Avrupa’da Kuraklık Ve Su Kıtlığı Alarmı

Avrupa Birliği (AB) Avrupa Kuraklık Gözlemevi’nin verilerine göre, bu seneki yaz koşullarından hayli etkilenen Avrupa kıtasında su seviyeleri düştü. Su seviyesinin düşmesine bağlı olarak bazı bölgelerde su kıtlığı yaşanmaya başladı.

Kuraklık göstergelerine göre temmuz ayından itibaren kıtanın yüzde 45’sinde kuraklık düzeyi “uyarı verici”, yüzde 17’sinde de “alarm verici” düzeye çıktı.

İklim krizi nedeniyle rekor seviyelere çıkan hava sıcaklığı Fransa, İspanya, İtalya ve Hollanda’da birçok akarsu yatağının kaynağını kuruttu.

“Kuraklık devam edecek”

Gözlemevi yetkilileri, ağustos ve eylül ayı boyunca Avrupa kıtasında kuraklığın devam edeceğini beklediklerini duyurdu. Bu durumun kuraklığı gittikçe arttıracağı ve ayrıca tarım, enerji ve su teminini de ciddi şekilde etkileyeceği belirtildi.

AB’nin Copernicus İklim Değişikliği Servisi ise yağışların azlığı ve yüksek sıcaklıklara bağlı çıkabilecek orman yangınları açısından da kıta genelindeki tehlikelere karşı uyardı.

İspanya’da ülkenin en sıcak ayı

Devlet Meteoroloji Ajansı’nın (Aemet) verilerine göre, İspanya’da bu yılın temmuz ayı 26,6 dereceyle “ülkede şimdiye kadar tespit edilen en sıcak ay” olarak kayıtlara geçti.

Aemet, 1981-2010 yıllarındaki temmuz aylarına göre kıyaslama yapıldığında, ortalama sıcaklığın 2,7 santigrat derece arttığını ve bunun Temmuz 2015’te kırılan son sıcaklık rekorunun 0,2 derece üzerinde olduğunu bildirdi.

Carlos III Sağlık Enstitüsü de 1-29 Temmuz döneminde beklenenden 9 bin 687 daha fazla ölüm kaydedildiğini ve bunlardan 2 bin 124’ünün aşırı sıcaklıklara bağlı olduğunu açıkladı.

Son 15 yılın en kurak ayı

Bu yılın temmuz ayı son 15 yılın en kurak ayı oldu. İspanya genelinde temmuzda ortalama yağış, normal değerlerin yarısına inerken; “2005 ve 2007 temmuzlarının ardından en az yağışlı üçüncü dönem” olarak tespit edildi.

Kuraklık sorununun en çok Galisya, Endülüs ve Katalonya bölgelerinde yaşandığını aktaran yetkililer, temmuz sonu itibariyle ülke genelinde baraj ve göletlerdeki su doluluk oranının yüzde 40’lara indiğini duyurdu.

Kuraklığa karşı yerel yönetimler, farklı önlemler alırken; bazı yerlerde plajlardaki duşların kapatılması, temel ihtiyaçların dışında su kullanımının kısıtlanması, kişi başına günlük su tüketiminin sınırlandırılması gibi kararlar açıklandı.

Bask bölgesindeki Bilbao kentinde de kuraklıktan en fazla etkilenen yerlere teknelerle su taşınmaya başlandı.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Hint Avukat, 25 Cent İçin Açtığı Davayı 22 Yıl Sonra Kazandı

Hindistan’da avukat Tungnath Chaturvedi, iki tren biletine fazladan ödediği 25 centi geri almak için giriştiği 22 yıllık hukuk mücadelesini kazandı. Chaturvedi, “Mesele para değil. Bu hep adalet ve yolsuzlukla mücadele için bir savaş oldu. Dolayısıyla değdi” dedi.

Tungnath Chaturvedi, 1999 yılında aldığı iki bilete 20 rupi (25 cent) fazla para ödedi. Olay ülkenin kuzeyindeki Uttar Pradesh eyaletinde bulunan Mathura tren istasyonunda yaşanmıştı.

22 yıl süren davadan sonra tüketici mahkemesi Chaturvedi’nin lehine karar verdi ve fazladan ödediği paranın faiziyle geri ödenmesine hükmetti.

BBC’ye konuşan 66 yaşındaki Chatuverdi, davada 100’den fazla duruşmaya katıldığını söyledi ve “Bu davada kaybettiğim zaman ve enerjinin bedeli yok” dedi.

Hindistan’daki tüketici mahkemelerinin iş yükleri çok yoğun ve basit davaların bile sonuca bağlanması yıllar alabiliyor.

Uttar Pradesh eyaletinde yaşayan Chaturvedi, gişe görevlisi kendisine yüksek fiyatlı iki bileti sattığında Mathura’dan Moradabad’a gidiyordu.

Bilet fiyatının 35 rupi olmasına rağmen, gişe görevlisi toplam fiyatın 70 rupi olmasına karşın, 100 rupi veren avukata 10 rupi geri verdi.

Gişe görevlisine fazla ücret ödediğini söylemesine karşın, görevli farkı geri vermedi. Chaturvedi daha sonra demiryolu şirketi ve Mathura’daki gişe görevlisine dava açtı.

Davanın, Hindistan’da adaletin yavaş ilerlemesi nedeniyle yıllar aldığını söyleyen avukat “Demiryolları davanın düşürülmesi için uğraştı. Demiryollarıyla ilgili şikayetlerin tüketici mahkemesinde değil, demiryolu mahkemesinde görülmesi gerektiğini savundular” dedi. Demiryolları tazminat mahkemesi, demiryollarıyla seyahatle ilgili şikayetlerin ele alındığı bir yapı.

Chaturvedi “Ancak 2021’de Yüksek Mahkeme’nin aldığı bir kararı emsal gösterdik” dedi. Avukat, davanın uzamasının diğer nedenlerinin de hakimlerin tatile gitmesi ya da yas izinlerine ayrılmaları olduğunu belirtti.

Uzun hukuk mücadelesinden sonra mahkeme demiryolu şirketinin 15 bin rupi (188 dolar) para cezası verdi. Ayrıca 20 rupinin de yıllık yüzde 12’lik faizle geri ödenmesine karar verildi.

Chatuverdi, aldığı tazminatın çok düşük olduğunu ve yaşadığı ruhsal ızdırabı karşılamadığını belirtti. Ailesi, avukatı birkaç kez davadan vazgeçmeye ikna etmeye çalışsa da, avukat mücadeleye devam etti.

Chaturvedi “Mesele para değil. Bu hep adalet ve yolsuzlukla mücadele için bir savaş oldu. Dolayısıyla değdi. Ayrıca ben kendim avukat olduğumdan avukatlık ücreti ödemem gerekmedi. Bu gerçekten pahalıya patlayabilirdi” dedi.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

IŞİD Liderlerinden Ebu Salem El Iraki Öldürüldü

Suriye ordusu IŞİD’in (Irak ve Şam İslam Devleti) üst düzey isimlerinden Ebu Salem El Iraki’nin Dera kırsalındaki Advan beldesinde düzenlenen operasyonda öldürüldüğünü açıkladı. 

Suriye’nin resmi haber ajansı SANA’ya göre, Suriye ordusundan yetkili yaptığı açıklamada, IŞİD’in askeri liderleri arasında yer alan el Iraki’nin operasyon sırasında etrafının sarılması üzerine patlayıcılarla kendini infilak ettiğini aktardı. Operasyonda bir güvenlik görevlisinin de hayatını kaybettiği ifade edildi.

Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) de yaptığı açıklamada Ebu Salem el Iraki’nin dün öldürüldüğünü doğruladı. Iraki, Suriye’de bir aydan kısa bir süre içinde öldürülen ikinci IŞİD liderleri arasında yer aldı.

Suriye’deki IŞİD liderlerinden Mahir el-Agal’ın ABD Merkez Komutanlığı’nın temmuz ayında Afrin bölgesinde düzenlediği operasyonda öldürüldüğü açıklanmıştı.

Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) veya 2014’ten beri kullandığı resmi isimle İslam Devleti ağırlıklı olarak Afrika’da, ayrıca Irak ve Suriye’de de etkinlik gösteren, bu bölgede hilâfet devleti kurmak amacıyla güvenlik güçlerine ve sivillere karşı eylemler yapan yasa dışı, silahlı ve ele geçirdiği topraklardaki meşruluğu hiçbir ülke tarafından devlet olarak tanınmayan Selefi cihatçı örgüttür.

Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler ile aralarında ABD, Türkiye, Suudi Arabistan, Kanada’nın da bulunduğu pek çok ülke ve kuruluş tarafından terör örgütü olarak tanınmaktadır.

Örgüt genelde Sünni topluluklar olmak üzere Mücahidîn Şûra Konseyi, el-Kaide, Ceyş’ül-Fatihin, Cund’us-Sahaba, Katbiyan Ensar’üt-Tevhid v’es-Sünne, Ceyş’üt-Tayife’tül-Mansura gibi farklı isyancı gruplardan oluşur ve onların desteğini alır.

Örgütün kökenlerinin 1980’lerde Afganistan’da Sovyet destekli rejime ve Sovyet askeri müdahalesine karşı ABD tarafından bir araya getirilip Pakistan’da eğitim ve silah desteği verilen çeşitli radikal İslamcı örgütlere dek uzandığı, önce El Kaide’nin, ardından da benzer şekilde bu kez Suriye’de IŞİD’in bu şekilde türediği iddia edilmektedir.

Paylaşın

Kamunun Parası Kiraya Akıyor!

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na bağlı kurum ve kuruluşlar tarafından 2018-2022 döneminde kiralanan ya da satın alınan taşınmazların maliyeti dudak uçuklattı. Bakanlığa bağlı kuruluşların kira için on milyonlarca lira harcadığı ortaya çıktı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla yayımlanan Tasarruf Tedbirleri Genelgesi’nin kağıt üzerinde kaldığını ortaya koyan verilere göre, MTA’nın iki binası için 653 bin TL, TEİAŞ’ın iki binası için 807 bin TL, EPDK’nin bir binası için 10,1 milyon TL kira ödemesi yapıldı.

BirGün’den Mustafa Bildircin’in haberine göre; Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın CHP Milletvekili Abdurrahman Tutdere’nin soru önergesine verdiği yanıt da kamuda tasarrufun lafta kaldığını bir kez daha gözler önüne serdi. Bakanlığa bağlı birimlerin lojman, irtibat bürosu, idari ve hizmet binası olarak kullanmak üzere kiraladığı taşınmazlara beş yılda on milyonlarca lira para döktüğü belirlendi.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez imzasıyla hazırlanan yanıtta, idareye bağlı müdürlüklerin kiracısı olduğu taşınmazlar için 2018-2022 döneminde ödediği kira miktarı şöyle sıralandı:

  • Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü’nün, iki adet binası için toplam 653 bin 656 TL,
  • TEİAŞ Genel Müdürlüğü’nün, iki adet binası için toplam 807 bin 191 TL,
  • EPDK’nin, bir adet binası için 10 milyon 125 bin 539 TL,
  • BOTAŞ’ın, 10 adet lojman ve irtibat bürosu için 2 milyon 273 bin TL kira ödemesi yapılmıştır.

Yanıtta öte yandan, Nükleer Düzenleme Kurumu’nun devraldığı binalar için harcanan para da paylaşıldı. Fahiş harcamaya ortaya koyan yanıtta, “Nükleer Düzenleme Kurumu tarafından mülkiyeti Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’ne ait taşınmaz ve üzerindeki binalar 165 milyon 22 bin TL, mülkiyeti Karayolları Genel Müdürlüğü’ne ait iki taşınmaz 3 milyon 298 bin TL bedelle devralınmıştır” denildi.

“Vatandaşın parası çar çur ediliyor”

Tasarruf tedbirlerinin lafta kaldığının altını çizen CHP’li Abdurrahman Tutdere, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, ‘İtibardan tasarruf olmaz’ anlayışı devletin tüm kurum ve kuruluşlarına sirayet etmiş durumda” dedi.

Kurumlar tasarruf etmek bir yana harcamalarına son sürat devam ettirdiğini ifade eden Tutdere, şunları kaydetti:

“Erdoğan, 1 Ağustos’ta gerçekleşen kabine toplantısı sonrası yaptığı açıklamada, ‘Vatandaşımızdan dışa bağımlı olduğumuz enerji kaynaklarını tasarruflu kullanmalarını bekliyoruz’ ifadelerini kullanarak vatandaşları yine tasarruf yapmaya davet etti. Fakat enerjiden sorumlu bakanlık ise tasarruf yapmak bir yana vatandaşlarımızın parasını adeta çarçur etmeye devam etmiş. Erdoğan’ın söylediği gibi, ‘Bir tarafta açlığın, diğer tarafta lüksün hüküm sürdüğü bu düzen artık devam edemez’… Vatandaşlarımız açlıktan ve yoksulluktan kıvranırken kamu kaynaklarını talan edenlerin kamuyu tasarrufa çağırması asla kabul edilemez.”

Paylaşın

Tayvan Tatbikata Başladı, Çin ‘Geniş Özerklik’ Teklifini Geri Çekti

Tayvan dışişleri bakanlığından yapılan açıklamada, Pekin’in “bir ülke, iki sistem” modeli teklifinin reddedildiği duyuruldu. Bakanlık sözcüsü Joanne Ou, başkent Taipei’de düzenlediği basın toplantısında, yalnızca Tayvan halkının ülkenin geleceğine karar verebileceğini söyledi.

Ou, Çin’in ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin Taipei ziyaretini “Tayvan halkının gözünü korkutmak için yeni bir normallik yaratma bahanesi” olarak kullandığını da sözlerine ekledi.

Çin ise adanın kontrolünü ele geçirmesi halinde Tayvan’a asker veya yönetici göndermeme sözünü geri çekti, Başkan Xi Jinping’in daha önce teklif edilenden daha az özerklik verileceğine işaret etti.

Daha önce geniş özerklik vaat edilmişti

Çin, 1993 ve 2000 yıllarında da Tayvan ile ilgili, “yeniden birleşme” olduğunda “Tayvan’a asker veya idari personel gönderilmeyeceği” söylenmişti.

Tayvan’ın Çin’in özel bir idari bölgesi haline geldikten sonra özerkliğe sahip olacağını garanti eden bu politika, yayınlanan ve ‘beyaz kitap’ adı verilen son belgede yer almadı.

Tayvan da kendi tatbikatlarına devam ediyor

Çin’in günlerdir benzeri görülmemiş askeri tatbikatları devam ederken Tayvan da kendi tatbikatlarını düzenliyor.

Tayvan da bir Çin işgaline karşı savunmayı simüle eden askeri tatbikatlar düzenliyor ve yıllık tatbikatlarının bir parçası olarak temmuz ayında “ortak müdahale operasyonu” adı verilen en büyük tatbikatı düzenlemişti. Bu şekilde denizden gelen saldırıları püskürtme egzersizleri yapıldı.

Tayvan Sekizinci Kolordusu sözcüsü Lou Woei-jye, perşembe sabahı savunma tatbikatının bir parçası olarak güçlerinin hedef fişekleri ve çok sayıda obüs ateşlediğini söyledi ve ekledi:

“Tayvan’ın en güneyindeki Pingtung ilçesinde tatbikat yerel saatle 08:30’da başladı ve yaklaşık bir saat sürdü. Kıyıdan içeri sokulan topçular yan yana sıralandı ve birliklerdeki silahlı askerler obüsleri birbiri ardına denize ateşledi.”

Lou tatbikatların önceden planlandığını ve Çin’in savaş oyunlarına yanıt verme amaçlı olmadığını söyledi. Yıllık tatbikatlara atıfta bulunan Lou, “Tatbikatlar için iki hedefimiz var, birincisi topçuların uygun durumunu ve bakım durumlarını belgelemek. İkincisi de geçen yılın verilerinden daha iyi sonuçlar elde etmek.” dedi.

Çin ordusu ise kendi tatbikatları sona erse bile Tayvan Boğazı’nda devriye gezmeye devam edeceğini duyurdu. Yapılan açıklamada “askeri eğitim vermeye ve savaşa hazırlanmaya devam edileceği” de ifade edildi.

Çin’in Tayvan İşleri Ofis’nden yayınlanan ayrı bir raporda da, “güç kullanımından vazgeçilmeyeceği” ve “gerekli tüm önlemleri alma seçeneğinin” saklı tutulacağı belirtildi. Raporda “Barışçıl yeniden birleşme için geniş bir alan yaratmaya hazırız, ancak hiçbir şekilde ayrılıkçı faaliyetlere yer bırakmayacağız” denildi.

Hong Kong modeli teklifi edilmişti

Çin’in iktidardaki Komünist Partisi, eski İngiliz kolonisi Hong Kong’un 1997’de Çin yönetimine geri döndüğü formüle benzer şekilde, Tayvan’ın “tek ülke, iki sistem” modeli altında yönetimine dönebileceğini öne sürmüştü.

Bu, demokratik olarak yönetilen Tayvan’a sosyal ve politik sistemlerini kısmen korumak için bir miktar özerklik sunacak gibi görünecekti ancak Hong Kong’un başına gelenler nedeniyle Pekin’in bu türden vaatlerini inandırıcı ve güvenilir bulan kimse kalmadı.

Tüm ana akım Tayvanlı siyasi partiler “bir ülke, iki sistem” önerisini reddediyor ve kamuoyu yoklamalarına göre bu formül 23 milyon nüfuslu ülkede neredeyse hiç halk desteğine sahip değil.

2000 tarihli beyaz kitapta, Tayvan tek bir Çin olduğunu kabul ettiği ve bağımsızlık aramadığı sürece “her şey müzakere edilebilir” diyen bir satır da en son yayınlanan beyaz kitapta eksik.

Tayvan’ın Anakara İşleri Konseyi, beyaz kitabın “yalanlarla dolu olduğunu ve gerçekleri göz ardı ettiğini” belirtti.

Tayvan, Mao Zedong’un Komünist Partisi’nin iç savaşı kazanmasının ardından mağlup Çin Cumhuriyeti hükümetinin adaya kaçtığı 1949’dan beri Çin işgali tehdidi altında yaşıyor.

(Kaynak: Euronews Türkiye)

Paylaşın

Cari Açık 15 Ayın Zirvesinde

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), haziran ayı ödemeler dengesi verilerini açıkladı. Verilere göre; cari işlemler açığı Haziran’da bir önceki yılın aynı ayına göre 2 milyar 269 milyon dolar artarak 3 milyar 458 milyon dolara çıktı. 12 aylık aylık cari işlemler açığı ise 32 milyar 667 milyon dolara yükselerek 15 ayın en yüksek seviyesini kaydetmiş oldu.

Haber Merkezi / Haziran ayında kaydedilen açıkla birlikte cari açık serisi sekiz aya çıkmış oldu. Son olarak 2021’in Ekim ayında 3,2 milyar dolarlık fazla verilmişti. Artan enerji fiyatlarının ticaret açığında sert büyümeye yol açmasıyla Haziran ayında cari açığın 3.4 milyar dolar olacağı tahmin ediliyordu.

TCMB’den yapılan değerlendirmede hazirandaki cari açıkta; bir önceki yılın aynı ayına göre, hizmetler dengesi kaynaklı girişlerin 2 milyar 508 milyon dolar artarak 4 milyar 24 milyon dolara yükselmesi ve birincil gelir dengesi kaynaklı çıkışların 105 milyon dolar azalarak 946 milyon dolara gerilemesine rağmen, ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret açığının 4 milyar 794 milyon dolar artarak 6 milyar 426 milyon dolara yükselmesi etkili oldu.

Cari Açık nedir?

Ülkenin dış dünya ile olan mal ve hizmet ticaretinin sonucu cari denge olarak adlandırılır. Sadece mal ticaretinin sonucu ise dış ticaret dengesidir.

Eğer ülkenin sattığı mallar satın aldığı mallardan fazla ise dış ticaret fazlası, tersi geçerli ise dış ticaret açığı vardır. Mal ticaretinin sonucuna hizmet ticaretinin (en önemli kalem turizm)  sonucu eklenerek cari dengeye ulaşılır.

Örneğin dış ticaret açığı -60 milyar $ olan (yani mal ticaretinde – 60 milyar $ açık veren) bir ülkenin turizm gelirleri giderlerinden 20 milyar $ daha fazla ise (yani hizmet ticaretinde +20 milyar $ fazla vermişse)  cari açığı 40 milyar $ dolar olacaktır.

Cari açık ülkenin dış dünyadan dolar talebini gösterir. Bir başka deyişle bu açığın finansmanı için 40 milyar dolar bulunması gerekir.

Döviz bir ülkeye nasıl girer?

Dolar arzı yani ülkeye döviz girişi esas olarak üç kanaldan olur.

a-Doğrudan yabancı yatırımlar (yabancıların şirket satın almak, fabrika kurmak amacıyla ülkeye getirdikleri dövizler)

b-Portföy yatırımları (yani yabancıların özel şirket tahvil ve hisse senetleri ile devlet tahvillerini satın almak üzere ülkeye soktukları döviz)ve

c- Kısa ve uzun vadeli borçlanmalar.

Cari açığın finansmanı içinde portföy yatırımları ile kısa vadeli borçların payının artması ülke ekonomisinin kırılganlığının da artması demektir. Çünkü bu tür dövizler iç ve dış faktörlere bağlı olarak kolaylıkla her an ülkeyi terk edebilirler.

Paylaşın

İktidarın Tüm Hesapları Seçime Odaklı

İçeride çıkmaza giren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dışarıdan nefes almanın yollarını arıyor. Seçim takvimi yaklaşırken iktidarının ömrünü uzatmak adına yapılan hamlelerle dış politikada zikzaklar çiziliyor. Soçi Zirvesi, Suriye krizi, Şanghay’daki görüşme trafiği, Rusya ile artan temaslar gerek Batı’da gerekse iç siyasette, Ankara’nın seçimi kurtarmak adına bir eksen değişikliğine gittiği tartışmalarını da beraberinde getirdi.

Batı medyasında çıkan haberler, bu tartışmalara kapı aralarken dün de Finansial Times’ta ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Türkiye’ye ‘yasadışı Rus sermayesi veya işlemleri için güvenli bir liman haline gelmeme çağrısında bulunduklarını’ bildiren açıklaması dikkat çekti. İktidara yakınlığı ile bilinen Türkiye Gazetesi’nin önceki gün manşetinde yer alan, ‘Erdoğan’ın Suriye Devlet Başkanı Esad ile telefonda görüşeceği’ haberi bir başka önemli gelişme oldu. Suriyeli kaynaklar haberi yalanlasa da konunun yandaşlar tarafından tartıştırılıyor olması önemli. Öte yandan iktidara desteğiyle öne çıkan Aydınlık gazetesinin önceki günkü, iktidarı “Atlantik Sistemi’ne uyum gösterip Üretim Devrimi’ne yan çizmekle” suçlayan manşeti de bir diğer ayrıntı oldu.

Konuya ilişkin Birgün’den Mehmet Emin Kurnaz’a değerlendirmelerde bulunan uzmanlar, son dönemki gelişmelerin Türkiye’nin eksen kayması yaşadığı şeklinde yorumlanmasının abartılı ve gerçek dışı olduğu yorumunu yaptı. Uzmanlara göre iktidar içeride sıkıştı. Batıdan ve NATO çizgisinden çıkmaya niyeti de yok. Sıcak para bulabileceği, kendine alan açabileceği her fırsatı değerlendirme gayreti içinde. Seçime kadar günübirlik gel git politikalarına devam ederek ayakta kalmaya çalışacak.

Bir yıl boyunca gelgitler artacak

“İktidarın son dönemki hamleleri konjonktürel oynamalardır” diyen emekli Büyükelçi Engin Solakoğlu, “Türkiye’nin eksen değiştirmesinden ziyade AKP’nin iktidara tutunma çabaları olarak değerlendirilmesi gereken eylemler. Bunların kökü yok, bu konulara dair daha çok batıda Finansial Times gibi yayınlarda çıkan haberler var. Türkiye NATO zirvesine katıldığında da ‘geri döndü’ diyorlar. Sonra Soçi’de görüşme yapılıyor, bu sefer ‘ekseni değişti’ filan diyorlar. Böyle eksenler kolay değişen eksenler değildir” ifadelerini kullandı. Türkiye’nin NATO’nun çok uzun yıllardır üyesi olduğunu söyleyen Solakoğlu şu değerlendirmeyi yaptı: “Bütün altyapısı NATO’ya uyarlanmış. Yani önümüzdeki on ay içerisinde, seçime kadar AKP bu gelgitleri yapacaktır ama bunlar sonuç olarak öze ilişkin eylemler değildir. Bunlar kısa vadede AKP’nin iktidarda kalmak için birtakım çıkarlar elde etmeyi umduğu eylemlerdir. Bunlar ekonomik çıkarlar olabilir. Batıyla pazarlıkta elini yükseltme amacı olabilir. Yani bunların hepsini birden deniyor şu anda AKP Genel Başkanı. Yani burada tek tek olaylar üzerinden Türkiye’nin yönünü çevirdiği yorumu yapmak mümkün değil. Gerçekçi de değil. Batının zaman zaman başvurduğu bir tür gözdağı verme yöntemi de diyebiliriz. AKP de neticede Batı’nın iktidara getirdiği bir partidir. Dolayısıyla AKP’nin zaten böyle bir niyeti de yok.”

Kendine alan açmaya çalışıyor

Eksen tartışmalarını abartılı bulduğunu söyleyen Uluslararası İlişkiler Uzmanı Soli Özel ise “Tabii benim bunu abartılı bulmam Türkiye’nin izlediği politikanın mantığını tam olarak anladığım anlamına da gelmiyor. Türkiye gene dünya sistemindeki boşluklardan yararlanarak kendine alan açmaya çalışıyor. Fakat açıkçası ben bugünkü uluslararası ortamın Türkiye’nin arzu ettiği genişlikte bir alanın önünü açmış olduğu kanısında değilim. Ama şunu da kabul etmek lazım. Tahıl koridoru anlaşması çok önemli bir anlaşma. Herkes Türkiye’nin bunun gerçekleşmesindeki payını kabul ediyor. Zaten Türkiye bu işlerin içinde olmasa o koridorun açılabilmesi mümkün değil. Çünkü yolu Türkiye kontrol ediyor. O anlamda son derece olumlu bir katkı yaptı ve bu şekilde sadece Ukrayna’ya destek veren Batılı müttefiklerinin değil bir bakıma Rusya’nın da hayır duasını alıyor” diye konuştu.

Çizgiyi aşmaması yönünde uyarıyorlar

Bu anlaşmayla Rusya’nın da kendi mallarını gönderebilmesinin yolunun açıldığını vurgulayan Özel, “Şimdi buradan yola çıkarak Türkiye’nin Rusya’ya doğru yöneldiğini söylemek mümkün değil. Çünkü buradan asıl yararlanması beklenen ülke de Ukrayna. Buna karşılık şunu hatırlatayım. Amerikan Hazine Bakan Yardımcısı bir buçuk ay önce Türkiye’ye gelmişti ve Türkiye’yi özellikle finansal konularda yaptırımları delme yoluna girmemesi konusunda uyarmıştı. İran’ın ambargosunun delinmesine benzer bir şeye belli ki bugünkü kritik ortamda hiç de sıcak bakılmayacak, daha doğrusu göz yumulmayacak. Bu arada tabii Türkiye’ye Rus vatandaşlarının sermayesi geliyor. Bunların içinde oligarklar var mıdır yok mudur onu bilmiyorum. İşte dört yüz bin dolar veren, Türkiye vatandaşı olabiliyor. İnce bir çizgi var ortada, Türkiye’nin o ince çizgide ters tarafa kaymaması konusunda uyarılar yapılıyor. Ben Financial Times’daki yazıyı da bu şekilde değerlendiriyorum” dedi.

Krizler pansumanla düzelecek gibi değil

Erdoğan’ın bir buçuk ay önce NATO Zirvesi’nde Rusya’yı düşman ilan eden bir belgenin altına imza attığını hatırlatan Özel, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ondan sonra biz denge politikamıza devam edeceğiz demek açıkçası normal sayılmaz ve o denge politikasının devam ettirme alanının ne kadar var olduğu açıkça tartışılabilir. Yönetim, para bulabildiği her yerden para bulmak için uğraşıyor. Güya Suudi Arabistan’dan da on milyar dolar gelecekmiş. Akkuyu nedeniyle Rusya’dan yedi milyar dolar gelmiş. Bu şekilde rezervler yukarı çekilmiş. Ama bugünkü iktisat politikası devam ettikçe Türkiye’nin kendini dertten kurtarabileceğini açıkçası pek sanmıyorum. Yani bu meseleler pansumanla geçiştirilecek gibi bir durum değil. Ama seçime kadar bulunabilecek her yerden para bulma işine yöneticiler her şeyi yapacaklar gibi gözüküyor.”

Görüşme iddiasına yalanlama

Üst düzey Suriyeli kaynaklar, Türkiye medyasının “Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad arasında bir telefon görüşmesi olabileceği” yönündeki haberleri kesin bir dille yalanladı. Türkiye gazetesinde dün yayınlanan bir haberde, İran ve Rusya ile yapılan Tahran ve Soçi görüşmelerinde “Suriye sahasına yansıyacak önemli kararlar alındığı” belirtildi. Haberde, “Ankara’nın ‘Henüz erken’ dediği Erdoğan ile Esad görüşmesinin bir telefon düzeyinde de gerçekleşebileceği” iddiası da yer almıştı.

Paylaşın

EYT’de Görüşme Trafiği Hızlandı

Ankara’da Emeklilikte Yaşa Takılanlara (EYT) ilişkin çözüm trafiği hızlandı. EYT Platformu üyelerinden oluşan bir heyet, önceki gün AKP Grup Başkan Vekili Mehmet Emin Akbaşoğlu ve MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay ile görüştü.

EYT düzenlemesindeki beklentilerini anlatan EYT Platformu üyeleri, dün de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin ile bir araya gelerek EYT’nin bu yılın sonuna kadar çözülmesi için söz aldı.

Türkiye gazetesinde yer alan habere göre Sakarya EYT Dernekleri Başkanı Mehmet Ali Çelik “Sendikaları, AKP ve MHP Grup Başkan Vekillerini ziyaret ettik. Çalışma Bakanı Vedat Bilgin’e dosyamızı sunduk. Bakan Bey, üç milyon kişinin mağdur olduğunu, bütçe görüşmeleri sonrasında, aralık ayında meselenin kesinlikle çözüme kavuşturulacağını söyledi” dedi.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin ile yaptıkları görüşmeyi de anlatan Çelik, şunları kaydetti:

“EYT Platformu olarak, Bakan Bilgin’e mağduriyetlerimiz anlatıldığı kapsamlı dosyamızı sunduk. Sayın Bilgin, basında çıkan formüllerin hiçbirinin masada olmadığını ve kendilerinin herhangi bir açıklaması bulunmadığı halde yanlış bilgilendirmeler yapıldığını söyledi. Bu konuda 3 milyon kişilik bir mağdur kesimin olduğunu, bunların 2 milyonunun 4A statüsünde, kalan 1 milyon kişinin de diğer statülerde olduğunu belirtti.

Çözüm noktasında ise sürecin bir noktaya geldiğini ve özellikle bütçe görüşmeleri sonrasında EYT’nin masaya yatırılıp konunun taraflarıyla görüşüldükten sonra çözüme kavuşturulacağını ifade etti. Bakan Bey, aralık ayı içerisinde kesinlikle konunun çözüleceğini dile getirdi. Bakan Bilgin’in sözleri, EYT’liler için bir müjdedir. EYT, iktidarın gündeminde ve aralık ayı içinde çözüleceği ortada.”

Paylaşın

Öldürdüğü Adamı Nehrin Derinliklerine Çeken Timsahın Videosu Viral Oldu

Hindistan’ın batısındaki Gucerat eyaletinde bir timsah, nehre düştüğü bildirilen bir adamı öldürdü. Viral olan videodaysa sürüngenin daha sonra adamı suyun derinliklerine çektiği görülebiliyor.

Adının Imran Diwan olduğu belirtilen adamın cesedine, yetkililerin pazartesi günü nehri boydan boya saatlerce aramasından sonra ulaşıldı.

Hindistan basınında yer alan haberlere göre, 30 yaşındaki adamın pazar günü öğleden sonra Vadodara kentine yaklaşık 15 kilometre uzaklıktaki Padra bölgesi yakınlarındaki Sokhdaraghu köyündeki Dhadar nehrinin suyuna çekildiğini, yardımcı orman koruma memuru Ravirajsinh Rathod açıkladı.

Bölge halkının kaydettiği bir videoda, timsahın yüzerek uzaklaştığı ve adamın cesedini nehre çektikten sonra kaybolduğu görülüyor.

Bildirilenlere göre adam kendisini timsahtan kurtarmaya çalışmış.

Rathod, orman yetkililerine saldırıyla ilgili bilgi verildiğini ve bunun ardından yerel yönetimin yardımıyla bir arama operasyonu başlattıklarını söyledi.

Diwan’ın cesedine 22:00 sularında ulaşıldığını da ekledi.

Yetkili, ceset bulunduktan sonra yaptığı açıklamada, cesedin omuzlarının timsah tarafından parçalanmış olduğunu söyledi. Yetkililer adamın nehre nasıl düştüğü hakkında net bir fikre sahip değil.

Rathod, “Yerel halk saldırıya ancak kurban suya girdikten sonra tanık olduğundan, kurbanın nehre nasıl düştüğünü bulmaya çalışıyoruz” dedi.

Kurbanın akrabasına göre, Diwan nehir kıyısının yakınındaki bir mabede gitmişti.

Kurbanın kardeşi Javed Diwan, The Times of India gazetesine “Bence dergahın korkuluklarından kayıp nehre düşmüş olmalı. Sürüngen onu yakaladı ve sürükleyerek götürdü” diye konuştu.

Fakat yerel halktan birkaç kişi, adamın düzinelerce timsahın yüzdüğü nehre girip karşı kıyıya geçmeye çalışmış olabileceğini ve bu yüzden saldırıya uğradığını iddia etti.

Bildirilenlere göre Diwan, ardında karısını bıraktı.

Yerel halk, bölgenin ölümcül sürüngen saldırılarına açık olduğunu iddia etti ve geçmişte bölgede yaşanmış benzer birkaç olay bildirildi.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

FT: Erdoğan Riskli Bir Oyun Oynuyor, Jeopolitik Pokerinde Dikkatli Olmalı

İngiliz Financial Times (FT) gazetesi bugün başyazısını Türkiye-Rusya ilişkilerine ayırdı. Gazete Erdoğan’ın kazanmak istediği seçimler öncesi Rus sermayesini Türkiye’ye çekmek istediğini ancak Ankara’nın Moskova’yla yakın işbirliğinin, ABD’nin misillemesini tetikleyebileceği yorumunda bulundu.

Financial Times’ın başyazısı, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için bir fırsat yarattığı, Erdoğan’ın önemli bir devlet adamı olarak taraflar arasında arabuluculuk yapabilmesine imkan sağladığı tespitiyle başlıyor. Gazete, Ukrayna ve Rusya arasında varılan tahıl koridoru anlaşmasındaki rolü nedeniyle Erdoğan’ın övgüyü hak ettiğini belirtiyor.

Başyazı şöyle devam ediyor:

“Ancak Erdoğan, Moskova’yla önemli ekonomik bağları korumaya dikkat ediyor. Cuma günü Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le yaptığı 4 saat süren ve samimi görünen görüşme, Batı başkentlerini kaygılandırıyor. Zira Erdoğan, Moskova’yla bağlarını derinleştiriyor. Üstelik NATO müttefikleri tam aksine yaparken ve Kremlin, Batı’nın yaptırımlarını bypass etmenin yollarını ararken.

Financial Times, Türkiye’nin, ABD ve AB’nin, Ukrayna’yı işgali sonrası Rusya’ya uyguladığı yaptırımlara katılmadığını, Rusya’dan petrol ve gaz almaya devam ettiğini, hava sahasını da ticari Rus uçaklarına açık tuttuğunu hatırlatıyor.

“Erdoğan ve Putin’in Soçi’de tam olarak hangi konularda anlaşmaya vardıkları belli değil” diyen gazete, görüşmesi sonrası yapılan iki açıklamayı hatırlatıyor.

Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, Türkiye ile Rusya arasındaki doğal gaz ticareti ödemelerinde kısmen rubleye geçilmesi konusunda anlaşma sağlandığını açıklamıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da doğal gaz ödemelerinde ruble üzerinde mutabık kalındığını doğrulamış; Rus turistlerin Türkiye’de ödeme yapmasını kolaylaştıran kart sistemi Mir hakkında, “Şu anda bizim beş bankamız bunun üzerinden çalışmalarını sürdürüyor” demişti.

Financial Times’a göre Visa ve Mastercard’ın Rusya’daki operasyonlarını askıya aldığı bir dönemde Batılı ülkeler, Mir bağlantısının, yaptırımların etkisiz kılınması için kullanılmasından endişeli.

“Gerçi henüz bununla ilgili bir kanıt yok” diyen gazete, Erdoğan’ın Ukrayna istihbaratının sızdırdığı Rusya’nın bankacılık ve enerji alanlarında daha derin işbirliği yapılmasına yönelik önerilerini ise kabul ettiğini yazıyor. Bunun, Moskova’ya, Batı’nın yaptırımlarını aşmaya yardımcı olabileceğini ekleyerek…

‘Erdoğan elindeki kartlara gereğinden fazla güveniyor olabilir’

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye’de önümüzdeki yıl yapılacak seçimleri kazanmak istediğini, Türkiye’nin borç ve kur krizinin büyümesinin ise onun ekonomiyi kötü yönetmesinden kaynaklandığını belirten Financial Times’ın başyazısı şu satırlarla noktalanıyor:

“NATO üyesi olmasına karşın, Türkiye’nin yasal olarak, ABD ve AB’nin Rusya’ya uyguladığı yaptırımlara katılma zorunluluğu yok. Yine de Moskova’yla ekonomik ilişkilerin derinleştirilmesi, muhtemelen Batı’yla sürtüşmeye neden olacak. Özellikle de, Türkiye, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyelikleri konusunda ayak direrken…

Üst düzey bir yetkili, Erdoğan’ın Cuma günü sinyalini verdiği şeyleri yapması halinde, Batılı ülkelerin şirketlere ve bankalara Türkiye’den çekilme çağrısı yapabileceklerini söyledi. Ancak Türkiye gerek jeopolitik olarak gerekse de Batılı işletmeler için çok önemli bir ülke.

Avrupa, Ankara’nın, Suriye ve diğer ülkelerden gelen, ağırladığı 3,7 milyon mülteciyi kıtaya sürebileceğinin farkında. Bu ihtimal Avrupa’yı endişelendiriyor.

ABD daha önce Türkiye’ye yönelik cezalandırıcı önlemler almıştı. Örneğin Rus hava savunma sistemini satın aldığında…Ancak Türkiye’ye yönelik yeni Amerikan yaptırımları risk teşkil ediyor.

Böylesi bir yola başvurulması halinde, yaptırımlar öyle bir şekilde ayarlanmalı ki, Erdoğan gelişmeleri ülkesinde kamuoyunda istismar etmemeli. Ancak yine de bu yaptırımlar Türkiye’ye, Moskova’yla işbirliğinin faydalarını etkisiz kılacak zararlar verebilir.

Erdoğan, jeopolitik pokerinde dikkatli olmalı zira elindeki kartlara gereğinden fazla güveniyor olabilir.”

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın