‘Yedili Masa’da Hedef Genişleme

HDP’nin ‘Geniş Demokrasi İttifakı’ oluşturma çağrısıyla bir araya gelen Türkiye İşçi Partisi, Emek Partisi, Toplumsal Özgürlük Partisi, Emekçi Hareket Partisi, Halkevleri ve Sosyalist Meclisler Federasyonu’nun oluşturduğu ‘7’li masa’ çalışmalarına devam ediyor.

İkinci toplantısının ardından her siyasi yapıdan temsilcilerin belirlenmesi kararı alarak ortak çalışmalar üreten 7’li masa geçen beş aylık süreçte 6’nın üzerinde toplantı yaptı. Edinilen bilgiye göre 7’li masada olan her siyasi yapının katkısıyla ortak deklarasyon hazırlanıyor. Masanın büyümesini hedefleyen ve Türkiye’nin yakın dönemine dair mesajlar içermesi beklenen ortak deklarasyonun birkaç ay içerisinde kamuoyuna açıklanması amaçlanıyor.

Serkan Akan’ın Gazete Duvar’da yer alan haberine göre, 7’li masa bugüne kadar sahada, “ortak mücadele” vurgusuyla çalışmalar üretti. Newroz, 8 Mart ve 1 Mayıs’ta alanlarda olan 7’li masanın ortak çalışmalarına bu çerçevede devam edeceği öğrenildi.

Edinilen bilgiye göre, 7’li koordinasyon haziran ayı içerisinde “Hafıza, Hakikat, Hesaplaşma” konulu iki gün sürecek bir konferans hazırlığını da tamamlamak üzere. Konferans kapsamında AK Parti iktidarının 21 yıllık döneminde gündeme gelen iş cinayetlerinden mafya ilişkilerine kadar birçok konu başlığı masaya yatırılacak.

 “İlkeler manzumesi” çalışmaları bir “deklarasyon” olarak duyurulacak

HDP, EMEP, TİP, EHP, TÖP, Sosyalist Meclisler Federasyonu ve Halkevleri’nden oluşan 7’li koordinasyon, bir süredir, “Siyasi bir ortak mücadele programı çalışmalarını” sürdürüyor. 7’li yapının ortaklığını kamuoyuna yansıtacak “ilkeler manzumesi” çalışmaları bir “deklarasyon” olarak duyurulacak.

HDP’nin de aralarında olduğu siyasi parti ve yapılar kendileri adına geçmişte açıkladıkları “tutum” belgelerini bu kapsamda ortaklaştırma kararı aldı. Edinilen bilgiye göre Türkiye’nin yakın geleceğine dair temel meseleler üzerine ortak çerçevede uzlaşılan bir metin kaleme alınacak ve kamuoyuna açıklanacak.

Aynı masada olan 7’li yapının “ortak kesişim” noktalarının açığa çıkacağı metinde, kadın, yoksulluk, barış, demokrasi, ekoloji, gibi temel başlıklar yer alacak. “Ortak yönelim, ortak tutum, Türkiye’nin yakın geleceğinin şekillenmesine hizmet edecek mücadele” çerçevesinde inşa edilen metin, 7’li masanın genişlemesine dair de “çağrı” niteliği taşıyacak.

7’li masanın hazırlayacağı ortak metnin birkaç ay içerisinde tamamlanması hedeflenirken, seçim sürecine dair de mesajlar yer alacak. Kuruldukları ilk günden bu yana “Seçim ittifakı için seçim tarihinin netleşmesi gerekli” vurgusu yapan 7’li masa, ortak metinde tam anlamıyla bir seçim ittifakı çerçevesi çizmeyecek fakat sandık ve seçim güvenliğine dair ortak çalışmanın yol haritasını belirleyecek.

Paylaşın

Tüketici Güveni Tarihi Düşük Seviyelerdeki Seyrini Sürdürdü

Mevsim etkilerinden arındırılmış tüketici güven endeksi Mayıs ayında bir önceki aya göre yüzde 0,4 oranında arttı. Nisan ayında 67,3 olan endeks, Mayıs’ta 67,6’ya yükseldi.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) işbirliği ile hazırlanan Tüketici Güven Endeksi Mayıs 2022 verileri açıklandı.

Buna göre, mevsim etkilerinden arındırılmış tüketici güven endeksi, Mayıs ayında bir önceki aya göre yüzde 0,4 oranında arttı; Nisan ayında 67,3 olan endeks, Mayıs ayında 67,6 oldu.

Tüketici güven endeksi neden önemli?

Aylık tüketici eğilim anketi ile tüketicilerin maddi durum ve genel ekonomiye ilişkin mevcut durum değerlendirmeleri ile gelecek dönem beklentileri, harcama ve tasarruf eğilimleri ölçülmektedir.

Anket sonuçlarından hesaplanan tüketici güven endeksi 0-200 aralığında değer alabilmektedir. Tüketici güven endeksinin 100’den büyük olması tüketici güveninde iyimser durumu,100’den küçük olması tüketici güveninde kötümser durumu göstermektedir.

Tüketici eğilimine ilişkin endekslerden, tüketimin finansmanı amacıyla borç kullanma ihtimali endeksinin artması iyimser durumu, azalması ise kötümser durumu göstermektedir.

Benzer şekilde tüketici fiyatlarının değişimine ilişkin düşünce ve beklenti endekslerinin artması tüketici fiyatlarında düşüş düşüncesini/beklentisini, azalması ise tüketici fiyatlarında artış düşüncesini/ beklentisini göstermektedir.

İşsiz sayısı beklentisi endeksinin artması işsiz sayısında azalma beklendiğini, endeksin azalması ise işsiz sayısında artış beklendiğini ifade etmektedir.

Paylaşın

İsveç Ve Finlandiya: Türkiye’nin Endişelerini Gidermeye Hazırız

ABD Başkanı Joe Biden, Beyaz Saray’da Finlandiya ve İsveç liderleriyle düzenlediği ortak basın toplantısında, Washington’ın iki ülkenin Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) üyeliğini kuvvetle desteklediğini söyledi.

Biden, İsveç ve Finlandiya’nın NATO’nun tüm şartlarını karşıladığını belirtti. Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinisto, Türkiye’nin vetosu bağlamında “NATO müttefiki olarak Türkiye’nin güvenliğine bağlı olacağız. Terörizmi çok ciddiye alıyoruz. Terörü her şekilde lanetliyoruz. Türkiye’nin tüm endişelerini açık ve yapıcı şekilde görüşmeye ve gidermeye hazırız” dedi.

Beyaz Saray’da İsveç Başbakanı Magdalena Andersson ve Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinistö ile bir araya gelen ABD Başkanı Joe Biden ortak basın toplantısında “Bugün, dünya tarihindeki en güçlü savunma ittifakına katılmak için, iki büyük demokrasinin son derece yetenekli iki ortağının başvuruları konusunda ABD’nin güçlü desteğini sunmaktan gurur duyuyorum” dedi.

“Finlandiya ve İsveç NATO’yu güçlendirecek”

Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılmasının NATO’yu güçlendireceğini belirten Biden, “Kuzey Avrupa’da iki yeni NATO üyesine sahip olmak ittifakın güvenliğini artıracak” ifadelerini kullanarak, “Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya üyelik talebinde bulunma kararıyla NATO daha da güçlendi, daha da birleşti” dedi.

Biden, Finlandiya ve İsveç’in ittifaka katılma başvurularıyla ilgili olarak, “NATO’ya katılan yeni üyeler hiçbir ulus için bir tehdit değildir. NATO’nun amacı hiçbir zaman saldırganlık olmamıştır. Amacı savunmadır” dedi.

Niinisto: Türkiye’nin tüm endişelerini görüşmeye hazırız

Finlandiya Cumhurbaşkanı ise yaptığı konuşmada, Finlandiya’nın güçlü bir NATO müttefiki olacağına dair söz vererek, “Birlikte Kuzey Atlantik organizasyonuna katılmaya çalışarak tarihi bir adım atıyoruz. Güvenliğimizi ciddiye alıyoruz ve yeteneklerimizi sürekli geliştirmeye yönelik yatırım yapıyoruz. NATO’nun gerektirdiği her sorumluluğu yerine getirmeye hazırız” dedi.

ABD’nin yanı sıra tüm NATO müttefiklerinden güçlü destek almayı umduğunu söyleyen Niinistö, “Türkiye yakın zamanda üyelik başvurumuzla ilgili endişelerini dile getirdi. Bugün bu endişelere değinmek istiyorum.” dedi.

“Finlandiya, Türkiye ile her zaman gururlu ve iyi ikili ilişkilere sahip olmuştur. NATO müttefikleri olarak, Türkiye’nin güvenliğimizi taahhüt edeceği gibi, biz de Türkiye’nin güvenliğini taahhüt edeceğiz. Terörü ciddiye alıyoruz. Terörün her türlüsünü kınıyoruz ve onunla aktif olarak mücadele ediyoruz. Türkiye’nin üyeliğimizle ilgili tüm endişelerini açık ve yapıcı bir şekilde görüşmeye açığız. Bu görüşmeler zaten gerçekleşti ve önümüzdeki günlerde devam edecek.”

Andersson: Yeni bir yol seçtik

İsveç Başbakanı Andersson da “Rusya’nın Ukrayna’ya gerçekleştirdiği saldırı bizim için her şeyi değiştiren bir an oldu.” dedi.

“Bugün, Ukrayna’nın durumu bize Avrupa tarihinin en karanlık günlerini hatırlatıyor” diyen İsveç Başbakanı 200 yıllık askeri tarafsızlığın ardından bir dönüm noktasında olduklarını söyledi: “İsveç yeni bir yol seçti. İsveç ve Finlandiya, NATO’ya katılmak için taleplerini sundu.”

Andersson İsveç’in “NATO ile tüm görevler dahil olmak üzere kapsamlı bir askeri işbirliği geleneği” olduğuna değindi. “Şu anda savunma harcamalarımızı artırıyoruz. Türkiye dahil tüm NATO üyesi ülkelerle farklı düzeylerdeki sorunları çözmek için diyalog halindeyiz” dedi.

Hollanda Başbakanı Rutte: Bir yol bulunacak

Almanya Başbakanı Olaf Scholz’la Hollanda’nın Lahey kentinde bir araya gelen Hollanda Başbakanı Mark Rutte, basın toplantısında Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğini veto edeceğine ilişkin bir soruya, “Türkiye, İsveç ve Finlandiya arasındaki görüşmeler neticesinde olumlu bir yol bulunacağını umuyorum” cevabını verdi.

Hollanda Başbakanı Mark Rutte ile Almanya Başbakanı Olaf Scholz, Lahey’de Rusya saldırıları altında yıkıma uğrayan Ukrayna’nın yeniden inşası için bir araya geldiklerini açıkladılar.

Paylaşın

Babacan’dan Dikkat Çeken ‘Cumhurbaşkanı Adaylığı’ Açıklaması

Katıldığı bir televizyon programında gazetecilerin sorularını yanıtlayan DEVA Lideri Babacan, cumhurbaşkanı adaylığına ilişkin yaptığı değerlendirmede, “En son toplantımızda ortak adayın niteliklerini sıraladık. Henüz 6’lı masada telaffuz edilen tek bir isim yok. 6’lı masada isim bazında görüşme yapılmadı, sadece nitelikler sayıldı” dedi.

Babacan, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Öncelikle kucaklayıcı oluşu, kutuplaştırıcı olmaması. 6 genel başkandan birisi olabilir, dışarıdan da olabilir. 6’lı masada hiçbir zaman bir isim gündeme gelmedi. Bir anlaşma olmazsa partinin genel başkanı tabii ki cumhurbaşkanı adayıdır.” ifadelerini kullandı.

Partisinin kendi logosu ve adıyla seçimde yarışacağı kararıyla ilgili de Babacan, “Vatandaşlarımız seçim listesini açtıklarında DEVA Partisi’nin logosunu görecek. Bu ittifaka engel bir durum değil. Kapıyı kapatmıyoruz.” dedi ve ekledi:

“Herhangi bir ittifak ve işbirliği olmaz ise doğal olarak DEVA Başkanı Genel Başkanı Ali Babacan Cumhurbaşkanı adayıdır. 2018’de Millet İttifakı kuruldu ama her parti kendi cumhurbaşkanı adayını çıkardı. İttifak olmak ortak cumhurbaşkanı adayı anlamı gelmiyor.”

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Habertürk TV’de Mehmet Akif Ersoy’un moderatörlüğünü yaptığı canlı yayında gazeteciler Nihal Bengisu Karaca, Sevilay Yılman ve Abdurrahman Yıldırım’ın sorularını yanıtladı. Babacan’ın ‘Cumhurbaşkanı Adaylığı’ ve ‘Güçlendirilmiş Parlameter Sistem’ üzerine yaptığı değerlendirmeleri şöyle;

“Meclis’e yeni yasa getirdiler. 6’lı masa toplantılarının hemen arkasından. Ne dediler, şu partinin genel başkanı hangi partinin listesinden seçime girecek vs. Biz yeni kurulmuş iddialı bir siyasi partiyiz. Mevcut siyasi partilere katılma, içiçe durum olsa biz DEVA Partisi’ni niye kurduk ki. Giderdik başka partiye destek verirdik. Niye parti kurduk? Bayramdan önce kurullarımızı topladık, karar verdik, kendi adımızla, sanımızla, logomuzla, bayrağımızla seçimlere gireceğiz dedik. Vatandaşlarımız seçim listesini açtıklarında DEVA Partisi’nin logosunu görecek. Bu ittifaka engel bir durum değil. Kapıyı kapatmıyoruz. Biz herhangi bir ittifak ve işbirliği olmaz isek doğal olarak DEVA Başkanı Genel Başkanı Ali Babacan Cumhurbaşkanı adayıdır. 2018’de Millet İttifakı kuruldu ama her parti kendi cumhurbaşkanı adayını çıkardı. İttifak olmak ortak cumhurbaşkanı adayı anlamı gelmiyor. 6’lı masada ortak aday hedefi var. 6’lı masanın kuruluşu güçlendirilmiş parlamenter sistemine dönmek.

“Ortak aday olmazsa ben adayım”

Türkiye’de ilk defa iki parti parlamenter sistemiyle ilgili hazırlık yaptı. 28 Ocak’ta sayın Kılıçdaroğlu hemen arkasından sayın Akşener de ortak çalışma yapmaya karar verdi. Biz çalışmamızı 6’lı masaya koyduk, diğer partiler de çalıştı ve bir metin ortaya çıktı. 6’lı masa kurulduktan sonra farklı işbirliği alanları gelişmeye başladı. Şu anda seçim güvenliğiyle ilgili çalışmamız var. Seçim güvenliği çok önemli. 2019 yerel seçimlerine baktığımızda uç uca seçimlerin manipule edildiğini gördük. İstanbul seçimlerini hep beraber yaşadık. 10 bin farkla İstanbul’u mu vereceğiz? E ne oldu? Sandık güvenliğini çok önemsiyoruz. Ortak aday olmadığı anda DEVA Partisi’nin adayı Ali Babacan’dır. En son toplantımızda ortak adayın niteliklerini sıraladık. Henüz 6’lı masada telaffuz edilen tek bir isim yok. 6’lı masada isim bazında görüşme yapılmadı, sadece nitelikler sayıldı.

Teoride ortak aday 6 kişiden birisi olabilir. Dışarıdan birisi de olabilir. Öncelikle kucaklayıcı oluşu, kutuplaştırıcı olmaması. 6 genel başkandan birisi olabilir, dediğim gibi dışarıdan da olabilir. 6’lı masada hiçbir zaman bir isim gündeme gelmedi. Bu masada tam tersine isim konuşmayalım, seçim yaklaşınca isimleri değerlendirelim diye öneri vardı. Partimizin içerisinde dahi somut isim bazında bir değerlendirme yapmadık. Bir anlaşma olmazsa partinin genel başkanı tabii ki cumhurbaşanı adayıdır. İkili görüşmelerde bazen isimler gündeme geliyor. Diğer genel başkanların söylediği benim ifade etmem yanlış olur. Ama her gündeme geldiğinde daha çok erken, günü gelince bunları konuşuruz diyorum. Benim zikrettiğim herhangi bir isim yok.

“Parlamenter sistemde mutabık kalmamız çok önemlidir”

Bırakın 6’lı masayı, ikili görüşmelerde ve hatta partimizde bile isim zikretmedim. Herkesin değerlendirilmesi farklı olur. Günü gelince bunların hepsi konuşulur. Sayın Kılıçdaroğlu’nun kamuoyuna açıklamaları oldu. 6’lı mutabakat olursa aday olurum dedi. Sayın Akşener ben aday değilim dedi. Onun dışında konuşmamız yanlış olur. Şu anda önceliğimiz bir an önce sistem. Parlamenter sistemde mutabık kalmamız çok önemlidir. Seçimle parlamenter sisteme geçene kadar o ülke nasıl yönetilmeli? Bunu çalışıyoruz şu anda.

Bizim ekonomik politikalarımızı tek bir başlıkla nitelemek doğru değil. Biz sosyal politikalar eylem planımızı açıkladık. Sosyal yardımlar, destekler, yeni mekanizmalar, devlet örgütü, engelli vatandaşlarımız, kreşler, yaşlı bakımevleri her şey var. Tanımlandığı gibi neoliberal gibi bir şey yok. Tam bir sosyal devlet politikası. Sosyal demokrasinin daha ötesinde bir sosyal devlet politikamız var. Sosyal yardımların, destlerin çok iyi yapıldığı dönemler yaşadığı Türkiye. Şartlı destek programı yapıldı. Kız çocuklarına daha fazla destek verdik. Türkiye’de çocukların okula başlama oranında olağanüstü bir artış oldu. Biz o dönemde 20’den fazla ülkeye ekip gönderdik. Şartlı nakit desteği nasıl uygulanır, neden anneye ödenir? Bunları anlattık. İyi dönemlerin başarısını teslim etmek zorundayız, aksi halde adil olmaz.

Şu andaki müşterek tek noktamız güçlendirilmiş parlamenter sistem. Eğer 6’lı parti tek bir cumhurbaşkanı adayı çıkaracaksa ana başlıklarda söylem birliği, temel politikalarda ilke birliği sağlamak zorunda. Ortak aday belirlendiği gün herşeyi soracaklar. Özelleşme, Suriye, NATO’yu soracaklar. Ortak aday ne diyecek? Kendi fikrim yok mu diyecek? Eğer ortak aday olacaksa, daha belirlenmeden önce temel politikalarda ortak payda yakalamak zorundayız.

“Yaptığımız bütün çalışmayı 6’lı masaya koymaya hazırız”

Benim tutumum çok açıktı; temel konularda ilkeler ve hedefler konusunda ortak zemin bulamazsak ortak adayın işi çok zorlaşır. Hangi soruya nasıl cevap verecek? Aynı soruya 6 parti ayrı ayrı cevaplar verirse… Parlamenter sistem ortak çalışma haline gelmeden de ayrı ayrı parlamenter sistem farklılıkları vardı. Mesela Kürt sorunu bu ülkenin gerçeği diyoruz. Sorunun çözümü ile alakalı farklı yaklaşımlar olabilir ama Kürt sorunu yoktur diyen bildiğim kadarıyla sayın Erdoğan ve sayın Bahçeli var. 6’lı masada olup da Kürt sorunu yoktur diyeni duymadım. 6’lı masaya gereğinden fazla şey yüklersek bu aşamada haksızlık yaparız. Farklı projeler, farklı iddialar olabilir. Ama temel konuda ilke ve hedeflerle ilgili konuşma kararı almamız gerekiyor. Yaptığımız bütün çalışmayı 6’lı masaya koymaya hazırız DEVA Partisi olarak. Hazırladığımız 20 eylem planını masaya koymaya hazırız. Herhangi bir siyasi partiyle bunları detaylı olarak konuşmaya hazırız. Şu andaki hedefimiz ortak tek aday çıkarmak. Olmazsa alternatiflere bakarız.”

Paylaşın

On Soruda SADAT

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçim güvenliğiyle ilgili son çıkışının ardından SADAT, yeniden tartışmaların odağınayerleşti. Paramiliter yapı olmakla suçlanan SADAT, kendisine “İslam ülkelerini süper güç haline getirme” hedefini koyan, politik amaçları olan bir savaş şirketi olarak göze çarpıyor. SADAT, bugüne kadar 25 İslam ülkesine yönelik projeler yapan şirkete yılda 17 proje teklifi geldiğini belirtiyor.

Faaliyetlerini genişletmek istediklerine dikkat çeken SADAT Yönetim Kurulu Başkanı Melih Tanrıverdi, “devletten bunun için kendilerine referans olmasını” istiyor. Adını daha sonra “Suriye Milli Ordusu” diye değiştiren Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO) 2012’de kendilerinden eğitim talebi olduğunu belirten Tanrıverdi, Suriye iç savaşı konusunda devlete raporlar gönderdiklerini de açıkladı.

Peki merkezi İstanbul’un Beylikdüzü ilçesinde bulunan Uluslararası Savunma Danışmanlık İnşaat Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi SADAT’ın amacı nedir? Kimlerden oluşuyor? İktidar SADAT’la ne tür bir ilişki içinde? Ve SADAT hakkındaki iddialara ne diyor?

SADAT nasıl kuruldu, amacı ne?  

SADAT, 28 Şubat döneminde kadrosuzluk nedeniyle emekli edilen Adnan Tanrıverdive benzer şekilde “irticai faaliyetleri” nedeniyle emekli edilen askerler tarafından 2012 yılında kuruldu. Bir yıl sonra ise Adaleti Savunanlar Stratejik Araştırmalar Merkezi Derneği (ASSAM) yine aynı ekip tarafından faaliyete geçirildi. Her iki kuruluşun temeli 2000 yılında kurulan Adaleti Savunanlar Derneği’ne (ASDER) dayanıyor. Amaçları aynı olan iki kuruluşun organik olarak da birbiriyle bağlantılı olduğu dikkati çekiyor.

ASSAM, amacını “İslam Ülkelerinin bir süper güç olarak dünya siyaset sahnesine çıkmasını sağlamak” olarak tanımlıyor. SADAT Yönetim Kurulu Başkanı Melih Tanrıverdi de ASSAM’ın sitesinde yayımladığı bir yazısında, “ASSAM stratejiler oluşturan ve dünya kamuoyuna sunarak alternatif yöntemler üreten bir Yumuşak Güçtür” diyor. Tanrıverdi, SADAT’ı ise “Hiçbir silahlı gücü olmamış ama İslam Ülkelerinde var olan Silahlı Kuvvetler ve Polis Teşkilatlarına ellerindeki Sert Gücü etkin kullanmalarını sağlayacak reorganizasyon, danışmanlık, eğitim ve donatım hizmetleri sunan bir Yumuşak Güç olarak faaliyetlerini yürütmektedir” olarak tanımlıyor.

Yani Adnan Tanrıverdi liderliğindeki ASSAM, İslam ülkelerini süper güç yapma amacına ilişkin “ideolojik” alt yapıyı hazırlarken SADAT ise bu ülkelere verdiği eğitimlerle askeri ayağını oluşturma çabasında.

SADAT misyonunu, “İslam ülkeleri arasında savunma ve savunma sanayi işbirliği ortamı oluşturmak ve İslam dünyasının kendine yeterli bir askeri güç olarak da Dünya Süper Güçleri arasındaki hak ettiği yeri almasına yardımcı olmak” olarak belirlemiş durumunda. SADAT’ın internet sitesinde yer alan bilgiler de bununla örtüşüyor.

Bu arada SADAT’a iş başvurularında İngilizce’nin yanı sıra Arapça dili şartı da arıyor.

SADAT’ın personeli kim?

Şirketin sitesinde verdiği bilgilere göre, SADAT Savunma’da Türk Silahlı Kuvvetleri’nde görev yaptıktan sonra emekli olmuş general, üst subay ve subaylar ile astsubay çavuştan başçavuşa kadar çeşitli rütbelerde personel çalıştırıyor. Bunlar arasında Harp Akademileri’nde eğitim görmüş, Genelkurmay Karargahında ve tugay, tümen, kolordu ile ordu komutanlıklarında görev yapmış emekli askerler ile Askeri Ataşelik ve NATO karargâhlarında görev yapmış kişiler yer alıyor.

Böylece TSK’nın en kritik birimlerinde çalışmış emekli askerlerin bilgilerini kullanan SADAT, yabancı ülkelere eğitim ve danışmanlık hizmeti verebiliyor.

Askeri alanda İslam ülkelerine eğitim verdiğini söyleyen SADAT’ın en tartışmalı faaliyeti “Gayri Nizami Harp Eğitimi” iddiası. Kurumun sitesinde de buna ilişkin “SADAT Savunma hizmet verilen ülkelerin topyekûn savunma organizasyonu ihtiyacı olarak ortaya çıkacak Gayri Nizami Harp teşkilatlanması ve bu teşkilatın unsurlarının pusu, baskın, yol kapaması, tahrip, sabotaj ve kurtarma-kaçırma harekâtı ile bu harekata karşı koyma faaliyetlerinin eğitimini verir” bilgisi yer alıyor.

Şirketin özel harekat ve istihbarat eğitimi verdiği de belirtiliyor.

SADAT’ın iktidarla ilişkisi ne?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın SADAT yöneticileriyle “alakasının olmadığını” belirtmesine karşın 2012’de kurulan SADAT Savunma, özellikle 15 Temmuz darbe girişiminden sonra iktidarla yakın bir görüntü veriyor.

SADAT’ın kurucusu olan emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başdanışmanlığını yapmıştı. Tanrıverdi aynı zamanda Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu üyesi oldu.

Yine SADAT’ın kurucularından Gürcan Onat’ın askeri öğrenci alımlarına ilişkin komisyonlarda iki yıl boyunca görev yaptığı ortaya çıkmıştı.

SADAT hakkındaki iddialar ne?

SADAT hakkında bugüne kadar pek çok iddia ortaya atıldı. Türkiye’de eğitim kamplarının bulunduğu, El Nusra’ya yardım tırları adı altında silah gönderdiği, 15 Temmuz darbe girişiminin bastırılmasında görev aldığı iddiaları başı çekti. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Konya ve Tokat’ta silahlı eğitim kampları iddiasıyla ilgili yürüttüğü soruşturmada, “delil bulunmadığı” gerekçesiyle takipsizlik kararı vermişti.

Haklarındaki iddialara ilişkin SADAT Yönetim Kurulu Başkanı Melih Tanrıverdi ise “Silahlı gücümüz yok” diyor. Kuruluşundan bu yana 25 ülke için askeri projeler ürettiklerini söyleyen Tanrıverdi, isim vermiyor ama bu 25 ülkeyi Ortadoğu ve Afrika ülkeleriyle Türkî cumhuriyetler olarak özetliyor.

Yaklaşık 20 kadrolu personelinin olduğunu ifade eden Tanrıverdi, ülkelere yönelik proje yapma döneminde emekli askerlerden de hizmet aldıklarını kaydetti. Tanrıverdi, tamamen ülkelerin silahlı kuvvetleriyle çalıştıklarını belirterek “Çatışma bölgelerindeki ülkelere iş yapmıyoruz. Onun dışında farklı yapılarla kesinlikle çalışmıyoruz. Senede 17 civarında proje teklifi geliyor. Bunların sözleşme aşamasına gelmesinde çok ciddi efor sarf ediyoruz. Yılda birkaç proje ancak yapabiliyoruz. Bir projenin hayata geçmesi üç yılı buluyor” dedi.

Tanrıverdi, Libya, Yemen gibi çatışma bölgelerine girmemeyi tercih ettiklerini belirterek “Biz girmek istesek de devletimiz onay vermez” açıklamasını yaptı. Tanrıverdi, adını açıklamadığı bir ülkeye yönelik yaptıkları özel kuvvetler projesinin de devletin onay vermemesi nedeniyle uygulanamadığını kaydetti.

SADAT Libya’ya yönelik BM ambargosunu deldi mi? 

Peki SADAT, Birleşmiş Milletler’in (BM) silah ambargosu uyguladığı Libya’da herhangi bir çalışma yaptı mı?

Şirket 2013 yılında Libya ordusu ile askeri spor tesisi ve zırhlı araç bakım-onarım merkezi kurmak için iki adet İyi Niyet Protokolü imzalamıştı. Ancak Ağustos 2013’de eski Tümgeneral Halife Hafter’in başlattığı isyan sonrasında, bu anlaşmalar hayata geçirilemedi. O tarihten beri SADAT’ın Libya’da Hafter’e karşı savaşan güçlere destek verdiği iddiaları öne sürülüyor.

Tanrıverdi, 2013 tarihli projelerine ilişkin “BM ambargosunu delmeyecek şekilde projeler yaptık. Fakat o dönem teknik ve mali teklif sunma aşamasına yaklaşmışken Libya karıştı. 2020 yılında BM Güvenlik Konseyi Libya Yaptırımları Masası bize yazı gönderdi. Biz de Libya’da herhangi bir faaliyetimizin olmadığını, ambargonun bilincinde olduğumuzu bildirdik” dedi.

BM, Libya’ya 2011’de silah ambargosu uygulanması kararı almıştı. Ancak aralarında Türkiye’nin de bulunduğu bazı ülkeler ambargo kararına rağmen Libya’ya askeri destek sağlamaya devam etti.

Kılıçdaroğlu’nun seçim güvenliği iddiaları neydi?

Geçen hafta SADAT’ın kapısına giden CHP lideri Kılıçdaroğlu, “Önünde bulunduğumuz SADAT bir paramiliter kuruluştur. Düne kadar Erdoğan’ın danışmanlığını yapıyordu bunlar. Hedefleri arasında gayrı nizami hak eğitimi de var. Dikkatini çekmek isterim kamuoyunun yani sabotaj, baskın, pusu kurma, tahrip, suikast ve tehdit. Aynı zamanda terörist yetiştiren bir kuruluş” demişti. 2023 seçimlerinde de işaret eden Kılıçdaroğlu, “SADAT gibi kuruluşlar, kim olursa olsun seçimi gölgeleyecek, seçimin güvenliğini sarsacak herhangi bir şey olursa sorumlusu SADAT’tır ve Saray’dır” uyarısında bulunmuştu.

Kılıçdaroğlu’nun iddialarının sorulması üzerine Tanrıverdi, “Seçim güvenliğini tehdit edecek iddiası doğru değil. İç siyasetin bir unsuru değiliz” dedi.

Tanrıverdi, “Emekli askerlerin TSK’dan edindikleri bilgilerle yabancı ülkelere proje yapılmasıyla devlet sırları taşınmış olmuyor mu?” sorusuna ise “Devlet sırları ayrı, askerlik bilgileri ayrıdır. Biz askerlik mesleğiyle ilgili stratejik danışmanlık yapıyoruz. TSK’nın gizli bilgilerini transfer etmek söz konusu değil” yanıtını verdi. Tanrıverdi, ülkelere yönelik projeleri tamamladıktan sonra Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı ve MİT’e raporladıklarını ve onay aldıklarını kaydetti.

Erdoğan’ın SADAT alakası ve şirketin devletle ilişkisi var mı?

DW Türkçe, Erdoğan’ın “SADAT yöneticileriyle alakamız yok” açıklamasını da sordu. Adnan Tanrıverdi’nin 2016 Ağustos ayında Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanlığı’na atanmasının ardından SADAT’tan istifa ettiğini kaydeden Tanrıverdi, “2020 Nisan’ına kadar o görevi yaptı. Görev icabı orada. Bunun SADAT ile ilgisi yok. Adnan Paşa, devlet adamıdır” diye konuştu.

SADAT’ın iş takipçiliği yapmadığını savunan Melih Tanrıverdi, ticari faaliyetleri gereği Savunma Sanayii Başkanlığı’na gittiklerini savundu. Tanrıverdi, “Bazı ülkelerin Türkiye’den talep ettiği ekipman, teçhizat ve mühimmat ihtiyaçları oluyor. Bunları SSB’ye iletmişizdir. Aselsan, MKE ve Roketsan’ın ürünlerine talep oluyor. Biz de bu ülkelerin taleplerini Türk savunma sanayisine faydası olsun diye irtibatlandıyoruz” diye konuştu. Tanrıverdi, “Bunda komisyon alıyor musunuz?” sorusuna “Komisyon aldığımız konular da oluyor, almadığımız konular da oluyor” karşılığını verdi.

Tanrıverdi, devletten destek alamamaktan da şikâyetçi. Hiçbir devlet kurumunun “Şu işi siz yapın” demediğini savunan Tanrıverdi, “Biz devletin yurt dışındaki çıkarlarını sağlayacak bir şirketiz. Devlet bizi desteklemiyor. Falan ülke, ‘sizinle çalışalım ama bize devletinizden referans getirin’ diyor. Biz de Milli Savunma Bakanlığı ve Savunma Sanayii Başkanlığı’na yazıyoruz. Onlar ‘siz özel şirketsiniz, size böyle bir referans veremeyiz’ diyorlar. Oysa devlet bize referans olmalı. Devlet bizi denetlemeli” dedi.

Peki, SADAT Türkiye’den herhangi bir kuruma hizmet verdi mi? Tanrıverdi, bu soruya “Hayır, hiçbir kuruma danışmanlık eğitimi vermedik” diye yanıtladı.

SADAT devlete rapor hazırladı mı?

Ancak Tanrıverdi’nin açıklamalarından zaman zaman SADAT’ın ticari bir şirket olmasına karşın devletin çeşitli kurumlarına belli aralıklarla raporlar gönderdiği anlaşılıyor.

Melih Tanrıverdi, Adnan Tanrıverdi’nin başdanışman olarak görev yaparken 2016’dan itibaren askeri okulların Milli Savunma Bakanlığı’na, Jandarma’nın İçişleri Bakanlığı’na bağlanmasını önerdiğini ve kabul gördüğünü aktardı. Tanrıverdi, “terörün kaynağında bitirilme politikası” olarak özetlenecek yeni terörle mücadele konsepti ile Suriye’ye yönelik sınır ötesi harekat planlarının da Adnan Tanrıverdi’nin önerdiğini iddia etti.

SADAT Suriye iç savaşına müdahil oldu mu?

Melih Tanrıverdi, bu sorulara “hayır” yanıtını vererek iddiaları reddediyor. Ancak Tanrıverdi, “SADAT olarak 2012 yılında Türkiye’nin oradaki sınır bölgesinde güvenlik tedbirleri alması gerektiği, sınır ötesi harekat yapması gerektiği ve göçü durdurması yönünde devletin tüm birimlerine rapor gönderdik” ifadesini kullandı.

O dönem “ÖSO’nun da bizden eğitim talebi geldi” diyen Tanrıverdi, “Talep zamanı bunları kapsamlı şekilde raporlaştırdık, ‘konuyu yapabilir miyiz’ diye devletin ilgili kurumlarına sorduk. Ancak bir yanıt alamadık. Daha sonra da bu tür mahzurlu konulara girmemeyi tercih ettik. Yalnızca ülkelerin silahlı kuvvetlerine hizmet vermeyi uygun bulduk. Daha sonra TSK, ÖSO’ya eğit-donat kapsamında eğitim verdi” açıklamasında bulundu.

SADAT 15 Temmuz’un neresinde?

SADAT’ın 15 Temmuz darbe girişiminin bastırılmasında da görev aldığı, şirkete ait keskin nişancıların Boğaziçi Köprüsü’nde bulunduğu iddiası sıkça getirilmişti.

O tarihte çalışanlarının 4-5 olduğunu iddia eden Tanrıverdi ise “15 Temmuz’u televizyondan öğrendim. Sayın Cumhurbaşkanının çağrısıyla biz de meydanlara indik. Planlı programlı, proje dâhilinde yürüdüğümüz iddiası doğru değil. ASDER üyelerinin sahaya çıkışı da bireysel. O gece tankları durduran arkadaşlarımız oldu. Onlardan biri de emekli bir albaydı” dedi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Almanya’da DHKP-C Operasyonu: 3 Tutuklama

Almanya’da Devrimci Halk Kurtuluş Cephesi’nin (DHKP-C) biri ülke sorumlusu olduğu belirtilen üç üst düzey yöneticisi tutuklandı. Federal Adalet Mahkemesi (BGH) tarafından haklarında tutuklama kararı çıkarılan Türk uyruklu Özgül E. ve İhsan C. ile Alman vatandaşı Serkan K.’nın Almanya’da “yabancı terör örgütü” olarak kabul edilen yasaklı DHKP-C’ye üye olmaktan yargılanacakları belirtildi.

Federal Adalet Mahkemesi bünyesindeki Federal Başsavcılıktan yapılan açıklamada, Özgül E.’nin 16 Mayıs’ta Heidelberg’de, Serkan K.’nın 17 Mayıs’ta Hamburg’da, İhsan C.’nin ise 18 Mayıs’ta Bochum’da gözaltına alındıkları belirtildi.

Federal Başsavcılıktan yapılan açıklamada, DHKP-C’nin, Türk devletini “silahlı mücadele yoluyla” ortadan kaldırma ve yerine Marksist-Leninist bir rejim getirme hedefinde olduğu belirtildi. Örgütün 1994 yılındaki kuruluşundan bu yana ve yakın geçmişte Türkiye’de çok sayıda cinayet işlediği ve silahlı saldırılar gerçekleştirdiği belirtildi. Ayrıca DHKP-C’nin defalarca intihar bombalı eylemler gerçekleştirdiğine de vurgu yapılan açıklamada, örgütün Avrupa’yı terörist faaliyetlerini finanse etmek, militan sağlamak ve eğitmek, silah ve diğer askeri teçhizatları temin etmek üzere “arka cephe” olarak kullandığı ifade edildi.

Biri Almanya sorumlusu

Federal Başsavcılık sanıklarla ilgili olarak da ayrıntıları paylaştı. Açıklamada, Özgül E.’nin en geç Ocak 2003’ten bu yana DHKP-C’de aktif olduğu belirtilerek, Nisan 2004’e kadar örgütün Amsterdam’daki merkez basın bürosunda yönetici olarak görev yaptığı, burada diğer çalışanlara talimat vererek kurum içi iletişimi ve haberlerin iletilmesini sağladığı belirtildi. E.’nin ayrıca basın bürosuna veya örgütün diğer birimlerine aktarılan paraları kabul ettiği ve sahte kimlik belgeleri düzenlenmesinde etkili oduğu da belirtildi.

Özgül E.’nin Haziran 2014’te Almanya’da DHKP-C aktivistlerinin ve yetkililerinin katıldığı ve gelirlerinin de örgüte aktarıldığı bir konsere öncülük ettiği, Aralık 2015’ten en az Şubat 2016’ya kadar, İstanbul bölgesinde DHKP-C için çeşitli görevler üstlendiği, burada örgüt mensuplarına yönelik eğitim, propaganda çalışmaları, basın yazıları ve gerilla savaşçıları için eğitim programları gibi etkinlikleri yönettiği kaydedildi. Sanıkların en geç Ocak 2017’den itibaren örgütün “Almanya sorumlusu” olarak görev yaptığı belirtilen Savcılık açıklamasında, burada da özellikle bağış veya haftalık bültenin satışı gibi finansal kaynakların toplanması ve dernek için etkinliklerin organizasyonununun koordinasyonu gibi faaliyetleri yönettiği ifade edildi. Özgül E.’nin  Almanya’da da sahte kimlik belgeleri düzenlenmesine yardımcı olduğu, ayrıca, gizli faaliyet gösteren örgüt mensuplarının kaçak yollarla intikaline de destek olduğu ileri sürüldü. Özgül E.’nin Şubat 2022’ye kadar Almanya’da DHKP-C ile ilgili çeşitli propaganda etkinliklerine katıldığına da vurgu yapıldı.

“Hamburg sorumlusu” da tutuklandı

Diğer sanık Serkan K.’nın 2014 ile 2018 yılları arasında Almanya’da DHKP-C için çalıştığı, başlangıçta örgütün gençlik komitesi üyesi olduğu, 2015 yazından itibaren de Hamburg bölgesinde “Bölge sorumlusu” olarak görev yaptığı belirtildi. K.’nın zaman zaman Hamburg, Bremen ve Berlin bölgelerini kapsayan “DHKP-C Kuzey Bölgesi‘nin” de sorumluluğunu üstlendiği ifade edildi.

Savcılık açıklamasında Serkan K.’nın DHKP-C’nin Almanya ve Avrupa yöneticilerinin talimatlarının uygulanmasını sağladığı ve bu kişilere bizzat rapor verdiği belirtilirken, “Kuzey Bölge Sorumlusu” olarak örgüte finansman sağlanması ve yönlendirilmesi, üyelerin ve aktivistlerin eğitilmesi ve DHKP-C ve bağlı oluşumları için propaganda faaliyetlerinin yürütülmesini sağladığı da vurgulandı. Bunlara ek olarak, sahte kimlik belgeleri tahsis etmek ve gizli hareket eden örgüt üyelerinin kaçak yollarla intikalini sağlamakla suçlanıyor.

Serkan K.’nın Şubat 2017’de “Kuzey bölgesindeki” kadro görevini bıraktıktığı, 2018’in sonuna kadar Almanya’da DHKP-C ile ilgili çeşitli propaganda etkinliklerine katıldığı ifade edildi.

Güney bölgesi sorumlusu İhsan C.

İhsan C.’nin ise en geç Eylül 2015’ten bu yana, DHKP-C’nin Frankfurt, Darmstadt, Saarbrücken, Stuttgart, Ulm, Münih, Augsburg ve Nürnberg şehirlerini kapsayan Güney Bölgesi Sorumlusu olarak faaliyetler gerçekleştirdiği, kendisine bağlı olan bölge yöneticileriyle yakın temas halinde olduğu, onlara talimatlar verdiği ve bölgelerdeki gelişmeler hakkında bilgi aldığı ileri sürüldü.

Sanığın ayrıca DHKP – C’nin Almanya ve Avrupa üst düzey yöneticilerinin talimatlarını uyguladığı da belirtilen açıklamada, görevleri arasında örgüte maddi kaynak temin etmek ve iletmek, üyeleri ve aktivistleri eğitmek ve DHKP-C’ye bağlı kamufle dernekler lehine propaganda faaliyetleri yürütmek de sıralandı. İhsan C’nin de diğerleri gibi sahte kimlik temin etme ve gizli örgüt mensuplarının intikali ve iskanı ile de ilgili yardımcı olma suçları işlediği ifade edildi.

İhsan C.’nin Mayıs 2017’de “Güney bölgesi sorumluluğundan” ayrıldığını ancak Şubat 2022’ye kadar Almanya’da DHKP-C ile ilgili çeşitli propaganda etkinliklerinde yer aldığı kaydedildi. Açıklamada, Özgül E’nin 17 Mayıs’ta, Serkan K. ve İhsan C’nin ise 18 Mayıs’ta yargılandıkları ve üçünün de tutuklandığı ifade edildi.

Paylaşın

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg’den ‘Türkiye’ açıklaması

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ile başkent Kopenhag’da bir araya geldi; ikili, görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenledi.

Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliği başvuruları ve Türkiye’nin itirazlarına da değinen Stoltenberg, “NATO’da anlaşmazlık olması yeni değil, sorunlar çözülür. Türk yetkililerle diyalog halindeyiz” dedi.

Türkiye için “önemli bir müttefik” ifadesini kullanan Stoltenberg, NATO’nun böyle bir müttefikinin “güvenlik endişelerini dile getirdiğinde bu konuda harekete geçmesi ve endişelerini gidermesi gerektiğini” söyledi:

“Tüm müttefiklerin güvenlik endişeleri dikkate alınmalıdır. İsveç ve Finlandiya’nın NATO katılmaları konusunda ortak bir karara kısa sürede varacağımıza inanıyorum.

“Türkiye’nin ifade ettiği endişeleri ele alıyoruz. Türkiye gibi önemli bir müttefik güvenlik endişelerini gündeme getirdiğinde bunu halletmenin tek yolu ortak bir zemin bulmak için oturup konuşmak.”

Stoltenberg, NATO’nun 30 müttefiki arasında bazen farklılıklar olabildiğini ancak bunların konuşularak aşılabileceğini belirtti.

Stoltenberg, iki ülkenin NATO’ya katılmaları durumunda Avrupa Birliği (AB) nüfusunun yüzde 96’sının NATO içinde olacağını belirterek, NATO ve AB’nin Batı Balkanlar, Ukrayna, siber güvenlik gibi konularda her zamankinden daha yakın iş birliği içinde olduğunu kaydetti:

“AB’nin savunma çabalarını memnuniyetle karşılıyorum. Doğru yönde yapılırsa bunlar hem NATO’yu hem de AB’yi güçlendirecektir.”

Tüm üyelerin onayı gerekiyor

Rusya-Ukrayna savaşının başlamasıyla birlikte NATO’ya üyelik başvurusu yapıp yapmayacakları merak konusu olan Finlandiya ve İsveç, “süreci el ele yürütmeye” karar vererek 18 Mayıs’ta NATO üyeliğine başvurdu.

30 üyeli Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün (NATO) genişlemesiyle ilgili kararların üyelerin oybirliğiyle alınması gerekiyor.

Fakat Cumhurbaşkanı ve Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, konuyla ilgili ilk defa 13 Mayıs’ta bir açıklama yaparak İsveç ve Finlandiya’nın muhtemel NATO üyelik başvurusu konusunda “olumlu bir düşünce içinde” olmadıklarını açıklamış, iki ülke için “terör örgütlerinin adeta misafirhanesi gibi” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

Tarım Kredisi Kullanan Çiftçi Sayısı 1 Milyon 300 Bini Geçti

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, kamu ve özel bankalardan tarım kredisi kullanan çiftçilerin sayısını açıklaması için Hazine ve Maliye Bakanlığı’na yazılı soru önergesi verdi.

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin Gürer’e verdiği yanıta göre, tarım kredisi kullanan çiftçi sayısı 1 milyon 300 binden fazla.

Çiftçinin sermayesi: Kredi borcu

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, yazılı soru önergesinde, “Kamu ve özel bankalardan ayrı ayrı kredi kullanan çiftçi ve besici sayısı kaçtır? Toplam çiftçi borç tutarı ne kadardır? Özel ve kamu bankalarında ayrı ayrı takibe düşen çiftçi sayısı kaçtır?” diye sordu.

Bakan Nebati ise yanıtında: “2021 Aralık dönemi itibariyle, kamu bankalarının stok nakdi tarım kredisi gerçek kişi müşteri sayısı 852.871 iken özel bankaların stok nakdi tarım kredisi gerçek kişi müşteri sayısı 453.567’dir,” dedi.

Gürer, yanıttan sonra yaptığı açıklamada şu sözlere yer verdi:

“Çiftçi, ürünü maliyetini bile kurtaramadığı için banka kredileri ile ayakta kalmaya çalışıyor. Hasat dönemi kazandığı ile kredi borcu ödemeye çalışıyor.

Kredi almadan çiftçilik yapan kalmamış. Tüm çiftçiler kredi kullanarak borcu borçla döndürmeye çalışıyorlar. Borçlanmadan çiftçilik yapılamaz duruma gelmiş. Çiftçinin sermayesi: Kredi borcu.”

Kredi Kayıt Bürosu’nun (KKB) 2021 yılında yaptığı “Tarımsal Görünüm Saha Araştırması”na göre:

  • Çiftçilerin banka kredisi kullanma oranı 2020’de yüzde 35’ten, 2021’de yüzde 49’a çıktı.
  • Tarım Kredi Kooperatifi (TKK) kredisi kullananların oranı bir yılda yüzde 17’den yüzde 25’e yükseldi.
  • Çiftçiler girdi satıcılarından “vadeli mal alımı” yoluyla üretimlerini finanse etme yöntemini de 2020’ye göre iki kat daha fazla kullandı. (Yüzde 26).
  • Bankalardan kredi kullanan çiftçilerin aldıkları kredi tiplerinde en yüksek oran “üretim” (işletme) ve “yatırım” kredilerinde.
  • Çiftçiler en çok,üretim faaliyetlerinin finansmanı için krediye ihtiyaç duyuyor.
  • Traktör ve makine alım kredisi oranı 2021’de 7 puan artarak yüzde 61’e yükseldi.
Paylaşın

2021 Yılında 13,6 Milyar TL Vergi Kaçırıldı

Vergi Denetim Kurulu’nun 2021 yılında yaptığı incelemelerde 66,2 milyar TL’lik verginin eksik ödendiğini tespit edildi. Söz konusu eksiğin 13,6 milyar TL’si büyük sermaye gruplarının ödemesi gereken kurumlar vergisinden kaynaklandı. Gelir İdaresi Başkanlığı’nın rakamlarına göre de ücretlilerden 184 milyar TL vergi tahsil edilirken, kurumlar vergisi toplamı 190,1 milyar TL’de kaldı.

Hayat pahalılığının yanı sıra ödediği dolaylı ve dolaysız vergilerle daha da yoksullaşan ücretlilerden vergilerini, kaynağından son kuruşuna kadar tahsil eden devlet, diğer vergi mükelleflerinin kaçırdığı milyarlarca liralık verginin peşine ise aynı ısrarla düşmüyor. 2021 yılında 3,2 milyon vergi mükellefinden şüpheli olan sadece 54 bini incelendi ve bunlara 51 milyar TL ceza kesildi.

Vergi Denetim Kurulu tarafından yapılan denetim çalışmalarına ilişkin raporlara yansıyan veriler, devletin ücretliler aleyhine işleyen vergi düzenini yeterli denetim yapmayarak daha da adaletsiz hale getirdiğini gösteriyor. Ücretlilerin vergilerini maaşları ceplerine girmeden kaynağında tahsil eden devlet aynı kararlılığı vergiye konu olması gereken dev cirolara imza atan sermaye gruplarına karşı göstermiyor.

54 binden fazla mükellef incelendi

BirGün’den Nurcan Gökdemir’in haberine göre 2021 yılında Vergi Denetim Kurulu 54 bin 65 mükellefi inceledi. Toplam 3 milyon 221 bin vergi mükellefinin yüzde 1,68’ini oluşturan bu mükelleflerin incelenmelerinin sonunda alınması gereken toplam vergi tutarı 24,2 milyar lira, kesilmesi önerilen toplam ceza tutarı ise 50,8 milyar lira oldu. Kaçırıldığı tespit edilen verginin 10 milyar TL’si sektörel vergi incelemeleri, 300 milyon TL’si vergi iade incelemeleri, 14 milyar TL’si de vergi kaçakçılığı incelemeleri sonucu belirlendi.

2021 yılında mükellef başına tarhı istenilen vergi tutarı bir önceki yıla göre yüzde 14,39 azalırken kesilmesi önerilen ceza tutarı ise bir önceki yıla göre yüzde 10,97 arttı.

66,2 milyar TL’lik vergi eksik ödendi

İncelemeler sonucunda denetim elemanları 66,2 milyar TL’lik verginin eksik ödendiğini tespit etti. Mükellefin kendi beyanı üzerinden ödediği vergi ile inceleme elemanının tespit ettiği vergi arasında tespit edilen 66,2 milyar TL’lik matrah farkının yüzde 58’i olan 18,1 milyar TL katma değer vergisinden, 13,6 milyar TL’si büyük sermaye gruplarının ödemesi gereken kurumlar vergisinden kaynaklandı.

Bu tespit sonucu KDV’den dolayı 14,2 milyar TL verginin tahsili 36 milyar TL de ceza kesilmesi istendi. 1,1 milyar TL’lik matrah farkı bulunan ÖTV’nin tarhı istenilen vergi tutarı 4,5 milyar TL, cezası ise 5,9 milyar TL oldu. Toplam 13,6 milyar TL kaçıran sermaye gruplarından ise 2,2 milyar TL’lik verginin tahsili istenirken 3,7 milyar TL de ceza verildi.

Ücretliler ile kurumların vergisi aynı seviyede

Gelir İdaresi Başkanlığı’nın 2021 yılı rakamları da vergi adaletsizliğini bütün açıklığı ile gösteriyor. Geçen yıl 32,2 milyar TL’si asgari ücretlilerden, 152,1 milyar TL’si diğer ücretlilerden olmak üzere toplam 184 milyar TL vergi tahsil edildi. Ancak dev sermayelere sahip sermaye şirketleri, kooperatifler, iktisadi kamu kuruluşları, dernek veya vakıflara ait iktisadi işletmeler ve iş ortaklıklarından alınan kurumlar vergisi toplamı 190,1 milyar TL’de kaldı.

Paylaşın

Altılı Masada Adaylığı İçin Tereddüt Mü Var? Kılıçdaroğlu’ndan Yanıt

Muhalefetin cumhurbaşkanı adayının kim olacağına dair tartışmaları yorumlayan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, altılı masada bu konu üzerinde hiç konuşmadıklarını söyledi. Kılıçdaroğlu, “Biz cumhurbaşkanı adayının niteliklerini belirleyen bir paragraf yazalım diye konuştuk ve bunu yazıp ilan ettik” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, gündemde yer olan konulara ilişkin olarak Cumhuriyet gazetesi yazarı Orhan Bursalı’nın sorularını yanıtladı .

Ana muhalefet partisi lideri, “Altılı masada sizin adaylığınız konusunda bir şüphe mi var?” şeklindeki soru üzerine bu konuyu aralarında hiç konuşmadıklarını söyledi. Ardından şunları kaydetti:

“Sadece şu görüşüldü: Cumhurbaşkanlığı ile ilgili gazetecilerden çok soru geliyor, o zaman biz cumhurbaşkanı adayının niteliklerini belirleyen bir paragraf yazalım diye konuştuk ve bunu yazıp ilan ettik.

Cumhurbaşkanlığı adaylığının çok fazla gündeme getirilmesi, aslında ekonomide yaşanan bunalımı toplumun gözünden kaçırma amacı taşıyor. Çünkü bu kadar ciddi konu varken, kim cumhurbaşkanı adayı olacak tartışmasını sürekli yaparsanız ve neden Cumhur İttifakı kendi adayını açıklamıyor diye sormazsanız, doğru olmaz. Erdoğan ne zaman açıklarsa ve seçim kararını ne zaman alırsa biz de o zaman adayı açıklarız.

Ülkenin içinde bulunduğu feci tablo fazla tartışılsın istenmiyor. Bu nedenle adaylık tartıştırılıyor. Ayrıca konuyu, cumhurbaşkanı adayı kim olacak noktasına indirmeyi de doğru bulmuyorum, sorun o değil ki, tek adam rejiminin gitmesi temel sorun.”

Bursalı’nın yönelttiği diğer sorular ve Kılıçdaroğlu’nun bunlara verdiği yanıtlar şöyle:

Cumhurbaşkanı henüz adaylığını açıklamadı.. Altılı Masa bileşenleri de ortak adaylarını açıklamakta acele etmiyor.. Erdoğan’ın adaylığına kesin gözüyle bakılıyor, acaba Altılı Masa, kendi adayını ilan etmeyi Erdoğan’ın adaylığını açıklamasına mı endeksledi?

Hayır, Altılı Masa’da öyle bir durum yok. Şu anda seçim sathı mailine girilmiş ve seçim kararı alınmış, açıklanmış değildir. Hükümetin seçimi ilan etmesi lazım. Dolayısıyla ortak adayı şimdiden açıklamanın da anlamı yok.

Seçim zamanı yasayla belirlenmiş zaten, ayrıca hükümetin seçimler şu zaman yapılacak diye bir karar alması gerekiyor mu? 

Bunun resmen kamuoyuna deklare edilmesi gerekir. Biz de Millet İttifakı olarak oturup konuşur ve ortak adayı açıklarız.

Altılı Masa’da yeni bir durum ortaya çıktı.. Milletvekili seçimi konusunda CHP ve İYİ Parti dışında ayrı bir ittifak tartışılıyor, DEVA ve Gelecek Partisi seçimlere kendi amblemleriyle girecek. Bir üçüncü ittifakın yüzde 7 barajını aşması durumunda muhalefet Meclis’te daha güçlü olur mu?

Millet İttifakı’nda partiler şimdi şunu araştırıyor: Hangi parti hangi ilde hangi ittifaklarla seçimlere girerse daha fazla milletvekili şansı elde edilir? Bunun çalışmasını yapıyor partiler; biz de yapıyoruz. Sağlıklı bir sonuç elde etmek için, illerde her birimizin bağımsız olarak yapacağı anketlerin sonucundan yola çıkacağız. Henüz bunlar yapılmadı. Olası ittifakların hangi partilere ne kadar milletvekili kazandıracağı hesaplarının kesinleşmesi lazım. Sonra bu veriler masaya gelecek, oturup konuşacak ve kararlar alacağız.

YSK, damgalı olmayan pusulaları geçerli saymak gibi kararlar almıştı. Bu kez de sonuçları etkileyecek beklenmedik kararlar alır mı?

Dilerim olmaz.. YSK hangi kararları alırsa alsın, sonuçta biz sandık tutanaklarıyla milletin önüne çıkacağız; hangi sandıktan hangi parti kaç oy aldı, hepsini biliyor olacağız, İktidar parti temsilcisinin de imzası olacak tutanakta biz bunları toplayacak ve kamuoyuna açıklayacağız. Seçimi almak için her yola başvurabilirler ama biz kararlılığımızı göstereceğiz..

Nelere başvurabilirler?

Sandık açılırken acaba Millet İttifakı temsilcilerini bir yere gönderebilir miyiz arayışı içine girebilirler, oy toplamlarını değiştirmeye, bizim oyları başka partilere yazmaya kalkışabilirler. Bütün olasılıklara göre sandık temsilcilerimizi eğiteceğiz.

Seçimleri kazandığınızı varsayalım, daha şimdiden devleti kimlerle nasıl yöneteceğinize ve gerekli atamaları yapmaya yönelik bir çalışmanız var mı?

Bu çalışma elbette yapılacak, işi uzmanına liyakat sahibine vermek için altı lider zaten bu konuda açıklama yaptı.

Devlet içinde iktidarın kızağa çektiği bürokratlar var, onlarla mı çalışacaksınız? Aralarında FETÖ’cüler de olabilir.

İçeridekiler de dışarıda olanlar da var. 27.5 yılını bürokraside geçiren kişi olarak söyleyeyim, görevini yasalara uygun yapanlarla sorunumuz yok, siyasi görüşüne bakmayız; tabii FETÖ ve başka bir terör örgütü mensubu haricinde. Bu konuyu Altılı Masa’da konuştuk, siyasi ahlak yasası çıkaracağız, parlamentoyu kirlilikten arındıracağız.

Paylaşın