İsveç’ten Türkiye’ye Mesaj: Taahhütlerimizi Yerine Getireceğiz

İsveç Dışişleri Bakanı Billstrom, Haziran ayında Madrid’de düzenlenen NATO liderler zirvesi çerçevesinde Türkiye, İsveç ve Finlandiya’nın imzaladığı mutabakata işaret ederek “Memorandumu ve maddelerini yerine getirebileceğiz. Bundan oldukça eminim” diye konuştu.

Dışişleri Bakanı Billstrom, PKK konusunda Türkiye ve AB’nin tutumunu desteklediklerini belirterek PKK’nın “tepeden tırnağa” terörist olduğunu, Türkiye’nin güvenlik endişelerine saygı duyduklarını söyledi.

İsveç’te yeni hükümet, ülkenin NATO üyeliği konusunda Türkiye’nin çekincelerini gidermek üzere atağa geçti. İsveç Başbakanı Ulf Kristersson’un Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmek üzere Ankara’dan randevu istemesinin ardından, Dışişleri Bakanı Tobias Billstrom, Türkiye’nin çekincelerini bertaraf etme taahhüdüne bağlı olduklarını vurguladı.

Görevi geçen hafta devralan Billstrom, Haziran ayında Madrid’de düzenlenen NATO liderler zirvesi çerçevesinde Türkiye, İsveç ve Finlandiya’nın imzaladığı mutabakata işaret ederek “Memorandumu ve maddelerini yerine getirebileceğiz. Bundan oldukça eminim” diye konuştu.

AFP haber ajansına konuşan İsveç Dışişleri Bakanı, PKK konusunda Türkiye ve AB’nin tutumunu desteklediklerini belirterek PKK’nın “tepeden tırnağa” terörist olduğunu, Türkiye’nin güvenlik endişelerine saygı duyduklarını söyledi. PKK, AB’nin terör örgütleri listesinde yer alıyor.

Anayasaya uyum ve denge vurgusu

Billstrom, diğer yandan “ifade özgürlüğü konusunda dengenin gerekli olduğunun” da altını çizdi, taahhütler yerine getirilirken bunun anayasayla uyumlu olması ve yasal olarak güvenli bir zeminde yapılmasının önemine işaret etti.

İsveç yasalarına göre bir şüphelinin hükümetin iade kararına karşı çıkması durumunda, şüphelinin çekincesi Anayasa Mahkemesi tarafından incelenmek zorunda. Mahkeme, hükümetin iade kararını bloke edebiliyor.

İsveç Dışişleri Bakanı, Türkiye ile “olumlu bir diyalog içinde olduklarını”, kendisinin ve Başbakan Kristersson’un kısa süre içinde Ankara’yı ziyaret edeceklerini de sözlerine ekledi.

Kristersson Erdoğan’a mektup göndermişti

İsveç basını, geçen hafta Başbakan Kristersson’un ülkesinin Ankara Büyükelçiliği aracılığıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan’a mektup göndererek “Umarım kısa süre içinde sizinle NATO konusunda ayrıntılı bir görüşme yapabiliriz. Size uygun olur olmaz Ankara’ya gelmeye hazırız” mesajı verdiğini bildirmişti.

Erdoğan da 21 Ekim’de yaptığı açıklamada, “İsveç’in yeni başbakanı randevu talebinde bulundu. Arkadaşlarımıza ‘Randevu verin, gelsin’ dedim. Ülkemizde kendisiyle bu konuları da görüşürüz… Şu andaki yeni Başbakan’ın yaklaşım tarzı, terörle ve teröristlerle mücadeleden yanadır” ifadelerini kullanmıştı.

Türkiye’nin talepleri, İsveç’in attığı adımlar

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından uzun yıllardır uyguladıkları askeri tarafsızlık ilkesini terk eden İsveç ve Finlandiya, NATO’ya üyelik başvurusunda bulunmuştu.

Madrid’de imzalanan mutabakatla başvuru önündeki vetosunu geri çeken Türkiye, iki ülkenin üyelikleri için gerekli meclis onayını ise henüz vermedi. Türkiye’nin koşulları arasında “terör örgütlerine desteğin sonlandırılması, Türkiye’ye yönelik silah ihracat kısıtlamalarının kaldırılması ve iade taleplerinin karşılanması” öne çıkıyor.

Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine düzenlediği askeri operasyonlar nedeniyle İsveç’in 2019’da yürürlüğe koyduğu silah ihracat kısıtlamaları 30 Eylül’de kaldırılmıştı.

İsveç, Ağustos ayında da dolandırıcılık suçundan hakkında Türkiye’de hapis cezası bulunan bir kişi için iade izni vermiş, ancak Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, “Türkiye’ye adi suçluları iade ederek sözlerini yerine getirdiklerine inandıracaklarını düşünüyorlarsa yanılıyorlar… İade kararı verdiği kişi terör suçlarıyla ilgili değil” açıklaması yapmıştı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

En Hafif ‘Nötron Yıldızı’ Keşfedildi

Cüsseli bir yıldızın şiddetli bir süpernova patlamasıyla ölmesinin muhtemel sonuçlarından biri olarak ortaya çıkan nötron yıldızları, bir kara delik kadar olmasa da, aklınıza gelebilecek herhangi bir cisimden çok daha yüksek yoğunluğa sahip olan, sıra dışı gök cisimleridir.

Patlamada kütlesinin çoğunu havaya uçurduktan sonra kalan yıldız çekirdeği, kendi üzerine çöküyor ve bir kara delik veya nötron yıldızı oluşturuyor. Nötron yıldızı genellikle Güneş’in yaklaşık 1,4 katı kütleye sahip ama sadece 9,65 kilometre çapındaki ultra yoğun bir yıldız.

Bilim insanları şimdiye kadarki en hafif nötron yıldızını keşfetti. Bu küçük, son derece yoğun gök cismi, aynı zamanda maddenin çok tuhaf bir halinin varlığını da doğrulayabilir.

Ancak bilim insanları HESS J1731-347 adlı geçmiş bir süpernovanın kalıntılarında bulunan nötron yıldızının kütlesini ölçtü ve pazartesi bilimsel dergi Nature Astronomy’de yayımlanan makalede bu yıldızın Güneş’in kütlesinin yüzde 77’sine sahip olduğunu aktardı. Makalenin yazarlarına göre bu yalnızca keşfedilmiş en hafif nötron yıldızı değil, aynı zamanda “tuhaf yıldız” diye bilinen, egzotik ve şimdiye kadar sadece varsayımsal olan bir yıldız nesnesinin de örneği olabilir.

Tuhaf yıldızlar hem konuşma dilinde hem de teoride isimlerinin hakkını veriyor.

Nötron yıldızlarının devasa ve ölmekte olan bir yıldızın çökmekteki çekirdeğinden oluştuğu sırada son derece sıkıştırıldıkları düşünülüyor. Öyle ki normalde yüklü olan madde bileşenleri (atom çekirdeklerindeki pozitif yüklü protonlar ve her bir atomun çekirdeğinin yörüngesinde dönen negatif yüklü elektronlar), birlikte ezilip negatif yüklü nötron parçacıklarına dönüşüyor.

Ancak teoriye göre, doğru koşullar altında nötron yıldızlarının iç yapıları daha da tuhaflaşabilir.

Bir nötron yıldızının derinliklerindeki maddenin, nötronlar gibi olağan atom altı parçacıklar artık var olmayana kadar sıkıştırılabileceği ve daha yaygın bilinen proton ve nötronları oluşturan, kuarklar diye adlandırılan daha küçük parçacıklara dönüşeceği teorisi mevcut. Kuarklar; yukarı, aşağı, üst, büyülü ve hatta “tuhaf” gibi garip sıfatlara sahip.

Tuhaf kuarklar içeren bir kuark maddesi çekirdeğine sahip nötron yıldızı, “tuhaf yıldız” olarak kabul edilebilir ve teoride tipik nötron yıldızlarından daha düşük kütleye sahip olabilir.

Gökbilimcilerin neyle uğraştığı henüz net değil ve ister tipik bir nötron yıldızı isterse “tuhaf yıldız” olsun, nesneyi incelerken ona dair muhtemelen çok şey öğrenebilirler.

Araştırmacılar, “Tahminimiz, bu nesnenin bilinen en hafif nötron yıldızı veya daha egzotik bir durum denklemine sahip bir ‘tuhaf yıldız’ olduğunu gösteriyor” diye yazdı: Nötron yıldızı maddesine dair standart bir hipotez benimsemek, maddenin hallerine yönelik uyumlu denklemlerin sınırlandırılmasını sağlar.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

AYM, 10 Yılda 29 Bin Hak İhlali Kararına İmza Attı

Anayasa Mahkemesi (AYM), 10 yılda 29 bin 37 hak ihlali kararına imza attı. AYM’nin ihlal kararlarının yüzde 60,2’sini makul sürede yargılanma hakkı ihlalleri oluşturdu. Bu konuda yaklaşık 18 bin ihlal kararı verildi.

İkinci sırada yüzde 10,6 oranıyla mülkiyet hakkı ihlalleri geldi. 3 bin 115 ihlal kararı mülkiyet hakkına ilişkin oldu. Adil yargılanma hakkı ihlali ise en çok ihlal çıkan 3.özgürlük alanı oldu. AYM adil yargılanma hakkına ilişkin 2 bin 914 ihlal kararı verdi. Bu toplam ihlal kararlarının yüzde 9,9’unu oluşturdu.

DW Türkçe’den Alican Uludağ‘ın haberine göre, Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) bireysel başvuru sisteminin uygulanmaya başlandığı son 10 yılda 450 bin bireysel başvuru yapıldı. Bu başvurularda 29 bin ihlal kararı çıkarken, ihlal kararlarının yüzde 60’ı makul sürede yargılanma hakkına ilişkin oldu. 121 bin 977 başvuruda ise henüz bir karar verilmedi.

Anayasa Mahkemesi,  23 Eylül 2012’de yürürlüğe konulan bireysel başvurulara  ilişkin 10 yıllık istatistikleri açıkladı. Buna göre AYM’ye 2012’den 30 Eylül 2022 tarihine kadar yaklaşık 450 bin bireysel başvuru yapıldı.

Bu başvuruların yüzde 73’ü, yani 328 bini karara bağlandı. Bunlardan 284 bin başvuru kabul edilemez bulundu. Kabul edilemez bulunan dosyalardan 72 bin 134’ü ise OHAL İnceleme Komisyonu kurulması üzerine başvuru yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle verildi.

10 yılda 29 bin hak ihlali kararı

Anayasa Mahkemesi, karar verdiği başvurularda 29 bin 37 hak ihlali kararına imza attı. AYM’nin ihlal kararlarının yüzde 60,2’sini makul sürede yargılanma hakkı ihlalleri oluşturdu. Bu konuda yaklaşık 18 bin ihlal kararı verildi.

İkinci sırada yüzde 10,6 oranıyla mülkiyet hakkı ihlalleri geldi. 3 bin 115 ihlal kararı mülkiyet hakkına ilişkin oldu.

Adil yargılanma hakkı ihlali ise en çok ihlal çıkan 3.özgürlük alanı oldu. AYM adil yargılanma hakkına ilişkin 2 bin 914 ihlal kararı verdi. Bu toplam ihlal kararlarının yüzde 9,9’unu oluşturdu.

2 bin 623 ifade özgürlüğü ihlali

Türkiye’de en çok ihlal edilen 4. özgürlük ise ifade özgürlüğü oldu. AYM’den ifade özgürlüğüne ilişkin 2 bin 623 ihlal kararı çıktı. Özel hayatın korunması hakkı, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı, kötü muamele yasağı ihlalleri de en çok ihlal edilen özgürlükler arasında yer aldı.

2022’de rekor başvuru

Öte yandan yalnızca 2022’nin ilk 9 ayında AYM’ye 89 bin başvuru geldi. 2022 yılında bu başvurulara ilişkin 3 bin 227 hak ihlali kararı verildi.  2022, başvuru sayısıyla diğer yılları geride bıraktı. Darbe girişiminin olduğu 2016’da 80 bin başvuru yapılmıştı.

Paylaşın

Zelenskiy, Bütçe Açığını Kapatmak İçin Uluslararası Toplumdan 38 Milyar Dolar İstedi

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Almanya’nın başkenti Berlin’de, Ukrayna’nın yeniden inşasına yönelik düzenlenen uluslararası konferansa video konferans yöntemi ile katıldı. 2023 yılında ülkesinde yaşanması planlanan dev bütçe açığının kapatılması için uluslararası toplumdan yardım talep eden Zelenskiy, “Çok büyük bir meblağ, 38 milyar dolarlık bir açık söz konusu” dedi.

DW Türkçe‘nin aktardığına göre, mali yardım kararının, yaşanan bütçe açığı nedeniyle “bugün” karara bağlanmasını umut ettiğini belirten Zelenskiy, söz konusu paraya doktor ve öğretmenlerin maaşlarının ödenebilmesinin yanı sıra emekli maaşları ile sosyal giderlerin karşılanması için ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.

Rus hava saldırıları ile Ukrayna’daki altyapı sisteminin üçte birinin tahrip olduğunu ve bunun yeniden işler hale getirilmesi için de paraya ihtiyaç duyduklarını vurgulayan Ukrayna Devlet Başkanı, özellikle kış aylarının kapıda olduğu bugünlerde, bu konunun büyük önem arz ettiğini dile getirdi.

Scholz: 21. yüzyılın Marshall Planı

Almanya Başbakanı Olaf Scholz ve Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in daveti ile Berlin’de yapılan konferansa çok sayıda hükümet temsilcisinin yanı sıra uzmanlar, uluslararası organizasyonlar ile sivil toplum üyeleri iştirak ediyor.

Organizasyonun açılışında bir konuşma yapan Başbakan Scholz, Ukrayna’nın yeniden inşasının kuşaklar boyu sürecek bir görev olduğunu ve buna “derhal başlanması gerektiğini” dile getirdi.

Ukrayna’ya yapılması gereken yardımları, “21. yüzyılın Marshall Planı’nı uygulamak ve başarmak” olarak nitelendiren Scholz, “Sivillere ve sivil altyapıya karşı da yapılan Ukrayna’ya yönelik keyfi kamikaze İHA saldırıları, Rusya’nın Ukrayna’yı haritalardan silmeye yönelik iğrenç uğraşlarının yeni bir dip noktasıdır” ifadelerini kullandı.

Ülkesi Almanya’nın Ukrayna’yı hava savunma sistemleri ile donatmaya devam edeceğini belirten Scholz, bu sayede altyapının korunacağını dile getirerek, “En iyi yeniden inşa gerekli olmayandır” dedi.

Von der Leyen: AB, Ukrayna’nın giderlerinin üçte birini karşılamalı

Konferansta konuşan AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise, gelecek sene Ukrayna’nın giderlerinin üçte birinin AB tarafından karşılanması gerektiğini, ancak bunun için iki tarafta güvenilir mekanizmalar oluşturulmasının şart olduğunu belirtti.

Ukrayna’nın kendi ihracat gelirlerine bağlı olarak her ay üç ila beş milyar euro’ya ihtiyaç duyduğunu ifade eden Komisyon Başkanı, “Bunun üçte biri bizim tarafımızdan karşılanmalı. Bu da savaş sürdüğü müddetçe yılda doğrudan 18 milyar euroya tekabül ediyor” dedi.

AB’nin, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) tarafından da benzer büyüklükte bir yardımda bulunacağına güvendiğini vurgulayan von der Leyen, geri kalan kısmın ise, Uluslararası Para Fonu (IMF) gibi uluslararası finans kurumları tarafından karşılanabileceğini aktardı.

Ukrayna Başbakanı Denis Şmihal, ülkesinin 2022 yılında üretim gücünün yüzde 45’ini kaybettiğini belirterek, 2023 senesinde 38 milyar euro büyüklüğünde bir bütçe açığı yaşayacaklarını dile getirdi.

Paylaşın

Avrupa Birliği’nden Gazetecilerin Gözaltına Alınmasına Sert Tepki

Mezopotamya Haber Ajansı ile JINNEWS’e çalışan 12 gazeteci gözaltına alınmasına ilişkin açıklama yapan, Avrupa Parlamentosu Türkiye raportörü Nacho Sanchez-Amor, “Bu, Türkiye’de temel özgürlüklerin, özellikle de medya özgürlüğü ve ifade özgürlüğünün daha da kötüye gittiğinin bir başka örneği” dedi.

Nacho Sanchez-Amor, konuya ilişkin Euronews Türkçe‘ye gönderdiği yazılı açıklamada şunları söyledi:

“Bu gözaltı ve baskınların kısa süre önce yasalaşan ‘dezenformasyon yasası’ kapsamında gerçekleşip gerçekleşmediği hala belirsiz. Eğer öyleyse, bu durum Türk sivil toplumunun Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin ve Avrupa Parlamentosu’ndaki pek çok kişinin dile getirdiği korkuları doğrulayacaktır.”

Her halükarda bu, Türkiye’de temel özgürlüklerin, özellikle de medya özgürlüğü ve ifade özgürlüğünün daha da kötüye gittiğinin bir başka örneği ve özellikle önümüzdeki kritik seçim süreci çerçevesinde düşünüldüğünde, ciddi bir durum.”

Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, “Ankara, İstanbul, Van, Diyarbakır, Urfa ve Mardin’de düzenlenen operasyonlarda 10 meslektaşımız tutuklandı” denildi.

Ankara Emniyet Müdürlüğü’nden yapılan yazılı açıklamada “25.10.2022 günü PKK/KCK terör örgütünün basın komitesi altında faaliyet yürüten Mezopotamya Haber Ajansı bünyesinde örgütsel faaliyet yürüttükleri, halkı kin ve düşmanlığa sevk edici içerikte haber yaptıkları teknik çalışmalar neticesinde tespit edilen 14 şahsa yönelik gerçekleştirilen eş zamanlı operasyonda 11 şüpheli yakalanarak gözaltına alınmıştır” ifadeleri kullanıldı.

Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün sosyal medya hesabından yapılan bir video paylaşımında gazetecilerin ters kelepçe takılarak gözaltına alındıkları görülüyor.

Mezopotamya Haber Ajansı’na göre şu ana kadar 3’ü JINNEWS’e olmak üzere 12 gazeteci gözaltına alındı.

Gözaltına alınanların isimleri “Mezopotamya Ajansı (MA) Yazı İşleri Müdürü Diren Yurtsever, MA muhabirleri Deniz Nazlım, Selman Güzelyüz, Zemo Ağgöz, Berivan Altan, Hakan Yalçın, Emrullah Acar, Mehmet Günhan ve Ceylan Şahinli ile JINNEWS muhabirleri Habibe Eren, Derya Ren ve Öznur Değer” olarak açıklandı.

Söz konusu gözaltılar, kimi uzmanlarca ‘sansür yasası’ olarak nitelenen dezenformasyon yasasının yürürlüğe girmesinden birkaç gün sonra geldi.

Haziran ayında Diyarbakır’da yapılan operasyonlarda 16 gazeteci “terör örgütüne üye olmak” suçlamasıyla gözaltına alınmıştı. Uluslararası kuruluşların hazırladığı 2022 basın özgürlüğü endeksine göre Türkiye 180 ülke arasında 149. sırada yer alıyor.

Paylaşın

TTB’den Şebnem Korur Fincancı’ya Destek

Türk Tabipleri Birliği (TTB), Başkanı Şebnem Korur Fincancı’nın Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) kimyasal silah kullandığına ilişkin iddialar için araştırılması gerektiğini ifade etmesinin ardından hedef alınması üzerine açıklama yaptı. 

“Her türlü manipülasyon koşullarında hakikat arayışı değerlidir” başlığıyla TTB Yüksek Onur Kurulu tarafından yapılan açıklamada, “Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın bir yayın organında yaptığı değerlendirme sonrasında hedef haline getirilerek itibarsızlaştırılmaya çalışıldığını üzülerek görmekteyiz. Toplumsal belleğimizde bu tür linç süreçlerinin acı sonuçları tüm ağırlığıyla kayıtlıdır” denildi.

Şebnem Korur Fincancı’nın iddialara ilişkin uzman görüşünü dile getirdiği kaydedilen açıklamada, “Kurum, kuruluş hedef göstermemiştir. Olgu ve olayların uluslararası sözleşmelere uygun bağımsız, bilimsel bir soruşturma süreci ile açığa kavuşturulması gereğini vurgulamıştır” ifadeleri kullanıldı.

‘İlgili yayın organının sorumsuz yayıncılık anlayışını açıkça kınıyoruz’

İddialara ilişkin konuşmanın yer aldığı Medya Haber’in kınandığı açıklamada, “Açıklamanın Medya Haber kanalı tarafından basın meslek ilkeleri ve etik yükümlülüklerine aykırı bir tutumla araçsal, manipülatif tarzda yayımlanmış olduğunu da yayını takiben yaşanan tartışmalar ekseninde farklı mecralarda defaten beyan etmiştir. İlgili yayın organının sorumsuz yayıncılık anlayışını açıkça kınıyoruz” vurgusu yer aldı.

Toplumsal barış konusundaki kaygının da dile getirildiği açıklamada kamuoyuna çağrı yapılarak, “Hekimliğin varoluşsal değerleri, etik ilke ve uluslararası sözleşmelerle belirlenmiş sorumlulukları açıkça insandan, yaşamdan ve hakikat arayışından yanadır. Bu sorumlulukla her zaman olduğu şekilde her türlü silahın, şiddetin karşısında yer almayı sürdüreceğiz. Toplumsal barışın zedelenmesinden kaygılıyız. Bu konuda tüm kamuoyunu duyarlı davranmaya davet ediyoruz” sözleri kullanıldı.

TTB Başkanı Fincancı hakkında “terör örgütü propagandası” iddiasıyla soruşturma başlatılırken, Fincancı hedef gösterilmesine gerekçe yapılan sözleri için daha sonra yaptığı açıklamada, “Haberin veriliş biçimine eleştirim var, sorumsuz bir habercilik yapıldı. Yayınlanan görüntülerde, kasılmaları ve istemsiz hareketleri olan insanlar görülüyor ve kimyasal silah kullanıldığı iddia ediliyor. Ben, katıldığım yayında bu istemsiz hareketlerin sinir sistemini tutan bir kimyasalın etkisiyle olabileceğini belirttim ve bir kimyasal kullanıldığı iddiası varsa da bununla ilgili etkili bir soruşturma yapılması gerektiğini ifade ettim” demişti.

Paylaşın

Basın Örgütlerinden Gözaltılara Tepki: Susarsanız Bir Gün Sıra Size De Gelir

Basın örgütleri, Mezopotamya Haber Ajansı ile JINNEWS’e çalışan 12 gazeteci gözaltına alınmasına tepki gösterdi: Meslektaşlarımıza ve tüm topluma sesleniyoruz: Baskılara karşı susmayın. Susarsanız bir gün sıra size de gelir… Susmuyoruz, korkmuyoruz, meslektaşlarımızın yanındayız.

Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI), Salı günü Ankara merkezli polis operasyonunda 11 gazetecinin gözaltına alınmasını kınayarak gözaltındaki gazetecilerle hapiste tutulan tüm gazetecilerin derhal serbest bırakılması çağrısı yaptı. Son gözaltıların Türkiye’de basın özgürlüğüne yönelik ciddi ihlallerin bir parçası olduğu belirtilen açıklamada “Tüm meslektaşlarımızla dayanışma içindeyiz” denildi.

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Ankara, İstanbul, Van, Diyarbakır, Urfa ve Mardin’deki baskınlarda gözaltına alınan 10 gazetecinin kimliklerini, Mezopotamya Ajansından Diren Yurtsever, Selman Güzelyüz, Emrullah Acar, Hakan Yalçın, Berivan Altan, Zemo Ağgöz, Ceylan Şahinli ve JINNEWS’den Habibe Eren, Öznur Değer ve Derya Ren olarak açıkladı.

TGS, “Sansür yasasının yürürlüğe girdiği günlerde çok sayıda gazeteci evleri basılarak, şafak operasyonlarıyla gözaltına alındı. Büroları da aranan meslektaşlarımıza avukat kısıtlaması getirildi. Bu uygulamalarla gazeteciliği kriminalize edemeyeceksiniz!” açıklaması yaptı.

“Susarsanız bir gün sıra size de gelir”

DİSK Basın-İş sendikasından yapılan açıklamada da gözaltındaki gazetecilerin derhal serbest bırakılması talep edilerek “Meslektaşlarımıza ve tüm topluma sesleniyoruz: Baskılara karşı susmayın. Susarsanız bir gün sıra size de gelir… Susmuyoruz, korkmuyoruz, meslektaşlarımızın yanındayız” denildi.

DİSK Basın-İş Ankara Temsilcisi Turgut Dedeoğlu da “Diyarbakır’da tutuklanan 16 gazeteci de, bugün gözaltına alınan 11 gazeteci de sendikamızın üyesidir. Biz onlara kefiliz, onlar gazetecidir. Yaptıkları haberlerin de arkasındayız. Dayanışmaya devam edeceğiz” diye konuştu.

Öte yandan 12 gazeteci gözaltına alınmasına ilişkin açıklama yapan Avrupa Parlamentosu Türkiye raportörü Nacho Sanchez-Amor, şu ifadeleri kullandı:

“Bu gözaltı ve baskınların kısa süre önce yasalaşan ‘dezenformasyon yasası’ kapsamında gerçekleşip gerçekleşmediği hala belirsiz. Eğer öyleyse, bu durum Türk sivil toplumunun Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin ve Avrupa Parlamentosu’ndaki pek çok kişinin dile getirdiği korkuları doğrulayacaktır.”

Her halükarda bu, Türkiye’de temel özgürlüklerin, özellikle de medya özgürlüğü ve ifade özgürlüğünün daha da kötüye gittiğinin bir başka örneği ve özellikle önümüzdeki kritik seçim süreci çerçevesinde düşünüldüğünde, ciddi bir durum.”

Ankara Emniyet Müdürlüğü’nden yapılan yazılı açıklamada “25.10.2022 günü PKK/KCK terör örgütünün basın komitesi altında faaliyet yürüten Mezopotamya Haber Ajansı bünyesinde örgütsel faaliyet yürüttükleri, halkı kin ve düşmanlığa sevk edici içerikte haber yaptıkları teknik çalışmalar neticesinde tespit edilen 14 şahsa yönelik gerçekleştirilen eş zamanlı operasyonda 11 şüpheli yakalanarak gözaltına alınmıştır” ifadeleri kullanıldı.

Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün sosyal medya hesabından yapılan bir video paylaşımında gazetecilerin ters kelepçe takılarak gözaltına alındıkları görülüyor.

Mezopotamya Haber Ajansı’na göre şu ana kadar 3’ü JINNEWS’e olmak üzere 12 gazeteci gözaltına alındı.

Gözaltına alınanların isimleri “Mezopotamya Ajansı (MA) Yazı İşleri Müdürü Diren Yurtsever, MA muhabirleri Deniz Nazlım, Selman Güzelyüz, Zemo Ağgöz, Berivan Altan, Hakan Yalçın, Emrullah Acar, Mehmet Günhan ve Ceylan Şahinli ile JINNEWS muhabirleri Habibe Eren, Derya Ren ve Öznur Değer” olarak açıklandı.

Söz konusu gözaltılar, kimi uzmanlarca ‘sansür yasası’ olarak nitelenen dezenformasyon yasasının yürürlüğe girmesinden birkaç gün sonra geldi.

Haziran ayında Diyarbakır’da yapılan operasyonlarda 16 gazeteci “terör örgütüne üye olmak” suçlamasıyla gözaltına alınmıştı. Uluslararası kuruluşların hazırladığı 2022 basın özgürlüğü endeksine göre Türkiye 180 ülke arasında 149. sırada yer alıyor.

 

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: AK Parti, Tam Anlamıyla Yıkım Ekibidir

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “20 yıldır AK Parti hükümetlerinin yaptığı bir tek fabrika var mı? Gübre, şeker, yem fabrikası yaptın mı? Çiftçi kardeşim gübreyi alıyorum pahalı diyorsun, niçin yapmıyorlar diye soracaksın. Yapılanların tamamını sattılar ve yediler” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Açık ve net söylüyorum AK Parti iktidarları yeni bir fabrika yapabilecek düşünceye sahip değiller. Onlar tam anlamıyla yıkım ekibiler.”

Gezi davası ile ilgili konuşan Kılıçdaroğlu, “Gezi aileleri burada. Onlara da hoş geldiniz diyorum. Gezi olayları Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, vatandaşlarının haksızlık karşısında yükselttikleri sestir. Bu ses bir bayraktır. Bu bayrak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bayrağıdır. Demokrasi, adalet bayrağıdır o bayrak. Milyonlarca gencimizin haykırdığı, adalet istediği bir bayraktır” ifadelerini kullandı.

AK Parti Grup Başkanvekili Mahir Ünal’ın “Cumhuriyet; bizim lügatimizi, alfabemizi, dilimizi hasılı bütün düşünme setlerimizi yok etmiştir” şeklindeki ifadelerine tepki gösteren Kılıçdaroğlu “Tarih bilmiyorlar hurafelerle tarih öğrenilmez” dedi ve ekledi:

“Halkın ne konuştuğunu dahi bilmiyorlar. Ya sen hiç Karacaoğlan’ı dinlemedin mi kardeşim. Bu insanlar tertemiz Türkçeyle ne yazdılarsa bugün biliyoruz ya. Sen Yunus’u bile bilmiyorsun. Bugün parantez açalı Bahçeli buna sözde çok kızmış. Ne olacak koşa koşa gidecek yine kucaklayacak. Bu anlayış ne anlayışıdır biliyor musunuz? Bu anlayış SADAT kafasının anlayışıdır: “TC devletini kaldıracağız ASRİKA diye bir devlet kuracağız, başkenti İstanbul olacak, dili de Arapça olacak”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisine yönelik cumhurbaşkanı adaylığı çağrısı ile ilgili de konuşan Kılıçdaroğlu şunları söyledi:

“Erdoğan, ‘Birikimlerimizi, vizyonlarımızı, heyacanlarımızı yarıştıralım’ diyor bana meydan okuyor. Kendisine her yerde, her ortamda vizyonsa vizyon, bilgiyse bilgi, kültürse kültür, tarihse tarih ne istiyorsan çık karşıma açıkça seninle konuşalım. Korkma Erdoğan korkma ben adam yemem. Bilgiyle, birikimle gel karşıma neden korkuyorsun? Vizyon konuşacakmış gelsin konuşalım.

50 tane televizyonun var, 100 tane gazeten var. Ben söyledim yine söylüyorum. Sizin lideriniz neden bir Kılıçdaroğlu’nun karşısına çıkmaya cesaret edemiyor? 27.5 yıl devlete hizmet ettim. Kul hakkı yiyen birisi, kul hakkı yemeyenin karşısına çıkamaz işin temelinde bu var. Bakanlarını, danışmanlarını, prompterını da al neyi alırsan çık karşıma. Meydan, hodri meydan diyorum.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından satır başları şöyle:

“Bizim kişisel bir hırsımız yok. Biz bu ülkenin kalkınması için Türkiye’de huzurun olması için mücadele eden bir partiyiz. 85 milyon kardeşimiz duysun hiçbir ayrım yapmadan 85 milyonu kucaklayacağız.

Bütün karamsarlığına rağmen güzel imzaların da atıldığı bir Türkiye’deyiz. İstanbul Barosu seçimleri yapıldı, ilk kez bir kadın İstanbul Baro Başkanı oldu. Filiz Faraç.

Kendisini kutladım ama önemli olan şu bütün CHP’nin kendisini kutladığını ifade etmek için de buradan tekrar kendisini kutluyorum.

Gezi Davası

Adaleti yeniden inşa etmek istiyoruz. Gezici mahkemeler istemiyoruz. Kimin davası nereye düştü. Oradaki hakim vicdanı ile karar verecek.

Sarayın istediğine göre değil. O zaman gezici mahkemeyi değiştirelim oradaki hakimleri alalım yeni bir heyet tayin edelim, çünkü saray onun mahkum edilmesini istiyor.

Bu gezici mahkemelerine de son vereceğiz. Adalet neredeyse onu arayıp bulacağız. Yargıç mı? Yargı dünyasına eğileceğiz.

Gezi aileleri burada onlara da hoş geldiniz diyorum. Allah aşkına Gezi olayları T.C. devletinin, T.C. vatandaşlarının haksızlık karşısında yükselttikleri bir sestir.

Ve bu ses bir bayraktır ve bu bayrak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bayrağıdır, demokrasi, adalet bayrağıdır.

Milyonlarca gencimizin adalet istediği bir bayrak, bir sözdür o yargılanıyorlar arkadaşlarımız. Yurt dışından geldiler bazıları.

13. Ağır Ceza Mahkemesi bir soru bile sormadı. Özellikle geçmişte AK Parti’ye oy verenlere sesleniyorum, MHP’ye oy verenlere sesleniyorum, hakim bir tek soru dahi sormuyor. İki bir tek tanık bile dinlemiyor. Üç, bir delil var mı yok mu bunu bile araştırmıyor.

Vicdan sahibi olanların vicdanına havale ediyorum bu duruşmayı. Ama ahdimdir ne olursa olsun bedeli ne kadar ağır olursa olsun bu ülkeye adaleti ya getireceğim ya getireceğim.

Ortası yok bu işin. Vera’yı babasıyla buluşturacağım, ahdim var. Gerçekten de bizim demokrasi tarihimizin onurlu bir sayfası olan Gezi’ye buradan selam göndermek de benim boynumun borcudur.

Amasra’daki maden faciası

Amasra’da faciada 41 kişi hayatını kaybetti. Kim bu işin sorumlusu hala belli değil. Bu işten nasıl sıyırırız hesabı yapıyorlar. 41 kişinin hesabını kim verecek? Yetimlere hesabı kim verecek? Kimin ne yaptığı, asıl fail belli değil.

Faciada ölümleri arttıran etkenlerin başında madendeki havalandırma sisteminin yanlış planlanması geliyor diye rapor yazılmış.

Havalandırma sistemini yanlış yapıyorsunuz ve 41 insanın hayatına mal oluyor. İktidar makamları da gittiler, gezdiler.

Orası ağlama duvarı değil, siz görevinizi yapacaksınız. Bu işin sorumluları kim onu bulacaksınız. Soma gibi olayı kapatmak istiyorlar.

Sivas Anadolu’nun tarihi. Sivas’ın 1233 köyü var. Köy sayısı açısından Türkiye’de bir numara. Ve Sivas Tokat gibi göç veren bir kent. İnsanlar büyük kentlerin varoşlarında iş arıyorlar.

22 okul 2020 Temmuz ayında yıkılmış. Şimdi 2022 yılındayız. Hâlâ ihalesi yapılmış değil. Sivaslı kardeşlerime söyledim, Milli Eğitim Bakanlığı’na da açık çağrı yaptım, şimdi yeniden çağrı yapıyorum.

Bu 22 okulun arsalarını bize teslim edin, size bir yıl içerisinde o okulları yapacağız, donanımızı yapacağız her şeyi mükemmel olacak ve o okulları Milli Eğitim Bakanlığı’na teslim edeceğiz. Yapamıyorlar.

Biz iktidar değiliz ama yapıyoruz. 20 okulu yapmayı beceremeyen bir iktidar T.C. devletini sağlıklı yönetebilir mi?

Bir umutsuzluk dalgası var. Bu dalgayı yok edeceğiz inşallah. Teşvik yapmışlar bunlar. Yeni bir sanayi bölgesi var. Nuri Demirağa’nın adını vermişler çok teşekkür ederiz.

Oraya 28 Aralık 2021 tarihli bir kararname ile orası cazibe merkezi ilan edilmiş. Diğer sanayi bölgeleri ilan edilmemiş.

Doğal olarak Sivaslı üretici diyor ki nasıl rekabet edeceğim. Bir il teşvik açısından ikiye bölünür mü, çifte standart olur mu? Bunu da kaldıracağız. Hızlı tren açacağız demişler. Sivaslı kardeşime söyledim, bu kadar yalana yeter deyin.

Türkiye’de hangi kurumda olursa olsun bütün taşeron işçilerini kadroya geçireceğiz. Devlet taşeron mu çalıştırır ya.

EYT

Hiç meraklanmayın EYT’lilerin sorunlarını her yerde dillendirdim. ‘Biz yapacağız’ diyorlar. Bekliyorum ya yaptıracağız, ya yapacağız. Bu işin ortası yok.

’Birikimlerimizi, vizyonlarımızı, heyecanlarımızı yarıştıralım’ diyor bana meydan okuyor Erdoğan. Kendisine her yerde, her ortamda vizyonsa vizyon, bilgiyse bilgi, kültürse kültür, tarihse tarih ne istiyorsan çık karşıma açıkça seninle konuşalım.

Korkma Erdoğan korkma ben adam yemem. Bilgiyle, birikimle gel karşıma neden korkuyorsun?

Vizyon konuşacakmış gelsin konuşalım. 50 tane televizyonun var, 100 tane gazeten var. Ben söyledim yine söylüyorum.

Sizin lideriniz neden bir Kılıçdaroğlu’nun karşısına çıkmaya cesaret edemiyor? 27.5 yıl devlete hizmet ettim. Kul hakkı yiyen birisi, kul hakkı yemeyenin karşısına çıkamaz işin temelinde bu var.”

Paylaşın

Uluslararası Af Örgütü’nden Türkiye’ye Çağrı: Uluslararası Hukuka Uygun Davran

Merkezi Londra’da bulunan Uluslararası Af Örgütü, muhalefetin ve basın meslek örgütlerinin “sansür yasası” iktidarın ise ‘dezenformasyon yasası’ olarak nitelendirdiği yasayla ilgili dikkat çeken bir rapor yayımladı.

Raporda, yasanın yurttaşların ulusal güvenliği, kamu düzenini veya genel sağlığı ilgilendiren konularda mahkemelerin “gerçeğe aykırı veya panik yaratmaya yönelik” addettiği bilgileri retweet ettiği, beğendiği veya paylaştığı gerekçesiyle üç yıla kadar hapis cezasına mahkum edilmesine zemin hazırlayabileceğinden kaygı duyulduğu belirtildi.

Af Örgütü ayrıca 2023’te yapılması planlanan milletvekili ve cumhurbaşkanlığı seçimleri bağlamında yasanın kamusal istişare alanını açıkça daraltacak yeni bir tehdit oluşturduğundan bahsetti.

bianet’in ve Sınır Tanımayan Gazeteciler’nin (RSF) raporlarından alıntı yapan Af Örgütü, Türkiye’nin halihazırda ulusal basının yüzde 90’ını kontrol ettiğini ve eleştirel medya kuruluşlarının gereksiz mali ve yargısal baskılarla karşı karşıya kaldığını hatırlattı.

“Türkiye hükümeti dezenformasyonla mücadele etmek için insanları suçlu haline getirmek veya başka bir şekilde susturmak yerine, güvenilir, muteber, nesnel ve erişilebilir bilginin herkese ulaşmasını sağlama çabalarını artırmalıdır.” dedi.

Sansür, otosansür ve diğer kısıtlamalar

Af Örgütü’nün yasayla ilgili çıkarımları şöyle:

“Yasa aynı zamanda sosyal medya platformlarını, kullanıcıları tarafından paylaşılan içeriklerden sorumlu tutmak yoluyla hedef alarak, insanların fikir ve düşüncelerini özgürce ifade etme alanını da daraltmaktadır.

Yasada yapılan değişiklikler, yetkililere içeriklere erişimi engellemek ve sosyal medya şirketlerine para cezası kesmek konusunda daha fazla yetki tanıyarak, hükümetin medya üzerindeki denetimini de potansiyel olarak artırmaktadır.

Uluslararası insan hakları hukuku ve standartları uyarınca, ifade özgürlüğüne üzerinde, “gerçeğe aykırı bilgi” veya “panik” gibi muğlak ve belirsiz kavramlara dayalı olanlar da dahil olmak üzere bilginin yayılmasına genel yasaklar getiren kısıtlamalara izin verilemez.

Yasanın öngördüğü sert cezalar kamuoyu ve basın üzerinde caydırıcı bir etki yaratarak, misilleme kaygısıyla otosansüre yol açma riski taşıyor.

Bu nedenle Türkiye’yi, söz konusu mevzuatı yürürlükten kaldırmaya ve dezenformasyonla mücadele amacı taşıyan yasalar dahil olmak üzere ifade özgürlüğü hakkını düzenleyen tüm yasaların Türkiye’nin uluslararası hukuk kapsamındaki yükümlülüklerine uygun hale getirilmesini sağlamaya çağırıyoruz.”

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

HDP’li Sancar: Cumhurbaşkanlığı Seçiminde Ortak Aday Fikrine Açığız

Partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “Partimizle ilgili spekülasyonlar da devam ediyor. Biz ne dersek diyelim, bazı çevreler adeta falcılığa soyunmuş, kâh cumhurbaşkanı seçiminde tutumumuzun ne olacağına yönelik senaryolar üretiyorlar, kâh hangi adayı destekleyeceğimiz konusunda kehanetlerde bulunuyorlar. Biz tutumumuzu anlatıyoruz” dedi ve ekledi:

“İster HDP’li, ister başka bir aday olsun, isimler yerine ilkelerin ve yöntemlerin tartışılmasının gerekli olduğu inancındayız. Geçiş süreci ilkelerini siyasi sorumluluğumuzun gereği olarak tüm aktörlere ve kamuoyuna duyurduk. Bu spekülasyon meraklılarına bir cevap olsun ve boşuna uğraşmaya devam etmetsinler. Doğrudan diyalog ve açık müzakere ile cumhurbaşkanlığı seçiminde ortak aday fikrine açığız.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin Meclis Grup Toplantısı’nda gündeme dair açıklamalarda bulundu.

Gezi Aileleri’nin katıldığı grup toplantısında Gezi tutuklularını selamlayarak konuşmasına başlayan Sancar, “Gezi davasında özgürlükleri aylardır gasp edilen arkadaşlarımıza hemen özgürlük, ülke için hemen adalet ve acil demokrasi taleplerini duyurmak için buradalar. Biz de bu sese ses olmaktan onur duyuyoruz. Bu topraklarda nehir gibi her şehirde yükselen, büyüyen bu büyük itiraz dalgasını örgütlü, örgütsüz sel gibi akıp giden o başkaldırı dalgasını, Gezi günlerinin heyecanını, coşkusunu buradan ben de selamlıyorum. Bu hatırayı canlı tutacağımızı, bu birikimi her fırsatta hatırlayacağımızı ve canlandırmak için de elimizden geleni yapacağımızı sizlere buradan duyuruyorum” dedi.

Sancar, konuşmasına şöyle devam etti: “Bir selamımız da cezaevi duvarlarının arkasındaki dostlarımıza yoldaşlarımıza. Hepsi aynı zamanda şahsi dostlarım olan ama bunun ötesinde birer mücadele insanı boyun eğmeyen özgürlük direnişçileri olan bu arkadaşlar Osman Kavala, Can Kavala Mücella Yapıcı, Tayfun Kahraman, Çiğdem Mater, Ali Hakan Altınay, Mine Özerden sizlere yürek dolusu selam olsun buradan. Aramızda ODTÜ bileşenlerinin ve Ankaralıların talebini dile getiren mücadele arkadaşları da var. ODTÜ bileşenlerinin talebini çok iyi biliyoruz.

Planlanan Bilket İncek Bulvarı Çevreyolu bağlantısı projesini yani gerçek adıyla rant yolu projesinin ihalesinin iptalini istiyorlar Ankara’nın şehir içinde kalan son ormanı ODTÜ Ormanı yok edilmek isteniyor. Bu mücadele de tam bu rant ve talan politikasına karşıdır. Sizlerle birlikteyiz, mücadeleniz mücadelemizdir. Sizleri de direnişinizden ve inançlı yürüyüşünüzden dolayı kutluyorum, selamlıyorum.

“Halkın haber alma özgürlüğüne bir saldırıdır”

Bu sabah yeni bir gözaltı dalgasıyla uyandık. Hedef gazeteciler. Özgür basın emekçileri Ankara, İstanbul, Van, Diyarbakır Urfa Mardin’de Mezopotamya Ajansı ve JİNNEWS kadın ajansı çalışanlarının evlerine baskın yapıldı, yazı işleri müdürleri ve muhabirlerin de aralarında bulunduğu çok sayıda gazeteci gözaltına alındı. Baskın sırasında gazetecilere silah doğrultulma ters kelepçe takma, yere yatırma gibi muamelelerde bulunma da yansıyan haberler arasında. Sansür yasasının yürürlüğe girmesinden hemen sonra gerçekleşen bu operasyon tesadüf değildir. Muhalif basını ve toplumu susturma planının bir parçasıdır. Halkın haber alma özgürlüğüne bir saldırıdır.

“Bu yolda birlikte yürüyenler çoğalacak çoğaldıkça başarı da mutlaka gelecektir”

İktidar seçimler yaklaştıkça toplumu susturmak muhalifleri sindirmek için bu operasyonlara devam edecek dedik. Bunu biliyoruz. Ama hakikat mücadelesi karşısında başarılı olmayacaklarını hep söyledik, bir kez daha söylüyoruz, bu iktidar darbeci bir iktidardır, siyasete darbe yapıyor, basına darbe yapıyor, emekçiye darbe yapıyor, hak arayanlara darbe yapıyor. Bundan daha kapsamlı darbeci bir zihniyet olur mu? Ama hiçbir darbeci zihniyet ve yönetim başarılı olamamıştır. Sadece toplumlara ağır bedeller yaşatmış ve ülkede büyük tahribatlar yaratarak çekip gitmiştir. Bu iktidarın sonu da böyle olacaktır. Bu ülkeye verdiği zararları yarattığı yaşattığı tahribatları önlemek bizim boynumuzun borcudur. Bizler tam da bu darbeci iktidara karşı ortak mücadeleyi büyüterek geleceği karanlıktan kurtaran aydınlığa çıkaran yolun yolcularıyız. Bu yolda hep birlikte yürüyoruz. Bu yolda birlikte yürüyenler çoğalacak çoğaldıkça başarı da mutlaka gelecektir. Bundan emin olunuz.

Seçim stratejisi

Bizler güçlü çözüm programıyla, ortak mücadeleyle, ittifaklarla en güçlü seçeneği yaratmaya çalışıyoruz. Her gün yoksulluk, yolsuzluk, kriz, çatışma üreten bu tekçi düzenin karşısında gerçek alternatifi üretmek için gece gündüz uğraşıyoruz. Önümüzde seçimler var, seçimlerle ilgili de tartışmalar yayılıyor, genişliyor. Bunların merkezinde de partimiz var, partimizin kurduğu ittifaklar var. Bunun boşuna olmadığını biliyoruz. Yani partimizin bütün tartışmaların merkezinde yer almasının elbette gerçek sebepleri var. Çünkü bir yandan ülkenin geleceğini aydınlık bir şekilde mücadeleyi büyüten adres biziz öte yandan mücadele ortaklığı ile bu iktidara kaybetme korkusunu iliklerine kadar yaşatan da bizleriz. Partimizle ilgili spekülasyonlar da aynı hızla devam ediyor. Bu spekülasyonlar bazı çevrelerce tutkulu bir uğraş haline getirilmiştir. Biz ne dersek diyelim bu çevreler bizim ne dediğimize bakmak yerine adeta falcılığa soyunmuş, kah Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde tutumumuzun ne olacağına ilişkin senaryolar üretiyorlar kah hangi adayı destekleyeceğimiz konusunda kehanetlerde bulunuyorlar. Oysa biz tutumumuzu her vesilesi ile açıkça anlatıyoruz. Bunu en az 1,5-2 yıldır yapıyoruz.

Yazılı belge hazırladık

Uzun süre bu stratejimizi ve tutumumuzu anlattık ama baktık anlamıyorlar, bir yazılı belge hazırlamaya karar verdik. İşte bir metni seçimlere ilişkin tutumumuz içeren bir metni 27 Eylül 2021’de kamuoyu ile paylaştık. Burada seçim stratejimiz bütün açıklığıyla yer alıyor. Üstelik stratejisini bu kadar açık ilan eden bizden başka parti de olmadı. Bizler ne demiştik? Parlamento seçimleri için demokrasi ittifakı şiarıyla halklar ve barış ittifakı, kadın dayanışması ve ittifakı, ekoloji ittifakı ve anlayışı temelinde toplumsal ve siyasal muhalefet, emek, kadın ve gençlik hareketleriyle en geniş birlikteliği ve ortak mücadele zeminini yaratma kararlılığımız var, dedik. Bunun dışında parlamento seçimleri için herhangi bir ittifak içinde yer alma arayışımız ve anlayışımızın bulunmadığını dile getirdik. Bir yandan bunu söylerken, diğer yandan ülkenin içinde bulunduğu sistemin niteliğinin de farkında olarak stratejimizin diğer ayağını inşa ettik. Ben size o deklarasyonda yer alan paragrafları hatırlatacağım.

Keyfiliği ve zorbalığı kurumsallaştırıp kalıcılaştırmayı hedefleyen, yaşadığımız çoklu krizin başlıca sorumlusu olan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini ve bu sistemi besleyen yapıları değiştirmek istiyoruz. Amacımız bütün kuvvetleri ve nihai karar yetkisini tek kişide birleştiren bu otoriter ve tekçi sistemin yerine güçlü demokrasinin, çoğulcu demokratik sistemin tesis edilmesini sağlamaktır. İşte bu anlayışla Cumhurbaşkanlığı seçimi için de hangi yöntemi benimsediğimizi ilan ettik. Dedik ki Cumhurbaşkanlığı seçiminde ilkesel buluşmaların gerçekleşmesi HDP seçmenlerinin ülkenin geleceğini belirleyici bir role sahip olmaları nedeniyle son derece günceldir. Bunu ta Eylül 2021’de söylüyoruz. İster HDP’li ister başka bir aday olsun isimler yerine ilkelerin ve yöntemlerin tartışılmasının gerekli olduğu inancındayız, dedik. Çünkü demokratik dönüşüm şahıslar aracılığıyla değil, ilkeler ve yöntemler üzerinden müzakere ve mutabakat yoluyla gerçekleşebilir. Seçilecek Cumhurbaşkanı da rolünü ve işlevini ancak bu zeminde doğru bir şekilde yerine getirebilir.

Tüm bu tespitleri kapsayan geçiş süreci ilkelerini altını çiziyorum, geçiş süreci ilkelerini siyasi sorumluluğumuzun gereği olarak tüm aktörlere ve kamuoyuna duyuruyoruz dedik. Gene bu spekülasyon meraklılarına bir cevap olsun. Boşuna uğraşmaya devam etmesinler.

Ortak aday fikrine açığız

Doğrudan diyalog ve açık müzakereyle cumhurbaşkanlığı seçiminde ortak aday fikrine açığız. Bu çerçevede siyasal muhalefete ve demokrasi güçlerine çağrı yapmış olduk. Bu çağırımıza karşılık bulamazsak, dedik diğer seçenekler üzerinde çalışmaya devam edeceğiz. Yani bizler önerimizi yaptık, çağrıda bulunduk, şimdi bir kenara geçip oturuyoruz, demedik. Türkiye’de demokratik dönüşüme giden yolu açmak için siyasi sorumluluğun bilincinde bir tavır geliştirdik. Maalesef bu önerimiz hak ettiği derecede tartışılmadı, özünden saptırıldı ya da kulak arkası edildi. Bazıları sırf spekülasyonu beslemek ve HDP’nin bu politik gücünü etkisiz göstermek için bu spekülasyonlara devam ettiler.

MYK toplantımızda nitelikleri belirledik

Öneri ve çağrımızın karşılık bulmaması halinde cumhurbaşkanlığı seçimine kendi adayımızla girmemizin en önemli seçenek olarak gündemimizde yer aldığını sık sık hatırlatmak zorunda kaldık. Deklarasyonumuz yayınlandıktan ve çağrımızı yaptıktan sonra oturup beklemedik, tam tersine çalışmaları çok boyutlu bir şekilde devam ettirdik. Tabanımızla buluşmalar gerçekleştirdik demokrasi güçleri olarak nitelendiğimiz çevre ve kurumlarla istişareler yaptık kurullarımızla tartışmalar yürüttük, komisyonlar kurduk. Şimdi bu çalışmalar belli bir olgunluğa ulaştı. Dünkü MYK toplantımızın en önemli gündem maddesi buydu. Bu konuda biraz önce anlattığımızı Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda geldiğimiz aşamayı haklarımızla paylaşma kararı aldık. Bu kararın birbirini tamamlayan iki boyutu var. Öncelikle bu geçiş süreci son derece kritik, cumhurbaşkanlığı seçimi hayati önemde, bunun farkındayız. Ama aynı zamanda demokratik sorumluluğu da dikkate alan hatta bunun gereklerini titizlikle eksiksiz yerine getirmeye çalışan bir parti olarak hareket ediyoruz. Cumhurbaşkanı adayında aradığımız nitelikleri belirledik. Aslında yeni değil bu belirleme. Ama yine de hatırlatalım.

Yerel demokrasi ile tamamlanmış bir güçlü demokrasi talep ediyoruz. Parlamenter sistemimiz de bunun içinde yer alıyor. Yani biz de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin lağvedilmesini savunuyoruz, bunu talep ediyoruz ve bunun için uğraşıyoruz ama istediğimiz şey bunun yerine sadece parlamenter sistemi geçirmek değil, yerel demokrasi ile pekiştirilmiş güçlü demokrasidir. Şüphesiz bağımsız ve tarafsız yargı da taleplerimiz arasında yer alıyor. Çok önemli bir mesele de yargının siyasallaştırılmasının siyasi iktidar eliyle toplumu sindirme ve demokratik siyaseti tasfiye etme aracı olarak kullanılmasının sonucu olan siyasi dava ve hükümlerin bütün neticeleriyle birlikte geçersiz kılınması talebimiz var. Bir cumhurbaşkanı adayı bunu taahhüt etmeli ve güçlü bir şekilde topluma güvence vermeli. Kayyım rejimini değil, halk iradesini tereddütsüz savunacak ve bunun hayata geçmesi için de sorumluluk üstlenecek. Kürt sorununda demokratik çözüme inanacak, bunun gereklerini yerine getireceğine dair bir samimi duruş sergileyecek ve tekrar sorumluluk üstlenmeye hazır olacak. Dış politikada barışçı yolu izlemek, böyle bir cumhurbaşkanı adayı için bizler bakımından vazgeçilmez niteliklerden biridir. Barışçı dış politika diyoruz.

Kadına özgürlük vazgeçilmezimizdir

Kadına özgürlük ve eşitlik vazgeçilmezimizdir. Bu konuda en ufak bir tereddütte ve yalpalamaya müsamaha olmaz. Ekonomide adalet kapsamlı bir başlıktır. Sosyal adalet bu programın adil paylaşım, bu talebin temelidir. Bu da yine bir cumhurbaşkanı adayının savunması gereken bir program olacaktır. Kamu yönetiminde liyakat da yine bir başlık. Doğaya ekolojik sisteme saygılı ve duyarlı olmak da böyle bir cumhurbaşkanı açısından bizler bakımından vazgeçilmezdir. Gençler için özgür yaşam, gençler için özgür yaşam konusunda da öyle sadece sloganlar değil somut programlar ve çok güçlü bir plan ortaya koymasını bekleriz. Şüphesiz, bütün bunların bir sonucu da demokratik, çoğulcu, sivil bir anayasayı hedef olarak önüne koymaktır. Şimdi biz bu nitelikleri belirledik. Adayın bu niteliklerini taşıması gerektiğini söylüyoruz.

Emek ve Özgürlük ittifakı

Elbette bu arada demokrasi ittifakı hedefimiz çerçevesinde girişimlerimizi de kesintisiz sürdürdük. Bunun ilk somut sonucu Emek ve Özgürlük İttifakının ilanı oldu. Çok değer verdiğimiz Türkiye halklarının heyecanla karşıladığı ve etki gücünün büyük olduğuna inandığımız bu ittifak, bizim şimdi çalışmalarımızın da artık en önemli yerinde duruyor. Bu şu demektir. Cumhurbaşkanlığı adayımızı belirleme çalışmalarımızı elbette ittifak bünyesinde de tartışacağız. İttifak bünyesinde yürüteceğimiz tartışma, istişare ve görüşme de cumhurbaşkanı adayımızı belirleme yönteminin temellerindendir.

Şu hususu vurgulamayı da gerekli görüyorum Bütün bu saydıklarım ve söylediklerim 27 Eylül 2021 tarihli Deklarasyonda belirttiğimiz ana stratejiden vazgeçtiğimiz anlamına gelmiyor. Aksine amaç stratejimizin ruhundan sapmadan bunu somutlaştırma ve sonuç alıcı etkiye kavuşturmaktır. Hedefimiz de bellidir.  Eşit yurttaşlığa, emeğin haklarına, özgürlüğe ve barışa dayalı demokratik cumhuriyetin inşasının yolunu açmaktır. İşte bütün çalışmalarımızda temel hedef budur. Bunu kimse aklından çıkarmasın. Özcesi tabii ben manşet işlerini pek bilmem basın teknikleri ve iletişim yöntemleri konusunda becerikli de sayılmam ama buralardan manşet çıkartmak isteyen gazetecilere yardımcı olmak amacıyla bir cümle yazdım ama yine onlar istediklerini yapacaklar. Özcesi Cumhurbaşkanı adayımızı belirleme mekanizmalarımız açık ve şeffaf bir tarzda çalışmalarına başlamıştır.

Bu tıkanmış sistem her alanda ülkeyi nefessiz bırakıyor, sorunların çözüm yollarını ısrarla inatla kapatıyor. Çünkü çözümsüzlük varlığını sürdürmenin temel gerekçesi ve yolu olarak ortaya çıkmış. Çözümsüz bıraksınlar ülkeyi kutuplaşmaya, düşmanlaştırmaya, nefrete, kine teslim etsinler, muhalefeti bölsünler böylece milliyetçi hamasetle beka nutuklarıyla iktidarlarını sürdürebilsinler. Yok artık öyle bir şey değerli arkadaşlar bu yolu da kapatmaya kararlıyız, bu iktidarı yöntemleriyle birlikte tarihe gömme konusunda inancımız var.

Girmeyi istediğim tercih ettiğim konulardan değildir. Kendi kimliğimizle kökenimizle ilgili konuşmanın nereye varacağını bilmeniz kontrol etmeniz kolay değil. Madem AKP Genel Başkanı sevgili Selahattin Demirtaş ve benimle ilgili kimliklerimiz üzerinden laflar söyledi. Ona birkaç cümle etmeden olmaz. ‘Bak’, 2004’te yazdığım bir yazı. Önceleri de var. Onu ufak bir iki eklemeyle size aktaracağım. 2004’te ne olmuştu? Bu yazıyı hangi vesileyle yazmıştım. Üniversite öğrencileri üniversitelerde Kürtçe seçmeli ders olsun diye dilekçe veriyorlardı ve binlerce öğrenci sırf üniversitelerde anadilinin seçmeli ders olarak okutulması için dilekçe verdikleri gerekçesiyle gözaltına alındılar, yargılandılar, okullarından uzaklaştırıldılar, eğitim haklarından ve özgürlüklerinden mahrum bıraktılar.

Şimdi Nusaybin’de başlayan bu öykünün HDP ile buluşması tesadüf olabilir mi, elbette hayır. Zira HDP tam da bu hikayenin toplumsal toprağı ve siyasal adresidir. Bütün kimliklerin ve inançların eşit ve özgür yaşayacağı Demokratik Cumhuriyeti kurma mücadelesinde bütün ırmakların akacağı bir denizdir. O yeni yaşam denizinde işte Nusaybin’de başlayan hikaye şimdi burada gelmiş akmış durumdadır. Peki konuşmayı bir şiirle daha bitirmek gerekiyor. Çok sevdiğim Sovyet Şair Andrea Voznesenski, tek şiirden oluşan bir kitabı var Oza. Lise yıllarımdan ezbere bilirdim. Şimdi birkaç dizesi kaldı aklımda. Evet o iki dizeyi dikkatinize sunuyorum. Yaşamak ne büyük mucize. Ama nasıl anlatırsın bunu yaşamaşızın birine.”

Paylaşın