İkinci El Araç Piyasasında Durgunluk Devam Ediyor!

VavaAI Fiyat Endeksi sonuçlarına göre, ikinci el araç fiyatları, 2024 yılının son çeyreğinde yaşanan artışın ardından 2025 yılının ilk ayında değişim göstermedi.

VavaCars Ticari Grup Başkanı Serdıl Gözelekli, yılın ilk ayında piyasanın ekonomik düzleme uyum sağladığını ifade etti.

VavaCars, Ocak 2025’e ait ikinci el araç fiyat endeksini duyurdu. Buna göre, ikinci el araç fiyatları 2024’ün son çeyreğinde yaşanan artışın ardından 2025’in ilk ayında sabit kaldı. Kasım ve Aralık 2024’teki artışlardan sonra Ocak 2025’te fiyatlar değişim göstermedi.

VavaCars’ın raporunda, döviz kuru ve enflasyon verilerine de dikkat çekildi. TÜİK verilerine göre 2024 yılı boyunca toplam enflasyon artışı yüzde 42,1 olarak kaydedildi. Bu dönemde ikinci el araç fiyatları ise yüzde 14,6 oranında arttı. Dolar kuru, 2024’te yüzde 18 oranında yükseldi. Döviz kuru ile ikinci el araç fiyatları arasındaki korelasyon ise devam etti.

Cumhuriyet’in aktardığına göre; VavaCars Ticari Grup Başkanı Serdıl Gözelekli, yılın ilk ayında piyasanın ekonomik düzleme uyum sağladığını belirtti.

“Faiz oranlarındaki düşüş, tüketicilerde avantajlı kredi beklentisi yaratmış ve talep bir süre ertelenmişti” diyen Gözelekli, kredi koşullarında sağlanacak kolaylıkların, ikinci el araç talebini artıracağını ve 2025 yılı boyunca yüksek seyretmesini beklediklerini söyledi.

Paylaşın

İmamoğlu’ndan “Terör” Soruşturması Tepkisi: Utanç Verici

CHP’li belediyelere yönelik başlatılan “terör” soruşturmasına tepki gösteren İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Seçim sürecinde işini yapan insanları bir anda terörist ilan etmek kabul edilemez” dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Halk TV’den İsmail Saymaz’ın sorularını yanıtladı.

Ekrem İmamoğlu, CHP’de 23 Mart’ta yapılacak ön seçimle ilgili “Ön seçimi desteklediğimi ifade ettim. Olumlu bakışımız yüksek. Hayırlısı olsun” dedi.

İmamoğlu, CHP’nin tek bir aday çıkaracağını vurgulayarak, “Her koşulda CHP’nin adayı kimliği nettir” ifadelerini kullandı.

Mansur Yavaş’ın toplantıda dile getirdiği öneriye de değinen İmamoğlu, “Önseçime dair kaygılarını ve erken belirlenmesine dair tereddütlerini dile getirdi ancak partinin alacağı karara ve oluşacak iradeye saygı duyacağını belirtti” dedi.

Ekrem İmamoğlu, muhalefetin geniş bir iş birliğiyle sürece dahil edilmesi gerektiğini belirterek, “Tek başına CHP’nin değil, tüm muhalefetin güçlü bir sentez oluşturması gerekiyor” dedi.

İBB Başkanı İmamoğlu, CHP’nin erken seçim hazırlığı yapmasının önemine dikkat çekerek, “Bu bir demokrasi devrimidir. Her an seçim olacakmış gibi hazırlıklı olmak gerekiyor” ifadelerini kullandı.

İBB Başkanlığı görevini aksatmadan süreci yöneteceğini belirten İmamoğlu, “Altı yılı aşkın süredir sadece belediye başkanlığı yapmıyor, aynı zamanda büyük bir siyasi mücadele yürütüyorum” dedi.

Ekrem İmamoğlu, adaylık süreciyle ilgili yol haritasına dair ise, “Nisan-Mayıs gibi bir yakın plan oluşturulacak, ardından muhalefet partileri ve sivil toplum kuruluşlarıyla müzakereler yürütülecek” açıklamasında bulundu.

Kabine ve temel politikaların bu süreçte netleşeceğini söyleyen İmamoğlu, “Nepotizmden uzak, liyakati önceleyen güçlü bir kadro yapısıyla hareket edeceğiz” dedi.

“CHP tarihinin en temiz ve itinalı kurultayıydı”

CHP Kurultayı’na ilişkin başlatılan soruşturmayı “CHP tarihinin en temiz ve itinalı kurultayıydı” sözleriyle değerlendiren İmamoğlu, belediyelere yönelik “terör” soruşturmasını ise “Utanç verici” olarak niteledi.

Ekrem İmamoğlu, gözaltına alınan belediye çalışanlarıyla ilgili, “Seçim sürecinde işini yapan insanları bir anda terörist ilan etmek kabul edilemez” dedi.

Hükümetin politikalarını eleştiren İBB Başkanı İmamoğlu, “Ekonomik kriz, hayat pahalılığı ve itibarsız dış politika halkı perişan ediyor. Bu soruşturmalar da bunun bir parçası” dedi.

Paylaşın

Zelenski, Savaşı Bitirmek İçin Rusya’ya Toprak Takası Teklif Etti

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, savaşı sona erdirmek için Rusya ile ele geçirilen toprakların takas edilmesini önerdi. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Zelenski’nin önerisini reddetti.

İngiliz Guardian gazetesine verdiği demeçte Zelenski, Rus toprağı Kursk bölgesinde Ukrayna askerinin kontrolündeki alanlara karşılık Rusya’nın Ukrayna’da işgal ettiği bir bölgeden çekilmesini teklif etti. Zelenski Kursk’a karşılık hangi Ukrayna toprağını istediğini belirtmedi, “Bilmiyorum, göreceğiz. Fakat tüm topraklarımız bizim için önemli” dedi.

Halihazırda Ukrayna topraklarının yüzde 20’sinde Rus askeri bulunuyor. Geçen Ağustos ayında Ukrayna ordusu Rusya içlerindeki Kursk bölgesine sürpriz bir saldırı başlatmıştı. Kiev’in bu hamle ile Rus ordusunun dikkatini dağıtmayı ve gelecekteki müzakerelerde bu toprakları pazarlık unsuru olarak kullanmayı hedeflediği değerlendiriliyordu.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Moskova’da düzenlediği basın toplantısında, Volodimir Zelenski’nin önerisini reddederek, Rusya’nın asla toprak takası konusunu görüşmeyeceğini söyledi.

Peskov, Moskova’nın toprak bütünlüğüne ilişkin tutumunun değişmediğini vurguladı. “Rusya topraklarının değişimini asla tartışmayacak” dedi. Peskov ayrıca, Rus toprağı olarak adlandırdığı bölgede bulunan Ukrayna güçlerinin “ortadan kaldırılıp çıkarılacağını” yineledi.

Savaşta neredeyse üçüncü yılın sonuna gelinirken Ukrayna Savunma Bakanlığı orduya daha fazla personel bulabilmek için genç gönüllülere 24 bin dolar önerdi.

Hükümet 18-24 yaş arasındakilerin orduya gönüllü katılımı için ise yeni bir program başlattı. Yaklaşık 24 bin dolarlık para ödülüne ek olarak orduyla 12 aylık sözleşme imzalayanlara düşük faizli konut kredisi sözü de veriliyor.

Rusya karşısında personel eksikliği çeken Ukrayna, zorunlu askerlik yaşını 27’den 25’e düşürmüştü. Savaşın başında ilan edilen sıkıyönetimle 18-60 yaş arasındaki erkeklerin ülkeyi terk etmesi yasaklanmıştı. Ancak daha önce ABD’den gelen önerilere rağmen zorunlu askerlik yaşı 18’e çekilmedi.

Paylaşın

Ahmet Davutoğlu: Gazze, Türkiye’ye Bağlansın

Yeni Yol’un grup toplantısında konuşan Gelecek Partisi Lideri Ahmet Davutoğlu, “Gazzeliler referandum yapsın. Filistin devleti kuruluna kadar Gazze, Türkiye’ye bağlansın” dedi.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Yeni Yol grup toplantısında konuştu. Ahmet Davutoğlu’nun açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Lahey Grubu kuruldu. 9 ülke var. İçinde vaktinde Fransız sömürgeciliğine direnmiş, her an Trump’ın saldırısına maruz kalabilecek Belize, Gazze için ayağa kalktı. Lahey Grubu başbakanlarına selam olsun.

Trump’ın tehditleri karşısında bir bildiri yayımladılar: ‘Filistin halkına yönelik soykırım eylemleri nedeniyle kaybedilenlere yas tutarak, bu tür uluslararası suçlar karşısında sessiz kalmayı reddederek, İsrail’in Filistin işgalini reddederek Filistin halkının bağımsızlığı için direneceğiz.’ Gönül isterdi ki burada Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan da olsun.

Yeni bir düzen kuruluyor. Emperyalist sömürgecilik düzeni. Trump, “Cumartesi gecesi saat 12’de eğer bütün esirler serbest bırakılmazsa Gazze’ye cehennemi yaşatacağım.” dedi. “Gazze’ye sahip olacağız.” diyor. Bir emlakçı olarak söylüyor. Adam ölüler için yas tutmayı unutmuş.

Ankara derin bir sessizlikte. Yaşanan şey sadece Gazze değil. Uluslararası sitem yok oluyor. Ankara’nın neler yapması gerektiğini söyleyeceğim. Ankara, Lahey Grubu’nun dışında kaldı çünkü limanlardan yakıt satışını durdurması gerekecek.

Neden Trump’ın adını zikretmiyorsunuz? Çünkü Trump’la görüşme arzularında. Sayın Erdoğan “one minute” dedikten sonra yeni seçilen ABD Başkanı ilk ziyaretini Türkiye’ye yapmak zorunda kalmıştı. Siz randevu talep ederseniz onlar Gazze’yi talep ederler.

Dünyada iki kutup var. Bir tarafta insan haklarını savunanlar var, bir tarafta da ırkçılığı, katı ulusal çıkarcılığı esas alanlar. Türkiye de safını belli edecek. Belize’nin safında olmak zor görünebilir. Bu mücadelede Batı Bloku ikiye bölünecek. ABD’nin yeni tavrına karşı AB tavır göstermek zorunda kalacak. NATO ya değişecek ya da tamamıyla anlamını kaybedecek.

İki hafta önce hazırlanan kırmızı kitabın bölümleri anlamını yitiriyor. Tekrar yazın milli güvenlik siyaset belgesini. 5 yıl değişmeyecek bu belge Trump’ın gelmesiyle kadük oldu. Destek isterseniz biz varız… Biri daimi ve kapsamlı, biri acil olmak üzere kriz masası kurun. Mesela cumartesi günkü tehdit için acil kriz masası kurun.

Bu gelişmelerden rahatsız olan AB’nin Türkiye’ye duyacağı ihtiyaç değerlendirilmeli… ABD ile ilişkiler sadece Trump’la kişisel ilişkilere indirgenmemeli… Trump’ın tutumundan aynı ölçüde rahatsız olan AB ve İslam İşbirliği Teşkilatı üyelerinin özel teşkilatı canlandırılmalı.

Sürgün için adres gösterilen Mısır, Suudi Arabistan ve Ürdün başta olmak üzere Suriye, İran, Lübnan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Kuveyt, Bahreyn ve Umman’ın katılacağı ve ilgili ülkelerin gözlemci olarak davet edileceği bölge barış zirvesine öncülük edilmelidir.

Trump’ın asıl istediği, Filistinlilerin hakkı olan doğal gaz alanlarına el koymak. Gazzelilerin son meşru devleti Osmanlı Devleti’dir. Biz de Osmanlı’nın meşru süreklilik devletiyiz. Gazzeliler referandum yapsınlar ve Filistin devleti kurulana kadar Türkiye Cumhuriyeti’ne otonom bölge olarak bağlasınlar. Amerika oradan gelip Gazze’ye el koyacak da biz Gazzelilere sahip çıkmayacak mıyız? Alın o çok kıymetli siyonistlerinizi ABD’deki bol topraklarınıza götürün.

Muhalefete eleştiriler

İktidar, Erdoğan’a ebedi cumhurbaşkanlığı verme peşinde. Muhalefet de sanki üç ayrı parti varmış gibi üçlü zirveler yaparak bir alternatif cumhurbaşkanı adayı çıkarma peşinde… İktidarın birinci vazifesi İstanbul depremini düşünmektir. İBB Başkanı’na söylüyorum, senin işin ne zaman yapılacağı belli olamayan seçime hazırlanmak değil depreme hazırlanmaktır.

İktidara söylüyorum, tutuklamaya çalıştığınız belediye başkanlarından önce Kartalkaya sorumlusu olan Kültür ve Turizm Bakanı’nı sorgulayın… Muhalefet, yerel yönetimlerde yaşanan yolsuzluklara son verin. İki taraf da iş işi gücü bıraktı. Dünyada ne oluyor ilgisi yok.”

Paylaşın

Mansur Yavaş’tan Dikkat Çeken “Üçlü Zirve” Paylaşımı

Mansur Yavaş, Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu ile yaptığı görüşmeye ilişkin sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Ülkemizin güzel günlere kavuşması için biriz ve beraberiz” ifadelerine yer verdi.

Haber Merkezi / Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, sosyal medya hesabından bir paylaşımda bulundu. Mansur Yavaş, “biriz ve beraberiz” vurgulu paylaşımda şu ifadeleri kullandı:

“Pazar günü Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Ekrem İmamoğlu ile birlikte gerçekleştirdiğimiz görüşme fotoğraf karelerine yansıdı.

Ülkemizin güzel günlere kavuşması, emeklilerin, asgari ücretlinin, öğrencilerin, işçilerin rahata erebilmesi, parlamenter demokrasinin yeniden tesis edilebilmesi için biriz ve beraberiz.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, dün Ankara’da bir araya gelmişti.

Yaklaşık 2,5 saat süren görüşme sonrası CHP Lideri Özgür Özel, sosyal medya hesabından “Birlikteyiz, hep birlikte olacağız, hep beraber kazanacağız, Türkiye kazanacak…” mesajını paylaşmıştı.

Paylaşın

Uluslararası Af Örgütü’nden “Gezi Davası” Çağrısı: Derhal Serbest Bırakın

Gezi Davası’nda yargılanan mimar Mücella Yapıcı, akademisyen Ali Hakan Altınay ve iktisatçı Yiğit Ali Ekmekçi’nin beraat etmesinin ardından Uluslararası Af Örgütü, Osman Kavala ve diğer dört düşünce mahkumunun da derhal serbest bırakılması çağrısında bulundu.

Gezi Davası’nda 2022 yılında Can Atalay, Tayfun Kahraman, Mine Özerden, Çiğdem Mater, Mücella Yapıcı, Ali Hakan Altınay ve Yiğit Ali Ekmekçi hakkında “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım” suçlamasıyla 18’er yıl hapis cezası verilmişti.

Uluslararası Af Örgütü, Gezi Davası’nda yargılanan mimar Mücella Yapıcı, akademisyen Hakan Altınay ve ve iktisatçı Yiğit Ekmekçi hakkında verilen beraat kararını değerlendirerek, Osman Kavala ve diğer dört düşünce mahkumunun da derhal serbest bırakılması çağrısında bulundu.

Uluslararası Af Örgütü Kıdemli Türkiye Kampanyacısı Milena Buyum, konuya ilişkin açıklamasında, “Bu karar, yargının siyasi baskı aracı haline gelmesinin utanç verici bir örneğiydi. Yedi yılı aşkın süre boyunca yetkililer, bu kişilere yöneltilen suçlamaları kanıtlamakta başarısız oldu” dedi.

Buyum, beraat kararının yıllardır süren bir adaletsizliğe son verdiğini, ancak cezaevinde tutulan Osman Kavala ve diğer dört kişinin durumunun aynı şekilde çözüme kavuşturulması gerektiğini belirtti. Buyum, “Hâlâ cezaevinde tutulan Gezi Davası düşünce mahkumları derhal serbest bırakılmalıdır” dedi.

Uluslararası Af Örgütü daha önce de birçok kez Gezi Davası’nın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararlarıyla çeliştiğini ve adil yargılama ilkelerinin ihlal edildiğini vurgulamıştı.

Ne olmuştu?

Gezi davasında 2022 yılında Can Atalay, Tayfun Kahraman, Mine Özerden, Çiğdem Mater, Mücella Yapıcı, Ali Hakan Altınay ve Yiğit Ali Ekmekçi hakkında “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım” suçlamasıyla 18’er yıl hapis cezası verildi.

Yargıtay, 2023’teki genel seçimlerde Türkiye İşçi Partisi’nden milletvekili seçilen Can Atalay’ın yanısıra Tayfun Kahraman, Mine Özerden ve Çiğdem Mater’e verilen 18’er yıl hapis cezalarını onamıştı.

Fakat Mücella Yapıcı, Yiğit Ali Ekmekçi ve Ali Hakan Altınay hakkında verilen cezalar Yargıtay 3. Ceza Dairesi tarafından bozuldu ve Yapıcı ile Altınay cezaevinden tahliye edildi.

Bozma kararından sonra 2024 başındaki ilk duruşmada mahkeme, Yargıtay kararı uyarınca sanıklar hakkındaki yurtdışına çıkış yasağının kaldırılmasına karar verdi. Yapıcı, Ekmekçi ve Altınay’ın “toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet” iddiasıyla yeniden yargılanmasına bugün devam edildi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen beşinci duruşmada savcı, esas hakkındaki mütalaasını açıkladı. Savcı, tüm sanıklar hakkında “2911 sayılı toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet” suçlamasından beraat istedi.

Savcı, mütalaasını okurken Mücella Yapıcı’nın daha önce “2911 sayılı toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet” iddiasıyla İstanbul 5. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılandığını ve orada da beraat ettiğini belirtti.

Ayrıca yeniden başlayan yargılamada Emniyet’e müzekkereler yazıldığı fakat sanıklar hakkında görüntü ve kayıt olmadığı vurgulandı.

Sanık avukatları da mütalaayı destekler ifadelerde bulundu. Mahkeme heyeti, toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet iddiasıyla yargılanan Mücella Yapıcı, Yiğit Ali Ekmekçi ve Ali Hakan Altınay’ın ayrı ayrı beraatine karar verdi.

Hüküm kısmında üç kişi hakkında, “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs suçundan cezalandırılmaları istenmişse de suçu işlediklerine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve yeterli delil bulunmamıştır” ifadeleri kullanıldı.

Ayrıca üç isim de tutuklu kaldıkları süreye ilişkin ayrı ayrı tazminat davası açabilecek.

Paylaşın

742 Çocuk İşçi İş Kazalarında Hayatını Kaybetti

2013 – 2024 yılları arasında en az 742 çocuk işçi iş kazalarında hayatını kaybetti. Çocuk işçiliğinin önlenmesi temel hedefiyle 2017-2023 yılları arasında “Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Ulusal Programı (2017-2023)” uygulamaya konulmuştu.

Çocuk işçiliğine son vermek amacıyla başlatılan seferberlik kapsamında Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) teknik desteğiyle ve Birleşmiş Milletler (BM) ajanslarının mali desteğiyle imzalanan bu deklarasyona 6 bakanlık ve 7 işçi ile işveren sendikası da imza atmıştı.

İş Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi, Çocuk İş Cinayetleri Raporu’nu yayınladı. İSİG Meclisi’nin yerel ve ulusal basından, çocuk işçilerin ailelerinden ve mesai arkadaşlarından edinilen bilgilere dayanarak hazırladığı rapora göre, 2013 – 2024 yılları arasında en az 742 çocuk iş kazaları sırasında çalışırken hayatını kaybetti.

Türkiye’de çocuk işçi sayısının bilinmediğini, çocuk işçi ölümlerinin kaydının tutulmadığını vurgulayan İSİG Meclisi, “çocuk işçiliği devlet eliyle teşvik edilen ve kitleselleştirilen bir duruma getirildi. 2025 yılının “Aile Yılı” ilan edilmesinin önemli bir yönünü de bu politika oluşturmaktadır ve sermayenin uluslararası politikasıyla paralel bir eğilimin ifadesidir” dedi.

İSİG Meclisi, “Erdoğan’ın açıklamaları, güvencesiz emek havuzunun en önemli bileşeni olan çocuk işçiliğinin önemine vurgu yapmaktadır. Ucuz -hatta MESEM ile bedava- ve örgütsüz bir işçi kitlesi, sermaye için vazgeçilmezdir” dedi.

Türkiye’de çocuk işçiliğinin önlenmesi temel hedefiyle 2017-2023 yılları arasında “Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Ulusal Programı (2017-2023)” uygulamaya konulmuştu. Bu çerçevede Başbakanlık Genelgesiyle 2018 yılı “Çocuk İşçiliği ile Mücadele Yılı” ilan edilmişti.

Çocuk işçiliğine son vermek amacıyla başlatılan seferberlik kapsamında Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) teknik desteğiyle ve Birleşmiş Milletler (BM) ajanslarının mali desteğiyle imzalanan bu deklarasyona 6 bakanlık ve 7 işçi ile işveren sendikası da imza atmıştı.

2013 ile 2024 arasındaki çocuk işçi ölümlerinin çetelesini tutan rapora göre, 2024 yılında en az 71 çocuk işçi hayatını kaybetti. Bu sayı, son 12 yıldaki en yüksek çocuk işçi ölümü sayısı.

Raporda İSİG Meclisi, MESEM uygulamasının yeni bir çocuk işçi kitlesi yarattığına dikkat çekti, devletin bu uygulamayla birlikte çocuk işçilerini metal, tekstil, kimya fabrikalarında veya inşaatlarda çalışmak için bedava emek olarak yönlendirdiğini vurguladı.

Çocuk işçi ölümlerinin nedenleri

Raporda iş kollarına göre ölümlere bakıldığında 402 çocuk tarım/orman iş kolunda 88 çocuk inşaat/yol, 53 çocuk metal, 51 çocuk konaklama, 26 çocuk ise gıda iş kolunda çalıştırılırken öldü. Çocuk işçi ölümlerinin yaş gruplandırılmasına bakıldığında ise 0-14 yaş aralığında 256, 15-17 yaş aralığında ise 486 çocuk ölümü raporda yer aldı.

İSİG Meclisi çocuk işçi ölümlerinde her ne kadar hala tarım sektörü ilk sırada yer alsa da sanayi ve inşaatlarda ölen çocuk işçi sayısının giderek arttığına değindi. çocuk işçi ölümlerinin kentlere kaydığına vurgu yaptı.

Raporda, çocuk işçi ölümlerinin yüzde 27’si trafik / servis kazası, yüzde 17’si boğulma, zehirlenme, yüzde 14’ü ise ezilme, göçük kazaları sonrası yaşandı.

İSİG Meclisi, trafik kazalarının çocuk işçi ölümlerinin ağırlıklı sebebi olmasıyla ilgili şu değerlendirmeyi yaptı:

Çünkü mevsimlik tarım işçisi olan çocuklar tıka basa dolu minibüslerde, traktör kasalarında veya açık kasa kamyonetlerin yaptıkları kazalarda yollara savrulmaktalar. Buna bir de son dönemde artan moto kurye çocukların ölümlerini de eklememiz gerekir.

İSİG Meclisi, kırsal yoksulluğun devam etmesine rağmen çocuk işçi ölümlerinin kentlere kaydığını ve kitleselleştiğini vurguladı. Rapora göre çocuk işçi ölümlerinin en yaygın olduğu iki il Urfa ve İstanbul.

Çocuk işçiliğinin devlet politikalarıyla ve “yetişecek eleman” argümanlarıyla meşrulaştırılmaya çalışıldığını vurgulayan İSİG Meclisi çocuk işçiliğinin kitleselleşmesine karşı uyarı yaptı:

Tarım işçisi çocuklar tamamen sosyal hayattan dışlandığı ve yerleşim merkezleri dışında hem yaşadıkları hem çalıştıkları alanda çevrelendiklerinden ötürü ölümleri devlet ve sermaye tarafından “görünmez” kılınıyordu. Oysa çocuk işçiler artık her yerde: Kentlerin merkezinde, AVM’lerde, sokakta, şantiyelerde, sanayide ve Organize Sanayi Bölgelerinde…

Her ailede veya sülalede bir çocuk çalışıyor, her sokakta tanıdık bir çalışan çocuk var. Üretimden gelen bu gerçeklik çocuk işçiliğini “görünür” kılıyor. Ancak çocuk işçilik; eğitim, öğrenim, yetişecek eleman argümanlarıyla meşrulaştırılmaya çalışılıyor ve ölümler maskeleniyor.

Paylaşın

100 Liralık Alım Gücü 35 Liraya Geriledi

2007 yılında, İstanbul’da orta halli hane halkının geliri asgari ücretin 4 katı iken, bu oran 2023 yılında 1,4 düzeyine gerileyerek neredeyse Türkiye ortalaması olan 1 asgari ücret düzeyine indi.

Haber Merkezi / İstanbul’daki hane halkının 2007 yılındaki 100 liralık alım gücü ise, 2023 yılında 35 liraya geriledi.

İstanbul Planlama Ajansı (İPA), “Küreselden Yerele Orta Sınıf ve Gelir Dağılımı” raporunu yayınladı. Raporda öne çıkan bölümler şöyle:

Türkiye’de Orta Sınıfı: Türkiye’de halkın yaklaşık dörtte üçü kendini orta sınıf görmektedir. Halkın çok yüksek oranda kendini orta sınıf görmesi, orta sınıfın toplumda genel kabul gören bir kesimi oluşturmasındandır. Orta sınıfın altında olan kesim, orta sınıf gelir ve değerlerine önem vermektedir.

Türkiye’de reel medyan gelir “Epistemolojik Kopuş” un yaşandığı 2021 sonrası dönemde dramatik biçimde düşmüştür. Bu bağlamda Türkiye’de 2021 sonrası dönemde reel medyan gelirdeki düşüş, Türkiye’de gelir dağılımının uçlara savrulduğunu ortaya koymaktadır. Çünkü medyan gelir, gelir dağılımının orta nokta değerini gösterir. 2021 ve sonrası dönemdeki yüksek enflasyon, ortanca hanehalkının net reel gelirini erozyona uğratmış ve önemli ölçüde tepedeki bir avuç insana gelir aktarmıştır.

2006 – 2023 Asgari Ücret -Nominal Medyan Gelir karşılaştırması yapıldığında 2007’deki 2,7 oranı 2023’te 1 düzeyine gelmiştir. Yani 2007’de medyan gelir 2,7 kat asgari ücrete eşitken, 2023’te 1 asgari ücrete eşittir. Bu bağlamda, Türkiye’de ortanca yurttaş, asgari ücretle geçinen yurttaş konumuna gelmiştir.

Türkiye’de Medyan Gelir Odaklı analizde TÜİK Mikro Veri Seti kullanılarak OECD tanımlamasına uygun orta sınıf ve diğer sınıf verileri ilk kez bu çalışmada 2006 – 2023 dönemi için oluşturulmuştur. Bu veriler bağlamında, Türkiye’de orta sınıf Covid-19 Pandemisi ve “Epistemolojik Kopuş” dönemi ve sonrasında AB-27, G-7 ve BRICS ülkelerindeki orta sınıftan çok daha fazla güç kaybetmiştir. Orta sınıfta yaşayan haneler, diğer iki uca (alt ve üst sınıf) kaymıştır.

AB-27, G-7 ve BRICS ülkelerinin aksine, Türkiye’de medyan(ortanca) gelire göre orta sınıf içinde en fazla haneyi barındıran gelir grubu, orta sınıfın ortasında yer yer alan orta sınıftır. Ancak bu gruba yakın düşük gelirli orta sınıf ve yoksul hanelerin varlığı dikkate alındığında, yoksul ve her an yoksulluğa düşecek hanelerin toplamı, toplam hanelerin 1/3’ünden fazladır. Orta sınıf içinde en düşük paya sahip olan üst-orta sınıftır.

Orta sınıfta, üst orta sınıfı oluşturan yüksek eğitimli hanelerin gelirinin zaman içinde azalmasına koşut orta sınıfın ortasına düştüğü görülmektedir. Buna karşın, daha düşük eğitimlilerin gelirlerinin artmasının bir sonucu olarak düşük orta sınıftan da orta sınıfın ortasına yöneldiğini görmekteyiz.

Türkiye medyan gelirine göre İBBS 1 bölgesel düzeyde OECD sınıfsal analizi yaptığımızda, ülkenin Dağ – Doğu’su olarak adlandırılabilecek Karadeniz, Doğu ve Orta Anadolu bölgelerindeki hanehalkının önemli kısmının yoksul, her an yoksulluğa düşebilecek kırılgan ve düşük orta sınıfta olduğu verilerce görülmektedir. Diğer yandan, ülkenin Kıyı -Batı’sı olarak adlandırılabilecek İstanbul, Doğu Marmara, Batı Anadolu, Batı Marmara, Akdeniz ve Ege bölgelerindeki hanehalkının orta, üst orta ve üst sınıf olarak adlandırılan kümede olduğu görülmektedir. Dolayısıyla dünyada var olan Kuzey-Güney ya da Doğu-Batı çelişkisi Türkiye’de Kıyı-Batı / Dağ-Doğu Çelişkisi olarak ortaya çıkmaktadır. Bu durum medyan gelir farklılıklarında da açıkça görülmektedir.

TÜİK’in gelir dağılım yönteminde kullandığı gibi, kullanılabilir hanehalkı gelirinin bölgesel net medyan gelire göre sınıfsal olarak dağıttığımızda gelir dağılımında görece bir düzelmenin olduğu görülmektedir. Bu bağlamda daha güçlü bir orta sınıfın varlığı da ortaya çıkmaktadır. Ancak bu yöntem bölgesel gelir farklılıklarını göz ardı eden yöntemdir. Bölgesel medyan gelire göre geliri dağıtığımızda var olan bölgesel gelir uçurumlarını göz ardı edilmektedir. Örneğin Türkiye medyan gelirine göre Kuzeydoğu Anadolu’da yoksul olan hane, Kuzeydoğu Anadolu’nun medyan gelirine göre Üst orta sınıfta yer almaktadır. Bu nedenle çalışmada her iki yöntemle hesaplama yapılmıştır. Böylece çarpıklık çok daha açık görülmektedir.

Türkiye’de yüzdelik dilimler odaklı analizde iki farklı veri seti kullanılma gereksinimi ortaya çıkmıştır. Çünkü TÜİK oluşturduğu veri seti ile World Inequality Database (WID)’in oluşturduğu veri setinin yöntem ve ulaştıkları sonuçlar oldukça farklıdır. Bu çalışmanın önceki bölümlerinde World Inequality Database (WID) verileri ile analiz yapıldığından Türkiye bölümünde de aynı veriler ile analiz yapılmalıdır. Bunun yanında TÜİK B Grubu Mikro Veri 2006 – 2023 Ham verilerinden yaptığımız hesaplamalar bağlamında TÜİK’in oluşturup yayınladığı veriler ile de analiz yapılması gerekmektedir.

World Inequality Database (WID)’e göre Türkiye’de orta sınıfın gelirden aldığı pay, AB-27, G-7 ve BRICS ülkelerinde Brezilya ile birlikte en düşük paya sahip olup, zaman içerisinde de payı giderek düşmüştür. Bu verilere göre üst sınıf gelirin %57’sini almakta ve payı artmaktadır. Alt sınıfın payı ise yaklaşık %12 düzeyinde sabittir.

World Inequality Database (WID)’e göre Gini katsayısı 2002’den 2007’e kadar azalmış ve en düşük düzeyi 57,9’a düşmüş daha sonraki süreçte 60 düzeyinde giderken 2021 sonrasında keskin bir biçimde yükselerek 64,4 düzeyine çıkmıştır. Bu katsayı TÜİK’in bulduğu katsayının %50’den fazlasıdır. Ayrıca Brezilya’dan sonraki en yüksek Gini eşitsizlik katsayısıdır.

TÜİK’in kullandığı yöntemle yaptığı hesaplama sonucu Türkiye’de 2006’dan bu yana alt ve orta sınıfların gelirden aldığı pay ile üst sınıfın gelirden aldığı payda dramatik bir değişiklik görülmemektedir. Ancak orta sınıfın 2014 sonrası azalan payı 2024’te artmış, buna karşılık üst sınıfın artan payı 2024’te düşmüş ve alt sınıfın payı da düşmeye devam etmiştir.

TÜİK’in hesapladığı Gini Katsayısı 2021 sonrası dönemde artmış; ancak 2024’te çok az da olsa azalmış olup, 41,9’dan 41,8’e gerilemiştir. TÜİK Gini Katsayısı 2023’te 41,9 iken; Eurostat Gini Katsayısı 44,2 ve WID 64,4 olup aralarında çok büyük farklılıklar vardır. TÜİK hesaplaması daha eşit bir gelir dağılımını ortaya koyarken, WID çok daha eşitsiz bir gelir dağılımını ortaya koymaktadır.

Türkiye’de İBBS 1’e göre eşdeğer hanehalkı kullanılabilir gelire göre sınıfsal dağılımına bakıldığında, ülkede bölgesel gelir dağılımının önemli derecede bozuk olmadığı gibi bir algı ortaya çıkmaktadır. Bu durum yöntemsel hesaplama odaklı ortaya çıkmaktadır. Medyan gelirde olduğu gibi yüzdelik dilimlerde de dağılım bölgesel bazdaki ortalamalar bağlamında gerçekleşmektedir. Türkiye ortalamaları ile bölgesel yüzdelik dilimler oluşturulduğunda tablonun farklılaşacağı açıktır. Bu tür bir hesaplamada bile, gelirin sınıfsal dağılımında bölgesel farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Diğer yandan, tüm bölgelerde gelirden en fazla payı nüfusun %40’lık kesimini oluşturan orta sınıf almaktadır. Ülkenin yarı nüfusunu oluşturan alt sınıf ise Doğu Karadeniz ve Ortadoğu Anadolu bölgeleri dışında en az geliri alan bölgelerdir.

Bölgesel Gini katsayıları incelendiğinde, gelirin görece en adaletli dağıtıldığı bölge Ortadoğu Anadolu iken en adaletsiz dağıtıldığı bölge İstanbul’dur. Nitekim Ortadoğu Anadolu bölgesinin Gini eşitsizlik katsayısı 32,5 iken İstanbul’unki 42,8’dir. Diğer yandan görece zengin ve medyan geliri yüksek bölgeler daha eşitsiz gelir dağılımına sahipken görece yoksul olan ve medyan geliri düşük olan bölgelerin daha adil gelir dağılımına sahip olduğu görülmektedir. Bu durum TÜİK’in her bölgenin medyan, ortalama gelirini dikkate alarak analiz yapmasından ileri gelmektedir. Türkiye medyan ya da ortalama değerler dikkate alınarak hesaplama yapılsa bu durum değişecektir.

Türkiye’de servetin sınıfsal dağılımı incelendiğinde servetin üst sınıfta toplandığı ve gelirde olduğu gibi, zaman içinde orta ve alt sınıftan üst sınıfa servet transferi yapıldığı görülmektedir.

Covid 19 Pandemisi ve Epistemolojik Kopuş alt ve orta sınıftan üst sınıfa gelir ve servet transferini hızlandırmıştır.

Türkiye’de emeğin GSYİH’den aldığı pay 2004-2016 aralığında artmıştır; ancak 2019 sonrası dönemde azalmış; 2023’te yükselmiştir. GSYİH artarken işgücü ödemelerinin payının azalması ülkedeki çok önemli kitlenin yoksullaşması ve daha eşitsiz hale gelmesi sonucunu ortaya çıkarmaktadır.

Emeğin kendi içinde dağılımına bakıldığında üst orta sınıfın zaman içinde pay kaybettiği, buna karşılık düşük nitelikli işçi sınıfı, nitelikli işçi sınıfı ve orta sınıfın emek gelirleri payının arttığını görülmektedir. Bu da zaman içinde üst orta sınıf ile orta sınıfın daha da yoksullaştığını göstermektedir.

Türkiye’de iş gücünün saatlik kazancının eğitim düzeyine göre ayrıştırılıp işçi başına çıktı ile karşılaştırıldığında, çalışmada incelenen ülke gruplarından oldukça farklı sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Diğer ülkelerin aksine, Türkiye’de eğitim düzeyi yükseldikçe, iş gücünün saatlik kazanç artışı görece düşmektedir. Diğer yandan, Türkiye’de eğitim durumuna göre esas iş kazançları da benzer bir sonucu ortaya çıkarmaktadır. Türkiye’de en fazla geliri reel olarak artan okur yazar olmayan kesim iken, en düşük reel gelir artışı sağlayan kesim de yüksek öğretimli kesimdir.

Türkiye’de, BRICS ülkelerine benzer biçimde, verimlilik artışı ile ücretler arasındaki ilişki oldukça zayıftır. Bu bağlamda, Türkiye’de oluşan artık(surplus) firmalarda kalmakta ve firma sahiplerinin cebine girmekte; emek payını alamamaktadır. Bu hem emeğin GSYİH içindeki payının azalması hem de üretim yapısına da bağlı olarak nitelikli emek yerine niteliksiz emeğin önem kazanması sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Böylesi bir ortamda, firmaların reel net karı aşırı düzeyde artmıştır.

Türkiye’de orta sınıfı oluşturan nitelikli emeğin refah kaybının çok önemli oranda arttığı görülmektedir. Dolayısıyla bu durum önemli derecede güçsüzleşen ve refah kaybı yaşayan bir orta sınıfın ortaya çıkmasına neden olmuştur.

İstanbul’da Orta Sınıf: Türkiye’de sigortalı çalışan nüfusun yaklaşık dörtte biri İstanbul’da yaşamaktadır. İstanbul’da sigortalı çalışanların aylık kazancı asgari ücretin yaklaşık 2,5 katıdır. çalışma çağındaki nüfus değerlendirildiğinde ise lise altı eğitime sahip nüfusun oranının azaldığı, yüksek öğrenimlilerin oranının arttığı görülmektedir. Bu veriler bağlamında İstanbul’un, çalışan orta sınıfın merkezi olduğu ortaya çıkmıştır.

İstanbul’da medyan gelir, 2006’dan 2021’e kadar Türkiye medyan gelirine yaklaşmıştır. Epistemolojik Kopuş ve sonrasında ise ıraksamıştır. 2006-2024 dönemi olarak baktığımızda ise yaklaşmıştır.

İstanbul’daki medyan hanenin görece refah kaybının Türkiye’den çok daha fazla olduğu ortaya çıkmıştır. Diğer yandan, Türkiye’de ve İstanbul’da reel medyan gelir 2006 yılına göre düşmüştür; ancak düşüş İstanbul’da daha fazla olmuştur. Dolayısıyla İstanbul’daki ortanca hanehalkı Türkiye’dekinden daha fazla refah kaybına uğramıştır.

2007’de İstanbul’daki ortanca hane halkının geliri asgari ücretin 4 katı iken, bu oran 2023’te 1,4 düzeyine inmiş olup neredeyse Türkiye ortalaması olan 1 asgari ücret düzeyine gelmiştir. İstanbul’daki hane halkının 2007’deki 100 TL’lik alım gücü 2023’te 35 TL’ye gerilemiştir.

İstanbul’daki hane halkı gelirinin, Türkiye’deki medyan gelire göre OECD sınıflaması yapıldığında İstanbul’daki hane halkının yaklaşık %58’inin orta sınıf olduğu görülmektedir.

İstanbul’daki hane halkı geliri Türkiye medyan gelirine göre değil de kendi medyan gelirine göre sınıfsal dağıtıldığında orta sınıfın payının %54,5 olduğu görülmektedir. Aynı zamanda, görece üst ve orta sınıfta yaşayan hanehalkı oranı düşerken, yoksul ve yoksulluğa düşme riski olan kırılgan hanehalkı oranı yükselmektedir. Orta sınıfın kendi içinde bölünmesinde de aynı durum geçerlidir. Nitekim, üst orta ve orta sınıf daha düşük oranlara sahipken alt orta sınıfın oranı daha yüksektir. Dolayısıyla bu yöntemde İstanbul’da daha zayıf bir orta sınıf yanında daha da kırılgan bir orta sınıfı tanımlanmaktadır. Bunun nedeni İstanbul medyan gelirinin Türkiye Medyan gelirinden yüksek olmasıdır.

TÜİK’in en son yayınlanan Gelir Dağılım İstatistikleri 2024 verileri dikkate alındığında yüzdelik dilimler çerçevesince orta sınıf olarak görülen orta %40’lık dilim en yüksek payı almakla birlikte, pay kaybeden bir sınıftır. Diğer yandan, üst sınıf olarak nitelendirilen tepe %10’luk kesimin gelirden aldığı pay yükselmektedir. Öyle ki 2020 yılında bu iki sınıfın pay neredeyse aynı düzeye gelmiştir. Aynı zamanda üst sınıf ile alt sınıf arasındaki oran farkı da 2014 sonrası dönemde açılmıştır. Farkın artmasında alt sınıfın aldığı payın azalmasına karşın, üst sınıfın aldığı payın artması etkilidir.

Gini eşitsizlik katsayısı Türkiye ile İstanbul karşılaştırıldığında 2015 yılına kadar İstanbul’da Gini eşitsizlik katsayısı artarken, Türkiye Gini eşitsizlik katsayısı azalmış ve 2015 yılında aynı eşitsizlik katsayısı oluşmuştur. 2015 sonrasında ise 2020’e kadar İstanbul ile Türkiye Gini eşitsizlik katsayısı arasındaki fark açılmış olmasına karşın 2023’teki keskin düşüş ile yeniden katsayılar birbirine çok yakın hale gelmiştir.

İstanbul ve Türkiye Gini eşitsizlik katsayılarındaki bu değişim, İstanbul’un kendi içindeki eşitsizliğinin, 2015 ve 2023 yılları dışında, Türkiye’dekinden daha fazla olduğunu göstermektedir.

İstanbul’un eşitsizliği hesaplanırken Türkiye ortalaması kullanılması durumunda, tıpkı Türkiye’nin eşitsizliği artacağı gibi, İstanbul’da eşitsizliğin çok daha artacağı görülmektedir.

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu’ndan Operasyonlara Tepki; Erken Seçim Çağrısı

Ataşehir ve Kartal Belediye Başkan yardımcıları ile Şişli, Beyoğlu, Fatih, Tuzla, Fatih, Adalar belediye meclis üyelerinin de bulunduğu 10 kişinin gözaltına alınmasına tepki gösteren İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, erken seçim çağrısını tekrarladı.

Haber Merkezi / İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin yerel seçimler süresinde kullandığı ‘kent uzlaşısı’ kavramına değinmişti.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Kartal ve Ataşehir belediye başkan yardımcıları ile diğer belediyelerde görevli 7 belediye meclis üyesi hakkında gözaltı kararı verilmesine, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklama ile tepki gösterdi ve erken seçim çağrısı yaptı.

Ekrem İmamoğlu, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “İstanbul’daki bazı CHP ilçe belediyelerimize bu sabah yine şafak operasyonu düzenlendi. 2 belediye başkan yardımcımız ve 7 ilçe meclis üyemiz gözaltına alındı. Seçimlere kadar rutin işlerini yapan, normal hayatlarına devam eden bu insanlar, seçimlerden sonra her nedense aniden ‘terörist’ ilan ediliyor. Tıpkı 65 yaşında ‘terörist’ ilan edilen Esenyurt Belediye Başkanımız Prof. Dr. Ahmet Özer gibi.

31 Mart seçimlerinde AK Parti’den 12 ilçe belediyesi kazanan, İstanbul’da 26 ilçe belediye başkanlığı kazanan, Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminde rakibine 1 milyon oy fark atan partimizin başarısını sindireceksiniz. Öyle ya da böyle sindireceksiniz. Siyasal depresyonlarınıza, yargıyı alet ederek, çeşitli kılıflara sarılan siyasi operasyonlarınızla bu milletin gözünü boyamanıza dün de izin vermedik bugün de vermeyeceğiz.

İktidar koltuğu da, Cumhurbaşkanlığı makamı da kimseye babasından miras değil. Kimsenin tapulu malı da değil. Sadece milletin malı. Kendisini millet iradesinin üzerinde gören, kendisini milletin efendisi zanneden 1 kişinin kaprislerine memleketi alet etmenin faturasını ödüyoruz. Hayat pahalılığı ile ödüyoruz. Geçim sıkıntısıyla ödüyoruz. Sosyal çürümeyle ödüyoruz. Siyasal çürümeyle ödüyoruz.

İşte bu çürümüş düzenin çürük elmalarını temizlemek, Türkiye’mizi hak ettiği demokrasi ve refaha ulaştırmak için yola çıktık, erken seçim istiyoruz. O sandık erkenden gelecek. Sandık millet isteyince gelir, siz isteyince değil. Sandık gelecek. 1 kişi gidecek, her şey değişecek!”

Ne olmuştu?

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, “terör örgütü ile koordineli olarak kent uzlaşısı” ile seçildikleri öne sürülen Kartal ve Ataşehir belediye başkan yardımcıları ile diğer belediyelerde görevli 7 belediye meclis üyesi ve bir sivil hakkında gözaltı kararı verildiğini bildirdi. Başsavcılık, bu kişilere yönelik gözaltı işlemleri ve aramaların TSİ sabah 06.00 itibarıyla başladığını belirtti.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan açıklamada, operasyonun terör örgütünün HDK çatı yapılanmasına yönelik soruşturma kapsamında yapıldığı belirtildi. Soruşturma kapsamında gözaltına alınanların Kartal Belediye Başkan Yardımcısı Cemalettin Yüksel, Ataşehir Belediye Başkan Yardımcısı Livan Gür, AKP yönetimindeki Fatih Belediyesi ile CHP’li başkanların yönetimindeki Üsküdar, Sancaktepe, Tuzla, Adalar, Şişli ve Beyoğlu Belediye Meclislerinden birer üye ile bir sivil kişinin olduğu kaydedildi.

Açıklamada, haklarında gözaltı kararı verilen isimlerin 31 Mart 2024 seçimlerinde talimatla “kent uzlaşısı”‘ faaliyeti kapsamında seçilmeleri sağlandığı iddia edildi. Açıklamada, “Kent uzlaşısı formülünün, DEM Parti üstü bir örgütlenme sistemi olduğu, özellikle örgütlenme konusunda çalışmalar yürüten örgüt bünyesindeki oluşumların (DBP, HDK) örgütün taban (halk) örgütleme sistemini geliştiren ve yöneten esas kurumlar olduğu hususu da nazara alındığında adı geçen şüphelilerin terör örgütünün kent uzlaşısı faaliyeti kapsamında faaliyet yürüten örgüt mensuplarından oldukları anlaşılmış olup…” ifadelerine yer verildi.

Açıklamada, 06.00 itibarıyla eş zamanlı operasyonlarda 10 kişinin gözaltına alındığı, polisin adı geçen isimlerin ev, iş yeri ve başkan yardımcılarının makam odalarında arama yaptığı kaydedildi.

Paylaşın

Van Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Abdullah Zeydan’a Hapis Cezası

DEM Partili Van Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Abdullah Zeydan, “yasadışı örgüte yardım ve yataklık” suçlamasıyla yeniden yargılandığı davada, 3 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Haber Merkezi / Kararın açıklanmasının ardından Van Büyükşehir Belediyesi’nin önünde toplanan Vanlılara seslenen Zeydan, karara tepki gösterdi. Kararın yok hükmünde olduğunu belirten Abdullah Zeydan, davanın siyasi olduğunu söyledi.

DEM Partili Van Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Abdullah Zeydan’ın “yasadışı örgüte yardım etmek” iddiasıyla yeniden yargılandığı davanın 8’inci duruşması Diyarbakır 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Mahkeme, Zeydan’a “Örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmeye teşebbüs” iddiasıyla 3 yıl 9 ay hapis cezası verdi.

Abdullah Zeydan, kararın açıklanmasının ardından Van Büyükşehir Belediyesi’nin önünde toplanan Vanlılara seslendi. Kararın yok hükmünde olduğunu belirten Zeydan, davanın siyasi olduğunu söyledi. Daha önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) benzer davalarda verdiği kararları hatırlatan Zeydan, şunları dile getirdi:

“Buradan artık Türkiye halklarına hukukun ne kadar siyasi iktidarın emrinde ve emelleri için kararlar verdiğini anlatmaya gerek yok. Adalet yok, hukuk yok, Anayasa yok, sadece ve sadece siyasi iktidarın isteklerini, emirlerini yerine getiren bir yargıyla karşı karşıyayız.

Bilirkişi raporlarını tanımayanlar bu davanın kumpas olduğunu teyit etmiştir. Buna rağmen yeniden Van halkının iradesine çökmek için, buna zemin hazırlamak için siyasi iktidarın emriyle bugün yeniden hukuksuz bir ceza verilmiştir. Bizim için önceki kararlarda olduğu gibi bu karar da yok hükmündedir.”

Daha sonra söz alan Eş Başkan Neslihan Şedal da karara tepki gösterdi. Şedal, halktan morallerini bozmamasını istedi. Bu kararlarla AK Parti’nin kaybettiğini savunan Şedal, şunları söyledi:

“AKP’nin siyasi arenada hiçbir prestiji kalmamıştır, bütün kapılar AKP’ye kapanmıştır. İşte bu sebeplerden dolayı Kürtler’e karşı, kazanımları artmaya devam eden Kürt halkına karşıdır. Statü sahibi olmaya çok yakın olan Kürt halkına karşı büyük bir nefret politikası yürütmeye devam ediyor. Kazanımlarımızı yeniden gasp etmek istiyorlar ancak burada asla onlara geçit vermeyeceğiz.”

Ne olmuştu?

Van Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Abdullah Zeydan, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HDP) milletvekillerine yönelik 4 Kasım 2016 yapılan operasyonlar kapsamında dokunulmazlığı kaldırılarak tutuklandı.

Zeydan hakkında “örgüte yardım etmek” ve “örgüt propagandası yapmak” iddialarıyla dava açıldı. “Örgüte yardım etmek” iddiasına, Zeydan’ın 2015’te Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde canlı kalkan eylemine katılarak, “yasaklı bölgeye girdiği” iddiası gerekçe gösterildi. Diğer suçlamaya ise, Zeydan’ın yaptığı bir konuşmada “PKK sizi tükürüğünde boğar” sözleri gerekçe gösterildi.

Diyarbakır 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada, Zeydan’a “yasak bölgeye girdiği” iddiasıyla “örgüte yardım etmekten” 5 yıl; “PKK sizi tükürüğünde boğar” sözleri nedeniyle ise “Basın yayın yoluyla örgüt propagandası yapmaktan” 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası verildi.

Yargıtay 16’ncı Ceza Dairesi, 26 Mayıs 2021’de “örgüte yardım etmek” iddiasıyla verilen 3 yıl 1 ay 15 günlük hapis cezası kararını onadı. Ancak diğer ceza bozuldu. Bozmaya, Zeydan’ın “yasaklı bölgeye girip girmediğinin” tespiti için keşif yapılmadığı, bu konuda araştırma yapılmadan hüküm kurulduğu gerekçeleri gösterildi.

Yerel mahkemenin toplamda verdiği 8 yıl 1 ay 15 günlük hapis cezasının 5 yıl 2 ayını tutuklu geçiren Zeydan, 6 Ocak 2022’de tahliye edildi.

Kararın bozulmasının ardından Diyarbakır 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden yargılama başladı. Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda ve avukatların talebiyle, Zeydan’ın yasak bölge içinde bulunup bulunmadığının tespiti için keşif yapıldı.

Zeydan’ın yargılanmasına gerekçe gösterilen “yasak bölgeye girme” suçlaması, bilirkişinin raporuyla çürüdü. Raporda, Zeydan’ın yasak bölgeden 13,6 kilometre uzakta olduğu tespitine yer verildi. “Yasaklı bölge girmek” iddiasına dair daha önce ifade veren karakol komutanının beyanları da bilirkişi raporuyla örtüştü.

Yasaklı haklarının mahkeme tarafından iade edilmesinin ardından, Yüksek Seçim Kurulu (YSK), Zeydan’ın 2024 yerel seçimleri için yaptığı belediye başkan adaylığı başvurusunu kabul etti. 31 Mart’ta yapılan yerel seçimlere resmi olmayan sonuçlara göre Van Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı yüzde 55,48 oyla DEM Parti adayı Abdullah Zeydan kazandı.

DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK), Adalet Bakanlığı’nın başvurusu üzerine, Van Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Abdullah Zeydan’ın memnu (yasaklı) haklarının geri alındığını açıkladı.

Memnu haklarının elinden alınması, Zeydan’ın seçilme hakkını yitirmesi, itiraz başvurularından sonuç çıkmazsa mazbatasının verilmemesi anlamına geliyordu. Daha sonra Yüksek Seçim Kurulu’nun kararıyla Zeydan mazbatasını aldı.

Paylaşın