“Kent Uzlaşısı” Soruşturması: 10 Kişi Hakkında Tutuklama Kararı

“Kent Uzlaşısı” soruşturması kapsamında düzenlenen operasyonda gözaltına alınan, aralarında Kartal ve Ataşehir Belediye Başkan Yardımcılarının da bulunduğu 10 kişi tutuklandı.

Tutuklananlar arasında CHP’li Kartal ve Ataşehir belediye başkan yardımcıları C.Y ile L.G’nin yanı sıra Üsküdar Belediye Meclis Üyesi B.K, Sancaktepe Belediye Meclis Üyesi E.G., Fatih Belediye Meclis Üyesi G.A, Tuzla Belediye Meclis Üyesi H.Ö., Adalar Belediye Meclis Üyesi N.A., Şişli Belediye Meclis Üyesi S.G., Beyoğlu Belediye Meclis Üyesi T.Ş. var.

Gazete Duvar’dan Furkan Karabay’ın haberine göre; Savcı Ahmet Şahin tarafından hazırlanan tutuklamaya sevk yazısında, 15 Ekim 2011 tarihinde kurulan Halkların Demokratik Kongresi’nin (HDK) Terörle Mücadele Daire Başkanlığı tarafından, ‘terör örgütü’ olarak kabul edilen Demokratik Toplum Kongresi’nin (DTK) devamı olduğu öne sürüldü.

HDK’nın yasa dışı bir örgüt olmadığına yönelik İzmir 20. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı olmasına ve istinaf tarafından onanmasına rağmen savcı Şahin, HDK’nın ‘terör örgütü’ olduğu tespiti yaptı. Kartal Belediye Başkan Yardımcısı Cemalettin Yüksel ve Ataşehir Belediye Başkan Yardımcısı Livan Gür’ün de aralarında bulunduğu 10 kişinin HDK içerisinde faaliyet gösterdiği iddia edildi.

Cemalettin Yüksel’in 31.01.2015 ile 31.01.2025 tarihleri arasındaki HTS verilerinin incelenmesinde adli kaydı olan 313 kişiyle iletişimde olması tutuklamaya gerekçe olarak gösterildi. Yüksel’in, “HDP 1. Bölge İlçeler” adlı WhatsApp grubuna üye olması da delil olarak sunuldu.

Yüksel’in evinde, “Şüphe yoktur. 6-8 Ekim olaylarının toplumsal açıdan yarattığı derin yaraları sarmanın yolu bu olaylar ile ilgili hakikatin açığa çıkarılması” notunun bulunması da “PKK’ya destek” olarak yorumlandı.

Ataşehir Belediye Başkan Yardımcısı Livan Gür’ün tutuklanmasına gerekçe olarak gösterilen deliller arasında, 31.01.2015 ile 31.01.2025 tarihleri arasında adli kaydı olan 52 kişiyle iletişim kurması vardı. Üsküdar Belediye Meclis Üyesi Bülent Kaygun’un da aranması olan kişilerle iletişim kurması ve “Üsküdar Basın” WhatsApp grubuna üye olması tutuklanma talebine gerekçe gösterildi.

Sancaktepe Belediye Meclis Üyesi Elif Gül hakkındaki delillerden biri de 31.01.2015 ile 31.01.2025 tarihleri arasında aranması olan kişilerle iletişim kurması olarak gösterildi. “Kongre Grubu” adlı WhatsApp grubuna üye olması da Gül hakkındaki tutuklama talebine gerekçe yapıldı.

Fatih Belediye Meclis Üyesi Güzin Alpaslan’ın ise aranan 4 şahıs ile iletişim kurması ve “8 Mart eylemleri: Kadınlar erkek-devlet şiddetine boyun eğmeyecek” başlıklı haberde isminin geçmesi üzerine tutuklanması talep edildi.

Tuzla Belediye Meclis Üyesi Hasan Özdemir’in, soruşturma kaydı olan 223 farklı kişi ile iletişim kurduğu, “Tuzla DEM Parti İlçe Yönetim Grubu” adlı WhatsApp grubuna üye olduğu gerekçesiyle tutuklanması istendi. Beyoğlu Belediye Meclis Üyesi Turabi Şen için gösterilen deliller ise soruşturma kaydı olan 474 farklı kişi ile iletişim kurması ve birlikte gözaltına alındığı belediye meclis üyeleriyle irtibatlı olması.

Şişli Belediye Meclis Üyesi Sinan Gökçe’nin tutuklanması için de soruşturma kaydı olan 336 farklı kişi ile iletişim kurması ve eski HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar’ın konuşma yaptığı kongreye katılması gerekçeleri sıralandı. Adalar Belediye Meclis Üyesi Nesimi Aday’ın, aranması olan şahıslarla iletişim kurduğu, “Demokratik Modernite” dergisinin hazırlanmasında “rolü” olduğu için tutuklanması istendi.

Savcı Ahmet Şahin, WhatsApp gruplarına üye olmayı, soruşturması bulunan kişilerle iletişim kurmayı, dergi hazırlamayı ve not tutmayı “örgüt faaliyeti” kapsamında değerlendirerek 10 kişinin de “silahlı terör örgütü üyeliği” suçlamasıyla tutuklanmasını talep etti. 10 kişi çıkarıldıkları sulh ceza hakimliğinde tutuklandı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın gözaltına gerekçe olarak sunduğu açıklamada şu ifadeler yer alıyordu: “Kent uzlaşısı formülünün teorisinin terör örgütü yönetimince yapıldığı, demokratik özerklik sisteminde bazı alanlarda uygulanacak bir formül olduğu, doğu illerinde yerel yönetimlerin kazanılarak özerklik sisteminin kurulması,

batı illerinde ise Kürt nüfusunu özerklik sistemine benzer bir sistemle yerel yönetimlere dahil edilmesi planlaması çerçevesinde oluşturulduğu ve adına da ‘Kent Uzlaşısı’ denildiği, Kent Uzlaşısı formülü ile batı il ve ilçelerindeki Kürtlerin, belediyeleri kazanamasalar da uzlaşılacak ve desteklenecek aday karşılığında, belediye meclislerinde belli sayılarda kota elde edilmesi sonucu belediye meclis kararlarında söz sahibi olmalarının,

yerel yönetimlerde yer almalarının ve siyasi bir denge olmalarının amaçlandığı, Özerlik Sistemi ve Kent Uzlaşısı formülünün, DEM Parti üstü bir örgütlenme sistemi olduğu, özellikle örgütlenme konusunda çalışmalar yürüten örgüt bünyesindeki oluşumların (DBP, HDK) örgütün taban (halk) örgütleme sistemini geliştiren ve yöneten esas kurumlar olduğu anlaşılmıştır.”

“Kent Uzlaşısı” nedir?

DEM Parti, 15-16 Aralık 2023’te düzenlenen ve Mart 2024’te yapılan yerel seçimlere yönelik olarak karar alınan Parti Meclisi toplantısında “Kent Uzlaşısı” stratejisi açıklamıştı.

Parti Meclisi’nin ardından duyurulan bu strateji ile kayyum atanan belediyelerin geri alınacağını savunan DEM Parti, “Bunun yanı sıra daha önce yönetiminde bulunmadığımız birçok il, ilçe, belde belediyesinin seçimlerini kazanacak ve halkı yolsuzluktan, rant şebekelerinden ve kimliğimizi inkar edenlerden kurtaracağız. Bu hedefimize ulaşmak için parti adımızla çeşitli iş birlikleri ve güç birlikleri kurarak ilerleyeceğiz,” diye belirtmişti.

Toplantıda sonucunda açıklanan bildirinin 5. maddesinde de “Türkiye’nin batısında ise kenti var eden, yaşatan sosyal ve siyasal dinamikleri geniş ölçekte kapsayan tüm kurum, kuruluş,  işçi, emekçi, ekolojist, kadın, gençlik, halklar ve inanç örgütleri, siyasi partiler, emek ve meslek örgütleri, demokrat ve vicdan sahibi yurttaşlar, tüm toplumsal taraflar ve siyasi aktörlerle görüşmek, müzakere etmek, birlikte yürümek, ortak mücadeleyi örecek Kent Uzlaşısı zeminini oluşturmayı öncelikli görev olarak görüyoruz,” ifadeleri yer almıştı.

Tutuklamalara tepki

Tutuklamalara tepki gösteren CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, sosyal medya hesabından şu paylaşımı yaptı: “Bugün yaşananlar gösteriyor ki bir kez daha hukuk, siyasetin aparatı haline geldi. Siyaseti dizayn etmek için mahkemeleri kullanmak adetleri haline geldi.

Tutuklanan meclis üyeleri seçime girmeden önce YSK’ya, temiz kağıtları ile başvurdu. Temiz kağıtlarını Adalet Bakanlığı’ndan aldılar. Seçildiler. YSK elinden mazbatalarını aldılar. İktidarını sürdürmek için türlü pazarlıkları adet edinmiş olanlar, bir yandan yeni ‘pencere’ açarken bir yandan da insanlara şafak operasyonu yapıyor.

Kendi saflarında siyaset yapanlara bakmadan partimize yönelik ucube iftiralar atmaktan da geri durmuyorlar. Sözün özü şu; Ülkemizi suni gündemlerle oyaladığınız yeter. Halkımızın gerçek gündemi yoksulluk, güvensizlik hatta açlık. Bunu biliyoruz. Mücadelemiz bunun içindir.

Erken seçim sandığı gelecek, halkımız bu çileye son verecek. Bu düzen değişecek. İşte o gün, siyaset ve hukuk arasına çok net çizgiler çekeceğiz. Vatandaşlarımız ve siyasetçiler arasında aldığı pozisyona göre farklı işleyen ikili hukuk sistemi değil, 86 milyona eşit ve adil işleyen bir yargımız olacak.”

CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır tutuklamaların “iktidarın kılıcını sallıyor” diye nitelendirdiği İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’in hukuku askıya alması sonucu gerçekleştiğini belirterek karara şöyle tepki gösterdi:

“Dört gün önce gözaltına alınan meclis üyeleri, belediye başkan yardımcılarımız tutuklandı. Aslında neden mahkemeye çıktıklarını da bilmiyorum, gerek de yok çünkü Akın Gürlek, bir gün savcılık yapmamış ama başsavcılık koltuğunda oturan, iktidarın kılıcını sallayan, hak ve özgürlükleri askıya almış bir kişi kararı zaten veriyor.

Mahkemeye ne gerek var ki? Bu ülkede o Sulh Ceza Mahkemeleri tutuklama taleplerini değerlendiriyor mu sanıyoruz? Buradan gelen siparişler önce İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı tarafından kaleme alınıyor. Ondan sonra senaryoyu polisler toplayarak nezarete atıyor. Mahkemeler sadece bir prosedür uyguluyor. Artık hukuk düzeni askıya alınmıştır. Türkiye başka bir noktaya gelmiştir.

Sandıkta toplayamadığı oyları, meclis üyelerini bir savcı eliyle azaltarak çoğunluğu elde etmek istiyorlar. Her gün bir soruşturma, her gün bir tutuklama… Geldiğimiz nokta konuşulmalı. Türkiye’de demokrasi üzülerek söylüyorum ki askıya alınmıştır.

Öğle saatlerinde grup başkanvekili Cumhurbaşkanı’nın bir şiir okuması sebebiyle siyasi yasaklı olduğun söyledi. Bugün Cumhurbaşkanı’nın yarattığı bu kara düzen siyasetçileri, gazetecileri, sanatçıları, hepsini tutuklayarak, susturarak baskı altına almak istiyor. Hep beraber direneceğiz. Bu artık hukuk falan değil. O kararları tanımıyoruz. Ne mahkeme, mahkeme; ne savcı, savcı; ne düzen, düzen!”

DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit de tutuklamalara tepki gösterdi. Koçyiğit şöyle konuştu: “İstanbul merkezli yürüyen ve CHP’li 9 belediyede yapılan operasyon sonucu gözaltına alınan 10 kişi tutuklandı bugün. Tutuklanma gerekçesi aslında savcılığın kamuoyuna yaptığı açıklamada açık ve netti.

Bugün adliyeye çıkarıldıklarında kamuoyuna servis edilen görüntülerden minareyi çalıp kılıfına uydurmaya çalıştıklarını çok iyi biliyorduk. Bu ülkede demokratik siyaset zeminini ortadan kaldırmaya çalışan, hukuku askıya alan, adaleti yok eden bir rejim adım adım İstanbul merkezli inşa edilmeye çalışılıyor. İstanbul merkezli, Akın Gürlek’in başında olduğu bir yargı darbe mekaniği devreye girmiş durumda.

Bu ülkede demokrasiye, seçilmişlere, herkese kumpas kuruluyor ve bu kumpaslar eliyle de büyük bir istibdat rejimi hakim kılınmaya çalışılıyor. Bunu asla ama asla kabul etmiyoruz. Belediyeleri böyle yıldırmaya çalışmak, ortaklaşma zeminlerini ortadan kaldırmaya çalışmak, siyasi muhalefetin yan yana gelmesini kriminalize etmeye çalışmak buradan kendilerine göre bir algı operasyonuyla Türkiye’nin 2028 seçimlerini adım adım örmeye çalışan anlayışın karşısındayız, karşısında olmaya devam ediyoruz.

Kamuoyuna deklare edilen, gizlisi saklısı olmayan işler, yapılan siyasi tutumların kendisini mahkum etmeye çalışan, terörize etmeye çalışan bu anlıyışın karşısında duracağız. İstanbul merkezli savcılık eliyle bu ülkenin demokrasisine darbe yapılmaya çalışılıyor.”

Paylaşın

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’ten TÜSİAD’a Tepki: Demokrasi Konusunda Sicilleri Kötü

TÜSİAD’ın iktidara yönelik eleştirilerine yanıt veren AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, “TÜSİAD, demokrasi konusundaki kötü sicilini geride bırakmak için çaba göstermelidir” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “AK Parti olarak bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da kendisini siyasetin üzerinde gören hiçbir girişime izin vermeyiz. Siyasetin demokratik alanını korumak için eskisinden daha kararlıyız.”

Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) yöneticisi Ömer Aras ve Orhan Turan’ın iktidara yönelik eleştirilerine yanıt verdi. Ömer Çelik, şu ifadeleri kullandı:

“Ülke gündemine dair değerlendirme yapma hakkı ile siyaseti şekillendirme ve yargıya talimat verme girişimleri birbirinden ayrı hususlardır. Aradaki farkı oluşturan, demokrasiye bağlılık ve hukuka saygıdır. Maalesef Türkiye’de bazı sivil toplum kuruluşlarının bu konudaki sicilleri sorunludur; geçmişlerinde askeri vesayete ve yargı vesayetine verdikleri destek hafızalardan silinmemiştir. Ayrıca kendi geçmişlerinde alenen meşru hükümeti hedef alma ve görevden gönderme faaliyetleri manşetlerde yer bulmuştur.

Bu nedenlerle TÜSİAD yönetimi, bu ülkede demokrasi mücadelesi verenlerin ‘güven bunalımı’ deyince ilk aklına gelenlerden birinin neden TÜSİAD’ın yaklaşımları olduğu ile yüzleşmelidir. TÜSİAD, demokrasi konusundaki kötü sicilini geride bırakmak için çaba göstermelidir. AK Parti olarak bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da kendisini siyasetin üzerinde gören hiçbir girişime izin vermeyiz. Siyasetin demokratik alanını korumak için eskisinden daha kararlıyız.”

“Demokrasimizi zedeledi”

İstanbul’da düzenlenen Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Genel Kurul toplantısında yapılan sunum ve konuşmalarda Türkiye’de gündeme damgasını vuran gelişmeler hakkında sert mesajlar verildi.

Genel kurulda paylaşılan sunumun, “Politik hayatta olağanüstü olaylar” başlıklı slaytında politikacılara, iş insanlarına ve gazetecilere yönelik yargı süreçlerine “Sorgulanıyor, Tutuklanıyor”, Türk Silahlı Kuvvetleri’nden ihraç edilen teğmenlere de “Ordudan ihraç ediliyor” ifadeleriyle dikkat çekildi.

Politik hayatta yaşanan olağanüstü olayların, toplumda endişe yarattığına ve güven sarstığına işaret edilen sunumda, tutukluluk süreçlerinin istisna değil kural haline gelme sorununun da çözülemediği belirtildi.

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi (YİK) Başkanı Ömer Aras hükümetin ekonomi politikalarını eleştirdi. “Kamunun da özel sektör şirketleri ve vatandaşlarımız gibi eşit düzeyde kemer sıkması şart” diyen Aras, enflasyonla mücadele için 2025 yılında kamuda yapılacak tasarrufun daha etkin olmasını beklediklerini söylerken, “Devletin bütçe disiplinine uyması, kamu harcamalarını kontrol etmesi ve kamuda tasarrufu arttırması şart” sözlerini kaydetti.

Aras, belediyelere yönelik artan baskılara dikkat çekti, “Yerel seçimlerde politik gücün barış içinde el değiştirmesi, ülkemizde demokrasinin gücünü tekrar tüm dünyaya göstermiş oldu ancak seçimler sonrasında seçilmişlerin görevden alınarak atanmışların göreve getirilmesi demokrasimizi zedeledi” dedi.

Ömer Aras ayrıca ekonomide hayata geçirilmesi gereken iki ana yapısal reformun önemine vurgu yaparak bunları şöyle sıraladı: “Birincisi, insana değer katan eğitim ve liyakat. İkincisi, hukukun üstünlüğü ve bağımsız yargı. Hedefimiz, bu reformların yarattığı güven ortamıyla beslenen ekonomik kalkınma olmalıdır. Bu iki reformu hakkıyla gerçekleştirebilirsek diğer tüm reformlar kolaylıkla yapılabilecektir.

Dünya ile rekabet edebilmemiz için özel sektörde ve kamu bürokrasisinde iyi eğitilmiş yüksek vasıflara sahip ve liyakate uygun atanmış insanlar olması şart. Ayrıca bilimde, sanatta, sporda, tüm alanlarda ileri gitmek için her şeyden önce nitelikli insan gerekiyor. İyi yetişmiş insanlar hukukun üstünlüğünün ve adil yargının olduğu bir ortamda çalıştığı takdirde ekonomi başta olmak üzere her konuda başarının yolu açılacaktır. Bu konuda toplumsal fikir birliğine ihtiyacımız var.”

İçinde bulunulan sürecin dünya için olduğu kadar Türkiye için de önemli bir kavşak olduğunu kaydeden Ömer Aras, ekonomik ve siyasi gelişmelerin hem büyük fırsatlar hem de büyük riskler yarattığına dikkat çekerek şu mesajları verdi:

“Bu süreci mutlaka çok iyi yönetmeliyiz. Türkiye’mizin, dünyada sözü geçen, bölgesinde istikrarın teminatı olan, ekonomisi istikrarlı, demokrasisi sağlam, hukuk devleti ilkeleri yerleşmiş, toplumu huzurlu bir ülke olması yönünde el birliği ile çalışmalıyız. Bunu ancak hukukun üstünlüğü ve bağımsız yargının yarattığı güven ortamında iyi yetişmiş, liyakatla göreve gelmiş insanlar ve eşitlikçi bir yaklaşımla yapabiliriz. Bunu yaptığımız taktirde en önemli yapısal reformu gerçekleştirmiş olacağız. Bizi yönetenlere iyi niyetle önerilerimizi aktarmak görevimizdir. Hepimiz bu doğrultuda üstümüze düşeni yerine getirmeliyiz.”

YİK Başkanı ayrıca toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin, kalkınmanın tüm boyutlarını negatif etkilediğine işaret etti. Aras, “Kadınların ekonomik, siyasi ve toplumsal hayatta erkeklerle eşit şekilde temsil edilmesi ekonomik kalkınma, adaletsizlikle mücadele ve toplumsal refah yaratarak ilerlemenin olmazsa olmaz koşuludur” diye konuştu.

Aras’tan sonra kürsüye gelen TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan ise daha kısa bir konuşma yaptı. “Sussak gönlümüz razı değil. Hukukun üstünlüğünü, hemen ve tam olarak tesis etmeden ne ekonomide ne toplumda ne iç ne de dış politikadaki sorunlar çözülebilir” diyen Turan, şunları dile getirdi:

“Toplumsal kutuplaşmanın yerini toplumsal uyuma bırakması, siyasette yumuşama ve siyasi alanın genişlemesi, sorunlarımızın çözümünü mutlaka kolaylaştıracaktır. Bu noktada terör sorununun kalıcı olarak ortadan kalkması en büyük dileğimizdir. Ancak şunu da görelim, izlenmekte olan sürecin başarısı ile hukuk devleti ve demokratik standartların iyileştirilmesi arasında birbirini besleyen karşılıklı bir etkileşim vardır. Biri olmadan diğeri eksiktir. Hukukun üstünlüğünü tesis edersek tüm sorunlarımızı konuşarak ortak akılla çözebiliriz.”

Turan da Aras gibi son dönemde yaşanan olayları arka arka sıralayarak “Biz niye bu hale geldik?” sorusunu yöneltti. TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Turan, “Eleştirel ifadelere ve habercilik faaliyetlerine açılan soruşturma haberleri çok sıklaştı. 10 küsur sene önceki olaylara, şimdi yeni soruşturmalar açılıyor” dedi.

Tutuklu milletvekillerine, siyasi parti liderlerine ve belediye başkanlarına yenilerinin eklendiğini söyleyen Turan, “Disiplinsizlik suçuyla teğmenler hakkında ihraç kararı alınıyor. Kamuoyu vicdanında suç ve ceza arasında orantısızlık kanaati oluşuyor. İster seçimle ister atamayla gelen kamu görevlilerinin görevlerinden alınmasının, yeni örneklerine şahit oluyoruz. Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, galiba artık şirket kurmaktan daha kolay. Kadın cinayetlerinin de çocuk tacizlerinin de sonu gelmiyor. Nedir bu tırmanma?” diye konuştu.

Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek’in uyguladığı programa TÜSİAD’ın destek verdiğini vurgulayan Orhan Turan, ancak ekonomik durumun sıkıntılı olduğuna da işaret etti. TÜSİAD Başkanı, “Sayın Bakan Mehmet Şimşek’in ekonomi programına destek veriyorsak da ekonomide her şeyin yolunda olduğunu söyleyemeyiz” dedi.

Enflasyonla mücadelenin hızlanması gerektiğini vurgulayan Turan, şunları ifade etti: “Artık daha hızlı netice almalıyız. Yoksa stres birikiyor. Sanayici çok zorlanıyor. İhracatçı kan ağlıyor. İthalatın cazibesi artıyor. Başka ülkelerde hammaddeyi daha ucuza alan, krediye daha ucuza erişen rakiplerimizle biz nasıl rekabet edebiliriz? İşimizi nasıl devam ettireceğiz? Devam ettiremezsek çalışanlarımız ne olacak? Hem sanayici mutsuz hem çalışanlar. Hem büyük işletmeler zorlanıyor hem KOBİ’ler. Hem batıdaki girişimciler yakınıyor hem doğudakiler. Peki kimin yüzü gülüyor?”

Paylaşın

Demirtaş Ve Mızraklı’dan Yeni Sürece Destek

DEM Partili Pervin Buldan’ın Selahattin Demirtaş ve Selçuk Mızraklı’ya yaptığı ziyaret sonrası, DEM Parti’den yapılan açıklamada, Demirtaş ve Mızraklı’nın yeni süreci destekledikleri ifade edildi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Milletvekili ve İmralı Heyeti üyesi Pervin Buldan, Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve eski Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Selçuk Mızraklı’yı ziyaret etti.

DEM Partiden yapılan açıklamada, “Buldan, çözüm arayışlarına ilişkin gelinen son aşama konusunda Demirtaş ve Mızraklı’yı bilgilendirmiş, bir kez daha görüş ve önerilerini almıştır” denildi. Açıklamanın devamında ise “Demirtaş ve Mızraklı bütün güçleriyle sürece destek vermeye devam edeceklerini belirterek, halkımıza selam ve sevgilerini iletmiştir” ifadeleri kullanıldı.

Yeni Süreç

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin çağrısı sonrası DEM Parti Van Milletvekili Pervin Buldan ve İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, 28 Aralık 2025’te İmralı’da PKK lideri Abdullah Öcalan ile görüşmüştü. Pervin Buldan ve Sırrı Süreyya Önder, Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmeye ilişkin yazılı açıklama yapmıştı. Buldan ve Önder’in yazılı açıklamasında Abdullah Öcalan’ın açıklamalarına yer verilmişti.

Abdullah Öcalan, açıklamasında, “Sayın Bahçeli’nin ve Sayın Erdoğan’ın güç verdiği yeni paradigmaya, ben de pozitif anlamda gerekli katkıyı sunacak ehil ve kararlılığa sahibim” demişti. Öcalan, “Heyet bu yaklaşımımı gerek devletle gerekse siyasi çevrelerle paylaşacaktır. Bunlar ışığında gereken pozitif adımı atmaya ve çağrıyı yapmaya hazırım” ifadelerini kullanmıştı.

Pervin Buldan, Sırrı Süreyya Önder ve Ahmet Türk’ten oluşan DEM Parti heyeti, yılbaşından sonra siyasi partilerle temasa başlamıştı. 2 Ocak’ta TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ile görüşen DEM Parti heyeti, daha sonra MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi ziyaret etmişti.

Heyet, 6 Ocak’ta AKP TBMM Grubu ile görüşmüştü. DEM Parti heyeti 7 Ocak’ta CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile bir araya gelmişti. Heyet ayrıca Saadet Partisi, Gelecek Partisi, Yeniden Refah Partisi ve DEVA Partisi ile görüşmüştü. DEM Parti heyeti ayrıca eski HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ı da ziyaret etmişti.

DEM Parti Van Milletvekili Pervin Buldan ve İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’den oluşan heyetin ikinci görüşmesi 22 Ocak’ta gerçekleşmişti. Görüşme 4 saat sürmüştü. İmralı Heyeti, PKK lideri Abdullah Öcalan’la yaptığı ikinci görüşme sonrası, “Öcalan’ın sürece ilişkin çalışmalarını sürdürdüğüne” ilişkin kısa bir açıklama yapmıştı.

Paylaşın

Özgür Özel’den “Mansur Yavaş” İddialarına Net Yanıt

Özgür Özel, Mansur Yavaş’ın “Anketler böyle çıkmaya devam ederse aday olacağımı bilin” dediği iddialarına ilişkin, “Ben de bu ifadeleri duydum ama pazar akşamı (üçlü zirve) değil. Pazartesi ve salı sabahı bir Ankara temsilcisinin canlı yayındaki ifadelerinden duydum” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) Genel Başkanı Ali Babacan’ı parti genel merkezinde ziyaret etti. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e, CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke ile Genel Başkan Yardımcıları Ensar Aytekin ve Gül Çiftci eşlik etti.

Ali Babacan – Özgür Özel görüşmesinin ardından iki lider ortak basın toplantısı düzenledi. Ali Babacan, “Türkiye’nin sorunları oldukça büyük ve gittikçe de büyüyor. Görüşmemizde ülkenin genel durumunu karşılıklı olarak değerlendirdik. Basına gösterilen yargı sopası kabul edilemez. Yaklaşımlarımızın ne kadar yakın olduğunu da bu görüşmemizde teyit etmiş olduk” dedi.

Özgür Özel ise, “Zorlu süreçten çıkmak için hep birlikte hareket etmek zorundayız. CHP’nin kendi içinde yürüttüğü seçim çalışmalarına ilişkin bilgi verme imkanı buldum” dedi.

CHP’nin Cumhurbaşkanı adayını belirme sürecine ilişkin sorulan soruya Ali Babacan ise “Kuşkusuz her siyasi partinin cumhurbaşkanı adayı belirleme ile ilgili kendi iç sürecidir. Her parti kendi iç sürecine saygı duyar ve izler. Bizim herhangi bir partinin iç sürecine yorum yapmamız doğru olmaz” yanıtını verdi.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile gerçekleştirdikleri üçlü zirvede “Bu saatten sonra aday olup olmamak bu sadece benim kararım olamaz. Toplum bu işi satın aldı. Anketler böyle çıkmaya devam ederse aday olacağımı bilin” dediğinin kulislere yansıdığını belirten bir gazeteciye Özel, şu cevabı verdi: “Ben de bu ifadeleri duydum ama pazar akşamı değil. Pazartesi ve salı sabahı bir Ankara temsilcisinin canlı yayındaki ifadelerinden duydum. Bunlar pazar akşamı duyduğum ifadeler olmadığım için gazeteciler siyasetçileri yorumlar ama siyasetçilerin gazetecileri yorumlamak gibi bir yükümlülüğü yok.”

Özel,  pazar günü gerçekleşen zirveye ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu: “Sayın Mansur Yavaş da Sayın Ekrem İmamoğlu da bu kriz içinde olan ülkenin krizden çıkışının tek çaresinin erken seçim olduğunu ve bu erken seçimin sağlanabilmesinin için CHP’nin yetkili kurularının verdiği kararlara ve en nihayetinde tüm üyelerinin vereceği karar saygılı olacakları ve partinin başarısı için gösterecekleri ve temel hedefin CHP’yi iktidar yapmak olduğu, bunun için fedakarlıksa fedakarlık, sorumluluksa sorumluluk makamlarına hazır olduklarını hep birlikte konuştuk.”

“Bizim öyle bir senaryomuz yok”

Bir gazetecinin “23 Mart’taki ön seçim sonrası iki adaylı bir formüle zorunlu kılınırsa durum buradaki senaryonuz nedir” sorusu üzerine Özel, “Bizim öyle bir senaryomuz yok. Bizim iki belediye başkanımız da ‘partim bir görev verirse ordayım. Partimin verdiği kararlara saygılıyım’ dedikten sonra bu gereksiz tartışmalara yanıt vermeyi doğru bulmuyorum” dedi.

Özel, Erdoğan’ın adaylığı hakkında gelen bir soruya, “Kasım 2025’i erken seçim tarihi olarak daha önce de ifade etmiştik. Tam görev süresinin ortasıdır. YSK’nın son verdiği karar gereğince Erdoğan ancak erken seçim yapılırsa aday olabilir. Biz, 2,5 yıl daha bu yoksulluğa katlanmamak için Erdoğan’ın aday olduğu ya da olmadığı bir erken seçimi talep ediyoruz” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun eleştirilerine de yanıt veren Özel, “‘Kuralları onun koyacağı bir seçime Erdoğan’ı aday etmeyin’ demek yerine, Erdoğan’ı her şartta yeneceğiz iddiasını çok daha inandığım, güvendiğim ve tekrar ettiğim bir söylem olarak benden duymaya devam edeceksiniz” diye konuştu. Babacan ise “Hukuki açıdan Erdoğan’ın aday olma hakkı yok. Biz YSK’ye dilekçe verdik ‘mümkün değil dedik'” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Aşırı Hava Olayları 30 Yılda Yaklaşık 800 Bin Kişinin Ölümüne Neden Oldu

İklim krizinin hafifletilmesine odaklanan sivil toplum örgütü Germanwatch, aşırı hava olaylarının son 30 yılda yaklaşık 800 bin kişinin ölümüne neden olduğunu açıkladı.

Haber Merkezi / Germanwatch politika danışmanı Lina Adil, “Amaçlarının, ülkelerin karşı karşıya olduğu gerçek riskleri göz önünde bulundurarak uluslararası iklim politikasını bağlamlandırmak” dedi.

Germanwatch, “İklim Risk Endeksi 2025” raporunu açıkladı. Rapora göre; 1993 – 2022 yılları arasında aşırı hava olaylarından en çok etkilenen ülkeler Dominika, Çin ve Honduras oldu. Myanmar, İtalya ve Hindistan diğer en çok etkilenen ülkeler arasındaydı.

Aynı dönemde dünya genelinde yaklaşık 800 bin insan aşırı hava olaylarında hayatını kaybetti ve 9 bin 400’den fazla aşırı hava olayı yaklaşık 4,2 trilyon dolar (enflasyona göre ayarlanmış) tutarında kayba yol açtı. 1993’ten 2022’ye kadar fırtınalar (yüzde 35), sıcak hava dalgaları (yüzde 30) ve seller (yüzde 27) en fazla ölüme neden oldu.

2022’de en çok etkilenen 10 ülkeden yedisinin yüksek gelirli ülke grubuna ait olduğuna dikkat çekilirken, uzun vadede ise iklim değişikliğinin bu sonuçlarından en fazla etkilenen ülkelerin yeni gelişmekte ve sanayileşmekte olan ülkeler olduğu kaydedildi.

Uluslararası Afet Veritabanı ve Uluslararası Para Fonu verilerine dayanan endekste tüm verilerin mevcut olduğu en son yılın 2022 olduğu belirtildi.

Boston Üniversitesi Pardee Küresel Araştırmalar Okulu’ndan emekli Prof. Adil Najam, “Bu rapordaki en büyük bilgi, iklim değişikliğinin artık her ülke için bir gerçeklik olduğu ve hiçbir ülkenin bunun etkilerinden muaf olmadığıdır” dedi.

Germanwatch politika danışmanı Lina Adil, “Amaçlarının, ülkelerin karşı karşıya olduğu gerçek riskleri göz önünde bulundurarak uluslararası iklim politikasını bağlamlandırmak” dedi.

Paylaşın

Yılmaz Tunç TÜSİAD’ı Hedef Aldı: Türkiye Cumhuriyeti Bir Hukuk Devletidir

TÜSİAD’ın iktidara yönelik eleştirilerine yanıt veren Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, “Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Hiçbir kurum, kuruluş veya çıkar grubu, milli iradenin üzerinde değildir” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Demokratik sistemimizin temel taşlarından biri, kuvvetler ayrılığı ve yargının bağımsızlığıdır. Yargı süreçleri üzerinde hiçbir baskıyı kabul etmediğimiz gibi yargıyı etkilemeye yönelik her türlü girişime karşı olduğumuzu herkesin çok iyi bilmesi gerekir.”

Yılmaz Tunç, açıklamasının devamında, “Sivil toplum kuruluşlarının görüş açıklaması elbette demokratik bir hak olmakla birlikte, yargıyı ve siyaseti yönlendirme çabaları, demokrasinin ruhuna ve hukukun üstünlüğü ilkesine aykırıdır” ifadelerini kullandı.

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) yöneticisi Ömer Aras ve Orhan Turan’ın iktidara yönelik eleştirilerine yanıt verdi. Yılmaz Tunç, şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Hiçbir kurum, kuruluş veya çıkar grubu, milli iradenin üzerinde değildir. Demokratik sistemimizin temel taşlarından biri, kuvvetler ayrılığı ve yargının bağımsızlığıdır. Yargı süreçleri üzerinde hiçbir baskıyı kabul etmediğimiz gibi yargıyı etkilemeye yönelik her türlü girişime karşı olduğumuzu herkesin çok iyi bilmesi gerekir.

Sivil toplum kuruluşlarının görüş açıklaması elbette demokratik bir hak olmakla birlikte, yargıyı ve siyaseti yönlendirme çabaları, demokrasinin ruhuna ve hukukun üstünlüğü ilkesine aykırıdır. Demokrasi sadece belli çevrelerin değil, topyekûn milletin ve devletin ortak emanetidir. Türkiye eski Türkiye değildir.

Ayrıcalıklı kesimlerin yön verdiği Türkiye’nin artık geride kaldığını anlamayanlar şunu bilmelidir ki; hiç kimse veya hiçbir kuruluş, kendisini milletin iradesinin ve hukukun üstünde göremez. Hukuk düzenine yönelik her türlü müdahale girişimine karşı, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da hukuk çerçevesinde en güçlü şekilde karşılık vereceğimizden hiç kimsenin şüphesi olmasın.”

YİK Başkanı Ömer Aras: Demokrasimizi zedeledi

İstanbul’da düzenlenen Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Genel Kurul toplantısında yapılan sunum ve konuşmalarda Türkiye’de gündeme damgasını vuran gelişmeler hakkında sert mesajlar verildi.

Genel kurulda paylaşılan sunumun, “Politik hayatta olağanüstü olaylar” başlıklı slaytında politikacılara, iş insanlarına ve gazetecilere yönelik yargı süreçlerine “Sorgulanıyor, Tutuklanıyor”, Türk Silahlı Kuvvetleri’nden ihraç edilen teğmenlere de “Ordudan ihraç ediliyor” ifadeleriyle dikkat çekildi.

Politik hayatta yaşanan olağanüstü olayların, toplumda endişe yarattığına ve güven sarstığına işaret edilen sunumda, tutukluluk süreçlerinin istisna değil kural haline gelme sorununun da çözülemediği belirtildi.

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi (YİK) Başkanı Ömer Aras hükümetin ekonomi politikalarını eleştirdi. “Kamunun da özel sektör şirketleri ve vatandaşlarımız gibi eşit düzeyde kemer sıkması şart” diyen Aras, enflasyonla mücadele için 2025 yılında kamuda yapılacak tasarrufun daha etkin olmasını beklediklerini söylerken, “Devletin bütçe disiplinine uyması, kamu harcamalarını kontrol etmesi ve kamuda tasarrufu arttırması şart” sözlerini kaydetti.

Aras, belediyelere yönelik artan baskılara dikkat çekti, “Yerel seçimlerde politik gücün barış içinde el değiştirmesi, ülkemizde demokrasinin gücünü tekrar tüm dünyaya göstermiş oldu ancak seçimler sonrasında seçilmişlerin görevden alınarak atanmışların göreve getirilmesi demokrasimizi zedeledi” dedi.

Ömer Aras ayrıca ekonomide hayata geçirilmesi gereken iki ana yapısal reformun önemine vurgu yaparak bunları şöyle sıraladı: “Birincisi, insana değer katan eğitim ve liyakat. İkincisi, hukukun üstünlüğü ve bağımsız yargı. Hedefimiz, bu reformların yarattığı güven ortamıyla beslenen ekonomik kalkınma olmalıdır. Bu iki reformu hakkıyla gerçekleştirebilirsek diğer tüm reformlar kolaylıkla yapılabilecektir.

Dünya ile rekabet edebilmemiz için özel sektörde ve kamu bürokrasisinde iyi eğitilmiş yüksek vasıflara sahip ve liyakate uygun atanmış insanlar olması şart. Ayrıca bilimde, sanatta, sporda, tüm alanlarda ileri gitmek için her şeyden önce nitelikli insan gerekiyor. İyi yetişmiş insanlar hukukun üstünlüğünün ve adil yargının olduğu bir ortamda çalıştığı takdirde ekonomi başta olmak üzere her konuda başarının yolu açılacaktır. Bu konuda toplumsal fikir birliğine ihtiyacımız var.”

İçinde bulunulan sürecin dünya için olduğu kadar Türkiye için de önemli bir kavşak olduğunu kaydeden Ömer Aras, ekonomik ve siyasi gelişmelerin hem büyük fırsatlar hem de büyük riskler yarattığına dikkat çekerek şu mesajları verdi:

“Bu süreci mutlaka çok iyi yönetmeliyiz. Türkiye’mizin, dünyada sözü geçen, bölgesinde istikrarın teminatı olan, ekonomisi istikrarlı, demokrasisi sağlam, hukuk devleti ilkeleri yerleşmiş, toplumu huzurlu bir ülke olması yönünde el birliği ile çalışmalıyız. Bunu ancak hukukun üstünlüğü ve bağımsız yargının yarattığı güven ortamında iyi yetişmiş, liyakatla göreve gelmiş insanlar ve eşitlikçi bir yaklaşımla yapabiliriz. Bunu yaptığımız taktirde en önemli yapısal reformu gerçekleştirmiş olacağız. Bizi yönetenlere iyi niyetle önerilerimizi aktarmak görevimizdir. Hepimiz bu doğrultuda üstümüze düşeni yerine getirmeliyiz.”

YİK Başkanı ayrıca toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin, kalkınmanın tüm boyutlarını negatif etkilediğine işaret etti. Aras, “Kadınların ekonomik, siyasi ve toplumsal hayatta erkeklerle eşit şekilde temsil edilmesi ekonomik kalkınma, adaletsizlikle mücadele ve toplumsal refah yaratarak ilerlemenin olmazsa olmaz koşuludur” diye konuştu.

Aras’tan sonra kürsüye gelen TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan ise daha kısa bir konuşma yaptı. “Sussak gönlümüz razı değil. Hukukun üstünlüğünü, hemen ve tam olarak tesis etmeden ne ekonomide ne toplumda ne iç ne de dış politikadaki sorunlar çözülebilir” diyen Turan, şunları dile getirdi:

“Toplumsal kutuplaşmanın yerini toplumsal uyuma bırakması, siyasette yumuşama ve siyasi alanın genişlemesi, sorunlarımızın çözümünü mutlaka kolaylaştıracaktır. Bu noktada terör sorununun kalıcı olarak ortadan kalkması en büyük dileğimizdir. Ancak şunu da görelim, izlenmekte olan sürecin başarısı ile hukuk devleti ve demokratik standartların iyileştirilmesi arasında birbirini besleyen karşılıklı bir etkileşim vardır. Biri olmadan diğeri eksiktir. Hukukun üstünlüğünü tesis edersek tüm sorunlarımızı konuşarak ortak akılla çözebiliriz.”

Turan da Aras gibi son dönemde yaşanan olayları arka arka sıralayarak “Biz niye bu hale geldik?” sorusunu yöneltti. TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Turan, “Eleştirel ifadelere ve habercilik faaliyetlerine açılan soruşturma haberleri çok sıklaştı. 10 küsur sene önceki olaylara, şimdi yeni soruşturmalar açılıyor” dedi.

Tutuklu milletvekillerine, siyasi parti liderlerine ve belediye başkanlarına yenilerinin eklendiğini söyleyen Turan, “Disiplinsizlik suçuyla teğmenler hakkında ihraç kararı alınıyor. Kamuoyu vicdanında suç ve ceza arasında orantısızlık kanaati oluşuyor. İster seçimle ister atamayla gelen kamu görevlilerinin görevlerinden alınmasının, yeni örneklerine şahit oluyoruz. Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, galiba artık şirket kurmaktan daha kolay. Kadın cinayetlerinin de çocuk tacizlerinin de sonu gelmiyor. Nedir bu tırmanma?” diye konuştu.

Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek’in uyguladığı programa TÜSİAD’ın destek verdiğini vurgulayan Orhan Turan, ancak ekonomik durumun sıkıntılı olduğuna da işaret etti. TÜSİAD Başkanı, “Sayın Bakan Mehmet Şimşek’in ekonomi programına destek veriyorsak da ekonomide her şeyin yolunda olduğunu söyleyemeyiz” dedi.

Enflasyonla mücadelenin hızlanması gerektiğini vurgulayan Turan, şunları ifade etti: “Artık daha hızlı netice almalıyız. Yoksa stres birikiyor. Sanayici çok zorlanıyor. İhracatçı kan ağlıyor. İthalatın cazibesi artıyor. Başka ülkelerde hammaddeyi daha ucuza alan, krediye daha ucuza erişen rakiplerimizle biz nasıl rekabet edebiliriz? İşimizi nasıl devam ettireceğiz? Devam ettiremezsek çalışanlarımız ne olacak? Hem sanayici mutsuz hem çalışanlar. Hem büyük işletmeler zorlanıyor hem KOBİ’ler. Hem batıdaki girişimciler yakınıyor hem doğudakiler. Peki kimin yüzü gülüyor?”

Türkiye, Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde 117. sırada

Veriler, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’u “Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir” söylemini yalanlıyor. Türkiye, Dünya Adalet Projesi (WJP) 2008’den bu yana her yıl yayımladığı ‘Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde 142 ülke arasında 117. sırada. Yani hukuk konusunda dünyanın en kötü 25. ülkesi.

WJP değerlendirmeyi hükümet yetkileri üzerinde kısıtlamanın olması, yolsuzluğun önlenmesi, düzen ve güvenlik, hükümet şeffaflığı, temel haklar, adil hukuk, cezai adalet ve idari yaptırımlardan oluşan 8 kritere göre yapıyor. Türkiye bu haliyle Nijer, Angola, Honduras, Meksika, Gine ve Nijerya ile aynı ligte.

Paylaşın

UEFA Avrupa Ligi: Galatasaray Turu Zora Soktu

UEFA Avrupa Ligi play-off turu ilk maçında AZ Alkmaar ile Galatasaray, AFAS Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Hakem Joao Pinheiro yönettiği karşılaşmadan AZ Alkmaar, 4-1 galip ayrıldı.

Haber Merkezi / AZ Alkmaar’a galibiyeti getiren golleri, 12. dakikada Sven Mijnans, 37. dakikada Troy Parrott, 57. dakikada Jordy Claise ve 66. dakikada David Moller Wolfe kaydetti. Galatasaray’ın tek golünü ise 20. dakikada Roland Sallai attı.

Maçın ardından açıklamalarda bulunan Galatasaray Teknik Direktörü Okan Buruk, “Maçtan önce de söyledim. Eksik geldik. Önemli eksiklerimiz vardı. Kulübeden 11 yaparken zorlandık ama ne olursa olsun bu kadar kötü oynamaya hakkımız yok. Onun altını çizmem gerekiyor” dedi.

Okan Buruk, açıklamasının devamında, “İkinci maçı kendi sahamızda oynayacağız. Oradan da ümidimizi kesmedik. Onun da altını çizeyim. Futbolda her şey var. Bu tür dönüşler çok fazla oldu. Buna inanacağız. O maça daha iyi şekilde hazırlanacağız. Üzdüğümüz insanların gönlünü almak için çalışacağız” ifadelerini kullandı.

Play-off turunun rövanş maçı 20 Şubat’ta oynanacak.

Galatasaray, play-off turunu geçmesi durumunda, son 16 turunda Manchester United veya Tottenham Hotspur ile karşılaşacak.

UEFA Avrupa Ligi’nde son 16 turu ve diğer turların kuraları ise 21 Şubat’ta çekilecek.

Son 16 turu maçları 6 ve 13 Mart’ta,
Çeyrek finaller 10 ve 17 Nisan’da,
Yarı finaller 1 ve 8 Mayıs’ta,
Final ise 21 Mayıs’ta İspanya’nın Bilbao kentindeki San Mames Stadı’nda oynanacak.

12. dakikada ceza yayı gerisinde kazanılan faulde topun başına Mijnans geçti. Bu oyuncunun sol ayağıyla düzgün vuruşunda meşin yuvarlak kaleci Muslera’nın sağından ağlara gitti: 1-0.

20. dakikada Morata, ceza sahası içi sağ çaprazda pasını altıpas gerisindeki Barış Alper’e aktardı. Barış Alper’in vuruşunda savunmadan dönen top ceza sahası ön çizgisi üzerine düştü. Atağı başlattıktan sonra kısa sürede buraya kadar gelen Sallai’nin bekletmeden sert şutunda top filelerle buluştu: 1-1.

36. dakikada ceza sahası içi sağ çaprazdaki top kapma mücadelesinde Maikuma, Barış Alper’in müdahalesiyle yerde kalınca Portekizli hakem Pinheiro penaltı noktasını gösterdi. 37. dakikada penaltıyı kullanan Parrott, topla kaleci Muslera’yı farklı köşelere gönderdi: 2-1.

57. dakikada etkili ataklar geliştiren Poku, bir kez daha ceza sahası dışı sol çaprazda topla buluştu. Karşısına aldığı Jelert’ten sıyrılan Poku, yerden pasını penaltı noktası üzerindeki Clasie’ye çıkardı. Abdülkerim’in uzaklaştıramadığı topu alan Clasie, karşı karşıya yaptığı vuruşla meşin yuvarlağı filelere gönderdi: 3-1.

66. dakikada soldan Lahdo’nun ceza sahasına gönderdiği topa penaltı noktası civarındaki Mijnans bekletmeden vurdu. Kaleci Muslera’nın sağına yatarak önlediği meşin yuvarlağı önündeki Moller Wolfe ağlarla buluşturdu: 4-1.

Paylaşın

UEFA Avrupa Ligi: Fenerbahçe, Tur Kapısını Araladı

UEFA Avrupa Ligi play-off turu ilk maçında Fenerbahçe ile Anderlecht, Şükrü Saraçoğlu Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Fenerbahçe, sahadan 3 – 0 galip ayrıldı.

Haber Merkezi / Hakem Nikola Dabanovic’in yönettiği karşılaşmada Fenerbahçe’nin gollerini 11. dakikada Dusan Tadic, 42. dakikada Edin Dzeko ve 57. dakikada Youssef En-Nesyri kaydetti.

Play-off turunun rövanş maçı 20 Şubat’ta oynanacak.

Fenerbahçe, turu geçmesi durumunda Olympiakos ya da Glasgow Rangers’ın rakibi olacak.

UEFA Avrupa Ligi’nde son 16 turu ve diğer turların kuraları ise 21 Şubat’ta çekilecek.

Son 16 turu maçları 6 ve 13 Mart’ta,
Çeyrek finaller 10 ve 17 Nisan’da,
Yarı finaller 1 ve 8 Mayıs’ta,
Final ise 21 Mayıs’ta İspanya’nın Bilbao kentindeki San Mames Stadı’nda oynanacak.

11. dakikada Kostic’in sol taraftan kullandığı köşe vuruşunda savunmadan seken top sol kanatta taç çizgisine yakın noktada yine Kostic’in önünde kaldı. Bu oyuncunun ortasında ön direkteki Yusuf Akçiçek’in aşırttığı topu altıpas içinde Tadic ağlarla buluştu. 1-0

42. dakikada gelişen Fenerbahçe atağında sol kanattan ilerleyen Kostic, pasını ceza yayı içindeki Dzeko’ya aktardı. Bu oyuncunun bekletmeden yaptığı vuruş savunmadan döndü. Pozisyonun devamında penaltı noktasının gerisinde tekrar topu alan Dzeko, plaseyle ağlara gönderdi. 2-0

57. dakikada Fred’in orta alandan sol kanattan hareketlenen Szymanski’yi gördü. Szymasnki, sol kanattan ceza sahasına ortaladı. En Nesyri, penaltı noktası üzerinde kafa vuruşunu yaparak meşin yuvarlağı ağlarla buluşturdu. 3-0

Paylaşın

Mahmut Arıkan’dan Donald Trump’a Mektup: Ellerini Gazze’nin Üzerinden Çek

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, Gazze’nin ABD tarafından kontrol edilmesi ve Filistin halkının farklı bir yere yerleştirilmesi önerisini yapan Donald Trump’a bir mektup yazdı.

Haber Merkezi / Mektubu sosyal medya hesabından paylaşan Mahmut Arıkan, mektubunda şunları ifade etti: “Bay Başkan: Her zamanki hayalperestliğinle Gazzelileri başka ülkelere süreceğini ve Gazze’yi imara açacağını dikte ediyorsun. Vatan toprağı ile emlak arsasını birbirine karıştırma. Bu işler emlakçılık yapmaya benzemez!

Gazze’yi, parayla satın alabileceğini sandığın Grönland’la ya da harita üzerinde adını değiştirdiğin Meksika Körfeziyle karıştırma! Senin tarih bilgin olmadığını biliyorum. Hatırlatmak isterim; bu coğrafyaya cehennemi yaşatmaya gelmiş birçok kralın mezarı bile yok!

İki seçeneğin var! Ya ateşkesi destekleyerek barış ve insanlıktan yana olacaksın, ya da bölgeyi daha büyük bir ateşe sürükleyerek kanlı bir katil olarak anılacaksın. Koltuğunu çektiğin, Netanyahu’nun planlarına uyup aptal olma! Gazze’nin üzerinden ellerini çek! Eğer bölge tarihi ve emperyalizme karşı direniş konusunda bir bilgiye ihtiyacın olursa, bizi ara.”

Donald Trump’ın çıkarı ne?

Ortadoğu, Trump’ın oğulları Eric ve Donald Junior tarafından yönetilen gayrimenkul ve otelcilik devi “Trump Organization” için giderek daha önemli bir pazar haline geldi. Trump Organization, son birkaç yılda Suudi Arabistan merkezli emlak şirketi Dar Global ile birkaç anlaşmaya imza attı.

Dar Global Suudi Arabistan’ın Cidde ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin Dubai kentlerinde “Trump Tower” markalı iki gökdelen projesi duyururken, Umman’da Trump markalı lüks bir otel ve golf tesisinin inşaatı sürüyor. Dubai’de 2005 yılında konutlar ve lüks bir otelden oluşan “Trump Tower” projesi duyurulmuş ancak küresel ekonomik zorluklar nedeniyle 2011 yılında inşaattan vazgeçilmişti.

Trump’ın halihazırda Dubai’de 2017 yılında açılmış bir golf kulübü bulunuyor. Golf kulübü projesi, Hüseyin Sajwani tarafından yönetilen emlak şirketi DAMAC ortaklığıyla geliştirilmişti. Sajwani Ocak 2025’te Trump ile basın toplantısında şirketinin ABD’de yeni veri merkezleri inşa etmek için “en az” 20 milyar dolar yatırım yapacağını söyledi.

Umman, Cidde ve Dubai’deki yeni anlaşmalar Trump Organization’un gökdelenleri tasarlayıp yönetmesini kapsıyor, ancak mülk sahipliğini içermiyor. Şirketin anlaşmaları temelde marka kullanım hakkıyla ilgili. Trump ailesi kendi isimlerinin kullanılması karşılığında milyonlarca dolar kazanıyor.

Kushner’den Trump’ın oğullarına kadar ailenin farklı üyeleri Ortadoğu’nun şirket için artan önemine dair defalarca açıklamalarda bulundu. Cidde anlaşmasının duyurulmasından kısa süre önce Eric Trump İngiliz Financial Times gazetesine verdiği demeçte” bölgede kesinlikle yeni projelerimiz olacak. Bölge inanılmaz bir büyüme gösteriyor ve bu kısa sürede durmayacak” demişti.

Paylaşın

Hurda Araç Teşviki “İkinci El” Piyasasını Karıştırdı

Hurda teşvikinin ikinci el araç piyasasında fiyatların hızla arttığını belirten Cardata Genel Müdürü Hüsamettin Yalçın, “Bir ay önce 2000 model bir araç 200 bin TL bandındayken, son haftalarda 300-350 bin TL’ye kadar yükseldi. 1986 model araçlar bile 100 bin TL’nin üzerine çıktı” dedi.

Hurda teşviki Türkiye’de ilk olarak 2003 yılında yürürlüğe girdi. 2010, 2017, 2018 ve 2019’da da benzer uygulamalar hayata geçirildi. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın verilerine göre, 2012-2019 yılları arasında hurda teşviki ile toplam 519 bin 867 araç geri dönüştürüldü.

Hurda araç teşviki kapsamında ÖTV’siz otomobil alımına yönelik TBMM’ye sunulan kanun teklifi, ikinci el piyasasını hareketlendirdi. 25 yaş üstü araçlara talep hızla artarken, daha önce 50 bin TL’ye bile alıcı bulamayan hurda araçların fiyatı 150 bin TL’ye kadar çıktı.

TBMM’ye sunulan kanun teklifi kapsamında, 25 yaş ve üzeri hurda araçlarını dönüşüme veren yurttaşlara, Türkiye’de üretilen sıfır araç alımında Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) muafiyeti tanınması öngörülüyor. Teklif yasalaşırsa hurda aracını teslim eden yurttaşlar bir defaya mahsus olmak üzere ÖTV’siz sıfır araç satın alabilecek.

Teşvik beklentisi nedeniyle ikinci el piyasasında büyük bir hareketlilik yaşanıyor. Sabah’ın haberine göre, yüksek talep nedeniyle fiyatlar hızla yükseldi. Önceden 50-60 bin TL’ye alıcı bulamayan 2000 model ve altındaki araçlar artık 100 bin TL ile 150 bin TL arasında fiyatlarla satılıyor.

Yasa teklifinin kabul edilmesi halinde, hurda araç sahipleri büyük kazanç sağlayacak. Örneğin, ÖTV oranı yüzde 80 olan 1600 cm³ motor hacmini aşmayan 2 milyon TL’lik bir otomobilde, yurttaş 772 bin TL’lik ÖTV indirimi elde edecek. Bu kapsamda ÖTV teşviki 300 bin TL’den başlayıp 800 bin TL’ye kadar çıkabilecek.

Teşvik düzenlemesi gündeme geldikten sonra, ilan sitelerinde 2000 model altındaki araçlara yönelik ilanlarda belirgin bir artış yaşandı. Satıcılar, ilan başlıklarında “Hurda teşvikine uygun”, “ÖTV’den faydalan, alana kazanç”, “Motor çalışmaz ama teşvike girer” gibi ifadeler kullanarak araçlarını öne çıkarmaya başladı.

Cumhuriyet’te yer alan habere göre; Cardata Genel Müdürü Hüsamettin Yalçın, hurda teşvikinin duyurulmasıyla ikinci el araç piyasasında fiyatların hızla arttığını belirtti.

Yalçın, “Bir ay önce 2000 model bir araç 200 bin TL bandındayken, son haftalarda 300-350 bin TL’ye kadar yükseldi. 1986 model araçlar bile 100 bin TL’nin üzerine çıktı. Teşvik beklentisiyle fırsatçılar da devreye girdi” dedi. Ancak Yalçın, teşvik detaylarının tam olarak bilinmediğini ve fırsatçıların umduğunu bulamayabileceğini de ekledi.

Kanun teklifinde, hurda teşviki kapsamında ÖTV’siz alınabilecek araçların yerlilik oranının en az yüzde 40 olması gerektiği belirtiliyor.

Teklif yasalaşırsa, teşvikten faydalanabilecek modeller arasında şu araçlar yer alıyor:

Togg T10X
Toyota Corolla, CH-R
Hyundai Bayon, i20, i10
Ford Tourneo Custom, E-Transit, Transit
Fiat Fiorino, Egea, Egea Cross
Volkswagen Transporter
Renault Clio, Megane Sedan

Hurda teşviki Türkiye’de ilk olarak 2003 yılında yürürlüğe girdi. 2010, 2017, 2018 ve 2019’da da benzer uygulamalar hayata geçirildi. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın verilerine göre, 2012-2019 yılları arasında hurda teşviki ile toplam 519 bin 867 araç geri dönüştürüldü.

3 milyondan fazla aracı kapsıyor

TBMM’ye sunulan bu teklifin yasalaşması halinde, 2000 model ve daha eski olan 3 milyondan fazla araç hurda teşviki kapsamına girecek. Bu düzenleme, eski ve çevreye zarar veren araçların trafikten çekilerek, daha güvenli ve çevreci araçların yaygınlaşmasını hedefliyor. Ancak teşvikten yararlanmak için sadece bir defaya mahsus hak tanınacak.

Eğer teklif yasalaşırsa, hurda araç sahipleri için büyük bir fırsat doğacak. Ancak detaylar netleşmeden fiyatlardaki spekülatif artışın devam etmesi bekleniyor.

Paylaşın