2022 Yılında Türk Lirası’nın Değer Kaybı Yüzde 29’u Aştı

Bugün 18,70 seviyesine çıkarak yeni bir rekor kıran dolar karşısında Türk Lirası bu yıl içinde yüzde 29’dan fazla değer kaybetti. Enflasyon oranı yükselirken bile faiz indirimlerine gidilmesi sonucunda TL geçen yıl da yüzde 44 değer kaybına uğramıştı.

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın (TCMB) politika faizini yüzde 9’a düşürmesi gibi adımlara rağmen TL Ağustos’tan bu yana nispeten istikrarlı seyrediyor.

Reuters haber ajansı, bugün 18,70 seviyesine çıkarak yeni bir rekor kıran dolar karşısında Türk Lira’sının bu yıl içinde yüzde 29’dan fazla değer kaybettiğini duyurdu.

Reuters haberinde, enflasyon oranı yükselirken bile faiz indirimlerine gidilmesi sonucunda TL’nin geçen yıl da yüzde 44 değer kaybına uğradığı hatırlatıldı.

Haberde, kur korumalı mevduat uygulaması, Ankara’nın piyasaya dolaylı yollardan döviz satışı ve kredi dağıtımı konusundaki düzenlemeleri sonucunda TL’nin izlenen politikalara karşı daha az hassas hale geldiği belirtildi.

Yüzde 85’lerde seyreden enflasyona rağmen Merkez Bankası’nın politika faizini yüzde 9’a düşürmesi gibi adımlara rağmen TL’nin Ağustos’tan bu yana nispeten istikrarlı seyrettiği vurgulandı.

Öte yandan Reuters haber ajansına bilgi veren iki Türk yetkili, Hazine’nin eurobond ihracına Katar’ın Ocak ayında 2 milyar dolar ile iştirak edeceğini söyledi.

İsminin açıklanmaması şartıyla konuşan yetkililer, Katar ve Türkiye’nin toplamda 10 milyar dolara ulaşacak kaynak aktarımı için Kasım’da anlaştıklarını hatırlatarak; bugüne kadar yaklaşık 1 milyar dolarlık kaynak girişi yapıldığını, 2 milyar doların da yılın ilk haftaları itibarıyla geleceğini aktardı.

İki ülke arasındaki anlaşma haberini de Reuters duyurmuştu.

Reuters, Hazine’nin Aralık ayında yaptığı açıklamada, eurobond ihracı ile 2 milyar dolar borçlandığı, borçlanmanın yüzde 55’inin Ortadoğu’daki yatırımcılara olduğu bilgisine yer verdiğini yazdı.

Önümüzdeki haftalarda yapılması beklenen borçlanmayla ilgili Doha ve Ankara açıklama yapmadı.

Paylaşın

Akşener’den ‘İmamoğlu Kararı’ Yorumu: Seçime Giderken İstanbul’a Çökme…

İBB Başkanı İmamoğlu’na verilen hapis ve siyasi yasak kararını değerlendiren İYİ Parti Lideri Akşener, “Türkiye’de bir yargı problemi var. Ekrem İmamoğlu hakkındaki karar Sayın Erdoğan’ın kararı. Seçime giderken İstanbul’a çökme kararı. Bir sürü FETÖ iltisaklısı çıktı. Bunları işe almak konusundaki prosedürlerdeki imza sahipleri ne oldu?” dedi ve ekledi:

“Erdoğan’a göre herkes terörist. Bu eylemler yarın kendilerini sorumlu hale getirecek. 16 milyon İstanbullu’nun bugün seçilmiş belediye başkanına, yani milli iradeye uzatılan bir el var. Am bu milli iradeye el uzatma, çökme hadisesinin karşılığı olarak 85 milyon da senin yanında dedi. İstanbul’a özel değil, Türkiye’nin milli iradesine çöküldü, bunu ifade ettim.”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Fox TV’de İlker Karagöz’ün sunduğu Çalar Saat programında gündeme yönelik açıklamalarda bulundu. Akşener’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

Asgari ücreti Sayın Erdoğan 8 bin 500 olarak açıklamıştı. Biz bütün hesapları yapıp 9 bin 600 olarak açıklamıştık. Açlık sınırı ocak ayında 8 bin 700 lira olacak yani asgari ücret yine açlık sınırının altına düşecek. Gıdaya erişim ve ısınma müthiş bir problem. Buzdolabını açıyorsunuz gördüğünüz sadece hoşaf. Bu yoksul ailelerde protein alamadıkları için çocuklarda bodurluk başladı. 14’ünden itibaren obezlik başladı.

Eskiden sayın Erdoğan bu işi bilirdi. Bizim yaş grubu bu yollardan gelmeyiz. Ben bir köyden çıktım geldi, sayın Erdoğan Kasımpaşa’dan geldi. Eğitim sosyal adaleti, sınıf geçirgenliğini sağladı. Bizim bu yolları unutmamamız gerekiyor. Sayın Erdoğan Saray’a gitti. Paralel bir dünya orası. Sağlık adına sayın Erdoğan manda yoğurdu, kestane balı karıştırın yiyin dedi. O fakir evlerde neler olduğunu bilmediği için böyle diyor.

Küfe vatandaşın sırtında. Küfe 10 yaşındaki kızına meyve toplayan, plastik ve karton toplayarak evini geçindirmeye çalışan babanın sırtında. Beceremiyorsa gitsin. Bunu çözmek sizin göreviniz. Varsa bir küfe, kendiniz aldınız. Sizin sırtınızdaki küfenin içi boş. Lüks hayat var. 13 tane uçak var. 500 milyon dolarlık uçak var. 2 tanesi neyinize yetmedi.

Millet iradesine çak yapıldı. Biz birbirimize çak yapmadık. Dünün mağduru, bugünün vesayetçisi yine Saraçhane’de suratımıza çak yaptı. Bugün yapılan iş, bir “ahmak” sözcüğü üzerinden. Bu sözü söyleyen Sayın Soylu. Sözü geri iade eden Sayın İmamoğlu. Sayın Erdoğan’ı hep akıllı bulmuşumdur. Türkiye’den kopmuştu, dünyadan da kopmuş. 1998’de oradan giderkenki yüz ifadeni hatırlasana. Biraz empati yapsana. O gün orada bulunan birçok insanın neler hissettiğini hatırlasana. Orada çakmak olmaz, orada teselli olur. Benim Sayın Ekrem ve Dilek İmamoğlu’na sarılmamın nedeni budur.

“Seçime giderken İstanbul’a çökme kararı”

Türkiye’de bir yargı problemi var. Ekrem İmamoğlu hakkındaki karar Sayın Erdoğan’ın kararı. Seçime giderken İstanbul’a çökme kararı. Bir sürü FETÖ iltisaklısı çıktı. Bunları işe almak konusundaki prosedürlerdeki imza sahipleri ne oldu? Erdoğan’a göre herkes terörist. Bu eylemler yarın kendilerini sorumlu hale getirecek.

16 milyon İstanbullu’nun bugün seçilmiş belediye başkanına, yani milli iradeye uzatılan bir el var. Am bu milli iradeye el uzatma, çökme hadisesinin karşılığı olarak 85 milyon da senin yanında dedi. İstanbul’a özel değil, Türkiye’nin milli iradesine çöküldü, bunu ifade ettim. Dünün vesayetçileri, Sayın Erdoğan’a bunu yaptı. Erdoğan’a yapılan bu haksızlığın karşısında durmuş bir kişiyim. Şiirin suç olmadığını bağıra bağıra söyledik. Bize tazminat davaları açıldı. Bu bir dayanışma hadisesi. Yanlışın karşısında bedel ödemeyi göze alma hadisesi. O günün mağduru bugünün kural tanımayan vesayetçisi oldu. Sadece 16 milyon çerçevesine sığdırırsanız o şarkılar biter. Tecrübe konuşuyor.

“Aradım, telefonu kapalıydı”

Sayın Kılıçdaroğlu’nu aradım. Birbirimizin telefonları var, özel kalemler araya girmeden oradan konuşuyoruz. Telefonu kapalıydı. İzin almak için aramadım yanlış anlaşılmasın. İzin alma mecburiyetim yok. Bu belediye başkanları iki partinin ittifakıyla seçilmiş başkanlar. İyi yaptığı işlerden de kötü yaptığı işlerden de biz mesulüz.  Sonra döndüm, bir güç oluşturabilelim diye Sayın Gültekin Uysal’ı aradım. Çok ağır gripti, Sayın Babacan’ı aradım, basınla ilgili bir programdaymış. Sayın Davutoğlu akşama gelebileceğini söyledi. Temel Bey’e de hiç ulaşamadık, hastanedeymiş. Ben orada bir güç gösterisi yapabilelim diye aradım.

“Böyle bir ahmaklık görmedim”

Bir kesim de siyasi nezakete uymuyor dedi. Sonra siyasi terbiyesizliğe döndü. Demek ki Sayın İmamoğlu’nu orada yalnız bırakmak siyasi terbiyeymiş. Ben böyle bir ahmaklık görmedim. AK Parti’nin Meral Akşener’in bilgisi var trollüğü üzerinden yürümeye çalıştılar. Ben de o otobüste bekledim. Demek ki keşke o otobüsün üzerinde yapayalnız konuşaydı.

Masa kazanacak. 13. Cumhurbaşkanı masadan çıkacak göreceksiniz. Benim kırgınlığım yok. Siyaset ya da kurumsal hayat böyle bir şey değil. İlkeler ya da kurallar üzerinden yürür. 6’lı masanın kurulma meslesi 3 meseleden kuruldu. Birincisi parlamenter sisteme geçiş, ikincisi seçim güvenliği, üçüncüsü ise seçilecek adayın yolculuğunda kullanması gereken işler. Sorasında biz siyasi partiler bir araya gelip nasıl bir iş birliği yapacağız o ayrı bir konu.

“Seçime tek adayla gitmeliyiz”

Ben cumhurbaşkanı adayı olma hakkımdan 1 buçuk yıl önce feragat ettim. 2018’de birden fazla adayla gittik olmadı. Ben aday değilim diyerek milletime diyorum ki biz tek adayla gitmeliyim. Kazanacak bir şahısla gitmeli ve kazanmalıyız. Seçtirdiğimiz şahsın birinci başkan yardımcısı olmak gibi bir pazarlığım olmadı. Başbakan olup olmamamla ilgili kararı millet verecek. Kılıçdaroğlu aday olmak ister, herkesin hakkıdır. Kılıçdaroğlu masaya “aday olmak istiyorum” diye gelmeden bunu konuşmak olmaz. Gelsin, ona göre konuşalım.

Paylaşın

Türkiye’den Almanya’ya İltica Başvuru Sayısı Yeni Bir Rekora Ulaştı

2022 yılının ilk 11 ayında Türkiye’den Almanya’ya iltica başvurusu yapanların sayısı 20 bin 802 ile yeni bir rekora ulaştı. Bu sayıyla Türkiye, menşe ülkeler sıralamasında Irak, Gürcistan, İran, Somali, Eritre, Moldova gibi ülkeleri geride bırakarak, Suriye ve Afganistan’ın ardından üçüncü sıraya yükseldi.

Türkiye’den Almanya’ya gelerek sığınma başvurusu yapanların sayısındaki artış devam ediyor. Federal Göç ve Mülteciler Dairesi’nin (BAMF) verilerine göre, bu yılın Ocak-Kasım döneminde Almanya’ya iltica başvurusu yapan Türk vatandaşlarının sayısı 20 bin 802 ile yeni bir rekora ulaştı. Bu sayıyla Türkiye, menşe ülkeler sıralamasında Irak, Gürcistan, İran, Somali, Eritre, Moldova gibi ülkeleri geride bırakarak, Suriye ve Afganistan’ın ardından üçüncü sıraya yükseldi.

Aşağı Saksonya Mülteciler Konseyi adlı sivil toplum kuruluşunun yönetim kurulunda da yer alan avukat Dündar Kelloğlu, kendilerine başvuranlardan gördükleri kadarıyla gelenlerin çoğunu gençlerin oluşturduğunu söylüyor. Kelloğlu, mülakatlarda en sık duydukları gerekçelerin başında da artan siyasi baskı ve kötüleşen ekonomik durumun geldiğini, insanların Türkiye’de hiçbir gelecek umudu görmediğini söylediğini belirtiyor. “1997 yılından beri bu alanda çalışıyoruz, çok davaya baktık, çok sığınmacıyla görüştük ama Türkiye’deki ortam hiçbir zaman bu kadar karamsar olmamıştı” yorumunda bulunuyor.

İlticalarda yüzde 216 artış

Almanya’ya Ocak-Kasım 2022 döneminde yapılan 20 bin 802 iltica başvurusundan 19 bin 754’ü ilk kez yapılanlardan oluşuyor. Bu sayı geçen yıl 6 bin 254’tü. Böylece geçen yıl yapılan iltica başvurusu sayısıyla karşılaştırıldığı yüzde 216 artış kaydedildiği bildiriliyor.

Almanya Federal Göç ve Mülteciler Dairesi’nin (BAMF) DW Türkçe’ye verdiği bilgiye göre, Kasım 2022’deki artışın da bir önceki senenin aynı dönemine, yani Kasım 2021’e göre yüzde 514 olduğu bildirildi. Kasım 2022’de Almanya’da sığınma talebinde bulunan Türk vatandaşı sayısı 4 bin 691 olurken bu rakam Kasım 2021’de sadece 764 olarak açıklanmıştı.

Uzmanlara göreyse gerçek sayı açıklanan resmi rakamlardan çok daha yüksek. Yabancılar hukuku uzmanı Dündar Kelloğlu, kaçak yollardan gelen Türkiye vatandaşlarının çoğunun hemen geri gönderileceği veya ilk giriş yaptığı Avrupa ülkesine yollanacağı endişesiyle iltica başvurusu yapmadığını, beklediğini, bu nedenle açıklanan resmi rakamların gerçek rakamın en az üç katı, hatta daha fazla olduğunu tahmin ettiklerini belirtiyor.

Kürt ilticacı sayısı rekor derecede artarken kabul oranı düşüyor

BAMF’ın Türkiye’den gelenlere dair bu yılın Ocak-Ekim tarihlerine yönelik etnik köken konusunda detaylı veriler tuttuğu da görülüyor. Buna göre Ocak-Ekim 2022’de Türkiye’den gelerek iltica başvurusu yapanların sayısı toplamda 15 bin 957 oldu. Bunlardan 2 bin 865’i Türk olduğunu beyan ederken 12 bin 699’u da Kürt olduğunu belirtti.

2021 yılının tamamında Türk vatandaşlarının iltica başvurularının toplamı 7 bin 873 olmuştu. Bunların 3 bin 19’u Türk, 4 bin 522’si Kürt olduğunu beyan etmişti.

Türk vatandaşlarının Almanya’daki iltica başvurularının kabul oranlarına bakıldığında da Türkler ile Kürtler arasındaki uçurumun büyüdüğü dikkat çekiyor. Almanya’da bu yıl karara bağlanan iltica başvurularında Türklerin kabul oranı yüzde 73,8 olurken, Kürt olduğunu söyleyenlerin başvurularına verilen onay yüzde 8,9’a düştü. Türk olduğunu beyan edenlerin Ocak-Ekim 2022’de aldığı ret sayısı sadece 451 olurken Kürt olduğunu söylenlerin aldığı ret cevabının 3 bin 847’e ulaştığı bildirildi.

Türk olduğunu belirten Türkiye vatandaşlarının 2021’de aldığı kabul oranı da yüzde 77 olurken, Kürt olduğunu beyan edenlerin aldığı onay yüzde 10,7’de kalmıştı.

Avukat Dündar Kelloğlu, iltica başvurusu sırasında kendisini Türk diye niteleyen mültecilerin ezici çoğunluğunun Gülen Cemaati üyesi olduğu iddia edilen kişilerden oluştuğunu, Türkiye’de terör örgütü üyeliğinden yargılandığını belirtiyor. Kelloğlu, “Bu insanların büyük kesimi eğitimli, bürokrasiden geliyor, devletin işleyişini iyi biliyor ve Almanya’da da hakkını aramada, gerekçelerini sunmada, kendini ifade etmede iyi ve bundan dolayı sığınma başvurularının kabul edilme oranı yüksek” değerlendirmesinde bulunuyor.

Kürt olduğunu beyan eden ilticacılarınsa genelde eğitim seviyesinin veya kendisini ifade etme yeteneğinin daha zayıf olduğunu, buna ilaveten Türkiye’de kendilerine yönelik takibatı kanıtlamakta da zorlandıklarını belirtiyor. Kelloğlu, “Ancak Almanya kanıt istiyor, resmi belge istiyor. Fakat Türkiye’de bakıyoruz pek çok davada araştırma, soruşturma aşamasında mağdur belgeye ulaşamıyor” diye belirtiyor. Pek çok dosyaya gizlilik kararı konduğunu veya gizli tanık ifadelerine dayandığını da hatırlatan Kelloğlu, “Sonra HDP için çalışmış diyelim, resmiyette yasal bir parti ama soruşturmalarda HDP eşittir PKK olarak görülüyor ve bunu da Almanya’da kanıtlamakta zorlanıyor. Dolayısıyla da Kürtlerin iltica gerekçesini ispatı zor, o nedenle büyük çoğunluğu reddediliyor” diye açıklıyor.

Almanya Göç ve Mülteciler Dairesi, yaptığı açıklamada Türk vatandaşlarının etnik kökenine dair verinin kendi beyanları ile toplandığını, iltica sebeplerine dair bilgilerinse ayrıca istatistiki olarak tasnif edilmediğini kaydetti.

Darbe girişiminden sonra kaydedilen en yüksek artış

Türkiye, 2006-2015 yıllarında bin 400 ila 2 bin arasında seyreden iltica sayıları ile Almanya’da istatistiklerde öne çıkmamış, en çok sığınmacı gelen ülkeler kategorisinde de yer almamıştı. Ancak 2015 senesinde bin 767 Türk vatandaşı Almanya’dan iltica talep ederken bu sayı darbe girişiminin olduğu 2016 yılında katlanarak 5 bin 742’ye, yine hızlı bir artışla 2017’de önce 8 bin 483’e, 2018 yılında 10 bin 356’ya, 2019’da da 10 bin 833’e ulaşmıştı.

Koronavirüsün damgasını vurduğu 2020 yılında ise başvurularda rekor düşüş kaydedilmiş, Almanya’ya sadece 6 bin 562 Türk vatandaşının iltica başvurusunda bulunduğu açıklanmıştı. Bu sayı pandeminin etkisinin yavaş yavaş azalmaya başladığı 2021 yılında 7 bin 873 oldu. Bu yılın (2022) ilk 11 ayında ise 20 bin 802 olarak kayda geçti.

Almanya’da son aylarda sınır korumadan sorumlu Federal Polis Teşkilatı’nın yaptığı basın açıklamalarında da önceki yıllara oranla Türkiye bağlantısı çok daha sıklıkla öne çıkıyor. Polisin basın bültenlerinde ya sığınmacıların ya da kaçakçıların Türk vatandaşı olduğu ibaresi sıklıkla yer alıyor. DW Türkçe’nin söz konusu basın açıklamalarından yola çıkarak Federal Polis Teşkilatı’na yaptığı başvuruya verilen cevapta bu eğilimin sayılarla da tespit edildiği haber verildi.

Sınırların korunmasından sorumlu Federal Polis’in verdiği bilgide Ocak-Eylül 2022 tarihlerinde Almanya hudutlarında 5 bin 362 Türk vatandaşının geçerli bir belge olmadan giriş yapmaya kalkışırken tespit edildiği bildirildi. Geçen yılın tamamında bu sayının 2 bin 531, pandeminin damgasını vurduğu 2020’de bin 629 olduğu ifade edildi. Geçen yılın aynı dönemiyle karşılaştırıldığında Almanya’ya düzensiz yolla giriş yaptığı tespit edilen Türk vatandaşı sayısının yüzde 254 oranında arttığı ortaya çıktı. 2020’nin aynı dönemiyle karşılaştırıldığında ise söz konusu artış yüzde 368’e tekabül ediyor.

Macaristan Almanya’ya gidenlere tavsiyelerde bulunuyor

Sınır polisinin basın açıklamalarında göze çarpan bir diğer gelişme de Sırbistan üzerinden Avusturya’ya oradan Almanya’ya gelindiğine dair ibareler. Mülteciler alanında çalışan Dündar Kelloğlu, iltica başvurularında belirtilmese de son aylarda Türkiye’den pek çok kişinin başta Sırbistan olmak üzere Balkan ülkelerine vizesiz seyahat anlaşması sayesinde geldiğini, oradan da Macaristan üzerinden Avusturya’ya, Avusturya’dan da Almanya’ya geçtiğini gözlediklerini aktarıyor.

Almanya’ya ulaşmayı başaranların Kelloğlu ve mülteci örgütleri çalışanlarına bildirdiğine göre, Avrupa Birliği (AB) üyesi Macaristan, Sırbistan’dan girişte önceki yıllarda olduğu gibi engellemiyor. Kelloğlu, “Son gelen mültecilerin bize aktardıklarına göre, Macaristan, Sırbistan’dan girenlerin parmak izini almıyor, kaydını yapmıyor, hatta Avusturya’ya nasıl gidebilecekleri konusunda onlara tavsiyelerde bulunuyor. Ve gelen insanlar da eskiden olduğu gibi şebekeler üzerinden gelmiyor, ellerinde bilgiler var, hangi güzergahtan, hangi kapıdan, nasıl giriş yapacağına dair bilgiyle geliyorlar” diye bildiriyor.

Gelenlerin genelde Telegram üzerinden örgütlendiklerini anlattıklarını belirten Kelloğlu, bu yolla gelen Türk sığınmacıların en erken Avusturya’da parmak izinin alındığını, kaydının yapıldığını, sonrasında Almanya’ya geçtiğini belirtiyor. “Macaristan’ın neden engellemediğini herkes tahmin edebiliyor. AB yardımları dondurunca Macar hükümeti de AB’ye girişlerde kontrolü bırakmışa benziyor” diye yorumluyor. Kelloğlu, Hırvatistan üzerinden gelişlerde ise sığınmacıların kötü maumele gördüğünü, hatta polisin şiddet uyguladığı yönünde kendilerine bilgiler ulaştığını aktarıyor.

Paylaşın

Demirtaş’tan Dikkat Çeken ‘Akşener Ve Altılı Masa’ Açıklaması: Dinlemeye Açığız

Eski HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş, Ben halka borçlu bir siyasetçi olarak halkın yaşadığı ağır sorunların çözümüne katkı sunacak her diyaloğun içinde olurum. Benim bu konuda kısıtlarım, komplekslerim yok. Kendime güvenirim ve herkesle her konuyu oturup tartışabilir, herkesle görüş alışverişinde bulunabilirim. Başka türlü, bu yıkımdan nasıl çıkılır ki?” dedi ve ekledi:

Yaşanan tüm acılara, bize yapılan bunca zulme rağmen halkın içinde bulunduğu felaketten çıkışa katkı verebileceğine inansam Erdoğan ve Bahçeli ile de görüşürüm, konuşurum, tartışırım. Onları dinlerim, kendi görüşlerimi de onlara anlatırım.

Demirtaş, açıklamasının devamında, “Dolayısıyla şunu büyük bir özgüvenle belirtmek isterim ki, biz düşüncelerimize ve çözüm projelerimize güveniyoruz, herkesi dinlemeye de sonuna kadar açığız. Buna Akşener de Altılı Masanın tüm aktörleri de dahildir.

Konuşmak, aynılaşmak değildir. Birbirini anlamaya, çözümlerde buluşmaya çalışmaktır. Ancak Türkiye’de birbiriyle oturup konuşmayı bile düşmanlaştırmaya, buradan kutuplaşma çıkarmaya çalışan utanç verici, saldırgan bir zihniyet var. Bu zehirli dile, yanlış politikalara teslim olmadan, diyaloğa açık olmak en doğrusudur diye düşünüyorum.” ifadelerini kullandı.

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin T24’ten Murat Sabuncu‘ya konuştu. Demirtaş’ın söyleşisinin ilgili kısmı şöyle:

Aynı tweet dizisinde “Kimsenin kimseyi dışlama lüksü yoktur” da dediniz. Muhalefetin, özellikle de İyi Parti’nin HDP’yi dışladığını düşünüyor musunuz? 2020 yılında gazeteci Ruşen Çakır’a verdiğiniz bir söyleşide Meral Akşener’e yaptığınız bir çağrı vardı. Eşiniz Başak Hanım ile birlikte bir kahvaltıya gitmek, kendisiyle konuşabilmek. Seçimlere giderken yeniden böyle bir çağrıyı yapmayı düşünür müsünüz?

Ben halka borçlu bir siyasetçi olarak halkın yaşadığı ağır sorunların çözümüne katkı sunacak her diyaloğun içinde olurum. Benim bu konuda kısıtlarım, komplekslerim yok. Kendime güvenirim ve herkesle her konuyu oturup tartışabilir, herkesle görüş alışverişinde bulunabilirim. Başka türlü, bu yıkımdan nasıl çıkılır ki?

Yaşanan tüm acılara, bize yapılan bunca zulme rağmen halkın içinde bulunduğu felaketten çıkışa katkı verebileceğine inansam Erdoğan ve Bahçeli ile de görüşürüm, konuşurum, tartışırım. Onları dinlerim, kendi görüşlerimi de onlara anlatırım.

Dolayısıyla şunu büyük bir özgüvenle belirtmek isterim ki, biz düşüncelerimize ve çözüm projelerimize güveniyoruz, herkesi dinlemeye de sonuna kadar açığız. Buna Akşener de Altılı Masanın tüm aktörleri de dahildir.

Konuşmak, aynılaşmak değildir. Birbirini anlamaya, çözümlerde buluşmaya çalışmaktır. Ancak Türkiye’de birbiriyle oturup konuşmayı bile düşmanlaştırmaya, buradan kutuplaşma çıkarmaya çalışan utanç verici, saldırgan bir zihniyet var. Bu zehirli dile, yanlış politikalara teslim olmadan, diyaloğa açık olmak en doğrusudur diye düşünüyorum.

En geniş anlamda muhalefete hep çağrı yaptınız. Cumhuriyet’in demokrasi ile taçlandırılması söylemi kimi siyasetçiler tarafından da dile getirildi. Ama “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz” sözünden yola çıkarsak muhalefetten umutlu musunuz? Umutluysanız bu umudu nasıl koruyorsunuz?

Ben umudumu siyasi partilere ya da liderlere değil, toplumsal muhalefete ve halka bakarak koruyorum. Umut da oradadır, kurtuluş da. Elit siyasetin koridorlarında, onca ayak oyununun ve samimiyetsizliğin kol gezdiği mecralarda çok fazla zaman geçirmemek lazım, zehirler insanı. Orada oksijen yoktur, nefessiz kalırsınız.

Sık sık mahalleye, sokağa, köye gitmek, halkın sofrasına oturmak lazım. İnşaatlara, atölyelere, üniversite kampüslerine gidip oraların havasını solumak lazım. Başka türlü, siyasetin kirinden pasından kurtulup kendinize gelemezsiniz.

Ben dışarıdayken hep bunu yapmaya çalıştım. Şimdi de içeriden bunu hayal ederek, yazarak, çizerek ayakta kalıyorum. Halkın bir ferdiyim ve siyasi mücadelemi de bu konumumu asla unutmadan sürdürmeye gayret ediyorum.

HDP seçmeni Kılıçdaroğlu’nun adaylığına nasıl bakar? “İsim konuşmam” derseniz HDP seçmeni nasıl bir aday arıyor?

Yukarıdaki sorulara verdiğim cevaplar aslında aday profilini az çok tarif ediyor. Demokrasi ilkelerine sadık ve o ilkelerin taşıyıcısı olabilecek her aday HDP’li seçmenin desteğini alır, buna Kemal Bey de dahildir elbette. Fakat adaylık ve destek konusunda gelişmelere göre, son kararı HDP yönetimi verecek ve bunu da günü geldiğinde duyuracaktır.

HDP’nin geleceğini nasıl görüyorsunuz? Kapatılır mı yoksa sadece Hazine yardımı mı kesilir?

Kestirmek gerçekten çok zor. Bu iktidar, uzun süredir ön görülebilir olmaktan çıktı, her şey olabilir. Sadece hangi kararın kendilerine daha çok yarayacağına bakacaklardır. Yoksa kimse hukuka, yasaya göre karar vermeyecek. Eğer hukuka göre karar verileceğinden emin olsaydık Anayasa Mahkemesi davayı kesinlikle reddedecek ve HDP ceza almayacak, diyebilirdik.

HDP kapatılırsa bunun genel siyasete yansımaları nasıl olur? HDP’liler yola nasıl devam ederler?

HDP’liler bir yol bulurlar, olan Cumhur İttifakına olur. Siyasi fatura tamamen onlara çıkar.

Gazeteci İsmail Saymaz, ‘HDP’nin adayının Gültan Kışanak olabileceğini’ yazdı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

HDP’deki değerlendirmeler henüz tamamlanmış değil, arkadaşlarımız çalışmalarını sürdürüyorlar.

Belki de HDP’nin aday çıkarmasına gerek kalmayacak, çıkarsa bile uzlaşma sağlanması halinde geri çekmeyi tartışacak; henüz son karar verilmiş değil.

Ben şahsen değerli Gültan Kışanak’ın adaylığından gurur duyarım, kendisini tüm kalbimle, gücümle ve inanarak desteklerim. Tabii bu benim kişisel görüşümdür, özellikle altını çizmek isterim.

Altılı Masa’dan iki aday, HDP’den de bir aday çıkarsa seçimler riske girer mi?

Ortak aday çıkarmak ve ilk turda sonuç almak en doğrusudur. Bu seçeneği değerlendirmeden diğer seçenekleri öne almak pek işlevsel olmaz.”

Söyleşinin tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Evli Olmak, Alzheimer Ve Bunama Riskini Azaltıyor

Bunama (demans) spesifik bir hastalık olmayıp, hatırlama, düşünme veya günlük aktiviteleri yapmayı engelleyen karar verme yeteneğinin bozulması için kullanılan genel bir terimdir. Alzheimer hastalığı en yaygın türüdür. Demans çoğunlukla yaşlı yetişkinleri etkilese de, normal yaşlanmanın bir parçası değildir.

Norveç Halk Sağlığı Enstitüsü’nde yapılan bir araştırmaya göre evli olmak, Alzheimer ve bunama riskini azaltıyor. Hakemli bilimsel dergi Journal of Aging and Health’de yayımlanan bulgular, yaşlılıkta bekar olmanın bilişsel gerileme riskini artırdığı anlamına geliyor.

Araştırma, Norveç devletinin sağlık kayıtlarında yer alan 44 ila 68 yaşındaki 8 bin 706 yetişkinin verileri üzerinden yapıldı. Araştırma ekibi öncelikle bu yaşlı yetişkinlerin medeni durumlarını not etti. Daha sonra bu kişiler 70’li yaşlara kadar takip edildi ve kaçında 70 yaşından sonra bunama görüldüğüne bakıldı.

Araştırmanın başyazarı Vegard Skirbekk, “Orta yaşlarını evlilik birliği içinde geçirmekle yaşlılıkta daha düşük bunama riski arasında bağlantı tespit ettik” diye konuştu: Verilerimiz, demans vakalarının önemli bir kısmının boşanmış kişilerden oluştuğunu gösteriyor.

Araştırmacılara göre bu kişilerde bunama riskinin daha düşük olması, evliliğin önemli bir sosyal temas kaynağı olduğunu düşündürüyor.

Önceki araştırmalar, sosyal açıdan izole yaşamanın, özellikle erkeklerde ve çocuğu olmayanlarda demans için güçlü bir risk faktörü olduğunu ortaya koymuştu. Öte yandan, bu çalışma hem erkekleri hem de kadınları ve hem çocuklu hem de çocuksuz kişileri içeriyor.

Skirbekk, “Çalışmamızda evlilik hem erkekler hem de kadınlar için eşit derecede önemliydi” ifadelerini kullandı.

Bulgular verileri incelenen kişilerin yüzde 11,6’sında bunama, yüzde 35,3’ünde ise hafif bilişsel bozukluk geliştiğini ortaya koydu.

Katılımcılar arasında en düşük demans riski yaşam boyu evli kalanlarda, en yüksek risk ise evlenmemiş kişilerde tespit edildi. Evlenmemiş olanları sırasıyla boşanmış kişiler ve aralıklı olarak eşlerinden ayrılanlar izledi.

Araştırmacılar, hiç evlenmemiş kişilerdeki yüksek bunama riskinin çocuksuz olmalarına da bağlanabileceğini belirtiyor.

Skirbekk, “Çocuk sahibi olmak önemli gibi görünüyor” diyor: Öte yandan analizler, çocuksuz olmanın veya evlenmemenin bunama riskini artıran birincil mekanizma olup olmadığını belirleyemedi.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Türkiye, İsveç’ten İadesini İstediği Kişi Sayısını 42’ye Çıkardı

Türkiye’nin NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) üyeliğini onaylamak için İsveç’ten iadesini talep ettiği kişi sayısını 33’ten 42’ye çıkardığı öne sürüldü. İsveç Radyosu’nun haberine göre listedeki kişilerin büyük çoğunluğu Türkiye’de terörist olarak kabul edilen örgütlere üye olmakla suçlanıyor.

Radyo, listedeki 16 kişinin PKK, 12 kişinin Gülen grubu ve yedisinin de sol gruplarla iltisaklı olduğu, son yedi kişinin ise kaçakçılık gibi farklı suçlarla itham edildiğini bildirdi.

“Türkiye İsveç’ten daha fazlasını istiyor”

Öte yandan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, İsveç’in, Türkiye’nin terörizmle bağlantılı olduğuna inandığı kişileri Türkiye’ye iade etme ya da mal varlıklarını dondurma konusunda henüz adım atmadığını kaydetti. Çavuşoğlu, bu açıklamayı Ankara’ya resmi ziyarette bulunan İsveç Dışişleri Bakanı Tobias Billstrom’la düzenlediği ortak basın toplantısında yaptı.

Billstrom ise, Türkiye, İsveç ve Finlandiya arasında Haziran ayında imzalanan üçlü mutabakatın tüm öğelerini yerine getirmek için somut adımlar attıklarını söyledi. İsveç Dışişleri Bakanı, “Her paragraf üzerinde adımlar atma girişimi başlattık ve bunları uygulayacağız. Terör zanlıları konusunda Türkiye’yle hukuki işbirliğimizi arttırdık” dedi.

Türkiye’nin İsveç’in şimdiye kadar attığı adımları memnuniyetle karşıladığını kaydeden Çavuşoğlu, “Mevkidaşımın özellikle terör örgütü PYD/YPG ile aralarına mesafe koyan açıklamaları da önemliydi. Keza PKK iltisaklı bir şahsı ülkemize sınır dışı ettiler. Bunlar doğru yönde atılan adımlardır. Ancak özellikle terör iltisaklı suçluların iadesi ve terör varlıklarının dondurulması gibi bazı konularda somut bir gelişme yok. Bizim listemizde olmayan bir kişinin iade edilmesini memnuniyetle karşıladığımızı zatensöylemiştik” şeklinde konuştu.

Bu haftanın başında İsveç Anayasa Mahkemesi, Türkiye’nin, Today’s Zaman gazetesinin genel yayın yönetmeni eski gazeteci Bülent Keneş’in FETÖ bağlantılarından dolayı iade edilmesi talebini geri çevirdi.

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Keneş’in Türkiye’ye iadesinin reddedilmesi konusunda, “Bu çok olumsuz bir gelişme. Terör iltisaklı şahısların sınır dışı edilmeleri konusunda üçlü ahitnameye uygun olarak ilave adımların atılması bizim en doğal beklentimiz, İsveç ve Finlandiya’nın da ahitnameden doğan yükümlülükleridir. Üçlü ahitname hükümlerine karşı FETÖ mensupları için İsveç bir cazibe merkezi olmaya devam ediyor, faaliyetlerini devam ettiriyor. Hatta ‘Oraya gidersek iade de edilmeyiz dolayısıyla rahatça yaşarız, işlediğimiz suçlardan dolayı da hesap vermeyiz’ anlayışıyla İsveç’i cazip bir ülke olarak görmeye devam ediyorlar” ifadelerini kullandı.

İsveç yargısının bağımsız olduğunu kaydeden Dışişleri Bakanı Billstrom, İsveç’te 1 Ocak 2023 tarihinden itibaren yürürlüğe girecek olan sıkı terörle mücadele yasalarına atfen, “Münferit vakalara bakmamalıyız, tüm resme bakmalıyız” şeklinde konuştu.

Türkiye’nin terörizmle suçladığı kişilerin iadesi, Ankara’nın İsveç’in NATO üyeliğini onaylamasının temel koşullarından biri. Ankara, İskandinav ülkelerinin üyeliklerine onay vermek için bu ülkelerden terörle suçlanan ya da 2016’daki darbe girişimine katılan kişileri iade etmesini ve Ankara’ya yönelik silah ambargolarını kaldırmasını talep etmişti.

28 Haziran’da Madrid’deki NATO zirvesi başlamadan önce Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinisto, dönemin İsveç Başbakanı Magdalena Andersson ve NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg görüşmelerde bulunmuştu.

Stockholm ve Helsinki’nin NATO’ya katılmasına izin veren üçlü muhtıraimzalanmış, Erdoğan “İsveç, terörist faaliyetlere karışan 70’ten fazla kişiyi iade etme sözü verdi” açıklamasında bulunmuştu.

Paylaşın

Taliban’dan Kadınlara Eğitim Yasağı Tepkilerine Yanıt: İç İşlerimize Karışmayın

Afganistan Yüksek Öğretim Bakanı Nida Muhammed Nedim, kadın öğrencilerin bakanlık tarafından koyulan kıyafet kurallarına riayet etmediğini belirterek, “Maalesef geçen 14 ayda, İslam Emirliğinin Yüksek Öğretim Bakanlığının kadınların eğitimine ilişkin talimatlarına uyulmadı” dedi.

Nedim, “Kızlara kurallara uygun şekilde hicap giymelerini söyledik ama yapmadılar. Düğüne gider gibi giyiniyorlardı” diye ekledi. Ayrıca bazı konu ve derslerin kadınlara uygun olmadığını iddia eden Nedim, “Tarım, mühendislik gibi bazı alanlar kadınların haysiyet ve şerefine de Afgan kültürüne de uygun değil” dedi.

Afgan bakan, bu sorunlar giderildikten sonra kadınlara yönelik üniversite yasağının ileride gözden geçirilebileceğini sözlerine ekledi.

Kadınların üniversite eğitimi almasını yasaklayan Taliban, bu kararı eleştiren ülkeleri Afganistan’ın iç işlerine karışmamaları konusunda uyardı.

Uygulanan yasakla ilgili olarak ilk kez kamuoyuna açıklamada bulunan Yüksek Öğretim Bakanı Nida Muhammed Nedim, alınan kararı savundu. Afgan devlet televizyonuna konuşan Nedim, kadın ve erkek öğrencilerin birbiriyle temasının önüne geçilmesi için böyle bir yasak getirmeleri gerektiğini ileri sürdü.

“Düğüne gider gibi giyiniyorlardı”

Kadın öğrencilerin bakanlık tarafından koyulan kıyafet kurallarına riayet etmediğini söyleyen Nedim, “Maalesef geçen 14 ayda, İslam Emirliğinin Yüksek Öğretim Bakanlığının kadınların eğitimine lişkin talimatlarına uyulmadı” dedi. Nedim, “Kızlara kurallara uygun şekilde hicap giymelerini söyledik ama yapmadılar. Düğüne gider gibi giyiniyorlardı” diye ekledi.

Ayrıca bazı konu ve derslerin kadınlara uygun olmadığını iddia eden Nedim, “Tarım, mühendislik gibi bazı alanlar kadınların haysiyet ve şerefine de Afgan kültürüne de uygun değil” dedi. Afgan bakan, bu sorunlar giderildikten sonra kadınlara yönelik üniversite yasağının ileride gözden geçirilebileceğini sözlerine ekledi.

“İç işlerimize karışmayın”

Associated Press’in haberine göre Nedim, yasaklama kararına Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar dâhil birçok ülke tarafından gösterilen tepkiye de yanıt verdi. Nedim, yabancıların Afganistan’ın iç işlerine karışmayı bırakması gerektiğini söyledi.

Eski bir ordu komutanı, emniyet müdürü ve vali olan Nedim, geçen Ekim ayında Yüksek Öğretim Bakanı olarak atanmıştı. Nedim, hem İslami değerlere hem de Afgan kültürüne aykırı olduğu gerekçesiyle kadınların okumasına karşı çıkıyor.

Afganistan’da Ağustos 2021’den beri iktidarda olan Taliban, önceki gün aldığı kararla kadınların üniversite eğitimi almasını bir sonraki emre kadar yasaklamıştı.

Çavuşoğlu: Ciddi endişe kaynağı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, bugün Ankara’da Yemenli mevkidaşıyla düzenlediği ortak basın toplantısında Taliban rejimini eleştirerek “Kız öğrencilerine yönelik eğitim yasağı gerçekten bizleri derinden üzdü. Ciddi bir endişe kaynağıdır” demişti.

Taliban yönetimine kapsayıcı olmaları yönünde tavsiyede bulunduklarını belirten Çavuşoğlu, “Bu yasak İslami de değil insani de. Biz bu kararı reddediyoruz. Kadınların eğitiminin Afganistan’a ne zararı ve bu yasağın ne faydası var? Mantıklı bir açıklaması olsun. Dinimiz İslam, eğitime karşı değil, tam tersine eğitimi destekliyor. Taliban’ın bu kararından vazgeçmesini bekliyoruz” diye konuşmuştu.

Paylaşın

Galatasaray, Kupada Turu Tek Golle Geçti

Galatasaray, Ziraat Türkiye Kupası 5. eleme turu mücadelesinde Ankara Keçiörengücü, Ali Sami Yen’de karşı karşıya geldi. Mücadeleyi Galatasaray, Bafetimbi Gomis’in 82. dakikada attığı golle sahadan 1-0 galip ayrıldı.

Haber Merkezi / Bu sonuçla sarı-kırmızılılar adını son 16’ya yazdırırdı. Galatasaray’da Seferovic, 40. dakikada bir penaltı vuruşundan yararlanamadı. Galatasaray’ın son 16 turundaki rakibi yarın (23 Aralık Cuma) çekilecek kura sonucunda belli olacak.

Karşılaşmadan dakikalar

4. dakikada Keçiörengücü’nde Ibrahim Olawoyin, uzak mesafeden kaleye vurdu ancak top yandan auta gitti. 16. dakikada Keçiörengücü gole çok yaklaştı! Muslera’nın hatası sonucu topu ceza alanında önünde bulan Moustapha Camara, topu boş ağlara gönderemedi.

24. dakikada Haris Seferovic ceza alanı önünde topla buluştu ve Barış Alper’e ortasını yaptı. Barış’ın kafa vuruşu dışarı gitti. 40. dakikada ceza sahası içinde topla buluşan Torreira, Mikail’in müdahalesi sonrası yerde kaldı. Hakem Çağdaş Altay penaltı noktasını gösterdi.

41. dakikada Seferovic’in kullandığı penaltı vuruşunda meşin yuvarlak direkten oyun alanı içine döndü. Dönen topu tekrar tamamlayan Seferovic meşin yuvarlağı ağlara gönderirken, penaltıyı kullanan futbolcu, direkten dönen topu tekrardan tamamladığı için gol geçerlilik kazanmadı.

56. dakikada sağ tarafta topu alan Mertens’in ceza sahası içine açtığı ortada Emin Bayram’ın kafa vuruşunda meşin yuvarlak direğin üstünden auta çıktı. 75. dakikada kullanılan köşe vuruşunda arka direkte iyi yükselen Galatasaray’ın genç stoperi Emin’in kafa vuruşu direkten oyun alanına geri döndü.

82. dakikada gelişen Galatasaray atağında Van Aanholt’un pasında sol kanattan ceza sahasına giren ve çizgiye inen Kerem’in yerden ortasında oyuna sonradan giren Gomis’in vuruşu ile fileler havalandı ve skor 1-0 oldu.

86’da bu kez Keçiörengücü direğe takıldı. İbrahim Olawoyin hızlı hücumda ceza alanına girip şutunu çekti. Top direğin içinden döndü. 90. dakikada Galatasaray 2. gole çok yaklaştı! Patrick van Aanholt’un pasıyla ceza alanında boş pozisyonda topla buluşan Gomis’in vuruşu direkten auta gitti.

Stat: Ali Sami Yen

Hakemler: Çağdaş Altay, Volkan Ahmet Narinç, Gökhan Barcın

Galatasaray: Muslera, Dubois, Emin, Nelsson (Abdülkerim dk. 80), Patrick van Aanholt, Torreira (Mertens dk. 46), Berkan, Rashica, Mata (Midtsjo dk. 71) , Barış (Kerem dk. 71) , Seferovic (Gomis dk. 66)

Ankara Keçiörengücü: Boran (Kayacan dk. 54), Erhan, Muharrem, Haşim, Batuhan, Mikail, Camara (Muhammed dk. 46), Bekir (Bardhi dk. 69), Abdullah (Mara dk. 87), Olawoyin, Babaei (Melih dk. 46)

Gol: Gomis (dk. 82) (Galatasaray)

Paylaşın

DİSK’ten ‘Asgari Ücret’ Tepkisi: Geçinmek Mucizeye Dönüştü

Asgari ücretle ilgili yazılı açıklama yapan DİSK Başkanı Çerkezoğlu, “Asgari ücret tespit sürecindeki bu sorunların iktidarın hatası değil bilinçli tercihi olduğunun farkındayız. İktidarın emeği ucuzlatmaya yönelik bilinçli politikalarıyla işçi, emekçi, emekli, dar gelirli milyonlar için geçinmek neredeyse bir mucizeye dönüştü.” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Emeği ucuzlatmak için sendikalaşmanın önüne engeller çıkarılıyor, grevler yasaklanıyor ve  işçi sınıfı yoksulluk sınırının çok altında bir asgari ücrete mahkûm ediliyor.”

Çerkezoğlu, açıklamasında, “Asgari ücret, Tespit Komisyonu tarafından değil Cumhurbaşkanı ve işveren sendikası tarafından belirlenerek, son dönemde sıkça gördüğümüz hukuksuzluklara bir yenisi daha eklendi” ifadelerini de kullandı.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, 8 bin 500 TL olarak belirlenen asgari ücretle ilgili yazılı açıklama yaptı. Açıklamada özetle şöyle denildi:

“Asgari ücret, Tespit Komisyonu tarafından değil Cumhurbaşkanı ve işveren sendikası tarafından belirlenerek, son dönemde sıkça gördüğümüz hukuksuzluklara bir yenisi daha eklendi.

Çalışma hayatında hiç bir konuda Üçlü Danışma Kurulu ve Ekonomik Sosyal Konsey gibi sosyal diyalog mekanizmaları işletilmediği gibi milyonları ilgilendiren asgari ücret de benzer şekilde işverenler ve iktidar tarafından belirlendi.

“Yoksulluk sınırı dikkate alınmadı”

Asgari ücret belirlenirken yoksulluk sınırı dikkate alınmadı. Açlık sınırının biraz üzerinde, yoksulluk sınırının çok uzağında belirlenen 2023 yılı asgari ücreti, Türkiye’de ücretiyle geçinen milyonları yoksulluğa mahkûm etmek anlamına geliyor.

Belirlenen asgari ücretle bir hanede iki kişi çalıştığında dahi yoksulluk sınırının oldukça altında gelir elde ediliyor. Belirlenen rakam 2023’ün ilk aylarında açlık sınırının da altına gerileyecek.

“Resmi enflasyonun baz alınması doğru değil”

Asgari ücretin ve diğer ücretlerin belirlenmesinde sadece enflasyon kriterinin, üstelik hiçbir inandırıcılığı kalmayan resmi enflasyonun baz alınması doğru değildir. Adil bir bölüşüm için ülke ekonomisinin çokça övünülen büyümesi esas alınmalıdır.

Kişi başına Gayrisafi Yurt İçi Hasıla artışının dikkate alınmaması ekonomi büyürken bölüşüm ilişkilerinin bozulmasına neden olmaktadır. Hükümet ve işveren ortaklığı ile asgari ücretin enflasyona hapsedilmesi, gelir eşitsizliğini büyütecek.

“Emekli aylıkları asgari ücret düzeyine çıkarılmalı”

Asgari ücret 2023 için yüzde 54,5 oranında artırılmıştır. Ancak diğer emek gelirlerine -emekli aylıkları, memur maaşları ve diğer işçi ücretlerine- 6 aylık enflasyon oranında zam yapılması gündemdedir.

6 aylık enflasyon yüzde 18-19 civarında gerçekleşecektir. Bu dengesizlik kabul edilemez. Tüm emek gelirleri asgari ücret oranında artmalıdır. En düşük emekli aylığı asgari ücret düzeyine yükseltilmelidir.

“Milyonlar için geçinmek mucizeye dönüştü”

Asgari ücret tespit sürecindeki bu sorunların iktidarın hatası değil bilinçli tercihi olduğunun farkındayız. İktidarın emeği ucuzlatmaya yönelik bilinçli politikalarıyla işçi, emekçi, emekli, dar gelirli milyonlar için geçinmek neredeyse bir mucizeye dönüştü.

Emeği ucuzlatmak için sendikalaşmanın önüne engeller çıkarılıyor, grevler yasaklanıyor ve  işçi sınıfı yoksulluk sınırının çok altında bir asgari ücrete mahkûm ediliyor.”

Paylaşın

HDP’li Güzel’in Vekilliği TBMM’de Yapılan Oylama İle Düşürüldü

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel’in milletvekilliği Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda yapılan oylama sonucu düşürüldü. Güzel adına HDP Milletvekili Rüştü Tiryaki Genel Kurul’da savunma yaptı.

Haber Merkezi / İçtüzük gereği oylamanın yapılabilmesi için 24 saat geçmesi gerekiyordu. Oylamada, 372 oy kullanıldı, 330 kabul, 42 ret oyu verildi. AK Parti, MHP ve İYİ Parti milletvekilliğinin düşürülmesi yönünde oy kullandı.

HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar’ın da katıldığı oylamada, HDP milletvekilleri “Semra Güzel halkın iradesidir” yazılı pankartlarla protesto ettiler.

Ne olmuştu?

HDP Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel, iktidar yanlısı basın tarafından 2014 yılında PKK’li Volkan Bora ile çekildiği fotoğraflar servis edilerek, linç operasyonu başlatılmıştı. 8 Ocak’ta servis edilen fotoğraflar ardından Güzel hakkında 10 Ocak itibariyle hızla hazırlanan fezleke Adalet Bakanlığı’ndan Cumhurbaşkanlığı’na gönderilmişti.

Meclis Başkanlığı’na 12 Ocak’ta gönderilen fezleke hızlıca Karma Komisyona sevk edildi. Karma Komisyon Başkanı Bekir Bozdağ tarafından da aynı gün fezlekelerin görüşülmesi için gün belirlenmişti.

Güzel hakkında hazırlanan iki fezleke nedeniyle dokunulmazlığın kaldırılması görüşmeleri 20 Ocak’ta başlamıştı. Anayasa ve Adalet Komisyonu üyelerinden oluşan Karma Komisyon tarafından oluşturulan Hazırlık Komisyonu, Güzel’in “dokunulmazlığının kaldırılması” yönünde hazırladığı raporu HDP’nin şerhiyle birlikte 8 Şubat’ta Karma Komisyon’a sunmuştu.

Meclis’te 17 Şubat’ta toplanan Karma Komisyon’da, HDP Batman Milletvekili ve Komisyon üyesi Mehmet Rüştü Tiryaki tarafından savunma yapılmıştı. Komisyon’da Güzel’in dokunulmazlığının kaldırılması yönünde karar AKP, MHP, CHP ve İYİ Parti’nin oylarıyla kabul edilmişti.

Meclis Genel Kurulu’nda 1 Mart’ta yapılan görüşmelerde de HDP Milletvekili Semra Güzel’in dokunulmazlığı, Meclis Genel Kurulu’nda yapılan oylamayla kaldırılmıştı. Karar, 313 ‘Evet’e karşılık 52 ‘hayır’ oyuyla alındı. Güzel’in dokunulmazlığının kaldırılması ile hakkındaki iddialarla ilgili yargı sürecinin de önü açılmış oldu.

Güzel, hakkında hazırlanan fezlekeler HDP Kapatma Davası’na da ek delil olarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından sunulmuştu. Güzel, 3 Eylül’de İstanbul’da gözaltına alınmış, 4 Eylül’de ise tutuklanmıştı.

Paylaşın