Devlet Hastanelerinde Muayene Ücretleri 10 Kat Arttı

Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) bağlı devlet hastanelerinde katılım payı adıyla hastalardan alınan muayene ücreti 10 kat artırılarak 2 liradan 20 liraya çıkarıldı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda, 9 Ocak’ta kabul edilerek yasalaşan Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun Resmi Gazete’de yayımlandı.

Mezopotamya Ajansı’nın aktardığına göre; SGK’ya bağlı devlet hastanelerinde katılım payı adıyla hastalardan alınan muayene ücreti 10 kat artırılarak 2 TL’den 20 TL’ye çıkarıldı. Ayrıca yayımlanan kanuna göre, yabancılara sunulan hizmetler, sertifikası olan aile hekimlerince mesai dışında sunulan akupunktur ve fitoterapi ile özel amaçlı raporlardan bakanlıkça belirlenenler hariç olmak üzere aile hekimliği hizmetleri ücretsiz olacak.

Özel sektör işverenlerinin SGK’ye ödeyecekleri malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası primi için sağlanan 5 puanlık sigorta prim indirimi ise, 4 puan olarak uygulanacak. Bu uygulama, kanunun yayımlandığı ayın başından itibaren uygulanacak. İmalat sektöründeki iş yerlerine de, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası priminden sağlanacak 5 puanlık indirim, 31 Aralık 2026’ya kadar devam edecek. Bu süre Cumhurbaşkanı yetkisiyle 31 Aralık 2027’ye kadar uzatılabilecek.

Öte yandan engellilerin de emeklilik şartları zorlaştırıldı. Sigorta girişi 31 Aralık 2008’den önce başlayanlardan çalışma gücü kayıp oranı yüzde 40 ila yüzde 49 olanlar 18 yıl sigortalılık süresi ve 4 bin 100 gün prim ödemeleri, yüzde 50 ila yüzde 59 olanlar 16 yıl sigortalılık süresi ve 3 bin 700 gün prim ödemeleri şartıyla yaşlılık aylığından yararlanacak.

Paylaşın

Dervişoğlu, Ekonomi Üzerinden İktidara Yüklendi

Partisinin grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, “Aylardır ekonominin E’sini ağızlarına alamıyorlar. Sadece zam var ağızlarında. O da maaş zammı değil, vergi zammı, yol, köprü zammı. Sahte zafer nutuklarını bu yüzden atıp duruyorlar. Kader deyip geç, şükredip yaşa diyorlar! Hakikatse ortada durmaktadır. Bu hepimizin hakikatidir. Senin hakikatindir!” dedi ve ekledi:

“Pazarda başın eğik, çocuğuna karşı başın eğik, ev sahibine mahçup, vergi memuruna öfkelisin. Çünkü 7 yıldır süren değil, sürdürülen bir ekonomik cenderenin içindesin. O eski beğenmedikleri Türkiye; 1979 krizini bir senede atlattı. 1994 krizi ise 8 ay sürdü. Arka arkaya 2 büyük deprem ve 2 büyük ekonomik krizle geçen 1999-2001 yılları bile İki yıl içerisinde atlatıldı.”

Dervişoğlu, konuşmasının devamında, “Bunlar, 22 yıldır iktidardalar ve son 7 yılın kesintisiz ekonomik krizle geçmiştir. Her zamda fakirleştin, her zamda daha da mahcup oldun. Mahçup oldukça, muhtaç olmanı istediler. Sadaka çarklarını senin üzerinden döndürmek istediler. Sanma ki sadece beceriksizlikler. Bu 7 yıllık cenderenin amacı seni köleleştirmek” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Dervişoğlu’nun açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Bunlar miting meydanlarında milli ve manevi değerlerimizi sömürmekten kaçınmayanlardır. Dini siyasi malzeme yapmaktan bile çekinmeyenlerdir. Şehit tabutunu kürsü yaparak, cenazede propaganda yapan yine bunlardır. Katil terörist başını meclise getirme cüretini, milletten esirgedikleri umudu o katile bir hak olarak vermeyi düşünen ve bunu da devlet aklı kaplamasıyla dolaşıma sokan, elbette yine bu iktidar ve ortaklarıdır. Vatanı, yasayı, örfü, töreyi, kutsal olan ne varsa tek adamlık uğruna paspas edip çiğneyenlerin banisi her zaman bunlardır.

Okullara sabun koymaktan aciz bakanının, ne idüğü belirsiz vakıfları okullara sokması itiraz edenlere de laiklik, sivil toplum ve tarih dersi vermeye kalkışması da, bu yüksek imanlılar için niçin bir ahlak sorunu olsun ki? Terörle mücadeleyi, terörle mücadele eden askeri, polisi kaale bile almadan ‘barış’ diye bir laf dolaştırıyorlar. Bu kelimeyi onlara sarf ettiren suflör bile hallerine gülüyordur. ‘Kim kiminle savaşmıştır da şimdi barış yapılmaktadır’ diye kimse anlamıyor sanıyorlar. Ama ben anlıyorum, Türk Milleti de anlamaktadır!

40 yılda, 50 bin kişinin kanlısı, katili olan PKK’nın ve elebaşı bebek katilinin adının meclis kürsülerinde, devlet dairelerinde kolayca zikredilebilmesini, bununla da kalmayarak, ona “beyefendi” diyebilen milletvekilleri türer hale geldiğini nasılsa kimse dert etmez diyorlar. Ama ben dert ediyorum, Türk Milleti de dert edinmektedir!

Dahası da var, kimse bu katilin silah bırakma çağrısını yaptığında, bunun bir af süreci gerektirdiğinin farkına varmaz diyorlar. Kimsenin Apo’ya ya da içerideki 5000 kişilik katil sürüsüne çıkartılacak affın bir genel affa evrileceğine, bu genel afla birlikte, hasbelkader, bu başıbozuk adalet sistemine takılan ne kadar cani, sapık ve katil varsa çıkacağını sorgulayacağına inanmıyorlar. Tam böyle bir zihni ve vicdani kaos sürecinde Bu çıkacaklara millet ve devlet düşmanı FETÖ üyelerinin de ekleneceğinin hesabını kimse bizden sormaz diyorlar! Ama ben soruyorum, Türk de Milleti soracaktır!

İlk 7 yıllarına sözde derin demokrasi ve sözde AB masallarıyla başladılar. Bunlar, kurbağa yerine koydukları Türk Milletini, kazana ve suya alıştırdıkları ilk yıllardı. İkinci 7 yıllarına ise ‘açılım tiyatrosu’ ile başladılar. Kumpaslarla ordumuzu by-pass etmeye giriştiler. Ortakları Fetö ile giriştikleri kayıkçı kavgasının bedelini millete ödettiler, Fetönün tüm ajandasını ise satır satır hayata geçirdiler. Devleti, onu ele geçirmek için çökerttiler, tüm kurumları acze düşürdüler. Bu yolla da saray rejiminin temellerini attılar!

Nice cambazlar nice iplerde oynarken, olağanüstü hal yasalarını bize hal diye yutturdular, Türkiye nüfusunu yok etme planlarında adım adım ilerlediler. Üçüncü 7 yılları ise Cumhuriyeti her şeyiyle yok etmek aşamasıdır. Ulus devleti ve üniter yapısıyla, anayasasını, kuruluş ilke ve amaçlarını yok etmek aşamasıdır. Teröristbaşı ise bu yoldaki yeni ortaklarıdır. Düşük çözünürlüklü fotoğraf ayan beyan görülmektedir.

Aylardır ekonominin E’sini ağızlarına alamıyorlar. Sadece zam var ağızlarında. O da maaş zammı değil, vergi zammı, yol, köprü zammı. Sahte zafer nutuklarını bu yüzden atıp duruyorlar. Kader deyip geç, şükredip yaşa diyorlar! Hakikatse ortada durmaktadır. Bu hepimizin hakikatidir. Senin hakikatindir! Pazarda başın eğik, çocuğuna karşı başın eğik, ev sahibine mahçup, vergi memuruna öfkelisin. Çünkü 7 yıldır süren değil, sürdürülen bir ekonomik cenderenin içindesin.

O eski beğenmedikleri Türkiye; 1979 krizini bir senede atlattı. 1994 krizi ise 8 ay sürdü. Arka arkaya 2 büyük deprem ve 2 büyük ekonomik krizle geçen 1999-2001 yılları bile İki yıl içerisinde atlatıldı. Bunlar, 22 yıldır iktidardalar ve son 7 yılın kesintisiz ekonomik krizle geçmiştir. Her zamda fakirleştin, her zamda daha da mahcup oldun. Mahçup oldukça, muhtaç olmanı istediler. Sadaka çarklarını senin üzerinden döndürmek istediler. Sanma ki sadece beceriksizlikler. Bu 7 yıllık cenderenin amacı seni köleleştirmek.

Aylarca Muğla kıyılarında gezen Yunan hücumbotlarına gık çıkartamayanlar, Trakya’da kapatılan Türk okullarını ağızlarına bile alamayanlar, Kıbrıs’ta aylardır olan bitene gözleri kapalı olanlar, Kıbrıs’ı kumar ve kara para dışında bir mesele olarak görmeyenler, işlerine geldiğinde ‘mavi vatan’, gelmediğinde ‘yok mu arttıran demeyi’ diplomasi zannedenlerle ortaklık yapanlar, şimdi de 12 adadan bahsediyorlar. O kadar uçuklar ve o kadar şirazeden çıkmışlar ki artık Lozan düşmanlarıyla da aynı hizaya geldiklerinin idrakına varamıyorlar.

“Bizi bu hallere düşürenler utansın!”

İsimsiz ve cisimsiz bir kişi, o daha kundaktayken başkanlığını yaptığım Ülkü Ocakları adına beni ve bu ihanet planına itiraz eden tüm milliyetçileri, fütursuzca tehdit ediyor. Bu da yetmiyor, iki kare fotoğrafla siyasetçi kisvesine büründürülen mafya bozuntuları, sosyal medya üzerinden ahkam keserek ve tertemiz pınar suyuna, lağım gibi karışarak, muhataplık oluşturmaya çalışıyor. Ne günlere kaldık yarabbim! Bizi bu hallere düşürenler utansın!”

Paylaşın

Babacan’dan “Süreç” Eleştirisi: Şüphelerimiz Artıyor

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “Abdullah Öcalan” çağrısı sonrası başlayan sürece ilişkin konuşan DEVA Lideri Ali Babacan, “Sorunların çözümü içeride siyasi diyalog dışarıda çok yönlü diplomasidir. Şiddet ve terörle hiçbir şey çözülmedi, çözülemez. 1 Ekim’de başlayan diyalog sürecini önemsiyoruz” dedi ve ekledi:

“Muhalefet olarak da üzerimizdeki sorumluluğun bilincindeyiz. Bu memleket meselesidir. Süreci ihtiyatlı bir iyimserlikle takip ediyoruz. Bu sürecin Suriye’deki gelişmelerden bağımsız yürütülemeyeceğinin farkındayız. Ancak ortada henüz açıklanmış bir yol haritası yok. İktidar bu konudaki samimiyetini ispatlayabilmiş değil.”

Babacan, konuşmasının devamında, “3, 5 ay oldu Bahçeli hemen hemen her hafta bir şey söylüyor ancak Sayın Erdoğan hala sürecin neresinde durduğunu açıklamış değil. Bu yeni süreç Erdoğan’ın adaylığı ve anayasa konusuyla eş zamanlı gündeme geldiğinde bizim şüphelerimiz artıyor” ifadelerini kullandı.

Saadet Partisi, Demokrasi ve Atılım (DEVA) DEVA Partisi ve Gelecek Partisi tarafından kurulan “Yeni Yol” grubu Meclis’te ilk toplantısını gerçekleştirdi. Grup toplantısında konuşan DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, özetle şunları söyledi:

“Bugün Türkiye adına tarihi bir güne şahitlik ediyoruz. Bu salonda kimler var? Sizlere soruyorum; hak ve adalet mücadelesinden asla vazgeçmeyenler burada mı? Yolsuzluğa, yasaklara ‘hayır’ diyenler burada mı? Türkiye’de demokrasi bayrağını düşürmeyenler burada mı? Gazze için ayağa kalkanlar burada mı? Güçlü bir Türkiye isteyenler burada mı? Biz iktidar sopasını ele geçirip, o sopayı kullanmaya çalışanlara da karşıyız.

Garibanlar üzerinden siyaset yapanlara karşıyız. Türkiye’nin yeni bir soluğa ihtiyacı var. Ülkemizi iki kutuplu halde bırakamayız. Neden yeni bir yol? Çünkü bunlar siyaset zeminini yok etmek istiyor. Çok sesliliğin önünü kapatmak istiyorlar. Bir iktidar tekeli bir de muhalefet tekeli oluşturmak istiyorlar. Bu dayatmalara itirazımız var. Güvenli yeni bir yola ihtiyaç var.

Bu yol dosdoğru siyaset yapanların yoludur. Artan faizlerin, yoksulluğun sorumlusu iktidardır. Unutmayalım; iktidara demokrasinin dışında bir parmak sallamayı alışkanlık haline getiren muhalefet de bu durumdan sorumludur. Parlamenter Sistem’den dönenler de sorumludur. İşte bu sebeple yeni bir yol açıyoruz. Bu yolu güç birliği ile görelim diyoruz.

Bu fırsatı iyi kullanmak zorundayız. Kuvvetle inanıyorum ki yeni yol yerini bulacak. Ülkemizin gerçek gündemi ekmek kavgasıdır. Siz bu ülkenin ekonomisini mahvettiniz. Türkiye yoksullar toplumu haline geldi. Bütün vatandaşlarımızın tamamı yoksulluk derecesine göre değerlendiriliyor.

Zamları gördünüz asgariye yüzde 30. Ama vergide ne yaptılar? En az yüzde 40 oranında arttırdılar. Sayın Erdoğan’a sesleniyorum; Siz ne yaptığınızın farkında mısınız? Ekonomist olmanın sonucu bu mu? Alanı ekonomi olmanın sonucu bu mu? Kimi aldattığınızı sanıyorsunuz? Bu ülkede vaktiyle 34 yıllık yüksek enflasyon sadece iki yılda tek haneye düştü mü? Ve yıllarca tek hanede kaldı mı? Peki bu nasıl oldu? Bunu anlamamışlar. Anlasalardı yapmazlar mıydı? “Ben imza attım enflasyon düştü” demiyor muydu? Hadi at o imzayı da yine düşsün.

Bugün Türkiye, dünyadaki en yüksek faize sahip olmasına rağmen en yüksek enflasyonlu altıncı ülke. Erdoğan ne demişti? “Vatanı satmak, yüksek faizle, yüksek enflasyon ve kötü yönetimle ülkenin ve milletin kaynaklarını heba etmekle olur” demişti. Nasıl hesap ederseniz edin. En yüksek faizinin ödendiği bütçe Sayın Erdoğan’ın imzasıyla Meclis’e sev edilip geçen 2023 yılı bütçesidir.

OECD ülkelerinde en berbat olan ülke biziz. ‘Ev gençleri’ diye bir şey oluştu. Böyle bi r şey olabilir mi? TÜİK’in alışveriş sepetini neden kapatıyorsunuz? Merkez Bankası ne kadar döviz alıyor, satıyor? Neden açıklamıyorsunuz.

Bu iktidar herkesin cebine bir kumar makinesi koydu. Kumarhane açmak yasak ama kumar oynamak serbest. Yasal olsun yasa dışı olsun ne fark eder. Yasal olandan yandaşlar kazanıyor, yasal olmayanlardan bir başkaları…

Uyuşturucu ve madde bağımlılığı çocuk denecek yaşlara indi artık. Organize suç örgütleriyle toplum iç içe geçmiş durumda. Doğan çocuk sayısı son yılların en düşük sayısı. Gelişen ülkelerde zenginken yaşlanan toplumlar vardır. Türkiye’de ise insanlar yoksulluktan yaşlanıyor.

Açıkladıkları teşvik paketine baktık. Gerçeklikten çok uzak. Hükümetin kontrolünde olan kanallarda aile kültürümüzün en büyük tehdidi o dizi senaryolarıdır. Bu kanallar aile yapımızın temeline dinamit koyuyorsa…

Sayın Erdoğan, torununun uyarısı üzerine Paris Olimpiyatları’nın açılışına gitmedi. Peki bu kanallar için kendisini uyaran bir Allah’ın kulu yok mu? Kaçamaz… Sorumluluktan kurtulamaz. Ülkemizdeki sorunların çözümü demokratik siyasettir. Şiddet ve terörle hiçbir şey çözülemez. 1 Ekim’de başlayan diyalog girişimini önemsiyoruz. Üzerimizdeki sorumluluğun bilincindeyiz. Süreci takip ediyoruz. Bu sürecin Suriye’deki gelişmelerden bağımsız yürütülemeyeceğinin de farkındayız.

“Erdoğan bu sürecin tam olarak neresinde durduğunu hala açıklamış değil”

Ancak, ortada henüz açıklanmış bir yol haritası yok. İktidar bu konudaki samimiyetini ispatlayabilmiş değil. Bakın, hala açıklığa kavuşmamış önemli bir husus var… Tam 3,5 ay oldu. Sayın Bahçeli her hafta bir şeyler söylüyor… Ancak, Sayın Erdoğan bu sürecin tam olarak neresinde durduğunu hala açıklamış değil. Hele hele, bu önemli mesele, Yeni Anayasa ve Erdoğan’ın tekrar aday olup olmayacağıyla eş zamanlı olarak tartışıldığında, bizim şüphelerimiz artıyor.

Umarız ki hiç kimse, böylesine kadim bir sorunun çözümüyle ilgili gayretleri, şahsi bir siyasi fırsatçılık alanı olarak görmez. Bu uyarıyı yapmak, ülkemizi seven vatandaşlar olarak bizim görevimiz.

Şimdi çok değer verdiğim gençlere seslenmek istiyorum: Evet, Türkiye’nin büyük sorunları var. Bir simülasyona hapsolduğunuzu düşünüyorsunuz. Ancak, bu büyük ve güzel ülkemizden asla umudunuzu kesmeyin. Biz, her zorluğun üstesinden gelebilecek bir milletiz. Biz var olduğumuz sürece, birlikte hareket ettiğimizde, dayanışma içinde olduğumuzda, her türlü engeli aşarız. Geçmişte olduğu gibi bugün de, kararlılıkla ilerleyerek, Türkiye’yi daha aydınlık yarınlara taşımak için gereken iradeye sahibiz. Bugün, burada, üç lider, üç parti, milletin sesi olmak üzere bir araya geldik, güç birliğini başlattık.

Umut, pasif bir bekleyiş değildir. Umut eyleme geçme arzusudur. Teşkilatlarımız, bu güç birlikteliğinin en önemli yapı taşlarıdır. İşte teşkilatlarımız eyleme geçmek için burada ve hazır. Şöyle bir soralım… Arkadaşlar hazır mısınız? Hazır mısınız? Evet hep beraber buradayız ve hazırız.

Sevgili Deva Partililer, Gelecek Partililer, Saadet Partililer; Sözlerime son verirken bir kez daha vurgulamak isterim ki… Bu yolda hep beraber, samimiyetle, sevgiyle ve kararlılıkla yürüyeceğiz. Her bir vatandaşımızın kalbine dokunmak, güvenini kazanmak için canla başla çalışacağız. Önce gönülleri kazanacağız, sonra destek talip edeceğiz.

Yeni Yolu’un kuruluşunda emeği olan başta değerli genel başkanlarımız olmak üzere, tüm ilgili arkadaşlarımıza tekrar huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Demokrasi için, adalet için, kardeşlik için, barış ve huzur için, herkesin özlem duyduğu bir Türkiye için; Yeni Yolumuz hayırlı olsun, yolumuz açık olsun diyor, herkesi tekrar sevgiyle saygıyla selamlıyorum.”

Paylaşın

DEM Parti İmralı Heyeti 17 Ocak’ta Açıklama Yapacak

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin çağrısının ardından 28 Aralık’ta İmralı’da Abdullah Öcalan ile görüştükten sonra siyasi partileri ziyaret eden DEM Parti İmralı heyeti, 17 Ocak Cuma günü yazılı açıklama yapacak.

Haber Merkezi / Öte yandan DEM Parti İmralı heyetinde bulunan Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, Abdullah Öcalan ile ikinci bir görüşme yapılıp yapılmayacağıyla ilgili açıklamada bulundu. Önder, açıklamasında “Önümüzdeki hafta için en kısa sürede başvuruda bulunacağız” dedi.

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, bugün ikinci İmralı görüşmesiyle ilgili yaptığı açıklamada henüz bir başvuru olmadığını ifade etmişti.

Sırrı Süreyya Önder, Pervin Buldan ve Ahmet Türk’ten oluşan İmralı heyetinin İmralı’ya ikinci ziyaretinin kısa bir süre içinde yapılması bekleniyor. İlk ziyaret 28 Aralık’ta gerçekleşmişti.

DEM Parti İmralı heyeti, ilk olarak TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ile görüşmüş, ardından MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi ziyaret etmişti. Heyet, daha sonra AK Parti, CHP, Gelecek Partisi, Saadet Partisi, DEVA Partisi ve Yeniden Refah partisine ziyaretler gerçekleştirmişti.

DEM Parti İmralı heyeti, son olarak eski HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ı ziyaret etmişti.

Paylaşın

“Yeni Yol”un Hedefi Belli Oldu: Parlamenter Sistem

DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, gazetecilere yaptığı açıklamada, Gelecek Partisi ve Saadet Partisi ile kurdukları “Yeni Yol” grubunun ortak amacının “parlamenter sistem” olduğunu söyledi.

Babacan, grubun genişlemesi ve yeni katılımlar konusundaki en önemli kriterlerinin “parlamenter sistem” olduğunu ifade etti. Parlamenter sistem konusunda, samimi ve kafası net olan partiler veya milletvekilleriyle grubun genişleyebileceğini belirtti.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, bir grup gazeteciyle sohbet toplantısında bir araya geldi. BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın aktardığına göre; Babacan, önümüzdeki süreçte nasıl bir yol yürüyeceklerine ilişkin soruları yanıtladı.

Babacan, üç siyasi partinin kurumsal kimliklerini koruma koşuluyla oluşturulan Yeni Yol’un ilk grup toplantısında, üç partinin genel başkanlarının söz alacağını, daha sonra dönüşümlü olarak grup toplantılarında genel başkanların konuşma yapacağını ifade etti.

Babacan’ın verdiği bilgiye göre Yeni Yol’un grup başkanı Saadet Partisi İstanbul Milletvekili Bülent Kaya olurken, grup başkanvekilliklerini DEVA Partisi’nden Mersin Milletvekili Mehmet Emin Ekmen, Gelecek Partisi Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ üstlendi. Yeni Yol grubunun ilk genel başkanı DEVA Partili Cemal Mümtaz Akıncı oldu.

Babacan, genel başkanın ve grup yönetiminin, her yıl Ocak ayında başka bir partiden birer yıllığına seçileceğini söyledi.

AKP hükümetlerinde AB’den sorumlu Devlet Bakanlığı görevini de üstlenen Babacan, Yeni Yol grubunun oluşum biçimini, Avrupa Parlamentosu ve AB ülkelerindeki uygulamalara benzediğini vurguladı.

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmesinden sonra, seçim yasasında yapılan değişiklikle, siyasi parti ittifaklarının yasal alt yapısının oluşturulduğuna dikkat çeken Babacan, şunları söyledi:

“Diğerleri siyasi kararlarla, siyasi birliklerle gerçekleşiyor. Dolayısıyla bu seçim öncesinde yapılan iş birliği modellerine biz şimdi yeni bir tanesini de eklemiş oluyoruz. Bu da ortak grup. Aslında AP ve AB’ye üye ülkelere baktığınızda grup farklı. Partilerin bir araya gelip oluşturduğu yapılara aslında grup deniyor. Dolayısıyla bizde şu anda yasal altyapı buna müsait değil. Biz ne yapabiliriz diye çalıştık ve ortak bir parti tüzel kişiliği oluşturalım ve ortak parti tüzel kişiliği altında milletvekillerimiz meclis çalışmalarını yürütsünler.”

Ortak grup için geçen Eylül ayı sonunda görüşmelere başladıklarını ifade eden Babacan, ilerleyen süreçte bunun seçim işbirliğine dönüşebileceğini vurguladı.

Babacan, “Partilerin şimdiden yan yana yürümeye başlaması, şimdiden işbirliğinin bu temellerini atıyor olmaları ve bu işbirliğinin genişlemeye açık bir işbirliği olmasını çok önemsiyoruz” dedi.

Yeniden Refah Partisi’nden de gruba bir milletvekilinin katılacağı yönündeki iddiaların anımsatılması üzerine Babacan, üç parti olarak grup çalışmasına başlandığını, ancak yeni milletvekili ve parti katılımlara da kapalı olmadıklarını ifade etti.

Gruba yeni katılımlar konusunda üç partinin mutabakatını arayacaklarını belirten Babacan, “Dolayısıyla bugün için bir karar yok ama prensipte diğer partilerin de katılımına açık bir açık kapı politikası izleyeceğiz. Avrupa Birliği’nde açık kapı politikası vardır, ama üye olmak için mevcut üyelerin hepsinden onay alır” ifadelerini kullandı.

Babacan, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu ve CHP Lideri Özgür Özel’e de yeni oluşumla ilgili bilgi verdiklerini, ancak bir davetin söz konusu olmadığını ifade etti.

Ortak grup kurma çalışmaları sürerken, DEVA Partisi’nden üç milletvekili istifa etti. İstifa eden isimlerden Selma Aliye Kavaf ve Burak Dalgın, gerekçe olarak ortak grup çalışmasını gösterdi.

Partisinden istifaları değerlendiren Babacan, parti yönetimi ve teşkilatlarının ortak grup kurulmasına olumlu baktığını ve destek verdiğini vurguladı.

İstifalar konusunda üzgün olduklarını, ancak parti teşkilatlarında kızgınlık da olduğunu vurgulayan Babacan,genel merkez olarak “gidenin arkasından konuşmama” kararı aldıklarını ifade etti.

İstifa eden milletvekillerinin AKP’ye katılmaları halindeki tutumunun sorulması üzerine Babacan, “Öyle bir şey beklemem. Ama öyle bir şey olursa, üzüntüm kat kat artar” görüşünü dile getirdi.

“Yerel seçimlerde her yerde aday çıkardık”

DEVA Partisi’nin büyüyememesi yönündeki eleştirilerin sorulması üzerine de Babacan, yerel seçimlerde her yerde aday çıkardıklarını anımsattı. Babacan sözlerini şöyle sürdürdü:

“Çünkü eğer bir siyasi partinin uzun vadeli bir iddiası varsa, yani bu ülkede kalıcı olarak siyaset için biz varız diyorsanız, yani seçim sonuçları öyle olmuş ya da böyle olmuş etkilememesi lazım. Yani seçim sonucu şöyle olmuş, böyle olmuş, yok anketler falan bunlar bizi etkilemiyor. Tabii ki gayret etmemiz lazım, güçlenmemiz lazım.”

Babacan, üç partinin birleşmesi konusunu daha önce konuştuklarını, ancak şu anda böyle ihtimalin zor göründüğünü de ifade etti.

Ali Babacan, grubun genişlemesi ve yeni katılımlar konusundaki en önemli kriterlerinin “parlamenter sistem” olduğunu ifade etti.

Parlamenter sistem konusunda, samimi ve kafası net olan partiler veya milletvekilleriyle grubun genişleyebileceğini belirten Babacan, parlamenter sistem etrafında kurulan Altılı Masa’daki bazı partilerin, daha sonra fikrinin değiştiğini söyledi.

“CHP’yi mi kastediyorsunuz?” sorusuna ise Babacan, “Hangi CHP, diye sormak lazım. Bir tane değil gibi geliyor bana şu anda” yanıtını verdi. Babacan, sadece CHP değil, Altılı Masa’daki partilerde de “Bu başkanlığın yetkileri çok önemli. Biz iktidara gelince kullanmamız lazım” yaklaşımı sergilediğini söyledi.

Babacan, İYİ Parti’nin Eski Genel Başkanı Meral Akşener’in, seçimlerden sonraki tutumuna ilişkin soru üzerine de şu görüşleri dile getirdi:

“Bilemiyorsunuz ki tabi insanların, biz tabi sadece söyledikleriyle ve yaptıklarıyla ölçüyoruz. Niyetlerini okumak çok zor. Orada da ben ifade ettim yani eğer bu iş olmadıysa en önemli sebeplerden birisi kavgasız, gürültüsüz bu altı parti bu ülkeyi beraberce yönetebilir güvenini oluşturmadık. Bu sözün kime gittiğini anlaşıldı herhalde.”

Paylaşın

Türkiye, OECD Ülkeleri Arasında Kamu Harcamalarının En Düşük Olduğu Ülke

Türkiye, OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü) ülkeleri arasında kamu harcamalarının en düşük olduğu ülkelerin başında geliyor. Türkiye’de her 100 çalışandan yalnızca 16’sı kamu sektöründe çalışıyor.

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) / Genel İş Emek Araştırma Dairesi kamuda ve genel işler işkolunda istihdam konulu raporu yayımladı.

BirGün’ün aktardığına göre; Raporda son 10 yıl karşılaştırmasının yanı sıra OECD ve Türkiye karşılaştırmalarına yer verildi.

Ülkedeki ekonomik krizin, ekonomide ciddi bir daralma, yüksek enflasyon, işsizlik oranlarında artış, Türk Lirası’nın değer kaybı ve gelir dağılımı eşitsizliğinin artmasına yol açtığı belirtildi.

Bu krizden çıkış için hükümet tarafından uygulanan sıkı maliye politikaları kapsamında, bütçe açığını azaltmak ve kamu borçlarını kontrol altında tutmak amacıyla kamu harcamalarının kısıldığına ve vergi gelirlerinin artırıldığına dikkat çekildi.

Mayıs ayında yayımlanan Kamuda Tasarruf ve Verimlilik Paketi’nin işçi sınıfının yaşam koşullarını olumsuz etkileyen ve kamu hizmetlerinin daralmasına yol açacak düzenlemeler içerdiğine dikkat çekildi.

Raporda Türkiye’de kamu harcamalarının Avrupa ülkelerinin oldukça gerisinde ve OECD ülke ortalamasının on beş puan altında olduğu belirtilerek yüzde 35,8 oranında olduğu ifade edildi. OECD verilerine göre, GSYH içinde kamu harcamalarına ayrılan payın üye ülkelerdeki ortalaması yüzde 46,3 olduğu belirtildi.

Avrupa Birliği ortalaması ise yüzde 50. Bu oranın Almanya’da yüzde 49,7, Fransa’da yüzde 58,1, Hollanda’da yüzde 44,5 ve Yunanistan’da yüzde 52,5 olduğuna dikkat çekildi.

Uygulanan ekonomik politikaların kamu hizmetlerinin daralmasına ve toplumsal eşitsizliklerin artmasına neden olduğu ifade edilen raporda krizden sürdürülebilir bir çıkış için kamu hizmetlerine yapılan yatırımların artırılması, toplumsal eşitsizliklerin giderilmesi ve uzun vadeli ekonomik istikrar sağlayacak yapısal reformlara ihtiyaç duyulduğuna vurgu yapıldı.

Kamu hizmetleri içerisinde eğitim, sağlık ve sosyal korumaya ayrılan payları incelendiğinde GSYH’den kamusal hizmetlere ayrılan payın en az ‘eğitim’ alanında olduğu görüldü. GSYH içinde eğitime ayrılan pay yalnızca yüzde 3,6 iken son on yılda eğitimin özelleştirilmesiyle birlikte bu oranın 0,3 puan azaldığı açıklandı.

Sağlık hizmetlerine ayrılan pay ise pandemi süreci haricinde artış göstermeyerek GSYH’nin yüzde 3,6’sı seviyesinde kaldı. Emekli aylıkları, sosyal yardımlar, primsiz ödemeler ve doğrudan gelir desteği ödemelerini kapsayan sosyal koruma harcamaları için GSYH’den ayrılan pay ise yüzde 8,1 olurken on yıllık süreçte yalnızca 1 puan arttı.

Raporda bu verilerin, kamu hizmetleri finansmanındaki yetersizlikleri ve sosyal alanlardaki önceliklerin yeterince karşılanmadığını gösterdiği belirtildi.

Ülkedeki toplam istihdam içinde kamu sektöründeki istihdam oranının birçok Avrupa ülkesine kıyasla oldukça düşük olduğu ifade edilen raporda, Türkiye’de kamu sektöründeki istihdam oranının yüzde 16,7 seviyesinde yer aldığı belirtildi. Bu oranın OECD üye ülkeleri ortalamasında yüzde 18,4 olduğu hatırlatıldı.

Raporda belediyelerde temel istihdam biçiminin ‘belediye şirket işçiliğine’ dönüştüğü belirtildi. Belediyelerde çalışanların yüzde 83’ünün işçi statüsünde olduğu, son on yılda belediyelerde işçiliğin değiştiğine sürekli işçilik yüzde 182 azalırken belediye şirket işçiliğinin yüzde 5274 arttığına dikkat çekildi.

Norm kadro uygulamaları ve personel gideri sınırlamalarının, taşeron çalışmayı artırdığı tespit edildi.

Ne olmalı, ne istiyoruz?

Raporun sonuç bölümde ‘ne olmalı, ne istiyoruz’ sorularına 8 maddede yanıt verildi:

1. Türkiye’de kamu harcamalarına daha fazla pay ayrılmalı ve nüfusa orantılı bir şekilde kamu istihdamı artırılmalıdır.

2. Kamuda sözleşmeli, geçici, ücretli personel istihdamı yerine, kadrolu ve güvenceli istihdam sağlanmalıdır.

3. Merkezi idare ve yerel yönetimlerde çalışan kamu işçilerinin haklarında kayıp yaşanmamalıdır.

4. Belediye şirketinde çalışan işçiler de kamu hizmeti yapmaktadırlar, bu nedenle tüm belediye işçileri eşit haklara sahip olmalı ve belediye şirket işçilerine kadro ve ilave tediye hakkı verilmelidir.

5. İş güvencesi hakkı, tüm çalışanları kapsayan bir hak olarak yeniden düzenlenmeli ve kamu çalışanları arasındaki mali, sosyal ve özlük farklılıklar giderilmelidir.

6. 5393 sayılı Belediye Kanunu’ndaki norm kadro sınırlamaları kaldırılmalıdır.

7. Kamuya alımlarda torpilin, kayırmanın ve kadrolaşmanın önüne geçecek düzenlemeler yapılmalıdır.

8. Belediyelerde çalışan işçiler için koruyucu ve önleyici işçi sağlığı ve güvenliği önlemleri alınmalıdır.

Paylaşın

150’den Fazla Bilim İnsanından “Gıda Krizi” Uyarısı

150’den fazla “Nobel ve Dünya Gıda Ödülü” sahibi bilim insanı, yaklaşan küresel açlık krizini önlemek için acilen eylem yapılması çağrısında bulundu. Çağrıya pek çok tanınmış isim de destek verdi.

Nobel veya Dünya Gıda Ödülü almış 150’den fazla bilim insanı bugün bir açık mektup yayımladı. Gelecek yıllarda daha çok mahsul alınması ve küresel açlık krizinin önlenmesi için daha fazla çaba sarf edilmesi çağrısı yapıldı.

153 imzalı mektupta bu doğrultudaki araştırmaların yoğunlaştırılması ve gıda dağıtımının geliştirilmesi için yetkililere seslenildi. Daha farklı çeşitlerde ve daha fazla gıda üretilmeden iklim değişikliği ve nüfus artışının yarattığı tehlikelere karşı koyulamayacağı savunuldu.

Toprak bozulması ve su kıtlığı gibi olumsuz faktörlerin daha da etkili olacağı bildirildi. Halihazırdaki tahminlere göre 700 milyon kişinin gıda güvencesizliği içinde ve yoksulluktan muzdarip olduğu hatırlatıldı.

2050 itibarıyla dünya nüfusuna 1,5 milyar kişinin daha ekleneceği düşünüldüğünde, gerekli adımlar atılmazsa yeterli gıdaya ulaşamayacak kesimin de büyüyeceği vurgulandı: Gelecekteki gıda ihtiyaçlarını karşılama yolunda değiliz, buna hiç yakın değiliz.

Buğday ve pirinç gibi temel gıdalarda fotosentez hızını artırmak, kimyasal gübrelere ihtiyaç duymayan mahsuller üretmek ve meyvelerle sebzelerin raf ömrünü artırmak gibi yöntemlerin geliştirilebileceği ifade edildi.

Bilim insanları sonbaharda düzenlenen bir gıda erişimi zirvesi sonrasında bu mektup için çalışmalara başladı.

2011’de Nobel Fizik Ödülü’nü kazanan Brian Schmidt, imzacısı olduğu mektupla ilgili şu ifadeleri kullandı: Bu hızlıca çözülebilir bir sorun. 25 yıl içinde milyarlarca insanı etkileyecek bir problem. Çözülmesi halinde kaybeden kimsenin olmayacağı bir mesele. Tek yapmamız gereken şey, bunu çözmek.

Schmidt, ABD gibi büyük devletlerin yanı sıra Gates Vakfı gibi dev sivil toplum kuruluşlarının bu konuda önayak olabileceğini söyledi.

2022’de Dünya Gıda Ödülü’nü kazanan NASA iklim etkileri araştırmacısı Cynthia Rosenzweig, bilim insanlarının gerekli araştırmaları yaptığını ancak daha fazla fonla daha hızlı mesafe kat edilebileceğini vurguladı.

Büyük patlama fizikçisi Robert Woodrow Wilson, Nobel ödüllü kimyager Jennifer Doudna, Dalai Lama, ekonomist Joseph E Stiglitz, NASA bilim insanı Cynthia Rosenzweig, Etiyopya asıllı Amerikalı genetikçi Gebisa Ejeta, Afrika Kalkınma Bankası Başkanı Akinwumi Adesina,

Nobel edebiyat ödülü sahibi Wole Soyinka ve kara delikler Nobel fizikçisi Sir Roger Penrose, 2024 Dünya Gıda Ödülü ortak sahibi ve ABD’nin küresel gıda güvenliği özel temsilcisi Cary Fowler tarafından koordine edilen çağrıya imza atanlar arasındaydı.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Özgür Özel’den Kırmızı Kartlı “Erken Seçim” Çağrısı

Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Biz CHP olarak ellerimizdeki kırmızı kartları sefalete karşı kaldırıyoruz. Kırmızı kart bu ülkenin ezilenlerin eylemidir. CHP tüm emekçileri ayağa davet ediyor. Ayağa kalkın ve kırmızı kartı gösterin. Senden son istek sandıktır. Getir sandığı göreceksin kırmızı kartı” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin konuştu. Özgür Özel’in konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle:

Arkadaşlarımız dün önerdiler, grup toplantısını Beşiktaş Belediyesi önünde mi yapsak diye. Fena öneri değil. Ama belediye başkanımıza karşı haksız, hukuksuz soruşturma başlatanlar zaten bunu istemiyor mu? Şimdi o konuşulmasını istemediklerini konuşmaya geldim.

Beşiktaş operasyonu ile acaba geçim sıkıntısının zamların üzerini örtebilir miyiz diye düşünenlere inat elbette yargının siyasallaşmasını, MHP’nin bu işteki yerini, Beşiktaş’ı da konuşacağız. Ama köprü ücretlerine yapılan zammı da konuşacağız, Erdoğan’ın zamlarını da konuşacağız.

Kendisi salon adamı, içerisinin sıcaklığı 27 derece değilse kızıyorlar. Devletin uçan saraylarıyla uçuyor. Ne sokaktan, çarşıdan, pazardan haberi var. Ben yılbaşından beri 11 günde 11 şehre gitmişim hesap yapmışım bana laf atıyor, o işleri bırak bu işlere bak diye. Senin dediğin yere değil, milletin bağrının yandığı yere bakıyorum ben.

Sınıf arkadaşı dedi ki ‘benim arkadaşım bu pazara gelemez’. Bana diyor ki ‘Özgür Özel beni pazara davet etmiş, onunla harcayacak vaktim yok.’ Yahu ben benimle gel demedim. Bir araştırdım Tayyip Bey 21 yıl önce pazara çıkmış. 1 kilo çilek, 2 kilo salatalık, 5 kilo karpuz, 1 koli yumurta, 10 tane simit almış. Fileye 29 lira 90 kuruş ödemiş, bugün aynı file bin 44 TL. 21 yılda 40 kat zamlanmış.

Türkiye’deki emeklilerin maaşlarını 1 asgari ücret yapmak için en çok 400 milyar para lazım. Türkiye’deki emekliler bir yana kırk haramiler bir yana. Onlara bulduğunun yarısını size bulmuyor. Asgari ücret net üzerinden alana 30, verene 22 olsa bunun maliyeti 300 milyar. Bütün emekli ve asgari ücretlinin yüzünün gülmesi içi gereken parayı müteahhitlere veriyor. Bu ülkenin parası var ama yanında duracak bir Cumhurbaşkanı yok.

Cumhuriyet tarihinde ilk kez, Devlet aldığı bir kararla zam günü cebe para koymak yerine cepten para çalmıştır. Yaşlılık aylığı 483 TL zamla 4 bin 664 lira oldu. 3 bin 723 lira oldu emekli aylığı. Dul ve yetim aylığı 3 bin 647 TL oldu. İğneden ipliğe her şeye gelen zamlar ortada. Maaşlara yaptığı günlük zam ekmeğe gelen zammı telafi etmiyor. Her ne kadar gelecek seçimlerde iktidarı almaya ortak olsak da bu zamlar benim bile yüzümü kızartıyor. Yazıklar olsun.

“Hadsiz bakan emekli aylıkları için açıklama yaptı”

Hadsiz bakan emekli aylıkları için açıklama yaptı. Oysa bunun için kanuni değişiklik gerekiyor. Cumhurbaşkanlığı sistemini eleştirince ‘güçlü Meclis’ dediler. Şimdi Bakan milletvekillerinin önüne kağıt koyuyor, onlar da imzalıyor. Hem Meclis’in hem emeklilerin insanlık onuru için bu zamlara karşı çıkacağız. AK Parti’nin grup başkanına sesleniyorum; bu Meclis’in itibarı o bakanın sözlerinin altında ezilecek mi göreceğiz.

66 ülkede faaliyet gösteren Kültür Bakanı’nın de mütevelli heyeti başkanı olduğu Yunus Emre Vakfı’nda yolsuzluk gündemde. 700 milyon TL’ye karşılık geliyor. Vakıf Başkanı Şeref Ateş kaçtı. Aile Bakanı’nın eşi Rahmi Göktaş ve MHP’li Semih Yalçın’ın oğlu Kutalmış Yalçın suç duyurusundan hemen sonra istifa edip kaçtılar. Yargı Semih Yalçın’ın oğlunun, bakanın eşinin peşinde değil. İş yapılırken bunların imzası var, yolsuzluk çıkınca istifa etmişler, soruşturmada sorumlu görülmüyorlar.

Soruşturmada 6 milyon naylon fatura görülüyor. Sayın Bahçeli, mangalda kül bırakmayan Bahçeli, Sinan Ateş’in eşi ve annesinin söylediği o iki kişi, Sinan Ateş’in benim kalemimi kırdı o ikisi dediği o ikisinden birinin eşini gözümüzün önünde Sayıştay’a seçtiniz, diğerinin oğlunu Yunus Emre Vakfı’na koydunuz. Bu dosyaları bugün Bahçeli’ye yolluyorum. Bu şu demek; ‘sen MHP’li ise yolsuzluğa bulaş devletimiz dokunmaz’. Bu mu Türk’ün ahlakı.

MEB, Ülkü Ocakları ile protokol yaptı. Soylu kendi kurtaramadı ama sıkıştıkça MHP’ye yanlardı. Bu Milli Eğitim Bakanı da her gün ortaya çıkan rezilliklere karşı MHP’ye yanlıyor. Bir yandan da her gün okullara tarikatları, cemaatleri sokuyorlar, bu da yetmez Ülkü Ocaklarını sokuyorlar. Bir siyasi partinin genel başkanına tehditler savuranlar, ne işlere karıştıkları bilinenler ne diyecek gençlere? Hırsızlığa susmayı, AK Parti’yi kurtarmayı mı öğretecekler. Çocuklar aç onlar ülkücü nesil yetiştirecekmiş. Okula, kışlaya siyaset girmeyecek.

Yenilmeyeceğini sanan Erdoğan’ın 22 yıl sonra yüzde 38 oyla yendik. O günden bu güne hazmedemediği bu seçim başarısının üzerinden CHP’li belediyelere zorluklar çıkararak, kamu gücünü kullanarak CHP’yi başarısız yapıp bunun kendisine yarayacağını düşünüyordu. Başkanlarımız soğuk evi ısıtıp boş tencereyi dolduruyor. Belediyeleri silkeleyelim, haciz edelim, kaynaklarını keselim diyerek çelme çakmaya devam ediyor.

Dün sabah Rıza Akpolat’ın evinin kapısı çalındı. Maksat Rıza Başkan şahsında partinin belediyeciliğini itibarsızlaştırmak. Bu yarışta kendini rakipsiz kılmak istiyor. Erdoğan yıllarca 1 tane ihaleden ifadeye çağırılmadı. Çünkü belediye başkanı ihaleden sorumlu değildir. Öyle olsa her sabah 300 belediye başkanı ifadeye gider. Ama Rıza Akpolat’ı aldılar. Masumiyet karinesi diye bir şey var.

Beşiktaş, 31’de 31 belediye meclisini CHP’ye vermiş. 31’de sıfırı çekmişsin, kafanda muhasebe yapacağına gelmiş Rıza Akpolat’a başarılı olmanın hesabını soruyor. Bu firma dün sabaha kadar İhsan Aktaş adından devlet katında itibarlı TBMM’nin KİT’lerin, Yargıtay’ın dünya kadar AK Partili belediyenin işini yapan İhsan Aktaş, en son Bahçelievler Belediyesi’nin ihalesini 564 milyon TL’ye yeni almış.

Esenyurt Belediyesi de soruşturmanın içinde, ama yeni gelen kayyım ihaleyi onaylamış hizmete başlatmış. Akın Gürlek dün sabah 5’te 6’da basına metin geçti, ‘suç örgütü lideri İhsan Aktaş’ diyor. Bizim bir belediye TBMM’ye sormuş bu kişinin terör iltisakı var mı diye, şimdi bunun üzerinden bize yürüyorlar.

İhsan Aktaş’ın şirketi 1 ihaleye giriyor. Bu ihalede yapmak istedikleri iş ‘Ortadoğu ve balkanların en büyük benzin istasyonunu açmak.’ Şirketin adı Güven-Elif Otoyol İşletmeleri, Elif LPG. Bir benzin istasyonu açılıyor ama istediğini alamıyor. Çünkü ilçe belediyesinden, İBB’den, AVM’ler, araç yıkama istasyonları, eğlence alanları için izin alamıyor.

İhsan Aktaş burayı açmak için belediyeleri ikna edemeyince AK Parti’den birilerini buluyor. 12 Aralık 2024’te Resmi Gazete’de yayımlanmış. Köy Kanunu görüşülürken araya bir madde eklemişler. İhsan Aktaş istediği yerin etrafına İstanbul’da belediyelerden izin alamadığı için hangi kapıyı çaldıysa Köy Kanunu’na paraşütle bu maddeyi ilave ettirmiş.

“Bükemedikleri bileği polisin balyozuyla kırmaya çalışıyorlar”

Bunu bu ülkede ancak en tepede oturan 1 kişi yapabilir. Tencere dibin kara seninki benden kara demiyoruz. Suçlu, yolsuz varsa bizden ayrı dursun. Ne Rıza Akpolat’ın ne Ahmet Özer’in siyasi kumpas dışında hiçbir suçu yok. Bükemedikleri bileği polisin balyozuyla kırmaya çalışıyorlar.

Adana Yüreyir Belediyesi’ni AK Parti’nin elinden almışız. Sen Ömer Bey’e o kavgalı olduğun kadın milletvekili çağırmış. Neden sivil araçla gidiliyor, senin korkundan öyle gidiliyormuş. ‘Sen bize gel’ ne demek, olacak şey mi? ‘Burada rahat edersin’ ne demek? AK Parti’nin Adana’daki şifresi Da Vinci’nin şifresinden karışık.

Dün Sanayi ve Teknoloji Bakanı bana yeşil kart göstermiş. Bu bakanlar da bir tuhaf akıl tutulması oluyor. Varank da TOGG’un anahtarını sallıyordu. KAAN da TOGG’da gururumuz, onlara benden de yeşil kart ama emekliyi, yoksulu aç bırakanlara kırmızı kart. Kırmızı kart CHP’nin değil, bu ülkenin ezilenlerinin eylemidir. Tayyip Bey işte sana kırmızı kart. Bu milletin sesini duymazsan görüp göreceğin budur. Bu milletin senden son istediği sandıktır, getir sandığı göreceksin kırmızı kartı.”

Paylaşın

Kabinede Revizyon İddiası: 5 Bakan Değişecek

2024 yılında yapılan ve AK Parti’nin ikinci parti konumuna gerilediği yerel seçimlerin ardından sık sık gündeme gelen kabine revizyonu iddiaları, AK Parti’nin 8. Olağan Kongresi öncesi tekrar gündemde.

İddiaya göre; Hazine ve Maliye Bakanı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı, Dışişleri Bakanı, Sağlık Bakanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı değişecek.

AK Parti’nin 8. Olağan Kongresi’nin mayıs ayında yapılması planlanırken kongre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla 23 Şubat’a çekildi. Kongre için geri sayım başlarken, hazırlıklar da hız kazandı. Yerel seçimlerin ardından AK Parti’de başlayan değişim tartışmalarının, kongrenin ana gündemi olması bekleniyor. Bu kapsamda kongrede parti tüzüğü güncellenecek.

Cumhuriyet’ten Merve Kılıç‘ın ulaştığı parti kaynakları, bu hafta parti tüzüğünü gözden geçirmek amacıyla Merkez Yönetim Kurulu (MYK) içinden 3 kişilik mini bir ekip oluşturulacağını kaydediyor.

Oluşturulacak Tüzük Komisyonu’nun kongre öncesinde tüzük değişikliklerinin karara bağlanması bekleniyor. Tüzükte yapılacak değişikliklerin yanı sıra hem parti yönetimi hem de kabinede ciddi değişiklikler yapılacağı ifade ediliyor. “Söylem birliği oluşturma” vurgusu yapan AK Partili kurmaylar, kongrede genel başkan milletvekillerinden bazılarının değişebileceğine işaret ediyor.

Milletvekili olan bazı genel başka yardımcılarının genel merkezden Meclis’e kaydırılabileceği ve uzun süredir partide aktif olan isimlerin de dinlendirilebileceği belirtiliyor. Ayrıca kabinede de dikkat çeken değişiklikler bekleniyor. Kabine değişikliğinin kongre günü yapılacağının altı çiziliyor.

Yapılacak değişikliğe göre 5 bakanın hedefte olduğu belirtiliyor. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nun değişmesi olası isimler arasında yer aldığı iddia ediliyor. Özellikle Şimşek ve Memişoğlu’na AKP tabanından şikayetin fazla olduğuna dikkat çekiliyor. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın değişeceği de Ankara kulislerinde konuşuluyor.

Meral Akşener rahatsızlığı

Eski İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in Cumhurbaşkanı yardımcısı olacağı iddiaları ise kurmaylarca reddediliyor. İddiayı reddeden kurmaylar, Akşener’in söz konusu göreve getirilmesinin AK Parti tabanında rahatsızlık yaratacak olmasını gerekçe gösteriyor. Erdoğan, partide yapılacak ciddi değişikliklere ilişkin kongre öncesinde 5 grup halinde partisinin milletvekilleri ile bir araya geleceği belirtiliyor.

Partiye yeni katılımların olacağı da kulislerde konuşuluyor. Erdoğan’ın bu haftaki AK Parti Grup Toplantısı’nda İYİ Parti’den istifa eden Kürşad Zorlu ile DEVA Partisi’nden ayrılan Selma Aliye Kavaf’a rozetlerini takacağı iddia ediliyor. Zorlu’ya ise kabine değişikliğinde “bakanlık” verileceği öne sürülüyor.

Paylaşın

2024’te Ateşli Silahlardan Kaynaklanan Sivil Kayıplar Yüzde 67 Arttı

Silahlı Şiddete Karşı Eylem (AOAV), 2024 yılında, dünya genelinde 61 bin 353 sivilin ateşli silahlar nedeniyle ya hayatını kaybettiğini yada yaralandığını bildirdi.

İngiltere merkezli Silahlı Şiddete Karşı Eylem (AOAV), Küresel Silahlı Şiddet İzleme Raporu’nu açıkladı.

Raporda, İsrail’in Ortadoğu’daki saldırıları ve Ukrayna’daki Rus işgalinin 2024 yılındaki boyutunu gözler önüne seren yıllık çalışmada, 61 bin 353’e ulaşan sivil kaybının, verilerin kaydedilmeye başlandığı 2010 yılından bu yana en yüksek seviyeye ulaştığı kaydedildi.

Rapora göre, İsrail güçleri 33 bin 910 sivili öldürerek veya yaralayarak sivil kaybının yüzde 55’ini oluştururken, Ukrayna’daki Rus saldırıları yüzde 19’la ikinci en yüksek ölüm ya da yaralanma nedeni oldu.

Raporda tespit edilen diğer sivil ölümlü çatışmalar Sudan ve Myanmar’da yaşanmış olsa da bunlar toplam kayıp sayısının yüzde 8’ini oluşturdu.

AOAV’dan Iain Overton rakamları üzücü olarak nitelendirerek “2024 yılı, özellikle Gazze, Ukrayna ve Lübnan’da patlayıcı şiddete maruz kalan siviller için felaket bir yıl oldu. Uluslararası toplum neden olunan zararın boyutlarını görmezden gelemez” ifadelerini kullandı.

Rapora göre, hava saldırıları ölüm ve yaralanmaların başlıca nedeni oldu. İsrail’in Gazze’de yoğun hava gücü kullanımını da gözler önüne seren verilerde hava saldırılarında kayıp sayısı iki katına çıkarak 30 bin 804’e ulaştı.

Rusya tarafından Ukrayna’daki hedeflere karşı yoğun olarak kullanılan füzeler ise geçtiğimiz yıl yüzde 46 oranında artış gösterdi.

(Kaynak: Karar)

Paylaşın