Türkiye’nin CDS Primi Neden Artıyor, Sonuçları Ne Olur?

Türkiye’nin beş yıllık kredi temerrüt takası (CDS) primleri 900’ü aşarak 2008 sonrası en yüksek seviyeye ulaştı. CDS değeri bir ülkeye borç verildiğinde temerrüt riskine karşı kendini sigortalamak isteyenlerin ödedikleri prim.

Arabanın kasko primi gibi düşünebiliriz. Eğer sürücünün riski artarsa ödenecek prim de artar. O nedenle CDS değerinin artması yatırımcılar gözünde temerrüde düşme olasılığının önemli ölçüde yükseldiğini gösteriyor ve ekonomimiz açısından ciddi bir kırılganlığı teyit ediyor.

Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selva Demiralp, Türkiye’nin CDS priminin neden arttığını ve bu artışın sonuçlarının ne olacağını BBC Türkçe’ye değerlendirdi.

CDS primi neden artıyor?

Politika hataları: Uzunca bir süredir makroekonomik kırılganlıklarımızı, uygulanan politikaların bu kırılganlıkları azaltmak şöyle dursun daha da artmasına neden olduğunu dile getiriyoruz.

Tüm dünya enflasyona karşı faiz artırırken önce “Biz yeni bir model deniyoruz, faiz indirince enflasyon da düşecek”, sonra “Aslında bu bilinçli bir tercihti, faiz artırsaydık enflasyon düşerdi ama biz büyümeyi tercih ettik” demek, karar alıcılar seviyesinde yaşanan büyük kafa karışıklığına işaret ederek piyasalardaki panik algısını artırıyor ve CDS primini artırıyor. Ne yöne gideceği belli olmayan, bir sonraki adımı tahmin edilemeyen bir ekonomide belirsizliklerin getirdiği kırılganlık ve riskler de yükseliyor.

Eğer enflasyon probleminiz varsa bununla faiz indirerek mücadele edemezsiniz. Hatada ısrar edilmesi, enflasyonun yarattığı sorunların bütçeden aktarılan kaynaklarla hafifletilmeye çalışılması bu sefer bütçe açığını artırıyor ve sonu görülmez politikalar yatırımcı güvenini sarsıyor.

Düşük faiz sadece enflasyon yaratmaz. Düşük faiz döviz talebini tetikler. Arzını azaltır.

Kuruyan döviz likiditesi giderek ekonomiyi durma noktasına getirirken alınan her yan önlem “Yine kalıcı bir adım atılmadı” algısı yaratarak endişeleri artırıyor. Çünkü düşük faiz politikasında ısrar edilmesinin yarattığı hasar artık geçici önlemlerle ötelenemeyecek boyutlara ulaşıyor. Bu nedenle gelen yan önlemlerin geçici rahatlatma etkisi de giderek kısalıyor.

Fed ve ECB faiz artışları: ABD Merkez Bankası (Fed) sene başından beri piyasaları şaşırtan bir hızla faiz artırım döngüsünde ileriyor. Temmuz ortasında gelen enflasyon verisinin beklentileri aşarak yüzde 9’lara ulaşması Fed’in yolun bundan sonrasında da ayağını frenden çekmeyeceğine dair inancı güçlendiriyor.

ECB kanadından da benzer açıklamaların yapılıyor olması ve 21 Temmuz’da yıllar sonra ilk faiz artışının beklenmesi uluslararası piyasalarda paranın ana vatanına dönerek likidite kaynaklarının kurumaya devam edeceğini gösteriyor ve risk primimizi yükseltiyor.

Global resesyon ve ihracat pazarlarımızda daralma: Büyük merkez bankaları faiz artışlarına devam ederken bir yandan da pandemi ve Rusya savaşı kaynaklı arz sorunları devam ediyor. Bu neden önemli? Çünkü enflasyonun sebebi sadece talep kaynaklı olsaydı, belki o zaman becerikli ve kredibilite sahibi merkez bankaları uygun bir hızda gelecek faiz artışları ile resesyon yaratmadan da bu talebi makul seviyelere çekmeyi ve enflasyonist baskıyı bertaraf etmeyi becerebilirlerdi.

Ancak enflasyonun içinde arz faktörleri de varsa ve bu faktörler enflasyon beklentilerini bozmaya devam ediyorsa o zaman talebi makul seviyelere çekmek için gerekli faiz artışı enflasyonu aşağı çekmeye yetmez. O noktada “talebi öldürerek” yani resesyon yaratarak enflasyonu düşürebilirsiniz. Şu anda Batılı merkez bankaları tercihlerinin bu olacağını net bir şekilde ifade ettiler.

Ticaret ortaklarımızın resesyon pahasına enflasyonla mücadeleyi tercih etmeleri ise bizim açımızdan hem ihracat pazarlarımızın daralması hem de enflasyon yurtdışında devam ettiği sürece içeriye ithal edilecek enflasyon anlamına geliyor. Bu durum cari açığın yükselmesi, döviz gelirlerimizin azalması, ve makroekonomik kırılganlıklarımızın artması anlamına geldiğinden CDS primini de yukarı itiyor.

CDS priminin artmasının sonuçları ne olur?

  • Kamunun ve özel sektörün dış borçlanma maliyetleri CDS primine paralel olarak artar.
  • Burada kendini besleyen bir döngü oluşur. Borçlanma maliyetinin artması döviz girişini azalttığı için dış borcu ödemeyi zorlaştırır. Bu da riski daha da çok yükseltir.
  • Döviz girişinin azalması içerideki likidite krizini daha da derinleştirirken enflasyonist baskıları artırır.

Borçların çevrilememesine dair çok önemli bir uyarı niteliği taşıyan CDS göstergesinin ulaştığı tehlikeli seviyeyi çok ciddiye almak ve en kısa zamanda dünyaca kabul görmüş politikalarla (ve tüm dünyada olduğu gibi) enflasyon problemini öncelik haline getirmek gerekiyor.

Denenmemiş ve literatürde karşılığı olmayan politikalarla daha fazla zaman kaybetmemeliyiz. İçinde bulunduğumuz krizden çıkmanın başka bir yolu yok.

Paylaşın

Alkol, 40 Yaş Altındakilerin Sağlığı İçin İyi Değil

ABD’deki Washington Üniversitesi’nde görev yapan bilim insanları, dünyadaki hastalık ve ölüm nedenlerine ilişkin yapılmış en geniş kapsamlı araştırmanın sonuçlarını yayınladı.

Alkolün gençlerin sağlığına hiçbir yararı olmayıp aksine ciddi sağlık sorunları meydana getirebildiğini vurgulayan bilim insanlarına göre, 40 yaş ve üzeri insanlarda az miktarda alkol tüketimi kimi faydalar sağlayabiliyor.

Dünyadaki hastalık ve ölüm nedenlerine ilişkin en kapsamlı verileri üreten Global Burden of Diseases (Hastalıkların Küresel Yükü) isimli proje kapsamında dört yıl önce yürütülen incelemeler, ara sıra içki içmenin bile sağlığa zararlı olduğunu göstermiş ve uzmanlar, hükümetlerin insanlara alkolden tamamen uzak durmalarını tavsiye etmesi gerektiğini ileri sürmüştü.

Ancak küresel çapta toplanan verileri analiz eden uzmanlar, genç insanların alkol tüketiminden yaşlı insanlara göre daha fazla zarar gördüğünü belirledi. Buna göre, herhangi bir kronik rahatsızlığı bulunmayan 40 yaş üzeri bireylerde günde bir küçük bardak kırmızı şarap gibi sınırlı bir miktarda alkol tüketimi, kalp damar hastalıklarından korunmada, felç ve diyabet riskini azaltmada faydalı olabilir.

Lancet dergisinde yayınlanan araştırma sonuçları, alkol tüketiminin neden olduğu hastalık risklerine dair coğrafi bölge, yaş, cinsiyet ve yıla göre veri sağlayna ilk bulgular oldu.

Bilim insanları, alkol tüketimine dair dünya çapında yapılacak uyarıların, alkolden zarar görme konusunda en büyük risk altında olan 15-39 yaş arası erkekler için en katı şeklide, yaş ve yaşanılan yer faktörleri de gözetilerek yapılması gerektiğini belirtti.

‘Gençler içki içmemeli, ancak yaşlılar az miktarda içkiden fayda görebilir’

Washington Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde görev yapan, araştırmanın baş yazarı Dr Emmanuela Gakidou, “Mesajımız basit: Gençler içki içmemeli, ancak yaşlılar az miktarda içkiden fayda görebilir. Genç yetişkinlerin içki içmekten kaçınacağını düşünmek gerçekçi olmasa da, herkesin kendi sağlığı hakkında bilinçli kararlar alabilmesi için en doğru ve güncel bilgileri edinmesinin önemli olduğunu düşünüyoruz” dedi.

204 ülkedeki içki alışkanlıklarını inceleyen araştırmaya göre dünyada 2020 yılında 1.34 milyar insan zararlı sayılabilecek miktarda alkol tüketti. Zararlı miktarda içki içenlerin yüzde 59’u 15-39 yaş arasındaki kişlerden oluştu. Raporda söz konusu gruba alkol tüketiminin hiçbir fayda sağlamakla kalmayıp, yaralanma, trafik kazası, intihar ve cinayet gibi riskleri de beraberinde getirdiği vurgulandı. Zararlı miktarda içki içenlerin dörtte üçünü erkekler oluşturdu.

Paylaşın

Fenerbahçe’nin Şampiyonlar Ligi Kadrosu Belli Oldu

Fenerbahçe, Şampiyonlar Ligi ikinci ön eleme turunda Ukrayna ekibi Dinamo Kiev ile karşılaşacak. 20 Temmuz’daki maç, Ukrayna’daki savaş nedeniyle Polonya’nın Lodz kentindeki Miejski Stadı’nda oynanacak.

Fenerbahçe’nin Dinamo Kiev maçı öncesinde UEFA’ya gönderdiği isim listesi belli oldu. Sarı-lacivertli ekibin listesinde; Kim Min Jae, Tisserand, Gustavo, Samatta, Lemos, Caulker, Meyer, Nazım Sangare, Çağtay Kurukalıp ve Tiago Çukur yer almazken yeni transferlerden Arao, Lincoln, Joshua King, Emre Mor ve Bruma dahil edildi.

Fenerbahçe’nin UEFA’ya bildirdiği 25 kişilik kadro şu isimlerden oluşuyor: Altay Bayındır, Ertuğrul Çetin, Serdar Aziz, Novak, Szalai, Arao, Ferdi Kadıoğlu, Mert Hakan Yandaş, Rossi, Valencia, Pelkas, Joshua King, İrfan Can Kahveci, Lincoln Henrique, Bruma, Arda Güler, Zajc, Crespo, Burak Kapacak, İsmail Yüksek, Emre Mor, Berisha, Serdar Dursun, Osayi-Samuel, Muhammed Gümüşkaya.

Öte yandan Fenerbahçe, Dinamo Kiev maçının hazırlıklarını Can Bartu Tesislerinde yaptığı antrenmanla sürdürdü.

Teknik Direktör Jorge Jesus yönetiminde gerçekleştirilen antrenman, salonda yapılan kuvvet ve dayanıklılık çalışmalarıyla başladı. Ardından sahaya geçen futbolcular koşu ve ısınma hareketlerinin ardından 2 gruba ayrılarak 5’e 2 top kapma ve pas çalışmaları yaptı. Antrenman, taktiksel çalışmalarla tamamlandı.

Mert Hakan Yandaş ile Luiz Gustavo, özel program dahilinde çalıştı. Fenerbahçe, Dinamo Kiev maçı hazırlıklarını 16 Temmuz Cumartesi günü yapacağı çalışmayla sürdürecek.

Paylaşın

Vatandaşların Ödeyemediği Banka Borcu 30,5 Milyar TL’ye Ulaştı

Türkiye’nin içinde bulunduğu tarihi ekonomik kriz giderek derinleşirken, veriler de bunu teyit ediyor. Ülkede yükselen enflasyon ve düşen alım gücü vatandaşı anlık ihtiyaçlarını karşılayacakları düşük limitli ihtiyaç kredilerine yönlendirirken, kredi kartlarını da içeren bireysel kredi borçları alarm vermeye başladı.

Sözcü’den Mehtap Özcan Ertürk’ün haberine göre; bireysel kredi kartlarını da içeren bireysel kredilerde tasfiye olunacak alacaklar bir önceki yıla göre yüzde 55 artış ile 30,5 milyar TL oldu.

Borcunu ödeyemediği için yasal takibe düşen kişi sayısı ise mayıs 2022 itibarıyla 4 milyon 147 bin 977’ye ulaştı. Bireysel kredi kartı borcundan dolayı yasal takibe intikal etmiş kişi sayısı 2022 yılı Ocak-Mayıs döneminde 403 bin kişi oldu. Bireysel kredi borcundan dolayı yasal takibe intikal etmiş kişi sayısı ise aynı dönemde 513 bin kişi oldu.

Bireysel kredi veya bireysel kredi kartı borcundan dolayı yasal takibe intikal etmiş kişi sayısı Ocak-Mayıs 2022 döneminde 748 bin 437 kişi oldu. Bu sayı 2021 yılının aynı döneminde 408 bin 913 kişiydi. Böylece bireysel kredi ve bireysel kredi kartı borcunu ödememiş kişi sayısı Mayıs 2022 itibarıyla 4 milyon 147 bin 977’ye ulaştı. Ayrıca uzun vadeli ve küçük taksitli borç kapama kredileri tüketicilerin ilk tercihiyken, bunun yerini anlık küçük ihtiyaçları karşılayan limitler aldı.

“Günü kurtarmak için kredi kullanılıyor”

Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Risk Merkezi nisan ayı raporuna göre, takipteki krediler hariç bireysel kredi kullanan kişi sayısı son bir yılda yaklaşık 1,6 milyon kişi artarak 36,1 milyon kişiye ulaştı. Borçlu kişilere ait ortalama kredi bakiyesi ise 31 bin 500 TL’ye çıktı.

Kredi danışmanlık hizmeti veren İnteraktif Kredi’de Krediler Birimi Müdürü Zehra Tükenmez, kullandırılan bireysel kredilerin yüzde 60’ının ihtiyaç kredisi olduğuna işaret ederek, “Bu durum vatandaşın araç, konut gibi taşınmaz satın almaktan ziyade anlık ihtiyaçları ve günü kurtarmak için kredi kullanmayı tercih ettiği gibi bir çıkarım yapmamıza sebep oluyor. Tüketici kredilerinde limitler 150.000 TL civarına kadar çıkabiliyorken şimdi bu limitler 50.000-70.000 TL arasında kalıyor” dedi.

Paylaşın

Lahey’de ‘Ukrayna’daki Savaş Suçları’ Zirvesi

Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’nin, Ukrayna’daki savaş suçlarının yargılanması amacıyla eski Yugoslavya ve Ruanda benzeri bir özel mahkeme kurulması önerisi, Hollanda’nın Lahey kentindeki uluslararası konferansa kabul görmedi.

Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi daimi üyesi Rusya’nın veto olasılığı, böyle bir mahkeme oluşumunu neredeyse imkansız kılıyor.

Bunun yerine, yaklaşık 50 ülke, Ukrayna’daki savaş suçlarının araştırılması için para ve uzman desteği sözü verdi.

Hollanda’nın öncülüğünde, Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) ve Avrupa Komisyonu işbirliği ile Perşembe günü Lahey’de “Ukrayna Hesap Verebilirlik Konferansı” düzenlendi.

BM üyesi yaklaşık 50 ülkeden üst düzey temsilcilerin katıldığı konferansta, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy de, video konferans aracılıyla bir konuşma yaptı.

Zelensky, Ukrayna’daki savaşın, 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’daki en büyük saldırganlık eylemi olduğunu belirterek, bu nedenle Nürnberg Mahkemesi benzeri özel bir yargı mekanizması oluşturulması önerisinde bulundu.

Konferansa katılan Ukrayna Başsavcısı Irina Venediktova’ya göre, şimdiden yaklaşık 23 bin savaş suçu ihbarı yapıldı.

Ukraynalı başsavcı, “Buna her gün 200 ila 300 kişi daha ekleniyor. Şu anda en az 600 şüpheli tespit edildi ve 127’si hakkında cezai işlem başlatıldı. Altı asker zaten hüküm giydi” dedi.

Venediktova, uluslararası kamuoyunu bir an önce adım atmaya çağırdı.

Konferansa ev sahipliği yapan Hollanda Dışişleri Bakanı Wopke Hoekstra da, eski Yugoslavya ve Ruanda’da olduğu gibi, Ukrayna konusunda da bir uluslararası savaş mahkemesi kurulmasına sıcak bakıyor.

Rus vetosu

Ancak konferansa katılan üye ülkelere göre, bu çok da kolay bir adım değil. BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi Rusya’nın böyle bir mahkemeyi veto etmesine kesin gözüyle bakılıyor.

Rusya olmadan bir mahkeme kurmak teorik olarak mümkün ancak bu hem çok uzun bir süreç hem de Moskova’nın desteği olmadan yargılama yapmak neredeyse imkansız.

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu’nun adaletten sorumlu yüksek temsilcisi Didier Reynders, tüm şüphelilerin yargılanmasının onlarca yıl sürebileceğini düşünüyor.

Ancak bu konuda karamsar olmadığını vurgulayan Reynders, Ruanda’da 28 yıl önce yaşanan katliamla soruşturmanın hala devam ettiğine işaret ederek, bütün sorumluların, hayatlarının sonuna dek yargılanabileceklerini söyledi.

Hollanda Dışişleri Bakanı Hoekstra da böyle bir mahkeme kurmanın kolay olmayacağını belirterek. “Rusya buna karşı koymaya çalışacak, ancak biz de kaynaklarımızı buna adamaya uğraşacağız” diye konuştu.

Hollandalı bakan, yalnızca Rus savaş suçlarının yargılanmayacağını, Ukraynalı askerler tarafından işlenen savaş suçlarının da soruşturulabileceğini dike getirdi.

Hoekstra, “Ancak saldırıdan açıkça sorumlu olan bir taraf var, o da Rusya” dedi.

Konferansa katılan ülkeler, Ukrayna soruşturma ve cinsel şiddet mağdurlarına psikososyal destek amacıyla Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne 20 milyon euro yardım sözü verdi.

Katılımcı ülkeler, savaş suçlarını araştırmak için gerekli delilleri toplamak için Ukrayna’ya adli tıp uzmanı göndermeyi de benimsedi.

Ukrayna, 2 ay önce Polonya, Litvanya, Estonya, Letonya ve Slovakya ile birlikte Rusya’nın işlediği savaş suçlarını araştıran Ortak Soruşturma Ekibi oluşturdu.

Bu soruşturma ekibi, Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) tarafından destekleniyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

ABD’den Türkiye’ye F-16 Satışını Kısıtlayan Karar

ABD Temsilciler Meclisi, F-16’ların Türkiye’ye satışını kısıtlayan yasa tasarısını onayladı. Demokrat Chris Pappas ve Cumhuriyetçi Frank Pallone tarafından sunulan ve Türkiye’ye yeni F-16 savaş uçakları ile F-16 modernizasyon kitlerinin satışını kısıtlayan yasa tasarısı Temsilciler Meclisi’nde yapılan oylamada 244’e karşı 179 oyla kabul edildi.

Yasa tasarısı ile Türkiye’ye yönelik F-16 satışlarına, ABD Başkanının söz konusu satışların ulusal çıkarlara uygun olduğunu onaylaması ve Yunan hava sahasının ihlal edilmeyeceğini dair garanti verilmesi şartı getiriliyor.
Tasarı, ABD Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon) 2023 bütçesini içeren Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasa (NDAA) tasarısına eklenecek. ABD Başkanı Joe Biden’ın veto hakkı bulunuyor.

Biden, F-16’ların Türkiye’ye satılmasına destek vermişti

ABD Başkanı Joe Biden, İspanya’nın başkenti Madrid’de geçtiğimiz ay yapılan NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nin ardından düzenlediği basın toplantısında, ABD’nin Türkiye’ye F-16 savaş uçaklarının satışını sağlaması gerektiğini söylemiş, “F-16’ları Türkiye’ye satmamız gerekiyor. Bunun tersi çıkarımıza olmaz” demişti.

ABD Dışişleri Bakanlığı, Kongre’ye mektup göndermişti

Türkiye, geçtiğimiz yıl ekim ayında ABD’den 40 adet Lockheed Martin yapımı F-16 savaş uçağı ve mevcut savaş uçakları için 80’e yakın modernizasyon kiti satın almak istediği yönünde talepte bulunmuştu. Geçtiğimiz mart ayında ise ABD Dışişleri Bakanlığı, ABD Kongresi’nin söz konusu F-16 satışı hakkında mektup göndermiş ve söz konusu satışın ABD çıkarlarına uygun olduğu belirtilmişti.

Bakanlık, Kongre’ye gönderdiği tavsiye mektubunda, Biden yönetiminin Türkiye’ye potansiyel F-16 savaş uçağı satışının ABD’nin ulusal güvenlik çıkarlarıyla uyumlu olacağını ve aynı zamanda NATO’nun uzun vadeli birliğine hizmet edeceğine inandığını aktarmıştı.

Mektupta, “Biden yönetimi, Türkiye ile uygun ABD savunma ticaret bağlarının, ABD ulusal güvenliği, ekonomik ve ticari çıkarlarının yanı sıra, uzun vadeli NATO ittifakı birliği ve çıkarları için de gerekli olduğuna inanıyor” ifadeleri kullanılmıştı.

Paylaşın

TTB: Vaka Artışı Çok Fazla, Önlemler Geri Gelmeli

Sağlık Bakanlığı’nın haftalık Kovid-19 verilerine vaka sayılarında artışın devam ettiği gözlemlendi. Verileri değerlendiren Türk Tabipleri Birliği İkinci Başkanı Ali İhsan Ökten, “Artış çok fazla. Çok hızlı bir yükseliş var. Acilen birtakım tedbirler almak lazım” dedi.

Sağlık Bakanlığı’nın haftalık Kovid-19 verilerine göre vaka sayılarının geçen haftaya göre iki kat arttığı görüldü. 4-10 Temmuz’da 117 bin 95 kişinin testi pozitif çıktı, 31 kişi yaşamını yitirdi, iyileşenlerin sayısı ise 61 bin 47 oldu. Önceki hafta vaka sayısı 57 bin 113, yaşamını yitirenlerin sayısı ise 25 olarak açıklanmıştı. Türkiye’de ilk Kovid-19 vakasının belirlendiği 11 Mart 2020’den bu yana görülen vaka sayısı 15 milyon 297 bin 539’a yükselirken 99 bin 88 kişi yaşamını yitirdi.

“Sonbaharda ciddi yükseliş bekleniyor”

Verileri Cumhuriyet’e değerlendiren Türk Tabipleri Birliği (TTB) İkinci Başkanı Ali İhsan Ökten, “Artış çok fazla. Çok hızlı bir yükseliş var. Önlem almak gerekir ama iktidar bu yönde bir açıklama yapmadı. Acilen birtakım tedbirler almak lazım. En başta maske, mesafe, hijyen gibi kişisel koruyucu tedbirlere yeniden dönmek geliyor. Aşılama hızı mutlaka artırılmalı. Sağlık Bakanlığı konuya daha ciddi yaklaşmalı. Gidişat ne yazık ki daha kötü olabilir. Ölüm sayılarında artış var. Sonbaharda ciddi yükseliş bekleniyor. Bunların hepsini değerlendirdiğimizde, önümüzdeki süreç ciddi geçebilir” dedi.

TTB Genel Sekreteri Vedat Bulut ise “Beklenen bir şeydi. Önlemler çok hızlı gevşetildi. Dünya Sağlık Örgütü pandeminin bitişini ilan etmeden Türkiye, önlemleri kaldırarak vaka sayısının artmasına neden oldu. Bu, sonbahara girişte kat be kat artar. Bu dönemde yine maske, mesafe, hijyene çok dikkat etmek gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

ABD: Türkiye’nin Herhangi Bir Operasyonuna Kuvvetle Karşıyız

ABD yönetiminden üst düzey yetkililer, Türkiye’nin yakında Suriye’nin kuzeyinde yeni askeri operasyonlar başlatacağına ilişkin haberlerden duydukları kaygıları kamuoyuyla paylaşarak böylesi bir girişimin bölgedeki ABD güçlerini tehlikeye atacağı ve DAİŞ’e karşı mücadelede felaketli sonuçlar doğuracağı konusunda uyarıyorlar.

Amerika’nın Sesi’nde (VoA) yer alan habere göre Türkiye’nin, Mayıs sonundan bu yana Türkiye-Suriye sınırının Suriye tarafında mevcut 30 kilometre derinliğindeki güvenlik bölgesini genişletme tehdidi üzerine Washington ile Ankara arasında başlayan görüşmelerin “Ankara’nın kılıç sallamaları”nı durduramaması ABD’li yetkilinin harekata itirazlarını doğrudan doğruya kamuoyu üzerinden dile getirmelerine yol açtı.

Savunma Bakan Yardımcısı: “Bu harekattan DAİŞ yararlanacak”

Savunma Bakan Yardımcısı Dana Stroul çarşamba günü Washington’da düzenlenen bir forumda, “Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine yönelik herhangi bir operasyonuna şiddetle karşı çıkıyoruz ve Türkiye’ye itirazlarımızı açıkça belirttik” dedi ve “Bu harekattan DAİŞ yararlanacak,” diye ekledi

Stroul ve diğer ABD’li yetkililerin kaygılarının kaynağında DAİŞ’in kuzeydoğu Suriye’deki derme çatma hapishanelerde tutulan ve ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri (SDG) tarafından korunan 10 bin muharibi kurtarmak üzere harekata girişmeye niyetli olduğunu ilişkin istihbarat raporları var.

Stroul, “DAİŞ, muharip unsurların tutulduğu gözetim kamplarında kalanları, ordusunun yeniden kuruluşunu sağlayacak nüfus olarak görüyor” dedi.

Stroul “SDG’nin kuvvetlerini bir hava harekatından ya da karadan gerçekleşecek bir seferden korumak için kuzeye yığması halinde göazltı merkezlerini koruyacak SDG’li kalmaz” diye düşünüyor.

DAİŞ’in Ocak’ta ayında Haseke’deki El Sina hapishanesinden 4 bin muharibi kurtarma girişiminin başarısızlığa uğratılması ancak SDG’nin ayaklanmayı bastırmak için ABD jetleri, saldırı helikopterleri ve kara kuvvetlerinin yardımıyla 10 bin kişilik bir kuvvet toplamasıyla mümkün olabilmişti.

Gene de, yalnızca on-onbeş deneyimli muharibi kaçırabilmiş olmakla birlikte, bu harekat DAİŞ’te SDG’nin bir TSK seferiyle karşı karşıya kalması halinde  taktiğinin işe yarayacağına dair umutlar uyandırdı.

“Ankara’nın yeni harekatı ABD güçlerini riske atacak”

SDG’yi DAİŞ’le mücadelede etkili bir ortak olarak gören ABD’nin aksine, Türkiye SDG’yi bir “terör örgütü – hem Ankara’nın hem de Washington’un terör örgütü olarak gördüğü Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK)- Suriye kolu olarak görüyor.

Stroul, ABD’nin Türkiye’nin Suriye ve Irak’taki PKK faaliyetleri hakkında meşru endişeleri olduğunu tanıdığını ve Pentagon’un “bu faaliyete karşı koymak için Türkiye ile çalışmaya devam edeceğine” söz verdiğini söyledi.

Bununla birlikte, Türkiye’nin yeni bir harekatının çok uç bir adım olacağı konusunda uyardı.

Stroul, “Böyle bir operasyon[un], [küresel] koalisyonun DAİŞ’e karşı seferber ettiği ABD güçlerini riske at[acağı] ve Suriye’ye daha fazla şiddet getirece[ği]”ne ilişkin olasılıklar konusunda uyardı.

Stroul “SDG, eğer bu tür bir baskı altında bırakılırsa, düşmanlarımızın ellerine itilecek” diyerek, SDG’nin Suriye, Rusya ve hatta İran ile işbirliği olasılıklarını ima etti.

500 bin insan daha yerinden olabilir

Aynı forumda konuşan ABD Dışişleri Bakanlığı terörle mücadele koordinatörü Timothy Betts de Stroul’un kaygılarına katıldığını söyledi.

ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) da benzer biçimde, Türkiye’nin saldırısının insani krizleri daha da şiddetlendireceği kaygısını dile getirdi.

USAID’in Orta Doğu’dan sorumlu müdür yardımcısı Andrew Plitt “500 bin kişinin daha yerinde edilmesi olasılığı var” dedi.

ABD ve DAİŞ güçlerinin durumu

ABD’nin Suriye’de yaklaşık 900 askeri var ve bunların çoğu kuzeydoğuda bölgedeki IŞİD hücrelerini hedef alan SDG’yi destekliyor.

ABD ve diğer BM üye ülkelerinden gelen istihbarat tahminlerine göre, DAİŞ’in Suriye ve Irak’ta, çoğu uzak bölgelerde küçük hücreler halinde faaliyet gösteren 6 bin ila 16 bin arasında muharip gücü var.

Beyaz Saray İç Güvenlik Danışmanı Yardımcısı Joshua Geltzer’e göre “DAİŞ canlanma çabasında.” “Grup şu anda küçük ceplerde faaliyetlerini sürdürüyor ve en azından bazı bölgeleri kontrol altında tutmaya uğrşaıyor.”

Geltzer, DAİŞ’in bu yıl Suriye ve Irak’ta en az 350 saldırıyı hedeflediğini ve Suriye ve Irak’taki liderliğinin hala dünyanın dört bir yanındaki bağlantıları üzerinde etki yaratabileceği ve finansal kaynakları paylaşabileceğine ilişkin kanıtlar bulunduğunu söyledi.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Fitch, Türkiye Varlık Fonu’nun Kredi Notunu B+’dan B’ye Düşürdü

Kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, Türkiye’nin kredi notunun ardından Türkiye Varlık Fonu’nun (TVF) kredi notunu da düşürerek B artıdan B’ye çevirdi. Görünümün de negatif olduğu belirtildi.

Fitch, yaptığı açıklamada TVF’nin Uzun vadeli Yabancı Para ve Uzun vadeli Türk Lirası görünümünü B artıdan B2’ye düşürdüğünü duyurdu. Kurum, TVF’nin Yabancı Para ve Uzun vadeli Türk Lirası görünümünü 18 Şubat’ta BB eksiden B artıya düşürmüştü.

Fitch, Türk hükümetine kredi sağlayan TVF’nin ülkesel değerlendirmeyle eşitleme kararını, fonun devletle sıkı bağlantısı bulunan ve devlet tarafından desteklenen bir teşvik olmasına bağladı.

Türkiye’nin kredi notunu 8 Temmuz’da B artıdan B’ye düşüren Fitch, TVF’nin notunu da aynı seviyeye indirdi.

Türkiye hükûmeti tarafından 2016 yılında “sermaye piyasalarında araç çeşitliliği ve derinliğine katkı sağlamak, yurt içinde kamuya ait olan varlıkları ekonomiye kazandırmak, dış kaynak temin etmek, stratejik, büyük ölçekli yatırımlara iştirak etmek” amacıyla kurulan TVF devletin sahipliği ve yönetimi altında çeşitli finansal varlıklara yatırım yaparak şirketlerin gelirini artırmayı hedefliyor.

Türkiye Varlık Fonu ne zaman kuruldu?

Türkiye Varlık Fonu Yönetimi Anonim Şirketinin Kurulması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 26 Ağustos 2016 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Türkiye Varlık Fonu’nun amacı nedir?

Başbakanlığa bağlı, ana faaliyet konusu fonların kurulması ve yönetimi olan, sermaye piyasalarında araç çeşitliliği ve derinliğine katkı sağlamak, yurt içinde kamuya ait varlıkları ekonomiye kazandırmak, dış kaynak temin etmek, stratejik, büyük ölçekli yatırımlara iştirak etmek için Türkiye Varlık Fonu ve bu fona bağlı alt fonları kurmak ve yönetmek üzere Türkiye Varlık Fonu Yönetimi Anonim Şirketi kuruldu.

Türkiye Varlık Fonu’nun kaynağı ne?

Türkiye Varlık Fonu’nun kaynakları, Özelleştirme Yüksek Kurulunca özelleştirme kapsam ve programında bulunan ve fona devrine karar verilen kuruluş ve varlıklarla Özelleştirme Fonu’ndan fona aktarılmasına karar verilen nakit fazlasından oluşuyor. Gerçekleştirilen faaliyetler neticesinde elde edilen, tescile tabi olabilen diğer her türlü değer, ilgili siciline veya kütüğüne Türkiye Varlık Fonu adına tescil edildi.

Paylaşın

TCMB Rezervleri 2002’den Beri En Düşük Seviyede

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından yayımlanan haftalık verilere göre, net uluslararası rezervler 8 Temmuz itibarıyla bir önceki haftaya göre yaklaşık 1,4 milyar dolar azalarak 6,1 milyar dolar oldu.

Haber Merkezi / Rezervler, haziran ortasında 7 milyar dolara düşerek Haziran 2002’den bu yana en düşük seviyeye gerileyip ardından sınırlı düzeyde yükselmişti.

TCMB’nin net uluslararası rezervleri, döviz piyasasına müdahaleler ve BOTAŞ başta olmak üzere KİT’lere yaptığı döviz satışlarıyla yıl içinde sert düşüşler kaydetti.

TCBM, öncesinde de BDDK kararlarından sonra ve özellikle 2021’in sonlarında kamuoyuyla paylaşarak döviz satıp piyasaya müdahale etmişti. TCBM’nin kamuoyuna duyurmadan da satışlar yapıldığı belirtiliyor.

Brüt ve net döviz rezervi nedir?

Ekonomist Mahfi Eğilmez, brüt ve net döviz rezervi arasındaki farkı şu şekilde açıklıyor: Merkez Bankası, döviz rezervlerinin tamamının sahibi değil.

TCMB’nin rezervlerinin bir bölümü bankaların Merkez Bankası’nda tutmak zorunda olduğu zorunlu karşılıklardan oluşuyor. Bunları bir çeşit emanet döviz olarak görmek mümkün.

TCMB’nin son yıllarda rezerv opsiyon mekanizması aracılığıyla, TL mevduatlar karşılığında alması gereken zorunlu karşılıkları dövizle yatırma esnekliği tanımasıyla bu döviz rezervlerindeki emanet tutarda artış oldu.

Döviz rezervlerinin bir bölümünün emanet olması nedeniyle Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinin toplamı brüt döviz rezervlerini gösteriyor. Merkez Bankası’nda emanet olarak duran miktarlar düşüldüğünde net döviz rezervine ulaşılıyor.

Net döviz rezervi nasıl hesaplanıyor?

Net döviz rezervi, TCMB verilerinde aktif kısımda yer alan dış varlıklardan, pasif kısımda bulunan toplam döviz yükümlülüklerini çıkardıktan sonra elde edilen rakamın o günün kuruna bölünmesiyle hesaplanıyor.

Formül şu şekilde: Net Rezerv = (Dış Varlıklar – toplam döviz yükümlülükleri) / Dolar-TL kuru

Swap hariç net rezerv ne demek?

Ekonomist Eğilmez’e göre net rezerv miktarı, swap işlemleriyle elde edilmiş (emanet) dövizleri de kapsadığı için bu rakam tam olarak net rezervi ifade etmiyor.

Bu yüzden net döviz rezervini emanet dövizleri çıkararak görebilmek için bu miktardan swap karşılığı elde edilmiş döviz tutarını düşmek gerekiyor. Swap hariç net rezerv ise şu şekilde hesaplanabiliyor:

Swap hariç net rezerv = Net rezerv – Swap işlemleri toplamı

Uluslararası rezerv nedir?

TCMB’nin (Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası) tanımına göre uluslararası rezervler; ülkelerin para otoriteleri tarafından kontrol edilen, kullanıma hazır, birbirlerine çevrilebilme özelliği bulunan ve uluslararası ödeme aracı olarak kabul edilen varlıklar.

Uluslararası rezerv olarak sayılan varlıklar şunlar:

  • Konvertibl (birbirlerine dönüştürülebilir) döviz varlıkları (euro, ABD doları, İngiliz sterlini vb.)
  • Uluslararası standartta altın
  • Özel Çekme Hakları
  • Uluslararası Para Fonu (IMF) Rezerv Pozisyonu

TCMB, rezervleri nasıl saklıyor?

Merkez Bankası, rezervlerin yönetiminde ülke menfaatine öncelik verdiğini aktarıyor. Bu amaçla, uluslararası rezervleri, anaparanın korunması ve gerekli likiditenin sağlanması için düşük riske sahip yatırım araçlarında değerlendiriyor.

Merkez Bankası, rezerv yönetimi sırasında karşılaşılabilecek risklerin belirlenmesi, değerlendirilmesi ve kabul edilebilir sınırlar içinde tutulabilmesi için risk yönetim stratejisi uyguluyor. Ayrıca elindeki rezervlerin seviyesini, düzenli aralıklarla internet sitesinde yayımlıyor.

Paylaşın