‘Altılı Masa’ Bürokratlar Listesini Nasıl Belirleyecek? DEVA Partisi Sözcüsü Açıkladı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Demokrat Parti’den oluşan Altılı Masa’nın parti genel başkanlarının ikinci tur görüşmeler kapsamında ikinci randevu tarihi belli oldu. DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın ev sahipliğinde 14 Kasım’da bir araya gelecek.

Altılı masanın çalışmalarıyla ilgili Milliyet gazetesinde Mehtap Gökdemir imzasıyla yayımlanan kulis haberde, masanın iktidara hazırlık olarak bürokratik kadrolarla ilgili çalışma yaptığı belirtildi.

Haberde, “Kulislerde ‘2 bin kişilik bürokrat listesi hazırlandığı’ iddiası konuşulurken altılı masa kurmayları şu aşamada ağırlıklı olarak getirilecek isimlerle ilgili değil, değişmesi gereken kadrolara ilişkin çalışma yürütüldüğünü vurguluyor” denildi.

Cumhuriyet yazarı Barış Pehlivan da bugünkü köşe yazısında bu konuyu DEVA Partisi sözcüsü İdris Şahin’le konuştuğunu aktardı. Pehlivan’ın yazısı özetle şöyle:

“(…) Şahin’e “Seçim sonrası göreve gelecek bürokratları nasıl belirlediklerini” sordum. Anlatmaya başladı:

“Her siyasi parti kendi çalışmalarını yapıyor. CHP’ye de İYİ Parti’ye de ve elbette bize de gelen bürokratlar oluyor. Şu anda devlette görev yapan, doğrudan partiye üye olamayan, rozet taktıramayan, ama seçime giden süreçte mutfaklarımızda çalışanlar var. İktidara gelindiğinde, hazır var olan bu arkadaşlar üzerinden bir değerlendirme mutlaka yapılır. Yoksa altılı masanın şu an için özel olarak bir çalışması söz konusu değil.”

Araya girdim. “Peki, kesin listeyi, yani devlette hangi koltuğa kimin oturacağını seçimi kazandıktan sonra mı belirleyeceksiniz” diye sordum. DEVA Partili İdris Şahin’in yanıtı şu oldu:

“Cumhurbaşkanı adayı kesinleştikten sonra oluşturulacak kurullar bunun üzerinde mutlaka çalışacak. Ama şu anda değil. Altılı masa şimdilik bu konuya dair kolektif bir çalışma yapmıyor. Fakat dediğim gibi, kurumsal olarak herkes kendi bürokrat adaylarıyla mutlaka görüşüyor.

Mesela biz de parti olarak kamudan çok ciddi anlamda destek alıyoruz. Keza yurtdışındaki hocalar da yardım ediyor. Görüştüğümüz bu insanların çoğu yarınki bir düzenlemeyle müsteşar, rektör ya da genel müdür olarak çalışabilecek düzeyde.”

Altılı masanın sekizinci toplantısı kasım ayının ortasında gerçekleşecek. Ev sahibi DEVA Partisi’nin sözcüsü İdris Şahin’i bulmuşken sordum: “Toplantıdaki en önemli konu başlığı ne olacak?”

Şunları duydum:

“Geçiş sürecinin yol haritası da ortak söylemler de nihai aşamaya ulaşmış olacaktır. Yani artık bir nevi bu işin son noktasına doğru geldiğimizi gösterebiliriz. Geçiş süreci yol haritasına ilişkin her partinin teklifleri sunuldu. Ama işte son noktayı liderler koyacak.

Diğer dokuz tane temel konuda, yani ekonomi, sağlık, eğitim, adalet gibi konularda neler yapılacağı kasımdaki toplantıda ete kemiğe bürünmüş olur. Ve artık bunlardan sonra da nasıl bir cumhurbaşkanı olacağına dair konu gündeme gelir…”

DEVA Partisi kurmayının aktardıkları böyle.

Ben ise aynı noktadayım. Kuşkusuz altılı masa çok önemli çalışmalar yapıyor. Lakin “cepte olmayan” insanları kazanabilmeleri için çözümlerini etkili aktaramıyor. Koşar adım seçime giderken bir ortak iletişim kanalı bile halen kurulamıyor. Kasım buluşması bize neler gösterecek, hep birlikte göreceğiz.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

AK Parti, ‘Daha İslami Bir Türk Kimliği’ Oluşturma Adımları Mı Atıyor?

Mesut Yeğen, AK Parti hükümetinin Suriyelileri kitlesel olarak Türkleştirmeye girişmediğine dikkat çekerek, “Bu da artık Türkçe konuşmayan Müslümanların Türkleştirilmesi ilkesinin artık katı bir şekilde uygulanmadığını gösteriyor” ifadelerini kullanıyor.

Mesut Yeğen, vatandaşlık politikalarındaki bu değişimin yol açtığı sonuçları değerlendirirken, “Bunlar, AK Parti hükümetinin daha İslami ve daha az seküler bir Türk kimliği inşa etmekte olduğu teziyle uyumlu” diyor.

Almanya’nın saygın düşünce kuruluşu Bilim ve Politika Vakfı (SWP) tarafından yayımlanan analizde, AK Parti hükümetinin yabancılara vatandaşlık ve geçici koruma verme siyaseti mercek altına alındı.

SWP’nin analizine göre mevcut uygulamalar, AK Parti’nin laikliği zayıflatarak, “daha İslami bir Türk milleti” oluşturmaya çalıştığı iddialarını destekler nitelikte.

“Yeniden dizayn edildi”

DW Türkçe’den Değer Akal’ın aktardığı ve Mesut Yeğen tarafından kaleme alınan analizde Türkiye’nin vatandaşlık politikalarında, mülteci akınları ve düzensiz göçün yaşandığı, otoriterleşmenin arttığı bir dönemde yaşanan değişim irdeleniyor.

Makalede, AK Parti hükümetinin son on yılda Türk Vatandaşlığı Kanunu’nda yaptığı değişiklikler, mülteciler ve düzensiz göçmenler konusunda izlediği politikalarla, yabancıların Türk vatandaşlığı alabilmesine ilişkin uygulamaları “yeniden dizayn ettiği” belirtiliyor. Yeni adımların, geçmişteki politikalarla tezatlık gösterdiği vurgulanıyor.

Geçmiş politikaları belirleyen ana ilkeler nelerdi?

Analizde, Türkiye’de geçmişteki yönetimlerin “Türk milletini” oluşturma çabalarında, üç noktanın dikkat çektiği savunulurken, gayrimüslimlerin sayısının azaltılmasının hedeflendiği, büyük çoğunluğu Kürt olan Türkçe konuşmayan Müslümanların “Türkleştirilmesi” için çaba gösterildiği kaydediliyor. Ayrıca Avrupa’da bulunan, Türkçe konuşan ve Türkçe konuşmamakla birlikte Müslüman olan Osmanlı tebaası ve onların torunlarının, Türkiye’ye yerleşmelerine izin verildiği vurgulanıyor.

Bu politikalar sonucunda Cumhuriyet’in ilk yıllarında nüfusun yüzde 2,5’ini oluşturan Hristiyan ve Yahudilerin sayısının artık günümüzde 0,2’ye gerilediği, bugün Kürtlerin yeni kuşaklarının büyük çoğunluğunun da Kürtçe değil Türkçe konuştukları belirtilirken, yakın tarihten ilginç örnekler de sıralanıyor.

1950’lerde Balkanlar ve Kırım’dan, Türk oldukları kabul edilen onbinlerce kişinin Türkiye’ye yerleştirildiği, buna karşın aynı dönemde örneğin İran’dan kaçan Kürtlerin sınır dışı edildikleri aktarılıyor.

1989’da Bulgaristan’daki Jivkov rejiminden kaçanların Türkiye’ye yerleşmelerine izin verilirken, 1991 yılında Saddam rejiminden kaçan Kürtlerin geçici olarak kamplara yerleştirildikleri, daha sonra geri gönderildikleri anımsatılıyor.

“Soy veya kültür bakımından Türk olduğu kabul edilen Avrupa’daki Müslümanlara Türk vatandaşlığı verilirken, geri kalanlara verilmemiştir” denilen analizde, Türkiye’nin 1951 Cenevre Mülteci Sözleşmesi’ni coğrafi sınırlamalar şartıyla imzaladığı, bu nedenle sınırlarını doğu ve güneyindeki ülkelerden gelen “mültecilere” açmadığı hatırlatılıyor.

Peki “yeniden dizaynın” ana hatları neler?

AK Parti’nin son on yıldaki hamlelerinin ise, kimlerin Türk vatandaşı olarak kabul edileceği, Türkiye sınırlarının kimlere açık olacağı ve Türk vatandaşlığı ile tanınan haklar konusunda kimlerin ayrımcılıktan muaf olacakları ile ilgili olarak ciddi değişime yol açtığı belirtiliyor.

“200 bini aşkın Suriyelinin Türk vatandaşı olması, Türk vatandaşlığının artık sadece soy ve kültür bakımından Türk olarak görülenlere tanınan bir bir ayrıcalık olmaktan çıktığını gösteriyor” tespitine yer verilen makalede yine yaklaşık 4 milyon Suriyelinin geçici koruma kapsamına alınması da önemli bir değişimin göstergesi olarak nitelendiriliyor.

Bu adımla, Türk devletinin yıllarca uyguladığı sınırlarını Avrupalı olmayan mültecilere açmama ilkesinin artık ortadan kalktığı vurgulanırken, Suriyelilere bu yolla eğitim ve sağlık hizmetlerinden ücretsiz olarak yararlanma hakkı tanındığına da işaret edilerek, “Sadece Türk vatandaşlarına tanınmış olan bu temel haklar artık sadece Türk vatandaşlarına münhasır değil” görüşü aktarılıyor.

Türk ekonomisinin “hayaletleri”: Afganlar

Analizde, Afgan göçmenlere ilişkin de çarpıcı tespitler yer alıyor. Türk güvenlik güçlerinin, Afgan göçmenleri hem sınırlarda hem de şehirlerde “bir şekilde görmezden geldiklerine” dikkat çekilen yazıda, bunların çoğunluğunun erkek olduğu, Türkiye’de çalışarak, az da olsa, ülkelerine götürmek için para biriktirmeye çalıştıkları aktarılıyor.

Eğitimsiz genç erkekler olarak genellikle yevmiyeli işlerde çalıştıkları, çöp toplama gibi istenmeyen işleri üstlendikleri belirtilirken, şu ifadelere yer veriliyor:

“Türkiye’nin düzensiz Afgan göçmenlerin görünmez varlığına müsamaha göstermesi, Türk ekonomisinin ucuz ve kayıtdışı işgücüne olan ihtiyacına işaret etmektedir.”

Kürtler için artık Türk vatandaşlığı daha az mı kapsayıcı?

Hükümetin, bir yandan Suriyelilere vatandaşlık vermeyi kolaylaştırarak, Türk vatandaşlığını daha kapsayıcı hale getirdiğine, diğer yandan Kürt sorununda daha farklı bir tutum takındığına dikkat çekiliyor. Özellikle çözüm sürecinin çöktüğü 2015 yılından itibaren, daha ayrımcı ve temel hakları ihlal edici bir tutum sergilendiği belirtiliyor.

HDP yanlısı Kürtlerin kültürel ve siyasi haklar gibi temel yurttaşlık haklarının sürekli ihlal edildiğinin belirtildiği makalede, “Bu Kürtler için Türk vatandaşlığının artık daha az kapsayıcı olduğunu göstermektedir” ifadelerine yer verildi.

Analizde, Gülen yapılanması üyesi olduğu iddia edilen kişilerin temel vatandaşlık haklarının da ihlal edildiği belirtilirken, “Bu da Sünni Müslüman Türk kimliğine sahip olmanın, ayrımcılıktan muaf olunacağı anlamına gelmediğini gösteriyor” görüşü dile getiriliyor.

AKP’nin nihai hedefi ne?

Analizin en dikkat çekici bölümünde Mesut Yeğen, AK Parti hükümetinin Suriyelileri kitlesel olarak Türkleştirmeye girişmediğine dikkat çekerek, “Bu da artık Türkçe konuşmayan Müslümanların Türkleştirilmesi ilkesinin artık katı bir şekilde uygulanmadığını gösteriyor” şeklindeki tespitini aktarıyor.

Yeğen, vatandaşlık politikalarındaki bu değişimin yol açtığı sonuçları değerlendirirken, “Bunlar, AK Parti hükümetinin daha İslami ve daha az seküler bir Türk kimliği inşa etmekte olduğu teziyle uyumlu” ifadelerine yer veriyor.

Geleceğe ilişkin öngörüler

Makalenin sonunda, AK Parti’nin son on yılda vatandaşlık hukuku ve politikalarında giriştiği değişikliklerin demografik değişikliğe, etnik çeşitliliğin artmasına yol açtığına işaret eden Yeğen, bunların da Türkiye’de yeni sosyal ve siyasi sorunlara yol açtığını kaydediyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, 2023 seçimleri öncesinde halkın hoşnutsuzluğunu azaltmak için çok sayıda Suriyeli sığınmacının Türkiye’nin kontrolündeki Suriye topraklarına yerleştirilmesi konusunda harekete geçebileceğine dikkat çekilen analizde, bu yolla AK Parti hükümetinin aynı zamanda Kürtlerin bu bölgelerdeki varlığının azaltılmasını, Türk devletinin Suriye’deki varlığının da daha da pekiştirilmesini isteyebileceği aktarılıyor.

Bununla birlikte hem Suriyeli mültecilerin hem de Afgan göçmenlerin, Türkiye’deki kayıtlı ve kayıt dışı ekonominin ayrılmaz bir parçası haline geldiği, geniş çaplı bir politika değişikliğinin bu kesimleri ucuz işgücü için kullanan sektörleri rahatsız edebileceği belirtilirken, şunlar kaydediliyor:

“Türk vatandaşları ile ekonominin talepleri arasında sıkışan Türk hükümeti, muhtemelen bir grup Suriyeliyi Suriye’ye göndererek, bir grup Afganı da ‘sınır dışı ederek’, ekonomideki dengeyi kızdırmadan, Türk kamuoyuna mülteciler ve göçmenlerin gönderildiği izlenimini vermeye çalışacak.”

Erdoğan Öcalan hamlesine mi hazırlanıyor?

Bu arada Yeğen, seçimlere giden süreçte Erdoğan’ın, hapisteki PKK lideri Abdullah Öcalan’ın “sesinin duyulmasına” izin verebileceğini de iddia ediyor.

Kürtlerin siyasi olarak yabancılaşmasının, Erdoğan’ın 2023 seçimlerini kaybetmesine yol açabileceğini, kendisinin de bunun farkında olduğu aktaran Yeğen, “Erdoğan Kürt sorununa ilişkin yeniden bir tür reformist siyaset izlemeye başlayabilir” öngörüsüne yer verdi.

Mesut Yeğen, bu öngörüsüne ilişkin değerlendirmesini de şu ifadelerle tamamladı:

“Seçimlere fazla bir zaman kalmadığı için Erdoğan büyük ihtimalle hapisteki PKK lideri Öcalan’ın sesinin duyulmasına izin verecektir. Bununla da Kürt seçmenlerin, Kürt sorununa ilişkin reformist bir politikanın yeniden başladığını düşünmelerini sağlamak isteyebilir.”

Paylaşın

Uzak Doğu: Kuzey Kore’den Japon Denizi’nde Balistik Füze Denemesi

Uluslararası yaptırımlara rağmen füze denemelerine devam eden Kuzey Kore, Japon Denizi (Doğu Denizi) yönünde iki balistik füze fırlattı. Füze denemelerinin, ABD ile Güney Kore’nin hafta başında ortak askeri hava tatbikatı düzenlemesinin öncesinde gerçekleşmesi dikkati çekti.

Güney Kore Genelkurmay Başkanlığına göre, kısa menzilli iki balistik füze, Kuzey Kore’nin güneydoğusundaki Kangwon bölgesinden Japon Denizi (Doğu Denizi) yönüne fırlatıldı. Denemelerin yerel saatle öğleyin 11.59 ve 12.18’de gerçekleştiği kaydedildi.

Füze denemelerinin, ABD ile Güney Kore’nin hafta başında ortak askeri hava tatbikatı düzenlemesinin öncesinde gerçekleşmesi dikkati çekti.

Kuzey Kore son füze denemeleri, “provokatif ve işgal provası olduğunu” belirttiği ortak tatbikatları protesto amacıyla gerçekleştirdiğini bildirdi.

Kuzey Kore’nin son füze denemeleri:

  • 25 Eylül, Pazar: Bir ABD donanma gemisinin Kore yarımadası çevresindeki sulara ulaşmasının ertesi günü, kısa menzilli ilk füze denemesi yapıldı.
  • 28 Eylül, Çarşamba: ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris’in Seul’u ziyareti öncesi iki kısa menzilli füze fırlatıldı.
  • 29 Eylül, Perşembe: Harris’in Güney Kore’den ayrılması sonrası iki kısa menzilli füze denemesi daha yapıldı.
  • 1 Ekim, Cumartesi: ABD, Japonya, Güney Kore ortak askeri tatbikatları sürerken iki kısa menzilli füze daha fırlattı.
  • 4 Ekim, Salı: Orta menzilli balistik füzeyi Japonya üzerinden fırlattı.
  • 6 Ekim, Perşembe: İki kısa menzilli füze daha fırlatıldı.
  • 28 Ekim Perşembe: Japon Denizi’ne iki balistik füze fırlatıldı.

Nükleer silah tehlikesi

Uydu görüntüleri Kuzey Kore’nin nükleer silah deneme sahalarındaki tünelleri de yenilediğini gösteriyor.

Pyongyang 2018’de, eski ABD Başkanı Donald Trump döneminde kısa süreli olarak yaşanan diyalog sırasında, buraları yıktıklarını iddia etmişti.

Buna ek olarak Kuzey Kore geçen ay da nükleer kanunlarında değişikliğe gitti ve Kim Jong-un ülkenin “tartışılmaz şekilde nükleer güç” olduğuna dair kanunu imzaladı.

Tüm bu gelişmeler Kuzey Kore’nin 7. nükleer denemesini yapacağı endişelerini beraberinde getiriyor.

Uzmanlar bu denemenin, bu ay sonunda Çin’de yapılacak Komünist Parti Kongresi ile Kasım ayı başında ABD’deki ara seçimler arasında kalan 3 haftalık süreçte yığılabileceğini tahmin ediyor.

Paylaşın

AK Parti, ‘Türkiye Yüzyılı Vizyon Belgesi’nde Ne Vadedecek?

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, partisinin “Türkiye Yüzyılı Vizyon Belgesi”nde Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci yüzyılındaki vizyon ve hedeflerini anlatması bekleniyor.

AK Partili kaynaklar, Vizyon Belgesi’ni seçim beyannamesine giden yolda önemli bir adım olarak değerlendiriyor. Aynı kaynaklar, Erdoğan’ın konuşmasında “kapsayıcı bir dil kullanacağını ve kendisine oy vermeyenlere de ‘Gelin büyük Türkiye’yi birlikte inşa edelim’ çağrısında bulunacağını” belirtiyor.

Erdoğan’ın bu kapsamda özellikle Alevi toplumu, Kürtler ve gençlere yönelik özel mesajlar vermesi ve yeni Anayasa için de muhalefete çağrıda bulunması bekleniyor. Diğer yandan Erdoğan’ın konuşmasında savunma sanayi için geniş bir yer ayırdığı, bugüne kadar yapılan yerli ve milli projelerle ilgili de detaylı bilgi vereceği kaydediliyor. Buna paralel olarak da salonda yerli ve milli projelerin maketlerinin yer alması bekleniyor.

Toplantı öncesinde “Türkiye Yüzyılı” için de logo çalışması yapıldı. Logo için Cumhurbaşkanlığı forsundaki görselden esinlenilirken, logoda 16 Türk devletine atıfla 16 yıldır ve hilal etrafından yayılan 100 adet güneş ışınına yer verildi. Güneş ışınlarının ise Cumhuriyet’in yüzüncü yılına gönderme yaptığı belirtiliyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cuma günü AK Parti’nin “Türkiye Yüzyılı Vizyon Belgesi”ni kamuoyuna açıklayacak. Ankara Arena Kapalı Spor Salonu’nda düzenlenecek etkinliğe sanatçılar, sporcular, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, sosyal medya fenomenleri gibi toplumun birçok kesiminden isim davet edildi. Yaklaşık 30 bin kişinin katılımının beklendiği toplantı için “muhalif” olarak nitelendirilen gazetecilere de davetiye gitti.

Etkinlik için toplam 11 siyasi partiye de davet gönderildi. MHP, CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Hür Dava Partisi, BBP, DSP, Demokrat Parti, Vatan Partisi, Yeniden Refah Partisi ve Anavatan Partisi davet gönderilen partiler arasında bulunuyor.

“Kendi tabanında bir miktar heyecan yaratabilir”

Peki Erdoğan’ın bu çağrıları seçmende nasıl karşılık bulacak? Siyaset bilimcilere göre, Erdoğan’ın mesajları AKP’den giden seçmeni tutmaya yönelik olacak.

DW Türkçe’den Eray Görgülü‘nün sorularını yanıtlayan Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Berk Esen, AKP iktidarının Türkiye’yi otoriterleştirdiğini savunarak “Siyasetten ekonomiye, dış politikaya kadar Türkiye artık geriye gidiyor. Vadedecek pozitif somut bir programı yok” dedi. AKP’nin reform yapıyormuş havası vermek istediğini dile getiren Esen, “Ben bu adımı halkla ilişkiler faaliyeti olarak görüyorum. Otoriter rejimin ambalajını değiştirecekler, seçmene yeni şeyler söylüyormuş havası yaratacaklar” ifadesini kullandı.

İktisadi gerilemeyi çözecek yapısal bir adım atılması yönünde bir beklentisi olmadığını kaydeden Esen sözlerini “AKP, zaten demokratikleşme adımlarını atsa seçimi kazanamaz” iddiasında bulundu. İktidarın bu adımı, ekonomik hamlelerle desteklemesi durumunda kendi tabanında bir miktar heyecan yaratabileceğini ifade eden Esen, “Ancak, içi doldurulmamış soyut vaatler, kararsız seçmeni ne kadar geri çevirebilir bu da soru işareti” şeklinde sürdürdü.

“Seçmen açısından beklediği çıktıyı yaratmaz”

Ege Üniversitesi’nden siyaset bilimci Prof. Dr. Tanju Tosun da Erdoğan’ın Vizyon Belgesi’nde daha çok savunma sanayi ile ilgili çalışmalara yer verme ihtimalinin yüksek olduğunu söyledi. Tosun, “Anladığım kadarıyla savunma ve güvenlik üzerinden bugüne kadar üretmiş oldukları projelerinin takdimi olacak” görüşünü dile getirdi. İktidarın bu şekilde “güçlü Türkiye” mesajı vermek istediğini kaydeden Tosun, “Ancak bu mesajın yanına demokratik Türkiye vizyonu ile ilgili aksak demokrasi standartlarını dikkate aldığımızda ne koyabilecek?” sorusunu yöneltti.

“Dezenformasyon” yasası olarak da bilinen Basın Kanunu’nda değişiklik içeren ve “halkı yanıltıcı bilgiyi yayma” eylemine hapis cezası öngören kanunu hatırlatan Tosun, “Pragmatik yaklaşımla gitmeye hazırlanan seçmeni geri çağırmaya yönelik popülist birtakım sözün saltanatına dayalı vaatlerde bulunacaklar” ifadesini kullandı. Erdoğan’ın vereceği mesajların Kürt seçmen, Alevi toplumu açısından önemli olacağını da kaydeden Tosun, “Ancak orada da bir sahicilik sorunu olacaktır. Referanslara geri dönüp baktığımızda, seçmen açısından beklediği çıktıyı yaratmaz” tespitini yaptı.

“İktisadi açıdan bir beklentim yok”

Başkent Üniversitesi İktisat Bölüm Başkanı Prof. Dr. Uğur Emek de Vizyon Belgesi’ni ekonomik açıdan değerlendirdi. İktidarın para politikasından vazgeçtiğini Merkez Bankası’nın özerkliğini ortadan kaldırdığını ve maliye politikasını da seçim bütçesine dayandırdığını öne süren Emek, “Bu belgede iktisat adına bir beklentim yok” dedi.

Kur Korumalı Mevduat programını da aslında beklemediklerini kaydeden Emek, “Ama öyle garip şeyler yaratabiliyorlar ki, ne derse şaşırmam. İktisadi olarak iktisadın genel kabul görmüş ilkelerini reddeden siyasi iktidardan net bir şey beklemiyorum” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Vladimir Putin: Batı, Ukrayna’da ‘Kirli Ve Tehlikeli’ Bir Oyun Oynuyor

Kremlin ile güçlü bağlara düşünce kuruluşu Valday Kulübü tarafından düzenlenen toplantıda konuşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Batı’nın küresel hakimiyetinin çökmeye mahkum olduğunu ve ABD ile müttefiklerinin “bu kaçınılmaz çöküşü” önlemek için Ukrayna’da “tehlikeli, kanlı ve kirli” bir jeopolitik oyun oynadığını söyledi.

Haber Merkezi / “Rusya Batı’ya meydan okumuyor, Rusya sadece var olma hakkını savunuyor” diyen Putin, Batılıları Rusya’yı yok etmek, haritadan silmek istemekle” suçladı. Batı’nın jeopolitik amaçlarına ulaşmak için Rusya’yı daha savunmasız hale getirmeye çalıştığını söyleyen Putin, “Bunu başaramadılar ve asla başaramayacaklar” dedi.

“Batı’nın dünyadaki bölünmez hakimiyetine dayalı tarihi dönem, sonuna yaklaşıyor” diyen Putin, “Tarihi bir sınırda duruyoruz. Önümüzde, İkinci Dünya Savaşının sonundan bu yana karşı karşıya kalınan en tehlikeli, en kestirilemez ve aynı zamanda en önemli on yıl var” ifadelerini kullandı.

Batı’nın dünyanın ortak geleceği konusunda çok kutuplu dünyanın merkezleriyle; Rusya ve diğer önemli güçlerle konuşmak zorunda kalacağını belirten Putin, “Bu ne kadar çabuk olursa o kadar iyi” dedi.

Putin, Rusya’nın nükleer silah kullanmayı planladığına yönelik iddialara da yanıt vererek Rusya’nın askeri doktrininin nükleer silah kullanımına sadece savunma amaçlı olarak izin verdiğini vurguladı.

“Nükleer silahlar var olduğu sürece nükleer silahların kullanılması tehlikesi de olacaktır” diyen Putin, nükleer silahların sınırlandırılması konusunda ABD ile görüşmelere yeniden başlamaya hazır olduklarını ancak “stratejik istikrar” konusunda görüşme önerilerine Washington’dan yanıt gelmediğini söyledi.

Rusya Devlet Başkanı, Rusların ve Ukraynalıların tek bir halkın parçası olduğu yönündeki uzun süredir devam eden iddiasını yineledi ve Ukrayna’yı “yapay bir devlet” olarak tanımladı. Ukrayna’nın karşılık verme kabiliyetini küçümsediği söylentisini reddeden Putin, “özel askeri operasyonun” planlandığı gibi ilerlediğini söyledi.

Erdoğan, Çin ve Hindistan’a övgü

Putin, konuşmasında Türkiye ile iş birliğine ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ilişkisine de değindi. Türkiye ile Rusya’nın çok sayıda ortak çıkara sahip olduğunu belirten Putin, Erdoğan’ı “her zaman Türkiye’nin çıkarlarını savunan güçlü bir lider” olarak nitelendirdi.

Rus lider Erdoğan’ın her zaman “kolay bir muhatap” olmadığını ancak Türkiye’nin her zaman “güvenilir” ve anlaşmaya istekli olduğunu kaydetti.

Putin Çin ile ilişkilere de değindi. Çin ile ilişkilerin “eşi görülmemiş bir seviyeye” yükseldiğini belirten Putin, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile “yakın dost” olduklarını söyledi. Rus lider, ABD’nin Çin ile ilişkilerini bozarak yanlış yaptığını kaydetti, Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin Tayvan’ı ziyaretini “provokasyon” olarak nitelendirdi.

Putin, Rusya’nın tarihi yakın ilişkilere sahip olduğu Hindistan’ı da överek Hindistan’ın uluslararası alanda gelecekte önemli bir rol oynayacağını kaydetti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Valday Kulübü tarafından düzenlenen toplantıda yaptığı konuşmasından öne çıkan başlıklar şu şekilde:

“Rusya’yı yok edip jeopolitik haritadan silmeyi asla başaramadılar ve gelecekte de başaramayacaklar.

(Batı’nın hegemonyasını koruma arzusunun aksine) Rusya, kendisi bir hegemon olmayacak, böyle bir planımız yok.

Liberal ideoloji, bugün tanınmayacak kadar değişti. Başlangıçta klasik liberalizm, her insanın özgürlüğünü istediğinizi söyleme, istediğinizi yapma özgürlüğü olarak anladıysa da, 20. yüzyılda liberaller, açık toplumun düşmanları olduğunu ve bu düşmanların özgürlüğünün sınırlandırılması, hatta ellerinden alınması gerektiğini söylemeye başladılar. Şimdiyse liberalizm absürt hale geldi, herhangi bir alternatif bakış açısı yıkıcı, propaganda ve demokrasi tehdidi ilan ediliyor.

Birleşmiş Milletler ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin yapısının, dünyadaki çeşitliliği yansıtacak biçimde değiştirilmesini değerlendirmemiz gerekiyor.

Mevcut sert çatışma koşullarında, bağımsız, kendine özgü bir medeniyet olan Rusya, Batı’yı hiçbir zaman düşman olarak görmedi ve görmüyor. Amerikan, Fransız, İngiliz ve Alman düşmanlığı gibi yabancı düşmanlığı tezahürleri, Rus düşmanlığı ve Yahudi düşmanlığı gibi ırkçılığın biçimleridir.

Yeni dünya düzeninin en başta yasalara ve hukuka dayanması, özgür ve adil olması gerektiğini düşünüyoruz. Küresel ve ticaret de daha adil ve açık hale gelmeli.

Rusya, uluslararası ödemelerin yapılması için de olmak üzere, yeni uluslararası finans platformları oluşturma sürecinin kaçınılmaz olduğunu düşünüyor. Bu platformlar bağımsız, siyasetten arındırılmış, otomatikleştirilmiş olmalı ve tek bir yönetim merkezine bağlı olmamalıdır. Bu yapılabilir mi? Elbette. Birçok ülkenin çabalarını birleştirmesini gerektiriyor. Ancak bunu yapmak mümkün.

Dünyada nükleer silahlar bulunduğu sürece bu silahların kullanılması tehlikesi de her zaman bulunacak.

Tarihi bir dönüm noktasındayız. Önümüzde muhtemelen, İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden beriki en tehlikeli, en kestirilemez, fakat aynı anda da en önemli on yıllık dönem bulunuyor. İçinde bulunduğumuz durum şu anda bir ölçüde de büyük değişimlerin yaşandığı, devrimci bir dönem. Durumun böyle olması, tüm insanlığı tehdit eden bir krizler zincirine gebe. Bu karşıtlıkların yapıcı biçimde çözülmesiyse bugün en önemli, tarihi görevimizdir.

Rusya’nın Donbass ile ilgili bir şey yapması gerekiyordu, Rusya’nın kendi adına bir karar vermesi gerekiyordu, fakat Donbass’ın bağımsızlığını tanıyıp onları öylece bırakamazdık, zira bağımsız Donbass, Rusya’nın parçası haline gelmeden hayatta kalamazdı.

NATO’nun genişlemesi Rusya için kabul edilemezdi ve Batı bunu biliyordu, ancak görmezden geldi. NATO’nun genişlememesine ilişkin müzakereler basitçe reddedildi. Batı, Ukrayna’daki darbeyle pazularını esnetmek ve ‘evde patronun kim olduğunu göstermek’ istedi. Herkesi kendi saflarına çekmek istediler.

(Ukrayna konusunda ‘düşmanın hafife alındığı’ şeklinde bir hisse sahip olup olmadığı sorusu karşısında) Hayır, böyle bir hisse sahip değilim.

(Rusya ile Ukrayna arasında yaşananları bir iç savaş olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği sorusu üstüne) Kısmen evet, böyle değerlendirilebilir. Ukraynalılar ve Ruslar tek bir halk. Bu, tarihi bir gerçek. Ukrayna, yapay bir devlet. Ukrayna’nın egemenliğini garanti edebilecek tek ülke de, onu yaratan ülkedir, yani Rusya’dır. Ukraynalıların kendilerini ayrı bir halk olarak görmelerine gelince, buna sadece saygı gösterebiliriz.

Kısa bir süre öncesine kadar bir yarı-koloniye dönüşeceğimiz konusunda, Batı olmadan hiçbir şey yapamayacağımız konusunda endişeleniyorduk. Fakat hiç de endişe ettiğimiz gibi olmadı, hiçbir şey parçalanıp dağılmadı. Aksine, ekonomi temizlendi ve arınmış oldu.

Kiev rejimi, sürekli olarak nükleer silaha sahip olmak istediğini söylüyor. Zaporojye Nükleer Santrali’nde yaptıklarımızla ilgili sürekli konuşmalar var. Biz ne yapıyoruz ki? Bazen doğrudan, bazen de imada bulunarak nükleer santrale ateş açtığımızı söylüyorlar. Akıllarını yitirmiş olmalılar. Zira bu santrali biz kontrol ediyoruz ve orada bizim askerlerimiz var.

ABD’nin, kendi hakimiyeti dışında dünyaya verebileceği hiçbir şeyi yok.

İki tane Batı var: Birincisi, zengin bir kültüre sahip olan geleneksel Batı. İkincisiyse saldırgan ve kolonici Batı.

Erdoğan, her şeyden önce, belki de sadece Türkiye’nin, Türk halkının çıkarlarını ve Türk ekonomisinin çıkarlarını esas alan güçlü bir lider. Enerji konularındaki, TürkAkım’ın inşası konusundaki tutumu da büyük oranda bununla açıklanıyor.

(Erdoğan’ın kendisinin de başkalarından istifade etmeye çalışan bir lider olup olmadığı sorusu karşısında) Erdoğan, kendisini kullanmalarına ve üçüncü ülkelerin çıkarlarını gözetmeye zorlamalarına hiçbir zaman izin vermiyor. Ancak o, bizimle diyalogda da en başta kendi çıkarlarını koruyor. Onun başkalarını kullanmaya çalıştığını söyleyemeyiz, sadece kendisinin, hükümetinin, danışmanlarının en uygun bulduğu kararın alınması için mücadele ediyor.

Bu açıdan genel olarak Türkiye ve özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan zor partnerler. Birçok karar, uzun ve zorlu anlaşmazlıklar, müzakereler sonucunda alınıyor, ancak her iki tarafta da bu anlaşmalara varma arzusu mevcut ve biz de, genelde bu anlaşmalara varıyoruz.

Bu açıdan Erdoğan, elbette tutarlı ve güvenilir bir partner. Türkiye Cumhurbaşkanı’nın zor bir partner olduğunu ve her zaman kendi çıkarlarını, yani ülkesinin çıkarlarını gözettiğini söyledim.

Rusya ile Türkiye’nin turizm, inşaat ve tarım alanları da dahil pek çok kesişen çıkarı var. Şimdi de Avrupalı tüketiciler için Türkiye topraklarında bir gaz dağıtım merkezi kurulmasını teklif ettik. Türkiye tarafı bu teklifimizi kabul etti, tabii ki bunu yaparken her şeyden önce kendi çıkarlarını göz önünde bulundurdu.

Bir şeyden korkuyor olsaydım hiçbir şey yapamaz hâle gelirdim, davranışlarımı da bu düzenin anlayışları şekillendiriyor olurdu.

Rusya’nın çok sayıda dostu var, pek çok ülke, dışarıdan kendilerine bir şeyler dikte edildiği bu düzende yaşamaktan bıkmış durumda ve bizim bu dış güçlerle mücadelemizi görüyorlar.

Liz Truss, üstüne akıl yormadan, nükleer silahlar hakkında bir şeyler söyleyiverdi, böyle şeyler söylediği için çıldırmış olmalı. Washington, Truss’un söyledikleri ile arasına mesafe koyabilirdi, Truss’a katılmadıklarını söyleyebilirlerdi, fakat sessiz kalmayı seçtiler. Batılı ülkeler, başka ülkeleri ‘ayağa kalkmaya’ ve Rusya ile işbirliği yapmayı reddetmeye ikna etmek için böyle nükleer provokasyonlar kullanıyorlar.

Ukrayna’ya nükleer bir saldırı düzenlemeye ihtiyacımız yok, bunun siyasi veyahut askeri açıdan hiçbir manası ya da yararı yok.

Ermenistan ve Azerbaycan arasında bir barış anlaşmasına ihtiyaç var, ama hiçbir şeyi dayatamayız ve dikte edemeyiz, Ermeni halkının anlaşmanın parametreleriyle ilgili her seçimini destekleyeceğiz, ama Bakü ile bu konuda anlaşmak gerekiyor.

Kiev rejiminin temsilcileri Rusya ile son Ukraynalıya kadar savaşmaya hazır, çaldıkları ve Batı’daki bankalarda tuttukları milyarları koruyorlar. Ukrayna askeri birliklerinin son zamanlarındaki kayıpları neredeyse hep 1’e 7 veya 1’e 8 oranına ulaşıyor. Kiev, insanlara acımıyor. Ukrayna’da, milliyetçiler ve neo-Naziler arasında kaynaşma yaşanıyor, bu aslında büyük bir sorun.

Putin, Rusya’ya karşı koyma bağlamında Çin’le ilişkileri bozan ABD’nin normal olduğu konusunda şüpheli olduğunu belirtti. Putin, “Bir gram fikir yok, sadece saçmalık ve kibir var.” dedi.

Çin lideri Şi Cinping’i, Ukrayna’da özel operasyon başlatma planlarımız konusunda uyarmadım.

G20’ye gidebilirim, henüz düşünme aşamasındayım.

Rusya’da kamulaştırmaya gerek yok, piyasa koşullarına göre ilerliyoruz.

Rusya, Ukrayna ile müzakerelere hazır olduğunu defalarca söyledi, ancak Kiev rejimi görüşmelere devam etmeme kararı aldı. Washington’daki politikacılar, Ukrayna sorununu diplomasi yardımıyla çok hızlı bir şekilde çözebilir, sadece bir sinyal göndermeleri yeterli.

Odessa, dünyanın en güzel şehirlerinden biri, aynı anda hem çatışma noktası hem çözümün sembolü olabilir.

(ABD ile diyalog hakkında) Her türlü sorunun çözüme hazırız.

Özel harekatın ana amacı Donbass’a yardımdı, lakin ordumuz eski Novorossiya’ya yaklaştığında, yerli sakinlerin beklentilerine karşılık vermememiz mümkün değildi.

Rusya’da, dış tehditlerle mücadele konusunda genel olarak tam mutabakat var. Genel olarak Rusya’da toplum için büyük konsalidasyon var.

(Avrupa)Her konuda Washington’u arayan partnerle konuşmak mümkün değil.”

Paylaşın

Fenerbahçe’den Müthiş Geri Dönüş: 3-0 Geriye Düştüğü Maçta…

Avrupa Ligi’nde bir üst tura çıkmayı daha önce garantileyen Fenerbahçe, Şükrü Saraçoğlu’nda Fransa’nın Rennes takımını ağırladı. Hakem Novak Simovic’in düdük çaldığı karşılaşma 3-3 berabere sona erdi.

Haber Merkezi / Fenerbahçe’nin gollerini 42. dakikada Valencia 80. dakikada Zajc ve 88. dakikada Emre Mor atarken, Rennes’in gollerini ise 5 ve 30. dakikada Gouiri 16. dakikada Terrier kaydetti.

Fenerbahçe, UEFA Avrupa Ligi’nin son haftasında Dinamo Kiev ile deplasmanda karşılaşacak. Rennes ise sahasında AEK Larnaca’yı konuk edecek.

Grubun diğer maçında Dinamo Kiev ile AEK Larnaca 3-3 berabere kaldı. Larnaca puanını 4’e yükseltirken, Dinamo Kiev ise grupta ilk kez puanla tanıştı.

Goller:

5. dakikada ceza sahası içi sol tarafından Terrier’in içeri çevirdiği topa ön direkte Gouri’nin bekletmeden yaptığı vuruşta meşin yuvarlak filelere gitti. 0-1

16. dakikada Gouiri’nin ara pasında ceza sahası içinde topla buluşan Terrier’in vuruşunda meşin yuvarlak ağlara ağlarla buluştu. 0-2

30. dakikada ceza sahası içi sağ tarafında topa sahip olan Bourigeaud’un kale önüne pasında Gouiri, meşin yuvarlağı filelere yolladı. 0-3

2. dakikada ceza sahası dışından sol çaprazdan kazanılan serbest vuruşu İrfan Can Kahveci kullandı. Bu oyuncunun içeriye gönderdiği topa iyi yükselen Valencia kafayı vurdu. Meşin yuvarlak ağlarla buluştu: 1-3

82. dakikada sarı-lacivertli ekip, farkı 1’e indirdi. Sol çaprazdan kazanılan serbest vuruşu kullanan Zajc’ın şutunda, top sağ köşeden ağlarla buluştu: 2-3

88. dakikada sağ çaprazdan ceza sahasına giren Emre Mor, kaleciyle karşı karşıya kaldı. Emre Mor’un sol ayağıyla vuruşunda, meşin yuvarlak uzak kale direği dibinden ağlara gitti: 3-3

Stat: Şükrü Saraçoğlu

Hakemler: Novak Simovic, Nikola Djorovic, Milos Simovic

Fenerbahçe: Altay Bayındır, Serdar Aziz, Gustavo Henrique (Alioski dk. 60), Szalai, Arao (Zajc dk. 61), Osayi- Samel, İrfan Can Kahveci (Emre Mor dk. 61), Crespo, Lincoln (Arda Güler dk. 78), Pedro (Batshuayi dk. 61), Valencia

Rennes: Mandanda (Doğan Alemdar dk. 52), Traore, Theate, Rodon, Truffert, Bourigeaud (Assignon dk. 70), Tait, Ugochukwu, Terrier (Muinga dk. 84), Gouiri (Sulemana dk. 84), Majer (Desire Doue dk. 70)

Goller: Gouiri (dk. 5 ve 30), Terrier (dk. 16) (Rennes), Valencia (dk. 42), Zajc (dk. 80), Emre Mor (dk. 88) (Fenerbahçe)

Paylaşın

Trabzonspor, UEFA Avrupa Ligi’nde Tur Umudunu Son Haftaya Bıraktı

UEFA Avrupa Ligi H Grubu 5. maçında Kızılyıldız ile Trabzonspor, karşı karşıya geldi. Kızılyıldız, 37. dakikada Katai ve 64. dakikada Pesic’in golleriyle karşılaşmadan 2-1 galibiyetle ayrıldı.

Haber Merkezi / Trabzonspor’un tek golü 39. dakikada Bakasetas kaydetti. Trabzonspor, bu sonucun ardından 6 puanda kalırken, Kzılyıldız ise puanını 6’ya yükseltti.

Grubun diğer maçında Ferencvaros ile Monaco 1-1 berabere kaldı. Bu sonuçla Ferencvaros 10 puanla liderliğini sürdürdü, Monaco 7 puana yükselip 2. sıraya çıktı.

Trabzonspor 6. ve son hafta maçında Ferencvaros’u konuk edecek. Kızılyıldız ise Monaco deplasmanına gidecek.

Karşılaşmadan dakikalar:

21. dakikada Bakasetas’ın pasında ceza sahası yayı üzerinde topla buluşan Hamsik’in vuruşunda meşin yuvarlak kaleci Milan Borjan’da kaldı. 24. dakikada sağdan ceza sahası içine yapılan ortada kale sahasına yakın noktadan Katai vuruşunu Uğurcan Çakır çıkardı.

28. dakikada Bakasetas’ın uzak mesafeden yerden vuruşunda kaleci Borjan, meşin yuvarlağı kornere çeldi. 34. dakikada Bardhi’nin uzak mesafeden vuruşunda kaleci Borjan’ın müdahale ettiği meşin yuvarlak direkten döndü. Dönün topla buluşan Bakasetas’ın şutu kaleci Borjan’da kaldı.

37. dakikada Umut Bozok’un hatalı pasında Bukari, topu Katai’ye aktardı. Bu futbolcu da düzgün bir vuruşla meşin yuvarlağı kaleci Uğurcan Çakır’ın solundan filelerle buluşturdu: 1-0

39. dakikada Bakasetas’ın ceza alanı dışından sağ çaprazdan kullandığı serbest atışta, baraja çarparak yerden seken top, kaleci Borjan’ın üzerinden filelere gitti: 1-1

56. dakikada Bardhi’nin pasında ceza sahası sol çaprazında topla buluşan Hamsik’in vuruşunda meşin yuvarlak üst direkten oyun alanına döndü. Dönen topu savunma oyuncuları uzaklaştırdı.

64. dakikad sağ tarafta Eren Elmalı’dan sıyrılan Bukari’nin yerden ortasında yakın mesafeden Pesic, dokunarak topu filelere yolladı: 2-1

Stat: Rajko Mitic

Hakemler: Joao Pinheiro, Bruno Jesus, Luciano Maia

Kızılyıldız: Milan Borjan, Dragovic, Milunovic, Rodic, Erakovic, Kanga, Katai (Kanwa dk.75), Bukari, Srnic (Ivanic dk.61), Pesic, Mitrovic (Mustapha dk. 83)

Trabzonspor: Uğurcan Çakır, Larsen, Bartra, Hugo, Eren Elmalı, Gbamin (Abdulkadir Ömür dk. 69), Hamsik (Yusuf Yazıcı dk. 82), Bardhi (Lahtimi dk. 82), Bakasetas, Trezeguet, Umut Bozok (Djaniny dk. 69)

Goller: Katai (dk37), Pesic (dk. 65) (Kızılyıldız), Bakasetas (dk. 39) (Trabzonspor)

Paylaşın

Aysel Tuğluk, ‘Demans Nedeniyle’ Tahliye Edildi

Eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Aysel Tuğluk, Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) “cezaevinde kalamaz” raporu sonrası kaldığı Kocaeli’nin Kandıra ilçesinde yer alan cezaevinden tahliye edildi.

Haber Merkezi / İstanbul’da ailesiyle yaşaması ve tedavisini sürdürmesi beklenen Aysel Tuğluk, 28 Aralık 2016’da tutuklanmıştı.

Aysel Tuğluk hakkında, “terör örgütü yöneticisi olmak”  suçlamasıyla verilen 10 yıllık hapis cezası, Yargıtay 16. Ceza Dairesi tarafından 25 Şubat 2020’da onanmıştı.

Tuğluk hakkında hazırlanan iddianamede, kuruluşunda yer aldığı ve Eylül 2014’e kadar Eş Başkanlığını yaptığı Demokratik Toplum Kongresi’ndeki (DTK) çalışmaları sırasında medyaya verdiği demeçler ve katıldığı cenaze törenleri delil olarak gösterilmişti.

Süreç nasıl ilerledi?

Aysel Tuğluk, 1-4 Şubat tarihleri arasında İstanbul Adli Tıp Kurumu’nda gözlem altında tutuldu ve hazırlanan 25 sayfalık raporda “Hafif bilişsel bozukluk gösterdiği buna karşılık davranış bozukluğu göstermediği ve çevresiyle uyumlu olduğu” belirtildi.

ATK raporunda Tuğluk’un “Ceza sorumluluğunun tam olduğu’ kanaatine yer vermişti. Bu karar, Tuğluk’u, yargılandığı Kobani Davası’nda mahkemede savunma yapmak zorunda bırakmıştı.

Avukatlar karara itiraz edince ATK 3. İhtisas Kurulu, 22 Haziran 2022 tarihinde yeni bir rapor hazırladı ama sonuç değişmedi. Bu raporda da Tuğluk’un “Cezaevinde tek başına hayatını idame edebileceği” belirtilmişti.

Avukatların, ATK raporuna yaptığı itirazlar ve Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) ‘sağlık durumuna’ ilişkin bilgi talep etmesi nedeniyle Tuğluk, 16 Eylül’de yeniden ATK’ye gönderildi.

Bir aylık sürecin sonucunda ATK, geçtiğimiz cuma günü (21 Ekim) Tuğluk’un beyin MR’nın çekilmesi istedi ve Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk etti.

MR raporunun da hazırlanmasının ardından ATK, Tuğluk ile ilişkin raporunu hazırladı. ATK, Tuğluk için “cezaevinde kalamaz” raporu verdi.

Tuğluk için hazırlanan raporlarda ne denilmişti?

  • 15 Mart 2021’de İzmit Seka Devlet Hastanesi, Aysel Tuğluk’a Alzheimer tanısı koydu.
  • 12 Temmuz 2021’de Kocaeli üniversitesi Adli Tıp Kurumu, Tuğluk için “hastalığı nedeniyle hayatını tek başına devam ettiremeyeceği ve cezaevinde tek başına kalamayacağını, cezasının ertelenmesi” yönünde rapor verdi.
  • Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı, Kocaeli Üniversitesi’nin verdiği bu rapor üzerine Tuğluk’u İstanbul ATK’ye gönderdi.
  • 3 Eylül 2021’de ATK rapor hazırladı ve “düzenli poliklinik kontrolleriyle cezaevinde kalabilir” dedi.
  • Tuğluk avukatları Reyhan Yalçındağ- Baydemir ve Serdar Çelebi, TİHV’e rapor hazırlamaları için başvuru yaptı.
  • TİHV, 30 Eylül 2021’de hazırladığı raporda, “ATK raporları ve hastane raporları arasında çelişki bulunduğundan bu çelişkinin giderilmesi amacıyla, kişide sözü edilen demans hastalığına yönelik incelemelerin bu hastalıkla ilgili araştırma, tetkik ve tedavisinde uzmanlaşmış bir akademik merkezde yeniden değerlendirilmesi…” gerektiği belirtildi.
  • Kobani Davası mahkeme heyeti, Tuğluk’un duruşmada savunma yapıp yapamayacağını tespit edilmesi için hastaneden rapor istedi. Tuğluk, bu karar üzerine 21 Aralık 2021’de yeniden İzmit Seka Devlet Hastanesi’ne sevk edildi. Hastane, Tuğluk’un demans tanısının sabit olduğunu ve durumunda ilerleme kaydedildiği notunu düşerek, savunma yapıp yapamayacağına dair kararın ATK’nin vermesi gerektiğini belirtti.
  • Tuğluk, ATK’ye gönderildi. ATK, 25 Şubat 2022’de verdiği raporda, “hafif bilişsel bozukluk” olduğunu ve kısmi olarak “savunma yapabileceğini” belirtti. Ayrıca söz konusu raporda mahkemeden talep edilmediği halde, “ceza sorumluluğu tamdır” denildi.
  • İstanbul Üniversitesi’nin 4 Şubat 2022’de hazırladığı raporda ise; Tuğluk’un “atipik, hızlı seyirli demans” olduğu belirtildi ve tedavisinin ancak hastane koşullarında mümkün olduğu ifade edildi.
  • TİHV, 5 Mayıs 2022′ de hazırladığı ikinci raporda ise “cezaevi koşullarında hayatını idame ettiremeyeceğini” belirtti.
  • ATK, 14 Nisan 2022, infazın ertelenmesi için yeniden rapor hazırladı, bu raporda ise; “hafif bilişsel bozukluk, hayatını yalnız idame ettirebilir” değerlenmesi yaptı.
  • ATK, 22 Haziran 2022’de hazırladığı raporda da, şu ifadelere yer verdi: “ATK’nin tedavisi ve önerilen aralıklarla düzenli Nöroloji ve psikiyatri poliklinik kontrollerinin sağlanarak cezaevi şartlarında infazına devam edilebileceği, hastalıklarının ilerlemesi veya vasfının değişmesi durumunda son durumu gösterir sağlık kurulu raporunun gönderilmesi ile yeniden değerlendirilebileceği oy çokluğu ile mütalaa olunur.
Paylaşın

ECB Faizleri 75 Puan Artırdı: 2009’dan Bu Yana En Yüksek Seviye

Almanya’nın Frankfurt kentinde toplanan 25 üyeli Avrupa Merkez Bankası (ECB) Para Politikası Kurulu, üç temel politika faizini 75 baz puan artırarak, 2009’dan bu yana en yüksek seviyesine çıkardı. ECB’nin aralık ayındaki toplantısında da 50 baz puan faiz artırmasına kesin gözüyle bakılıyor. 

Haber Merkezi / ECB, 19 ülkeden oluşan Euro Bölgesi’nde faiz oranlarını sadece üç ay içinde 2 puan artırdı. 2005-2007 yılları arasındaki faiz artırımı döneminde bu süre 18 ay, 1999-2000 yıllarında ise 17 ay sürmüştü.

Lagarde’dan eleştirilere “enflasyon” yanıtı

Ekonomide resesyon beklentilerine rağmen enflasyonla mücadele adına alınan faiz artırım kararları yüksek borç oranına sahip İtalya ve Fransa gibi Euro Bölgesi ülkelerinde eleştirilere yol açmıştı. İtalya’nın yeni Başbakanı Giorgia Meloni, güçlü faiz artışlarının özellikle yüksek borçlu ülkeler açısından riskli olduğu eleştirisi yapmış, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da yüksek enflasyonla mücadelede talebe darbe vurulmaması uyarısında bulunmuştu.

ECB Başkanı Christine Lagarde, eleştirilere karşı faiz artış kararını savunarak, ECB’nin bir görevinin de enflasyonla mücadele olduğunu vurguladı. Hızlı artış oranlarının enflasyonu düşürmede ve ekonomik toparlanmanın teşvikinde “en uygun” yol olduğunu belirten Lagarde, önümüzdeki dönemde de faiz artışlarının süreceği mesajı verdi. ECB’nin yıllık enflasyon hedefi yüzde 2 olarak belirlenmişti.

Konjonktürle ilgili karamsar bir tablo çizen Lagarde, doğal gaz krizi ve fiyat artışları ışığında üçüncü çeyrekte ekonomik faaliyetlerde belirgin yavaşlama olduğunu, yılın geri kalanında ve önümüzdeki yılın başında da bu yavaşlamanın devam etmesini beklediklerini söyledi. Lagarde Euro Bölgesi ülkelerini, borçları azaltma çabalarını sürdürmeye çağırdı.

Dünyanın dört bir yanında merkez bankaları, işletmeler ve tüketiciler için kredi maliyetini yönlendiren faiz oranlarını, enflasyonu dizginlemek amacıyla hızla yükseltiyor. Ekonomistler, tüketicilerin satın alma gücünü azaltan enflasyon sebebiyle ABD ile 19 üyeli Euro Bölgesi’nde bir resesyon olacağını öngörüyor.

Son haftalarda değer kayıpları sonrası Dolar’ın gerisine düşen Euro, faizlerin yükseltileceği beklentisi nedeniyle 20 Eylül’den bu yana ilk kez 1 seviyesinin üzerine çıkmıştı.

ABD Merkez Bankası’nın da yeni faiz artırımına gitmesi bekleniyor

Para piyasalarındaki fiyatlamalarda gelecek hafta yapılacak toplantıda Fed’in 75 baz puan faiz artırmasına kesin gözüyle bakılırken, aralık toplantısında 50 baz puan faiz artırımı yapılacağına yönelik beklentiler güçlenmeyi sürdürüyor. Fed’in aralıkta yüzde 55 ihtimalle 50 baz puan, yüzde 39 ihtimalle 75 baz puan faiz artıracağı öngörülüyor.

Paylaşın

TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı Tutuklandı

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Başkanı Şebnem Korur Fincancı, “terör örgütü propagandası yapmak” ve “Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, devletin kurum ve organlarını aşağılama” suçundan sevk edildiği mahkemece tutuklandı.

Haber Merkezi / Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının, “terör örgütü propagandası yapmak” ve “Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, devletin kurum ve organlarını aşağılama” iddialarıyla açtığı soruşturma kapsamında gözaltına alınan TTB Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, emniyetteki işlemleri tamamlandıktan sonra adliyeye sevk edildi.

Dört saat süren savcılık ifadesinin ardından Şebnem Korur Fincancı, “örgüt propagandası yapmak” suçlamasıyla tutuklanması talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edildi. Üç saat süren hakimlik sorgusunu ardından Şebnem Korur Fincancı, “örgüt propagandası” suçlamasıyla tutuklandı.

TTB, Fincancı’nın tutuklanmasıyla ilgili açıklama yaptı. Açıklamayı yapan TTB İkinci Başkanı Ali İhsan Ökten, “TTB ve tabip odaları olarak uzun yıllardır; yaşam hakkı, sağlıkta şiddet, hekimlerin  özlük hakları ve toplum sağlığı için büyük bir mücadele yürütüyoruz” dedi. 

Ne olmuştu?

Medya Haber’e konuşan Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, TSK’nın askeri operasyonlarda kimyasal silah kullandığı iddialarına ilişkin görüntüleri incelediğini belirtti: Belli ki sinir sistemini doğrudan tutan toksik-zehirli kimyasal gazlardan biri kullanılmış durumda. Her ne kadar kullanılması yasak olsa da çatışmalarda kullanıldığını görüyoruz.

Bağımsız heyetlerin bölgede inceleme yapmasının uluslararası sözleşmeler gereği zorunlu olduğunu belirten Şebnem Korur Fincancı, “Uluslararası sözleşmelerin uygulanması ve kimyasal silahların kullanımını yasaklayan Cenevre Sözleşmesi kapsamında böyle bir iddia ortaya çıktığında nasıl bir araştırma yapılacağı da Minnesota Protokolü’nün ilkelerinin ele alınması gerekiyor,” dedi.

Fincancı açıklamalarının ardından Yeni Şafak gazetesi, “TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı’dan ihanet dolu sözler: PKK kanalında TSK’ya iftira attı” şeklinde bir haber yayınladı. Sabah gazetesi de “Emekli komutanlar PKK’nın ‘Kimyasal Silah’ iftirasına ateş püskürdü: Şebnem Korur Fincancı hukuk önünde hesap versin!” haberinde emekli generallerin açıklamalarına yer verdi.

Erdoğan ve Bahçeli’nin ağır eleştirileri

TTB Başkanı Korur Fincancı, Türk ordusunun Irak’ın kuzeyindeki operasyonlarında kimyasal silah kullandığına dair iddialar olduğunu ve bunların araştırılması gerektiğini ifade etmişti. Bunun üzerine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Türk Tabipleri Birliği Başkanı ile ilgili yargı harekete geçmiştir. Hem bu kişiyle, hem bu kurumla ilgili adımlar atılacak. Bakanlarımıza, Tabipler Birliği başta olmak üzere meslek örgütlerinde yeni yapıya geçilmesine yönelik mevzuat çalışmalarının hızlandırılması talimatı verdik. Gerekirse yasal düzenlemeyle bu ismin değişmesini sağlayacağız” açıklamasında bulunmuş; Salı günü meclis grup toplantısında konuşan MHP Genel Başkanı Bahçeli de, TTB’nin kapatılmasını ve Şebnem Korur Fincancı’nın vatandaşlıktan çıkarılmasını talep etmişti.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı hakkında soruşturma başlattığını açıkladı: 20.10.2022 tarihinde PKK/YPG silahlı terör örgütünün sözde yayın organına yaptığı açıklamalar nedeniyle Türk Tabipler Birliği Başkanı Şebnem Korur Fincancı hakkında, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 7/2 maddesi kapsamında Terör Örgütü Propagandası Yapmak ve 5237 yılı Türk Ceza Kanununun 301/2. maddesi kapsamında Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama suçlarından, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığımızca soruşturma başlatılmıştır.

Paylaşın