Dikkat Çeken Enflasyon Tahmini: Yüzde 80’i Aşacak

Fransa merkezli banka Societe Generale, Türkiye ekonomisine ilişkin yeni tahminler yayımladı. Banka, enflasyonunun yüzde 80’in üzerine çıkmasının olası olduğunu ve Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın (TCMB), 2023’ün ikinci çeyereğine kadar politika faizini yüzde 14’te tutacağını tahmin ettiğini açıkladı.

Societe Generale, TL’nin değer kaybetmeye devam etmesini ve enflasyon ve yüksek enerji fiyatları nedeniyle TL üzerindeki satış baskısının artmasını beklediğini de açıkladı.

Öte yandan 12 ekonomistle bir anket yapan Reuters, Haziran ayındaki yıllık TÜFE beklentisi ortalamasının yüzde 78 olduğunu paylaştı. Yıl sonu beklentisi ise yüzde 69,5 oldu. Ekonomistlerin yıl sonu tahminleri yüzde 60,3’ten yüzde 120’ye varan bir yelpazede farklılık gösterdi.

Reuters’a göre Haziran’daki yıllık TÜFE, Eylül 1998’deki yüzde 80,4’lük orandan bu yana en yüksek enflasyon olacak. Mayıs ayındaki ankette yıl sonu beklentisi yüzde 60,3 olmuştu. Bu, beklentilerde bir ayda yüzde 9,2’lik bir artış anlamına geliyor.

Merkez Bankası, Nisan ayında bir güncelleme yaparak 2022 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 23,2’ten yüzde 42,8’e çıkarmıştı.

Enflasyonun Mayıs’tan sonra inmeye başlayacağını söyleyen Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu, “Halkımız bize güvensin, kalıcı fiyat istikrarını en kısa sürede sağlayacağız” açıklamasını yaptı.

Tüketici fiyatları mayıs ayında yüzde 2,98 ile yüzde 4,8 olan beklentilerin oldukça altında bir artış göstermişti. Yıllık enflasyon böylece yüzde 73,5’e yükselerek 24 yılın zirvesine çıkmıştı. Merkez Bankası’nın politika faizi ise ocak ayından bu yana yüzde 14 seviyesinde bulunuyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), haziran ayı enflasyon verilerini 4 Temmuz 2022 Pazartesi günü saat 10:00’da açıklayacak. TCMB’nin haziran ayına ilişkin piyasa katılımcıları anketinde de yıl sonu tüketici enflasyonu beklentisi bir önceki anket döneminde yüzde 57,92 iken, yüzde 64,59 olarak güncellenmişti.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Bakanlara ‘Prens Selman’ Tepkisi: Katilin…

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında, Marmaris yangını sırasında, Prens Selman ile birlikte Saray’daki yemekte olan bakanlara seslenen CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Bakanlar ne yapıyor Allah aşkına? Fırsat buldular geldiler bir eğlenceye katıldılar. Prens mi gelmişti buraya? Onunla beraber sofraya oturdular orada ağaçlar yanarken. Senin görevin o. Senin görevin katilin sofrasına oturmak değil!” dedi.

Haber Merkezi / Konuşmasında, 20 milyon Euro ile kayıplara karışan Ertunç Laçinel ile AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Nurettin Canikli ilişkisini de gündeme getiren Kılıçdaroğlu, “Malı götür hırsızlığı yap, Saray kapı gibi arkanda duruyor. Böyle bir kanun dünyanın hangi ülkesinde görüldü?” ifadelerini kullandı.

Canan Kaftancıoğlu’na verilen cezaya tepki gösteren eski Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Sabri Uzun ve Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılmasını söyleyen eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı’nın rütbelerinin sökülmesine de tepki gösteren Kılıçdaroğlu, “Sabri Uzun da Hanefi Avcı da bilsin, az kaldı, geliyor sandık. Onların sökülen rütbelerini aynen dikeceğiz” dedi.

Türk Ocakları İstanbul Şube Başkanı’nın görevden alınmasına tepki gösteren Kılıçdaroğlu ”Sabah ‘Türk Ocağı İstanbul İl Yönetimi görevden alındı’ diye gördüm. Bizim kavgaya değil; birbirimizi dinlemeye, oturmaya ihtiyacımız var. İslam dünyasında dünya kadar sorun var, kan akıyor. Birbirlerini öldürenler İslam dünyasında. Birbirlerine silah çekiyorlar. İslam dünyasında kan durmasın mı, güzellik olmasın mı, demokrasi, adalet olmasın mı?Bizim konuşmaya ihtiyacımız var, buna bile tahammül edemiyorlar, akıllarını yitirmişler” diye konuştu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM’deki haftalık olağan grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları şöyle;

“Türk Ocakları’nın İstanbul’da düzenlediği bir toplantıya katılmıştım. Aradan zaman geçti ikincisi düzenlendi, bu sefer daha kapsamlıydı. Akademik dünyadan pek çok insan katılmıştı. Bu dünyanın, İslam dünyasının sorunları var. Türkiye örnek olmak zorundadır. İnsanların inancına nasıl saygı duyulduğunu göstermek zorundadır. Adalet vurgusu yaptım, İslam açısından da ne kadar önemli olduğunu söyledim. Sabah Türk Ocakları İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu görevden alındı. Bizim konuşmaya ihtiyacımız var, bir arada oturup güzeli nasıl inşa edebiliriz buna ihtiyacımız var. İslam dünyasında kan akıyor, birbirlerini öldürenler İslam dünyasında çoğunlukla. İslam dünyasında kan durmasın mı, demokrasi olmasın mı, adalet olmasın mı? Tahammül edemiyorlar ya, akıllarını yitirmiş bunlar. Adalete tahammül edemeyen bir anlayış bu ülkeye adaleti nasıl getirecek. Kimse endişelenmesin, adaleti biz getireceğiz. Her kavga sonlarını getiriyor.

Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig yazmış… 11. yüzyılda yazılıyor, 21 yüzyıldayız. Diyor ki Yusuf Has Hacib, halkın adaletle yönetilmesi gerektiğini söylüyor. Yönetemiyorlar, yönetme güçleri yok. Akıllarını kullanmıyorlar. İstişare nedir? Bunu dahi düşünmek istemiyorlar. Bir kişi ben her şeyi bilirim diyor. Kimseye danışmam diyor. Bir kişi ben her şeyi biliyorum diyorsa aslında hiçbir şeyi bilmiyor demektir.

Adalet önemli bir kavram. İstanbul’daki toplantıda adaletin ne olduğunu da ifade ettim. Devlette görev yapan insanların toplumda adaletsizlik varsa bunu belirtme hakkı vardır. Sabri Uzun ve Hanefi Avcı’dan bahsediyorum. Sabri Uzun, yanlı yapıyorsunuz dedi. Vay sen misin bunu söyleyen. Arkasından Hanefi Avcı, Selahattin Demirtaş için AİHM kararını uygulayın dedi. İkisinin de rütbeleri sökülecek. Adaletsizliğin ulaştığı boyutu görüyor musunuz? Sabri Uzun da Hanefi Avcı da bilsin, az kaldı, geliyor sandık. Onların sökülen rütbelerini aynen dikeceğiz. Haksızlığa tahammül edemiyoruz biz. Öyle FETÖ iltisaklı falan deniyor. Bir ipte iki cambaz oynamaz. Biri düştü, diğeri de düşecek.

TSK’nin 80-90 yaşındaki generallerini hapse atıyorsunuz. Bazıları hapiste olduğunu da bilmiyor. Bu mudur devlet yönetimi. Benden değil at içeri, bu benden tüm suçlarını kapat. Böyle bir devlet yönetimi olmaz.

Adalet olarak yönetemiyorlar ama ekonomik olarak da yönetemiyorlar. Şekerde hiçbir sıkıntımız yoktu, durduk yere IMF’nin talimatına uydular, kota getireceğiz diye. Kotayı uyguladılar, şeker üretimimiz düştü. Şeker fabrikalarını sattılar. 10 fabrikayı 680 milyon dolara sattılar. Tefecilere bir ayda ödenen para 19 milyar lira. 24 yıl sonra Türkiye şeker ithal etmek zorunda. Yönetemiyorlar. Devlet böyle yönetilmez. Şeker fabrikalarını neden özelleştirdiniz.”

Çay, Rize’nin Artvin’in Trabzon’un stratejik ürünüdür. Şekerde hangi oyunu oynadılarsa çayda aynı oyunu oynayacaklar. Ulusal Çay Konseyi fiyat belirleyecekmiş. Yükü sırtından atacaklar, düşük fiyatı biz belirlemedik konsey belirledi diyecekler.

Rizeli kazanmasın, Artvinli kazanmasın, Trabzonlu kazanmasın ama yabancı çay üreticileri kazansın. Bu iktidar size değil yabancılara çalışıyor. Bize oy versinler veya vermesinler biz adaletten yanayız. Rizeli kardeşim duy bunu, biz iktidar olacağız. Sözüm var, kaçak çayları toplayıp Rize’nin meydanında yakacağım. Sen kazanacaksın. Biz oy peşinde kısır bir siyaset yapmıyoruz. Bizim için her şeyden önemlisi bu ülkede yaşayan insanların refahıdır. Çayı üreteceksin alın teri dökeceksin, sen kazanmayacaksın dışarıdan çay ithal edeceksin. Ne için? Rizeliyi çantada keklik görüyor, Trabzonluyu çantada keklik görüyor. Unutma, bu millet uyandı. Milletin sesi var artık.

Bu yükü özel sektör kaldıramaz, fatura millete çıkıyor. Çayda da benzer bir olaya doğru gidiyoruz. Çay Karadeniz’in stratejik ürünüdür. Şekerde hangi oyunu oynamak istiyorlarsa çayda da aynısını oynamak istiyorlar. Yükü sırtlarından atacaklar, düşük fiyat belirleyecekler; ‘Valla biz belirlemedik Ulusal Çay Konseyi belirledi’ diyecekler. Bu iktidar size değil, yabancı çay üretcilerine çalışıyorlar. Sözüm söz, kim çalışıyorsa ondan yanayız. İktidar olacağız, kaçak çayla nasıl mücadele edeceğiz göreceksiniz.

Biz oy peşinde kısır bir siyaset yapmıyoruz. Bizim için her şeyden önemli olan bu ülkede yaşayan insanın refahıdır. Bizim siyaset anlayışımız budur. Ne yaparsam yaparım zorla alırım bunların ağzındaki lokmayı yine oy alırım diye düşünüyor. Çiftçinin kredisini sileceğiz. Borçları tak diye sileceğiz. Elektriği çiftçiye bedava vereceğiz.

Erdoğan arada bir dinliyor beni. Diyabetli çocuklar için daha konforlu bir yaşam sürmesi lazım demiştim. Söz vermiş ben bunu yapacağım demiş, teşekkür ederim kendisine. Eczacılar da büyük sıkıntı içinde. İlaç fiyat kararnamesi 13 yıldır güncellenmiyor. Personel maaşlarını, kira ve faturaları karşılayamaz durumdalar. Yarısı iflas edecek. İlaç fiyat kararnamesini belirlesinler.

Mavi Marmara

Halka doğruları söylememek gibi bir gelenekten geliyorsanız devleti sağlıklı yönetemezsiniz. Mavi Marmara’da hayatını kaybeden şehitlerimiz vardı. Uluslararası sularda Çetin Topçu ailesini ziyaret ettim. Oğlu olayı anlatırken göz yaşlarını tutamadı. Bize kimse sahip çıkmadı dedi. Onlara sahip çıkacağımızı yanlarında olacağımızı, varsa adaletsizliğin üzerine gideceğimizi, o dosyanın bizim iktidarımızda kapanmayacağını söyledik. Daha acı olanı giderken bize mi sordunuz cümlesi. Oraya gideceğini biliyorsun yeri göğü inletiyordun bunları tahrik ettin gidin dedin gemiler verdin. Hatta bazı milletvekilleri de katılacaktı ama son anda onlar vazgeçtiler. Ölenlere sahip çıktılar mı? Çıkmadılar. Ama biz sahip çıktık.

Yunanistan’a efeleniyor beyefendi. 2017’de bir konuşma yapmışım ‘Ege adalarının 18’ini işgal etti. Benim her söylediğime laf yetiştiriyorsun şu işgal edilen adalarla ilgili bir cümle kur’ diyorum. Cümle dahi kuramıyor. Şimdi ortalık başak yerde arada bir gidip Yunanistan’a beni kızdırmayın yok gelirin yok giderim yok şunu bunu yapacağım. Yapacaksan yap kardeşim ne bağırıp duruyorsun. Yapamayacağını sen de ben de biliyoruz. Adalara silah getiriyorlar, gıkın bile çıkmadı ya. Şimdi efeleniyor!

Bahçeli’ye yanıt

Marmaris’teki yangın, orman yangınlarının olacağını bütün dünya biliyor. (Bahçeli’ye) Anladığım kadarıyla tek bir makale dahi okumamış. Allah akıl fikir versin. Yangın çıktı gittik oraya. Üç gün söndüremediler. Yav niye yapamıyorsunuz bunu? Gece görüşü yok, ihale açılmış 4 Temmuz’da gelecekmiş. Ya bu yangının çıkacağını sadece ben değil bütün dünya söyledi. Herkes hazırlıklı olsun diye. Beşli çete olunca 10 dakikada ihale sonuçlanıyor. Ormanları korumak için açtığın ihale 4 Temmuz’u bekleyecek. Ben bunu söyledim diye kıyameti koparıyorlar. Ne derseniz deyin biz haklıyız. ‘Muğla’da Büyükşehir Belediyesi sende’ diyor.

Bir kere şunu söyleyeyim ben senin gibi değilim, Muğla Büyükşehir Belediyesi bende değil Muğla halkınındır. Senin anlayışınla devleti biz yönetmeyiz. Devlet ayrıdır siyaset ayrıdır. ‘Acaba ne yaptınız ne gibi bir çalışmayı ortaya koydunuz. Büyükşehir belediyelerinin itfaiyesi yok mu? Ama bizler burası CHP belediyesidir demedik, bakanlarımızla tüm ekibimizle buraya indik, atılması gereken tüm adımları attık. Vallahi de billahi de devletin ne olduğunu ve nasıl yönetildiğini bilmiyor. Marmaris Belediyesi 328 personel görevlendirdi. 156 araçla yangına müdahale ettiler. Bunları vali biliyor. Su takviyesi yapıldı ayrıca. Veteriner ekipleri görevlendirdiler. Bunu da Muğla Büyükşehir yaptı. Yiyecek içecek sağlandı. Araçlar bozulursa diye mobil tamir ekipleri görevlendirdiler. Sadece Muğla değil, Ankara, İzmir, Aydın, Eskişehir, Antalya ve Burdur belediyeleri de doğrudan doğruya yardım gönderdiler. Bu adam devleti yönetmeyi bilmiyor. Sen ben ayrımı yapıyor. Ya orman yanıyor kardeşim. O orman hem senin hem benim. Bunu söylemesi bile kafasındaki ayrımcılığın ne kadar derin olduğunu gösteriyor.

Bakanlar ne yapıyor Allah aşkına? Fırsat buldular geldiler bir eğlenceye katıldılar. Prens mi gelmişti buraya? Onunla beraber sofraya oturdular orada ağaçlar yanarken. Senin görevin o. Senin görevin katilin sofrasına oturmak değil!

Canikli’ye seslendi: Neden Konuşmuyorsun?

Nurettin Canikli… Boydak Holding’e yakınını kayyum olarak atıyor. Bir süre sonra diyolar ki bizim yurtdışına depo yapmamız lazım. Slovakya’ya yapmamız lazım diyorlar. Dünyanın parasını ödüyorlar. Adam da yok ortada, 20 milyon Euro da yok. Ama Canikli konuşmuyor. Buradan sesleniyorum, niye konuşmuyorsun sen, niye koruyorsun bu adamı? Fuat Oktay’dan da ses yok. Ya bunlar bunun ortağı üzerine gidemiyorlar… Bir kanun getiriyorlar, kayyum atanırsa kayyumun yaptığı bütün işler, hukuki idari ve mahalli cezai sorumluluğu olmaz. Saray arkanda kapı gibi duruyor. AKP’ye geçmişte oy verenlere sesleniyorum, siz böyle bir kanunu dünyanın hangi ülkesinde gördünüz. Hırsızlık yapana hırsızlık yapabilir diye kanun getiren bir ülke getirin. Hırsızlığın yasayla korunduğunu ilk defa görüyorum. Sen götür malı diyorlar. Meraklanma diyorlar, kimse hesap soramaz diyorlar.

Hangi kanunu çıkarırlarsa çıkarsınlar bu kardeşiniz tamamına hesabını soracak. Bu memlekette huzur istiyorsanız, hak hukuk adalet istiyorsanız, çiftçi kazansın üretici kazansın diyorsanız bize katılacaksınız. Devleti soran haramilerden hesap sorulsun diyorsanız bize katılacaksınız. Haramilerin defterini düreceğiz, hep beraber. Katil dediğinin önünde ikiye katlanmasınlar diyorsanız bize katılacaksınız. Uyuşturucu baronlarıyla mücadele etmek istiyorsanız bize katılacaksınız. Devlette liyakat olsun diyorsanız bize katılacaksınız. Suriyeliler kendi iradeleriyle ülkerlerine gitsin diyorsanız bize katılacaksınız. Hiç kimsenin endişesi olmasın.”

Paylaşın

Türkiye’den Avrupa Birliği’ne İltica Başvuruları Arttı

Avrupa Birliği’ne (AB) iltica başvurularında savaşlar ve çatışmalar nedeniyle geçen yıl belirgin oranda artış kaydedildi. Malta merkezli Avrupa Birliği İltica Ajansı (EUAA), AB ülkelerine iltica başvurularının yaklaşık yüzde 30 artışla 648 bine yükseldiğini açıkladı.

İltica başvurularında ilk sırayı 117 bin kişiyle Suriyelilerin aldığı, Suriye vatandaşlarını 102 bin kişiyle Afganların izlediği bildirildi.

Türkiye’den AB ülkelerine iltica başvuruları da yeniden yükselişe geçti. 15 Temmuz darbe girişiminin gerçekleştiği 2016’dan sonra artan başvuru sayısı 2019’da 26 bin 380’e ulaşmış, bu rakam pandemi koşullarının da etkisiyle 2020’de 16 bin 720’ye gerilemişti.

Yüzde 47’lik artış

EUAA verilerine göre Türkiye’den iltica başvurularının sayısı 2021’de yüzde 47’lik artışla 24 bin 625’e yükselirken, söz konusu başvuruların yüzde 32’si Almanya’ya yapıldı. Türkiye’den başvuruda bulunup ilk başvuruda mülteci statüsü tanınanların sayısı ise 2020’ye göre yüzde 14’lük düşüşle 7 bin 910’a geriledi. Türkiye’den gelip iltica başvuruları reddedilenlerin sayısı 10 bin 460 olarak kaydedildi. Reddedilen başvurularda ise Fransa yüzde 52’lik oranla başı çekti.

Başvurularda Almanya ilk sırada

AB ülkelerindeki resmi makamların ilk başvuru sürecinde 535 bin başvuru hakkında karar verdiği ve her üç başvurudan birinin kabul edildiği belirtildi. EUAA raporuna göre 2021’de 118 bin kişiye iltica hakkı, 64 bin kişiye geçici koruma statüsü tanındı. 2021’de iltica başvurusunda bulunulan AB ülkeleri arasında 191 bin başvuruyla Almanya başı çekerken, bu ülkeyi Fransa, İspanya ve İtalya izledi.

Yanında ebeveynleri bulunmayan ve reşit olmayan çocuk ve gençlerin başvuru sayısı da 2020’ye göre yaklaşık üçte ikilik artışla 23 bin 600’e ulaştı. Toplam iltica başvurularının yüzde 70’inin erkekler tarafından gerçekleştirildiği ve başvurucuların yarısının 18-35 yaş grubunda olduğu kaydedildi.

AB’ye iltica başvurularında 2022 yılına ise Ukrayna savaşının damgasını vurması bekleniyor. EUAA verilerine göre Rusya’nın Ukrayna’ya saldırdığı 24 Şubat’tan bu yana AB ülkeleri 3,4 milyon Ukraynalıya geçici koruma imkanı sağladı. Bu statü çerçevesinde, ülkesinden kaçan Ukraynalılara doğrudan çalışma ve eğitim hakkı da tanıyan bir yıllık oturma izni veriliyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

HDP’li Sancar: İktidar Bloğunun Yolun Sonunu Gördüğü Açıktır

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, çözülemeyen sorunlar üzerinden iktidarı eleştirerek, “Bu iktidar bloğunun yolun sonunu gördüğü açıktır, erimekte, çözülmektedir ama bunu yaparken ülkeyi çözmeye, toplumu çökertmeye çalışmaktadır” dedi.

Haber Merkezi / Sancar, konuya ilişkin konuşmasının devamında, “Alttan alta ‘kaybetseler de gitmezler’ sözleri yayılıyor. Bu kara propagandanın etkili olmadığını söyleyemeyiz. İnsanları karamsarlığa sevk eden faktörlerden biri de iktidarın yaymaya çalıştığı bu çaresizlik duygusudur. Bir diğeri de, güçlü alternatiflerin ortaya konmasında diğer muhalefet partilerin yetersizliğidir. Bu toplumun önüne gerçek çözüm, gerçek alternatif koyarsak bu iktidar açık ara kaybedecektir seçimi” ifadelerini kullandı.

Konuşmasında, 3 Temmuz’da yapılacak HDP 5. Olağan Kongresine çağrı yapan Mithat Sancar, “HDP ülkenin üzerinde dolaşan tüm kara bulutların dağıtıldığı gün olacak. Kobani kumpas davasına, kapatma davasına, yoldaşlarımıza, tüm muhaliflere karşı düzenlenen operasyonlara tüm coşkumuzla vereceğiz. Bizi yok etmeye çalışanlara bizsiz bir ülke tasarlayanlara kongremiz en güçlü cevabı verecek. Biz büyük bir yer yüzü sofrası kuruyoruz, bu sofraya, bu topraklarda yaşayan tüm insanları davet ediyoruz. Hep birlikte bu sofrada buluşalım” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin grup toplantısında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu. Sancar’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle;

“3 Temmuz, HDP ülkenin üzerinde dolaşan tüm kara bulutların dağıtıldığı gün olacak. Kobani kumpas davasına, kapatma davasına, yoldaşlarımıza, tüm muhaliflere karşı düzenlenen operasyonlara tüm coşkumuzla vereceğiz. Bizi yok etmeye çalışanlara bizsiz bir ülke tasarlayanlara kongremiz en güçlü cevabı verecek. Biz büyük bir yer yüzü sofrası kuruyoruz, bu sofraya, bu topraklarda yaşayan tüm insanları davet ediyoruz. Hep birlikte bu sofrada buluşalım.

Partimizi yalnız bırakmamış tüm yoldaşlarımız zaten orada olacaklar ama esasen partimizin kapısını çalmamış, çeşitli nedenlerle partimize karşı önyargılar beslemiş, demokrasiye inancı olan herkesi bu kongrede bir araya gelmeye çağırıyoruz. Gelin, bize yakından bakın, gördüğünüz şey dostluk ve dayanışma olacaktır.

Bu iktidar bloğunun yolun sonunu gördüğü açıktır, erimekte, çözülmektedir ama bunu yaparken ülkeyi çözmeye, toplumu çökertmeye çalışmaktadır.

Alttan alta ‘kaybetseler de gitmezler’ sözleri yayılıyor. Bu kara propagandanın etkili olmadığını söyleyemeyiz. İnsanları karamsarlığa sevk eden faktörlerden biri de iktidarın yaymaya çalıştığı bu çaresizlik duygusudur. Bir diğeri de, güçlü alternatiflerin ortaya konmasında diğer muhalefet partilerin yetersizliğidir. Bu toplumun önüne gerçek çözüm, gerçek alternatif koyarsak bu iktidar açık ara kaybedecektir seçimi. Sorumluluğumuz büyüktür, bunun farkındayız. Bu farkındalık ile kongreye gidiyoruz. Halklarımız da bunu görüyor.

Yayınlanan anketleri bir kenara bırakıyorum, ama anketler yerine sokağa kulak verin, pazarlara bakın. Yoksulluğa, işsizliğe, acılı yüreklere bakın.

Tartışmaların tamamında ve bütün siyasi aktörlerin gündeminde biz varız. Neden gündemde olduğumuzu da biliyoruz. Bu ülkede, 100 yıllık kanlı kısır döngüyü önleyecek gerçek alternatif buradadır, HDP’dedir.

İktidar, HDP’nin gücünün ne olduğunu biliyor. Herkes oy oranımızın gelecek seçimlerde belirleyici olacağını saklayamıyor. Bizim gücümüz sadece oyumuzda değil, fikriyatımızdadır. Bizim gücümüz, siyasaldır, bu doğru siyaset ve bu güçlü fikriyat aynı zamanda büyük bir halk desteğini de yaratmaktadır. Bu kadar büyük saldırıya, kara propagandaya, nefret söylemine rağmen gücü artan bir parti bu gücü nereden alır? Haklılığından… Haklılığımızdan alıyoruz gücümüzü… Bu toplumun geleceğini savunma irademizden alıyoruz. Bizim dışımızda kalan güçlerin, kısır çekişmeleri ile bu ülkeyi düzlüğe çıkaramayacağını görenlerden alıyoruz. Herkesin onuru ile yaşayacağı bir ülkeyi arzuluyoruz.

İktidar o nedenle durmadan saldırıyor, bu fikriyata, bu güce saldırıyor ama nafile. Başaramayacaklar, bizler başaracağız.

Seçim yaklaştıkça Kürtler başta olmak üzere HDP’lileri hatırlayanlar artıyor. İktidarı söyledik, iktidar dışında kalanlar da HDP üzerinden hesaplar yapıyorlar. Seçim dönemi Kürtleri ve HDP’yi hatırlayanlara bakın, bunların yaptıkları şey Kürtlere bir sayı olarak bakmaktır. Oysa biz Kürtlerin ve HDP’nin temsil ettiği kitlenin bir sayı olmadığını, özne olduğunu, bu ülkenin kurucu gücü olduğunu savunuyoruz ve bunu temsil ediyoruz. Kürtler sayı değildir, kimse Kürtleri oy hesabında basit bir rakam olarak görme yanılgısına düşmesin. Büyük bedeller ödeyerek büyük birikim yaratan bir halkın buna cevabı ağır olacaktır. Kimse sayıya indirgemesin, oy hesabı ile yaklaşmasın.”

Paylaşın

‘Altılı Masa’ Anayasa Değişikliği İçin Bir Araya Geliyor

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem çalışmalarını sürdüren 6 muhalefet partisinin genel başkanları 3 Temmuz Pazar günü beşinci kez bir araya geliyor. Toplantının gündeminde Anayasal ve Yasal Çerçeve Hazırlık Komisyonu’nun pazar gününe kadar tamamlamayı hedeflediği ortak metnin olması bekleniyor.

Komisyon, bir süredir Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem için hazırlanan ortak metinde belirlenen ilke, esas ve kuralların anayasaya uygun hale getirilmesine yönelik çalışma yürütüyordu.

Anayasa Komisyonu, 3 Temmuz’a hazırlanıyor

DW Türkçe’den Eray Görgülü’nün toplantıya dair aktardığı habere göre, CHP Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek, İYİ Parti Genel Sekreteri Uğur Poyraz, Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kaya, Demokrat Parti Genel Sekreteri Serhan Yücel, Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Serap Yazıcı ve DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Yeneroğlu’ndan oluşan komisyon, çalışmasını büyük oranda tamamladı.

Önümüzdeki birkaç gün içerisinde üç ya da dört toplantı daha yapacak olan komisyon, ortak metni liderlerin görüşüne sunulmak üzere hazır hale getirmeyi hedefliyor. Pazar gününe kadar hazırlanacak olan ortak metinde anayasanın ilk 75 maddesinde değişiklik öngörülmedi.

Yürütülen çalışma ile anayas’nın yasama, yürütme ve yargıyı düzenleyen bölümlerinde değişiklikler yapılması hedefleniyor. Bu çerçevede Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem mutabakat metninde ilan edilen düzenlemelere yönelik Anayasa’nın 60’a yakın maddesinde değişiklik öngörülecek. Değişiklikler, cumhurbaşkanının görev ve yetkilerinden başbakanlık ve bakanlar kurulunun yeniden hayata geçirilmesinin yanı sıra HSK’nın yapısı, Danıştay ve Sayıştay gibi kurumların yapılandırılması gibi düzenlemeleri kapsayacak.

400 bulunsa da referanduma götürülebilir

Mevcut sistemde anayasa değişikliğinin referanduma gitmeden kabulü için en az 400 milletvekilinin oyu gerekiyor. Değişikliğin referanduma götürülmesi için ise en az 360 milletvekilinin oyuna ihtiyaç duyuluyor. Yapılan değerlendirmelerde muhalefetin, Meclis üye tam sayısının 3’te 2 çoğunluğu olan 400 milletvekiline ulaşması durumunda dahi, düzenlemelerin yürürlüğe girmesi için referanduma gidilebileceği görüşü öne çıkıyor.

Geçiş sürecinde Cumhurbaşkanı yardımcılıkları ne şekilde olacak?

Kulislerde, altılı masayı oluşturan liderlerin kabinede cumhurbaşkanı yardımcısı olarak görev almasının da geçiş süreci seçenekleri arasında değerlendirildiği ifade ediliyor. İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener başbakan adayı olduğunu açıklamıştı, ancak geçiş süreci tamamlanana kadar başbakanlık müessesi kurulamayacak. Bu nedenle yeni sisteme geçene kadar Akşener’le birlikte ittifakta yer alması muhtemel liderlerin cumhurbaşkanlığı yardımcısı olarak görev yapacağı bir model üzerinde çalışılıyor.

Altılı masa ilk olarak Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e geçişte uyulacak ilke ve esasların belirlendiği mutabakat metnini, ardında da kurulan Seçim Güvenliği Komisyonu ile Kurumsal Reformlar Komisyonu hazırladıkları raporları kamuoyu ile paylaşmıştı.

Paylaşın

Kulis: Erdoğan, Bülent Arınç’ın İhracına Karşı Çıktı

Gazeteci Barış Yarkadaş, Erdoğan’ın AK Parti kurmaylarına, ‘kral çıplak’ eleştirisi yapan Bülent Arınç için “İhraca gerek yok. Küskün sayısını artırmayın” talimatını verdiğini yazdı. Yarkadaş, Erdoğan’ın verdiği bu cevabın ardından, Arınç’ın dosyasının ‘şimdilik’ rafa kaldırıldığını vurguladı.

Korkusuz gazetesi yazarı ve eski milletvekili Barış Yarkadaş, AK Parti kulislerine dayandırdığı yazısında, parti yönetiminin, eski Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın ihracı talebiyle Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la görüştüğünü yazdı.

AK Parti kurmaylarının Arınç’ın sözlerini hatırlatarak “İhraç edilmesi gerekir’’ görüşünü ilettiklerini belirten Yarkadaş, “Kurmaylarının görüşlerini dinleyen Erdoğan, ‘İhraca gerek yok. Küskün sayısını artırmayın’ yanıtını verdi” dedi.

Erdoğan’ın verdiği bu cevabın ardından, Arınç’ın dosyasının ‘şimdilik’ rafa kaldırıldığını vurgulayan Yarkadaş, şu kulis bilgisini aktardı:

“Ancak dün konuştuğum AKP’li bir kaynağım, ‘Disiplin Kurulu önümüzdeki günlerde toplanacak. Bu konu muhtemelen orada da gündeme gelecektir’ ifadesini kullandı. Ancak AKP’li kaynağım da Erdoğan’ın ‘Küskün sayısını artırmayın’ talimatının ardından Arınç’ın disipline gönderilmesinin ‘imkansız’ hale geldiğini belirtti.”

Arınç, Türk Demokrasi Vakfı’nın yeniden açılış töreninde yaptığı konuşmada, iktidara eleştirilerde bulunarak, “Kral Çıplak… Bunu söylememiz gerekir’’ demişti.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Açlık Sınırı 6 Bin 391 Liraya Yükseldi

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş), 2022 Haziran ayı ‘Açlık ve Yoksulluk Sınırı’ araştırma sonucunu paylaştı. Buna göre, dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 6.391,17 TL’ye çıktı.

Açıklanan verilere göre, gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı (yoksulluk sınırı) 20.818,14 TL’ye ulaştı. Bekar bir çalışanın ‘yaşama maliyeti’ ise aylık 8.313,12 TL’ye yükseldi.

Açıklamada, “Ücretli, maaşlı, yevmiyeli çalışanlar ile esnaf, emekli ve öğrencilerin içinde yaşadığı fiili hayat pahalılığı, enflasyon bugün sıfırlansa bile gelirleri artmadığı sürece aynı kalacaktır. Üstelik fiyatlar hızla tırmanmaya devam ediyor” denildi. Açıklamada şu ifadelere yer verildi;

“Hanelerde kullanılan doğalgaza bu ay yapılan yüzde 30’luk zamla birlikte yılbaşından bu yana toplam yüzde 75,5’lik zam yapılmış oldu. Elektrik üretiminde ve sanayide kullanılan doğalgaza da yapılan zamların yanında, sürekli artan benzin ve motorin fiyatları da üretici ve tüketici fiyatlarını arttıran en başat sürükleyici etkenlerdendir. Bu sebeple, önümüzdeki aylarda yüksek enflasyon ile yaşam mücadelesi verilmesi kaçınılmaz görülüyor.

Haziran 2022 Tüketici Güven Endeksi’nin tarihinin en düşük seviyesinde olması fiyatlama davranışları bozulan tüketicilerin de bu öngörüye sahip olduğunu işaret ediyor. Resmi verilerle Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi’nin yıllık yüzde 155 (geçen yılın aynı ayında yüzde 20 idi) olması ve Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi’nin %113’e çıkması milli ekonominin temeli olan tarımda, çiftçilerin girdi maliyetlerine yetişememesinin yanında maliyetlerini hesaplamakta bile zorlanmalarına neden olmaktadır. Üretici endişe ve fedakârlığa, tüketici yüksek fiyatlardan almaya mecbur kalmıştır.”

Paylaşın

NATO Genişleme Toplantısından Sürpriz Sonuç Çıkacak Mı?

İspanya’nın başkenti Madrid yarından itibaren iki gün boyunca Rusya’nın Ukrayna işgalinin sürdüğü bir dönemde Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) İttifakı için kritik bir zirveye ev sahipliği yapacak.

NATO’nun Stratejik Konsepti’nin kabul edilecek olması açısından zaten önemli olan zirve Rusya’nın 24 Şubat’ta Ukrayna’ya girmesiyle daha kritik bir hale geldi. Stratejik Konsept belgesi NATO’nun uzun dönemli yol haritası niteliğini taşıyor ve yaklaşık her 10 yılda bir gözden geçiriliyor.

Zirvenin gündeminde dört ana başlık yer alıyor. Bunlar, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın etkileri ve Rusya tehdidine karşı alınabilecek yeni önlemler, NATO’nun Avrupa yapılanmasının güçlendirilmesi, Çin meselesi ve İsveç ile Finlandiya’nın NATO üyelik başvuruları.

Son ana başlık ise sadece İttifak’ın geleceği için değil, Türkiye için de ayrı önemli. Çünkü bir süredir Ankara hem üye olmak isteyen bu iki ülkenin PKK, PYD, YPG gibi yapılara karşı açık ve net tavır almasını, hem de müttefiklerinden PKK ve onun Suriye uzantısı olarak gördüğü YPG’nin terör örgütü olarak tanınmasını talep ediyor. Avrupa Birliği (AB) ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ise PKK’yı terör örgütü olarak tanırken, YPG’yi IŞİD ile mücadelede “müttefik” olarak görüyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla liderler düzeyinde bugün Madrid’de düzenlenecek toplantı iki ülkenin olası üyelikleri için önemli olacak. Toplantıya Erdoğan’ın yanı sıra İsveç Başbakanı Magdalena Andersson, Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinistö ve NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg de katılacak.

Toplantıdan somut bir çözüm çıkıp çıkmayacağı ise henüz kesin değil. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ile Dışişleri Bakan Yardımcısı Sedat Önal dün Brüksel’de teknik düzeyde görüşmeler yaptı.

Bu arada İsveç Başbakanı Magdalena Andersson dün akşam saatlerinde yaptığı açıklamada PKK konusunda Türkiye’ye mesaj vererek, NATO üyeliği krizinin çözümüne dair iyimser konuştu. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg de İsveç’in terörle mücadelede attığı “somut adımlara” vurgu yaptı.

Ancak Türkiye şimdiye kadar verdiği mesajların hepsinde iki ülkenin üyeliği konusunda aceleci olmadığını ve müzakerelerin “aylarca” sürebileceğini belirtmiş; Kalın da, “Bu zirveye katılmak, bizim pozisyonumuzdan geri adım atacağımız anlamına gelmiyor” ifadelerini kullanmıştı.

Bu arada toplantı öncesinde, ABD Başkanı Joe Biden ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın zirve marjında görüşebileceğine yönelik Washington’dan gelen mesajlar, diplomatik gözlemcilere göre krizin çözülmesi konusunda ABD’nin “son dakikada dahi olsa topa girebileceğini” gösteriyor.

Erdoğan ise dün gece kabine toplantısının ardından yaptığı açıklamada NATO zirvesine değinerek, “Ülkemizin hak ve menfaatleri doğrultusunda ne gerekiyorsa onu yapacağız. Özellikle PKK, YPG, FETÖ gibi terör örgütleri konusunda sergilenen riyakarlıkları muhataplarımızın yüzlerine belgeleriyle, bilgileriyle, görüntüleriyle ifade edeceğiz. Bu tablo değişmeden Türkiye’den farklı bir tavır beklenmesinin mümkün olmayacağını da açıkça söyleyeceğiz” diye konuştu.

Carneige Vakfı Kıdemli Araştırmacısı, uzun yıllar Dışişleri Bakanlığı’nda ilgili dairelerde görev yapmış olan Emekli Büyükelçi Alper Coşkun DW Türkçe’den Gülsen Solaker’e Madrid zirvesinin önemini, İsveç ve Finlandiya’nın üyelik başvuruları, Türkiye’nin veto kartını kullanması ve Türkiye’nin NATO nezdindeki konumunun bu gelişmelerden nasıl etkileneceğini değerlendirdi.

Madrid zirvesi neden önemli? Zirvenin sürprizi Çin mi?

Coşkun, zirvenin iki boyut açısından önemli olduğunu söyleyerek, bunları Stratejik Konsept belgesi ve Ukrayna krizi ile birlikte yaşanan kırılma olarak açıkladı.

Öncelikli gündem maddesinin Rusya olacağını ve bu kapsamda Ukrayna saldırısının Avrupa-Atlantik coğrafyasına etkilerini, NATO’nun savunma ve caydırıcılığını nasıl etkileyeceğinin masaya yatırılacağını belirten Coşkun, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu zirve aynı zamanda bir yeniliği de yansıtacak. O da Çin konusu. Bu konu Stratejik Konsept üzerinden İttifak’ın gündemine girecek. ABD’nin açıklamalarına ve konumlanmalarına bakıldığında Rus saldırısı yakın tehdit olarak görülüyor olsa dahi bu yüzyılın en büyük sınaması Çin. Dolayısıyla Çin’in NATO’nun gündemine girmesi vesilesiyle bu zirve çok önemli olacak.”

Büyükelçi Coşkun’a göre manşetleri yakalamış gündem başlığı ise Türkiye’yi de yakından ilgilendiren İsveç ve Finlandiya’nın üyelikleri ile ilgili “açık kapı politikası”.

Bugünkü toplantıdan son dakikada sonuç çıkar mı?

İsveç ve Finlandiya’nın üyelik başvuruları ile ilgili birkaç aydır yaşanan krizin bu zirve sırasında çözülüp çözülemeyeceği bugün yapılacak toplantının sonucuna bağlı.

Büyükelçi Coşkun, bu toplantının liderler düzeyinde yapılmasını çok kritik ve sonuç alınması açısından önemli görüyor ve şunları belirtti:

“Toplantıdan bir şey çıkar mı çıkmaz mı tahmin etmek zor. Ancak yapılıyor olması bile kendi başına önemli. Ancak şu bir gerçek, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bizzat katılıyor olması eğer orada onu tatmin eden bir tablo çıkar ise kısa yoldan bu sorunun Türkiye bakımından aşılabilir olma ihtimalini öne çıkartıyor. Temsilcilerin yaptığı toplantı tabi ki önemli ama taleplerin liderler toplantısında dile getirilmesi çözüm potansiyelini artırıyor.”

Finlandiya ile İsveç’in masaya ne koyacağı, Erdoğan’ın da beklentilerinin ne kadar karşılanacağının önemli olacağını ifade eden Coşkun, “Geçmişte de benim de tanık olduğum buna benzer tırmanmalar ve son dakika sıkıntıları yaşandı. Ancak son dakikada gel-git’lerle aşılabilmişti. Yine öyle bir olasılığın bulunduğunu iyimser bir tahminle dile getirmek mümkün” söyleminde bulundu.

NATO’nun Türkiye’ye bakışı veto nedeniyle etkileniyor mu?

Öte yandan Türkiye’nin veto kartını kullanmasının İttifak içindeki konumunu zayıflattığı ve üyeliğinin tartışmaya açıldığını savunan bazı tezler son dönemde sıklıkla dile getiriliyor.

Büyükelçi Coşkun’a göre bu düşüncelere iki açıdan bakmak gerekiyor. Bunlardan ilkini bu tartışmaların fiili olarak bir sonuç doğurup doğurmaması olarak açıklayan Coşkun, “Geçmişte de konuşuldu bunlar ama fiilen sonuç verebilecek şeyler değil. Çünkü NATO’nun kurucu anlaşmasında üye bir ülkenin üyelikten çıkarılması gibi bir kavram yok” hatırlatmasında bulundu.

Ancak sadece bu fiili sonuçsuzluğa bakıp yörünge tartışmalarını önemsememenin de yanlış olacağını belirten Coşkun, şöyle konuştu:

“Sonuçta bu bir ittifak ve algı da son derece önemli bir husus. Türkiye’nin ittifak mensubiyeti ile ilgili nasıl kendi içinde tartışmaları varsa, Türkiye’nin müttefiklerinin de Türkiye’ye baktıklarında S-400 alan, Rusya ile ilişkilerini geliştiren, güvenilir mi değil mi olduğu kendilerine göre tartışma konusu yapılabilen bir ülkeyi görüyor olmaları Türkiye’nin uluslararası alandaki etki gücünü zaafiyete uğratan ve Türkiye ile ilgili olumsuz tabloyu öne çıkarmak isteyenlere güç veren bir unsur olur.”

Paylaşın

Türkiye, Çalışanlar İçin En Kötü 10 Ülke Arasında

Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu’nun (ITUC) bu yıl dokuzuncusunu yayınladığı Küresel Haklar Endeksine göre Türkiye geçen yıllardaki gibi çalışanlar için en kötü 10 ülke arasında yer aldı.

148 ülkeyi kapsayan endekste Türkiye; Belarus, Brezilya, Kolombiya, Mısır, Myanmar, Filipinler ve Türkiye, Eswatini ve Guatemala’yla birlikte anıldı.

Türkiye, grevlerin bastırılması, sendikacıların tutuklanması ve sistematik olarak sendikal faaliyetlerin engellenmesi nedeniyle en kötü ülkeler arasında gösterildi.

Endeksle birlikte yayınlanan raporda Türkiye için şu ifadeler yer aldı:

“2022’de protestolara yönelik polis baskıları da dahil olmak üzere, işçilerin özgürlükleri ve hakları acımasızca reddedilmeye devam etti. Sendika liderleri keyfi olarak tutuklandı ve evlerine baskın düzenlendi. 1 Mayıs 2021’de İstanbul’da hükümetin katı koronavirüs karantina kurallarına aykırı olarak protesto düzenlemeye çalıştıkları için 212 gösterici gözaltına alındı. Buna ek olarak, işverenler, örgütlenmeye çalışan işçileri sistemli bir şekilde işten çıkararak sistematik bir şekilde sendikayı çökertmeye devam ettiler.”

Xiaomi’ye cep telefonu üreten Salcomp, 150 işçiyi işten çıkartan ve fabrikaya polis sokarak işçileri gözaltına aldıran Farplas ile sendikaya üye oldukları için önce 54 daha sonra da 19 işçiyi işten atan ASD Laminat Türkiye’de işçi haklarını ihlal eden şirketlerin en başında geldi.

Dünyada işçi hakları kötüleşiyor

ITUC, dünyada yükselen enflasyona ve ekonomik duruma vurgu yaparken “İşçi hakları çöküyor” uyarısında bulundu.

Endeksle birlikte yayımlanan rapordan öne çıkanlar şöyle:

  • Bu yıl El Salvador, Nijer ve Suudi Arabistan için ülke notları iyileşirken Ermenistan, Afganistan, Avustralya, Burkina Faso, Gine, Jamaika, Lesoto, Hollanda, Tunus ve Uruguay için kötüleşti.
  • 13 ülkede sendikacılar öldürüldü. Ülkelerin yüzde 41’inde ifade ve toplanma özgürlüğü ihlal edildi. 69 ülkede işçiler keyfi tutuklamalar ve gözaltılar yaşadı. Ülkelerin yüzde 66’sı işçilerin adalete erişimini engelledi veya kısıtladı.
  • 113 ülke, işçileri sendika kurma veya sendikaya katılma haklarından mahrum bıraktı. Bu sayı 2021’de 106’daydı. Afganistan, Burkina Faso, Myanmar, Suriye ve Tunus’taki işçiler, işyeri temsilinden dışlandı.
  • Ülkelerin yüzde 77’si işçilerin sendika kurma ve sendikaya üye olma hakkını engelledi.
  • Ülkelerin yüzde 74’ünde, yetkililer sendikaların tescilini engelledi. Afganistan, Belarus, Mısır, Ürdün, Hong Kong, Myanmar ve Sudan’daki bağımsız sendikal faaliyetlere yönelik devlet baskısı arttı.
  • 50 ülke işçileri fiziksel şiddete maruz bıraktı. 2021’de bu sayı 45’ti.
  • Ülkelerin yüzde 87’si grev hakkını ihlal etti. Belarus, Mısır, Hindistan, Myanmar, Filipinler ve Sudan’daki grevler, sendika liderlerinin tutuklanması veya şiddetli baskıyla söndürüldü.
  • Her beş ülkeden dördü toplu pazarlığı engelledi. Toplu pazarlık hakkı kamuda ve özel sektörde aşındırıldı. Tunus’ta, başbakanın izni olmadan sendikalarla müzakere yapılmasını yasakladı.

“Tarihsel eşitsizlik seviyesi”

Endeksin sunumunda görüşlerine yer verilen ITUC Genel Sekreteri Sharan Burrow, dünya genelinde yaşanan ekonomik durumu ‘çoklu ve olağanüstü krizler’ olarak niteledi.

Tarihsel eşitsizlik seviyesi, iklim acil durumu, yaşamları ve geçim kaynaklarını yok eden pandemi, yıkıcı yerel ve küresel çatışmalar yaşandığını dile getiren Burrow “İşçiler bu krizlerin ön saflarında” dedi.

Burrow, 2022 Küresel Haklar Endeksinin, “Hükümetler ve işverenlerin, işçi haklarına saldırmasıyla istikrarsızlığın nasıl istismar edildiğini ortaya koyduğunu” söyledi.

Dünyanın yaşanan hasarı geri almaya başlaması için yeni bir toplumsal sözleşmeye ihtiyaç olduğunu belirtti.

Burrow bu toplumsal sözleşmenin işler, ücretler, haklar, sosyal koruma, eşitlik ve kapsayıcılığı kapsaması gerektiğini ifade etti.

“İşçiler eşitlik talep ediyor”

“Temelde bu, çalışan insanları tekrar ekonominin merkezine koyacaktır” dedi ve ekledi:

“Savaşların, otoriter hükümetlerin, sömürücü işverenlerin ve iklim üzerindeki hareketsizliğin sonuçlarından ilk zarar görenler çalışan insanlar. Bu krizlerle mücadele planlarında işçilerin çıkarları ön planda tutulmalı ve sendikaları aracılığıyla karar alma süreçlerinde söz sahibi olmalılar.

Tekel gücünün kötüye kullanıldığı, insan ve işçi haklarının ihlal edildiği, barış ve demokrasi mücadelesinin olduğu yerde, emekçilerin sendikaları adaleti, hakları ve temsili kazanmak için oradadır. Sendikalar olmadan, iklim değişikliği ve teknolojik değişim karşısında adil bir geçiş olmayacak.

2022 Küresel Haklar Endeksi, statükonun daha fazla devam edemeyeceğine dair bir kanıt. Mevcut ekonomik model, insan haklarını ve çevreyi hiçe sayan dibe doğru bir yarışı destekledi. Endeksten alınan dokuz yıllık veriler bunun yayıldığını gösteriyor.

İşçiler ve tüketiciler daha iyisini talep ediyor. İş, ücret, haklar, sosyal koruma ve eşitlik talep ediyorlar. Güveni ve yaşamları yeniden inşa etmeye başlayabilecek yeni bir sosyal sözleşme talep ediyorlar.”

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Yeşilçam’ın Dev İsmi Cüneyt Arkın Hayatını Kaybetti

Türk sinemasının usta ismi Cüneyt Arkın 85 yaşında hayatını kaybetti. Dün gece saatlerinde rahatsızlanarak Beşiktaş-Ulus’ta bulunan Liv Hospital hastanesine götürülen Arkın, burada yaşamını yitirdi. 

Ünlü aktörün vefatının ardından hastane tarafından yapılan açıklamada,  Arkın’ın kalbinin durması sebebiyle ambulansla hastaneye sevk edildiği, ancak tüm yeniden canlandırma çabalarına rağmen kurtarılamadığı belirtildi.

Türk sinemasına damga vuran ve yüzlerce filmde rol alan Cüneyt Arkın’ın çok sayıda ödülü bulunuyordu. Arkın’a son olarak 2021’de Türkiye Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü verilmişti.

Cüneyt Arkın Kimdir?

Cüneyt Arkın, 8 Eylül 1937’de Eskişehir’in Karaçay köyünde doğdu. Asıl adı Fahrettin Cüreklibatır’du. Eskişehir Atatürk Lisesi’ni bitirdikten sonra 1961 yılında İstanbul Tıp Fakültesi’nden mezun oldu.

1963 yılında “Artist” dergisinin düzenlediği sinema yarışmasında birinci oldu. Kariyerindeki dönüm noktası 1963’te askerliğini yaparken 1. Hava Jet Üssü’nde yönetmen Halit Refiğ ile tanışmasıydı.

Askerliği sonrası 1964’te Halit Refiğ’in Gurbet Kuşları filmiyle sinemaya adım attı. Filmin finalindeki kavga sahnesi, Arkın’ın kariyerinde dönüm noktası oldu. Bir süre daha duygusal-romantik jön karakterlerini canlandırdıktan sonra Halit Refiğ’in önerisiyle aksiyon filmlerine yöneldi.

İstanbul’a gelen Medrano Sirki’nde 6 ay süreyle akrobasi eğitimi aldı. Burada öğrendiklerini Malkoçoğlu ve Battalgazi serilerinde beyaz perdeye aktararak, Türk sinemasına daha önce hiç örneği olmayan bir tarz getirdi.

Kısa sürede avantürlü filmlerin en çok aranan isimlerinden biri haline geldi. Kariyeri boyunca westernden komediye, macera filmlerinden toplumsal filmlere değişik türlerde filmler çekti.

12 Mart dönemi sırasında, 4. Altın Koza Film Festivali’nde (1972) jüri Yılmaz Güney’i Baba filmindeki rolüyle seçti. Daha sonra siyasi baskılarla oylama tekrarlandı, Güney’in yerine, ilk oylamada Yaralı Kurt filmindeki performansıyla ikinci olan Cüneyt Arkın En İyi Erkek Oyuncu seçildi. Bu karara tepki gösteren Arkın ödülü reddetti.

Cüneyt Arkın sinemasına ayrı bir renk getiren, yönetmenliğini Çetin İnanç’ın yaptığı 1982 tarihli Dünyayı Kurtaran Adam zamanla bir kült filme dönüştü. Arkın; 1980’li yıllarda Ölüm Savaşçısı, Kavga, Sürgündeki Adam ve İki Başlı Dev gibi aksiyon filmlerinden sonra, 1990’lı yıllarda polisiye dizilere yöneldi. Oyunculuğunun yanı sıra televizyon sunuculuğu ve köşe yazarlığı da yaptı.

Cüneyt Arkın; 1969’da İnsanlar Yaşadıkça, 1976’da da Mağlup Edilemeyenler filmleriyle Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazandı.

1972’de Yaralı Kurt filmiyle Adana Altın Koza Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü aldı.

Arkın’a 1999’da Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde ve 2013’te Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema Oyuncu Ödülleri’nde Yaşam Boyu Onur Ödülü verildi.

Yine 2013’te Engelsiz Yaşam Vakfı tarafından Yaşam Boyu Meslek ve Onur Ödülü verilen Arkın, 2013’te Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’nün sahibi olmuştu. Arkın geçen yıl da Türkiye Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’ne layık görülmüştü.

Arkın, 1991’de Anavatan Partisi’nden Eskişehir’de 4. sıradan milletvekili adayı olmuş ancak seçilememişti. Sonraki yıllarda ise İşçi Partisi adına düzenlenen ve bir grup bilim insanı, aydın ve sanatçının katıldığı “İşçi Partisi Hükümeti’nde Göreve Hazırız” kampanyasına katılarak, yeniden siyaset sahnesinde adını duyurmuştu.

1964’te Güler Mocan, 1970’de de Betül Işıl’la evlenen Arkın, üç çocuk babasıydı.

“Parasızlıktan oyuncu oldum”

Haldun Dormen’in 1987’de TRT’de sunduğu programın konuğu olan Cüneyt Arkın şöyle diyordu:

Parasızlıktan, olanaksızlıktan sinemaya başladım Haldun Bey. 1962-63 dönemi İstanbul Tıp Fakültesinden mezun olduktan sonra Sağlık Bakanlığı’ndan burs aldığım için Anadolu’ya mecburi hizmete gittim. Belli bir süre sonra İstanbul’a döndüm. Kalan borcumu ödeyerek ihtisas yapmak için hastanelere başvurdum. Ancak kadro yoktu. Kadrosuz şekilde çalıştım. Hastaneler de kadrosuz bir doktora yatacak yer vermiyordu. Bu nedenle askerliğe Eskişehir’e gittim.

Bu esnada rejisör Halit Refiğ Eskişehir’de bir film çekimindeydi. Çekim sırasında Halit Refiğ ile pek çok kez karşılaştık. Daha çok da kitapçıda. Bana artist olur musun? dedi, ben ciddiye almadım. Askerlik sonrası İstanbul’a döndüp, bir türlü kadro çıkmıyordu. Kesin bir şekilde param kalmamıştı. Halit Refiğ ile tekrar İstanbul’da karşılaştık, sanırım bir pasajdaydı, hüzünlü bir gündü, yağmurluydu. O gün tekrar teklif etti oyunculuğu. Böyle başladım…

“Saraylar yapıyoruz niye yurt yapmıyoruz!”

Cüneyt Arkın, Eylül 2021’de katıldığı bir davette gazetecilere, öğrencilerin barınma sorunuyla ilgili, “”Gençlerimizi ne yapıp edip belli bir düzeye kavuşturmamız lazım. Ya burs alıyor borçlanıyor çıkar çıkmaz iş bulmadan borcunu öde diye bastırıyoruz çocuğa. Üniversiteye gelecek yurt meselesi. Yatacak yeri yok. Üniversitedeyken ben de yaşadım bu sorunu. Kaç yıl oldu hala bir şey değişmemiş. İki tane yurt yapmak… Saraylar yapıyoruz niye yurt yapmıyoruz ya?” diyerek tepki göstermişti.

Paylaşın