CHP, 6 Nisan Sonrasında Yapılacak Erken Seçime ‘Hayır’ Diyecek

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, 6 Nisan’da yeni seçim mevzuatı yürürlüğe girdikten sonrasında seçim tarihinde yapılacak olası değişikliğe “ret” oyu vereceklerini söyledi. Kılıçdaroğlu, “Seçim konusunda Nisan başına kadar olana evet deriz. O tarihten itibaren seçim mühendisliğidir” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, “Seçim güvenliğinde 2014’te karnemiz iyi değildi. O dönem ülkenin her yerine gidilemedi. Şanlıurfa’nın bazı ilçelerine girilemedi. Bugün her yere gidebiliyoruz. Geçmişle mukayese edilemeyecek şekilde çalışıyoruz. Geçmişte 10 bin sandığa arkadaşlarımız gitmemişti. Onlarla (sandık başına gitmeyenler ile) ilişkimizi kestik. Ciddi önlemler alıyoruz” açıklamasında bulundu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, internet medyasından gazetecilerle buluştu, gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

VOA Türkçe’den Yıldız Yazıcıoğlu’nun aktardığına göre, CHP ile birlikte İyi Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, DEVA Partisi ve Gelecek Partisi’nin oluşturduğu “altılı masa” işbirliği için “masa dağılmaz” mesajını vurgulayan Kılıçdaroğlu, muhalefet cephesine ortak Cumhurbaşkanı adayı konusunda iktidar ve medya tarafından dayatma yapıldığı görüşünü yineledi.

Kılıçdaroğlu, eğer 24 Haziran 2018’teki gibi ortak Cumhurbaşkanı adayında uzlaşma olmazsa ve muhalefet partileri ayrı adaylar çıkarırsa ne olacağına ilişkin soruya karşılık “Bir şey oldu diye kıyamet kopacak değil. Altılı masada bu tartışma hiç olmadı” yanıtını verdi.

Kılıçdaroğlu, “Tek aday mı, çoklu aday mı? Görüşülmedi ama her olasılık olabilir, benim düşüncem. Tek adayla seçime gitmek ve seçimi almak lazım. Bu çok doğal. Tartışılabilir. Altılı Masa’da hiç gündeme gelmedi. Bir şey söylediğimde diğerlerinin (liderler, partiler) iradesine ipotek koymak olacak” diye konuştu.

Ortak aday belirlenmesi konusunda İyi Parti Lideri Meral Akşener ile CHP arasında gerilim yaşanmasına ilişkin soru üzerine Kılıçdaroğlu, “Sayın Akşener ile sorunumuz yok. Kavga etmedik ki görüşüyoruz” dedi.

Kılıçdaroğlu, ortak Cumhurbaşkanı adayı seçiminde HDP’nin rolü ve kararsız seçmenler açısından ise “Çıtayı demokrasi üzerine oturtursak bir sorun olmaz. Demokrasiden yana olanlar gelip oy verecekler. Bizim kralımız çok iyi diyenler de gidip öbür tarafa oy verebilirler” yorumunu yaptı.

Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eğer seçilemeyeceğini öngörürse aday olmayabileceği görüşünü de öne sürdü.

Altılı masanın dağılması iddialarına “Hiç birisini inanmayın” tepkisini paylaşan Kılıçdaroğlu, ortak Cumhurbaşkanı adayı ismini belirlemeden öte “ortak hükümet programı” ya da bir başka deyişle “geçiş süreci yol haritası” açıklamasına önem verdiklerini belirterek, muhalefet partilerindeki asıl uzlaşılması gerekeni hükümet programı olarak işaret etti.

Kılıçdaroğlu, ortak Cumhurbaşkanı adayı tartışmalarına ilişkin “Sistemi niye tartışmıyoruz. Altı lider diyor ki, önce demokrasi istiyoruz. Erdoğan ve onun yakın çevresi olayı kişi ekseninde götürmek istiyor. Bunun bilinçli bir yönlendirme olduğuna inanıyorum. Kendimize yeni bir kral arıyoruz. Kurallardan vazgeçildi. Ama biz kural istiyoruz. Toplum doğal olarak bu noktaya itildi, sürekli olarak. Yav memleket batmış, kralı nereden bulabiliriz. Biz kurtarıcı aramıyoruz, yeni kral aramıyoruz, biz demokrasi arıyoruz” tepkisini dillendirdi.

Altılı masa olarak aday tarifini yaptıklarını anımsatan Kılıçdaroğlu, altılı masada oyçokluğuyla mı, oybirliğiyle mi ortak Cumhurbaşkanı adayı kararı alınacağı sorusuna, “Aday konusunda umut olacak karakterin önce çıkması önemli değil mi? Altılı Masa’da aday konuşulmadı. 5 Ocak’ta (altı lider buluşmasında) hükümet programı ve parlamenter sistemi konuşacağız. İsim konuşulmayacak. Bugüne kadar kararlar oy birliği ile alındı” yanıtını verdi.

CHP 6 Nisan sonrasındaki erken seçime “hayır” diyecek

Kılıçdaroğlu, CHP Parti Sözcüsü Faik Öztrak’ın da konuya ilişkin son açıklamasını anımsatarak, 6 Nisan’da yeni seçim mevzuatı yürürlüğe girdikten sonrasında seçim tarihinde yapılacak olası değişikliğe “ret” oyu vereceklerini vurguladı.

Kılıçdaroğlu, “Seçim konusunda Nisan başına kadar olana evet deriz. O tarihten itibaren seçim mühendisliğidir” görüşünü paylaştı.

Kılıçdaroğlu, “Seçim güvenliğinde 2014’te karnemiz iyi değildi. O dönem ülkenin her yerine gidilemedi. Şanlıurfa’nın bazı ilçelerine girilemedi. Bugün her yere gidebiliyoruz. Geçmişle mukayese edilemeyecek şekilde çalışıyoruz. Geçmişte 10 bin sandığa arkadaşlarımız gitmemişti. Onlarla (sandık başına gitmeyenler ile) ilişkimizi kestik. Ciddi önlemler alıyoruz” açıklamasında bulundu.

“Erdoğan seçilemeyeceğini anlarsa aday olmayabilir”

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, 18 Haziran 2023 tarihi yerine erken seçim kararı alınması tartışmasıyla birlikte Erdoğan’ın üçüncü kez aday olma veya olamama tartışması yaşanabileceği konusunda ise “Erdoğan seçilemeyeceğini anlarsa seçime girmeyebilir. Seçim kaybetmek istemez. (Erdoğan) Anlarsa ‘Ben girecektim ama YSK onaylamadı’ diyecek ama biz YSK’nın onun emrinde olduğunu biliyoruz. Halk da biliyor” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın üçüncü kez Cumhurbaşkanı adayı olabilmesi konusunda yeniden mağduriyet senaryosu üretemeyeceğini söyledi ve YSK’nın kimin emrinde olduğunu halkın bildiği görüşünü yineledi.

Kılıçdaroğlu, YSK’ya kesinlikle güvenmediğini de sözlerine ekledi.

İmamoğlu’na siyasi yasak tepkisi: “Erdoğan kurşun askerlerini geri çek”

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na siyasi yasak getirilmesini de öngören hapis cezasına ilişkin yargı eliyle siyasete müdahale edildiğini kaydeden Kılıçdaroğlu, yargı kararıyla İBB’nin iktidarca ele geçirilmeye çalışıldığını vurguladı.

CHP lideri, “Erdoğan kurşun askerlerini yani yargıyı geri çek. İstanbul için hemen seçim kararı al. Milletin kararı önemlidir. Yüreğin yetiyorsa yap. Aynı çağrıyı Yalova için de yapıyoruz. Milletin iradesine güveniyorsan hemen gel seçim yapalım” çıkışı yaptı.

Kılıçdaroğlu, İstanbul ve Yalova’da ilçeleriyle birlikte yeniden yerel seçimler dolayısıyla belediye başkanlıkları ve meclisleri için seçim yapılması çağrısını tekrarladı.

Kılıçdaroğlu, eğer İstanbul ve Yalova’da yerel seçim yapılırsa CHP’nin Ekrem İmamoğlu ve Vefa Salman’ın mı adayları olacağı sorusuna “Evet evet tabii” yanıtını verdi.

AKP’nin anayasa değişikliği: “Görüşeceğiz, kararımızı vereceğiz”

Kılıçdaroğlu, AKP’nin başörtüsüne güvence sağlama iddiasındaki anayasa değişikliği teklifiyle ilgili milletvekillerince parti grubu kararı alınamayacağı ve bireysel oy verileceği için CHP İzmir Milletvekili olarak nasıl oy kullanacağı sorusunu yanıtlamadı.

AKP’nin Meclis’e sunduğu anayasa değişikliği teklifiyle ilgili yeniden parti gruplarını TBMM’de ziyaret etme kararı aldığını kaydeden Kılıçdaroğlu, bugün sabah CHP Grubu’na AKP’den ziyarette bulunma talebi geldiğini açıklayarak, sonrasında konuyu parti içerisinde görüşeceklerini söylemekle yetindi.

Kılıçdaroğlu, “Anayasa değişikliğini elbette görüşeceğiz. Verilen teklif çok sorunlu bir teklif. AK Parti, tekrar grupları ziyaret edecek ve biz de kendi düşüncelerimizi onlarla paylaşacağız” dedi.

“F-35’e yeniden Türkiye’de parça üretilmesini isteriz”

Kılıçdaroğlu, ABD’yle ilişkiler ve Rusya’dan satın alınmış S-400 hava savunma sisteminden kaynaklanan gerilim konusunda Türkiye’nin NATO ittifakının parçası olduğunu vurguladı.

Kılıçdaroğlu, “Türkiye, NATO ittifakı çerçevesinden hareket etmeli. F-35 askeri uçak konusunda ise Türkiye’nin F-35 için yeniden parça üretmesinden memnun olacağız. Var olan sorunların çözülmesi gerekiyor. Biz dış politikada çözümden yanayız. Biz barıştan yanayız” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, sadece ABD’yle ilişkiler değil tüm ülkeler ile ilişkiler bakımından barışçı çözüm istediklerini ifade etti.

Anayasa Mahkemesi’ne mektup gönderecek

Kılıçdaroğlu, Anayasa Mahkemesi (AYM) gündemindeki “dezenformasyon ile mücadale” gerekçesiyle hayata geçirilen Basın Kanunu’nun değiştirilmesiyle ilgili yasal düzenlemeye ilişkinse “demokrasi” vurgusu yaptı.

“AYM’nin demokratik standartlarla ilgili davalara öncelik vermesi lazım” diyen Kılıçdaroğlu, Türkiye’deki basın özgürlüğü açısından “zaten RTÜK, BİK, BTK gibi kuruluşlar hepsi Saray’a bakarak kararlar alıyorlar” diyerek baskı ortamı yaratıldığını söyledi.

Kılıçdaroğlu, AYM Başkanı’na mektup göndereceğini de ilk kez açıklayarak, “Yargıda bir çürüme var ama nitelikli yargıçlar nedeniyle az da olsa ayakta duruyor. AB’nin (Avrupa Birliği) tüm demokratik standartlarını getireceğiz” dedi.

AYM gündemindeki HDP’nin kapatılması talepli davaya ilişkinse Kılıçdaroğlu, siyasi parti kapatma davalarına CHP olarak karşı olduklarını da ifade etti.

Paylaşın

Kiralık Konut Fiyatları Yüzde 168 Arttı

Kasım ayında ülke genelinde kiralık konut ilan metrekare fiyatı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 168 oranında arttı. Kira fiyatlarındaki aylık artış ise yüzde 7,7 oldu. Antalya, yıllık yüzde 302,3 artışla en yüksek kira artış oranının gözlemlendiği il oldu; ardından Trabzon, Denizli, Mersin ve Eskişehir geldi.

Haber Merkezi / Kiralık konut ilan metrekare fiyatı ülke genelinde 67 TL’ye yükselirken, İstanbul’da 94,1 TL, Ankara’da 45 TL, İzmir’de 65 TL oldu. Enflasyondan arındırılmış (reel) kira fiyatları da hem ülke genelinde hem de üç büyükşehirde arttı.

Geçen yılın Kasım ayına göre Türkiye genelinde ortalama satılık konut ilan m2 cari fiyatı yüzde 174,1 artarak 15.072 TL oldu. Satılık konut ilan m2 cari fiyatları aynı dönemde İstanbul’da yüzde 190,5, Ankara yüzde 181,7, İzmir’de yüzde 169,1 arttı.

Ortalama satılık konut m2 fiyatları İstanbul’da 22.273 TL, Ankara’da 9.960 TL ve İzmir’de 17.067 TL oldu. Son aylarda konut satış fiyatlarının yıllık artış hızındaki gerileme Kasım ayında da devam etti.

Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi (BETAM) Türkiye’de satılık ve kiralık konut fiyatlarına ilişkin Aralık ayı raporlarını yayımladı.

Buna göre, Kasım 2022’de Türkiye genelindeki satılık konutlarda metrekare cari fiyatı geçen yılın aynı dönemine kıyasla ortalama yüzde 174,1 artarak 15 bin 72 Türk Lirası (TL) olarak kaydedildi.

Türkiye genelindeki kiralık konutlarda metrekare fiyatındaki yıllık artış oranı Kasım’da ortalama yüzde 168 olarak kaydedilirken, kiralık konut ilanlarında metrekare fiyatı da 67 Türk Lirası oldu.

Kira artışları hız kazandı, en yüksek artış Antalya’da

“Kiralık Konut Piyasası Görünümü Aralık 2022” başlıklı rapora göre, Kasım’da Türkiye genelindeki kira fiyatlarındaki yıllık değişim Mayıs ve Ekim arasındaki düşüşten sonra artış gösterdi. Ekim’de yüzde 159,2 olan kira fiyatlarının yıllık artış oranı Kasım’da yüzde 168’e yükseldi.

Kasım ayında Antalya en yüksek kira artış oranının gözlemlendiği il oldu. Antalya’da ortalama kira bir yılda 4 katından fazlaya yükselerek, yüzde 302,3 oranında arttı.

En yüksek fiyat artışı görülen diğer iller Trabzon (yüzde 208,2), Denizli (yüzde 207,7), Mersin (yüzde 185,7) ve Eskişehir’dir (yüzde 175,3) oldu.

Türkiye’nin en büyük kenti İstanbul’da kira fiyatlarınki yıllık artış yüzde 147,7, Ankara’da yüzde 150 ve İzmir’de yüzde 160 olarak kaydedildi.

Kira artışının en düşük olduğu il ise yüzde 98,4 ile Kahramanmaraş oldu. Bunu yüzde 100’lük artış ile Diyarbakır ve yüzde 120,6’lık artış ile Gaziantep izledi.

Satılık konut fiyatlarındaki en yüksek artış Mersin’de

“Satılık Konut Piyasası Görünümü Aralık 2022” başlıklı raporda satılık konut fiyatlarındaki yıllık artış oranının Türkiye genelinde geçen ay olduğu gibi düştüğü belirtilerek, Ekim’de yüzde 191,4 olan yıllık fiyat artışının Kasım’da yüzde 174,1’e gerilediği ifade edildi.

Raporda, satılık konut fiyatlarının en fazla arttığı ilin Mersin olduğu ifade edildi. Mersin’de yıllık artış yüzde 209,8 olarak kaydedilirken, bunu yüzde 202,2 ile Kocaeli ve yüzde 198,3 ile Antalya izledi.

Satılık konutlarda İstanbul’daki yıllık artış yüzde 190,5 olarak kaydedilirken, Ankara’daki artış yüzde 181,7 oldu. Türkiye’nin üçüncü büyük kenti İzmir’de ise yıllık artış yüzde 169,1 olarak kaydedildi.

Paylaşın

Rusya’da Askeri Üsse SİHA Saldırısı: 3 Asker Hayatını Kaybetti

Kremlin, Rusya-Ukrayna sınırına yaklaşık 500 kilometre mesafede bulunan Engels Hava Üssü’ne Ukrayna’nın silahlı insansız hava aracıyla düzenlediği saldırıda üç askerin öldüğünü açıkladı. Ukrayna saldırıyla ilgili açıklama yapmadı. Rusya 5 Aralık’ta Ukrayna’yı yine Engels Hava Üssü’ne benzer bir saldırı düzenlemekle suçlamıştı.

Rusya Savunma Bakanlığı, ülkenin güneyinde Engels Askeri Hava Üssü’ne silahlı insansız hava aracı (SİHA) ile düzenlenen saldırıda üç askerin hayatını kaybettiğini açıkladı. Açıklamada, 26 Aralık’ta Moskova saatine göre 01:35’te alçak irtifada uçan Ukrayna’ya ait SİHA’nın Saratov bölgesindeki Engels Askeri Hava Üssü’ne yaklaştığı sırada Rus uçaksavarı tarafından vurulduğu belirtildi.

Vurulan SİHA’nın parçalarının düşmesi sonucu üç askerin de hayatını kaybettiği ifade edildi. Açıklamada, uçak teknik donanımının zarar görmediği kaydedildi. Rus medyası ise olayda dört kişinin de yaralandığını duyurdu. Ukrayna tarafından ise henüz bir açıklama yapılmadı.

İlk saldırı Aralık başında düzenlenmişti

Ukrayna sınırına yaklaşık 500 kilometre mesafedeki Engels Askeri Hava Üssü’nde Ukrayna’nın enerji alt yapısını vurmak için de kullanılan uzun menzilli stratejik bombardıman uçakları konuşlandırılıyor.

Engels Askeri Hava Üssü ile ülkenin batısındaki Ryazan kentinde bulunan Dyagilevo Askeri Üssü’ne 5 Aralık’ta İHA ile düzenlenen saldırılarda üç asker yaşamını yitirmişti. Rusya tarafından verilen bilgilere göre iki uçak ise hasar görmüştü. Rusya, saldırılardan Ukrayna’yı sorumlu tutmuş, ancak Ukrayna konuyla ilgili açıklama yapmamıştı.

Rus Hava Kuvvetleri’ne hipersonik füze

Öte yandan Interfax haber ajansı, Rusya’nın uzun menzilli hava kuvvetlerinin kanattan taşınan yeni hipersonik füzelerle donatılacağını açıkladı. Interfax, Hava Kuvvetleri Komutanı Sergey Kobilaş’ın Rus Savunma Bakanlığı’nın gazetesinde yer alan röportajına yer verdi.

Kobilaş, “Yeni hipersonik seyir füzeleri dahil olmak üzere tüm havacılık silahlarının geliştirilmesi ve tedariki yapılıyor” diye konuştu. Rusya’nın uzun menzilli bombardıman uçakları filosu; hava, kara ve deniz güçlerinden oluşan nükleer üçlüsünün bir parçası.

Ülkenin, 60-70 arası stratejik bombardıman uçağı mevcut; bunlar Tu-95MS Bear ve Tu-160 Blackjack. Her ikisi de nükleer bomba, nükleer silahlı kruz füzesi ve konvansiyonel mühimmat taşıma kapasitesine sahip. Moskova, hava kuvvetlerini kruz füzeleri için daha önce de birçok kez kullandı. Kiev bu saldırıların savaş suçu teşkil ettiğini söylüyor.

Ukrayna savaşı 11’inci ayına girerken Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin, Pazar günü yaptığı açıklamada müzakerelere açık olduğunu söylemiş, Ukrayna’yı ve batılı müttefiklerini görüşmelere başlayamama konusunda eleştirmişti.

Putin, Rossiya 1 devlet televizyonuna yaptığı açıklamada, “Kabul edilebilir çözümler konusunda müdahil tüm taraflarla müzakereye oturmaya hazırız, ancak bu onlara kalmış; müzakere etmeyi reddeden biz değil, onlar” dedi.

Ukrayna Cumhurbaşkanlığı danışmanı Mikhail Podolyak ise Putin’in açıklaması karşısında Twitter’dan yaptığı açıklamada, “Rusya tek başına Ukrayna’ya saldırdı ve Ukraynalılar’ı öldürüyor. Rusya müzakere istemiyor, ancak sorumluluktan kaçmaya çalışıyor” dedi.

Rusya’nın saldırıları sürüyor

Ancak Rus güçleri Ukrayna’ya saldırılarını sürdürüyor. Ukrayna ordusu bugün Luhansk, Donetsk, Harkiv, Herson ve Zaporijya bölgelerinde bir dizi kasabanın bombalandığını bildirdi.

Ukrayna ordusu Herson yakınında Dinyeper nehri kıyısında nüfusun yoğun olduğu yerlerde Rusya’nın topçu atışını sürdürdüğünü bildirdi. Açıklamada Ukrayna güçlerinin ise Rusya’ya ait yaklaşık 20 noktayı hedef aldığını kaydetti.

Ukrayna’nın enerji ağı işletmecisi elektriklerin bugün de büyük ölçüde olmadığını, acil durum kısıtlamalarının Ukrayna’nın beş bölgesinde ve başkent Kiev’de yürürlükte olduğunu kaydetti.

Rusya Savunma Bakanlığı Pazar günü yaptığı açıklamada, Rus kuvvetlerinin önceki gün Kupiansk-Lyman temas hattı boyunca yaklaşık 60 Ukraynalı askeri öldürdüğünü ve çok sayıda Ukrayna askeri teçhizatını imha ettiğini öne sürdü. Kremlin, bölgedeki tüm hedeflerine ulaşana kadar, Kiev ise Rus askerlerinin tümü ülkeden kovulana kadar savaşacağını söylüyor.

Paylaşın

Mahsa Amini Protestolarının 100. Günü: 69’u Çocuk En Az 500 Ölü

İran’da ‘tesettüre uygun olmayan’ giyimi gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden Mahsa Amini’nin ölümü sonrası başlayan protestolar 100. gününe girdi. İran İnsan Hakları Eylemcileri Haber Ajansı’na (HRANA) göre protestolar sırasında 69’u çocuk olmak üzere en az 500 kişi öldürüldü.

Haber Merkezi / Ayrıca, iki gösterici idam edilirken 26 kişi daha idam edilmeyi bekliyor. Gözaltına alınan çok sayıda kişinin de farklı işkencelere maruz kaldığı aktarılıyor.

İran’da 2017, 2018 ve 2019’da da uzun soluklu protestolar düzenlenmesine rağmen son eylemlerin toplumun bütün kesimlerinden insanları içermesi ve protestolara kadınların öncülük etmesiyle ayrıştığı belirtiliyor.

İran’da kadınlara nasıl muamele yapılıyor?

İran, Afganistan’daki Taliban rejimi dışında kamusal alanda başörtüsü takmayı zorlayan tek ülke.

İranlı kadınların eğitime tam erişimi var, ev dışında çalışıyor ve kamu görevlerinde bulunuyorlar. Ancak, başörtüsü takmanın yanı sıra uzun, bol elbiseler de dahil olmak üzere halka açık yerlerde “mütevazı” giyinmeleri gerekiyor. Evli olmayan erkek ve kadınların birbirine yakın durması ve teması yasak.

1979 İslam Devrimi’nden sonraki günlere dayanan kurallar, “devletin her kademesinde yolsuzluk ve rüşvet gibi durumların aleniyet kazandığı ülkede” ahlak polisi tarafından uygulanıyor.

Resmi olarak Rehberlik Devriyesi olarak bilinen bu birimler, halka açık alanlarda geziyor ve hem erkeklerden hem de kadınlardan oluşuyor.

Uygulama, bir noktada ahlak polisini aşırı saldırgan olmakla suçlayan ve nispeten ılımlı olan eski Cumhurbaşkanı Hassan Ruhani döneminde yumuşatıldı. 2017 yılında kadınların kıyafet kurallarını ihlal ettikleri için tutuklanmayacağı sadece uyarılacağı açıklandı.

Ancak geçen yıl seçilen sert görüşlü Reisi yönetiminde, ahlak polisinin ajanları farklı bir uygulamaya geçti.

BM insan hakları ofisi, son aylarda genç kadınların yüzlerine tokat atıldığını, coplarla dövüldüklerini ve polis araçlarına alındıklarını söylüyor.

Ne olmuştu?

İran’ın Sakız kentinden başkent Tahran’a akrabalarını ziyarete gelen Mahsa Amini erkek kardeşinin kullandığı aracı durduran ahlak polisince gözaltına alınmıştı. Kardeşine, nasihat edilip serbest bırakılacağı söylenerek götürülen genç kadının, gözaltına alındıktan iki saat sonra komaya girdiği ve kaldırıldığı hastanede öldüğü ortaya çıktı.

Devlet televizyonu Amini’nin dövüldüğü iddialarını yalanlayarak, polisin genç kadını “nasihat etmek ve eğitmek” üzere karakola götürdüğünü ve orada kalp krizi geçirdiğini söyledi. Akrabaları, kadının herhangi bir kalp rahatsızlığı olduğunu yalanladı.

Devlet televizyonu bir polis karakolunda Amini olduğu söylenen bir kadının oturduğu koltuktan bir yetkiliyle konuşmak üzere kalktıktan sonra yere düştüğünü gösteren güvenlik kamerası kayıtları yayınladı. Ancak görüntülerden kadının Amini olduğu doğrulanamadı.

Amini’nin dövülerek öldürüldüğü yolunda sosyal medyada yayılan iddialarını reddeden Tahran emniyeti açıklamasında, “Ayrıntılı araştırmalara göre, Amini’nin araca alınması sonrasında ve tutulduğu karakolda fiziksel bir temas olduğunu” reddetti.

Ancak, İran’ın yarı resmi Fars haber ajansı, Mahsa Amini’nin ahlak polisince dövülmesi nedeniyle komaya girdiğini duyurdu.

Şu ana kadar Tahran, Senendec, Kerec, Tebriz, Meşhed, Kiş, Kirman, Yezd, Reşt, Bender Abbas, Abadan, Kirmanşah, Erdebil, İsfahan, Urumiye, Kazvin, Zencan, İlam, Mazenderan, Hemedan başta olmak üzere birçok şehirde gösteriler düzenlendi. Birçok noktada eylemciler ile güvenlik güçleri arasında şiddetli arbede yaşandı.

 

Paylaşın

Asgari Ücret, Vatandaşı Yine Soğukta Bırakacak

CHP’li Ahmet Akın, “Asgari ücretli olarak çalışanların 1 Şubat 2023 tarihinde alacağı 8 bin 506 liranın dörtte birine denk geliyor. Başka bir deyişle asgari ücretli bir vatandaş kış aylarında bundan sonra enerjiye hiç zam yapılmasa bile aldığı aylık maaşının yüzde 25’ini temel bir ihtiyaç olan ısınma için harcamak zorunda kalacak.” dedi.

Kış aylarında ısınma ihtiyacı nedeniyle enerji kullanımı artmaya başlarken Türkiye’de ücretli çalışanların yarısından fazlasını ilgilendiren 2023 yılının asgari ücreti, vatandaşı yine soğukta bırakacak.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Akın, asgari ücretli çalışanların ısınmak için battaniyeye mahkum edildiğini belirtti.

BirGün’de yer alan habere göre; CHP’li Akın’ın, 2023 yılı asgari ücretiyle ilgili yaptığı çalışmada özetle şunlar yer aldı:

“Elektrikte asgari tüketim olarak kabul edilen 240 kilovatsaatin faturaya yansıması 417 lira olarak hesaplanıyor. Kış aylarında ısınma amacıyla günlük 10 metreküp doğalgazın bir aylık tüketim faturası ise bin 716 liraya olarak belirleniyor. Buna göre yalnızca asgari tüketimde doğalgaz ve elektrik faturası toplam 2 bin 133 liraya denk geliyor.

Asgari ücretli olarak çalışanların 1 Şubat 2023 tarihinde alacağı 8 bin 506 liranın dörtte birine denk geliyor. Başka bir deyişle asgari ücretli bir vatandaş kış aylarında bundan sonra enerjiye hiç zam yapılmasa bile aldığı aylık maaşının yüzde 25’ini temel bir ihtiyaç olan ısınma için harcamak zorunda kalacak.”

Akın, iktidarın asgari ücretini müjde olarak sunmasının gerçeği yansıtmadığını söyleyerek şunları kaydetti:

“İktidar asgari ücretlilere ısınmak için kombiyi kapat, battaniyeye sarıl diyor. Üstelik asgari ücrete yapılan artış vatandaşın cebine Şubat 2023’te girecek. Dolayısıyla aralık ve ocak aylarında asgari ücretle çalışan vatandaşlarımız ısınma ihtiyaçlarını karşılamakta çok zorlanacak. Şubat ayına gelindiğinde de ücretin yüzde 25’i yalnızca elektrik ve doğalgaz faturasına gidecek.”

Paylaşın

‘Altılı Masa’ Üç Konuda Anlaşmadı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA), Demokrat Parti, Saadet Partisi ve Gelecek Partisi’nden oluşan Altılı Masa’nın üç konuda anlaşamadığı öne sürüldü.

Yeni yılın ilk 6’lı masa toplantısına Gelecek Partisi ev sahipliği yapacak. Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun zirve öncesinde, masa gündeminde yer alan ve ‘ihtilaflı’ 3 konuda siyasi parti liderleriyle özel görüşmeler yapacağı öğrenildi.

Sözcü’den Cem Yıldırım’ın haberine göre; komisyonların yaptığı çalışmada mülteci sorunu, İstanbul Sözleşmesi ile Cumhurbaşkanı Yardımcılıkları konusunda tam mutabakat sağlanamadığı belirtildi.

5 Ocak 2023’te yapılacak 6’lı masa toplantısında, liderin gündeminde uzlaşı sağlanamayan konular yer alacak. 6 partinin genel başkan yardımcılarından oluşan ve seçim öncesi, seçim sırası ve seçim sonrası olmak üzere üç ayrı çalışma yürüten komisyonlar, şimdiye kadar 9 ana başlıkta 72 alt başlığı ele aldı.

Hukuk, adalet ve yargı, kamu yönetimi, şeffaflık, denetim ve yolsuzlukla mücadele, ekonomi, finans ve istihdam, sektörel ve bölgesel konular, bilim ve teknoloji, eğitim ve öğretim, sosyal politikalar, dış politika, güvenlik, savunma olmak üzere 9 başlık çalışıldı.

Mutabakat aranan birinci konu ‘mülteci sorunu’ oldu. Gelecek Partisi’nin metne ekletmek istediği ‘onurlu insani geri dönüş’ ifadesine Demokrat Parti’nin karşı olduğu belirtildi. CHP ve İYİ Parti, Temel Politikalar Belgesi’ne İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden imzalanacağına dair bir taahhüt konulmasını istiyor.

Buna SP’nin şerh koyduğu ifade ediliyor. Geçiş sürecinde, Cumhurbaşkanı ve yardımcılarının yetkisiyle ilgili vatandaşa net taahhütler verilmesi hedefleniyor. SP lideri Karamollaoğlu, ‘eşgüdüm kurulu’ öneriyor. Ancak, bazı liderlerin çekincesi olduğu biliniyor.

Paylaşın

Taliban’dan Pakistan’ın Başkenti İslamabad’da Bombalı Saldırı

Pakistan Talibanı’nın (TTP), başkent İslamabad’da düzenlediği bombalı saldırıda 1 kişi yaşamını yitirirken, 6 kişi de yaralandı. TTP, İslamabad yönetimi ile başlatılan ateşkesin sona erdiğini ve militanlarına ülke genelinde güvenlik güçlerine saldırı emri verdiğini açıklamıştı. 

Pakistan’ın başkenti İslamabad’da bomba yüklü araçla düzenlenen intihar saldırısında 1 polis hayatını kaybetti, iki sivil ile dört polis de yaralandı.

Euronews Türkçe’den Mustafa Bag’in aktardığına göre, İslamabad’ın Emniyet Müdürü Sühyl Zafer, yaptığı açıklamada, polis ekibinin kontrol noktası şüpheli bir aracı durdurmak istediğini ancak araçtaki bir kadın ile bir erkek iki kişinin polisin “dur” ihtarına uymadığını belirtti.

Zafer, bunun üzerine polis ekibinin şüpheli aracı takibe aldığı, emniyet birimleriyle yaşanan kovalamacanın ardından tam şüpheli araca yaklaşıldığı sırada bu araçta bulunan bombanın infilak ettirildiğini söyledi.

Zafer, ‘intihar eylemi’ olarak tanımladığı saldırıda 1 polisin hayatını kaybettiğini, olayda iki sivil ile dört polisin de yaralandığını aktardı. Ayrıca eylemi gerçekleştiren kişilerin de öldüğü bildirildi.

Saldırı sonrası olayın gerçekleştiği bölgeye çok sayıda ambulans ve itfaiye ekibi sevk edildi.

İçişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada da, aracın patlayıcılarla dolu olduğu ve başkentte önemli bir hedefe doğru gittiği belirtildi, ancak olası hedefle ilgili detay verilmedi.

İçişleri Bakanı Rana Sanaullah, Geo News TV’ye yaptığı açıklamada “Araç hedefine ulaşmış olsaydı ağır kayıplara neden olurdu” ifadesini kullandı.

Ayrıca bakan, başkentin böylesi bir saldırı tehdidi nedeniyle zaten yüksek alarm durumunda olduğunu söyledi.

Başbakan Şahbaz Şerif de, “Kolluk kuvvetlerinin zamanında müdahalesi bir katliamı önledi.” dedi.

Saldırı, parlamento ve hükümet binalarının bulunduğu noktaya giden bir ana yol üzerindeki polis merkezinin yakınında gerçekleşti.

Saldırının sorumluluğunu Pakistan Talibanı (TTP) üstlendi ve bunun liderlerinden birinin öldürülmesinin intikamı gerekçesiyle yapıldığını bildirdi.

Örgütün açıklamasında, “İslam düşmanlarına karşı düzenlenen intihar saldırısının sorumluluğunu üstleniyoruz” denildi.

Pakistan Talibanı (TTP), 28 Kasım’da yaptığı bir açıklama ile, 10 Mayıs’ta İslamabad yönetimi ile başlatılan ateşkesin sona erdiğini ve militanlarına ülke genelinde güvenlik güçlerine saldırı emri verdiğini açıklamıştı.

Örgüt, o tarihten itibaren güvenlik güçlerine saldırılarını yoğunlaştırmış durumda.

Son saldırı, Pakistan ordusunun ülkenin kuzeyindeki bir terörle mücadele merkezinde örgütle rehine kurtarma operasyonuna girdiği çatışmada 25 TTP militanını öldürmesinden iki gün sonra gerçekleşti.

TTP, on yılı aşkın bir süredir hükümeti devirmek ve ülkeyi sert bir İslam hukuku çerçevesinde yönetmek için bombalı saldırılar ve intihar eylemleri düzenliyor.

Afganistan’da yönetimi ele geçiren Taliban ile Pakistan Talibanı olarak bilinen Tahrik-i Tuleba-yı Pakistan (Pakistan Taliban Hareketi, TTP) arasında farklılıklar bulunuyor.

Paylaşın

Ahmet Kaya Kürt Kültür Merkezi’ne Silahlı Saldırı: 3 Ölü

Fransa’nın başkenti Paris’teki Ahmet Kaya Kürt Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen silahlı saldırıda üç kişi hayatını kaybederken, üç kişi de yaralandı. Savcılık, saldırının ardından 69 yaşındaki bir şüphelinin gözaltına alındığını açıkladı.

Haber Merkezi / Saldırının nedeninin henüz bilinmediği, olayla ilgili cinayet soruşturması açıldığı açıklandı.

“Bir kişi yoğun bakımda, iki kişiyse ciddi şekilde yaralandı” diyen Paris savcısı Laure Beccuau, gözaltına alınan şüphelinin de yaralı olduğunu belirtti. Beccuau, şüphelinin Fransız makamlarınca bilinen bir isim olduğunu ifade ederek olayın arkasındaki olası ırkçı unsurların araştırılacağını söyledi.

Savcı Beccuau, şüphelinin daha önce çadır kamplardaki sığınmacılara yönelik bir saldırı da gerçekleştirdiğini belirtti. Le Parisien gazetesi, şüphelinin geçen yılki saldırıyı kılıçla gerçekleştirdiğini ve olayda yaralananlar olduğunu bildirdi. Gazete, söz konusu kişinin cezaevinden bu ayın ortasında adli kontrol şartıyla çıktığını belirtti.

Saldırı için “dramatik” diyen İçişleri Bakanı Gérald Darmanin de saldırının yaşandığı sokağa gitti. Fransa hükümetinin Kürtlerin bulunduğu bölgelerin korunması için güvenlik tedbirlerinin artırılmasını istediğini açıklayan Darmanin, saldırganın yalnız hareket ettiğinin düşünüldüğünü belirtti ve saldırının nedeniyle ilgili henüz bilgi sahibi olmadıklarını söyledi.

Reuters’ın haberine göre, 10’uncu Bölge Belediye Başkanı Alexandra Cordebard gazetecilere yaptığı açıklamada, saldırının, Enghien Caddesi’ndeki bir Kürt kültür merkezinin yanı sıra Kürt merkezinin karşısındaki bir restoran ve bir kuaförü hedef aldığını kaydetti.

Saldırının ardından sosyal medya hesabından paylaşımda bulunan Paris Belediye Başkanı Anne Hidalgo, “Kürt toplumu ve onun üzerinden tüm Parisliler, aşırı sağcı bir militan tarafından gerçekleştirilen bu saldırının hedefi oldu. Kürtler nerede yaşarlarsa yaşasınlar, barış ve güvenlik içinde yaşayabilmeliler. Paris bu karanlık saatlerde her zamankinden daha çok onların yanında” ifadelerini kullandı.

Saldırganın demir yollarından emekli Fransız vatandaşı bir kondüktör olduğu aktarılırken BFM TV, saldırganın bir yıl önce bir göçmen kampına da saldırı düzenlediği bilgisini paylaştı. 10’uncu bölgenin belediye başkanı Alexandra Cordebard da “Saldırı Kürt Toplum Merkezi’nde ve merkezinin karşısındaki bir restoran ile bir kuaförde meydana geldi” ifadelerini kullandı.

Fransız haber ajansı AFP’ye konuşan bölgedeki görgü tanığı bir dükkan sahibi, “Büyük bir panik yaşandı, kendimizi içeri kitledik” dedi. Görgü tanığı, yedi ya da sekiz el silah sesi duyduğunu ve sokakta kaos yaşandığını söyledi.

Bir başka görgü tanığı da “Yaşlı, beyaz bir adamın Kürt Kültür Merkezine girip ateş açtığını gördük, daha sonra da bitişikteki kuaföre girdi” dedi.

Kürt sanatçı hayatını kaybetti

Hayatını kaybeden üç kişiden birinin Kürt şarkıcı Mîr Perwer olduğu belirlendi. 2020’de dönemin HDP Milletvekili Mehmet Ali Aslan’la birlikte Hasankeyf’te bir program yapan Mîr Perwer şunları söylemişti: “Çocukluktan beri müzikle ilgileniyorum. Üç yıldır profesyonel olarak müzik çalışmaları yapıyorum. Artık Kürtçe radyo kalmadı. Bu nedenle canlı yayın yapıyoruz. Böylece Kürt müziğini ve kültürümü tanıtmak istiyorum.”

Paylaşın

“Katar’dan 2 Milyar Dolar Borç Gelecek” İddiası

Hazine’nin eurobond ihracına Katar’ın Ocak ayında 2 milyar dolar ile iştirak edeceği öne sürüldü. Önümüzdeki haftalarda yapılması beklenen borçlanmayla ilgili Doha ve Ankara henüz bir açıklama yapmadı.

Reuters haber ajansına bilgi veren iki Türk yetkili, Hazine’nin eurobond ihracına Katar’ın Ocak ayında 2 milyar dolar ile iştirak edeceğini söyledi.

İsminin açıklanmaması şartıyla konuşan yetkililer, Katar ve Türkiye’nin toplamda 10 milyar dolara ulaşacak kaynak aktarımı için Kasım’da anlaştıklarını hatırlatarak; bugüne kadar yaklaşık 1 milyar dolarlık kaynak girişi yapıldığını, 2 milyar doların da yılın ilk haftaları itibarıyla geleceğini aktardı.

İki ülke arasındaki anlaşma haberini de Reuters duyurmuştu.

Reuters, Hazine’nin Aralık ayında yaptığı açıklamada, eurobond ihracı ile 2 milyar dolar borçlandığı, borçlanmanın yüzde 55’inin Ortadoğu’daki yatırımcılara olduğu bilgisine yer verdiğini yazdı.

Önümüzdeki haftalarda yapılması beklenen borçlanmayla ilgili Doha ve Ankara açıklama yapmadı.

Öte yandan Reuters haber ajansı, bugün 18,70 seviyesine çıkarak yeni bir rekor kıran dolar karşısında Türk Lira’sının bu yıl içinde yüzde 29’dan fazla değer kaybettiğini duyurdu.

Reuters haberinde, enflasyon oranı yükselirken bile faiz indirimlerine gidilmesi sonucunda TL’nin geçen yıl da yüzde 44 değer kaybına uğradığı hatırlatıldı.

Haberde, kur korumalı mevduat uygulaması, Ankara’nın piyasaya dolaylı yollardan döviz satışı ve kredi dağıtımı konusundaki düzenlemeleri sonucunda TL’nin izlenen politikalara karşı daha az hassas hale geldiği belirtildi.

Yüzde 85’lerde seyreden enflasyona rağmen Merkez Bankası’nın politika faizini yüzde 9’a düşürmesi gibi adımlara rağmen TL’nin Ağustos’tan bu yana nispeten istikrarlı seyrettiği vurgulandı.

Paylaşın

Şebnem Korur Fincancı’nın Tutukluluğunun Devamına Karar Verildi

Türk Tabipleri Birliği (TBB) Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı’nın hakkında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) “kimyasal silah kullandığına” yönelik iddiaları yorumlarken kullandığı ifadeler gerekçe gösterilerek açılan davada tutukluluğunun devamına karar verildi. Dava 29 Aralık’a ertelendi.

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur-Fincancı’nın yargılandığı davanın ilk duruşması bugün İstanbul Adalet Sarayı 24. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Bianet’ten Ruken Tuncel’in aktardığına göre, duruşma başlamadan önce 24. Ağır Ceza Mahkemesi’nin bulunduğu ikinci katta polis, yoğun önlem aldı. Türkiye’nin birçok kentinden gelen hekimler ve tabip odası başkanları ise duruşmaya alınmadı.

Öte yandan Fransa, Danimarka ve Hollanda başkonsolosları ve İngiltere Başkonsolos yardımcıları, Dünya Sağlık Örgütü temsilcilerinin de olduğu çok sayıda yabancı ülke temsilcileri de duruşmayı izledi.

Duruşma gecikmeli olarak başladı. Korur-Fincancı salona girdiğinde mahkeme salonunda alkışlar yükseldi.

3 avukat sınırı

Daha sonra duruşma kimlik tespitiyle başladı.

Kimlik tespitinin ardından Korur-Fincancı’nın avukatı Meriç Eyüboğlu, daha büyük bir duruşma salonuna geçilmesini talep etti.

Mahkeme Başkanı, bir sanığın olması ve 3 avukat sınırı getirilmesi nedeniyle büyük salona geçilmesi talebini reddetti.

Ardından eski İzmir Baro Başkanı Özkan Yücel, mahkeme heyetinin ret kararının hukuka uygun olmadığını ve avukat sınırlaması getiremeyeceğini söyledi.

Mahkeme başkanının, bu kararı üzerine avukatlar salonda bulunan tüm avukatların zapta geçilmesini istedi.

Avukatlarının zapta geçilmesinin ardından Korur-Fincancı’nın savunmasına geçildi.

Jandarmanın avukatlar ile Korur- Fincancı arasına duvar örmeleri üzerine Avukat Meriç Eyüboğlu itiraz etti.

Jandarmanın, savunma ile müvekkil arasına girdiğini belirtti ve jandarmanın aradan çekilmesini talep ettim.

Mahkeme Başkanı ‘sen’ diye hitap etti

Mahkeme heyetinin bu talebi de reddetmesi üzerine salondaki avukatlar tepki gösterdi.

Avukatlar, mahkeme heyetinin, usul sorunu yaşattığını, bu çözülmeden esasa geçilemeyeceğini belirttiler.

Mahkeme Başkanının, Şebnem Korur Fincancı’ya “sen” diye hitap etmesi üzerine yeniden gerilim yaşandı. Avukatlar mahkeme başkanının hitap şeklini düzeltmesini istediler.

Daha sonra Korur-Fincancı beyanda bulundu.

Korur-Fincancı “‘Sen” diye hitap ederek hakkımda verdiğiniz hüküm belli oluyor. 64 yaşındayım ve sizlerin yaşıtlarına hukuk fakültesinde ders verdim” dedi.

Ankara’dan İstanbul’a getirilme koşulunu anlatan Korur Fincancı, şunları söyledi: “Sağlık sorunlarım sebebiyle uçak ile getirilmem talep edildi fakat buna rağmen ring aracıyla ve kelepçeyle getirildim. İnsan hakları alanında mücadele eden biri olarak bu durum insan haklarına aykırıdır.”

“Avukatlarıma haber verilmeden basına bilgi geçildi”

Gözaltı sürecine değinen Korur-Fincancı şöyle devam etti: “Ev aramasında yapılan algı çalışması, masumiyet karinesinin daha başında ihlal edildi. Tutuklamaya karar verildiğinde daha avukatlarıma haber verilmeden basına bilgi geçildi.”

İddianameye değinen Korur – Fincancı, savcının yetersiz tıbbi bilgisine atıf yaptı ve kimyasal silah ile ilgili gördüğü videoları hatırlattı:

“Beni kimliklerimden arındırmaya çalışıyorsunuz”

“Gördüğüm videolarından yaptığım bir ön tanıdır. Tanıya ulaşmak için de bağımsız bir inceleme yapılması gerekir. Bu, uluslararası kılavuzlarda yer alır.”

Şebnem Korur-Fincancı ayrıca “İnsan hakları ihlalleri ortaya çıktığında ilk akla gelecek isim olma kimliğimden arındıramazsınız. Ben sadece TTB başkanı değilim, hak ihlaleri alanında mücadele eden dünyada ismi anılan bir adli tıp uzmanıyım. Beni bu kimliklerden kasıtlı olarak arındırmaya çalışıyorsunuz” dedi.

MSB’nin talebi reddedildi

Savunmanın ardından Mahkeme Başkanı, dijital verilerin, sosyal medya hesaplarının incelendiğine dair raporun dosyaya eklendiğini belirtti. Milli Savunma Bakanlığı adına katılma talebinde avukatın talebi ise “Suçtan zarar gören olmadığı” gerekçesiyle reddedildi.

Daha sonra avukat Gulan Çağın Kaleli, savunma yaptı: “Şebnem Korur-Fincancı, böyle bir iddia karşısında objektifliğine, bilimsel bilgisine duyulan güvenden kaynaklı başvurulacak ilk isimdir.

“Müvekkilimiz söylediği sözlerin, hangisinin TMK 7/2’ye girdiğini savcı ve tutuklama isteyen mahkeme bize açıklayamadı. 19 Ekim’de yurtdışında olan, Medya Haber’e katılmış 7 dakikalık bir konuşma yapmış. Bir gün sonra İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, müvekkillimize hakaretler etmiş, ‘ülke düşmanı’ olarak tanımlanmıştır.

“Bahçeli’nin konuşmasının ardından gözaltı oldu”

“Bir gün sonra Devlet Bahçeli, ‘tutuklanması şarttır, TTB kapatılmalıdır’ demiş. Hemen ertesi gün Cumhurbaşkanı, yargı, TTB hakkında harekete geçti. Bütün siyaset nefret söylemlerinde bulunmuşlardır. 25 Ekim’de Bahçeli ağır hakaretler etti ve Türk vatandaşlığından çıkarılmasını istedi.

“Bahçeli’nin konuşmalarının hemen ardından 26 Ekim’de müvekkilimiz gözaltına alındı. Halbuki biz müvekkilimizin Türkiye’ye dönüş tarihini ve istenildiği zaman ifade vereceğini söyledik, buna rağmen 26 Ekim sabahı saat 6.00’da evi basıldı. Savcı buna niçin ihtiyaç duydu? Savcı bütün bu hedef göstermelere kayıtsız kalamazdı ve bu nedenle gözaltı kararı verildi.

“Ayrıca göz altına alınma sürecinde ise büyük bir algı yürütüldü. Ankara’da savcılık sorgusunda ise savcı sabah 6.00’da ifade için hazır olduğunu bize bildirmiştir. Sabahın 6’sında makamında ifade almak için bulunan bir savcı bağımsız olduğunu söyleyemez.”

“Savcı siyasetçilerle aynı dili konuşuyor”

“Tutukluma sevk yazısına değineceğim, savcı tutuklama sevk yazısını alıp iddianame yapmış. İddianamede Medya Haber’in yayın politikası tartışılıyor, müvekkilimizle ilgili TMK 7/2’den hiçbir şey yok. Ayrıca Medya Haber Türkiye’de yasaklı, yani söyledikleri geniş kitlelere yayılacağı ifade edilen kanala Türkiye’den erişim yok ve geniş kitlelere ulaşmıyor. Ayrıca sunucunun Türkiye’de arandığı ve suç kaydı olduğu belirtiliyor, bunun müvekkillimizle ne alakası var?

“Savcı, ‘Türk kimliğine ve TTB başkanlığına yakışmayan’ diyor, siyasetçilerle aynı dili konuşuyor. 143 sayfalık Medya Haber raporu var. Bu raporun sadece 20 sayfası müvekkile ait. ANF raporunda ise 20 Ekim gününe ait bütün haberler var. Dosyada olduğunu söylediğiniz raporlar bunlar, bunlar dışında bir şey yok. Dosyadaki raporların müvekkilimizle ilgilisi yoksa, müvekkilimiz neden 2 aydır tutuklu?

“7 dakikalık konuşmadan 5 kelime seçildi”

“Savcı tutuklama için delil yokken tutukladı, siz de itirazımızı katalog suç diyerek reddettiniz. Katalog suç diyerek tutukluluğun devamına karar verdiniz, TMK 7/2 (Terörle Mücadele Kanunu 7/2) katalog suç değildir, TMK 7/3 katalog suçtur.

“Savcı, 7 dakikalık konuşmadan sadece 5 kelimeyi seçerek koymuş bu nedenle savcının tarafsız olduğunu söylemek mümkün değil.”

Kaleli’nin ardından savunmaya geçen avukat Meriç Eyüboğlu, AİHM 18. maddeyi hatırlattı ve bu maddenin ihlal edildiğini söyledi.

“Hangi yayına çıktığı yargılama konusu olamaz”

Eyüboğlu şöyle dedi: “İnsan hakları savunucuları, devletlerle derdi ve itirazları olan insanlardır. BM’nin de insan hakları savunucularının korunmasıyla ilgili düzenlemeleri vardır.

Avrupa’daki insan hakları örgütleri, hekim örgütleri ve müvekkilimizle çalışmış kurumlar Adalet Bakanlığına, Sağlık Bakanlığına, Cumhurbaşkanına mektup gönderdiler ve bu tutuklamanın hukuksuzluğuna değindiler.

Müvekkilim, bir insan hakları savunucusu olarak hangi yayına bağlandığı onun için önemli değildir. Ne söylediği, hangi nedenle söylediğini kendisi anlattı zaten. Hangi yayına çıktığı yargılama konusu yapılamaz.”

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) üç kararını örnek veren Eyüboğlu, “Terör örgütü propagandasından tutuklama olmayacağına dair kararları var. Müvekkilimiz söylediklerinde suç teşkil eden bir şey yok, ancak AİHM ve AYM’nin soykırımlar üzerine yapılan konuşmaları dahi ifade özgürlüğü saydığına dair çok sayıda kararı var” dedi.

“Müvekkilimiz ne ile suçlanıyor?”

Eyüboğlu şöyle devam etti: “Müvekkilimin konuşmalarını ne kadar izlediniz bilmiyorum ama müvekkilim görünen görüntülerin toksik gaz olduğu izlenimi verdiğini ancak bunun anlaşılması için bağımsız heyetlerin yerinde ve varsa ölü bedenler üzerinde inceleme yapması gerektiğini söylüyor.

Yerinde incelenmesinden söz ediyor, durum böyleyken müvekkilimiz ne ile suçlanıyor anlayamıyoruz. Müvekkilimizin söylediklerini siyasetçiler beğenmeyebilir, siz beğenmeyebilirsiniz ama alanında uzman olarak biri söylüyor.

‘Bilimsel özgürlük’ vurgusu

“Ayrıca alanında uzman kişilerin herhangi birinden farklı bir ifade özgürlüğü hakkı vardır. Müvekkilim alanında uzman biri olarak konuşmuştur.

“Bu akademik, daha geniş anlamıyla bilimsel özgürlüktür. AYM ve AİHM’in bu yönlü kararları vardır. Hatta AİHM akademik özgürlük anlamında verdiği ilk ihlal kararı da Türkiye’ye dairdir.

“Müvekkilimiz, akademik ve bilimsel özgürlük hakkının koruması altındadır.”

“Akar, Meclis’te araştırma yapıldığını söyledi”

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın 9 Aralık’ta Meclis’te yaptığı konuşmayı hatırlatan Eyüboğlu, şöyle devam etti: “Hulusi Akar, Meclis’te kimyasal silahla ilgili araştırma yapıldığını söylüyor. Bağımsız bir heyet tarafından yapılmıyor ama müvekkilimin söylediği de zaten bu. O zaman ne ile suçlanıyor müvekkilimiz.”

“Örgüt propagandasının koşulları oluşmuyor”

Avukat Hülya Yıldırım söz aldı: “TMK 7/2’nin unsurları oluşmuyor çünkü örgüt propagandasında kasıt olması gerekiyor. Müvekkilim neyi, niçin söylediğini açıklamıştır, burada bir kasıt yoktur ve bu nedenle de TMK 7/2’nin koşulları oluşmuyor.”

Savcı üst sınırdan cezalandırılmasını istedi

Mahkeme Başkanı, savcıdan tutukluluğa ve hazırsa esas hakkında mütalaasını istedi. Savcı esas hakkındaki mütalaasının hazır olduğunu söyledi.

Savcı, mütalaada iddianamede yer verilen ifadeleri tekrarladı ve “basın yoluyla örgüt propagandası” suçlamasıyla üst sınırdan cezalandırılmasına ve tutukluluğunun devamını istedi.

“Beni meslektaşlarım göreve getirdi”

Verilen aranın ardından duruşma yeniden başlandı. Avukatlar tutukluk kararına ilişkin beyanda bulunacaklarını söylediler.

Şebnem Korur Fincancı, tutukluğunun devamı kararına ilişkin beyanda bulunuyor: “Cezaevinde olmak tabii ki zor ama benim gibi bir insan hakları savunucusu için bulunmaz bir nimet. Devlet hak ihlalerinin tespiti için kendi eliyle beni oraya koydu. Cezaevi günlüklerini yazıyorum yazmaya da devam edeceğim. Ama tutukluğunun ötesinde kaçma şüphesi akla zarar. Ben Almanya’dan dönmeyebilirdim, dünyanın her yerinde adli tıp uzmanı olarak ders verebilirim. Ama ben bu topraklarda doğdum, büyüdüm. Bu topraklarda yaşayan insanlara borcum var, TTB başkanıyım meslektaşlarıma borcum var. Fakat savcının belirttiği gibi devlet bana TTB başkanlığı görevini vermedi. Ben bugüne kadar devletin bana verdiği hiçbir görevi kabul etmedim. Beni hekim meslektaşlarım, merkez konseyi göreve getirdi.”

“Yargıya güvenmemiz gerekiyor”

İHD Eş Genel Başkanı avukat Öztürk Türkdoğan ise şöyle savunma yaptı: “Biz insan hakları savunucuları devletin ihlallerini söylediğimiz zaman hedef olup, soruşturuluyor ve kovuşturmaya tabi tutuluyoruz. İnsan hakları savunucularıyla ilgili bir iddianın araştırılması gerektiğinde bu araştırılır ama siyasi iklim değiştiği için yargıya hedef olarak gösteriliyor. Müvekkilimizin başına gelen de budur, söz konusu medya organına Türkiye’de yüzlerce insan konuştu, bugüne kadar suçlama konusu yapılmadı ama bugün siyasi konjüktür değiştiği için suç sayılıyor.

“Bugün burada aslında mahkeme üzerinde baskı kuran siyasilere seslenmek gerekiyor, mahkemeleri rahat bırakın. Siyasi iktidarın müdahalesine yargı kendini buna kapatmalı. Bizim yargıya güvenmemiz gerekiyor. Bizler sürekli hak ihlalleriyle ilgili sayısız başvuru alıyoruz.

“Özgürlük lehine karar vermenizi bekliyoruz”

“Avrupa Birliği’nin normlarına göre yayın yapan yayın kuruluşuna konuşmak ne zamandan beri suç oldu. Dolayısıyla siyasi iktidar bir suç tanımı yapıyor yargı da harekete geçiyor.

“Siyasi iktidarın yarattığı bu havadan mahkeme etkilenmemeli, bugün bu davayı dünyanın bütün ülkelerinden insan hakları savunucuları izliyor, birçok ülkeden hak savunucuları burada. Bugün siyasi iktidarın yarattığı bu havayı kırmak sizlerden geçiyor, özgürlük lehine karar vermenizi bekliyorum.

2. Dünya Savaşı sonrası Almanyası benzetmesi

Türkdoğan’ın ardından konuşan avukat Veli Küçük, “Atılı suç, katalog suçlardan değildir, tutuklamayı gerektirecek bir durum yoktur. Doğrudan suçlu ilan edilerek Masumiyet Karinesi ihlal edilmiştir. Bu salon İkinci Dünya Savaşı sonrası Almanya’sıdır. Tutukluluğun devamına karar verilecek bir unsur bulunmuyor, tahliyesine karar verilmesini bekliyorum.”

“Üzerinizdeki baskıya rağmen vicdanlı karar verin”

Meriç Eyüboğlu ise “Ceza Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü 12 Aralık’ta Bakırköy, İstanbul ve Ankara savcılarına evrak gönderiyor. Sıkı güvenlik tedbirleri alınması söyleniyor, bu sıkı tedbir ring aracıyla ve 7 jandarmayla getirilmesiymiş. Ancak bu yazıda duruşmanın sonunda Sincan’a veya Bakırköy’e gönderilmesi yazıyor. Yani tutuklama kararı önceden verilmiş, savcı mütalaayı çok önceden hazırlamış. Fakat biz heyetinizden üzerinizdeki baskıya rağmen vicdani kanaatle karar vermenizi, ‘İstanbul’da Çağlayan’da hakimler var’ demeyi bekliyoruz” dedi.

Şebnem Korur-Fincancı’nın tutukluluğunun devamına karar verildi. Duruşma 29 Aralık’a bırakıldı.

Paylaşın