Dikkat Çeken Yorum: ABD, Türkiye’yi Denklem Dışına Çıkardı

Emekli general ve Esenyurt Üniversitesi uluslararası ilişkiler öğretim üyesi Prof. Dr. Sait Yılmaz, ABD’nin Türkiye’yi denklem dışına çıkardığını söyledi. Yılmaz’a göre Türkiye’de bir kesim sürekli olarak “İncirlik Hava Üssü’nü kapatalım” diyerek baskı oluşturdu. ABD de ne var ne yok götürüp Katar ve Ürdün’e dağıttı.

İncirlik’te sadece soğuk savaş döneminden kalma nükleer silahın kaldığını ve bunların götürülmesinin kolay olmadığı için bırakıldığını aktaran Yılmaz, “ABD zaten bizi dışlamıştı. Dışlamanın ötesinde ittifakın güney kanadının artık Yunanistan’dan başlayarak tedbir alıyor. Dedeağaç’a üs kurması ve Rum tarafını ihya etmesinin altında bu var” dedi.

Türkiyesiz bir NATO’nun fiiliyata geçtiğini Ankara’nın işine gelmediği için bunu itiraf etmediğinin altını çizen Yılmaz, “Adamların politikası Rusya’yı Ortadoğu’dan çıkarmak. Rumlara ‘siz buradan üs vermeyin, ambargoyu kaldıracağız’ dediler ve şu an bunu yerine getirdiler. Bu sürpriz değil. Daha geçen sene bunu açıklamışlardı. Bununla ders vermek istiyorlar ve tüm bunların Türkiye’ye karşı yapıldığı çok açık. Doğrusu gizlemiyorlar da. Her durumda bu sıkıntıları dile getiriyorlar” diye konuştu.

Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD) arasında bugüne kadar pek çok sorun yaşandı. Halkbank, Suriye’de Türkiye’nin terör örgütü olarak gördüğü gruplara silah gönderilmesi, S-400 ve F-35’ler yaşanan sorunlardan sadece birkaçı.

Diğer bir deyişle uzun süreden beri Ankara’nın Washington ile inişli-çıkışlı bir ilişkisi var. Ancak son dönemde yaşanan birtakım gelişmeler, ilişkilerin daha kötü olacağına işaret ediyor.

ABD Kıbrıs Rum Kesimi’ne 1987’de getirdiği ve 2020 yılında hafiflettiği silah ambargosunu tamamen kaldırdı.

Ermenistan’ı ziyaret eden ABD Temsilciler Meclis Başkanı Nancy Pelosi, Washington’un Erivan’ı desteklemek için elinden geleni yapacağını söyledi. Öte yandan ABD’nin Yunanistan’ın Türkiye sınırına 45 kilometre mesafedeki liman kenti Dedeağaç’a askeri yığınağı sürüyor.

Son açıklama sorunlara tuz-biber oldu

Bu gelişmeler yaşanırken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Özbekistan dönüşü yaptığı açıklama tabiri caizse var olan sorunlara tuz-biber oldu. Erdoğan, bir soru üzerine tek hedeflerinin Şangay İşbirliği Örgütü’ne (ŞİÖ) üye olmak olduğunu söyledi.

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’ne (NATO) üye olan Türkiye’nin ŞİÖ’ye üyeliği gerçekleşir mi bilinmez ancak daha şimdiden akla birçok soru gelmeye başladı. Yaşananları sebebi eksen kayması mı? ABD, Ankara’yı denklem dışına mı çıkartıyor?

Dedeağaç’a askeri yığınak, Kıbrıs Rum Kesimi’ne ambargonun kaldırılması ve Pelosi’nin Erivan ziyareti Türkiye’ye karşı mı yapılıyor?

Konuyu Independent Türkçe’den Abdulhakim Günaydın’a değerlendiren uzmanlar, farklı görüşte.

“ABD, Türkiye’yi denklem dışına çıkardı”

Emekli general ve Esenyurt Üniversitesi uluslararası ilişkiler öğretim üyesi Prof. Dr. Sait Yılmaz, ABD’nin Türkiye’yi denklem dışına çıkardığını söyledi. Yılmaz’a göre Türkiye’de bir kesim sürekli olarak “İncirlik Hava Üssü’nü kapatalım” diyerek baskı oluşturdu. ABD de ne var ne yok götürüp Katar ve Ürdün’e dağıttı.

İncirlik’te sadece soğuk savaş döneminden kalma nükleer silahın kaldığını ve bunların götürülmesinin kolay olmadığı için bırakıldığını aktaran Yılmaz, “ABD zaten bizi dışlamıştı. Dışlamanın ötesinde ittifakın güney kanadının artık Yunanistan’dan başlayarak tedbir alıyor. Dedeağaç’a üs kurması ve Rum tarafını ihya etmesinin altında bu var” dedi.

Türkiyesiz bir NATO’nun fiiliyata geçtiğini Ankara’nın işine gelmediği için bunu itiraf etmediğinin altını çizen Yılmaz, “Adamların politikası Rusya’yı Ortadoğu’dan çıkarmak. Rumlara ‘siz buradan üs vermeyin, ambargoyu kaldıracağız’ dediler ve şu an bunu yerine getirdiler. Bu sürpriz değil. Daha geçen sene bunu açıklamışlardı. Bununla ders vermek istiyorlar ve tüm bunların Türkiye’ye karşı yapıldığı çok açık. Doğrusu gizlemiyorlar da. Her durumda bu sıkıntıları dile getiriyorlar” diye konuştu.

“NATO yoksa ŞİÖ’ye gireriz demek çok büyük aptallık olur”

Türkiye’nin bir eksen kayması yaşadığına değinen uluslararası ilişkiler uzmanı Prof. Dr. Yılmaz, şöyle devam etti:

Ankara neden ŞİÖ’ye gidiyor? Mesele PKK’ya indirgendi ama bizim ABD ile olan sorunumuz bundan daha büyük. ABD diyor ki; Hem NATO’ya üye olup hem Rusya’ya yanaşamazsın. Ya burada ya da öbür tarafta olacaksın. Ancak bizimkiler ‘arafta olacağız’ dediler, hatta şimdi gittikçe öbür tarafa doğru yanaşıyorlar.

Şangay İşbirliği Örgütü’nün Orta Asya’daki Türk dünyası, Doğu Türkistan ve Kafkasya’daki Türkleri yok etmek istediğini belirten Prof. Dr. Sait Yılmaz, “Bunları terörist ilan eden bir kuruluş. Amacı zaten terörle mücadele ve askeri bir birlik değildir. Türk dünyasını yok etmek için kurulmuş bir örgüte biz üye olmaya kalkıyoruz. NATO yoksa ŞİÖ’ye gireriz demek çok büyük aptallık olur. Ancak Çin ve Rusya, Ankara’nın hiçbir zaman NATO’dan kopmayacağını biliyor” değerlendirmesinde bulundu.

“ABD, Asya’da bir birliği tehdit olarak algılar”

Okan Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Poyraz Gürson ise son gelişmelerle ABD’nin Ankara’nın hamlelerini dizginlemeye çalıştığı görüşünde. Erdoğan’ın New York’taki “ABD ile stratejik işbirliğine hazırız” açıklamasını hatırlatan Prof. Dr. Gürson, “Asya’da bir birliğin kurulması Washington’un istemediği bir şey ve bunu bir tehdit olarak algılar” ifadelerini kullandı.

ABD’nin Ankara’nın kendi ulusal bağımsızlık politikalarını uygulamamasını ve eskiden olduğu gibi denileni yapmasını istediğini dile getiren Gürson, şunları kaydetti:

Washington, Türkiye’nin hamlelerini dizginlemeye çalışıyor. Türkiye bu hamlelerini ileriye doğru taşıdıkça ABD çatışmayı ortalayabilir. Çatışan iki taraf olarak Türkiye’nin NATO’dan ayrılması gündeme gelirse o zaman bir eksen kaymasından söz edilebilir. Böyle bir durumda da Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) hemen NATO’ya üye olur. Özellikle şunun altını çizmek istiyorum ki Türkiye’nin üyeliği NATO’ya her zaman güç katıyor. Türkiye NATO’da olmazsa ŞİÖ’de daha sonra oluşabilecek gelişmelerde ne kadar güçlü olur? Veya ŞİÖ’ye üyeyken NATO’da ne kadar güçlü olur? İkisi birbirine güç katan parametreler. ABD buna ne kadar izin verir, bekleyip göreceğiz

“Biden’dan destek bulamayan Erdoğan, Putin’e yanaşmaya çalıştı”

Uluslararası ilişkiler uzmanı Prof. Dr. İlhan Üzgel ise Türkiye’nin denklem dışına çıkarıldığını düşünmediğini söyledi. Var olan problemlerin karşılıklı yaşandığını, Joe Biden yönetiminden beklediği desteği bulamayan Erdoğan’ın Vladimir Putin’e yanaşmaya çalıştığını aktaran Prof. Dr. Üzgel, “ABD bunu gördü ve tepkisini gösteriyor” dedi.

Yaşanan gelişmeler nedeniyle ABD’nin bir anlamda stratejik konularda Türkiye ile daha az işbirliği yapmaya başladığına dikkati çeken Üzgel, “Ankara’nın ekseni kaymaz. Erdoğan, Washington yönetimine başka araçların elinde olduğunu göstermeye çalışıyor” dedi ve sözlerini şöyle tamamladı:

“Bu eksen kayması değildir. Türkiye, Batı sistemine kurumsal, iktisadi ve sınıfsal olarak çok bağlıdır ve eksenini değiştirebilecek konumda değildir. Çünkü bu çok ciddi bir şeydir. Şu anki koşullar bunu göstermiyor. Erdoğan yönetimindeki Türkiye’nin Rusya’yı veya Avrasyacılığı bir koz olarak kullanması yani Batı’yı dengelemeye çalışmasıyla eksen kayması birbirinden çok farklı şeyler. Dolayısıyla şu an herhangi bir eksen kaymasından söz edemeyiz.”

Paylaşın

Türkiye, AİHM’deki Osman Kavala Davasında Yolun Sonuna Geldi Mi?

Avrupa Konseyi Bakanlar Konseyi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi’nin 11 Temmuz’da verdiği ve Osman Kavala’nın mahkeme kararına rağmen serbest bırakılmaması yüzünden Ankara’nın sorumluluklarını yerine getirmeyip ihlali sürdürdüğü yolundaki kararını, yarın başlayıp üç gün sürecek toplantılarda ele alacak.

Euronews Türkçe’nin Avrupa Konseyi kaynaklarından aldığı bilgiye göre, bu toplantıda Türkiye aleyhine bir karar çıkması kesin olmakla birlikte Ankara aleyhine çıkacak metin konusu hala kesinlik kazanmadı.

AİHM’in Büyük Dairesi, 11 Temmuz’da Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46. maddesinin 1. fıkrası uyarınca sorumluluklarını yerine getirmediğine hükmederken, karar 1’e karşı 16 oyla alınmış, sadece Türk yargıç karşı oy kullanmıştı.

Bakanlar Komitesi, 13 Temmuz’da ise Türkiye’ye Kavala’nın derhal serbest bırakılması yolunda çağrı yaparken, Bakanlar Komitesi Sekreteryası’ndan AİHM kararını detaylı bir şekilde inceleyip, Eylül ayındaki oturum için kendisine görüş sunmasını talep etmişti.

Delegeler Komitesi ne kararı verecek?

AİHM’in Büyük Dairesi’nin son kez Türkiye aleyhine ihlal kararı vermesinin ardından Ankara aleyhine “mahkeme kararlarına uymadığı” gerekçesiyle “ihlal süreci” başlatan Bakanlar Komitesi’nin üç gün içinde vereceği karar büyük önem taşıyor.

Büyükelçiler seviyesinde Bakanlar Komitesi adına toplanan Delegeler Komitesi’nin Türkiye’nin üyeliğini askıya alması masadaki seçenekler arasında yer alıyor.

Büyük Daire, 11 Temmuz’da aldığı kararda, AİHM’in ilgili dairesinin 10 Aralık 2019 yılında Türkiye aleyhine verdiği kararda Kavala’nın derhal serbest bırakılmasını istediğini kaydeden Büyük Daire, Türkiye’nin sorumluluklarını yerine getirmediğine karar vermişti.

Gerekçeli karar: Türkiye iyi niyetle davranmadı

AİHM’in ilgili dairesi tarafından verilen karar sonrası Kavala’nın 18 Şubat’ta 2020 tarihinde serbest bırakıldığını belirten Büyük Daire, savcılık kararıyla “darbe teşebbüsü” suçlamasıyla iş insanının aynı gün yeniden tutuklandığını bildirmişti.

Büyük Daire, Kavala’ya yönelik ne yeni tutuklama kararının ne de yeni suçlamaların somut gerekçelere ve delillere dayanmadığına hükmetmişti.

Türkiye’nin savunmasında belirttiği tedbir ve önlemlere atıfta bulunan gerekçeli kararda, “Büyük Daire, taraf devletin iyi niyetle, Kavala kararının sonuçları ve ruhuna veya buna uygun bir şekilde hareket ettiği sonucuna varmasına izin vermediğine hütmetmişti.

Dışişleri Bakanlığı’ndan tepki: ‘İnsan hakları sistemi bir kez daha sorgulandı’

Dışişleri Bakanlığı, AİHM Büyük Dairesi’nin Osman Kavala kararını, Türkiye’nin, AİHM’e ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesine yaptığı bildirimlere rağmen almasına tepki göstermişti.

Bakanlık açıklamasında, “Ancak ne yazık ki, AİHM konuyla ilgili olarak bugün açıkladığı kararla beklentilerimizi boşa çıkarmış ve Avrupa insan hakları sisteminin itibarının bir kez daha sorgulanmasına sebep olmuştur” denildi.

Davanın geçmişi

Bakanlar Komitesi, AİHM’in ilgili dairesinin 10 Aralık 2019’da verdiği ihlal kararı ve Kavala’nın derhal serbest bırakılmasına ilişkin hükmü yerine getirmediği gerekçesiyle Türkiye aleyhine “ihlal süreci” başlatmıştı.

Türkiye’den konu ile ilgili daha önce bilgi isteyen Bakanlar Komitesi, “ihlal süreci”nin son aşaması olarak 2 Şubat 2022’de davayı AİHM’in Büyük Dairesi’ne göndermişti.

Komite, Kavala davasının AİHM’ye havale edilmesine dair ara kararı oy çokluğuyla kabul etmişti.

Dışişleri Bakanlığı ise yaptığı açıklamada, “Avrupa Konseyi’nin Türkiye’de devam eden bağımsız yargı sürecine müdahale niteliği taşıyan yaklaşımını devam ettirdiğini ve yargı sürecine saygı ilkesini ihlal ettiğini” iddia etmişti.

Avrupa Konseyi’nde şu ana kadar üyelikten atılan ülke var mı?

Yunanistan’da, Cunta döneminde Atina aleyhindeki devlet davasında Cunta yönetiminden istenenin yerine getirilmemesi dışında bu tarihe kadar uygulamaya konmayan bir Divan kararı mevcut değildi.

Yunanistan Avrupa Konseyi’nden ihraç edilmemek için “Albaylar Cuntası” döneminde 1967 yılında kendi isteğiyle üyeliğini sona erdirdi.

Son olarak Bakanlar Komitesi, Ukrayna’yı işgal eden Rusya’nın üyeliğinin askıya alınmasını kararlaştırdı. Ancak, bu karar yürürlüğe girmeden Moskova, kenti isteğiyle üyelikten ayrıldığını duyurdu.

AİHM kararına uymadığı için şu ana kadar hangi ülkeye dava açıldı?

AİHM kararlarını uygulamadığı için bir Konsey üyesine karşı ilk dava 2017 yılında Azeri muhalif Ilgar Mammadov’un tutukluluğu nedeniyle Azerbaycan’a karşı açılmıştı. Mammadov, Ağustos 2018’de serbest bırakıldı.

Paylaşın

Kürt Kökenli Seçmenlerin Gözü Ortak Adayda

İktidardan muhalefete tüm siyasi partiler -bir sürpriz olmazsa- 18 Haziran 2023’te yapılacak seçimi son yılların en kritik seçimi olarak görüyor. Bir tarafta iktidarını devam ettirmek isteyen Cumhur İttifakı ortakları, diğer tarafta “artık değişim zamanı geldi” diyen muhalefet sahada.

Anketlere bakılırsa Cumhur İttifakı ortakları daha çok “düşen oylarını durdurmak, tabanını tutmak” için çalışıyor. İktidar hedefiyle yola çıkan muhalefet partileri ise bu süreçte atak yaparak oylarını yükseltmek zorunda. Bunun için de daha önce ihmal edilmiş, gidilmemiş, dinlenmemiş toplumun farklı kesimlerinin kapısı çalınıyor. CHP yöneticilerinin dahi geçen seçim dönemleri için “tabela partisi haline geldik” dediği Kürt seçmenin yoğun yaşadığı bölgeden oy alma isteği işte bu çabanın ürünü.

CHP’nin teşkilat yapısını güçlendirmek, oy oranını artırmak amacıyla kurduğu Doğu Masası yaklaşık 1.5 yıl önce çalışmaya başladı. Doğu ve Güneydoğu Bölgesi’ndeki 24 ilde sadece 8 milletvekili bulunan CHP bu sayıyı da arttırmak istiyor. CHP Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı başkanlığında geniş bir heyetin içinde yer aldığı çalışmalar kapsamında bugüne kadar birçok adım atıldı. Öncelikle il başkanlıklarında kimi değişimlere gidildi, ardından partiye yeni-taze kan için üye kampanyası başlatıldı. Doğu Masası çalışmasındaki partililer de zaman zaman tek ya da heyetler halinde bu kentlere giderek çalışmalara katkı sundu.

Gazete Duvar’dan Nergis Demirkaya’nın aktardığına göre, Doğu Masası çalışmasının meyvesi ilk olarak yeni üye faaliyetinde görülüyor. Partinin verilerine göre CHP’de son dönem en çok üye artışı olan illerde ilk 10 sırada Doğu Masası illeri var. Örneğin bölgenin en büyük kentlerinden Van’da son gerçekleşen 600 katılımla birlikte üye sayısı bir buçuk yılda 4 kat artış göstererek 2 binden 8 bine çıkmış durumda. Diğer illerde de benzer bir süreç işlediği ifade ediliyor. Partililer üyelik çalışmasının önemini, “Üye aidiyet demek, yeni kadro demek, sahada daha çok çalışacak insan demek. Bunun bir de sandık güvenliği açısından önemi var” sözleriyle açıklıyor. Yeni üyelerin batıya göç etmiş akrabalarının da partiye yakınlık duyması hatta onların da bulundukları kentte üye olması bu “çalışmanın bonusu”, “çarpan etkisi” olarak görülüyor.

Doğu Masası’nda yeni yönetim ve üyelerin il teşkilatlarında yarattığı heyecanı gözlemlemek mümkün. Ama bu çalışmanın meyve vermesinde genel merkez yönetimindeki son politik atakların katkısı da tartışma götürmez. Çünkü Van’da da Hakkâri sokaklarında da insanlar CHP’nin sahada çalışmasını takdir ederken asıl CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun helalleşme süreci, Roboski ziyareti, Suriye tezkeresine ret oyu verilmesi ve Kuzey Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne yapılan ziyaret gibi adımları konuşuyor.

Yine CHP lideri ve yöneticilerinin Kürt sorununu bir Türkiye sorunu olarak gördükleri, bunu Meclis zemininde çözecekleri açıklamaları da önem taşıyor. Bu gelişmeler CHP’de bir değişimin işaretleri olarak okunurken teşkilatların sahada çalışırken daha iyi karşılanmasını sağlıyor. Kürt seçmen, “Oy almak, vekil çıkarmak istiyorsanız insanların gönüllerine girmelisiniz”, “İktidar olunca değişmeyin, çok oy alamazsanız da yok saymayın, lütfen millete hizmetkâr olun” diyor.

CHP oyları yüzde 3-4’ten yüzde 10’a çıktı

CHP oy artışında iddialı. Partililer bölge illerindeki oyun 3, hatta 4’e katlandığını söylüyor. Bu, yüzde 3-4 bandında, hatta MHP’nin de gerisinde olan oyların yüzde 10 civarına geldiği anlamına geliyor. Rawest Araştırma’dan Roj Girasun da bu veriyi doğruluyor. Girasun, “CHP Diyarbakır’da oyunu 3, hatta 4 kat arttırmış görünüyor. 4 büyükşehir Diyarbakır, Mardin, Urfa, Van’da CHP’nin yüzde 2.5-3’te seyreden oyunun bugün 9’larda seyrettiğini görüyoruz. Bu önemli bir başarı” diyor.

Araştırmalara göre “HDP’nin oylarında büyük değişim yaşamadığı” tabloda bu oy artışı iktidar partisini işaret ediyor. CHP yöneticileri gelen oyların AK Parti’den olduğunu, son dönem partiye katılan üyelerin de bunun işareti olduğunu söylüyor. Bunu doğrulayan Girasun’un dikkat çektiği bir de yeni seçmen, ilk kez oy kullanacak gençler var. Girasun CHP’deki oy artışını şöyle açıklıyor:

“Geçmiş dönem özellikle merkez sağdan (DYP-ANAP gibi) AK Parti’ye eklenmiş oylar bugün CHP’ye doğru akıyor. Merkez sağ, milli görüş koalisyonu olan AK Parti merkez sağı kaybediyor. Ama CHP’nin Kürt seçmen içinde yükselişinin en önemli sebeplerinden birisi, sadece burası da değil ülke genelinde artışta ilk defa oy kullanan seçmenler var. Bölgede ilk defa oy kullanan seçmende, CHP’nin ikinci parti olduğunu görüyoruz. Genç seçmenler eski tarz siyasetten rahatsız. İkincisi sosyolojik bir değişim var. Daha seküler, daha esnek bir seçmen var ve CHP’yi daha merkez, kendilerine yakın bir parti olarak görüyorlar. CHP’nin İstanbul, Ankara’da belediyeleri kazanması ile oluşan yeni iklim, Mansur Yavaş, Ekrem İmamoğlu fenomenlerinin görülmesi, sosyolojik olarak sekülerleşme önemli. Din yorgunu bir gençlik var.”

‘CHP Van ve Diyarbakır’da vekil çıkarabilir’

CHP bölgede arttırdığı oyla hiç milletvekili olmayan Van, Diyarbakır gibi büyük kentlerde milletvekili çıkarmak istiyor, bunu da yapacağı iddiasında. Rawest Araştırma’dan Roj Girasun da anketlere bakıldığında önümüzdeki seçimde CHP’nin Diyarbakır, Urfa, Van’da uzun bir aradan sonra vekil hatta vekiller çıkarmasının kuvvetle muhtemel olduğunu söylüyor.

CHP’ye bölgede yeni katılımlar açısından özel bir aşiret parantezi açmak gerekiyor. Daha önce AK Parti ile hareket eden bazı aşiretler bu süreçte CHP’ye katıldı. Hakkâri’den Diri Aşireti Kanaat Önderi Faris Diri, Badikan aşiretinden Fatih Cengiz, Suruç’ta Dına, Şedadi ve Asi Aşiretleri ve Van Ertuşi aşireti lideri İskender Ertuş CHP’ye üye oldu. Aşiret temsilcilerinin CHP’ye katılımı “Aşiretler iyi koku alır. Bunu yapıyorlarsa iktidar gerçekten gidici. İktidar değişimini hissediyorlar” şeklinde yorumlanıyor. Ancak bu isimlerin başta milletvekilliği olmak üzere taleplerinin, batı seçmeni ve aşiret sistemine karşı olan siyasi tutumlar da dikkate alınarak nasıl yönetileceği CHP açısından önemli bir sınav olacak gibi görünüyor.

Altılı Masa’nın adayı bekleniyor

CHP’nin Doğu Masası çalışmasında parlamento seçimi kadar Cumhurbaşkanlığı seçimi de büyük önem taşıyor. CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, Gelecek ve DEVA Partilerinin oluşturduğu Altılı Masa’nın çıkarmak istediği ortak Cumhurbaşkanı adayı Kürt seçmenin de yakın takibinde. 6 siyasi yapının yer aldığı Emek ve Özgürlük İttifakı ile seçime girme hazırlığı yapan HDP, yaklaşık bir yıl önce açıkladığı tutum belgesindeki ilkeler çerçevesinde ortak adayı müzakere etmek istediğini ilan etmişti. Bölgede en güçlü parti olan HDP’nin yönetimi ve bölge seçmeninin bu sürecin nasıl sonuçlanacağına kilitlendiğini söylemek mümkün. HDP yöneticileri CHP’nin bölgedeki hareketliliğini izlediklerini bundan da memnuniyet duyduklarını ifade ediyor. Ortak adayla ilgili ise hem partililerin hem de Kürt seçmenin endişeleri var.

Ortak Cumhurbaşkanı aday adayları arasında ismi sayılan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’a ülkücü geçmişi nedeniyle bölgede mesafe konulması sır değil. İlk seçildiği dönem bölgedeki Kürt seçmenin de ilgiyle izlediği İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu içinse bir “güven zedelenmesi” olduğunu ifade edenler var. Bunun nedenini bir Kürt seçmen, “İmamoğlu’nun son dönem yaptıklarını izliyoruz. HDP ile kazanıp Meral Akşener ile kol kola girersen Kürtlerin sempatisini kaybedersin” sözleriyle açıklıyor. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun olası adaylığı içinse esnaf ziyaretlerinde seçmenin “Bay Kemal’e oy verebilirim” ifadeleri dikkat çekiyor.

Son 1 yılda oyunu en çok artıran isim Kılıçdaroğlu

Rawest Araştırma’dan Girasun 2021 yılı ocak ayında yapılan araştırmada Cumhurbaşkanı adayı olarak sırasıyla İmamoğlu, Yavaş ve Kılıçdaroğlu isimlerini tespit ettiklerini bugünse sıralamanın İmamoğlu, Kılıçdaroğlu ve Yavaş’a dönüştüğünü söylüyor. Son 1 yıl içinde oyunu en fazla artıran ismin Kılıçdaroğlu olduğuna dikkat çeken Girasun, “Kılıçdaroğlu’nun bugün oy arttırma marjı İmamoğlu ve Yavaş’tan daha yüksek görünüyor. Ama HDP seçmeni Cumhurbaşkanlığı seçiminde parti yönetiminin tutumuna göre tavır alacağını, yol alacağını söylüyor. Bunun haricinde Kılıçdaroğlu’na sadece HDP seçmeninin değil genel olarak muhafazakâr Kürt seçmenin de ilgisi olduğunu görüyoruz. Bu ilgiyi desteğe dönüştürüp dönüştürmeyeceği, CHP’nin bu yükü ne kadar sırtlanacağı ile alakalı” diyor.

Van’da bir Kürt seçmenin, “Meclis’te HDP’ye oyumuzu veririz ama Cumhurbaşkanı adaylığında gelişmelere bakarız. HDP aday çıkarırsa adayımıza oy veririz. Çıkarmazsa destek verirse ortak adaya oy veririz. İşte İstanbul, Ankara’da vermedik mi?” sözleri de eğilimin ortak adayla ilgili anlaşmayla şekilleneceğini gösteriyor.

CHP’nin Doğu Masası çalışmalarını yakından izleyen Roj Girasun, CHP’de 2011 yılı ile başlayan değişimin Kürt seçmenler tarafından yakından izlendiğini belirterek, “Bugün 2011’de izlenmeye başlayan, sonra ilgiye, şimdi ise beğeniye dönüşen tabloda, CHP ile Kürt seçmen arasındaki iletişimin bugün oya dönüşmeye başladığını görüyoruz. Burada CHP’ye yakınlık büyük oranda ideolojik mesafenin açılması değil. Bir müttefiklik ilişkisine haiz olmak. Müttefiklik ilişkisi güveni vermek. CHP’nin kurumsal kimliğine, ideolojik geçmişine dair Kürt seçmenin kuşkuları, soru işaretleri var. Ama burada Kılıçdaroğlu’nu belki CHP’den ayırmak lazım. Kılıçdaroğlu’na duyulan güvenin CHP’nin kurumsal kimliğinin önünde olduğunu söyleyebiliriz. Bu da Kılıçdaroğlu’nun söylemini parti politikalarına yansıtma açısından yetersiz olduğunu gösteriyor bize” dedi.

Doğu Masası’nın 4 günlük bölge turunda seçmenlerin değerlendirmelerine bakılırsa CHP’ye değişim için kredi vermeye hazır olduklarını görebiliyoruz. Ancak bu kredi ortak Cumhurbaşkanı adayının kim olacağı, adayın vaatleri ve tabii seçim dışında da CHP’nin Kürt seçmenlerin sorunlarına kulak verip vermeyeceği ile ilgili olacak.

Paylaşın

İktidar, Rekor Bütçe Açığına Doğru Koşuyor!

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Adana Milletvekili Burhanettin Bulut, bugün yaptığı yazılı açıklamada, yıl bitmeden TBMM’den ikinci bütçeyi çıkaran iktidarın, aldığı ek ödeneği de faize aktardığını vurguladı.

“Merkezi yönetim bütçesi, KİT’lere borç verme, iç ve dış borçlar ile bankaların toplayıp kredi olarak sattığı kur korumalı mevduatlar (KKM) için faiz ödeme bütçesine dönüştü diyen Bulut, “Bu yılın ilk sekiz aylık döneminde iç ve dış borç faiz ödemeleri 169,6 milyar liraya yükseldi. KKM için ödenen 75,6 milyar liralık faiz ödemeleri de dahil edildiğinde, toplam faiz ödemesi 245,2 milyar liraya ulaştı. Bütçe, faiz ödemeleri nedeniyle kevgire döndü. AKP döneminde bütçeden yapılan faiz ödemeleri, 1 trilyon 543 milyar liraya kadar ulaştı. Yıl sonuna kadar bütçeden iç ve dış borçlar için toplam 330 milyar lira faiz ödenmesi öngörülüyor. Bu tutar, KKM için yapılacak faiz ödemesiyle birlikte 500 milyar liraya yakın bir büyüklük oluşturacak” ifadelerini kullandı.

Bulut, şunları kaydetti: Hiçbir şekilde rakamları tutmayan Orta Vadeli Program’da, 17 Ekim’de TBMM’ye sunulacak olan 2023 yılı bütçesiyle iç ve dış borçlar için ödenecek faiz tutarı şimdiden 565,6 milyar lira olarak öngörülüyor. Gelecek yıl KKM için ne kadarlık bir faiz farkı ödemesi yapılabileceğine ilişkin tahmin henüz belli değil. KKM’nin bütçeye yükü, kartopu gibi günden güne büyüyor.

Bütçeye yükünün ne kadar olacağı henüz belli olmasa da en iyi ihtimalle 200 milyar liraya yaklaşacak KKM faiziyle birlikte 2023 yılında bütçenin faiz yükünün en az 750 milyar liraya bulacağı belirtiliyor. Sadece iç ve dış borç faiz ödemesi için 2023 yılında ayrılan tutar, 2022 yılındaki 330 milyar liraya göre yüzde 71,5 oranında artacak ve bütçenin en yüksek artan kalemi olacak.

“İktidar, rekor bir bütçe açığına doğru gidiyor”

Hem bu yılın hem de gelecek yılın bütçesinde büyüyen bir başka kalem ise KİT’lere bütçeden verilecek ‘borç’ olarak gözüküyor. Bu yılın ilk sekiz aylık döneminde bu kuruluşlara bütçeden verilen borç, geçen yıla göre 6 kat artarak 150 milyar lirayı geçti. Bu rakamın, bu yılın tamamında 292 milyar lirayı, gelecek yıl ise 359 milyar lirayı bulması bekleniyor. Bütçede ‘borç verme’ adıyla sınıflandırılsa da KİT’lere verilen bu tür borçlar geri tahsil edilemiyor. Seçim yılı olan 2023 için kesenin ağzını açacak olan iktidar, rekor bir bütçe açığına doğru gidiyor.”

Paylaşın

Erdoğan, Seçimleri İçin 28 Ekim’de Sahaya İniyor!

“28 Ekim’de Ankara Arena’da AK Parti Yol Haritası’nı Cumhurbaşkanımız aktaracak” diyen AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Erkan Kandemir, anketler üzerinden değil, sahada siyaset yaptığına dikkat çekti.

Kandemir, “Cumhur İttifakı bu seçimlerde bir kere daha yüksek bir oy oranıyla iktidara gelmeye talip. Bizim milleti kucaklamamız, yüreğimizdeki, aklımızdaki her şey şeffaf. Yaptıklarımız da ortada. Biz milletimizin karşısına çıkarken çok hazırlıklıyız. Tutarlılık çok önemli bir şey” dedi.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Erkan Kandemir, CNN Türk canlı yayınında 2023 seçimlerine ilişkin açıklamalarda bulundu:

“Milletvekili arkadaşlarımız inanılmaz yüksek bir performansla gayret gösteriyorlar. O gayret yeni arkadaşlarımız takviye edilerek mutlaka devam edecek. İl il anketlerimizi de yapmaya devam ediyoruz. Bir yandan bunun da çalışmasını yürütüyoruz. Üçüncüsü Seçim propaganda dönemi… 28 Ekim’de Ankara Arena’da AK Parti Yol Haritası’nı Cumhurbaşkanımız aktaracak.

Çok önemli bir seçime gidiyoruz. Cumhur İttifakı olarak seçimin öne alınmasıyla ilgili tartışma bizim gündemimizde yok. Muhalefet bunu defalarca gündeme getirdi. Sürekli bir tarih ifade ettiler, böyle bir gündemimiz yok. Haziran 2023’e de 9 ay kaldı, artık çalışmalara başlamanın da vakti geldi. Bu seçime mahsus, 2023’te cumhuriyetimizin 100. yılını kutlayacağız.

Türkiye’nin adil bir ülke olarak masaya davet edilmesinin kıymetini görüyoruz. Biz yeni yüzyılımızda Türkiye’yi bambaşka bir lige taşımak sorumluluğumuz var. Ana slogan açıklanmazsa bile orada biz konuşmasının arasında bunları göreceğiz. 28 Ekim’de AK Parti nasıl bir Türkiye hayal ediyor, onları Sayın Cumhurbaşkanımız paylaşmış olacak.”

‘Biz sahada siyaset yapıyoruz’

AK Parti’nin anketler üzerinden değil, sahada siyaset yaptığına dikkat çeken Kandemir, “Sayın Kılıçdaroğlu nerede yaptırıyor anketlerini onu bilmiyorum ama bunlar Kılıçdaroğlu’nun yeni iddiası değil. Kılıçdaroğlu her seçim öncesi benzer şeyleri söyledi, sandığa pek kalmadı, hep birlikte göreceğiz.

Anketler üzerinden siyaset yapılmıyor, biz sahada siyaset yapıyoruz. Gerçeklik orada. Cumhur İttifakı bu seçimlerde bir kere daha yüksek bir oy oranıyla iktidara gelmeye talip. Bizim milleti kucaklamamız, yüreğimizdeki, aklımızdaki her şey şeffaf. Yaptıklarımız da ortada. Biz milletimizin karşısına çıkarken çok hazırlıklıyız. Tutarlılık çok önemli bir şey.” dedi.

Paylaşın

7 Ayda 966 Bin Kişi İcralık Oldu

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, partisinin Genel Merkezi tarafından hazırlanan Haftalık Ekonomi Raporu’ndan verileri derledi ve yurttaşların borç krizine ilişki değerlendirmelerde bulundu.

İcra takibi sayısının sürekli arttığı, vatandaşın gıdaya erişimde zorlandığını, dar ve sabit gelirlinin ise konut sahibi olmasının artık olanaksız hale geldiğini vurgulayan Gürer, “İcra ve borçlanma artıyor. Yoksulluk yaygınlaşıyor. Dar ve sabit gelirli ekmeği her geçen gün küçülüyor. Lokmaya doğru iniyor. Ailece çalışarak yaşama tutunmaya çalışanlar dahi sağlıklı beslenmeden uzaklaşıyor” ifadelerini kullandı.

‘966 bin kişi yasal takipte’

Evrensel’de yer alan habere göre Gürer, bu yılın ilk 7 ayında 538 bin 254 kişinin kredi kartı borcunu, 659 bin 89 kişinin de tüketici kredisi borcunu zamanında ödeyemediği için yasal takibe alındığını aktardı. Gürer, birden fazla bankaya olan borcu yüzünden ya da hem kredi kartı hem de tüketici kredisi aynı anda takibe alınanlar tek kişi sayıldığında bu dönemde toplam 966 bin 463 kişinin bankalar tarafından icra takibine alındığını kaydetti.

İcra takibine alınan tekil kişi sayısının geçen yılın aynı dönemine göre 224 bin 993 kişi arttığına da vurgu yapan Gürer, “Önceki yıllarda takibe alınıp icraya verilenlerden borcu devam edenlerin sayısı temmuz sonu itibarıyla 4 milyon 144 bin 303 kişiye ulaştı. Bu durumda olanların sayısında geçen yıl temmuz ayına göre 500 bin kişilik bir artış yaşandı” bilgisini paylaştı.

Gürer, “İcra dosyaları gelir gider dengesi sürekli bozulup borcunu ödeyemeyenlerin içinde bulunduğu zor şartlarında göstergesidir” diye konuştu.

CHP Milletvekili Gürer, Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Risk Merkezi’nin verilerine göre, bankalara kredi kartı ve tüketici kredisi borcu bulunan vatandaş sayısının son bir yılda bir milyon 892 bin kişi daha artarak 36 milyon 362 bin kişiye yükseldiğine dikkat çekti. Gürer, “Vatandaş borcu borçla ödeyip ayakta kalmaya, yaşamı sürdürmeye çalışıyor. Bankalara mecbur yaşam riskli. Ödeyemediğinde ise icra kapıda” şeklinde konuştu.

Konut fiyatları hatırlatması

Konut fiyatlarının son bir yıl içinde yüzde 173,8 arttığına da değinen Gürer, konut metrekare birim fiyatının son bir yılda yüzde 198,5 oranında artarak 13 bin 936 TL’ye kadar ulaştığını söyledi.

Bu yıl temmuz ayı itibarıyla son bir yıllık dönemde Türkiye genelinde ikamet amaçlı konut maliyetlerinde yüzde 110,1 oranında artış yaşandığını aktardı. Gürer, sabit ve dar gelirlilerin ev alabilme umudu olmadığı için TOKİ şartlarına bakmadan başvurduğunu söylerken, uzmanların TOKİ’de yaşanabilecek sorunlara dikkat çektiğini kaydetti.

Paylaşın

Mahsa Amini İçin Yapılan Protestoların Bilançosu: 38 Yaralı, 13 Tutuklama

Hengaw İnsan Hakları Örgütü, İran’da ahlak polisi tarafından gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin ölümüne ilişkin ülke çapında yapılan protestolara ilişkin paylaştığı raporunda, en az 38 kişi yaralandığını, 13 kişinin de tutuklandığını paylaştı.

Hengaw İnsan Hakları Örgütü raporunda, yapılan protesto gösterilerinde en az 33 yurttaşın özel kuvvetlerin doğrudan hedefi olduğunu kaydetti. Raporda, yaralanan beş kişi ise durumlarının kritik olması sebebiyle Tebriz şehrindeki hastanelere kaldırıldığı bilgisi verildi.

Hengaw’ın ulaştığı hastane raporlarına atıfla verdiği bilgilere göre, 3 yaşındaki Persa Sehat, 18 yaşındaki Nechirvan Maroufi, Kian Derakhsan ve gözünden plastik mermi ile vurulan iki yurttaşın tedavileri devam ediyor.

Buna göre, bir gün önce gerçekleştirilen eylemlerde de Senendec şehrinde üç kişi pompalı tüfekle vurulmuş, biri 14 yaşında bir kız çocuğu olmak üzere iki kişi de coplarla darp edilmişti. Hengaw’ın teyit ettiği bilgiler, Senendec’de sekiz protestocunun tutuklandığını gösteriyor.

Amini, başörtüsü kurallarına uymadığı gerekçesiyle ahlak polisi tarafından gözaltına alınmıştı. Amini’nin ahlak polisi tarafından dövüldüğü ve işkenceye maruz kaldığı, bu nedenle komaya girdiği iddia edilmişti.

Polis ise Amini’nin Tahran’daki ahlak polisinin karakolunda 13 Eylül’de aniden kalp rahatsızlığı yaşayarak acilen hastaneye kaldırıldığını öne sürülmüştü.

Cuma günü hayatını kaybeden Amini’nin Sakkız şehrinde hafta sonu gerçekleşen cenazesinde “Diktatöre ölüm” sloganlarının atıldığı protestolar düzenlendi.

Bu slogan, İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in başörtüsü kurallarının katı bir şekilde uygulanması açısından yürüttüğü baskıcı politikaları hedefliyor.

İran’da Kürtlerin yoğun yaşadığı Sakkız şehri dışında Senendec’te de eylemler düzenlendi. Başkent Tahran’da da kadınlar kadınlar “Kız kardeşimi öldüreni öldüreceğim” sloganları ile sokaklara çıktı.

Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde ayrıca Mahsa Amini’nin öldürülmesini protesto eden kadınlar saçlarını kesip başörtülerini yakıyor.

İran sokaklarında başörtüsünü çıkarıp yürüyüş düzenleyen ya da başörtüsünü yakan kadınlar görüldüğü gibi sosyal medyada da saçlarını kesen kadınların videoları viral oldu.

Oyuncu Anahita Hemti, Instagram’da saçlarını kestiği videosunu paylaşarak saç kesmenin İran’daki kimi inanışlara göre yas sürecinin bir parçası olduğunu dile getirdi.

Kimi İran efsanelerinde de kadınların saçlarını kesmesi yas sürecinin bir parçası olarak anlatılırken bu inanış Amini’nin ölümünden sonra bir öfke temsiline dönüşmüş durumda.

İranlı oyuncular Ketayoun Riahi ve Shabnam Farshadjo’nun da protesto amacıyla başörtülerini çıkardığı görüldü.

Kürt siyasetçilerden grev çağrısı

Bazı Kürt siyasi partiler ve muhalefet grupları grev çağrısında bulunurken bazı işyerleri Pazartesi günü kepenklerini kapatacağını açıkladı.

Amini’nin ailesini arayarak başsağlığı dileyen İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, meselenin detaylıca soruşturulması için emir verdiğini aktardı.

Amini’nin babası ise Hammihan gazetesine yaptığı açıklamada rejim yanlısı yayınların iddialarının aksine kızının epilepsi, diyabet ve beyin tümörü gibi rahatsızlıklarının olduğunu reddetti.

Karakolda yaşananlara dikkat çekerek, “Koridorların içinde ne oldu?” sorusunu yöneltti.

Ahlak polisinin görevine son verilmesi için yapılan çağrılara ise muhalif siyasetçiler ve ünlüler katıldı. İran’da başörtüsü yasağına ve ahlak polisinin uygulamalarına karşı uzun zamandır tepkiler var.

Paylaşın

Kraliçe 2. Elizabeth, Resmi Törenle Toprağa Verildi

Kraliçe 2. Elizabeth, İngiltere’nin başkenti Londra’da gerçekleştirilen resmi cenaze töreninin ardından toprağa verildi. Törene kraliyet ailesinin yanı sıra çok sayıda devlet başkanı ve hükümet temsilcisi de katıldı. Törende Türkiye’yi Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu temsil etti.

14 Eylül’den bu yana Westminster Salonu’nda halkın ziyaretine açık olan cenaze, bu sabah erken saatlerde ziyaretlere kapatıldı. Kraliçe’nin tabutu, Westminster Salonu’ndan top arabası üzerine cenaze töreninin yapılacağı Westminster Kilisesi’ne götürüldü.

Tabuta Kraliçe’nin çocukları eşlik ederken onların ardında ise Prens William, Harry ve 2. Elizabeth’in diğer torunları vardı. Westminster Kilisesi’ndeki tören başladı. Töreni kilisenin rahibi David Hoyle yürüttü.

Kraliçe’nin tabutu, Westminster Salonu’ndan top arabası üzerine cenaze töreninin yapılacağı Westminster Kilisesi’ne götürüldü. Tabuta Kraliçe’nin çocukları eşlik ederken onların ardında ise Prens William, Harry ve 2. Elizabeth’in diğer torunları vardı.

Aynı zamanda 2. Elizabeth’in 1953 yılındaki taç giyme törenine ev sahipliği yapmış olan ve Kraliçe’nin Prens Philip ile evlendiği kilise olan Westminster Kilisesi’ndeki devlet törenine 2 bin kişi katıldı.

İngiltere Başbakanı Liz Truss, törendeki kısa konuşmasında, İncil’den alıntı yaptı. Canterbury Başpiskoposu da konuşmasında, “dünyada çok az liderin, Kraliçe’ye duyulduğunu gördükleri sevgiyle karşılandığını” ifade etti.

Westminster Kilisesi’ndeki cenaze töreni Türkiye saatiyle 14:00’te sona erdi. Ardından ülke genelinde 2 dakikalık saygı duruşunda bulunuldu. Ulusal marşın okunmasının ardından buradaki tören Kraliçe’ye bağlı gayda çalan bir müzisyenin yaktığı ağıtla sona erdi.

Törenin ardından Kraliçe 2. Elizabeth’in üzerinde tacının yanı sıra çiçeklerin bulunduğu tabutu, Hyde Park’ın girişindeki Wellington Arch’a, oradan da defnedileceği Windsor’a götürdü.

Buradaki geçit törenin ardından ise Windsor Kalesi’ne getirilecek olan Kraliçe 2. Elizabeth, kaledeki St. George Şapeli’ne nakledilecek ve özel aile töreniyle defin işlemi burada gerçekleşti.

Kraliçe’nin cenazesi için düzenlenen dini tören sırasında Avrupa’nın en uzun süre tahtta kalan hükümdarı Danimarka Kraliçesi II. Margrethe, kıtanın en yeni hükümdarı Kral Charles’ın tam karşısında oturuyordu.

Kraliçe Margrethe ve II. Elizabeth birbirlerine çok düşkündüler. Danimarka Kraliçesi bu yıl tahtta 50’inci yılını kutluyor ancak arkadaşının ölümü nedeniyle geçen hafta sonu kutlama planlarını değiştirdi.

Törendeki diğer yabancı kraliyet üyeleri arasında Bhutan Kralı ve Kraliçesi, Japonya İmparatoru ve İmparatoriçesi, Belçika Kralı Philippe ve Kraliçesi Mathilde, Hollanda Kralı Willem-Alexander ve Kraliçesi Maxima ve İspanya Kralı Felipe ve Kraliçesi Letizia yer alıyordu.

Kraliçe 2. Elizabeth’in cenaze törenin 500 devlet ve hükümet başkanı davet edilmişti. Törene katılmak isteyen liderlerden özel uçak kullanmayarak ticari uçakla Londra’ya gelmeleri istendi. Liderlere ayrıca ülkelerine ait resmi araçları kullanamayacakları ve cenaze töreninin gerçekleşeceği Westminster Kilisesi’ne toplu olarak otobüsle götürülecekleri söylendi.

İngiltere’nin diplomatik ilişki kurmadığı Suriye, Venezuela ve Afganistan, askeri junta yönetimindeki Myanmar, Rusya ve Belarus liderleri 2. Elizabeth’in cenaze törenine davet edilmedi.

Paylaşın

“Erdoğan’ın Seçim Stratejisi Belli Oldu” İddiası

Gazeteci Murat Yetkin, son yazısında AK Parti’nin seçim stratejisine değinerek, “Bir süredir devam eden çalışmalar Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla 2023 seçimlerinde güçlerin hem Cumhurbaşkanlığı hem TBMM çoğunluğuna bölünmesi yerine Cumhurbaşkanlığı seçimine odaklanması yönünde ilerleyecek” yazdı ve ekledi;

“Bunun anlamı AK Parti’nin milletvekili seçimlerine önem vermemesi değil ama önceliğin Cumhurbaşkanlığı seçiminin mutlaka kazanılmasına verilmesi.”

Gazeteci Murat Yetkin, kaleme aldığı “AK Parti seçim stratejisi: ilk hedef Meclis değil Beştepe” başlıklı yazısında AK Parti içinden kulisleri aktardı.

Yetkin, AK Parti’de 12 Eylül’deki MKYK toplantısında bir seçim stratejisi çizilmesi konusunda anlaşıldığını belirterek, “Bir süredir devam eden çalışmalar Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla 2023 seçimlerinde güçlerin hem Cumhurbaşkanlığı hem TBMM çoğunluğuna bölünmesi yerine Cumhurbaşkanlığı seçimine odaklanması yönünde ilerleyecek. Bunun anlamı AK Parti’nin milletvekili seçimlerine önem vermemesi değil ama önceliğin Cumhurbaşkanlığı seçiminin mutlaka kazanılmasına verilmesi.

Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığını kazandıktan sonra Meclis’te AK Parti ya da AK Parti ve MHP Cumhur İttifakı çoğunluğu kaybedilse bile geçici ya da kalıcı ittifaklarla “bir yolunun bulunacağına” inandığı anlaşılıyor.

Parti kaynaklarına göre, bu hedef çerçevesinde yeni seçim stratejisi belirlemek amacıyla ayrı bir çalışma grubu oluşturulması düşünülüyor. Bu çalışma grubu resmen ne Parti Genel Merkezi ne de Beştepe’ye bağlanacak ama doğrudan Erdoğan’a sorumlu olacak. Strateji çalışma grubunun çalışma mekanları da ayrı olacak ve muhtemelen Ankara ve İstanbul’da kurulu bürolardan çalışan toplam 30-40 isimden oluşacak.” diye yazdı.

“Kolay görmediğinin işareti”

Öte yandan seçim stratejisi içinde mart ve nisan aylarının kritik önem taşıdığını kaydeden Yetkin, sözlerini şöyle noktaladı:

Erdoğan, Mart ve Nisan aylarında Ocak’ta memur ve işçi ücretlerine yapılacak zammın etkisiyle hayat pahalılığı tepkilerinin dineceğine inanıyor. Ayrıca “yerli ve milli” TOGG otomobilinin bu sırada piyasaya sunulması, Karadeniz doğal gazının karaya naklinin tamamlanması, Şangay Zirvesi sırasında Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin ile anlaşmazlığı giderdikleri Akkuyu nükleer santralinin elektrik üretimine başlaması da hep bu sürece planlanıyor. Keza TOKİ konutları gibi geleceğe umut bağlayıcı projelerin ve dış politikada “dünya lideri” algısının yaygınlaştırılmasının moral etkisi de hesaplanıyor.

Bu hesapların tutup tutmayacağını zaman gösterecek. Ancak Erdoğan’ın önceliği Meclis çoğunluğuna değil Beştepe’yi korumaya veren hedef değişikliği işleri eskisi kadar kolay görmediğinin işareti. Bu da akla CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun “Erdoğan parlamentoda çoğunluğu kazanamayacağını biliyor” sözlerini getiriyor.

Ortada bir gerçek daha var. Şu anda Altılı Masa içindeki tartışmalar en çok seçim stratejisi değişikliği sürecindeki Erdoğan’ın işine yarıyor.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

‘Montrö Bildirisi’ Davası 7 Ekim’e Ertelendi

İlk duruşması Mart, ikinci duruşması Haziranda görülen ‘Montrö Bildirisi’ davasının bugünkü duruşması, savcının mazeret bildirmesi üzerine 7 Ekim’e ertelendi. Davada 104 emekli amiral yargılanmakta.

Montrö Sözleşmesi ile ilgili bildiri yayımladıkları gerekçesiyle haklarında dava açılan 104 emekli amiral bugün üçüncü kez daha hakim karşısına çıktı.

Ankara 20’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada, esas savcı mazeretli olduğundan geçici görevli savcı mütalaa okunması için süre talebinde bulundu. Talebi uygun bulan mahkeme, davayı 7 Ekim 2020 tarihine erteledi.

Ne olmuştu?

Emekli amiraller, TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un “Bir Cumhurbaşkanı Montrö’yü feshedebilir mi?” sorusuna “Teknik olarak evet” diye yanıt vermesi ve eski Deniz İkmal Komutanı Tuğamiral Mehmet Sarı’nın sarık ve cüppe ile fotoğraflarının ortaya çıkması üzerine kamuoyunda başlayan tartışmalarla ilgili yazılı bir açıklama yapmıştı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosu, açıklamayla ilgili resen soruşturma başlatılmıştı. Soruşturma kapsamında söz konusu açıklamayı hazırlayan ve yayımlanma sürecinde faaliyet gösteren 14 emekli amiralden Ergun Mengi, Atilla Kezek, Alaettin Sevim, Ramazan Cem Gürdeniz, Nadir Hakan Eraydın, Bülent Olcay, Kadir Sağdıç, Türker Ertürk, Turgay Erdağ ve Ali Sadi Ünsal gözaltına alınmıştı.

Engin Baykal, Cemil Şükrü Bozoğlu, Mustafa Özbey ve Atilla Kıyat ise emniyete ifadeye çağrılmıştı. Emekli askerler, ifade işlemlerinin ardından adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı. Soruşturma kapsamında 6 emekli amiral ile bir emekli general 16 Nisan’da, 84 şüpheli ise 27 Mayıs’ta ifadeye çağrılmış ve onlar da adli kontrol şartıyla serbest kalmıştı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 103 emekli asker hakkında iddianame düzenlenmişti. Savcılık, emekli amirallerin, TCK’nin 316/1’inci maddesi kapsamındaki “devletin güvenliğine veya anayasal düzene karşı suç işlemek için anlaşma” suçundan 3’er yıldan 12’şer yıla kadar hapisle cezalandırılmasını talep etmişti.

Paylaşın