ABD, Uzayda Fabrika Kurmak İçin Harekete Geçti

ABD yönetimi, pahalı teknolojik ekipmanların uzayda inşa edilmesi için ulusal strateji belirledi. Teknoloji sitesi Quartz’a konuşan yetkililer, yapay zeka desteğiyle geliştirilen otonom üretim mekanizmalarının uzay fabrikalarının önünü açacağını ifade etti.

Buna göre ilk adım, eskiyen uyduları yenileriyle değiştirmek yerine uzayda onarmak olacak.

Örneğin NASA, uzay araçlarına yakıt ikmali yapacağı ilk görevini planlıyor.

Özel firmalarsa bu tip görevlerde daha önde. Havacılık ve uzay firması Northrop Grumman, uyduların ömrünü uzattığı iki görevi çoktan başarıyla tamamladı. Firma yakında aynı hizmeti daha büyük ölçekte vermek için yeni bir uzay robotu kullanmayı planlıyor.

Beyaz Saray ise bu tür teknolojileri geliştirmek için kısa süre önce ulusal bir strateji yayımladı. Planlar, uzay politikası danışmanı ve robotik montaj uzmanı Ezinne Uzo-Okoro tarafından yönetiliyor.

Uzay yürüyüşleri tehlikeli

Halihazırda Uluslararası Uzay İstasyonu’nun (UUİ) bakım ve onarım görevlerini, uzay yürüyüşüne çıkan astronotlar üstleniyor. Ancak bu görevler epey tehlikeli olabiliyor.

Örneğin istasyonda görev alan bir astronotun mart ayında uzay yürüyüşü için taktığı kaskına su dolunca görev yarıda kesilmişti.

NASA’nın yardımcı yöneticisi Pamela Melroy, “Uzay araçlarına servis hizmeti sağlamayı rutin hale getirmek için astronotlara bel bağlayamayız” diye konuştu:

Uzay yürüyüşleri çok tehlikeli, özellikle de radyasyonun daha büyük bir tehdit olduğu uzaklıkta.

Yetkililere göre bu işi astronotlar yerine gelişmiş robotlar üstlenmeli.

“Parçalar yörüngede birleştirilmeli”

Melroy ayrıca, bunun gelişmiş uzay araçlarının daha az maliyet ve riskle göreve başlayabilmesini sağlayacağını ifade etti.

“Buradaki en önemli şey, bir roketin içine sığabilecek olandan çok daha büyük cihazlar inşa etme yeteneği” diyen bilim insanı, yenilikçi James Webb Uzay Teleskobu’nu örnek verdi.

Teleskobun devasa aynası, fırlatılacağı rokete sığması için origami gibi katlanmış ve uzayda kendi kendine açılacak şekilde tasarlanmıştı.

Bu durum hem riskleri hem de maliyeti artırmıştı. Melroy’a göre robotlar bu araçları yörüngede monte edebilseydi daha ucuz ve daha güçlü teleskoplar yapılabilirdi.

Yetkililer bu ilk adımların ardından uzayda fabrikalar kurma aşamasına geçilebileceğine inanuyor. Bu tür üretim tesislerinin uzun vadede daha verimli olacağı düşüülüyor.

Ancak öncelikle uydu üreticileri, yörüngeye yakıt limanları gibi tesisler yerleştirmeye başlamadan önce, bunun ekstra masrafa değeceğine ikna olmalı.

Melroy bu durumu “tavuk ve yumurta sorunu” diye niteliyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Akşener’den Ek Bütçe Tepkisi: Fatura Milletimize Kesilecek

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, ek bütçe teklifi üzerinden iktidara yüklenerek, “Bu teklif ek bütçe değil, ikinci bütçe teklifidir. Fatura enflasyon vergisiyle milletimize kesilecek. Bay kriz ve ekibinin beceriksizliğini yine milletimiz çekecek. Böyle bir faturanın enflasyonla boğuşan, artık sadece hayatta kalabilen milletimize kesilmesi zulümdür. Kriz o kadar derinleşti ki iktidar için milletin cebine el uzatmak da yetmiyor.” dedi.

Haber Merkezi / Akşener, BDDK’nın aldığı kararlara da tepki göstererek, “Geçtiğimiz hafta her zamanki gibi yine bir gece yarısı BDDK, şirketlerin kredi kullanımına ilişkin bir karar yayımladı. Bu karara göre 15 milyon ve üzeri döviz ve altın cinsi varlık bulunduran şirketler kredi kullanamayacak. Şirketler ya kredi kullanmaktan vazgeçecekler ya da enflasyona direnmekten vazgeçecekler. Şirketler TL’nin her gün daha da eridiği ortamda işleri döndürebilmek için elinde döviz tutar. Sorunun kaynağı kendisi ama o kendisini değiştirmek yerine kendisi dışında ne varsa değiştiriyor.” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin NATO genişlemesi için İsveç ve Finlandiya’ya koyduğu blokajı kaldırma kararına ilişkinde değerlendirmede bulunan Akşener, “İktidarın İsveç ve Finlandiya nezdinde herhangi bir somut gelişme olmaksızın attığı bu imza maalesef ülkemizin çıkarları ile bağdaşmayan bir tavizdir. Çünkü mutabakat metnine göre verilen sözlerin tutulması için oluşturulacak üçlü mekanizma İsveç ve Finlandiya NATO üyesi olduktan sonra devreye girecek öncesinde değil yani bu mekanizmanın işlememesi durumunda Türkiye elindeki NATO kartını kaybetmiş bir biçimde itirazlarını sürdürmek ve haklı davasını anlatacak muhatap aramak zorunda kalacak” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Akşener’in açıklamaları şöyle;

“”Dün gece AK Parti iktidarının İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyelik başvurusunda yönelik çekincelerini geri çektiğini ve üyeliklerine destek vereceğini öğrendik. 25 Mayıs’ta yani bundan 1 ay önce ülkemizin bu konuda iki önceliği olduğunu söylemiştik. Bunlardan birincisi Putin’in Rusyası’nın saldırgan dış politikasına karşı NATO ittifakını olabildiğince güçlendirmektir. İkinci önceliğimiz ise PKK’nın Avrupa topraklarından topyekün bütün unsurlarıyla silinip atılmasıydı. Ne var ki dün gece bu çok temel konulardaki beklentilerimizi karşılamaktan oldukça uzak olduğu görülüyor.

İktidarın İsveç ve Finlandiya nezdinde herhangi bir somut gelişme olmaksızın attığı bu imza maalesef ülkemizin çıkarları ile bağdaşmayan bir tavizdir. Çünkü mutabakat metnine göre verilen sözlerin tutulması için oluşturulacak üçlü mekanizma İsveç ve Finlandiya NATO üyesi olduktan sonra devreye girecek öncesinde değil yani bu mekanizmanın işlememesi durumunda Türkiye elindeki NATO kartını kaybetmiş bir biçimde itirazlarını sürdürmek ve haklı davasını anlatacak muhatap aramak zorunda kalacak.

Sayın Erdoğan ve arkadaşları açısından aldanma ve aldatılmak sıradan alışkanlıklar olsa da bu durum Türk milleti için kabul edilebilir değildir. İkinci konu ise ülkemizin PKK ile YPG-PYD arasında kurduğu ilişkinin mutabakat metninde özenle birbirinden ayrılmış olmasıdır. Türkiye’nin devlet politikası YPG-PYD ve PKK’nın aynı olduğu, yani aynı zehirli ağacın dalları olduğudur.

Ancak mutabakat metninin 5. paragrafı PKK terör örgütü olarak görülürken YPG ve PYD Türkiye’ye yönelik ulusal çıkar tehdidi olarak tanımlanıyor. Üstelik İsveç ve Finlandiya terör örgütlerine yapılan finans ve militan katılımlarını denetleme sözünü verirken yine 5. paragrafa işaret ediliyor. PYD ve YPG’yi bunun dışında tutuluyor yani PYD-YPG yönelik mali yardımlar mutabakat kapsamı dışında bırakılmış oluyor.

Ezcümle üst perdeden atılan kürsü nutukları her zaman olduğu gibi yine müzakere masasında verilen tavizler ile taçlandırılmış gibi gözüküyor ve yine ülke çıkarlarımız açısından son derece önemli bir fırsat sayın Erdoğan’ın dış politikayı iç politikaya malzeme yapma sevdası uğruna kaçırılmış gözüküyor. İYİ Parti olarak süreci takip etmeye devam edeceğiz mutabakat masasında atılan geri adımın Sayın Erdoğan ile Joe Biden arasındaki görüşme yansımalarını da ayrıca değerlendireceğiz.

“Böyle bir rezalete imza atmak bay krize nasip oldu”

Dış politikadaki bu üstün performansının yanında öngörü abidesi ekonomist Sayın Erdoğan inatla kafasının dikine gitmeye, yaptığı hataları da bir türlü kabullenmeye ülkemizdeki ekonomik krizi daha da derinleştirmeye devam ediyor.

Bütçe kanunu enflasyonun 9,8, doların da 9 olmasını öngörüyordu. Bugün enflasyon TÜİK’le bile yüzde 73,5 dolar kuru ise 17 liraya dayandı. Bunlara öngörü değil dilek diyebiliriz. Dünyanın hiçbir yerinde enflasyon 70 puan, kur oranı ise yüzde 100 sapan bir ülke göremezsiniz. Böyle bir rezalete imza atmak bay krize nasip oldu.

Bu teklif ek bütçe değil, ikinci bütçe teklifidir. Fatura enflasyon vergisiyle milletimize kesilecek. Bay kriz ve ekibinin beceriksizliğini yine milletimiz çekecek. Böyle bir faturanın enflasyonla boğuşan, artık sadece hayatta kalabilen milletimize kesilmesi zulümdür. Kriz o kadar derinleşti ki iktidar için milletin cebine el uzatmak da yetmiyor.

Geçtiğimiz hafta her zamanki gibi yine bir gece yarısı BDDK, şirketlerin kredi kullanımına ilişkin bir karar yayımladı. Bu karara göre 15 milyon ve üzeri döviz ve altın cinsi varlık bulunduran şirketler kredi kullanamayacak. Şirketler ya kredi kullanmaktan vazgeçecekler ya da enflasyona direnmekten vazgeçecekler. Şirketler TL’nin her gün daha da eridiği ortamda işleri döndürebilmek için elinde döviz tutar. Sorunun kaynağı kendisi ama o kendisini değiştirmek yerine kendisi dışında ne varsa değiştiriyor.

Bu karar bir sermaye kontrolüdür. Bu karar 1989’dan beri var olan sermayenin serbest dolaşımını kaldırmaktır. Bu karar ambargodur. Bazı dış güçler gelip, Türkiye’ye yatırımı engellemeye, ülkemizi döviz krizine sokmaya çalışsalardı böyle bir karar alırdı. Bu kararı hükümet aldı. Gerçekten ibretlik. Tam sermaye kontrolüne doğru gidiyoruz. Küçük yatırımcısına, vatandaşlarına kumpas kuran, güvenirliğini yitiren bu ekonomi yönetiminin ülkemize verebilecek hiçbir şeyi kalmamıştır.

“Bu millete parmak sallayamazsın”

Belli ki saraydaki lüks gözünü kör etmiş. Sen milletin verdiği yetkiyle oradasın. Senin bu millete ‘Satın dövizleri kredi vermem’ deme gibi bir hakkın yok. Çünkü Merkez Bankası da bu milletin. Bunların hiçbiri senin babanın malı değil. Bu millete parmak sallayamazsın. Çok dövize sıkıştıysan 500 milyon dolarlık uçağı sat. Bir kere de sen tasarruf etsen ne olur? Millete dövizini sat diyorsun, milletin sattığı dövizleri yandaşın cebine koyuyorsun. Döviz garantili ihaleleri TL’ye çevir.

Eğer dövize çok sıkıştıysan Nebati Bakan ile birlikte Edi ile Büdü gibi yönettiğiniz ekonomiyi işi ehline bırak. Merkez Bankası’nın görevini yapmasına izin ver, ekonomiye burnunu sokma. Sen bunları yapamazsın, o yüzden bir an önce seçim kararı al biz de kur nasıl düşermiş, faiz nasıl inermiş, enflasyon nasıl tek haneye inermiş sana gösterelim. 20 yıldır alamadığın dersi sana 1 yılda öğretelim.”

Geçtiğimiz hafta çayın ardından şekere de zam geldi. Türk Şeker’in açıkladığı zam kararıyla birlikte 50 kg’lik şekerin fiyatı 390 liradan 650 liraya, diğer marketlerde 550 liradan 750 liraya çıktı. Demek ki şeker fabrikalarını satar, ithalat yaparız demekle olmuyormuş. Devletin fabrikalarını üç kuruşa satınca ekonomide istikrar kalmıyormuş. Biz seni 4 sene önce ‘Şeker vatandır’ diye uyarmıştık. Kıskançlığının, Cumhuriyet’e düşmanlığının bugün memleketi getirdiği noktadan mutlu musun, huzurlu musun? Tatlı satan esnafların kaçının iflas edeceğini, kaçının dükkanını kapatacağını düşündün mü? Sen smoothy içmeye devam et.

“Bu iktidar bir sömürge valiliği iktidarıdır”

Bay kriz ve arkadaşlarının basiretsiz yönetimiyle yaşadığımız kriz çevre felaketleriyle de karşımıza çıkıyor. Erzincan İliç’te siyanür sızıntısı hepimizi dehşete düşürdü. Kirliliğin tespiti için bağımsız kurumların yapacağı testlerin sonuçlarını bekliyoruz. Geçen sene heyetimiz bölgeye gitti. Milletvekilimiz soru önergesi verdi.

İktidar uyarılarımızı dikkate almadı ve korkulan oldu. Nasıl oluyor da Fırat Nehri’nin yanı başında siyanürle altın aramaya izin veriliyor? Bu gruplar yol ve köprü, enerji, maden ihalelerinde var. İliç’te yaşanan felaketin kapısı yine 5’li çeteye çıkıyor. Vatan toprağını kupon arazi olarak gören zihniyetin siyanürle altın çıkarılmasına ses etmemesi doğaldır. Bu iktidar doların yeşilini doğanın yeşiline tercih eden rant iktidarıdır. Bu iktidar bir sömürge valiliği iktidarıdır. Haram, yalan, yolsuzluk düzenidir.

Sandık ufukta göründü. İktidarı devralmamıza, çok az kaldı. İYİ Parti, hakkı yenilen milyonların iktidarı olacak, ezilenlerin, umutları çalınan gençlerin, sesleri kısılmaya çalışılan kadınların iktidarı olacak.”

Paylaşın

Hazine’nin Dış Borcu Önceki Aya Göre 238 Milyar Lira Arttı

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) verilerini paylaşan CHP Milletvekili Süleyman Bülbül, “Hazine’nin iç ve dış borç stoku mayısta bir önceki aya göre 238,2 milyar lira daha artarak 3 trilyon 364 milyar liraya kadar yükseldi” dedi.

CHP) Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül, yaptığı yazılı açıklama ile Merkez Bankası’nın verilerini paylaştı. Bankanın 17 Haziran itibariyle brüt rezervin 101 milyar dolara düştüğünü kaydeden Bülbül, “AKP iktidarının kötü ekonomi politikası sonucu; elde edilen verilerin de ortaya koyduğu üzere hem ülke hem de vatandaş borç batağına batmış durumda. Türkiye’nin uluslararası yatırım açığı nisan ayında 2,3 milyar dolar küçülerek 236,8 milyar dolara geriledi” dedi.

‘Dış borç bir önceki aya göre 238,2 milyar lira daha arttı’

“Merkez Bankası’nın, brüt rezervinde 10-17 Haziran günleri arasında, 1,5 milyar dolarlık azalış oldu. 17 Haziran itibarıyla brüt rezerv 101 milyar dolara düştü. Brüt rezerv geçen yılın sonuna göre ise 10 milyar dolar azaldı. Swap borcu dahil net rezervi ise eksi 53,8 milyar dolar oldu” diyen Bülbül, “Hazine’nin iç ve dış borç stoku mayısta bir önceki aya göre 238,2 milyar lira daha artarak 3 trilyon 364 milyar liraya kadar yükseldi” bilgisini paylaştı.

Kur korumaları mevduat hesabı açanlara verilen faiz tutarına da değinen Bülbül, “Cumhurbaşkanlığı’nın TBMM’ye sunduğu ek bütçe kanunu teklifiyle, bütçe gelirleri 1 trilyon 80 buçuk milyar lira büyütülerek 2 trilyon 883 milyar liraya çıkarılıyor. Dolayısıyla başlangıçta yaklaşık 278 buçuk milyar lira olan bütçe açığı tahmini değişmiyor. 24 Aralık 2021’de 11,67 lira olan dolar kurundan 6 ay vadeli kur korumalı mevduat hesabı açanlar 6 aylık dönemde net olarak yüzde 48,9 oranında faiz elde ettiler” dedi.

Söz konusu faizin halkın cebinden çıktığını belirten Bülbül, “Son 6 haftada vatandaşların borçlarında 91 milyar liralık artış yaşandı” diye belirtti.

İcra dosyalarındaki artış

Evrensel’in aktardığına göre icra dairelerinde bulunan dosyaların artışına da dikkat çeken CHP’li Bülbül, “İcra dairelerinde derdest bulunan dosya sayısı son bir yılda bir milyon 485 bin adet artarak 24 Haziran itibarıyla 23 milyon 778 bine çıktı. Çiftçi, emekli, esnaf, genç borçlu memleket borçlu. Vatandaşın alım gücü kalmadı, enflasyon yüzde 200’lere dayanmış durumda. Memleket bu durumdayken Saray ve yandaşları hayal dünyasında yaşamaya devam ediyor. Ama vatandaş bunun hesabını sandıkta soracak, tek adam rejimini sandıkta ilk seçimde gönderecek” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Binali Yıldırım, Numan Kurtulmuş, Fuat Oktay Endişelerini İletti, Erdoğan Kapıyı Kapattı

Halk TV yazarı Barış Soydan, Binali Yıldırım, Numan Kurtulmuş ve Fuat Oktay gibi AK Parti’nin önemli isimlerinin ekonomi yönetimi konusunda endişeli olduğunu, ancak Erdoğan’ın değişiklik taleplerine kapıyı kapattığını aktardı.

Barış Soydan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ekonomi politikalarında ‘kesinlikle değişim olmayacağı’ yönündeki mesajlarını değerlendirdi .

“Dünyanın hiçbir yerinde ilişkisi kalmayan gösterge faiz-enflasyon dayatmasını tek kurtuluş reçetesi gibi önümüze koyanların bir kısmı zırcahil, bir kısmı ise alenen haindir.” – 27 Mayıs 2022.

“Kimse bizden şunu beklemesin, bu iktidar faiz artırmayacak, faizi düşürmeye devam edeceğiz.” – 6 Haziran 2022.

Erdoğan’ın bu mesajlarının muhatabının aslında çok da uzaklarda olmadığını belirten Soydan, edindiği bilgiler ve izlenimler doğrultusunda bu söylemlerin piyasalara değil, daha ziyade yakın çevresinden bazı isimlere yönelik olduğunu söyledi.

Soydan, “AKP=Tayyip Erdoğan diye düşünülüyor olsa da, ekonominin içinde bulunduğu duruma karşı karşısında iktidar partisi içinde hem şikayetlerin hem çözüm arayışlarının arttığı bir gerçek. Bu durum zaman zaman olası kabine ve kadro değişikliği senaryolarına da evriliyor” ifadesini kullandığı yazısına şöyle devam etti:

“İşte Erdoğan son dönemdeki katı mesajlarıyla aslında parti içindeki farklı görüşleri ve çekişmeleri bastırmayı hedefliyor.

AKP içerisinde ve Erdoğan’ın çevresinde nasıl bir dağılım ve bir bakıma kamplaşma var? Erdoğan’ın planı ne?

Önce ‘Endişeli ve giderek daha aktif’ olan gruptan bahsedelim. Kaynaklarıma göre Binali Yıldırım, Fuat Oktay ve AKP içerisinde bazı önemli isimlerin olduğu bir grup, ekonominin gidişatına ve seçimlerin kaderine ilişkin ciddi endişeler taşıyor. Bu grup hem parti merkezi hem teşkilatlarda hakim görüşü temsil ediyor. Ekonomide temel göstergelerin bozulduğunu, halkta ciddi refah kaybı yaşandığını ve sabır tavsiyelerinin artık kabul görmediğini ifade ediyorlar.

Mehmet Şimşek ve Murat Çetinkaya hatırlatması

Ekonomide geçmişte Binali Yıldırım’ın koordinasyon rolü üstlenerek zor dönemlerde krizleri önlediği, onun koordinasyonunda çalışan eski Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile dönemin Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya’nın aldıkları önlemlerle 2017 Referandumu ve 2018 seçimlerinin ucu ucuna da olsa kazanılmasını sağladığını hatırlatıyorlar. Binali Yıldırım’ın koordinasyonunda ekonomi politikalarında acil önlemler ve kadro değişimi dair önerilerin Erdoğan’a iletildiği belirtiliyor.

Erdoğan’ın son günlerde net ifadelerle verdiği ‘Ekonomi politikalarında değişim yok’ mesajlarını, bu arayışlara karşı bir duruş olarak değerlendirmek mümkün.

Kaynaklarıma göre Erdoğan cephesi de sanılanın aksine tek bir yapı ve bakıştan ibaret değil. 2018 seçimleri sonrasında Hazine ve Maliye Bakanlığını üstlenen Berat Albayrak, 2020 Kasımında istifasını vermesinden bu yana ortalarda görünmüyor. Bununla birlikte ekonomi yönetiminde Albayrak’a yakın çok sayıda ismin bulunduğu biliniyor. Ancak Albayrak’ın görevden ayrılma şekli ve kamuoyundaki olumsuz algı gibi nedenler sebebiyle Albayrak’ın olası bir değişiklikte ön planda olması çok olası görülmüyor.

‘Albayrak Nebati’den desteğini çekti’

Kaynaklarıma göre Albayrak’ın kısa süre önce büyük umutlarla yayınladığı kitabın beklenen etkiyi yaratamaması da bunda etkili. Yine de Albayrak, hem iktidar yakın medya hem Saray’daki danışmanlar aracılığıyla hâlâ denklemin içinde. Bu arada Albayrak’ın Bakan Nebati’den desteğini çektiği de konuşuluyor.

İktidar partisi içinde bir başka etkili figür, Numan Kurtulmuş. Kurtulmuş’un parti içerisinde kendisine yakın bir ekiple birlikte çalışıp zaman zaman Erdoğan’la konuları müzakere ettiği biliniyor. Kurtulmuş’un ekonomi yönetiminin değiştirilmesini istediği söyleniyor…

Erdoğan şimdilik değişik taleplerine kapıyı kapamış durumda. Ancak sonbahar aylarında ekonomide yaşanabilecek yeni fırtınanın Erdoğan üzerinde baskıyı artırabileceğini ve parti içerisinde de endişeleri çok yukarıya taşıyabileceği belirtiliyor.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

‘Altılı Masa’nın Adayını Açıklayacağı Tarih Kulislere Sızdı

Sözcü gazetesi yazarı Deniz Zeyrek’in bugünkü köşesinde aktardığına göre Akşener’in ev sahipliğinde yapılacak beşinci toplantının temel gündemini “aday” mevzusu oluşturacak. Liderlerin o gün “ortak aday” konusunu netleştirmesi bekleniyor.

Kılıçdaroğlu’nun ise yapılacak beşinci toplantıya son dönemde yaptırdığı kamuoyu araştırmalarının sonuçlarından oluşan bir raporla katılması bekleniyor.

“Edindiğim bilgiye göre o raporda, Meral Akşener’in sıkça ifade ettiği “13. Cumhurbaşkanı Millet İttifakı’nın adayı olacak” görüşünü destekleyen sonuçlar yer alıyor.” diyen Zeyrek, “Rapordaki bütün göstergeler, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın aday olacağı bir seçimi, her durumda kaybedeceğini gösteriyor.” ifadelerini kullandı.

CHP kulisleri hareketli

“Beşinci “Altılı Masa” toplantısında aday konusunda da ilginç bir karar çıkabilir.” diyen Zeyrek şu ifadeleri kullandı:

“CHP kulislerini yakından takip eden Politikyol.com Genel Yayın Yönetmeni Ali Haydar Fırat PolitikTV canlı yayınında ilginç bir kulis paylaştı.

Fırat’a göre, Millet İttifakı ortak aday belirleyecek ve adayın ismini 29 Ekim günü kamuoyuna duyuracak.

CHP’nin masaya getireceği raporda örtülü “aday Kemal Kılıçdaroğlu olmalı” mesajı da var gibi.

Ancak, öyle anlaşılıyor ki diğer beş lider ortak adayın Kılıçdaroğlu olması konusunda henüz hemfikir olmamış.

Altı parti de beşinci toplantıdan sonra 29 Ekim’e kadar kamuoyu yoklamalarını yoğunlaştıracaklar.

Millet İttifakı’nda Kılıçdaroğlu dışında Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu’nun adaylığı da gündemde. Akşener her ne kadar “Başbakan” olmak istese de ittifakın aday adayları arasında görülüyor.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Soğuk Savaş 2.0’a Doğru Gidiyoruz!

İspanya’nın başkenti Madrid, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) İttifakı için kritik bir zirveye ev sahipliği yapıyor. NATO’nun Stratejik Konsepti’nin kabul edilecek olması açısından zaten önemli olan zirve Rusya’nın 24 Şubat’ta Ukrayna’ya girmesiyle daha kritik bir hale geldi.

Stratejik Konsept belgesi NATO’nun uzun dönemli yol haritası niteliğini taşıyor ve yaklaşık her 10 yılda bir gözden geçiriliyor. Zirvenin gündeminde dört ana başlık yer alıyor. Bunlar; Rusya-Ukrayna Savaşı’nın etkileri ve Rusya tehdidine karşı alınabilecek yeni önlemler, NATO’nun Avrupa yapılanmasının güçlendirilmesi, Çin meselesi ve İsveç ile Finlandiya’nın NATO üyeliği.

Madrid’teki zirve devam ederken, Alman ordusu mensuplarını temsil eden Ordu Derneği’nin Başkanı Albay Andre Wüstner, ZDF televizyonunda yayınlanan Morgenmagazin programında dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

NATO’nun bir “paradigma değişikliği”nin eşiğinde olduğunu dile getiren Wüstner, İttifak’ın 1990’dan önce olduğu gibi bölge sorumluluğu günlerine döndüğünü, bazı NATO üyelerine İttifak’ın doğu kanadında belli bölgelerin tahsis edildiğini belirtti. Buna ek olarak operasyonel hazırlığın da güçlendiğini vurgulayan Andre Wüstner, gidişatın “aslında Soğuk Savaş 2.0’a doğru olduğu” söyleminde bulundu.

İspanya’nın başkenti Madrid’te düzenlenen NATO Zirvesi öncesinde açıklamalarda bulunan NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, İttifak’ın mukabele gücündeki asker sayısının 40 binden 300 bine çıkarılacağını duyurmuş, Almanya da bu kuvvete 15 bin askerle katkı sağlayacağını bildirmişti. Almanya’nın, söz konusu güce asker gönderen ülkeler arasında öncü rol oynayanlardan biri olduğunu ifade eden Ordu Derneği Başkanı, Alman ordusunun (Bundeswehr) bugünkü hali ile, İkinci Dünya Savaşı sonrası Alman tarihinin en küçük ordusu olduğunu ve bu açıdan Mukabele Gücü’ne böylesi bir katkı sunmanın kolay olmayacağını dile getirdi.

Yeniden silahsızlanma dönemine dönüş umudu

NATO’nun gücünü arttırma çabalarını, “inandırıcı caydırıcılık” oluşturarak diyaloğa temel hazırlamak olarak nitelendiren Wüstner, bunda başarılı ve etkili olunmasının önemine vurgu yaparak, orta ve uzun vadede yeniden silahsızlanma dönemine geçilmesini umduğunu ifade etti.

Alman hükümetinin bir süre önce aldığı kararla, orduya ek kaynak olarak ayıracağı 100 milyar euronun yeterli olmayacağını belirten Wüstner, Başbakan Olaf Scholz’un buna ek olarak, gayri safi yurt içi hasılanın yüzde 2’sini savunma harcamalarına ayırma sözünü hatırlattı.

Alman ordusunda yeniden zorunlu askerliğe geçişin şu an için gerekli olmadığını da dile getiren Andre Wüstner, bu konunun tartışılmasını ise doğru bulduğunu belirtti. Wüstner, bununla ilgili olarak “Bu yasama döneminde Alman ordusunu, yeterli sayıda personel bulabilecek kadar çekici kılamaz isek, yeniden zorunlu askerliğe dönmeyi tartışabiliriz” ifadesini kullandı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Economist’ten Dikkat Çeken Yazı: Erdoğan Eve Zaferle Dönüyor

Birleşik Krallık merkezli Economist dergisi, Madrid’deki Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) zirvesinde, Türkiye’nin veto tehdidini kaldırması ile sonuçlanan anlaşmayı “Erdoğan’ın zaferi” olarak yorumladı.

Derginin internet sayfasında yayımlanan yazıda, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın futbolcu geçmişine gönderme yapıyor.

Economist, Finlandiya ile İsveç’e veto tehdidi hamlesinin futboldaki gibi bir ‘profesyonel faul’ olduğunu yazdı:

“Türkiye’nin Cumhurbaşkanı uluslararası siyasette istediğini alabilmek için profesyonel faul yapmaktan kaçınmıyor. Geçen ay İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyeliğine çelme takma girişimi de, üstelik de Rusya böylesine bir tehdit ortamı yaratmışken, korkutucu olduğu kadar etkiliydi”

Madrid’deki NATO liderler zirvesi öncesinde yapılan görüşmede, İsveç ve Finlandiya’nın taahhütleri sonrası Türkiye, bu iki ülkenin NATO’ya üyelik başvurusunu destekleyeceği açıkladı.

Anlaşmayla İsveç ve Finlandiya’nın, terör örgütü olarak tanınan PKK ile mücadele ve YPG/PYD’ye destek vermeme taahhüdünde bulundukları kaydedildi.

‘ABD F-16’lar konusunda sıkı bir uyarı yaptı’

Economist dergisi, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in anlaşma için yürüttüğü çalışmalara Amerika’nın da perde arkasından baskı uygulayarak destek verdiğini yazdı:

“Stoltenberg, Amerika’nın çok da görünür olmayan perde arkası baskısından da yararlandı. ABD, Türkiye’yi, Kongre’de blokajındaki F-16 savaş uçakları alımını riske ettiği yönünde sıkı bir uyarı yapmışa benziyor”

Yazıda, üçlü muhtıradaki “sınır dışı ya da iade taleplerine” ilişkin bölüme de değiniliyor.

Anlaşmayla, İsveç ve Finlandiya’nın, insan haklarına bağlılık ve siyasi muhalifler için sığınma adresi olma konumlarının zayıflama riski taşıdığı yorumu yapılıyor.

“Erdoğan’ın otokrasiye sürüklenişi ve tüm muhaliflerini terörist olarak tanımlama yaklaşımı” olduğu yorumu da bu bölümde yer alıyor.

Üçlü muhtırada, İsveç ve Finlandiya’nın “YPG/PYD ve Türkiye’de FETÖ olarak tanımlanan örgüte destek sağlamayacakları” vurgulanarak Türkiye ile “bu terör örgütlerinin eylemlerini önlemek amacıyla iş birliğini artırmak üzerinde anlaştıkları” da belirtiliyordu.

Ayrıca “Finlandiya ve İsveç, Türkiye’nin beklemedeki sınır dışı ya da iade taleplerini süratle ve detaylı olarak ele alacaktır” denilerek, bu işlemlerin Avrupa Konvansiyonu uyarınca yapılacağı vurgulanıyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Ekonomiye Güven Haziranda Azaldı

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Haziran ayı ekonomik güven endeksi verilerini açıkladı. Buna göre endeks, Mayıs ayında 96,7 iken, Haziran ayında yüzde 3,3 oranında azalarak yüzde 93,6 olarak belirlendi.

Haber Merkezi / Bu, Mayıs 2021’den beri en düşük seviye. Bir önceki aya göre Haziran ayında tüketici güven endeksi yüzde 6,2 oranında azalarak 63,4 değerini, reel kesim (imalat sanayi) güven endeksi yüzde 2,2 oranında azalarak 104,6 değerini aldı.

Hizmet sektörü güven endeksi yüzde 1,7 oranında azalarak 119,6 değerini, perakende ticaret sektörü güven endeksi yüzde 2,3 oranında azalarak 118,7 değerini aldı. İnşaat sektörü güven endeksi ise yüzde 1,7 oranındaki artışla yüzde 83 olarak ortaya çıktı.

Tüketici güven endeksi neden önemli?

Aylık tüketici eğilim anketi ile tüketicilerin maddi durum ve genel ekonomiye ilişkin mevcut durum değerlendirmeleri ile gelecek dönem beklentileri, harcama ve tasarruf eğilimleri ölçülmektedir.

Anket sonuçlarından hesaplanan tüketici güven endeksi 0-200 aralığında değer alabilmektedir. Tüketici güven endeksinin 100’den büyük olması tüketici güveninde iyimser durumu,100’den küçük olması tüketici güveninde kötümser durumu göstermektedir.

Tüketici eğilimine ilişkin endekslerden, tüketimin finansmanı amacıyla borç kullanma ihtimali endeksinin artması iyimser durumu, azalması ise kötümser durumu göstermektedir.

Benzer şekilde tüketici fiyatlarının değişimine ilişkin düşünce ve beklenti endekslerinin artması tüketici fiyatlarında düşüş düşüncesini/beklentisini, azalması ise tüketici fiyatlarında artış düşüncesini/ beklentisini göstermektedir.

İşsiz sayısı beklentisi endeksinin artması işsiz sayısında azalma beklendiğini, endeksin azalması ise işsiz sayısında artış beklendiğini ifade etmektedir.

Paylaşın

Avrupa Uzay Ajansı: Güneş Fırtınaları Uyduları Batırıyor

Avrupa Uzay Ajansı (ESA) yetkilileri, Dünyanın manyetik alanını inceleyen Swarm uydusunu Güneş fırtınaları nedeniyle atmosfere battığını söyledi. ESA araştırmacıları, aracı bir manevrayla yükseltmek zorunda kaldıklarını ifade etti.

Uzay ajansından gelen açıklamada “Son 5, 6 yılda uydular yılda yaklaşık 2,5 kilometre batıyordu. Ancak geçen yılın aralık ayından bu yana neredeyse dalış yapıyorlar” ifadeleri yer aldı.

Ajansa göre aralık ve nisan arasında ölçülen düşüş hızı yılda 20 kilometreye denk geliyor.

Aslında uydular, yörüngedeyken normalde de belirli hızlarla atmosfere doğru sürükleniyor. Ancak dikkat çekici olan, son dönemde bu sürüklenmenin Güneş’teki aktivite nedeniyle anormal hızlara ulaşması.

Güneş’teki hareketlilik giderek artıyor

Gökbilimciler bu sürüklemenin yoğunluğunun Güneş aktivitesine, yani yıldızın yüzeyinde meydana gelen patlama ve radyoaktif püskürmelere bağlı olduğunu biliyor.

Öte yandan, Güneş’teki patlamaların birkaç yıl içinde daha da atması ve zirve noktasına ulaşması bekleniyor. Çünkü Güneş, şu anda hareketli bir evrede.

Yıldız her 11 yılda bir, sakin veya fırtınalı geçen bir döngüsünü tamamlıyor ve yenisini başlatıyor. Güneş’in 2019’da 25. döngüsüne girdiği biliniyor. Bu döngülerden sakin olanına, yani yıldızdaki patlamaların ve lekelerin minimum seviyeye indiği dönemlere “solar minimum” adı veriliyor.

Güneş lekelerinin arttığı ve patlamaların da sıklaştığı evrelerse “solar maksimum” diye adlandırılıyor.

2025’te şuanki solar maksimum evresi zirve noktasına ulaşacak. Bu nedenle bilim insanları özellikle 2025 civarında şiddetli patlamaların Dünya’yı etkilemesini bekliyor.

Uydular daha fazla sürtünmeyle karşı karşıya kalacak

Güneş’teki patlamaların artması, uzaya radyoaktif parçacıkların ve plazmaların savrulmasıyla sonuçlanıyor. Güneş rüzgarı diye de bilinen bu parçacıklar, Dünya’ya doğru yönelip atmosferle etkileşime girebiliyor.

ESA’nın Swarm misyon yöneticisi Anja Stromme, “Bu etkileşimin atmosferin yükselmesine neden olduğunu biliyoruz” ifadelerini kullanıyor:

Bu da daha yoğun hava katmanının yukarı doğru, daha yüksek irtifalara kayması anlamına geliyor.

Daha yoğun hava, uydular için daha yüksek sürtünme kuvveti demek. Yükselen atmosferin neden olduğu yoğunluk artışı, alçak yörüngedeki uyduların bir kısmının düşmesine neden olabilir.

Stromme, “Rüzgara karşı koşmak gibi” dedi.

Sürüklenme uyduları yavaşlatıyor ve yavaşladıklarında batıyorlar.

Stromme, yaklaşık 400 kilometrelik irtifa içindeki tüm uzay araçlarının sorun yaşayacağını belirtiyor.

Bu irtifa, Uluslararası Uzay İstasyonu’nu ve aynı zamanda son 10 yılda alçak Dünya yörüngesini dolduran yüzlerce uyduyu içeriyor.

Basit ve az maliyetli teknolojilere öncülük eden özel girişimcilerin ürünü olan bu uydular Güneş aktivitesine karşı özellikle savunmasız.

Stromme, “Bu yeni uyduların birçoğunun tahrik sistemleri yok” ifadelerini kullandı: Yörüngede daha kısa ömürleri olacak.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Mars’tan Alınan Örnekler, Ölümcül Organizmaları Beraberinde Getirebilir

NASA’nın uzay aracı Perseverance, Mars’ta olası yaşam belirtilerinin tespit edilmesi için örnek toplamayı sürdürürken, bazı bilim insanları bu çabalara mesafeli yaklaşıyor.

Mars’tan gelecek numuneleri Dünya’ya indirmek için projeler geliştiren uzay ajansı, görevin güvenlik riskini “son derece düşük” diye niteliyor.

Ancak bazı gökbilimciler ve uzay meraklıları, numunelerin Dünya’da ölümcül patojenlerin yayılmasına neden olabileceğini savunuyor.

NASA’nın kısa süre önce internet sitesinde başlattığı ankete katılan bir yorumcu, “Hiçbir ülke tüm gezegeni riske atmamalı” diye yazdı.

Katılımcıların çoğu, Kızıl Gezegen’den toplanacak numunelerin önce Dünya dışında, örneğin yörüngedeki bir laboratuvarda incelenmesini önerdi.

Scientific American dergisine açıklamalarda bulunan, astrobiyolog Barry DiGregorio da Mars numunelerinin Dünya’nın biyosferine zarar verme ihtimalini değerlendirmeye öncelik verilmesi gerektiğini ifade etti.

Uluslararası Mars Numune Teslimine Karşı Komite adında kar amacı gütmeyen bir kurumu yöneten DiGregorio’ya göre bunun en iyi yolu, numunelerin özel bir uzay istasyonunda veya Ay üssüne kurulacak bir araştırma laboratuvarında incelenmesi.

Bilim insanı ayrıca NASA’nın bu araştırmalarda yalnız olmadığına dikkat çekiyor. Örneğin Çin de Mars’tan toplanan malzemeleri doğrudan Dünya’ya getirmek için kendi görevlerini tasarlıyor.

DiGregorio, Çin’in bu araştırmalara dahil olmasından özellikle endişelendiğini aktardı.

“Numunelerin geri getirilmesi ulusal bir hedef olmamalı. Uzay yolculuğu yapan tüm ülkeler küresel bir çaba kapsamında verilerini gerçek zamanlı paylaşmalı” diyen bilim insanı sözlerini şöyle sürdürdü:

Aksi takdirde hiçbir ülke, diğerinin ne bulduğunu veya nasıl sorunlarla karşı karşıya kaldığını bilemez.

“Bunu çoktan bilirdik”

Öte yandan gökbilimcilerin önemli bir kısmı ve NASA’da görevli araştırmacılar, Mars’tan gelecek numunelerin burada herhangi bir sorun yaratmayacağından emin.

Astrobiyolog Steve Benner, “Mars’taki malzemeler Dünya için tehdit oluştursaydı bunu çoktan bilirdik” diye konuştu.

Buna göre Mars’a çarpan asteroitler genellikle gezegen yüzeyinden kaya parçalarını uzaya fırlatıyor. Böylece her yıl yaklaşık 500 kilogramlık Mars kayası Dünya’ya doğru yol alıyor.

Benner kendisinin de Mars’tan gelen bir asteroide sahip olduğunu ifade ediyor:

Dünya’da yaşamın ortaya çıkmasından bu yana 3,5 milyar yıldan fazla süre içinde, trilyonlarca kayaç benzer yolculuklar yaptı. Mars’ta mikrobiyota varsa ve Dünya’nın biyosferinde hasara yol açabiliyorsa bu zaten olmuştur. NASA’nın birkaç kilogram daha eklemesi fark yaratmaz.

Paylaşın