatayım, 31 Aralık 2024, İzmir Büyükşehir’in hesabına yatması gereken beklenen planlı nüfusa göre iller bankasından gelecek para 3,7 milyar lira. Bu ödenek ile maaşlar ödenecek. Bu paradan 1.7 milyar lira İzmir Belediyesi’nin borcunu faizleriyle kesiyor. Bakanlara talimat verdi ya silkeleyin diye. Bu para kesilince ne olacak, maaşlar ödenemeyecek. Dolayısıyla çalışanlar mutsuz, şehir tedirgin olacak. CHP’nin belediyecilik hizmetleri tartışmaya açılacak. 7 Ocak günü 32 şirketin 30’una maaş ödendi sadece İZELMAN ve İZENERJİ birkaç günlük kaynak arayışı nedeniyle beklemeye alındı. O gün, normalde dost görülen, işler normal gittiğinde halaya birlikte durulanların o gün bir anda nasıl karşımıza geçtiğini bütün İzmir’in bilmesini isterim. Biz karşının okundan çok dostun gülünden yaralanan hele hele karşısı oku bu kadar haksız ve bu kadar namertçe atmışken, onun kayığına su taşıyanları bir başka tarafa not ettiğimizi bilmenizi isterim. Sonuç 2 gün içerisinde maaş yattı.

Sayın Kılıçdaroğlu’nun inancını hatırlatarak, onun mezhebini hatırlatarak, onunla Esad üzerinde bir bağ kurarak hem Suriye’deki haklı tedirgin Arap Alevilerin yalnızlaştırarak, Allah göstermesin onları hedefe koyarak, Kemal Bey üzerinden kurduğu mezhep kurduğu mezhep kurgusunun Suriye’den duyulduğunu da bilerek çok tehlikeli bir işe kalkışıyor. Asla içine girmediğimiz bu tartışmaya asla ve asla diyoruz. Buradan Erdoğan’ın gözünün içine bakarak diyorum ki, Sus bu hadsizlikle, bu iş bilmezlikle, bu lüzumsuz çıkarcılıkla sakın girme. Bu vakitten sonra sukutunu özürden sayacağım. Eğer bu konuda bir kelime daha ederse onu tarihte görülmemiş bir şekilde perişan edeceğim.

Cumhurbaşkanı yeniden aday olmak istiyorsa bunun bir yolu var; Meclis’te 360 milletvekilinin seçimlerinin yenilenmesi kararı alması lazım. Biz varız. İsterlerse bu hafta seçim kararını alabiliriz. Yok biraz zamana ihtiyacı varsa 2015’in ekim sonu, kasım başını işaret etmiştik zaten, eğer aday olmak istiyorsa tarih budur. Mart’ta yapmak istiyorsa, Mart’ta Ekim’de yapmak istiyorsa Ekim’de. Biz dünden razıyız, bugünden hazırız. Devir teslim için sabırsızlanıyoruz. Yok aday olacağım deyip sanki yeniden aday olma gücü varmış gibi kaçak dövüşmesin.”

Erdoğan’ın başdanışmanının erken seçim için 2027 yılının ikinci yarısını gündeme getirmesine yönelik Özgür Özel, “O rüyada görülecek bir darı ambarı. Ancak aç tavuklar görür. 2027’ye kadar milletin dayanacak gücü yok. Millet aç. Millet zorda. 14 bin 500 lira emekli maaşı vereceksin. Sonra 2027’nin sonlarında filan… O güne kadar size orada kalmayı kim garanti ediyor da böyle bir şeye cesaret ediyorsunuz? O yüzden o darı ambarından çıksınlar, o rüyadan uyansınlar, cesaretleri varsa kendilerine güveniyorlarsa bu hafta içinde seçim kararı alabiliriz. Hodri meydan” diye konuştu.

Özel, yeni AK Parti Diyarbakır İl Başkanının, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Nuh Peygamber benzetmesi yapması hakkındaki, “Utanç verici. Geminin kaptanına ne atfettiği belli ama ahaliyi neyin yerine koyduğu da belli. Nuh’un gemisine tüm hayvanların kurtarılmak üzere her türünden birisi alınır. Ağzından çıkanı kulağı duyacak. Yeni başkanın hızlı şekilde uyarılmaya, belki de başlamadan bıraktırılmaya ihtiyacı var” ifadelerini kullandı.

“MHP’deki kırılmayı takip etmeye devam edeceğiz”

Özgür Özel, son olarak MHP Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Taytak’ın Abdullah Öcalan’a, “Öcalan Beyefendi” demesi hakkında, “Bunu herhangi bir muhalefet milletvekili ya da bir vatandaş sokakta söylese, milletvekiline fezleke, vatandaşın kapısına koçbaşı ile gelir, sabahın köründe girerler. Eskiden ‘Sayın Öcalan’ diyenlere ağza alınmayacak lafları edenler, şimdi bu noktalara geldiler. Hatta ben bir şey söyleyeyim. Hiçbir şey o kadar uzun süre gizli kalmaz. O ifadenin sadece MHP’deki o milletvekiline mahsus ve bir dil sürçmesi olmadığını, bazı görüşmelerde çok daha üst düzey MHP’liler tarafından benzer ifadelerin sarf edildiğinden haberdarız. Ama bugün söyle derseniz, bugün ispatlayacak bir şey yok. Ama zaman bu ifadelerin kimler tarafından nasıl kullanıldığı ortaya çıkaracak. Milliyetçi Hareket Partisi’ndeki bu kırılmayı hep birlikte zaman içinde takip etmeye devam edeceğiz” dedi.

Paylaşın

DEM Parti İmralı Heyeti, Figen Yüksekdağ Ve Semra Güzel’i Ziyaret Etti

28 Aralık’ta İmralı’da PKK lideri Abdullah Öcalan ile görüşme yapan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partili (DEM Parti) milletvekilleri Pervin Buldan ve Sırrı Süreyya Önder ile yerine kayyım atanan Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk’ten oluşan heyet görüşme turlarına devam ediyor.

Haber Merkezi / DEM Parti İmralı Heyeti, son olarak Kandıra Cezaevinde bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve eski HDP Milletvekili Semra Güzel’i ziyaret etti. Görüşme sonrası heyet basına kısa bir açıklama yaptı ve heyet adına Sırrı Süreyya Önder, şunları söyledi:

Değerli basın emekçileri öncelikle sizlere teşekkür ederiz. Figen başkanımızla görüştük, sağlıkları ve moralleri iyiydi, Semra vekilimizle de görüştük. Bütün kamuoyuna selamları var. Figen başkan sürece dair yarın kendi hesabından bir açıklama yapacak. Sürecin tam olarak yanı başında olduğunu, omzuna ne düşerse seve seve yerine getirmeye hazır bir şekilde beklediklerini sizlere iletmemizi istedi. Onun da sizlere selamı var.

5 sene önce bu cezaevinden tahliye olmuştum, yine burada konuşmuştum. Bunu şunun için söylüyorum. 10 yıl bu ülke ağır bir zaman kaybetti. Yerine konulması imkansız olan iki şey, yitip giden canlar ve zamandır. Bu çatışmalı süreçte hayatını kaybeden, sağlığını kaybeden bütün şehitler ve gaziler bütün ülkemizin onurudur. Hepimizin onlara ağır bir sorumluluğu ve borcu vardır.

Onlara vereceğimiz en büyük armağan çatışmalı süreci sonlandırmak, bunu bir barışla taçlandırmak olacaktır. Ondan sonra hayatta olan herkese destek, hayatını kaybedenlerin geride bıraktığı yakınlarına bir yoldaş olmak hepimizin toplum olarak boynumuzun borcudur. Biz bu ciddiyet ve samimiyetteyiz. En çok da biziz, çünkü bu konuda yüreği yanan, birinci dereceden sıkıntı çeken, bedel ödeyenler de bizleriz. Hepsinin acısını yüreğimizde hissediyoruz ve kayıplarımızı rahmetle anıyoruz.

Barışa gelince şehitlerimize ve gazilerimize borcumuzun altını böylece çizdikten sonra barış çocuklarımızın gözüne bakarak kurmak zorunda olduğumuz bir şeydir. Çünkü hiçbir dahillerinin olmadığı bir çatışmalı mirası ülkenin çocukları hak etmiyorlar. Hem sorumluluğumuzun hem vicdanımızın hem de insan olmamızın gereği onlara barış içinde bir ülkeyi hazırlayıp bırakmaktır.

Çok spekülatif tartışmalar oluyor. İnanın silah kadar zarar veren bir dil bu. Ülke bölünecek, çift bayrak, çift dil falan. Gündemimizde ne böyle bir şey var ne bunu tartıştık ne de bunun iması yapıldı. Böyle bir şey yok. Kurmaya çalıştığımız barıştır. Bu konuda fikrini değiştirmek ya da kuşkusunu gidermek isteyen herkesle görüşmeye, süreci anlatmaya, derdimizi anlatmaya, önerilerini katkılarını eleştirilerini dinlemeye de hazırız. Hem parti olarak hem de biz heyet olarak. Tek ricamız bu toksik dilin bir kenara bırakılmasıdır.

Herkes hani düstur var der ya söyleyeceksen hayır söyle. Dediğimiz gibi bu kadar açık ve şeffaf bir süreç yürütüyoruz. Ama iki anahtarı var bunun, birisi ciddiyet diğeri samimiyettir. Herkesten bunu asgari düzeyde beklemek hakkımız. Çünkü bu mesele tek başına ne Ahmet beyin ne Pervin hanımın ne de benim derdim. Bu mesele bütün ülkemizin derdi başta çocuklar olmak üzere. Herkesten olumlu katkı bekliyoruz. Biz dilimizi değiştirmeyeceğiz, bu şekil saldırgan bir dil kullananlara karşı bile gelebileceğimiz maksimum nokta bu. Samimiyetini halk takdir edecektir.

Yaklaşık bir haftadır yollardayız. Yollarda görüyoruz biz. Boynumuza sarılan, barışı talep eden, elimizi çabuk tutmamızı isteyen, zaman zaman uyaran. Bu konuda halkın vicdanı her zaman olduğu gibi doğruyu işaret ediyor. Ama güvercin kasaplarına iki gözden dört ölüm bakanlara cevaz vermemek lazım. Bu da hepimizin sorumluluğu. Hepinizi saygıyla selamlıyoruz. Beklettiğimiz için kusura bakmayın.

Kürdistani partilerle görüşmenin ne zaman yapılacağına dair bir soruya da Önder, “Bunları parti planlıyor, biz ne söylersek yanlış olabilir. Ama hiçbir toplumsal kesimi bu paylaşımın dışında bırakmayacağız. Derdimiz barışı kurmak. En etkili yol hangisi ise onu yapacağımızdan kimsenin kuşkusu olmasın” dedi.

DEM Parti İmralı Heyeti, dün de Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve önceki dönem Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Selçuk Mızraklı’yı ziyaret etmişti.

DEM Parti İmralı Heyeti, yılbaşından sonra siyasi partilerle temaslara başlamıştı. 2 Ocak’ta TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ile görüşen DEM Parti heyeti, daha sonra MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi ziyaret etmişti. DEM Parti heyeti bu hafta ise AK Parti, CHP, Gelecek Partisi, Saadet Partisi, DEVA Partisi ve Yeniden Refah partisine ziyaretler gerçekleştirmişti.

28 Aralık’ta İmralı’da PKK lideri Abdullah Öcalan’a ilk ziyareti yapan DEM Partili Pervin Buldan ve Sırrı Süreyya Önder’in ikinci kez İmralı’ya gitmesi bekleniyor.

Çözüm Süreci: Çözüm süreci, Türkiye’de 2013-2015 yılları arasında başlayan müzakereleri ifade ediyor. Bu süreç, Kürt sorununu barışçıl yollarla çözmek amacıyla başlatılmıştı.

Sürecin temel unsurları arasında, silah bırakma, demokratik reformlar ve Kürt kimliğine yönelik hakların genişletilmesi yer almaktaydı. PKK lideri Abdullah Öcalan, bu müzakerelerde kilit bir figür olarak rol almıştı. Ancak 2015’te çatışmaların yeniden başlamasıyla çözüm süreci fiilen sona ermişti. Bu dönem, Türkiye’deki siyasi dinamiklerde önemli değişimlere neden olmuştu.

28 Kasım 1978’de Diyarbakır’ın Lice ilçesinde kurulan PKK, Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), İngiltere, Fransa, Türkiye ve pek çok başka devlet tarafından terör örgütü kabul ediliyor. PKK lideri Öcalan, terör örgütü kurmak ve yönetmek suçundan müebbet hapis cezasına çarptırıldığı 1999 yılından beri, Marmara Denizi’ndeki İmralı Cezaevi’nde bulunuyor.

Paylaşın

CHP’den İktidara Borçlanma Uyarısı: Beka Sorunu Haline Geliyor

İç ve dış borçlanmaya ilişkin açıklamada bulunan CHP’li Özgür Karabat, “İç ve dış borçlanma yıldan yıla artıyor. İktisadi bağımsızlığı yok eden bu durum, ülkenin gerçek anlamda beka sorunu haline geliyor” dedi.

Haber Merkezi / Özgür Karabat, açıklamasının devamında, “Türkiye’nin bağımsızlığını dahi etkileyecek bu durum, jeopolitik tavizler verilmesine neden olur. Erdoğan ve ortakları yolun sonuna geldiklerini çok iyi bildikleri için farklı gündemlerle gerçekleri gizlemeye çalışıyorlar. Halkı kandıramıyorsunuz. Borçlar ve tavizlerle gidecek yolunuz kalmadı” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Özgür Karabat, sosyal medya hesabından dış borçlanmaya ilişkin açıklamada bulundu. Özgür Karabat, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye sessiz ama çok riskli bir dönemden geçiyor. İç ve dış borçlanma yıldan yıla artıyor. İktisadi bağımsızlığı yok eden bu durum, ülkenin gerçek anlamda beka sorunu haline geliyor. Nisan 2022 tarihinden bu yana, iç borçların faiz ödemeleri, anapara ödemelerinden fazla. Bütün borçlarını bugün ödemek istese, 100 liralık anapara borcuna karşılık Hazine’nin 134 lira faiz ödemesi yapması gerekiyor.

Dış borçlanmada da vahim bir tablo var. Aralık 2024 Kamu Borç Yönetimi Raporu, Ocak-Kasım arasındaki anapara ve faiz ödemelerinin projeksiyonlarını içeriyor. Kamu geçen yılın 11 ayında 9,7 milyar dolar anapara, 6,7 milyar dolar faiz olmak üzere 16,4 milyar dolar dış borç servisi yapmış.

Daha önce yayınlanan Kamu Borç Yönetimi raporlarına baktığımızda, çok daha düşük dış borç ödemeleri yapıldığını görüyoruz. Hazine 2003 yılında toplam 11 milyar dolar dış borç servisi (anapara + faiz ödemesi) yapmış. 2017 yılına kadar 10-11 milyar dolar civarında ödemeler yapıldı. Başkanlık sistemi sonrası dış borç servisi tırmanıyor.

2021 yılından sonra hızlı artış başladı ve o yıl 12 milyar doları aşan dış borç servisi gerçekleşti. 2024 yılı Aralık ayında sadece bir milyar dolar borç servisi yapılmış olsa, yıllık toplam 17 milyar doları geçiyor. 2025 tablosu ise daha vahim. Hazine 2025 yılı için Ocak-Kasım dönemine ait ödeme projeksiyonlarını yayınladı. Bu yılın 11 ayında 12,9 milyar dolar anapara, 6,6 milyar dolar faiz olmak üzere 19,5 milyar dolar dış borç servisi yapılacak.

2024 Aralık ayı için yaptığımız varsayımı Aralık 2025 ayı için de yapsak toplam ödeme miktarı 20,5 milyar dolara ulaşacak demektir. Sistemi sürdürebilmek için bir yandan iç borcun faizleri patlatılırken, diğer yandan dış borçlanma zirveden zirveye koşuyor. Alınan borçlar katma değer yaratan, döviz getiren yatırımlara harcanmadı. Kamu, borç geri ödemeleri için yeni borç alıyor. Carry-trade ile gelen sıcak paralar ile şişirilmiş Merkez Bankası rezervlerine güveniyorlar.

Dış borç servisinin artması ve faize gelen sıcak paranın büyüklüğü, en ufak krizde Türkiye’nin ödemeler dengesini alt üst edebilir. Türkiye’nin bağımsızlığını dahi etkileyecek bu durum, jeopolitik tavizler verilmesine neden olur. Erdoğan ve ortakları yolun sonuna geldiklerini çok iyi bildikleri için farklı gündemlerle gerçekleri gizlemeye çalışıyorlar. Halkı kandıramıyorsunuz. Borçlar ve tavizlerle gidecek yolunuz kalmadı. Uyarıyorum, yol yakınken buradan dönün.”

Paylaşın