İsveç’te Anayasa Değişikliği Tartışmaları: Türkiye Detayı

Temmuz ayında yeni terör yasasının yürürlüğe girdiği İsveç’te bu yönde yapılacak Anayasa değişikliği tartışılıyor. Anayasa değişikliği ile terör örgütlerine katılımın özendirilmesi, propagandasının yapılması ve bireylerin terör eylemlerine teşvik edilmesinin önlenmesi hedefleniyor.

Tasarı, Andersson hükümetinin değişmesiyle sonuçlanan Eylül seçimlerinden önce, parlamantodaki ilk tur oylamada kabul edilmişti. Şimdi 16 Kasım’da ikinci ve son kez oynalanacak. Kabul edilmesine kesin gözüyle bakılan değişiklik 1 Ocak 2023’te yürürlüğe girecek.

Türkiye’nin “terör örgütlerine yuva olmakla” suçladığı İsveç, gelecek hafta yapılacak anayasa değişikliğini tartışıyor. Anayasa değişikliği ile hükümet ve kolluk kuvvetlerine, “terörist organizasyonlarla ilişki görülmesi durumunda örgütlenme hürriyetini engelleme hakkı” veriliyor.

Öneride, “Değişiklik ile İsveç, terörle daha fazla ve yeni yöntemlerle mücadele etme kabiliyeti kazanacak” deniyor.

Stockholm, belirli durumlarda örgütlenme özgürlüğün kısıtlanmasını öngören düzenleme ile Ankara’nın itirazlarını yumuşatabilmeyi umuyor. İnsan hakları örgütleri ve bazı muhalefet partileri ise tepkili.

Hazırlıklarına NATO adaylığından çok önce başlansa da Ankara’nın, İsveç’i İttifak’a katılımını veto etmekle tehdit ettiği bir ortamda 16 Kasım’da yapılacak oylama ayrıca önem kazandı.

İsveç’in yeni Başbakanı Ulf Kristersson da 8 Kasım’da Ankara’ya yaptığı ilk yurt dışı ziyareti sırasında Türkiye’nin terörle ilgili eleştirilerini ciddiye aldıklarını, yasal değişiklikler yapacaklarını söylemişti. Değişiklik için “Yasal otoritelere terörle mücadelede kas gücü sağlayacak” yorumunu yapan Başbakan Kristersson, “Terör faaliyetleri ister İsveç’i ister Türkiye’yi hedefliyor olsun, eşit derecede ciddiye alarak mücadele edeceğiz” diye konuşmuştu.

Sol Parti itiraz ediyor

İsveç parlamentosu Riksdag’da 24 sandalyesi bulunan Sol Parti, örgütlenme hakkının kısıtlanacağı endişesiyle planlanan değişikliğe “hayır” oyu vereceğini açıklayan tek parti. Bazı Sol Parti milletvekillerinin Temmuz ayında PKK bayraklarıyla çektirdiği fotoğraf da tartışma yaratmıştı. Türkiye’den gelen tepki üzerine dönemin Başbakanı Magdalena Andersson, PKK’nın “terör örgütü listesinde olduğunu” belirterek vekillere tepki göstermişti.

DW Türkçe’den Muhammed Kafadar’ın sorularını yanıtlayan Stockholm Üniversitesi Türkiye Araştırmaları Enstitüsü Direktörü Paul Levin’e göre değişiklik uzun süredir üniversiteler ve sivil toplum kuruluşları gibi geniş bir kesimin görüşlerine açıktı ve tepkiler genelde olumlu oldu.

Yine de Uluslararası Af Örgütü ve İsveç merkezli Sivil Hak Savunucuları hak ihlalleri yaşanabileceğine dair itirazlarını dile getiriyor. İnsan hakları örgütleri, Türkiye, İsveç ve Finlandiya arasında Haziran ayında Madrid’de imzalanan üçlü mutabakat ile bazı terör şüphelilerinin Türkiye’ye iade edilmesine zemin hazırlanmasına da adil yargılama yapılmayacağı gerekçesiyle karşı çıkıyor.

Düzenleme 1 Ocak’ta yürürlüğe girecek

Aslında 2019’dan beri tartışılan anayasa değişikliğine dair yasama süreci İsveç’in NATO adaylığından çok önce başlamıştı.

Peki düzenleme Türkiye’nin itirazlarına yanıt verebilecek mi?

Paul Levin, “Bu polise, terörü desteklemeleri halinde miting veya protesto gösterilerini engelleme hakkı verebilir. Bugüne kadar böyle bir şey söz konusu değildi” yorumunu yaptı.

Son şeklini Nisan ayında alan Anayasa değişikliği ile terör örgütlerine katılımın özendirilmesi, propagandasının yapılması ve bireylerin terör eylemlerine teşvik edilmesinin önlenmesi hedefleniyor. Tasarı, Andersson hükümetinin değişmesiyle sonuçlanan Eylül seçimlerinden önce, parlamantodaki ilk tur oylamada kabul edilmişti. Şimdi 16 Kasım’da ikinci ve son kez oynalanacak. Kabul edilmesine kesin gözüyle bakılan değişiklik 1 Ocak 2023’te yürürlüğe girecek.

Ancak Stockholm Üniversitesi’nden uluslararası hukuk profesörü Dr. Mark Klamberg’e göre PKK sembollü yürüyüşler hâlâ ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilir. Klamberg, düzenleme ile terör örgütlerinin desteklenmesi veya katılımın özendirilmesinin cezaya tabi olduğuna dikkat çekti, “Sadece sempati ifade etmek suç sayılmayabilir” değerlendirmesini yaptı.

Bu peş peşe ikinci değişiklik

Anayasa değişikliği, İsveç’in terör kanunlarını sıkılaştırmak yönünde attığı ikinci adım oldu. Ülkede Temmuz ayında daha sert yeni terör yasası yürürlüğe girmişti.

Yasama sürecine yine NATO adaylığından önce başlanan kapsamlı “Terör Suçları Yasası” ile terörle bağlantılı suçların hemen hepsinde cezalar ağırlaştırıldı. Ayrıca terörün tanımı daha geniş şekilde ele alındı. Dönemin hükümeti, 31 Mayıs’ta mecliste kabul edilerek 1 Temmuz’da yürürlüğe giren değişiklik ile Ankara’nın itirazını yumuşatmayı hedefliyordu. Ancak bu yeni kanuna göre de Türkiye’yi rahatsız eden PKK bayraklı eylemler suç sayılmıyor.

İsveç, PKK’yı 1984’te terör örgütü olarak tanıyan ilk Avrupa ülkesi olmuştu.

Paylaşın

İYİ Parti’de Cumhurbaşkanı Adaylığı İçin “Meral Akşener” Sesleri

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Demokrat Parti’den oluşan ‘Altılı Masa’nın 14 Kasım’daki toplantısı öncesinde ortak cumhurbaşkanlığı adaylığı ile ilgili tartışmalar devam ederken İYİ Parti’de yeni gelişmeler yaşanıyor. Edinilen bilgilere göre İYİ Parti il başkanları, bir süredir Akşener’e adaylık için baskı yapıyor.

İYİ Parti İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu, yaptığı değerlendirmede “seçmenden Meral Akşener’in neden adaylıktan vazgeçtiği” sorusunu çok fazla duyduklarını söylerken partinin İzmir İl Başkanı Hüsmen Kırkpınar da “30 ilçeyi en az 5 kez dolaştık. Seçmenin önceliği bugünkü iktidardan kurtulmak. Gittiğimiz her yerde genel başkanımızın ismini tabii ki duyuyoruz” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in “Başbakanlığa talibim” açıklamasının ardından adaylık için İYİ Parti’de Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın ismi dillendirilmeye başlanmıştı. Ancak son zamanlarda İYİ Partili kaynaklar, CHP’li bir belediyenin başkanı olduğuna dikkat çektikleri Yavaş’ın adaylık için bir irade beyanı ortaya koyması gerektiğini söylüyordu. İYİ Parti il başkanları da bu süreçteki toplantılarda seçmenden sık sık Mansur Yavaş’ın da ismini duyduklarını ancak bununla birlikte genel başkanlarını aday olarak görmek istediklerini dile getiriyordu.

“Meral Akşener cumhurbaşkanı adayı olsun”

İYİ Parti’de son dönemde Mansur Yavaş’ın beklenen iradeyi ortaya koyamadığı değerlendirmesi yapılıyor. Bu yüzden de Akşener’in başbakanlık yerine cumhurbaşkanı adayı olması yönünde görüşün ağırlık kazandığı öğrenildi. İYİ Partili yetkililer, kulislerde Akşener’in “seçilebilecek aday” vurgusuna dikkat çekerek Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu kritere uymadığını savunuyor. Ortak adayın açıklanması konusunda da gecikildiğini dile getiren İYİ Partili yetkililer, öncelikli olarak Akşener’in adaylığı olmazsa Mansur Yavaş’ın ikna edilmesi gerektiği üzerinde duruyor.

Peki İYİ Parti tabanı tartışmalarla ilgili ne düşünüyor?

İYİ Parti İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu, DW Türkçe’den Eray Görgülü’nün sorularını yanıtladı. “İl başkanlarının da tüm parti mensuplarının da genel başkanımızı cumhurbaşkanı adayı olarak görmek istemeleri kadar daha doğal bir şey yok” diyen Kavuncu, “Kimin aday olacağının kararı, altılı masanın kararıdır” ifadesini kullandı.

Daha önce sahada en çok Mansur Yavaş’ın ismini duyduklarına yönelik açıklamasını hatırlatan Kavuncu, “Bu bir arzu değildir. Muhafazakar ve Cumhur İttifakı’ndan kopmuş seçmenle görüştüğümüzde böyle bir ağırlığı oluyor. Onu görüyoruz ve onu söylüyoruz” diye konuştu. Akşener’in “kazanacak aday” vurgusunu hatırlatan Kavuncu, seçmenden bir yandan da “Akşener neden adaylıktan vazgeçti sorusunu çok duyuyoruz” ifadesini de kullandı. Kavuncu, seçmenden aldıkları talepleri ve izlenimleri Akşener’e aktardıklarını da anlattı.

Kırkpınar: Genel başkanımızın ismini her yerde duyuyoruz

İYİ Parti İzmir İl Başkanı Hüsmen Kırkpınar da Akşener’in başbakanlığa talip olduğu yönündeki açıklamayı hatırlatarak “Genel başkanımızın üzerine titrediği tek konu var. Parlamenter sisteme geçmek” dedi. Çatı adayın kazanması halinde bu sürecin taçlanacağını ifade eden Kırkpınar, “Herhangi bir partinin parlamentonun sayısı çok önemli değil. Önemli olan çatı adayın kazanması ve parlamenter sisteme geçilmesi” diye konuştu.

Kongrelerinin devam etmesine karşın halen seçmeni dinlemeye devam ettiklerini ve bugüne kadar 30 ilçeyi en az beş kez dolaştıklarını kaydeden Kırkpınar, “Kamuoyu yoklamalarında Ankara ve İstanbul belediye başkanlarının ismi önde çıkıyordu. Genel başkanımızın ismini de gittiğimiz her yerde duyuyoruz” dedi. Akşener’in tüm kararlarını parti yetkili kurullarına danışarak aldığını dile getiren Kırkpınar, “Teşkilat olarak genel başkanımızın alacağı her kararın arkasındayız” ifadesini kullandı.

İYİ Parti Kırıkkale İl Başkanı Bülent Şükrü Altınışık da “Tabii ki her partili genel başkanını cumhurbaşkanı olarak görmek ister. Ancak Genel Başkanımızın aday olmayacağı yönünde kararı var. Bu konuyu da kesinlikle kabul etmiyor” dedi. İl başkanları olarak ayda en az bir kez Genel Başkan Akşener başkanlığında bir araya geldiklerini belirten Altınışık, “Bu toplantılarda bazı arkadaşlarımız genel başkanımızın aday olması yönünde taleplerini iletiyor. Ama şu ana kadar genel başkanımız böyle bir söylemi dahi kabul etmedi” ifadelerini kullandı.

Ensarioğlu: Gönlümüzden geçen Akşener’dir

İYİ Parti Diyarbakır İl Başkanı Vejdin Ensarioğlu da Diyarbakır’da altılı masanın konuştuğu adayların yanı sıra başka isimlerin de gündeme geldiğine dikkat çekti.

“Ama burada amaç bir kişiyi cumhurbaşkanı yapmak değil. Amacımız, güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişi sağlayacak bir isme ihtiyacımız var” diyen Ensarioğlu, Mansur Yavaş’ın da Diyarbakır’da en çok konuşulan isimlerden biri olduğunu aktardı.

Ensarioğlu, “Ancak Mansur Yavaş’ın genel başkanı Kılıçdaroğludur. Sayın Genel Başkanımız Akşener, Yavaş’ın aday olup olmaması konusunda bir girişimde bulunamaz, buna karar verecek Sayın Kılıçdaroğlu’dur” diye konuştu. İl başkanları toplantısında zaman zaman bazı il başkanlarının Akşener’in cumhurbaşkanlığı adaylığı ile ilgili konuyu gündeme getirdiğini kaydeden Ensarioğlu, “Tabii ki, gönlümüzden geçen aday genel başkanımızdır, onu her yere yakıştırıyoruz. Ancak aldığı kararın da arkasındayız” dedi.

“Taban Kılıçdaroğlu’nun kazanacağına inanmıyor”

İsminin açıklanmasını istemeyen bir başka İYİ Partili il başkanı ise Akşener’in “başbakanlığa talibim” açıklamasının ardından hem kendisinin hem de birçok il başkanının cumhurbaşkanı adayı olması yönünde taleplerini Akşener’e ilettiklerini söyledi. Akşener’in bu talepleri şimdiye kadar reddettiğini kaydeden il başkanı, “Tabanın neredeyse tamamı Kılıçdaroğlu’nun kazanacağına inanmıyor. Bu yüzden de taban öncelikli olarak genel başkanımızı aday olarak görmek istiyor. Genel başkanımız başbakan adayı olacaksa da Mansur Yavaş’ın adaylık için konuşulması gerektiğine inanıyor” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Türkiye’ye Yeni Bir Yol Haritası Hazırlıyoruz

Bursa’da iş insanlarına hitap eden CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Türkiye’nin yaşadığı pek çok sorunu ben de biliyorum, siz de biliyorsunuz. İş insanları olarak elini taşın altına koyan insanlarsınız. Ülkeyi büyütmek, istihdam yaratmak, güçlü bir Türkiye inşa etmek, kazanmak, kazandığını harcamak, devletine vergi vermek, adalet doygusunun güçlenmesini sağlamak ve bu beklenti içinde görev yapmak, çalışmak hepimizin beklentisi” dedi ve ekledi:

“Var olan sorunlar malum. Her birimizin kafasında büyük soru işaretleri var. Türkiye bu badireyi nasıl aşar, nasıl aydınlığa çıkar? Her şeyden önce, eğer bir yol ve yöntem öneriyorsanız onun sağlıklı ve tutarlı bir stratejisinin olması lazım. Elinizde tutarlı bir strateji yoksa, bir strateji geliştirmemişseniz sorunu çözemezsiniz. Yani ‘akşam yatayım, sabah kalkayım, sorunu çözeyim’ değil. Planlı, programlı, öngörülebilir, sürdürülebilirliği olan bir stratejinizin olması lazım. Bu stratejiyi değeli iş insanlarına anlatmak isterim. Böyle bir stratejiniz var, bunu hayata geçirmek istiyorsanız sorunları çözebilirsiniz. Ama halk ile beraber, demokratik kurallar içinde.”

Dört ayaklı bir stratejisi hayata geçiremezse Türkiye, asla ve asla başarılı olamayacağını belirten CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında şu ifadeleri kullandı:

“Dört ayaklı bir stratejiyi, yani iç içe geçen halkaları bir arada tutamaz ve büyütemezse Türkiye, bölgesinde de dünyada da sözü geçen bir ülke olamaz. Nedir bunlar? Birincisi şu; demokrasi. Yani can ve mal güvenliği. Bir iş insanın, dünyanın neresinde olursa olsun yatırım yaparken aradığı, can ve mal güvenliğidir, adalettir, demokrasidir. Bunlar var mı? Yok. Gittim, ABD’ye ve İngiltere’ye de gittim. Almanya’ya da gideceğim. Hangi adımları atmalıyız diye bu arayış içinde gittim. Bunu daha sonra sizler ve halkımız ile detaylı paylaşacağız.

Demokrasi dediğimiz, düşünce özgürlüğü demektir. Demokrasi dediğimiz, yargı bağımsızlığı demektir, güçler ayrılığı demektir. Demokrasi, düşünceyi ifade özgürlüğü, insanların düşüncelerinden ötürü suçlanmaması, medya özgürlüğü demektir. Bunların olduğu bir çerçeve, iş dünyasına güven verir. Dolayısıyla herhangi bir iş insanı, herhangi bir yerde haksızlığa uğradığında, adalet mekanizmasının hakkını teslim edeceği yolunda güçlü irade sergilediğini düşünecek. ‘Ben haksızlığa mı uğradım, o zaman mahkemeye başvurur, hakkımı ararım.’ Böyle bir adalet duygusunu hem içselleştirmek hem de doğrudan doğruya hayata geçirmemiz gerekiyor.

“Üreten Türkiye”

İkinci bir adımımız daha var; üreten Türkiye. Soru şu; neyi üreteceğiz? Neyi üreteceğiz, ürettiğimiz şeyden ne kazanacağız? Beş TIR dolusu makine alışı yapabilirsiniz, satabilirsiniz, iyi de gelir elde edebilirsiniz. Emin olun, biri çanta ile gelip sizden daha fazla para kazanıyorsa oturup düşünmemiz gerekir. Bilgi ekonomisi dediğimiz bir kavram var. Bizim siyasetçilerin bilmediği, hiç akıllarına dahi gelmeyen bir kavram. Bilgiye dayalı ekonomi eğer olmazsa Türkiye, katma değeri yüksek ürün üretemez. Bilgiye dayalı ekonomi ne demektir? Üniversitelerinin bilgi ürettiği, sanayicinin de üretilen bilgiyi elle tutulur metaya dönüştürdüğü bir süreçtir. Sürdürülebilirliği olan bir süreçtir.

Üniversite bilgi üretecek ki sanayici o bilgiyi elle tutulur metaya dönüştürsün. O zaman soru şu; üniversiteler bilgiyi nasıl üretir? Düşünce özgürlüğünün olmadığı bir yerde asla ve asla hiçbir üniversite bilgi üretemez. Aykırı düşüncelerin ne kadar değerli olduğunu herkesin bilmesi lazım. Özellikle politikacıların bilmesi lazım. Aykırı düşündü diye bir insanı hapse atarsanız, farklı düşündü diye insanları cezalandırırsanız, üniversiteden hocayı atarsanız, sizin attığınız hoca Almanya, İngiltere, Fransa’da iş bulabiliyor ve davet geliyorsa bir sorunumuz var demektir. Üniversiteleri vasatlaşıyorsa bir ülkenin, orada katma değeri yüksek ürün üretme şansınız yoktur.

“Üniversite bilgi üretmiyorsa sonumuz pek hayırlı değildir”

Bizim üniversitelere bakalım. Hiçbir şeyi anlatmayıp, şu Boğaziçi Üniversitesi’ne bakın. Dünyanın en saygın üniversitelerinden birisiydi. O üniversitede profesörlük kariyeri alamayacak olan birisini üniversiteye rektör olarak atarsanız o üniversitedeki hocaların büyük bir kısmı, dünyanın en saygın üniversitelerinde davet alır ve oraya gider. MIT’ye gittim. Dünyanın bir numaralı üniversitesi, teknoloji açısından. Olağanüstü. İngiltere’de iki üniversiteye gittim. Harvard, Oxford’ta gittim. Bizim çok sayıda bilim insanımız ve pırıl pırıl gençlerimiz var. Hepsi, ‘Türkiye’ye demokrasi, özgürlük gelecek ve ben gelip kendi ülkemde çalışacağım ve kazanacağım’ diyor. Eğer üniversite bilgi üretmiyorsa sonumuz pek hayırlı değildir.

Bir yol ayrımındayız. Benim sorumluluğum var. Bunun farkındayım. Benim sorumluluğum ne? Gelişen ülkelerin attığı her adımı Türkiye’de atmak, bunun yolunu ve yöntemini açmak. Benim dışımda her bir yurttaşın ve bireyin de sorumluluğu var. Tek tek her birimizin sorumluluğu var. Biz bunu yapabilirsek sorunu çözeceğiz. Demek ki önce demokrasiyi getireceğiz, sonra bilgi ekonomisini, yani üniversiteleri bilgi üreten, saygınlığı olan, dünyanın en parlak beyinlerini kendi ülkesinde toplayan ve biriktiren yeni bir ekonomi.

‘Yüksek yetenek inşası’ diye bir kavram var. İlk bu konuda adımı atan ülke, İngiltere. Dominyonlardan en zeki çocukların tamamını İngiltere’ye çağırdı. Onlar buharlı motoru keşfettiler, sanayi devrimini başlattı. Sonra ABD’liler, Silikon Vadisi’ni kurdu. Onlar da dünyanın her tarafından en nitelikli insanlara, en zeki insanlara ‘Gelin’ dediler, ‘her türlü imkanı size sağlıyoruz, yeter ki yeni buluşlara imza atın’ dediler. Şimdi gazetelerde okuyorsun, ‘Çin ve ABD arasında kavga var’ diye. Kavganın temeli ne? Kavganın temeli, en yetenekli insanları hangi ülke barındıracak, kendi ülkesinde.

“Bütün enerjimizi başka alanlara harcıyoruz”

Biz ise en parlak beyinleri cezalandırıyoruz ve bunlar yurt dışına gidiyor. ‘Türkiye’ye gelecek misin?’ ‘Evet, ama demokrasi olması lazım. Ben ülkemde çalışmak istiyorum, üniversitenin özerk olması lazım. Ben üniversitede araştırma yaparken kimsenin bana dokunmasını istemiyorum’ diyor. Emin olun, İngiltere ve ABD’de o üniversiteleri gezdiğimde, oranın üniversite olduğunu zaten görüyorsunuz, öğrenci ile hocaların nasıl iç içe çalıştığını, insanların nasıl sohbet ettiklerini. Yüksek tavandan yerler, tasarım, yapay zeka, sanat iç içe geçmiş vaziyette. Ben, sanatın teknoloji ile yakın bağlantısı olduğunu, emin olun oraya gidince biraz daha gözlerimle gördüm ve tanık oldum. Biz, bunların hiçbirisini yapmıyoruz. Kısır tartışmaların içinde bir siyaset. Hep bunları tartışıyoruz. Bütün enerjimizi başka alanlara harcıyoruz.

Bakın, Gazi Mustafa Kemal de bu konuda önemli adımlar attı. Cumhuriyet’in kuruluş yıllarına bakın. En zeki çocuklar seçildi ve yurt dışına gönderildi. Sanattan, kültürden, matematikten, fizikten, her alanda yetenekli çocuklar gönderildi. Ne oldu biliyor musunuz? Bu kanun yürürlükten kaldırıldı. Fakir bir ailenin yüksek yetenekli çocuğunu düşünün, nasıl gönderecek çocuğunu yurt dışına?

Yetenekli çocuklarımız ve evlatlarımız var. Hepsine sahip çıkmamız lazım. Matematikte Türkiye yedincisi ama sözlü sınavda eleniyor. Çünkü dayısı, akrabası, siyasal gücü olan oraya giriyor. Bu çocuk, ben adım gibi eminim, birçok ülke onu kapacaktır. Yetenekler oraya gidecektir.

Bir; demokrasiyi büyüteceğiz. Demokrasisi gelişmemiş hiçbir ülke gelişmemiştir. İki; katma değeri yüksek ürün üreten, bölgesinde güçlü bir Türkiye. Üniversiteleri bilgi üreten, üniversitelerin özgür olduğu, adalet duygusunun güçlü olduğu bir Türkiye. Hiç kimsenin ‘adaletsizliğe uğrar mıyım’ diye bir endişe duymadığı Türkiye. Seyyar mahkemeler, hakimlerin olmadığı bir Türkiye. Üçüncü; güçlü bir sosyal devlet. ‘Komşusu açken tok yatan bizden değildir’ diye, hepimizin sık sık yeri geldiği zaman tekrar ettiğimiz cümle var.

Herkesin karnını doyurduğu bir Türkiye inşa etmek zorundayız. Güçlü bir sosyal devlet olmalı. O zaman fabrikada üreten işçi de mutlu olacaktır, onun patronu olan kişi de mutlu olacaktır. O malları tüketen bizler de mutlu olacağız. Güçlü bir sosyal devlet inşa etmek zorundayız. Güçlü bir sosyal devletin inşasında elbette ki fedakarlık geliyorsa fedakarlığa katlanacağız. Güçlü bir sosyal devletin inşasında, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün öngördüğü 9 sigorta dalını da Türkiye’de uygulamak zorundayız. Yani Aile Destekleri Sigortası’nın da olması lazım. Hiçbir çocuğun yatağa aç girmemesi lazım, her evde asgari gelir güvencesinin olması, insan onurunun korunması, insanların yoksulluğunun teşhir edilmemesi lazım. Yani insanı insan olarak kabul etmek ve değerlendirmek lazım.

“Hayatı durdurmak, dünyadaki gelişmelere sırt çevirmek demektir”

Hayatı durdurmak, dünyadaki gelişmelere sırt çevirmek demektir. Geçen. Gençlik Kollarından bir grup arkadaş geldi, ‘Biz hepimiz aynı şeyi düşünüyoruz’ dedi. ‘Siz hayatı durdurmuşsunuz’ dedim. Hepiniz aynı şeyi düşünüyorsanız sizin gelişme, yeni bir düşünceyi yaratmaya ya da farklı bir şey yapma şansınız kalmadı’ dedim. Aksini düşüneceksiniz, farklı düşüneceksiniz, neden bu böyle oluyor diye düşüneceksiniz.

Güçlü sosyal devlet ve üreten Türkiye derken eğitim sisteminin de yenide revize edilmesi lazım. Eğitim sisteminin tepeden tırnağa revize edilmesi lazım. Başarılı eğitim nedir? Bana göre tek bir şey vardır. Merak duygusunu büyütüyorsanız o eğitim, başarılı eğitim demektir. Merak duygusunun büyütüldüğü eğitim sistemi, dünyanın en başarılı eğitim sistemidir. Öbürü ezberdir. Biz ne yapıyoruz; merak eden ve soru sorana ‘Sus, konuşma’ diyoruz. O kadar içselleştirdik ki bunu, ‘Yeni icat çıkarma’ diyoruz.

Sürdürülebilirlik temelinde yatan kavram var; liyakat. Yani işi ehline teslim etmek. Eğer üniversite kendi kültürünü oluşturursa… Gidiyorsunuz İngiltere’ye, ‘Siyasiler müdahale ediyor mu?’ ‘Ne demek?’ Böyle bir soruyu sormak bile onlar için garip bir şey. İşi ehline teslim ettiğiniz zaman zincir kendi içinde yürümeye başlar. Bu stratejiyi hayata geçirmezseniz kendi içinde kavga eden toplum geldik ve böyle gideriz.

“Aklı, mantığı, bilgiyi öncelememiz lazım”

İnsanları, ‘ben her şeyi biliyorum’ egosunun dışında, ‘biz her şeyi nasıl öğrenebiliriz’ noktasına taşımamız lazım. Önümüzde bir süreç var. O süreç içerisinde her biriniz sandığa gideceksiniz, oy kullanacaksınız. Demokrasiyi savunuyorsanız, evlatlarınızı düşünüyorsanız, Türkiye’nin hızlı bir şekilde büyümesini istiyorsanız yapacağınız bir şey var: Elinizi vicdanınıza koyup oy kullanmaktır. Bütün ama bütün önyargılardan arınmanız lazım. Önyargılarla ülke yönetilmez, siyasal tercihte bulunulmaz. Aklı, mantığı, bilgiyi öncelememiz lazım.

Kasım sonu, aralık başında… Hem ABD, İngiltere, Almanya’daki gelişmeleri de içeren, Türkiye nasıl bir hamle yapabilir, bu hamlenin parametreleri neler olmalıdır, bununla ilgili de çalışma yapıyoruz şu anda. Akademik dünyadan da iş dünyasından da yararlanıyoruz. Türkiye’de gerçekten son derece başarılı bilimsel çalışmalara imza atan insanlarımız var, onlarda da yararlanıyoruz. Türkiye’ye yeni bir yol haritası hazırlıyoruz. Onun da çalışmaları bu stratejinin içinde. Kaynaklarımızı verimli kullandığımız zaman Türkiye, bütün büyük gelişmelere rahatlıkla imza atabilir.

“Engellerin kaldırılması için her türlü çabayı gösteririz”

Ben, SİHA’ları yapan, şimdi Sayın Erdoğan’ın damadı olan iş insanı ile de görüştüm. Daha evlenmeden önce görüştüm. İkitelli’deki ofisinde görüştüm. Yaptığı başarılı çalışmaları orada gördüm. O zaman babası da hayataydı. Engeller var mı? Engellerin kaldırılması için her türlü çabayı gösteririz. Çünkü bilime değer verip, bilimden yola çıkarak üretim yapmak, dünyayı değiştirmek demektir. İnsanoğlu, tekerleği 1 milyon yılda buluyor. Şimdi her saniyede birden fazla buluş var ve Türkiye bunun neresinde?”

Paylaşın

Veli-Der Başkanı Yılmaz: Her İki Çocuktan Biri Açlıkla Karşı Karşı

Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) Başkanı Ömer Yılmaz, Eğitimde yaşanan temel sorunların en önemli nedenin eğitime yeterli bütçe ayrılmaması olduğuna işaret ederek, “2022’de MEB bütçesinin merkezi yönetim bütçesine oranı yüzde 10.79 iken bu oran 2023 bütçesinde yüzde 9.64’e gerilemiştir. Eğitimde yaşanan derin sorunlara rağmen bu bir artış değil, ciddi bir gerilemedir. Bu rakamlar olanakların daralması değil, politik bir tercihtir” dedi.

Konuşmasının devamında, çocukların gıdaya erişememesi, açlık ve okul terklerinin temel sorunları haline geldiğini söyleyen Yılmaz, “Son iki yılda yapılan zamların ardından en az iki çocuğumuzdan biri açlıkla karşı karşıya” dedi.

Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) dün İstanbul’daki Kartal Medine Tayfur İlkokulu önünde bir basın açıklaması yaptı. Dernek Başkanı Ömer Yılmaz, derinleşen ekonomik kriz ve artan yoksulluktan en çok çocukların etkilendiğine dikkat çekti.

Cumhuriyet’ten Sena Turan’a konuşan konuşan Yılmaz, yoksulluğun artışından kaynaklı ülke tarihi boyunca görülmemiş kitlesel bir okul terki yaşandığına dikkat çekerek “Okula geri dönüşlerin sağlanması, okul terkinin artışının önüne geçilmesi için yoksulluk sınırı altında yaşayan tüm çocuklar tespit edilmeli, ihtiyacı olan tüm çocuklara acilen eğitim desteği verilmelidir” diye konuştu.

Çocuk işçi sorunu

Milli Eğitim Bakanlığı’nın verilerinden de alıntı yapan Yılmaz, 2020-2021 istatistiklerine göre devamsızlar ve okul kaydı olup gitmeyenler hariç 5-17 yaş grubunda 1 milyon 200 bin 892 çocuğun örgün eğitim dışında olduğunu söyledi.

Yılmaz, “Açıköğretimde kayıtlı öğrenci sayısı ise 1 milyon 738 bin 198. Örgün eğitim içinde gösterilen ancak yalnızca bir gün okula giden, velilerin ve çocukların beyanına göre ise o bir günde dahi çalıştırılmaya devam edilen, okul dışına çıkan, ‘çocuk işçi’ haline getirilen mesleki eğitim merkezlerindeki öğrenci sayısı ise son yedi ay içerisinde 160 binden 1 milyona ulaştı” diye konuştu.

Bütçe geriledi

Eğitimde yaşanan temel sorunların en önemli nedenin eğitime yeterli bütçe ayrılmaması olduğuna işaret eden Yılmaz, “2022’de MEB bütçesinin merkezi yönetim bütçesine oranı yüzde 10.79 iken bu oran 2023 bütçesinde yüzde 9.64’e gerilemiştir. Eğitimde yaşanan derin sorunlara rağmen bu bir artış değil, ciddi bir gerilemedir. Bu rakamlar olanakların daralması değil, politik bir tercihtir” ifadelerini kullandı.

İkisinden biri doymuyor

Çocukların gıdaya erişememesi, açlık ve okul terklerinin temel sorunları haline geldiğini söyleyen Yılmaz, “Son iki yılda yapılan zamların ardından en az iki çocuğumuzdan biri açlıkla karşı karşıya” dedi.

Paylaşın

‘Altılı Masa’da BTP Formülü: Milletvekili Kontenjanı

CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Demokrat Parti’den oluşan ‘Altılı Masa’ pazartesi bir araya gelecek. İYİ Parti Lideri Akşener’in “BTP masaya dahil olsun” önerisi de Altılı Masa liderlerin gündemi olacak.

Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan 6’lı masa kurmayları, “BTP’nin bir yıldır devam eden masa çalışmalarında yer almak yerine milletvekili seçimlerindeki ittifaklarda yer alabileceğini” söylüyor.

“BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş’ın İYİ Parti listelerinden aday olabileceği” konuşuluyor. Partilerin kurmayları, “Çalışmalarımız bir yıldır devam ediyor. Birçok şey oturdu. Onların bu çalışmalara dahil olması yerine bir milletvekilliği verilebilir” değerlendirmesini yapıyor.

Altılı Masa 14 Kasım pazartesi günü DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın ev sahipliğinde yeniden bir araya gelecek.

Altılı Masa toplantısının ilk gündemi güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişin yol haritası kapsamında yapılan hazırlıklar olacak. Çalışmaları yürüten komisyonların raporlarını değerlendirecek olan liderler, önceki toplantıda ortaklaşılan “Kamu yönetiminde, ekonomide, eğitimde neler yapılacak? Siyasi etik, yolsuzluk gibi konularda ne önlemler alınacak?” başlıklarında değerlendirme yapacak.

İYİ Parti listesinden

Cumhuriyet’ten Sarp Sağkal’ın haberine göre bunun yanında İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in “BTP masaya dahil olsun” önerisi de liderlerin bir diğer gündemi olacak.

Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan 6’lı masa kurmayları, “BTP’nin bir yıldır devam eden masa çalışmalarında yer almak yerine milletvekili seçimlerindeki ittifaklarda yer alabileceğini” söylüyor. “BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş’ın İYİ Parti listelerinden aday olabileceği” konuşuluyor.

Partilerin kurmayları, “Çalışmalarımız bir yıldır devam ediyor. Birçok şey oturdu. Onların bu çalışmalara dahil olması yerine bir milletvekilliği verilebilir” değerlendirmesini yapıyor.

Başörütüsü üzerinden süren anayasa değişikliği teklifinin de masaya gündeme gelebileceği öğrenildi. Ayrıca İBB Başkanı İmamoğlu’nun siyasi yasak istemiyle yargılandığı davanın da masanın gündeminde olacağını belirten 6’lı masa kurmayları, “İmamoğlu konusu ‘hukuki bir facia’ olarak konuşulabilir” görüşünü bildiriyor.

Paylaşın

‘ÇHD Davası’nda Mahkeme Kararını Açıkladı: Beraat Ve Tahliye Yok

Silivri Cezaevi Kampüsü’nde Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı ve derneğin üyesi 21 avukatın “DHKP/C üyesi ve yöneticisi oldukları” suçlamasıyla yargılandıkları davada karar açıklandı. 

Haber Merkezi / Tutuklu yargılanan avukatlar Barkın Timtik, Selçuk Kozağaçlı ve Oya Aslan’ın tutukluluğunun devamına hükmeden mahkeme, yargılanan 22 avukattan hiçbiri hakkında beraat kararı vermedi. Temyiz merci olarak da kararda Bölge Adliye Mahkemesi değil, direkt olarak Yargıtay işaret edildi.

Selçuk Kozağaçlı, kararın ardında sosyal medya hesabından şu açıklamayı yaptı: “Bu karar kabul edilemez. Devrimci avukatlar teslim alınamaz! Biz Kazanacağız!”

Karar

İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesinin kararı şöyle:

Selçuk Kozağaçlı: “Örgüt üyeliği”nden 12, “örgüt propagandası”ndan 1 yıl hapis cezası,

Barkın Timtik: “Örgüt üyeliği”nden 12, “örgüt propagandası”ndan toplam 9 yıl 8 ay,

Oya Aslan: “Örgüt üyeliği”nden 10 yıl 6 ay, “örgüt propagandası”ndan 6 yıl,

Taylan Tanay, Betül Vangölü Kozağaçlı, Güçlü Sevimli, Gülvin Aydın: “Örgüt üyeliği”nden 6 yıl 3 ay, “örgüt propagandası”ndan Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB),

Güray Dağ, Efkan Bolaç, Serkan Arıkanoğlu, Mümin Özgür Gider, Metin Narin, Sevgi Sönmez, Alper Tunga Saral, Rahim Yılmaz, Selda Yılmaz: “Örgüt üyeliği”nden 6 yıl 3 ay,

Özgür Yılmaz: “Örgüt propagandası”ndan 1 yıl (Kesinleşen “örgüt üyeliği” cezası olduğundan bu dosyadaki suçlamanın reddine),

Şükriye Erden: “Örgüt propagandası”ndan HAGB, (Kesinleşen “örgüt üyeliği” cezası olduğundan bu dosyadaki suçlamanın reddine),

Naciye Demir: “Örgüt propagandası”ndan HAGB.

Sanıklar Zeki Rüzgar ve Günay Dağ açısından dosyalar ayrıldı.

Adil yargılanma hakkı için başladığı ölüm orucunda hayatını kaybeden Ebru Timtik açısından ise dosyanın düşürülmesine karar verildi.

Diğer kararlar

ÇHD davası, birleştirilen iki dosyadan oluşuyor. İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen ilk dosyayla ilgili karar, dört avukat yönünden Yargıtayca bozulmuştu.

Sonuçlanan davada diğer avukatlar hakkında verilen ve Yargıtayca onanan hapis cezaları ise şöyle:

Özgür Yılmaz: 13 yıl 6 ay

Behiç Aşçı: 12 yıl

Şükriye Erden: 12 yıl

Engin Gökoğlu: 10 yıl 6 ay

Aytaç Ünsal: 10 yıl 6 ay

Süleyman Gökten: 10 yıl 6 ay

Ayçan Çiçek: 9 yıl

Naciye Demir: 9 yıl

Sanık avukatlardan Ezgi Çakır’a yerel mahkemece 8 yıl hapis cezası verilmişti. Yargıtay, Çakır’ın, sanıklardan Ahmet Mandacı, Zehra Özdemir, Ayşegül Çağatay, Yağmur Ereren, Didem Baydar Ünsal ve Yaprak Türkmen gibi Türk Ceza Kanunu’nun 314-3, 220-2 maddeleri uyarınca “örgüte bilerek isteyerek yardım etme” suçundan cezalandırılması gerektiğine hükmetti.

Paylaşın

Alkollü İçeceklerin Vücuda Yaptığını Bilmediğiniz 10 Garip Şey

Herkes aşırı alkol almanın sağlıklı bir yaşam tarzının parçası olmadığını bilir. Önerilen alkol miktarı alımından daha fazlasının içilmesi, kişiyi ciddi hastalıklara yakalanma riskine açık hale getirir ve beyin sağlığını etkiler, hata alkolle ilgili kazalara yatkın hale getirebilir.

Haber Merkezi / Alkollü içeceklerin vücudu olumsuz etkileyebileceği diğer nedenler:

1. Akşamdan kalmayı daha da kötüleştirebilir

Akşamdan kalmalarla ilgili bilimsel araştırmalar hala devam ediyor, ancak bildiğimiz bir şey, alkoldeki ‘konjenerlerin’ akşamdan kalmalıyı daha da kötüleştirmeye katkıda bulunabileceğidir.

Konjenerler, alkol üretiminin damıtılması ve fermantasyon süreçleri sırasında doğal olarak oluşan ve kırmızı şarap, burbon ve brendi gibi daha koyu renkli içeceklerde daha fazla miktarda bulunan kimyasallardır. Konjenerler, beynideki kan damarlarını ve dokuları tahriş eder ve bu da akşamdan kalma durumunu daha da kötüleştirebilir.

2. Sülfitler, alerjileri ve astımı tetikler

Sülfitler, birçok yiyecek ve içecekte doğal olarak bulunan bir mineraldir, bozulmayı durdurmak ve rengi korumak için koruyucu olarak ayrıca eklenebilir. Alerjisi ve astımı olan kişiler, sülfitlere karşı hassastır ve sülfitleri yediklerinde veya içtiklerinde hafif saman nezlesi benzeri semptomlardan ciddi anafilaktik reaksiyonlara kadar değişen alerjik reaksiyonlar geliştirebilir. Astımlı kişiler ayrıca yüksek sülfit düzeyine sahip yiyecek ve içecek tüketiğinde durumları ciddileşebilir.

3. Alkol uyku kalitesini düşürür

Alkolün uykuyu getirdiği ve daha iyi uyumay sağladığı düşünülebilir, ancak alkolün aslında uyku kalitensini düşürdüğü bir çok araştırma ile ortaya çıkmıştır. Alkol uyku döngüsünü bozar ve REM uykusunu etkileyebilir.

4. Endişeyi tetikleyebilir

Vücut alkolü sistemden atarken, kan şekeri seviyesi düşer ve bu da beyni strese sokar. Bu, endişeye yol açabilir, özellikle anksiyete bozukluğu varsa tetikleyici olabilir .

5. Alkol ağız, boğaz, gırtlak ve yemek borusu kanseri riskinizi artırır

Birçok kişi alkol almanın karaciğer, meme ve bağırsak kanseri gibi kanser riskinizi artırabileceğini bilmektedir. Ancak ağız, boğaz, gırtlak veya yemek borusu kanseri riskini de artırabileceği ileri sürülmektedir.

6. Doğrudan kan dolaşımına emilir

Alkolün aslında sindirmediğini biliyor muydunuz? Bunun yerine, mideye bir kez çarptığında, doğrudan kan dolaşımına emilir.

7. Alkol hafızayı etkiler

Alkol, beynin anıları unutmasını sağlamaz; sarhoşken yeni anılar oluşturmasını engeller.

8. Alkol mide astarının iltihaplanmasına neden olabilir

Alkol midenin daha fazla asit üretmesine, bu da gastrit adı verilen bir durum olan mide astarının iltihaplanmasına neden olur.

9. Alkol aslında ısıtmaz daha da üşütür

Alkol bir ‘vazodilatör’dür, yani cildin altındaki küçük kılcal damarlar da dahil olmak üzere kan damarların açar. Bu nedenle, alkol alındığında sıcak hissi oluşabilir, bunun nedeni sıcak kanın vücudun yüzeyinde birikmesidir. Bu aynı zamanda, sıcak kanın vücudun merkezinden uzaklaştığı anlamına gelir; vucut ısınıyor gözükse bile, aslında soğuyor.

10. Abur cubur yeme isteği uyandırır

Alkol normalde tok olunsa bile, aç olduğunu söyleyen beyin hücrelerini harekete geçirerek, ihtiyaç olsun ya da olmasın, yeme isteğini artırır.

Paylaşın

Kadınların Kemik Sağlığını Etkileyen 10 Şaşırtıcı Şey

Kalsiyumun kemikler için iyi olduğunu biliyor olabilirsiniz, ancak kemik sağlığını etkileyebilecek birkaç şey daha vardır. Genel olarak konuşursak, kadınlar erkeklerden daha küçük iskelet sistemine sahiptir, ancak kemik yoğunluğu söz konusu olduğunda sadece küçük farklılıklar vardır. 

Haber Merkezi / Hamilelik, emzirme ve menopoz gibi kadınlara özgü farklı yaşam evrelerinin tümü kemik yoğunluğunu etkileyebilir. Ancak yaşam tarzı seçimleri, beslenme, bazı ilaçlar ve sağlık koşulları da kadınların kemik sağlığında rol oynayabilir.

Kemikleriniz aslında kemik döngüsü adı verilen bir süreçte sürekli olarak parçalanmakta ve değiştirilmektedir. Bu yüzden onlara bakmanız önemlidir. İşte kemiklerinizin sağlığını etkileyebilecek 10 şaşırtıcı şey.

1. Fiziksel aktivite

Düzenli fiziksel aktivite ve egzersiz, kemik yoğunluğunun korunmasında ve iyileştirilmesinde ciddi rol oynar. Güçlü kasları korumanın kemikleri desteklemeye ve ömür boyu üzerlerine binen stres miktarını azaltmaya yardımcı olması şaşırtıcı değildir.

2. Ergenlik

Ergenlik döneminde vücutta meydana gelen birçok değişiklik vardır. Sadece organlar büyüyüp güçlenmez, aynı zamanda kemiklerin kalınlığı da artar. Aslında, bir kişinin kemik kütlesinin yaklaşık yarısı ergenlik döneminde oluşmaktadır. Bu dönemde kemik büyümesini desteklemeye yardımcı olmak için bol miktarda kalsiyum içeren yiyecekler tüketmek önemlidir.

3. Hamilelik ve emzirme

Gelişmekte olan bir bebeğin çok fazla kalsiyuma ihtiyacı vardır. Aslında anne yeterince kalsiyum alamazsa, bebek ihtiyacı olan kalsiyumu annenin kemiklerinden alacaktır. Hamilelik ve emzirme döneminde kemik sağlığını desteklemeye yardımcı olmak için, beslenmeye her gün en az iki ila üç porsiyon süt ürünü veya eşdeğeri yüksek kalsiyumlu gıdalar dahil etmek önemlidir..

4. Menopoz

Menopoz sadece adet döngüsünün durmasıyla ilgili değildir, menopozla birlikte vücutta meydana gelen birçok başka değişiklik vardır. Menopoz, östrojen ve progesteron üretimi yavaşlamaya başladığında gerçekleşir ve bu tahmin edildiği gibi kemik sağlığını etkileyebilir.

Östrojen kemik sağlığında ciddi bir rol oynar ve menopoz sırasında östrojen seviyesi hızla düşer. Östrojen seviyesi düştüğünde, kemikler kalsiyum ve diğer mineralleri çok daha hızlı kaybeder.

Menopozdan sonraki birkaç yıl boyunca bir kadının kemik kaybı yılda yaklaşık %2’dir. Bu nedenle, kadınlar kalsiyum ve diğer minerallerin kaybı nedeniyle osteoporoz geliştirme konusunda erkeklerden daha büyük bir risk altındadır.

Osteoporoz, iskeletteki kemik miktarının azalmasına neden olan ve kemik yapısını bozan bir hastalıktır.

5. Sigara ve alkol

Uzun süre sigara içmek, kemik yoğunluğunda önemli bir azalmaya neden olabilir. Düzenli yüksek alkol tüketimi, kaslarda ve kemiklerde hasar gibi uzun vadeli ciddi sağlık sonuçlarına neden olabilir.

6. Yaşlanma

Kemik sağlığı söz konusu olduğunda yaşın bir faktör olması şaşırtıcı değildir. Kemik büyümesinin çoğu çocuk ve gençken gerçekleşir, ancak kemik sağlığını iyileştirmek için asla çok genç veya çok yaşlı değilsiniz.  30’dan itibaren sadece kemik kütlesini korumaya odaklanmalı.

7. Beslenme ve kilo

Sağlıklı bir beslenme ve sağlıklı bir kiloyu koruma, kemik bozuklukları riskini azaltmada önemlidir. Bu sadece kalsiyum ve süt ürünleri ile ilgili değil; 5 besin grubunun tümünden yiyecekler dahil eddilmeli.

8. D vitamini seviyesi

Güneşe maruz kalmamak, vücudun kalsiyumu üretmesi için ihtiyaç duyduğu D vitaminini yeterince almadığı anlamına gelebilir. Günlük güneşe maruz kalma, D vitamini seviyesini korumak için çok önemlidir.

9. Tiroid sorunları

Tiroid rahatsızlıkları kadınlarda erkeklerden daha yaygındır. Yüksek konsantrasyonlarda tiroid hormonları, kemik yoğunluğunu etkileyen ve osteoporoza neden olan kemik oluşumundan daha fazla kemik yıkımına yol açabilir. Tiroid rahatsızlıklarını tedavi etmek için kullanılan bazı ilaçlar da kemik sağlığını etkileyebilir.

10. İlaç ve tedaviler

Bazı tedaviler ve ilaçlar osteoporoz gelişme riskini artırabilir. Örneğin meme kanseri, prostat kanseri, epilepsi ilaçları ve bazı antidepresanlar kemik sağlığını etkileyebilir.

Paylaşın

Sağlıklı Tahıl

Yıllar boyunca ekmek ve makarna gibi ürünler karbonhidrat dolu oldukları için kötü bir üne sahip oldular. Birçok insan, beslenmesini daha sağlıklı hale getirmek için, ekmek ve makarna gibi ürünleri beslenmelerinden çıkardılar. 

Haber Merkezi / Son dönemlerde ise, ekmekler ve makarn gibi ürünler yeniden popüler hale geliyor, ancak etiketlerinde yalnızca “tam tahıllar” içerdiği yazıyorsa.

Tahıllar düzenli beslenmemizin önemli bir parçasıdır. Tahıllar aynı zamanda beslenmemizdeki en zengin karbonhidrat kaynaklarıdır ve kalp için sağlıklı doymamış yağlar, B-kompleks vitaminleri, mineraller, lif ve bitkiye göre değişen bir dizi fitokimyasal sağlar.

Tahıllar, bitkinin 3 ana bölümünü içerir:

  • Kepek (dış lifli tabaka): Lif kaynağı, B-Vitaminleri ve demir gibi mineraller sağlar.
  • Germ (tane çekirdeği): Çoklu doymamış yağlar, vitamin –E ve mineraller içerir.
  • Endosperm (iç tabaka): Enerji sağlayan nişastalı tabaka.

Tahıllar iki çeşittir:  Tam Tahıllar ve Rafine Tahıllar

Tam tahıllar, tahılın üç ana bölümünü de içerir ve bize karmaşık karbonhidratlar sağlarlar, daha besleyici olarak kabul edilirler. Araştırmalar, prebiyotik liflerinin, iyi bakterileri besleyen dirençli nişastaların bir işlevi olan mikrobiyom üzerinde faydalı sonuçları olduğunu göstermektedir. Tahıllar içinde bulunan lifler, tokluk hissi verir ve kolesterolun dengelenmesine ve bağırsak hareketlerinin düzenlenmesine yardımcı olur.

Tam tahıllara birkaç örnek: Kırmızı pirinç, kahverengi pirinç, kepekli buğday, darı, kepekli ekmek, arpa, tam mısır, kinoa vb.

Rafine edilmiş tahıllar, yalnızca besin açısından eksik olan, nişasta bakımından zengin endospermi bırakır ve bize basit karbonhidratlar sağlar. Bu tahıllar Vitamin-B, E, K ve Folat gibi besinlerden yoksundur; Magnezyum, Potasyum, Selenyum, Lif vb. mineraller.

Rafine edilmiş tahıllar, tam tahıllara göre daha yüksek glisemik indekse sahiptir.

Rafine tahıllara birkaç örnek: Beyaz pirinç, rafine buğday unu, mısır unu, beyaz ekmek vb.

Ürünün içindekiler listesine bakın ve tam tahıldan bahsedilip bahsedilmediğini kontrol edin. İçerik listesinde tam tahıllardan, rafine edilmiş tahıllara oranla daha fazla bahsedilir.

Tahıl miktarı limitleri aşılırsa kilo alımına, insülin direncine, kalp hastalıklarına, inflamasyonun artmasına ve bağışıklık fonksiyonunun azalmasına neden olabilir.

Paylaşın

Alzheimer Hastalığı Bize Ne Öğretiyor?

Demans, 60 yaşın üzerindeki her yüz kişiden beşi ila sekizini, 90 yaşın üzerindeki her yüz kişiden 40’ı etkileyen bir rahatsızlıktır. Bu, dünya genelinde her bir dakikada en az bir kişinin bu rahatsızlıktan muzdarip olduğu anlamına gelir.

Haber Merkezi / Demansın en yaygın şekli olan Alzheimer hastalığı, çoğunlukla tedavi edilemez (şimdilik) dejeneratif bir hastalıktır. Beynin belirli kısımlardaki hücreler yok edilir ve bu da hafıza, dil becerileri ve davranış gibi bilişsel işlevlerde eksikliklere yol açar.

Beyindeki nöronların yıkımına, farklı tipte proteinlerin anormal birikimi neden olur: amiloid peptit ve hiperfosforile Tau (Tübülle İlişkili Birim) proteinleri.

Zihnin beden üzerindeki üstünlüğünü son derece acımasız bir şekilde gösteren bir hastalıktır. Güzel veya acı verici ama korunmaya değer anılar, gerçek son kullanma tarihlerinden çok önce silinir. Hasta, unutulmanın sonsuz mutluluğuna kaymadan önce, başlangıçtaki ıstırabın bir süreliğine bilindiği tuhaf bir hastalıktır.

Tamamen bağımlı ve sürekli bakıma muhtaç birisi. Hayatın en kötü paradoksları görünür: Mükemmel bir hatip susar, ünlü bir entelektüel adını unutur, hırslı bir bankacı basit aritmetik yapma yeteneğini kaybeder, gürültülü bir sosyetik inatçı bir inatçı olur…

İnsan, yaşamı boyunca, bazıları tarafından sosyal bir yük olarak nefretle taşınan kendi “ödülü” haline gelir…

Bu durumun çok kasvetli olduğunu düşünüyorsanız, gerçekler daha kötü olabilir. Yoksul ülkelerde, bir yandan yaşlı nüfus istikrarlı bir şekilde artıyor, diğer yandan sosyal sistem ve aile değerleri aynı hızla bozuluyor.

Genç nüfus, daha yüksek hedeflere ve yaşamın temel gereksinimlerine ulaşmak için her gün mücadele ederken, yaşlanan ebeveynleri için ise hiç zamanları yok. Maddi ve sosyal güvencesi olmayan, genelde savunmasız yaşlı nüfus, özelde Alzheimer hastaları, bir zamanlar özenle yetiştirdikleri kendi çocukları tarafından öksüz bırakılıyor.

Önleme ve erken teşhis, demans ve özellikle Alzheimer için en iyi çözüm yoludur. Alzheimer, tüm demans vakalarının yüzde 60 ila 70’ini oluşturmaktadır.

Antioksidanlar açısından zengin taze yiyecekler, fiziksel ve zihinsel egzersiz, stressiz yaşam ve hipertansiyon, diyabet gibi yaygın komorbiditelere dikkat edilen sağlıklı bir yaşam tarzı bu rahatsızlığı geciktirmeye yardımcı olabilir .

Modern bilim, beynin etkilenen bölümlerinin hipofonksiyonunu seçen ve hastalıktan sorumlu “amiloid plakların” zararlı birikintilerini nicel olarak ölçen fonksiyonel beyin görüntülemede ilerlemeler kaydetmiş durumda.

Kandaki ve beyin omurilik sıvısındaki bazı biyobelirteçler bu süreçte ölçülür. Araştırmacılar beyni bu “plak benzeri birikintilerden” temizleyebilecek ilaçlar üzerinde çalışıyorlar. Hastalığa karşı aşı geliştirme çalışmaları ise sürüyor.

Paylaşın