CHP, Müzik Yasağını Danıştay’a Taşıdı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Gamze Akkuş İlgezdi, İçişleri Bakanlığı’nın yayımlamış olduğu genelge ile gece 01.00’den sonra getirilen müzik yasağına karşı Danıştay’da dava açtı.

İktidarın niyetinin ‘pandemi ile mücadele değil yaşam tarzına müdahale olduğunu’ söyleyen İlgezdi, “Anayasa’mızın 64. maddesine aykırı hareket ediyorlar. Sanat faaliyetlerini desteklemek yerine engelliyorlar. Sanatçılarımızı korumak yerine konserlerini yasaklıyor, ahlaksızlıkla suçluyorlar. Bu zihniyet yüzünden kültür ve sanat dünyamız 2 yıldır kan ağlıyor” dedi.

Evrensel’den Damla Kırmızıtaş’ın aktardığına göre, müzik yasağına ilişkin yürütmenin durdurulması ve iptali talebiyle Danıştayda dava açan İlgezdi, “Pandemi ile mücadele bahanesiyle bu ülkenin seküler yaşam tarzına bir saldırı gerçekleştirildiği aşikardır. Tüm mekanlarda HES kodu uygulaması kalktı, yüz yüze eğitime geçildi, toplu taşıma araçlarında sosyal mesafe kuralının kalkmasıyla tüm koltuklar satışa sunuldu, açık alanların yanı sıra kapalı mekanlarda dahi maske uygulaması kalktı. Virüsle ilgili aklınıza gelen bütün kısıtlamalar kaldırıldı. Nasıl bir virüs ki müzikle, notayla yayılıyor? Virüsün yayılmasında nasıl bir değişiklik oldu da müzik yasağının saatleriyle oynanarak saat 22.00’den 24.00’e şimdi ise 01.00’e çekildi?” diye sordu.

Kovid 19 kısıtlamalarının tümünün kaldırıldığını hatırlatan İlgezdi, müzik yasağının hâlâ kaldırılmamasının, ‘iktidarın yasakçı zihniyetinin sonucu olduğunu’ ifade etti. İlgezdi, “‘Desibele karar vereceğiz, ses nasıl olacak teknik ekip bakıyor’ gibi sudan sebeplerle sanat dünyası oyalanıyor. Kovid 19 mikrobunun gece 1’e kadar müzik dinleyenlere bulaşmazken 1’den sonra bulaştığını gösteren bilimsel bir makale var mı? Önce pandemiyi bahane ederek müziğe gece yarısı yasağı getirdiler. Sonra pandemi sınırlamalarını kaldırdılar, ama müzik yasağını kalıcı hale getirdiler. ‘Gece kimsenin kimseyi rahatsız etme hakkı yoktur’ diyerek niyetlerini belli ettiler. Niyetleri pandemi ile mücadele değil yaşam tarzına müdahaledir. Bugüne kadar ‘minareyi çalan kılıfını hazırlar’ mantığıyla kendi yargıçlarınızla, hukuki kılıflar uydurarak birçok karar aldınız. Yargıyı dahi kendi kararlarınıza göre değiştirdiniz yetmedi şimdi de küresel anlamda geçerliliği olan bilimi kendinize göre değiştiriyorsunuz. Biz şeriat ile yönetilen 9 ülkeden biri değiliz ve tek bir kişi tek bir genelge ile 2 yıldır bu ülkedeki bütün müziği susturamaz. Müzik yasağının pandemiyle hiçbir ilgisi olmadığı artık netliğe kavuşmuştur. Mevcut iktidarın yasakçı zihniyeti müziği, sanatı, sanatçıyı rahat bırakmıyor” ifadelerini kullandı.

‘Anayasa’nın 64. maddesine aykırı hareket ediyorlar’

Anayasa’nın ‘Sanatın ve Sanatçının Korunması’ başlıklı 64. maddesine göre iktidarın suç işlediğini belirten İlgezdi şöyle konuştu: “Anayasa’mızın 64. maddesine aykırı hareket ediyorlar. Sanat faaliyetlerini desteklemek yerine engelliyorlar. Sanatçılarımızı korumak yerine konserlerini yasaklıyor, ahlaksızlıkla suçluyorlar. Bu zihniyet yüzünden kültür ve sanat dünyamız 2 yıldır kan ağlıyor. Sanat emekçilerimize sözümdür. Müzik yasağı kısıtlamasına yönelik Danıştayda açtığımız davanın takipçisi olacağım. Bu yasak ya kalkacak ya kalkacak.”

Paylaşın

Dolarizasyon Yüzde 72’ye Ulaştı!

Dolardaki hızlı yükselişin önüne geçmek ve düşük faiz politikası nedeniyle tercih edilmeyen TL mevduatı daha cazip hale getirip döviz talebini azaltmak için devreye alınan kur korumalı TL mevduat hesabı bankacılık sektöründe mevduatta dolarizasyonu arttırdı.

KKM devreye girdiği ilk hafta TL mevduatın KKM hariç toplam mevduat içindeki payı 37,35 seviyesinde iken Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) 27 Mayıs haftası verisinde KKM hariç TL mevduatın payı yüzde 28,15’e geriledi. KKM dövizdeki değişime duyarlı olduğu ve mevduat getirisi kurdaki değişime göre mudilere sunulduğu için dövize endeksli olarak değerlendiriliyor. Döviz mevduatının payı ise KKM devreye girdiği ilk hafta KKM ile birlikte yüzde 62,05 seviyesinde iken 27 Mayıs itibariyle KKM ile birlikte döviz mevduatının toplam mevduat içindeki payı yüzde 71,84’e çıktı. Yani KKM’nin devreye girdiği ilk haftadan bu yana TL mevduatın payı 9.2 puan azalırken dövize endeksli mevduatın payı 9 2 puan artmış oldu.

KKM ile Rusya Ukrayna savaşının başladığı şubat ayı sonuna kadar döviz kurlarında bir stabilizasyon sağlanmış ve dolar/ TL 13.5-14 lira seviyesinde kalmıştı. Özellikle şirketlere sağlanan vergi avantajı ile dövizden KKM’ye dönüş hızlanmıştı. Ancak son dönemde kurlardaki hızlı yükseliş ve şirketlerin maliyetler nedeniyle artan döviz ihtiyacı KKM’ye geçişlerin ivme kaybetmesine neden oldu.

KKM’nin payı yüzde 13,68’e yükseldi

Dünya’dan Şebnem Turhan’ın haberine göre; KKM her ne kadar TL mevduat olarak adlandırılsa da vade sonu getirisi döviz kurlarındaki değişime göre belirlendiği için analistler dövize endeksli mevduat olarak değerlendirilmesini daha uygun görüyor. KKM ilk olarak 20 Aralık’ta devreye alındı ve ilk veriyi 24 Aralık 2021 haftasında karşıladık. İlk haftasında 29 milyon lira giriş sağlanırken 24 Aralık haftasında KKM’nin toplam mevduattaki payı yüzde 0,6, KKM hariç TL mevduatın toplam bankacılık sektörü mevduatındaki payı yüzde 37,35, döviz mevduatının payı yüzde 62,05, KKM ile beraber dövize endeksli mevduatın payı ise yüzde 62,64 seviyesindeydi. KKM’ye katılım arttıkça KKM hariç TL mevduatın toplam mevduattaki payı düşüş eğilimine girdi. 27 Mayıs haftasında KKM’nin payı toplam mevduatta yüzde 13,68’e çıkarken KKM hariç TL mevduatın payı da yüzde 28,15’e indi. KKM ile birlikte döviz mevduatının payı da yüzde 71,84’e yükseldi. Analistler KKM’nin her ne kadar döviz talebini azaltmayı hedefl ese ve liralaşma stratejisinin bir parçası olsa da dövize endeksli olması nedeniyle yine dolarizasyonu artırıcı yönde etki yaptığına dikkat çekti.

KKM’nin Merkez Bankası’na olan yükü veriler açıklanmadığı için bilinmiyor. Ancak Hazine ve Maliye Bakanlığı bütçe sonuçlarında KKM dönüşleri için ne kadar ödediğini açıklıyor. Buna göre mart ve nisan aylarında KKM dönüşleri için 16,3 milyar lira ödendi.

Paylaşın

İlaç Krizi Kapıda

Türkiye’nin ilaç krizine girdiğini söyleyen CHP’li Bulut, “Eczaneler artan giderler karşısında elektrik, doğalgaz, su, kira gibi sabit işletme masraflarını bile karşılamakta yetersiz kalıyor. Eczacılar için artık bıçak kemiğe dayandı. Eczacıların dayanacak gücü kalmadı. Darboğaza giren eczanelerde yaşanan ekonomik sorunlar göz önünde bulundurularak bir an önce İlaç Fiyat Kararnamesi güncellenmeli” dedi.

Birgün’de yer alan habere göre; Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Adana Milletvekili Burhanettin Bulut, Türkiye’nin adım adım ilaç krizine girdiğini belirtti. Artan döviz kuru ve ilaç firmalarının zam beklentisi sebebiyle yüzlerce ilacın eczane raflarında bulunmadığını kaydeden Bulut, “İlaç döviz kuru yıl içinde 3-4 kez güncellenmeli, ilaç yokluğunun önüne geçilmeli” dedi.

Bulut, açıklamasında şunları kaydetti: “Firmaları, ürettiği ve ithal ettiği ilaçları ya hiç getirmiyor ya da çok az getiriyor. Yeni ilaçların yüzde 80’i, yılda bir kez güncellenen ilaç döviz kuru nedeniyle Türkiye’de bulunmamaktadır. Zam bekleyen firmalar piyasaya az sayıda ilaç sürüyor. Defalarca Sağlık Bakanlığı’na çağrı yaptık ama dinlemediler. İlaç krizi her yıl yaşanmasına rağmen Sağlık Bakanlığı, konuya ilişkin kalıcı bir çözüm getiremedi. Eczane eczane gezen hasta ve hasta yakınları ilaç bulamıyor ve mağdur oluyorlar. İlaç-döviz kuru yıl içinde 3-4 kez güncellenerek ilaç yokluğunun önüne geçilebilir.”

“Eczacıların dayanacak gücü kalmadı”

Eczacıların yaşadığı bir diğer sorunun da 13 yıldır güncellenmeyen İlaç Fiyat Kararnamesi olduğunu ifade eden CHP’li Bulut sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ülke genelinde 28 bin eczane, toplum sağlığının korunması ve geliştirilmesi için gece gündüz hizmet veriyor. Ekonomik kriz, döviz kurundaki yükseliş, ardı ardına gelen fahiş zamlar, eczanelerin de ekonomik yapısını bozdu. Eczaneler artan giderler karşısında elektrik, doğalgaz, su, kira gibi sabit işletme masraflarını bile karşılamakta yetersiz kalıyor. Eczacılar için artık bıçak kemiğe dayandı. Eczacıların dayanacak gücü kalmadı. Darboğaza giren eczanelerde yaşanan ekonomik sorunlar göz önünde bulundurularak bir an önce İlaç Fiyat Kararnamesi güncellenmeli.”

Paylaşın

Uzaylılar Başıboş Dolaşan Haydut Gezegenlerde Seyahat Ediyor

ABD’li fizik ve astronomi profesörü Irina K. Romanovskaya, uzaylı araştırmalarında şimdiye dek yanlış noktaların hedeflendiğini öne sürdü. Romanovskaya söz konusu teoriye “Kozmik Otostopçu Hipotezi” adını verdi.

Bilim insanı, uzayda başıboş dolaşan ve “haydut gezegen” diye nitelenen ötegezegenlerin düşünülenin aksine Dünya dışı yaşam için önemli hedefler olabileceğini savundu.

Halihazırda yürütülen Dünya dışı yaşam arayışları, yıldız sistemlerinin yaşanabilir koşullara sahip bölgelerindeki gezegenlere odaklanıyor.

Ancak Houston Community College’da görev alan Romanovskaya, hakemli bilimsel dergi Journal of Astrobiology’de yayımlanan yeni makalesinde şaşırtıcı bir soru ortaya attı:

Yabancı uygarlıklar, yıldızlararası mesafeleri katetmek için haydut gezegenleri kullanmayı öğrenmiş olabilir mi?

Romanovskaya söz konusu teoriye “Kozmik Otostopçu Hipotezi” adını verdi.

Teori iki ana önermeden oluşuyor. İlki, haydut gezegenlerin Dünya dışı uygarlıkların ana gezegenlerinin yakınından geçtiğini ve bu sırada uzaylıların bu serbest cisimlere göç edebileceğini öngörüyor.

İkinci önerme ise Dünya dışı uygarlıkların cüce gezegenleri bu haydut gezegenlere dönüştürmek ve üzerlerinde seyahat etmek için etraftaki kozmik nesnelerin kütle çekim kuvvetini teknolojik araçlarla kullanabileceğini savunuyor.

Romanovskaya’ya göre uzaylılar yıldızlararası ortamı, diğer yıldızları ve gezegen sistemlerini araştırmak ya da başka gezegenlerde koloniler kurmak için bu sıradışı yönteme başvurmuş olabilir.

Öte yandan, bu teorinin doğru olması için herhangi bir yıldızın yörüngesinde dönmeyen bu gezegenlerde yeni enerji kaynaklarının yaratılması gerekiyor.

Romanovskaya ise söz konusu gezegenlerdeki olası uzaylıların nükleer füzyon aracılığıyla enerji elde edebileceğini ifade etti.

Ayrıca uzay radyasyonundan korunmak için gezegenin yüzeyinin altında veya okyanuslarda yaşamaları da mümkün.

Yine de haydut gezegenler, ev sahibi bir yıldıza sahip olmadıkları için yüzey okyanuslarını da uzun süre koruyamayabilir.

Bu nedenle Romanovskaya, uzaylıların bu gezegenleri daha uzun süre yaşayabilecekleri başka yıldız sistemlerine doğru “süreceğini” tahmin ediyor.

Bu senaryo da şu soruyu akla getiriyor: Haydut gezegendeki uzaylılar Güneş Sistemi’nin yakınından geçebilir mi?

Romanovskaya, bunun küçük ama gerçek bir ihtimal olduğunu söylüyor.

Gökbilimciler, Samanyolu Galaksisi’nde çok sayıda haydut gezegen olduğunu düşünüyor.

Ancak bunlar bir yıldızın ışığından faydalanamadığı için genellikle karanlıkta kalıyor ve çok zor gözlemlenebiliyor.

Yine de kısa süre önce Avrupa Güney Gözlemevi’nden araştırmacılar, Güneş Sistemi’ne nispeten yakın bir bölgede 70 olası haydut gezegen tespit ettiklerini duyurmuştu.

Söz konusu kozmik nesneler Dünya’dan yaklaşık 420 ışık yılı uzaklıkta keşfedilmişti.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Türkiye NATO Pazarlığında Nasıl Bir Strateji İzliyor, Hedefler Neler?

İsveç ve Finlandiya’nın Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’ne (NATO) katılımına ilişkin başta Ankara ve Brüksel olmak üzere NATO başkentlerinde yoğun diplomatik pazarlıklar sürüyor.

Türkiye, bu süreçte iki ayaklı bir strateji yürütüyor: İki İskandinav ülkesinin PKK ve YPG’ye desteklerini kesmesi durumunda ittifaka girme koşulunu devam ettiren Türkiye, terörle mücadeleye dönük hassasiyetinin Madrid’de düzenlenecek zirvede kabul edilecek olan Stratejik Konsept 2023 belgesine daha güçlü ve net bir şekilde yer almasına da çalışıyor.

Ankara, daha çok Doğu sınırlarından gelen Rus tehdidine yoğunlaşan konsept belgesine ittifakın güney sınırlarını koruyan Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı “terör tehdidini” de açık bir şekilde sokmayı hedefliyor.

İspanya’nın başkenti Madrid’de 29-30 Haziran günlerinde gerçekleşecek olan NATO Liderler Zirvesi’nin iki hedefi bulunuyor:

İttifakın Rusya’nın Ukrayna’ya saldırması sonucu değişen küresel güvenlik ortamı ve Rusya’nın olası tehditlerine karşı hazırlanmakta olan Stratejik Konsept 2030 belgesini kabul etmek ve yine buna bağlı olarak İskandinav ülkeleri İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyelik başvurularını oybirliğiyle onaylamak ve böylece süreci resmen başlatmak.

Türkiye’nin her iki süreçle de ilgili önemli itirazları ve talepleri bulunuyor ve bunlara ulaşmak için kapsamlı bir dış politika ve iletişim politikası izliyor.

Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın ittifaka katılımına ilişkin olumsuz yaklaşımı, 13 Mayıs’ta Cuma namazı çıkışında soruları yanıtlayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından dünyaya ilan edildi.

Her iki ülkenin terör örgütlerine desteklerini gündeme getiren Erdoğan’ın bu açıklamasından bir gün sonra Berlin’de gerçekleştirilen NATO dışişleri bakanları toplantısıyla birlikte Ankara-Stockholm-Helsinki hattında görüşmeler başladı.

Her iki ülkenin cumhurbaşkanlarının Erdoğan’la temas kurduğu bu sürecin en önemli toplantısı, 25 Mayıs’ta Ankara’da gerçekleşti.

Bu toplantıda, daha önce kamuoyu ve basın aracılığıyla İsveç ve Finlandiya’ya yöneltilen eleştiriler ve talepler yazılı olarak taraflara iletildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dış politika başdanışmanı İbrahim Kalın’ın, 4 Haziran’da Anadolu Ajansı’na “Henüz karşı taraftan bu yönde bize gelmiş somut, bizim endişelerimizi tatmin edici bir geri dönüş olmadı,” açıklaması, Ankara’nın da tutumunu değiştirmediğini gösterdi.

NATO’nun güney sınırı vurgusu

Türkiye’nin NATO’da müzakere ettiği ikinci önemli konu ise ittifakın önümüzdeki 10 yılda karşılaşacağı tehdit ve sınamalara karşı alacağı askeri ve siyasi önlemlerin belirlendiği Stratejik Konsept 2030 belgesi.

NATO’nun her 10 yılda bir güncellediği Stratejik Konsept belgesinin Madrid Zirvesi’nde tüm liderlerden onay alması ve böylece yürürlüğe sokulması öngörülüyor.

Rusya’nın 24 Şubat’ta Ukrayna’ya saldırmasıyla başlayan süreç, Stratejik Konsept belgesi üzerindeki çalışmaların yeniden değerlendirilmesine ve özellikle artan Rus saldırganlığı tehdidine nasıl yanıt verileceğine odaklanılmasına yol açtı.

Doğu Avrupa ve Baltık ülkelerinin olası bir Rus tehdidine karşı korunması amacını öncelemesi beklenen belgenin, bu nedenle ağırlıklı olarak Doğu sınırlarına vurgu yapması öngörülüyor.

Belgenin, NATO’nun Güney sınırlarıyla ilgili de yeni tehdit değerlendirmelerini içermesi bekleniyor ancak Türkiye’nin özellikle Suriye ve Irak sınırlarından kendisine dönük artan terör tehdidine vurgu yapılmasına çalıştığı kaydediliyor.

Türkiye’nin kastettiği ise hiçbir müttefik tarafından terör örgütü olarak görülmeyen, hatta ABD’nin başını çektiği IŞİD karşıtı koalisyonun yerel ortağı olan YPG’nin bir şekilde vurgulanması.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da 27 Mayıs’ta yaptığı bir açıklamada, Stratejik Konsept belgesinin terörün her türüyle mücadele kararlılığını vurgulaması gerektiğini kaydetmiş ancak ayrıntı vermemişti.

Türkiye 2019’da da talep etmişti

Türkiye, 2019 sonunda Londra’da düzenlenen NATO Zirvesi öncesinde de benzer bir konuyu gündeme getirmiş ve YPG’den kaynaklanan terör tehdidinin Türkiye’yi ilgilendiren savunma planlarında yer verilmemesi nedeniyle Polonya ve Baltık ülkeleri için hazırlanan savunma planını veto edeceğini açıklamıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, o dönemde bu konuyla ilgili olarak, “Türkiye’nin başta YPG olmak üzere terörle mücadele konusunda müttefiklerden istediği destek ve dayanışma gelene kadar” bu tür planlara onay vermeyeceğini söylemişti.

Ancak Londra’da yapılan temaslar sonunda Türkiye, planı veto etmemişti.

Ortak deklarasyon, terörle mücadeleye atıfta bulunmuş ancak Türkiye’nin istediği gibi Suriye’den kaynaklanan tehdit ifadesine yer vermemişti.

Ankara pazarlık gücü artırmaya çalışıyor

Türkiye bir yandan NATO’da müzakerelerini sürdürürken, pazarlık gücünü artıracak bir politikaya da hız verdi. Sadece İsveç ve Finlandiya’nın değil tüm önde gelen NATO ülkelerinin Türkiye’yi hedef alan teröre karşı duyarsız olduğunu, hatta destekler bir tavır izlediğini vurgulayan Türkiye, aynı hafta içinde Fransa, Almanya ve Yunanistan’ın Ankara büyükelçilerini Dışişleri Bakanlığı’na çağırdı ve topraklarında gerçekleşen terör örgütü faaliyetlerinden dolayı nota verdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) grubunda 1 Haziran’da yaptığı konuşmanın büyük çoğunluğu Avrupa’nın teröre verdiği desteğe ayırdı ve uzun bir videoyu da milletvekillerini izlettirdi. Başta Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu olmak üzere Ankara’nın bu söylemi Madrid Zirvesi’ne kadar sürdürmesi bekleniyor.

Bu söylem yoğunluğuna ek olarak Ankara’nın Suriye’nin kuzeyinde YPG kontrolünde olduğu belirtilen Tel Rıfat ve Münbiç’e askeri operasyon kararlılığını vurgulaması da ilk aşamada Madrid Zirvesi’ni hedefliyor.

Diplomatik kaynaklar, askeri olarak bir hareketlilik gözlenmediğini ve Türkiye’nin ay sonunda yapılacak zirve öncesinde harekete geçmesinin beklenmediğini kaydediyorlar. Böyle bir adımın atılmasının Türkiye’nin Batı ile ilişkilerinde ciddi bir kırılmaya yol açacağı da diplomatik kaynakların yaptığı değerlendirmeler arasında.

Türkiye, bölgeye son askeri operasyonun 2019 sonbaharında gerçekleştirmiş ve hem Rusya hem de ABD ile mutabakat muhtıraları imzalamıştı.

YPG’nin bu protokollerde yer aldığı şekilde Türkiye sınırından 30 kilometre derinliğe çekilmediğini, tam tersine sınıra yakın bölgelerden Türkiye’ye karşı saldırı ve tehditlerine devam ettiklerini vurgulayan Türkiye, Washington ve Moskova’nın yükümlülüklerini yerine getirmesi çağrısını yapıyor.

Her iki başkentte de olası bir Türk operasyonuna karşı çıktıklarını açıkladılar. Konu, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un 8 Haziran’da Ankara’ya yapacağı ziyaret sırasında gündemde olacak.

Ankara hem Avrupa’nın teröre verdiği destek hem de operasyon konusunu Türk kamuoyunun da sürekli gündeminde tutarak NATO’daki pazarlık sürecinde elini güçlendirmeyi hedefliyor.

NATO ile pazarlıklar yoğunlaşıyor

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin sürdüğü ve küresel güvenlik ortamının derinden etkilendiği bir dönemde Moskova’ya karşı en güçlü ve etkin şekilde durmak isteyen NATO açısından Madrid Zirvesi’nin sorunsuz geçmesi çok büyük önem taşıyor.

Erdoğan’ı başdanışmanı İbrahim Kalın’ın da zirveyle ilgili değerlendirmeleri zirvenin öneminin Ankara tarafından da algılandığını gösteriyor:

“Zirve son derece önemli. Tabii ki bu yeni konjonktür içerisinde Ukrayna savaşı ve diğer gelişmeler çerçevesinde NATO Zirvesi’nin başarılı geçmesi, İttifak’ın kendi iş birliğini ve dayanışmasını güçlendirmesi son derece önemli.

“Tam da bundan dolayı Türkiye’nin dile getirdiği terörle ilgili kaygılarının dikkate alınması, önemsenmesi İttifak’ın gücünü tahkim etmesi açısından da son derece önemli.”

Ancak Kalın, İsveç ve Finlandiya’nın durumuyla ilgili olarak Türkiye’nin kendisini “NATO Zirvesi gibi bir zaman sınırlaması” içinde görmediğini de vurguluyor. Başta NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg olmak üzere ABD ve diğer önde gelen üyeler ise her iki ülkenin üyeliğiyle ilgili onayın Madrid’de verilmesini istiyorlar.

Stoltenberg’in NATO savunma bakanları toplantısının yapılacağı 15-16 Haziran tarihine kadar ilerleme görmek istediği, sorunun mutlaka Madrid öncesi çözülmesine çalıştığı kaydediliyor. İsveç ve Finlandiya, hem savunma bakanları hem de Madrid Zirvesi’nin özel davetlileri olarak katılacaklar.

Ankara’da yapılan değerlendirmelerde, zorlu müzakerelerin büyük olasılıkla Madrid Zirvesi’ne kadar süreceği öngörüsü öne çıkıyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Galler 64 Yıl Sonra Dünya Kupası’nda

Avrupa Elemeleri Play-Off Finali’nde Galler, Ukrayna’yı 1-0 mağlup ederek adını Dünya Kupası finallerine yazdırdı. Galler’in tek golü, kaptan Gareth Bale’in serbest vuruşuyla geldi.

1958 yılında İsveç’te düzenlenen ve turnuvayı o yılın şampiyonu Brezilya’ya çeyrek finalde elenerek tamamlayan Ejderhalar, sonraki finaller için Avrupa elemelerini geçemedi.

2022 Dünya Kupası Avrupa Elemeleri E Grubu’nda 4 galibiyet, 3 beraberlik ve 1 mağlubiyet alarak 15 puanla Belçika’nın ardından ikinci bitiren Galler, play-off oynama hakkı elde etti.

Play-off yolunda da rakiplerini geçen kuzey Avrupa ülkesi 64 yıl sonra Dünya Kupası bileti almaya hak kazandı. Galler’in yıldız futbolcusu Gareth Bale, attığı 5 golle ülkesinin bu başarısında önemli rol oynadı.

Galler, en uzun aradan sonra kupaya geri dönen Avrupa takımı olacak. Maçın ardından konuşan Bale, bunun Galler futbol tarihinin en büyük olayı olduğunu söyledi.

B Grubu’nda yer alacak Galler’in rakibi ise ABD, İran ve İngiltere olacak.

Birleşik Krallık’a bağlı Galler Özer Yönetimi Başbakanı Mark Drakeford “Ülke olarak bir araya geldiğimizde başarabileceğimiz şeyler görmek inanılmaz” dedi.

Dünya genelinde ise kupaya bir kere katıldıktan sonra Galler’den daha uzun süre kupadan uzak kalan, yalnızca Küba ve Endonezya olmuştu.

Galler’in ilk ve son Dünya Kupası’nda çeyrek finalde elenmesine yol açan futbolcu ise, o zamanlar 17 yaşında olan ve takımının tek golünü atan Brezilyalı Pele’ydi.

Galler yıllar içinde Dünya Kupası’na katılmaya yaklaşsa da 1977 ve 1985’te İskoçya’ya elenmişti. Avrupa Kupası’ndan da uzun süre uzak kalan ekip 2016’da gidişatı değiştirmiş ve yarı finale çıkmış, EURO 2020’de ise son 16’ya kalmıştı.

Katar’daki Dünya Kupası, yazın havanın futbol oynanamayacak kadar sıcak olması nedeniyle Kasım’a ertelenmişti.

Paylaşın

Davutoğlu’ndan Erdoğan’a ‘Dini İnançlar’ Eleştirisi

Partisinin İstanbul il Başkanlığı kamp programında açıklamalarda bulunan GP Lideri Davutoğlu, ‘Türkiye’de her şey güllük gülistanlık’ diyen Erdoğan’a sesleniyorum ne yaşıyoruz ne oluyor? Eğer kul hakkı kavramını unutursanız ve her gün dini ve manevi değerleri istismar ederseniz insanların geleceğe dair güveni kalmaz. Hatta yüreğim yanarak söylüyorum dini inançlara güvenleri azalır. Bu inançları siz sarstınız sayın Erdoğan” dedi.

Haber Merkezi / Davutoğlu, konuşmasını “Uyarılarımızı, tavsiyelerimizi dinlemediniz. Etrafınızı bir grup çete ile donatarak Türkiye’nin bütün imkanlarını şahsi mülkünüz gibi gördünüz. Sayın Erdoğan’ın en büyük vebali dört hatanın normalleşmesine neden olmasıdır. Bunlar eskiden de vardı. Ama münferit olaylardı ve bunları yapanlar utanırdı. Eskiden birisi ağzından şehven kötü bir söz kaçsa özür dilerdi.” ifadeleriyle sürdürdü.

GP Lideri Davutoğlu, konuşmasının devamında “Yapmayacaksınız Sayın Erdoğan bu sözleri söylemeyeceksiniz. Ben o açıklamaları duyduğumda Erdoğan’ın o sözü öfke ile söylediğini düşündüm. Erdoğan dün ‘bu sözü bilerek kasten söyledim. Milletimizin diliyle konuştum’ dedi. Sayın Erdoğan bu senin ahlakın. Milletimizin ahlakında kadınlara hakaret etmek yoktur ve olamaz. Kimse kadınlara böyle bir ifade kullanamaz. Nasıl böyle konuşursunuz? ve bunu nasıl izah edersiniz?” dedi ve ekledi;

“İnsan alemin cüzüdür. Alemin en güzel yaratığıdır. Toplum önündeki insanlar güzel örnek olmalı. Yolda sokakta insanlar birbirine bu şekilde bağırsa… Sayın Cumhurbaşkanı nasıl bir fitili ateşlediğini görmüyor mu? Daha üzücü olanı ise muhtemelen görüyor ve tahrik etmek istiyor. Bu tahriklere hiçbir kadınımızın kapılmamasını ve bu üslubu reddetmesini rica ediyorum.”

Gelecek Partisi (GP) Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, partisinin İstanbul il Başkanlığı kamp programında açıklamalarda bulundu. Davutoğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şu şekilde:

“Nice baskılar, nice baskılar gördük. Ama Türkiye’de olduğu gibi İstanbul’da da çok sağlam bir teşkilat kurduk. İstanbul’un her bir ilçesini ilmik ilmik dokuyoruz. Bu inançla bugün bir araya geldik.

‘Türkiye’de her şey güllük gülistanlık’ diyen Erdoğan’a sesleniyorum ne yaşıyoruz ne oluyor? Eğer kul hakkı kavramını unutursanız ve her gün dini ve manevi değerleri istismar ederseniz insanların geleceğe dair güveni kalmaz. Hatta yüreğim yanarak söylüyorum dini inançlara güvenleri azalır. Bu inançları siz sarstınız sayın Erdoğan.

Uyarılarımızı, tavsiyelerimizi dinlemediniz. Etrafınızı bir grup çete ile donatarak Türkiye’nin bütün imkanlarını şahsi mülkünüz gibi gördünüz. Sayın Erdoğan’ın en büyük vebali dört hatanın normalleşmesine neden olmasıdır. Bunlar eskiden de vardı. Ama münferit olaylardı ve bunları yapanlar utanırdı. Eskiden birisi ağzından şehven kötü bir söz kaçsa özür dilerdi.

Yapmayacaksınız Sayın Erdoğan bu sözleri söylemeyeceksiniz. Ben o açıklamaları duyduğumda Erdoğan’ın o sözü öfke ile söylediğini düşündüm. Erdoğan dün ‘bu sözü bilerek kasten söyledim. Milletimizin diliyle konuştum’ dedi. Sayın Erdoğan bu senin ahlakın. Milletimizin ahlakında kadınlara hakaret etmek yoktur ve olamaz. Kimse kadınlara böyle bir ifade kullanamaz. Nasıl böyle konuşursunuz? ve bunu nasıl izah edersiniz?

İnsan alemin cüzüdür. Alemin en güzel yaratığıdır. Toplum önündeki insanlar güzel örnek olmalı. Yolda sokakta insanlar birbirine bu şekilde bağırsa… Sayın Cumhurbaşkanı nasıl bir fitili ateşlediğini görmüyor mu? Daha üzücü olanı ise muhtemelen görüyor ve tahrik etmek istiyor. Bu tahriklere hiçbir kadınımızın kapılmamasını ve bu üslubu reddetmesini rica ediyorum.

Kadınlar Erdoğan’ın o açıklamalarını alkışladı. Nasıl alkışlarsınız? Bir milletin başına felaket, sadece yanlış yapanlar yüzünden değil, susanlar yüzünden de gelir. Bugün artık küfür etmek, hakaret etmek normalleşti. Hiçbir zaman yolsuzluklar bu kadar normalleşmemişti. Biz eskiden hesap sorardık. Biz bir dalgakırandık. Yolsuzlukları kırmaya çalıştık.

“Biz sizi uyarmıştık”

Yolsuzlukları normalleştirdiniz. Kişilerin yalan söylemesi büyük suçtur. Ancak kurumların yalan söylemesi hukuksuzluktur. TUİK yalan söylüyor. TÜİK ya kendi sorumluluğuyla kamuoyunu yanılttı ya da talimat aldı. TÜİK bugün açık bir suç işlemiştir. Kamuoyunu yanıltarak yanlış bilgi vermiştir.

Erdoğan diyor ki ‘ABD Yunanistan’da üs kuruyor’ doğru. Biz sizi uyarmıştık. Türkiye’yi tehdit eden kim olursa olsun her türlü mücadeleyi verir, mücadele verene de destek oluruz.

Bizim yönetimde olduğumuz zamanlarda ABD neden Yunanistan’da üs kurma cesareti gösteremedi? Sayın Erdoğan’ın beklediği randevu ABD’den gelmiyor. Neden? Hiçbir ülke diğer ülkenin kalıcı dostu veya düşmanı değildir. Bir ABD başkanı Erdoğan’a ‘aptal olma’ dedi. Erdoğan sineye çekti. İşte böyle kapılarda bekletirler. Eğer yolsuzluklar üzerinden bir algı oluşmuş ve bütün uyarılarımıza rağmen Rıza Zarrab denilen sahtekarı hayırsever gibi görüp New York mahkemelerinde yargılatmasaydınız size saygı gösterilirdi.

Erdoğan yıllarca Mavi Marmara şehitlerini istismar etti. Bu sene tek bir açıklamasını gördünüz mü? Göremezsiniz. Mavi Marmara unutulur. Çünkü Erdoğan’ın yanında eskiden karşı çıktığı 90’lı yılların aktörleri var. Burada mesele istismar meselesi. Dışarıdaki görünümünüz bu olacak içeride halkı kandıracaksınız.

Bu yaz son yaz. Eğer bu yazı iyi değerlendirirsek seçmenlerimizle beraber hasadı iyi alırsak her mevsim yaz olacak. Ama bu yaz iyi çalışmazsak bundan sonra hep kara kış olacak. Korkarak bir sefer daha iktidarı uyarıyorum; Bu halk bu ekonomiyi kaldırmaz. Ne zaman gelirse gelsin Gelecek Partisi kadroları seçime hazır.

Kaba söz ve kötü üsluba karşı nezaket dilini benimsiyoruz. Sayın Erdoğan’ın her yerde başvurduğu yalan ve kurumsal yalanlara karşı ilkemiz elif gibi dimdik durmaktır. Allah doğruların, kul hakkınızı göz edenlerin yardımcısı olsun. Adaletin sözcüsü olmayı bizlere nasip etsin. 100 günlük seferberlik ilan ediyoruz.”

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Türkiye’nin 5 Temel Sorunu Var, Aşacağız

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Türkiye’nin 5 temel sorunu var, bu konuda bir anlaşmamız lazım. 5 temel sorunun biz ‘İkinci Yüzyıla Çağrı’ beyannamemizde açıkladık” dedi. Kılıçdaroğlu, sorunları; demokrasi, ekonomi, dış politika, eğitim ve toplumsal barış olarak sıraladı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bugün İstanbul’da, Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu’nun (TÜRKONFED) düzenlediği Ortak Akıl Platformu Liderler Buluşması Toplantısı’nın açılışında konuştu.

ANKA’da yer alan habere göre; Türkiye’nin önünde duran beş temel sorunu olduğu belirten Kılıçdaroğlu, “Bütün bu sorunların üstünde yani beş temel sorun üstünde temel bir sorun var, yönetim sorunu… Türkiye yönetilmiyor, savruluyor. Kim yönetiyor Türkiye’yi, kimler yönetiyor Türkiye’yi… Devlet akılla, bilgiyle, birikimle, adaletle yönetilir. Devlet liyakatle yönetilir, bir devleti bir kişi teslim edemezsiniz” diye konuştu.

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Türkiye’nin 5 temel sorunu var, bu konuda bir anlaşmamız lazım. 5 temel sorunun biz ‘İkinci Yüzyıla Çağrı’ beyannamemizde açıkladık. Birincisi demokrasi, demokrasinin olmadığı yerde büyüme, düşünce özgürlüğü olmuyor daha da önemlisi can ve mal güvenliği olmuyor çünkü yargı bağımsız değil. Hakkınızı arayamıyorsunuz. Önce demokrasi dediğimiz şeyi inşa etmemiz lazım. Herkesin düşüncesine, kimliğine, inancına, yaşam tarzına saygı duyacağımız bir Türkiye’yi inşa etmemiz lazım.

İkincisi ekonomi… Demokrasi olmayınca ve her şey şahsileşince ekonomide ciddi sorunlar çıkıyor, ortaya. Bugün ekonominin nereye gittiğini herhalde ben değil, en iyi siz biliyorsunuz. Biz sadece izliyoruz. Ama siz izlemenin ötesinde fiilen yaşıyorsunuz. Yaşadığınız için de endişeleriniz var, bu endişelerin giderilmesini istiyorsunuz.

“Dış politikada Türkiye zemin kaybeden, itibar kaybeden bir ülke haline geldi”

Üçüncüsü dış politika. Hayatımda rüşvet alan bir kişinin büyükelçi tayin edildiği bir ülke hiç duymadım, biz hariç. Bilgisi, becerisi, yeteneği olmayan insanların büyükelçi olarak atandıklarını görüyoruz. Dışişleri Bakanlığı’nın bu kadar devre dışı bırakıldığı bir süreci de hiç yaşamadım. Bu aynı zamanda devlette liyakat sisteminin tümüyle çökmüş olması demektir. Eğitimli insanların hor görüldüğü, bir anlamda aşağılandığı bir süreci yaşadık. Dış politikada Türkiye zemin kaybeden, itibar kaybeden bir ülke haline geldi.

dördüncü sorunumuz, temel bir sorundur, eğitim sorunu. Üniversitelerin bilgi üretemez noktaya geldiğini görüyoruz. Üniversite bilgi üretemezse sizler katma değeri yüksek ürünü nasıl üreteceksiniz? Farklı düşündü diye bir üniversite hocasının üniversiteden atılmasını, biz darbe dönemlerinde gördük, şimdi yaşıyoruz bunları. Oysa üniversiteler her türlü düşüncenin aykırı düşünceler dahil özgürce tartışıldığı mekanlardır. Üniversiteyi düşünce özgürlüğünün yok edildiği bir mekan olarak düşünürseniz zaten orası üniversite değildir.

“Bu beş sorunu aşacağız, başka seçeneğimiz yok”

Beşincisi toplumsal barışımız, toplumsal barışımızı sağlamak zorundayız. Öyle bir noktaya geldik ki komşumuzun kimliğini, inancını, yaşam tarzını sorgular hale geldik. Buradan da Türkiye’nin çıkması lazım. Bu beş sorunu aşacağız, başka seçeneğimiz yok.

Bütün bu sorunların üstünde yani beş temel sorun üstünde temel bir sorun var, yönetim sorunu… Türkiye yönetilmiyor, savruluyor. Kim yönetiyor Türkiye’yi? Kimler yönetiyor Türkiye’yi? Devlet akılla, bilgiyle, birikimle, adaletle yönetilir. Devlet liyakatle yönetilir, bir devleti bir kişiye teslim edemezsiniz. İşi uzmanına vermezseniz, o işte hiçbir bilgisi, becerisi olmayan insanı oraya koyarsanız; yani adlandırmak gerekirse bankaya güreşçiyi atarsanız olmaz. Merkez Bankası’na arkeolog atarsanız olmaz. Devlet dediğiniz alan liyakatin olmazsa olmaz olduğu bir alandır. Sorunu aşacağız.

“Mesele Türkiye meselesi”

Artık sağcıydı, solcuydu, ortacıydı falan yok. Mesele Türkiye meselesi. Mesele bir partinin meselesi olmaktan çıkmıştır. Mesele bir partinin meselesi değildir. Mesele; 100 yılda inşa ettiğimiz Cumhuriyeti, ikinci yüzyılda demokrasiyle taçlandırma meselesidir. Bir yüzyılda ağır bedeller ödedik. Başbakanlar idam edildi bu ülkede, bakanlar idam edildi. Gencecik çocuklar idam edildi, bunları aşma zamanıdır.

Paylaşın

MHP’den AK Parti’ye Erken Seçim Sürprizi Gelecek Mi?

MHP’li üst düzey bir yetkili, “Erken seçim ile ilgili hep sürpriz yapabileceğiniz konuşuluyor. Ne dersiniz?” sorusuna, “O zaman şöyle diyelim, MHP bu kez sürpriz yapmayacak” yanıtını verdi.

Gazete Duvar’ın Duvar Arkası bölümünde yer alan bilgiye göre, MHP, erken seçim için sürpriz bir çağrıda bulunmayacak. Gazete Duvar’da yer alan kulis haberi şöyle:

31 Mart yerel seçimlerinden bu yana konuşulan erken seçim olasılığında son argüman, “İktidar bu ekonomik tabloda 2022 kışını çıkaramaz” söylemi oldu…

Suriye’ye yapılması planlanan son operasyon açıklamaları da, 3600 ek gösterge, EYT, asgari ücrete zam çalışmaları da seçimle ilişkilendiriliyor. Ancak iktidar kanadından yetkililer seçimin zamanında Haziran 2023’te, belki bir ihtimal Mayıs 2023’te yapılacağını söylemeye devam ediyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan son konuşmasında da Haziran 2023 tarihini verdi. MHP’nin tutumu da farklı değil.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli bugüne kadar birçok kez erken seçim olmayacağına dair açıklamalar yaptı. Buna karşın gözler daha önce birçok kez erken seçim çağrısı ile gündeme gelen MHP’ye çevrilmeye devam ediyor.

MHP’li üst düzey bir yetkili, “Geçmişteki çağrılarınız dikkate alınınca erken seçim ile ilgili hep sürpriz yapabileceğiniz konuşuluyor. Ne dersiniz?” sorusuna, “O zaman şöyle diyelim, MHP bu kez sürpriz yapmayacak” yanıtını verdi.

Aynı yetkili ekonomik sıkıntıları da kabul ederek, “Seçime daha 13 ay var. Akıllı bir iktidar bu süreyi heba etmez. Bu zaman dilimi, durumu iyileştirmek için kullanılır ve bu yapılıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Paylaşın

Ukrayna Savaşı Dünyayı Nasıl Değiştirdi?

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin üzerinden yüz günü aşkın bir zaman geçti. 80 yıldan beri ilk defa Avrupa’daki egemen bir ulus devlet işgal ediliyor ve bu işgal tüm dünyada hissedilen izler bırakıyor.

Rusya’nın 24 Şubat’ta Ukrayna’yı işgali, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’daki en büyük ölçekli savaş olarak kayıtlara geçti. Pek çokları için tahayyül etmesi zor olan bu savaşın beklenmeyen etkileri küresel çapta hissedildi. Ukrayna savaşı dünyayı nasıl değiştirdi?

Sığınmacı akını

Rusya saldırısından bu yana 6,8 milyon Ukraynalı ülkesini terk etti, en az 7,7 milyonu da ülke içinde yerinden edildi.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (UNHCR) verilerine göre, ilk etapta komşu ülkelere kaçan 3 milyon kişi, sonrasında başka ülkelere geçiş yaptı. Polonya’dan sonra, en çok Ukraynalı sığınmacı alan ülkeler 727 bin kişiyle Almanya iken ve 348 bin kişiyle Çekya. Savaştan kaçan yaklaşık 2 milyon Ukraynalının ise ülkesine geri döndüğü kaydedildi.

Ukraynalıların Avrupa Birliği’ne (AB) gelişi, hem büyük bir desteği harekete geçirdi hem de sistemlerinin zorlanmasına neden oldu. Yeni bir ülkeye yerleşen sığınmacılar, en azından bir süre için, sosyal güvenlik ağlarına bağlı durumda hayatlarını sürdürüyor.

Gıda krizi

Ukrayna önemli bir tahıl üreticisi ve dünyanın ayçiçek arzının yarısından fazlasının da üreticisi. ABD Tarım Bakanlığı verilerine göre, Ukrayna küresel mısır arzının yüzde 15’i ve buğday ticaretinin yüzde 10’undan sorumlu. Savaşın başlamasının ardından Rusya’nın Ukrayna’nın Karadeniz limanlarına girişini engellemesiyle tahılların ihracatı durmuş durumda.

İhracatın engellenmesi en çok Mısır ve Hindistan gibi, Ukrayna’nın tahıl ve ayçiçek yağı ithalatına bağımlı olan ülkeleri etkiledi. Dalga etkisiyle de yayılmaya devam ediyor.

Bazı uzmanlar, savaşın iklim değişikliği nedeniyle oluşan sert hava koşulları, pandemi nedeniyle gerçekleşen ekonomik krizle beraber, küresel bir gıda krizine neden olabileceği konusunda uyarıyor.

Geçtiğimiz Mayıs ayında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, açlık oranlarının küresel ölçekte yeni bir rekor yakaladığı konusunda uyarmış, on milyonlarca insanın savaş nedeniyle uzun süreli kıtlık ile karşılaşabileceğini söylemişti. Mayıs ayında, 23 ülke gıda ihracatını durdurmuş durumdaydı, bu da azalan gıda güvenliğinin bir göstergesi olarak görülüyor.

Enerji güvenliği

Rusya, dünya çapında en büyük doğal gaz ihracatçısı olma konumunda. Aynı zamanda, en büyük ikinci ham petrol ve üçüncü en büyük kömür ihracatçısı. Savaş başlayana kadar, gazının dörtte üçü ve ham petrolünün neredeyse yarısı Avrupa’ya ihraç ediliyordu. 2020 yılında, AB’nin toplam enerji tüketiminin çeyreğini Rus gazı, petrolü ve kömürü oluşturdu.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrasında AB, Rus enerjisine bağımlılığını azaltma yollarını aramaya başladı. Avrupa Komsiyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Mart ayında “Bizi açıkça tehdit eden bir tedarikçiye güvenemeyiz” demişti. Komisyon Mart ayında AB’nin 2030 yılına kadar Rus fosil yakıtlarını almayı bırakması niyetini açıklamış, Rusya’dan alınan gazın da üçte ikisinin bu yıl sonuna kadar kesilmesi planlarını belirtmişti.

Gaz stoğunu arttırmak, sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ithalatını, ABD gibi ülkelerden artırmak geçici tedbirler arasında bulunuyor. Bazı uzmanlar ise gaz kıtlığının ve rasyonlamanın (karne ile dağıtma uygulaması) imkan dahilinde olduğunu söylüyor.Pek çok kişi bu krizi AB’nin Rus enerjisine bağımlılıktan kurtulmasının ve Birlik’in yenilenebilir enerji ve enerji verimliliğini artırarak gerçekleştirmeyi planladığı iklim koruma hedeflerinin önünde bir fırsat olarak görüyor. Ancak bu hedeflerin ne kadar hızlı gerçekleştirilebileceği konusunda bazı sınırlamalar mevcut. Rus olmayan enerji kaynaklarına olan talebin artması da, enerji fiyatlarını artırmış durumda.

Fiyat artışları ve enflasyon

Savaş başladığından bu yana yaşanan gıda ve enerji sıkıntıları pek çok kişinimn hayatını büyük ölçüde değiştirdi: Fiyatlar arttı.

Bir şeyin arzı azaldıkça, değeri artar. Gıda ve yakıt pahalılaştıkça, diğer ürünler de pahalılaştı. Özellikle gıda fiyatları tırmanışta. BM Gıda ve Tarım Örgütü’nün gıda fiyatı endeksi (bir sepet gıda ürününün aylık fiyat değişimlerini ölçer) Mart ayında en yüksek oranları gördü.

Enflasyon, yani fiyatlar arttıkça alım gücünün azalması ise ekonominin her boyutunu etkileyen anahtar kriterlerden.

Uluslararası Çalışma Örgütü’ne göre 2021 yılının Mart ayından bu yana, enflasyon iki kattan daha fazla yükseldi. Avrupa Bölgesi’nde enflasyon geçen ay yüzde 8,1’i gördü, yeni bir rekor kırıldı.

Enflasyonun düşük gelirli ülkeleri daha çok etkilemesi tahmin ediliyor. Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) sanayileşmiş ülkeler için enflasyon tahmini yüzde 5,7 iken, gelişmekte olan ülkeler için yüzde 8,7.

NATO’nun canlanması

Rusya’nın Ukrayna saldırısı jeopolitikada da izlerini bıraktı. Bazı uzmanlar, Doğu’da Rusya ve Çin’in olduğu, Batı’da ABD ve AB’nin olduğu yeni bir Doğu ve Batı jeopolitik / ekonomik blok ayrımı bekliyor.

NATO, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra 1949 yılında, ABD, Kanada ve 10 AB ülkesini bir araya getirmek için kuruldu. Soğuk savaş ürünü olan örgüt, Avrupa için demokrasi ve serbest piyasa şemsiyesi haline gelirken, 2004 yılında doğuya genişledi.

NATO’nun kolektif savunmayı düzenleyen 5. maddesi, bir üye ülkeye saldırı olması durumunda, diğer üye ülkelere de saldırıldığı anlamına geleceğini, askeri misillemenin bütün üye ülkeler tarafından üstlenileceğini söyler. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 2019 yılında NATO için “beyin ölümünün gerçekleştiğini” söylemesinin ardından, Ukrayna savaşı’nın dünyanın en güçlü askeri ittifaklarından olan örgütü yeniden sahneye taşıdığı söyleniyor.

Putin’in Rusya için tasarladığı emperyalist projeden korkulması nedeniyle Finlandiya ve İsveç geçtiğimiz haftalarda, 70 yıllık tarafsızlığın ardından ittifaka katılma niyetlerini belirtti.

Putin, NATO’yu Rusya’ya bir tehdit olarak görüyor ve ittifakın Ukrayna’yı kabul etmesi durumunda olacaklar konusunda uyarılarda bulunmuştu. İttifakı eleştirenler ise doğu genişlemesinin provokasyon anlamına geldiğini söylüyor.

NATO, Ukrayna’ya silah ve ekipman desteği sağlıyor. Hassas dansına devam ediyor. Kararlı duruyor ancak hafif adımlarla ilerliyor, Üçüncü Dünya Savaşı’nı tetiklemekten kaçınıyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın