Sağlıklı Kalmak İçin Günde 10.000 Adım İnancı Nasıl Oluştu?

Bir kişi sağlıklı ve zinde kalmak istiyorsa günde ortalama 10.000 adım yürümesi gerektiği konusunda dünya genelinde bir fikir birliği bulunmakta. Dünyanın dört bir yanında insanlar günlük adım hedeflerini bu sayıya göre ayarlamaktadırlar.

Haber Merkezi / Sağlıklı ve zinde kalmak için günde 10.000 adım yürümenin gerekli olduğu iddiasının geçerliliği için bilimsel çalışmalar dahi yapılmıştır. Peki bu inanç nasıl oluştu? Arkasında herhangi bir gerçek var mı yoksa sadece bir şehir efsanesi mi?

10.000 adım ne zaman ortaya çıktı?

1964 Tokyo Olimpiyatları’na ev sahipliği yapmaya hazırlanan Japonya’da zinde kalma konusuna bir farkındalık oluşmaya ve düzenli egzersizin hipertansiyon, diyabet ve felç gibi yaşam tarzı hastalıklarıyla savaşmanın iyi bir yolu olduğu konusunda da ortak bir anlayış yayılmaya başladı.

Egzersiz, aynı zamanda hızla bir salgın haline gelen obeziteyle savaşmanın da en iyi yoluydu. En basit egzersiz ise yürümekti. Bunu herkes yapabilirdi ve bunun için özel bir ekipmana veya herhangi bir koça ve eğitime de gerek yoktu.

Modern pedometre, aynı zamanda piyasaya sürüldü. Bele takılabilen ve atılan adım sayısını hesaplayan basit bir aletti. İnsanların her gün kaç adım yürüdüklerini takip etmeye başladıkları için cihazın hızla satıldığını söylemeye gerek yok.

10.000 adımın Japonca’da karşılığı tam olarak Manpo-kei. Manpo-kei kendini adamış yürüyüşçüler için çoktan toplanma sloganı olmuştu. 10.000 adım yürüme, yavaş yavaş Japonya’dan tüm dünyaya yayılamaya başlayacaktı. Bugün birçok fitness uzmanı Manpo-kei’yi düzenli egzersiz için temel hedefi olarak önermektedir.

10.000 adım araştırması

Belçika’daki Ghent Üniversitesi, günde 10.000 adımın gerçekten sağlıklı ve zinde kalmak için yardımcı olup olmadığını belirlemek amacıyla 2005-06 yıllarında, obezite, tip 2 diyabet, kardiyovasküler hastalıklar ve osteoporoz gibi kronik hastalık riski altında olan insanlardan oluşan yaklaşık 866 katılımcıya bir araştırma yaptı.

Sonuç, günde 10.000 adım yürüyen katılımcılar için oldukça başarılıydı. Ancak dört yıl sonra yapılan takip araştırmasında, olumlu etkinin devam etmediği görülmüştür. Araştırma, günde 10.000 adım yürümenin faydalı olduğunu kanıtlasa da, egzersizin yalnızca düzenli bir alışkanlık olması durumunda sağlıklı ve zinde kalmaya yardımcı olduğunu da ortaya koymuştur.

İhtiyaca göre hedef belirleme

10.000 adım veya Manpo-kei, zorunlu bir hedef değildir. Düzenli olarak günde 6.000 adım yürüyen kişi de sağlıklı ve zinde kalacaktır. Dikkat edilmesi gereken nokta, bireyin ihtiyacı olan hedefi belirlemesidir. Günde 4.000 adım yürüyen, bunu her gün yapan kişi de sağlıklı ve zinde kalacaktır.

Paylaşın

A Milli Erkek Basketbol Takımı, EuroBasket 2022’ye Veda Etti

Uluslararası Basketbol Federasyonu (FIBA)  2022 Avrupa Şampiyonası’nda mücadele eden A Milli Erkek Basketbol Takımı, son 16 turunda Fransa’ya 87-86’lık skorla mağlup oldu ve turnuvaya veda etti.

Haber Merkezi / Arena Berlin’de oynanan müsabakayı TBF Yönetim Kurulu Üyeleri ve TBF yöneticileri takip etti.

Ay-yıldızlılar müsabakaya Buğrahan Tuncer, Furkan Korkmaz, Cedi Osman, Alperen Şengün ve Sertaç Şanlı beşiyle başladı.

A Milli Erkek Basketbol Takımında Buğrahan Tuncer 22, Furkan Korkmaz 18, Sertaç Şanlı 12 ve Cedi Osman 11 sayıyla mücadeleyi noktaladı. Fransa’da ise Rudy Gobert 20 sayıyla oynadı.

Fransa maça 7-0’lık seriyle başlarken, mücadelenin ilk periyodu 18-11 Fransa üstünlüğüyle sona erdi. Karşılaşmanın ikinci periyodunda aradaki farkı koruyan Fransa, devre arasına 43-35 üstünlükle girdi.

3. periyoda hızlı başlayan A Milli Basketbol Takımı, 57-49 öne geçti. Fransa’ya sadece 6 sayı şansı veren Türkiye, rakip potaya bu çeyrekte 22 sayı bıraktı.

Fransa, son çeyreğe 7-0’lık seriyle başladı. Maçın son 1 dakika 15 saniyesine 72-71 Türkiye’nin üstünlüğüyle girilen maçın normal süresi 77-77 beraberlikle sona erdi. Uzatmada maçı Fransa 87-86 kazandı.

Paylaşın

Meral Akşener: O Videoyu İzledim Ve Allah Şahittir Kalbim Yarıldı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin, 150 Günde 150 Projesi kapsamında ‘Çengelköy Eğitim, Kültür ve Sosyal Yaşam Merkezi’ hizmete açıldı. Açılış törenine İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu da katıldı.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre, Meral Akşener, burada yaptığı konuşmada, AK Parti Gençlik Kolları’nın, metrobüs kazasında binlerce yaralı olduğu ve ‘sayısı belli olmayacak kadar’ kişinin öldüğünü iddia ettiği videoya tepki gösterdi.

Akşener, “O genç kızımızın videosunu ben de izledim. Allah şahittir kalbim yarıldı. Bu çocukları buralara ittiren, bu çocuklara bu konuşmaları yaptıran bir zihniyet var. Bu zihniyet İstanbul’u kaybetti. O günden beri kendini toparlayamadı ve gittikçe kötüleşiyor, gittikçe çirkinleşiyor” dedi.

Akşener, sosyal belediyeciliğin önemine değinerek, “Bugün Adalar hariç İstanbul’un tüm ilçelerini gezmiş, bitirmiş olacağız. Bazen acı bazen güzel insan hikayeleriyle karşılaşıyorum. İstanbul’da aynı zamanda derin yoksulluk denilen gerçekten çok yoksul evleri ziyaret ediyorum. Orada yaşayan anneler çocuklarla bir araya geliyoruz. Belediyecilik güzel, sosyal belediyecilik de çok güzel. İkisini birleştirmek harika bir durum. Türkiye’nin kaynakları var, insan kaynağı var ama Türkiye’de israf, Türkiye’de kayırmacılık, liyakatsizlik gibi pek çok olumsuzluğun Türkiye’deki kaynakları erittiği, insanları umutsuzluğa sevk ettiği ve devletin sosyal devlet olma özelliğinin hızla kaybolduğu dönemeçteyiz. Bunu sağlayan da partili cumhurbaşkanlığı sistemidir” dedi.

Yaptıkları ziyaretlerden de bahseden Meral Akşener, “3 sene evvel asgari ücretle ortaya yakın bir hayat yaşayan bu insanlar bugün asgari ücretle eve bir asgari ücret giriyorsa samimiyetle söylüyorum o buzdolabına baktığınızda gördüğünüz şey makarna ve mercimek çorbasının versiyonları. Protein almamış, alamayan aileler, et alamayan aileler ve kucağınıza aldığınızda kemikleri sayılan çocuklar, buna karşılık 14-15 yaşından sonra obezliğe doğru giden gençler… Sosyal yardımlar, artık o kadar yandaşlar üzerinden yürür olmuş ki gerçek ihtiyaç sahiplerine zaten gitmiyor” dedi.

‘Yolun sonu göründü demek’

Akşener, “Belediye eliyle yaptığınız alışveriş kartları, burada açtığınız kreş, psikolojik yardım merkezi gibi pek çok günlük hayatta insanların hayatına dokunan işlerin artık çok önemli olduğunu, belediyeciliğin en önemli görevlerinden birinin sosyal belediyecilik anlayışı olduğunu bugünün Türkiye’sinde görür olduk. İsterdik ki herkesin hayatı rahat olsun. Belediyelerimiz de somut hizmetler yapsınlar. İnsanlarının görülmediği ve fakir var açlık dediğinizde, yalan söylüyorsunuz, tiyatro yapıyorsunuzla suçlanan bir Türkiye. Bu, bu yolun sonu görünüyor demek. Biz varız. Vaktinde mi olur, önce mi olur bilmiyorum ama bu milletin irfanı gerçekten kendinden kopan, kendisine bakmayan, orada ne oluyoru bilmeyen, milletin adamlığından smothielerin içildiği saray hayatına geçmiş bir anlayışın sonuna geldiğini söyleyebiliriz” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

İsveç: Hiçbir Kürt’ü Türkiye’ye Teslim Etmeyeceğiz

İsveç Başbakanı Magdalena Andersson, “Kürtlerin haklarını savunmaya devam edeceğiz. İsveç vatandaşlığına sahip hiçbir Kürt’ün Türkiye’ye teslim edilmeyecek” dedi.

İsveç’te 11 Eylül Pazar günü yapılacak genel ve yerel seçimler öncesinde başkent Stokholm’de Rûdaw muhabirine konuşan Başbakan Andersson, “Hiçbir Kürt’ü Türkiye’ye teslim etmeyeceğiz” dedi.

Andersson, Rûdaw muhabirinin Türkiye’nin İsveç hükumetinden talepleri hakkındaki sorusuna, şu yanıtı verdi:

“İsveç Başbakanı olduğum müddetçe her zaman Kürtlerin haklarını savunacağız;

Türkiye ile yaptığımız anlaşmaya rağmen İsveç vatandaşlığına sahip hiçbir Kürt’ün Türkiye’ye teslim edilmeyeceğini burada açıkça söylemenin çok önemli olduğunu düşünüyorum. İsveç yasalarına göre terör eylemi yapmayan hiç kimse sınır dışı edilemez, yani İsveç yasalarına göre terör eylemi yapmayan herkesin hayatı tamamen korunmaktadır.”

İsveç’teki Kürt siyasi partiler, Kürt diasporası ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya gelen Dışişleri Bakanı Anne Linde de, İsveç vatandaşlığına sahip hiç kimsenin hiçbir ülkeye iade edilmeyeceğini söylemişti.

İsveç ve Finlandiya’nın Nato üyeliği ve Türkiye ile anlaşma

Rusya’nın Ukrayna’ya askeri müdahalesinin ardından Finlandiya ve İsveç, NATO’ya üye olmak için başvuruda bulundu. Türkiye iki ülkenden, üyeliklerine onay verme karşılığında “PKK ve Gülen Cemmati” başta olmak üzere diğer örgütlere üye olmakla suçladığı 33 kişiyi teslim etmelerini istedi.

Haziran ayının sonunda Madrid’de yapılan NATO zirvesinde Türkiye, İsveç ve Finlandiya arasında üçlü bir anlaşma imzalandı.

Türkiye Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, 20 Ağustos’ta İsveç’in kendilerine sadece bir kişiyi teslim ettiğini ve bu kişinin dolandırıcılıktan arandığını söyledi. Öte yandan Bozdağ, Finlandiya’nın “terör suçlarından aranan” kişileri Türkiye’ye iade etmediğini belirtti.

İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyesi olabilmesi için tüm üyelerin istisnasız onayını alması gerekiyor.

Anketlerde Sosyal Demokat Parti önde

Navus Araştırma Şirketi’nin en son yayımladığı ankete göre, İsveç’te başbakan Magdalena Andersson’un partisi Sosyal Demokrat Parti, yüzde 27,8 oy oranıyla birinciliğini korudu.

Göçmen karşıtlığı söylemleriyle öne çıkan İsveç Demokratlar Partisi (SD) yüzde 20,6 ile ikinci sıraya yerleşti. Ana muhalefetteki ılımlı Muhafazakar Parti ise yüzde 17,3 oy oranı ile 3. sıraya geriledi.

Paylaşın

Avrupa’nın 5 Büyük Ligi 10 Yılda Transfere 47 Milyar Euro Harcadı

Uluslararası Spor Araştırmaları Merkezi (CIES), Avrupa’da transfer piyasasının son 10 yılını mercek altına aldı. Yayınlanan son raporda Avrupa’nın 5 büyük ligi olarak kabul edilen Premier Lig, La Liga, Bundesliga, Serie A ve Ligue 1 kulüplerinin 2013-2022 arasındaki transfer harcamaları analiz edildi.

Independent Türkçe’den Mehmet Altunkulaç’ın haberine göre Avrupa’nın 5 büyük ligi, 10 yıllık süreçte transfer harcamalarına 47 milyar euro ayırdı. 2013’te 2,74, 2014’te 2,91, milyar harcayan takımlar, 2015’te ilk kez 3 milyar barajını aşarak 3,85 milyar euroya ulaştı.

2016’da 4,24, 2017’de 6,08 milyar transfer bütçesi tüketen söz konusu kulüpler, 2018’de önceki yıla göre düşüş kaydederek 5,82 milyara indi.

2019’da ise 10 yılın rekorunu kırılırken pandemi sonrası yaşanan keskin düşüş de dikkat çekiyor.

2020’de 4,83, 2021’de 3,84 milyar harcama yapan takımlar, pandemi sonrası toparlanmayla birlikte bu yıl 6,19 milyar euro ile en yüksek ikinci harcama yapılan dönem olarak kayıtlara geçti.

Premier Lig, tüm zamanların rekorunu kırdı

2022’de 6,19 milyar euroyla 10 yılın ikinci rekorunu kıran ligler arasında en yüksek harcama yapılan organizasyon Premier Lig oldu.

Bu yılın yaz ve kış transfer dönemlerinde 3 milyar 10 bin euro harcama yapan Premier Lig kulüpleri, 5 büyük lig arasında yüzde 48,5’lik pay alarak neredeyse diğer 4 ligi katlayarak tüm zamanların rekorunu kırdı.

Premier Lig’deki en yüksek ikinci rakam 2018’de 2 milyar 130 milyon euro olarak gerçekleşmişti.

2022’de Serie A, 1 milyar 30 milyon euro ile Premier Lig’i izledi. Ligue 1 ekipleri 770, La Liga ekipleri 720 milyon euro transfer ödemesi yaparken Bundesliga’da bu rakam 670 milyon euro olarak gerçekleşti.

14 kulüp 1 milyar barajını geçti, en yüksek harcama Chelsea’den 

2013-2022 arasındaki 10 yılda transfer için en çok bütçe ayıran ekiplerde raporda yer aldı.

Söz konusu liglerde mücadele eden ekiplerden 14’ü 1 milyar euro barajını geçti. 14 takımın 7’si Premier Lig ekiplerinden oluşurken, La Liga’dan 3, Serie A ve Ligue 1’den de 2’şer kulüp listeye girmeyi başardı.

Son 10 yılda transfere en yüksek harcamayı yapan kulüp Premier Lig temsilcisi Chelsea (1,815 milyar) oldu. Bu alanda Chelsea’yi İspanyol devi Barcelona (1,811 milyar) izledi.

Kürsünün üçüncü basamağını Manchester City (1,806 milyar) elde ederken, transfere 1 milyar 754 milyon euro ayıran Manchester United dördüncü sıraya yerleşti.

Beşinci sıradaki Juventus’un 10 yıldaki transfer harcaması 1 milyar 580 milyon euro.

Süper Lig, 367 milyonluk gelirle 14. sırada

Premier Lig, La Liga, Serie A, Ligue 1 ve Bundesliga ekiplerinin transfer harcamalarından en çok yararlanan ülkeler de raporda yer aldı.

10 yıllık süreçte 5 büyük ligden 2 milyar 410 milyon euro gelir sağlayan Portekiz, en yüksek kazanç sağlayan ülke oldu.

İngiltere Championship takımları, 2,165 milyarla Portekiz Primeira Liga ekiplerini takip etti. Listenin üçüncü sırasında 1 milyar 716 milyon euro gelirle Hollanda Eredivise takımları yer aldı.

1 milyar euro transfer geliri barajını aşan diğer ülkeler ise Brezilya (1,186 milyar) ve Belçika (1,1 milyar) oldu. Süper Lig kulüpleri, 10 yıllık süreçte Avrupa’nın 5 büyük liginden 367 milyon euro transfer geliri sağladı.

Paylaşın

‘Çocukların Beynini Yıkayan Çizgi Romanlar’ İçin 19 Ay Hapis Cezası

Hong Kong’da beş konuşma terapisti, hükümet karşıtı olarak görülen çizgi diziler içeren çocuk kitapları basmaktan dolayı 19 ay hapis cezasına çarptırıldı. Çizgi romanlarda çocukların kışkırtıldığı ve beyninin yıkandığı ileri sürüldü.

Hong Kong’un İngiliz sömürgesi olduğu dönemden kalan isyana tahrik yasası doğrultusunda hüküm verilen dava için insan hakkı grupları “küstah bir baskı hareketi” olarak tanımladı. Hükümet ise bu iddiayı reddediyor.

Suçsuz olduklarını dile getiren terapistler kuzuların kurtlara karşı savaşına dair çizgi diziler içeren üç kitap yayınlamıştı.

Sanıkların yalnızca kitaplar ve içindeki sözcükler için değil, çocukların ya da başkalarının zihnine zarar verebileceği riskine karşı cezalandırılması gerektiğini belirten bölge yargıcı Kwok Wai Kin “istikrarsızlığın tohumunu ekmek” ifadelerini kullandı.

Yargıç “Sanıkların yaptığı 4 yaş ve üzerini çocuklara yaptığı aslında kendi görüş ve değerlerini kabul ettirmek için çok genç çocukları yönlendirmek üzere beyin yıkama egzersizidir” dedi.

Kitaplarda ne anlatılıyor?

Yaşları 26 ile 29 arasında değişen terapistler Lorie Lai, Melody Yeung, Sidney Ng, Samuel Chan ve Marco Fong’un yayınladıkları kitaplarda kentin 2019 yılındaki kitlesel demokrasi yanlısı protestoları sırasındaki olaylara atıfta bulunuluyor.

Bahse konu olan olaylardan birinde 12 demokrasi protestocusunun 2020 yılında Hong Kong’dan sürat teknesiyle kaçış ve daha sonra Çinli sahil güvenlik ekiplerince yakalanmıştı.

Kitaplardan birinde de köyü işgal etmeye çalışan kurtlar kuzuları yiyor ve kuzular da savaşmaya başlıyor.

Yargıç kararında kitapların “çocukların Çin Halk Cumhuriyeti hükümetinin evlerini ellerinden alarak mutlu hayatlarını hiç hakları olmadığı halde bozmak gibi kötü bir niyetle Hong Kong’a gelmekte olduğu inancına yönelteceğini” ifade etti.

Yargıç Kwok ayrıca sanıkların Hong Kong  Konuşma Terapistleri Genel Birliği’ne üye olduklarını belirterek birliğin “açıkça siyasi amaçlarla kurulduğunu” söyledi.

Sanıklar ifade özgürlüğünü savundu

Sanıklardan Melody Yeung savunmasında ABD’li sivil haklar lideri Martin Luther King’in “İsyan duyulmayanın sesidir” sözlerini yineleyerek seçiminden pişmanlık duymadığını ve “her zaman kuzuların yanında olabilmeyi umduğunu” belirtti.

Diğer bir sanık Lorie Lai’nin ifade özgürlüklerinin ellerinden alındığını dile getirdiği savunması ise yargıç tarafından “mahkeme siyasi konuşma yeri değildir” diyerek kesti. Yargıç “Herkesin ifade özgürlüğü var ama bu mutlak eşit bir özgürlük değildir” diye konuştu.

2019 protestoları ve 2020’de Pekin’in Hong Kong’a ulusal güvenlik yasasını kabul ettirmesinden bu yana kışkırtıcı yayınlarla ilgili görülen ilk dava oldu.

Avukatlar sanıkların 13 aydır mahkeme beklerken geçirdikleri sürenin dahil edilmesi ve diğer ceza indirimleri düşürüldükten sonra 31 gün içinde hapisten çıkabileceği tahmininde bulundu.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

HDP’li Sancar: İktidarı Değiştirmek İstiyoruz

Partisinin meclis toplantısının açılışında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “En başta bu toplumun ezilenlerin, dışlananları, yok sayılanları, sömürülenledir. Biliyoruz ki halklar bu sesi duyuyor. Türkiye toplumlu bu kararlı ve inançlı mücadelenin kendisini aydınlığa çıkaracağını görüyor. Kim ki bunun dışında bir yol izlerse, HDP’yi kurduğu demokrasi ittifakını, bu ittifakın motor gücü olan Kürt halkını yok saymaya dışlamaya ve aşağılamaya yeltenirse Türkiye halklarının vicdanında büyük bir mahkumiyete maruz kalacaktır.” dedi.

Haber Merkezi / Sancar, konuşmasının devamında “Bizler bu iktidarı değiştirmek istiyoruz. Bunun için sorumlulukla hareket ediyoruz. Gücümüzün farkındayız. Seçimlerde kilit parti olduğumuzu da biliyoruz. Esas düsturumuz sorumluluk bilincidir. Biz halk desteğinin farkındayız. Herkes bilsin ki sorumluluğumuzun bilincindeyiz.” ifadelerini kullandı.

HDP üzerinden yapılan tartışmalara değinen HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “HDP ile ilgili suçlayıcı ve dışlayıcı söz söylemek isteyen parti, şahıs ve kurumlar, özellikle partiler, HDP ile ilgili suçlayıcı söz söylemeden aynaya baksınlar” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Parti Meclisi (PM), yeni dönem politikalarını belirlemek için partinin genel merkezinde toplandı. Eş Genel Başkan Mithat Sancar, Parti Meclisi toplantısının açılışında siyasetteki gelişmeleri değerlendirdi.

“Halktan destek almak konusunda ne bir doğru dürüst vaatleri ne de oyları olanlar çıkıp ahkam kesiyorlar” diyen Sancar, şöyle devam etti: “Bütün bunlara rağmen yolumuzdan şaşmayacağız, vazgeçmeyeceğiz. Doğru bildiğimiz yoldan yürümeye kararlılıkla devam edeceğiz.

“Ne iktidarın provokasyon ve operasyonları ne de başkalarını tahrikleri bizleri bu yoldan alıkoyabilir. Yolumuz bu ülkeye demokrasinin kapılarını açmaktır, Kürt sorununa siyasal çözümün zemini yaratmaktır. Bu ülkede yaşayan herkesin onurlu ve eşit bir yaşam sürmesini sağlayacak geleceği inşa etmektir.

“Savaş düzenine mahkum değiliz”

Farkındayız, seçimler tartışılıyor, HDP’nin konumu herkesin gündeminde. Çünkü inançlı ve kararlı yürüyüş, güçlü bir halk desteği yaratıyor. Bu seçimlerin ne kadar önemli olduğunu herkes biliyor.

Bizler çağrı yaptık. Önce büyük bir demokrasi ittifakı kuralım dedik. Bu demokrasi ittifakını ilmek ilmek örüyoruz, büyüyerek inşa oluyor demokrasi ittifakı.

Emek ve Özgürlük İttifakı bunun en somut ve önemli sonucudur. Amacımız halkları seçeneksiz, bu toplumu alternatifsiz yaratma arayışlarını boşa çıkarmaktır.

Bu ülkenin halkları yaşanan yıkım, çöküş, savaş, yalan, talan ve kan düzenine mahkum değildir. Çünkü HDP var, HDP ile birlikte Emek ve Özgürlük İttifakının yürüyüşü var, çünkü bu yürüyüşün hedeflediği büyük demokrasi ittifakının güneşi parlamaktadır.

“Adresimiz Türkiye haklarıdır”

O nedenle bir seçenek var, umut var, hem de güçlü bir alternatif, çok sağlam bir umut var. Biz çizgimizden ve geçen eylül deklarasyondan ilan ettiğimiz politikamızdan ne operasyonlar baskılar ne de tahrikler nedeniyle vazgeçecek değiliz.

Çağrılarımız sanılıyor ki siyasi partilerin merkezlerinedir. Elbette bütün muhalefet partilerine çağrılar yapıyoruz. Bu çağrıların amacı gelin bize destek olun olarak anlaşılıyorsa, bu aymazlıktır. Tam tersine Türkiye halklarına gelin, yol açılım amacını taşımaktır. Çağrımızın esas adresi, Türkiye halklarının vicdanı, aklı ve ahlakıdır.

“Yalpalayacağımızı sananlar yanılıyor”

Tertemiz bir geçmişe ve bütünüyle kararlı bir demokrasi mücadelesine kendini adamış bir partinin başkalarının boş sözleriyle herhangi bir şekilde yalpalayacağını sananlar büyük yanılıyorlar.

Diyoruz ki önümüzdeki seçimde yalan talan ve kan düzenini değiştirelim. Bunun için de cumhurbaşkanlığı seçimi bakımından açık diyalog doğrudan müzakere çağrımızı defalarca yaptık, yineliyoruz. Fakat altını bir kez da çiziyoruz. Bu çağrımızın muhatabı esası olarak Türkiye halklarıdır, toplumun tamamıdır.

“İktidarı değiştirmek istiyoruz”

En başta bu toplumun ezilenlerin, dışlananları, yok sayılanları, sömürülenledir. Biliyoruz ki halklar bu sesi duyuyor. Türkiye toplumlu bu kararlı ve inançlı mücadelenin kendisini aydınlığa çıkaracağını görüyor. Kim ki bunun dışında bir yol izlerse, HDP’yi kurduğu demokrasi ittifakını, bu ittifakın motor gücü olan Kürt halkını yok saymaya dışlamaya ve aşağılamaya yeltenirse Türkiye halklarının vicdanında büyük bir mahkumiyete maruz kalacaktır.

Bizler bu iktidarı değiştirmek istiyoruz. Bunun için sorumlulukla hareket ediyoruz. Gücümüzün farkındayız. Seçimlerde kilit parti olduğumuzu da biliyoruz. Esas düsturumuz sorumluluk bilincidir. Biz halk desteğinin farkındayız. Herkes bilsin ki sorumluluğumuzun bilincindeyiz.”

Paylaşın

Cumartesi Anneleri: 12 Eylül’de Kaybettiklerimiz İçin Adalet Sağlanmıyor

Cumartesi Anneleri/İnsanları, adalet arayışlarının 911. haftasında 12 Eylül 1980’de gözaltında kaybedilen ve katledilenleri andı. Haftanın açıklamasını, Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren okudu.

Eren, “12 Eylül Askeri Darbesi yüzleşilmemiş, hesaplaşılmamış, yaraları sarılmamış toplumsal travmalarımızdan biri olarak kalmaya devam etti” dedi ve ekledi:

“Kars’ta Cemil Kırbayır ve Mahmut Kaya, Bingöl’de Hüseyin Morsümbül, Ankara’da Nurettin Öztürk, Yalova’da Zeki Altunbaş, İstanbul’da Hayrettin Eren, Nurettin Yedigöl, Süleyman Cihan, Mustafa Hayrullahoğlu ve Maksut Tepeli 12 Eylül işkencehanelerinde kaybedildiler.

Süleyman Cihan’ın işkence ile öldürülen bedenine 3 ay sonra, Mustafa Hayrullahoğlu’nun işkence ile öldürülen bedenine 5 ay sonra ‘kimliği meçhul kişi’ olarak gömüldükleri kimsesizler mezarlığında ulaşıldı. Diğerlerinin mezarları ise hala gizleniyor.

“Veysel Güney’in mezarı gizleniyor”

“12 Eylül rejiminde Antep’te Veysel Güney, İzmir’de İlyas Has idam edildi. Onların bedenleri ailelerine teslim edilmedi, mezar yerleri açıklanmadı. İlyas Has’ın mezarına 28 yıl sonra ulaşılabildi. Veysel Güney’in mezarı ise hâlâ gizleniyor.

Tanıklara rağmen, belgelere rağmen, Adli Tıp raporlarına rağmen, TBMM raporuna rağmen tüm hukuki yollarını kullanmamıza rağmen 42 yıldır 12 Eylül işkencehanelerinde kaybedilen insanlarımız için adalet sağlanmıyor. 12 Eylül’ün gözaltında kayıpları inkâr eden ve kaybedenleri cezasız bırakan zihniyeti bugün de sürüyor.

“12 Eylül’ü yaşatanları affetmeyeceğiz”

12 Eylül Askeri Darbe’sinin 42.yılına girerken bir kez daha ’12 Eylül işkencehanelerinde kaybedilen insanlarımızı unutmadık! Onları kaybedenleri, kaybedenleri cezasızlıkla koruyanları, 12 Eylül zihniyetini yaşatanları affetmeyeceğiz! 12 Eylül’le yüzleşme ve hesaplaşma talebimizden vazgeçmeyeceğiz’ diyoruz.

12 Eylül rejimi anayasası, yasaları, kurumları ve zihniyetiyle bugün de devam eden eşitlik, özgürlük ve demokrasi karşıtı bir düzen yarattı. 12 Eylül’ü aşmak ancak bütün bir 12 Eylül anlayışıyla, anayasası, yasaları ve kurumlarıyla yüzleşmek, hesaplaşmakla mümkündür. Bu yüzden herkesi 12 Eylül’le yüzleşmek ve hesaplaşmak konusunda talepkâr olmaya çağırıyoruz.”

Paylaşın

Bilim İnsanları İki Yeni Ötegezegen Keşfetti: Biri Yaşama Elverişli Olabilir

Bilim insanları, 105 ışık yılı uzağımızda iki yeni ötegezegen (Güneş Sistemi’nin dışında ve başka bir yıldızın yörüngesinde bulunan gezegen) keşfetti. Ötegezegenlerden birinin yaşama elverişli olabilme ihtimali olduğu belirtildi.

ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi NASA’nın TESS teleskobu yardımıyla keşfedildiği belirtilen gezegenlerden birinin yıldızdan yaşama elverişli olabilmeye uygun uzaklıkta olduğu da gelen açıklamalarda yer aldı.

Webtekno‘nun haberine göre yapılan açıklamada 105 ışık yılı uzaklıkta bir cüce yıldızda iki yeni gezegenin bulunduğu ifade edildi. Çalışma bulguları Astronomy & Astrophysics üzerinden yayımlandı.

Uzmanlar, yaşama elverişli olmasa bile bu tarz yıldızına uygun mesafede bulunan kaya gezegenlerin oldukça nadir olduğunu sözlerine ekliyor.

Keşifte yakın kızılötesi dalgalara duyarlı teleskoplar kullanıldı. Gözlemlerde elde edilen veriler de ilk olarak LP 890-9b isimli gezegenin keşfedilmesini sağladı. Ekip, bunun ardından TESS ile gözden kaçırılmış ötegezegenleri aradı ve LP890-9b’den biraz daha uzakta olan ikinci gezegeni keşfetti.

8,4 günlük bir yörünge periyoduna sahip olan bu diğer gezegene de LP 890-9c ismi verildi. İlk gezegenin Dünya’nın kütlesinden 13 kat, ikincisinin ise 25 kat daha fazla olduğu belirtildi. Gezegenlerin Dünya’dan büyük, Neptün’den de küçük kaya gezegenler olması da ‘Süper Dünya’ sınıfına girmelerini sağladı.

Son olarak araştırmacılar, LP 890-9c’nin doğru mesafede bulunması nedeniyle yaşama elverişli olabileceği ihtimali olduğunu söylüyor.

Paylaşın

Türkiye’nin Son Yıllarda Yaygınlaşan Belası: Metamfetamin

Metamfetamin, ülke genelinde kolaylıkla ulaşılabilir hale gelen bu madde için “kullanım yaşı 12-13’lere kadar düştü, satıcılar okul çevrelerini mesken tuttu” uyarıları yapılıyor.

Narkotikteki bilgilere göre, bağımlılık yapma potansiyeli yüksek captagon, amfetamin ve ecstasy’nin de yer aldığı Amfetamin Tipi Uyarıcılar (ATS: Amphetamine Type Stimulants) sınıfında yer alan sentetik uyarıcı metamfetaminin Türkiye’de sokak dilindeki ismileri ise şöyle: Met, kristal, buz, ateş/buz ya da Metin amca.

Sinir sistemini çökerten bu madde; toz, kristal veya tablet formlarında bulunurken, genellikle cam pipolar vasıtasıyla kullanılıyor.

Aşırı kilo kaybı, yoğun kaşıntı ve cilt yaraları, beyin yapısı ve işlevinde değişiklikler, bilinç bulanıklığı, hafıza kaybı, uyku problemleri, paranoya (başkalarına karşı aşırı ve mantıksız güvensizlik vs.), sanrı ve halüsinasyonlara yol açıyor.

Ayrıca bağımlılık riski yüksek ve kişiyi ölüme götüren yıkıcı etkilere sahip.

Son yıllarda metamfetamin kullanımının çok yaygınlaştığı uyarısı yapan Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) Narkotik Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı, yakalanan tabletlerin içeriklerinde bir standart olmadığını, farklı tür ve miktarlarda maddeler de görülse de ölümcül olabilecek yüksek dozda metamfetamin bulunduğunu açıkladı.

Metamfetaminde 2021 bilançosu: 58 bin civarı olay, 81 bine yakın şüpheli, 5 bin 528 kilogram madde

Türkiye’deki ilk yakalamanın 2009 yılında İstanbul’da meydana geldiği bu maddenin 13 senedeki artışı ise “dehşet verici” nitelikte.

Narkotik Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı’nın yayımladığı “Metamfetamin Yakalama İstatistikleri”ne göre 2021 yılında Türkiye’de 57 bin 897 olay gerçekleşti. Bu olaylarda 80 bin 112 şüpheli yakalandı ve 5 bin 528 kilogram metamfetamin ele geçirildi.

Metamfetamin yakalama miktarında bir yıldaki artış oranı yüzde 32,8.

2021 yılında ele geçirilen metamfetamin yakalama miktarında (5 bin 528 kg) bir önceki yıla göre (4 bin162 kg) yüzde 32,8 oranında artış gerçekleşti.

2019 senesine (bin 42 kg) kıyasla ise bu oran 5 kattan fazla (5.528) arttı.

En keskin artış 2020 yılında yaşandı. Metamfetamin yakalama miktarı bir önceki yıla göre 4 kat yükselerek 4 bin 162 kilograma ulaştı.

Metamfetamin olaylarındaki şüpheli sayısında bir yılda yüzde 61,5’lik artış

Artış sayısına paralel olarak 2021 yılı metamfetamin olaylarında yakalanan şüpheli sayısında da bir önceki yıla göre yüzde 61,5 oranında artış gösterdi.

Hem hedef ülke hem de transit geçiş noktası

Metamfetamin olayları, yakalama miktarı ve şüpheli sayısının katlanması, Türkiye’nin hem bir hedef ülke hem de transit geçişte kullanılan bir nokta olduğunu gösteriyor.

Türkiye Uyuşturucu Raporu 2022’deki bilgilere göre ülkedeki metamfetamin yakalamaları genellikle İran’a yakın ya da sınırı olan iller ile İstanbul’da gerçekleşiyor.

Yasa dışı sevkiyatta olduğu gibi dönüştürme merkezlerinde de İran uyruklu şahıslar öne çıkıyor.

Mevcut durumda Türkiye, metamfetamin kaçakçılığında hedef ülke. Bunun yanı sıra Balkan rotası kullanılarak varış noktası Avrupa olan kaçakçılık da yapılıyor.

Madde bağlantılı her iki ölümden biri metamfetamin kaynaklı

Narkotik Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı’nın “Metamfetamin Yakalama İstatistikleri” verilerine göre ölüm oranlarında da artış oldu.

2021 yılında 270 madde bağlantılı ölüm olayının yüzde 46,3’ünde (125) metamfetamin mevcut. Yani neredeyse madde bağlantılı her iki ölüm olayından biri metamfetamin kaynaklı.

2018 yılında kanında metamfetamin tespit edilen 41 ölümün 5’inde (yüzde 12,2), 2019 yılında 49 ölümün 7’sinde (yüzde 14,3), 2020 yılında 98 ölümün 35’inde (yüzde 35,7), 2021 yılında ise 125 ölümün 44’ünde (yüzde 35,2) ölümlerin tek başına bu maddeyle bağlantılı olduğu tespit edildi.

Türkiye’de aşırı doz ölümlerin en yüksek görüldüğü 2017’deki ölümlerde metamfetamin görülme oranı yüzde 7,8 iken, 2021 yılında bu oran yüzde 46,3’e yükseldi. Tek başına metamfetamin kaynaklı ölümler 2017 yılında yüzde 0,3 iken, 2021’de 127 kat artışla yüzde 38,3’e çıktı.

Tedaviler yeterli olmuyor mu?

2016 yılında yüzde 3,5 olan metamfetamin tedavisine başvuru oranı, 2021’de yüzde 15,5 oldu.

Ancak ülkedeki Alkol ve Tedavi Merkezleri (AMATEM) sayısı ve buralardaki tedavinin niteliğinin yetersiz olduğu tartışmaları son bulmadı.

Türkiye’de uyuşturucu maddeyle yeterli ölçüde mücadelede edilmediği, daha fazla çaba sarf edilmesi gerektiği eleştirileri de var.

“Metamfetamin Türkiye’de çok kolay ulaşılabilir oldu” 

Metamfetaminin neden olduğu sağlık sorunlarını ve bu maddenin yaygınlaşmasına karşı yapılması gerekenleri Independent Türkçe’den Lale Elmacıoğlu Psikiyatr Ayhan Akcan’la konuştu.

Umut Vakfı Yönetim Kurulu üyesi Doç. Dr. Akcan’a göre en büyük problem, bu maddenin Türkiye’de çok kolay ulaşılabilir hale gelmesi.

Madde değişimi konusuna da değinen Akcan, “Bence metamfetamin; sentetik kannabinoidlerin, ectasy gibi maddelerin yerini aldı. Okul çevrelerinde, hareketli alanlarda, gece klüplerinde, sokaklarda, pek çok yerde kolaylıkla satılabiliyor ve kullanılabiliyor” dedi.

Sentetik kannabinoid olan bonzai örneğini de veren Akcan, yasal olarak suç haline gelip ikinci kez kullanıldığında cezaevine gönderiminin caydırıcı olduğunu belirterek, cezai yaptırımların artırılması gerektiğini savundu.

“Bir kez kullanımda dahi bağımlılık yapabiliyor”

Sosyal anlamda ve diğer konularda sorunları bulunan kişilerin kullanıma daha yatkın olduğunu belirten Akcan, metamfetaminin bir kez kullanımda dahi bağımlılık yapabildiği konusunda uyardı.

Bu konudaki bir yanılgıya da dikkati çeken Akcan, şu ifadeleri kullandı:

“Metamfetaminin bağımlılık riski çok yüksek. Kişiler bağımlı olmam diye düşünerek 1-2 kez kullanıyor ve bağımlı haline geliyor.

Amfetamin tipi uyarıcılar (ATS), sanki diğer maddelerle karşılaştırıldığında problemsiz sanılıyor ama kalple ilgili sıkıntılara neden oluyorlar.

Kullanıcılarda ani ölüme neden olduğu bilinmiyor.

“Bir daha hiç kullanmayan sayısı yüzde 5’i geçmez”

“Metamfetamin, direkt uyarıcı bir madde” diyen Akcan, “Enerji veriyor, hareketlendiriyor. Yerine koyabileceği bir madde de yok. Örneğin eroini bıraktırırken benzer etki yapan madde kullanıyorlar, bunda böyle bir şey yok. Kullanan kişilerde uykusuzluk, ağrı, depresyon, öfke hali, saldırganlık hali olabiliyor. Semptomatik (şikayete göre) tedavi yapılıyor. Kişinin çıktığında tekrar kullanmasını engellemek çok zor oluyor” ifadelerini kullandı.

“Tam ayıklık” olarak nitelenen “tam tedavi” başarı oranının çok düşük olduğunu vurgulayan Dr. Akcan, tedavisi gerçekleşen yani bu maddeyi bir daha hiç kullanmayan kişi sayısının yüzde 5’i geçmediğini ifade etti.

“Okul çevreleri daha çok denetlensin”

Özellikle yeni eğitim döneminin başladığı şu dönemde alarm durumuna geçilmesi çağrısında bulunan Akcan, okul çevrelerini mesken tutan satıcılara dikkati çekerek denetimlerin artması konusunda uyardı.

“Cezai yaptırım artırılmadan metamfetaminle başa çıkılmaz”

Veliler kadar öğretmenler ile okul müdürlerine, en çok da narkotiğe iş düştüğünü ifade eden Ayhan Akcan, bir kez daha cezai yaptırım artmadığı takdirde metamfetaminle başa çıkmanın mümkün olmadığını ileri sürerek sözlerini şöyle tamamladı:

“Narkotik çözüm şart. Takipler ve temin noktasına baskınlar artırılmalı. Aksi takdirde talep var, metamfetamine ulaşmak çok kolay. Cezai yaptırımı artırırlarsa, kullanıcıya hapis cezası getirilse, örneğin satıcıya 15 yıl getirilse metamfetamin kullanımı düşer.”

Paylaşın