Erdoğan’dan “Beşar Esad” Açıklaması: Görüşelim Demiştik

Suriye’deki gelişmelere ilişkin konuşan Erdoğan, “Muhaliflerin bu yürüyüşü şu an itibarıyla devam ediyor. Temennimiz Suriye’deki bu yürüyüş devam etsin diyeceğim. Ama terör örgütleriyle birlikte oradaki direniş devam ederken bizim Esad’a bir çağrımız olmuştu gel görüşelim demiştik” dedi ve ekledi:

“Ne yazık ki Esad’dan bu işe olumlu cevap alamadık. Şu an itibarıyla İdlib’den sonra Hama Humus muhaliflerin elinde. Şam’a doğru bir ilerleyiş söz konusu. Bölgede devam eden sıkıntılı yürüyüşler arzu ettiğimiz şekilde değil gönlümüz bunları istemiyor.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cuma namazı sonrası gazetecilere açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle: “Şu an itibarıyla İdlib, Hama ve Humus, hedef tabii ki Şam. Muhaliflerin bu yürüyüşü şu an itibarıyla devam ediyor. Temennimiz Suriye’deki bu yürüyüş devam etsin diyeceğim. Ama terör örgütleriyle birlikte oradaki direniş devam ederken bizim Esad’a bir çağrımız olmuştu gel görüşelim demiştik.

Ne yazık ki Esad’dan bu işe olumlu cevap alamadık. Şu an itibarıyla İdlib’den sonra Hama Humus muhaliflerin elinde. Şam’a doğru bir ilerleyiş söz konusu. Bölgede devam eden sıkıntılı yürüyüşler arzu ettiğimiz şekilde değil gönlümüz bunları istemiyor. Bölge sıkıntıda dün Lübnan’dan yine Sayın Başbakan’dan haber aldım onunla da görüşeceğiz.

“İsrail’in bu vahşetini, soykırımını hesabını sormamız lazım”

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin verdiği kararlar geliyor. Bunlar İsrail’i köşeye sıkıştırıyor. İsrail kendisi aleyhinde verilen kararların hepsinden sıyırdı. İnsanlık İsrail’i bu ihanetlerde yalnız bırakmayacak ve hesabını soracak. İsrail’in bu vahşetini, soykırımını hesabını sormamız lazım.”

Paylaşın

Bahçeli’den “Öcalan” Açıklaması: Çağrımın Arkasındayım

MHP Lideri Devlet Bahçeli, 3 grup toplantısının ardından yaptığı çağrıyı yinelediğini ve arkasında durduğunu söyledi. Bahçeli, “DEM’in Türkiye partisi olması yolunda adım atması beklentisini” dile getirdi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 1 Ekim’de DEM Partililerin elini sıkmasıyla başlayan ve 22 Ekim’de grup toplantısında yaptığı ‘Abdullah Öcalan’ çağrısı ile devam eden sürecin adını “Huzur içinde terörsüz Türkiye” olarak açıkladı.

MHP lideri Devlet Bahçeli, Ekol TV’ye yaptığı açıklamada, Erdoğan’ın Meclis açılışında yaptığı konuşmaya dikkat çekerek, Erdoğan’ın o konuşmada, “Türkiye’nin ve 85 milyon vatandaşımızın menfaati söz konusu olduğunda siyasi rekabeti bir kenara bırakmamız gerekiyor”’ ifadelerini kullandığını hatırlattı.

Bahçeli, Cumhurbaşkanının bu ifadesinin ardından Cumhur İttifakı’nın parçası olarak harekete geçtiğini ve Erdoğan’ın Genel Kurul Salonu’ndan ayrılmasının hemen ardından DEM’lilerin sırasına yöneldiğini ve onlarla tokalaştığını anlattı.

Bahçeli, Türkiye’nin yakın çevresindeki kriz bölgelerine dikkat çekti ve bir kez daha böyle bir ortamda “toplumu ayrıştıran değil birleştiren” politikaların izlenmesi gerektiğini söyledi

Bahçeli, Öcalan çağrısı ile devam eden sürecin adı ile ilgili tartışmalara değindi ve sürece dair “Huzur içinde terörsüz Türkiye” adını telaffuz etti.

Devlet Bahçeli, Öcalan çağrısının siyaseten yapılmış bir çağrı olmadığını kaydetti ve bu nedenle 22 Ekim’deki grup toplantısının ardından yaptığı çağrının ardından 3 grup toplantısının ardından yaptığı çağrıyı yinelediğini ve arkasında durduğunu söyledi.

Devlet Bahçeli, çok konuşulan Öcalan çağrısını neden yaptığına da açıklık getirirken bir geometri örneği verdi. Bahçeli, “İki nokta arasındaki en kısa çizgi bir doğru parçasıdır. İmralı A noktasıysa, DEM B noktasıdır. Bu iki nokta arasında doğrudan irtibat sağlanmalı” yorumunu yaptı.

“DEM’in Türkiye partisi olması yolunda adım atması beklentisini” dile getiren Bahçeli, terör sorununun 40 yıldır devam ettiğini bunun artık sonlanması gerektiğini ifade etti.

Paylaşın

MEB’den Dikkat Çeken Karar: Okullarda Serbest Kıyafet Dönemi Sona Erdi

Okullarda serbest kıyafet dönemi sona erdi: Belirlenecek okul kıyafeti 1739 sayılı Kanunda yer alan genel ve özel amaçlar ile temel ilkeler doğrultusunda ekonomik, sade, kullanışlı, kolay temin edilebilir ve pedagojik esaslara uygun olacak.

Öğrenciler ayrıca, öğrenim gördükleri programın özelliğine göre atölye, işlik, laboratuvar ve işyerlerinde okul yönetiminin onayı ile önlük, tulum veya yapılan işin özelliğine uygun kıyafet giyebilecek.

Milli Eğitim Bakanlığı’na (MEB) Bağlı Okul Öğrencilerinin Kılık ve Kıyafetlerine Dair Yönetmelik de değişikliğe gidildi. Resmi Gazete yayınlanan yönetmeliğe göre, okullar artık her yıl kıyafet değiştiremeyecek, velileri kıyafet almak için belirli mağazalara yönlendiremeyecek.

Belirlenen okul kıyafeti 4 eğitim ve öğretim yılı geçmeden de değiştirilemeyecek. Yönetmelikte, “Okul kıyafeti değiştirildiğinde ara sınıflardaki öğrenciler bir üst öğrenim kademesine geçinceye kadar mevcut okul kıyafetini giymeye devam edebilir.” denildi. Yönetmeliğe göre okul kıyafetlerinde şu konulara dikkat edilecek:

Belirlenen okul kıyafeti 1739 sayılı Kanunda yer alan genel ve özel amaçlar ile temel ilkeler doğrultusunda ekonomik, sade, kullanışlı, kolay temin edilebilir ve pedagojik esaslara uygun olacak.

Okul öncesi eğitim kurumları ve özel eğitim okullarındaki öğrenciler, yaş grubu özelliklerine uygun, temiz ve düzenli bir kıyafet giyecek. Öğrenciler, öğrenim gördükleri programın özelliğine göre atölye, işlik, laboratuvar ve işyerlerinde okul yönetiminin onayı ile önlük, tulum veya yapılan işin özelliğine uygun kıyafet giyebilecek.

Sağlık özrü bulunan ve bu durumu belgelendiren öğrencilerin özürlerinin gerektirdiği şekilde giyinmelerine izin verilecek. Özel gün, hafta ve kutlamalarda ders içi ve ders dışı faaliyetlerde kullanılmak üzere veliye mali yük getirecek özel kıyafet aldırılamayacak.

Okul kıyafeti temin edilmesine yönelik olarak okul-aile birliklerince kıyafet satışı ve serbest rekabet şartlarını ihlal eden yaklaşım ve yönlendirmeler yapamayacaklar.”

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Özgür Özel, “30 Bin Lira” Asgari Ücret Talebini Yineledi

CHP Lideri Özgür Özel, asgari ücret talebini yineleyerek “Asgari ücret talebimiz 30, bunun altına da yokuz” dedi. Özel, “Bunlar asgari ücrete yüzde 25-30 zam yapmanın hesabındalar” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Bilecik Belediyesi’nin toplu açılış ve temel atma töreninde açıklamalarda bulundu. Açıklamasında ekonomiye yönelik mesajlar veren Özel, şunları söyledi: “Bugün Türkiye’de bu iktidar gelmeden önce asgari ücret tam 7 çeyrek altın alıyordu. Bugün geldiğimiz noktada 3 çeyrek altın alınabiliyor asgari ücretle. Hesap ortada… Her asgari ücretlinin cebinden 4 çeyrek altın kayıp. Bakın Bilecik’e gelirken hesaplattık. Bilecik’te daha bu yılbaşında 8 lira olan simit şimdi olmuş 12 lira. Bir bardak çay yılbaşında 5 lirayken olmuş; 10 lira. Asgari ücretli Bilecik’te bu sene 1 Ocak‘ta bir çay ve bir simit aldığında, asgari ücreti 1300 tane çay ve simit alıyormuş.

Şu anda 770’e düşmüş, 1300’ün neredeyse yarısı. Yani paranın satın alma gücü, çay – simit hesabıyla Bilecik’te yarı yarıya gerilemiş durumda. Ama çıkmışlar; ‘Biz asgari ücrete gerçekleşen enflasyon oranında değil hedeflediğimiz enflasyon oranında zam yapacağız.’ Bilecik’te asgari ücretlinin enflasyonu yüzde 90, Türkiye’de asgari ücretlinin ortalama enflasyonu yüzde 80. TÜİK’e, Tayyip’i Üzmeyen İstatistik Kurumu’nun baş harfleri TÜİK’e göre bile enflasyon yüzde 50. Ama bunlar asgari ücrete yüzde 25 – 30 zam yapmanın hesabındalar.

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bir büyük kampanyayı başlattık ve sürdürüyoruz: ‘Asgari ücret talebimiz 30, bunun altında yokuz’ diyoruz. Ayrıca 30 bin liralık asgari ücret devletin sosyal güvenlik priminde de büyük bir artışa sebebiyet veriyor. Bu artışın bir kısmını küçük esnafa döndürmek zorundayız. Çünkü yanında bir kişi çalıştıran berber veya iki kişi çalıştıran eczacı, üç garson, bir bulaşıkçı, bir aşçı çalıştıran esnaf lokantasının 30 lira asgari ücret verecek mecali yoktur.

Çünkü asgari ücret, alan için düşüktür, veren için çok yüksektir. Bunun için CHP hazırlığını yaptı, kanun teklifini verdi. Bir ile 10 arası asgari ücretli çalıştıranlara asgari ücretli başına 6 bin lira sosyal güvenlik prim desteği vermeyi öneriyoruz. Yani asgari ücret alan için 30 lira olunca, veren için 24 lira olacak. Bu iktidar zaten asgari ücreti 22, 23, 24 lira yapacak. Yani esnafa dokunmadan asgari ücreti 30 liraya çıkarmanın yolu ortadadır. Biz bu noktadaki çağrımızı bir kez daha yineliyoruz.

Ve emekliler, canım emekliler… 2002 yılında bu iktidar geldiğinde 1,5 asgari ücret alıyorlardı. Yani Tayyip Bey hiç ellemese, hiç ilişmese, ‘Sizi enflasyona ezdirmeyeceğim, enflasyon oranında zam vereceğim’ deyip olmadık işlere girişmese bugün en düşük emekli maaşı 25 bin 500 lira olacaktı. Ama başka işlere girişte, sizi 12 bin 500 lira emekli maaşına mahkum etti. Şimdi biz 2002’de 8 çeyrek altın alan, bugün 2,5 çeyrek altına düşmüş en düşük emekli maaşına itiraz ediyoruz.

“Kaybettiğimiz altını, kaybettiğimiz yerde bulacağız”

Bilecik’te bir emekli, bir çeyrek altın kaybetse aklı çıkar, bütün gün gezdiği yerleri dolaşır ve o kaybettiği altını arar. Ama bugün Bilecik’te bir emekli değil, her emekli; bir çeyrek altın değil, 5,5 çeyrek altın; bir sefer değil, her ay kaybetmektedir. Bu emeklilerin Tayyip Erdoğan’a verdikleri Erdoğan vergisidir. Erdoğan’ın iktidarda olmasının, onun zenginin dostu ama garibanın dostu olmamasının bedelini sizler ödüyorsunuz. İşte kaybettiğimiz altını, kaybettiğimiz yerde bulacağız. Emeklilere çağrımdır: İlk seçimde sandığa konuşacağız, kaybettiklerimizi o sandıkta bulacağız.

Bundan sonra da hem emekliler için hem emekçiler için hem Bilecik’teki tarımla uğraşanlar, hayvancılıkla uğraşanlar için hem de bu güzel esnafımız için var gücümüzle çalışmaya, mücadele etmeye devam edeceğiz. Bugün burada nasıl bir Cumhuriyet kadını, Bilecik’in bir evladı Melek Mızrak Subaşı sizin oylarınızla, size hizmet ediyorsa, memnunsanız yarın da Ankara’ya yolladığınız milletvekilleri, iktidar partisinin milletvekilleri olacak. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarda olacak. Cumhuriyet Halk Partili bir cumhurbaşkanı, bakanlar olacak.

Bu bakanlar mevcut bakanlar gibi kendi işlerine bakmayacak, kendi şirketlerine bakmayacak, yandaş şirketlere bakmayacak. Kendilerinin işine – gücüne değil, vatandaşın işine bakacak, emekliyi kollayacak, emekçiyi kollayacak, çiftçiyi kollayacak, esnafı kollayacak. İşte o zaman halkın iktidarını kurduğunuza emin olacaksınız. O güne kadar sizleri düşünmeyen bu iktidarı gönlünüzden düşürdünüz, gözünüzden düştüler. Artık hep beraber erken seçimi istemenin, sandığı kurmanın, bunları yollamanın ve halkın iktidarını kurmanın zamanı geldi. Hepinizi bu büyük iktidar yürüyüşüne bugün olduğu gibi destek vermeye davet ediyorum.”

Paylaşın

DEM Parti’den İktidara “Suriye” Çağrısı: Diyalog Kurun

Suriye’deki gelişmelere ilişkin değerlendirmede bulunan DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, “DEM Parti olarak diyoruz ki, şayet çatışmacı ve yayılmacı bir politikaya sahip değilseniz Suriye’nin tüm farklılıkları, kimlikleri ve inançlarıyla eşit ve özgür bir şekilde yaşamalı. Eğer gerçekten çatışmacı ve yayılmacı bir politikaya sahip değilseniz; buyurun diyalog kurun, temas kurun. Biz bunu arzu ediyoruz” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Açıklamasında Van Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Abdullah Zeydan hakkında memnu haklarının iade edilmesine ilişkin kararın Yargıtay tarafından bozulmasına değinen Doğan “Van Büyükşehir Belediye Eş Başkanlarımız olması gerektiği gibi görevleri başında. Aksi yönde çıkan haberlerin niyetini maksadını anlıyoruz” dedi.

Mezopotamya Ajansı’nın aktardığına göre; Suriye’de devam eden çatışmalara ilişkin de konuşan Doğan şunları söyledi: “Biz Suriye’de en tutarlı politikaya sahip olan siyasi partiyiz. Keşke kayyımlarda olduğu gibi bugün Suriye’de yaşananlar bizi yanıltsaydı. Şimdi yapılan açıklamalara bakarsak ‘Türkiye’nin güvenliği için Suriye’deyiz’ deniyor. ‘Türkiye’nin meşru hakları için Suriye’deyiz’ deniyor. Biz DEM Parti olarak şöyle diyoruz; Türkiye’nin sınır güvenliğini tehdit eden bir durum söz konusu değil. Bu açıklamalar yapılırken deniyor ki ‘Orada YPG, YPJ Türkiye’nin sınır güvenliğini tehdit ediyor. O yüzden de biz sınır güvenliğini sağlamaya çalışıyoruz.’ Ve 30 kilometre derinlik vurgusu yapılıyor. Eğer gerçekten bir derinlik aranıyorsa; derinliği bu şekilde değil irtibat kurarak, temasla, diyalogla sağlamak gerekir.

Suriye Demokratik Güçleri Komutanı Mazlum Abdi yaptığı bütün açıklamalarda, şuna dikkat çekiyor. Olduğu gibi alıntılıyorum, ‘Türkiye ile sorunları diyalog yolu ile çözmeye hazırız’ diyor. ‘Suriye’de kapsayıcı ve toprak bütünlüğünü koruyan bir çözüm istiyoruz’ diyor. Şimdi tüm bu çağrılar neyin göstergesi? Orada bulunan Kürtlerin Türkiye’nin sınır güvenliğini tehdit etmediğinin göstergesidir. Nitekim bunu gelişmelerle birlikte okuyabiliriz.

Türkiye’nin bugüne kadar Suriye’ye ilişkin yürüttüğü politika neresinden bakarsanız, neresinden tutmaya çalışırsanız çalışın tutarsız bir politika. Üstelik içeride ve dışarıda, yani her yerde barış söylemini dile getirirken Suriye’de böyle bir politika yürütmek ancak tutarsızlık olabilir.

DEM Parti olarak diyoruz ki, şayet çatışmacı ve yayılmacı bir politikaya sahip değilseniz Suriye’nin tüm farklılıkları, kimlikleri ve inançlarıyla eşit ve özgür bir şekilde yaşamalı. Eğer gerçekten çatışmacı ve yayılmacı bir politikaya sahip değilseniz; buyurun diyalog kurun, temas kurun. Biz bunu arzu ediyoruz. DEM Parti olarak. Türkiye kamuoyunun da beklentisi bu. Halkların kazanımlarının tehdit olarak değerlendirilmemesi, siyasi ifadelerinin tanınması ve kabul edilmesidir.

DEM Parti heyeti ile Abdullah Öcalan arasında yapılması olası görüşmeye dair de konuşan Doğan şu ifadeleri kullandı: “Sayın Öcalan’a yönelik tecrit yıllardır bizim gündemimizde olan bir konu. 1 Ekim ile birlikte başlayan bir tartışma değil bizim için. Ama tabi bu çağrılar önemli. Bu çağrıların önemli olduğunu hemen her defasında tespit ediyoruz, bu çağrılara, bu muhataplığa değer verdiğimizi, işaret edilen adres gösterilen kişinin liderlik gücünün ne kadar hayati olduğunu ifade ediyoruz. Ve biz yıllardır aynı zamanda milletvekilleri olarak Türkiye’de cezaevlerine gitme hakkımız varsa İmralı Ada Hapishanesine de gidebilmeliyiz diyoruz. Ve başvurular yapıyoruz. DEM Parti grubu olarak daha önce de bir başvuru yaptık. Birkaç kez yinelendi bu başvurular.

Bu başvuruları yaptığımız zaman kamuoyuna da açıklamalar yaptı. Grup Başkan Vekillerimiz bizzat kendileri Adalet Bakanlığı’na iletti. O nedenle bu temas hem gecikmiş bir temas hem de tecridi sürdürmek bir insan hakkı ihlalidir. Bu işkence yönteminden vazgeçmek gerekiyor artık. Hakikatle kapıların açılması gerekiyor. Bizim için esas mesele bu. İmralı’nın kapılarının açılması gerekiyor. Ama bu konuya dair somut bir şey söylenmedi. Adalet Bakanı makul süre diyor. ‘Değerlendiriyoruz makul sürede cevap vereceğiz’ diyor.

Nedir bu makul süre, DEM Parti olarak soruyoruz? 10 gün geçti makul süre tanımlaması nedir? Türkiye’de yargı sistemini düşündüğümüz zaman makul süre hiç de iyi bir şey çağrıştırmıyor. İstediğimiz, keyfilik çağrıştırıyor makul süre Türkiye’deki yargı sistemini düşündüğümüzde. eğer keyfilik çağrıştıran bir uygulama ya da bir söylem olmasın istiyorsanız, o makul süreyi tanımlamanız, uzatmamanız ya da geciktirmemeniniz gerekli ki bir an önce DEM Parti’nin önceliği şu. İmralı adasının kapılarını açılması, Sayın Öcalan’ın özgür söylem koşullarının oluşturulması gerekiyor. bu çağrılara ne dediğini kamuoyunun duyması gerekiyor. Bu mesajın detaylandırılması Türkiye kamuoyu merak ediyor. İmralı adasında kapılar açılırsa Sayın Öcalan’ın ne söyleyeceğini herkes merak ediyor. Biz de merak ediyoruz, duyalım bunları. Bu kapıları bir an önce açın.

“Başvurulara dönüş olmadı”

Ne Pervin Buldan, ne Sırrı Süreyya Önder’e, ne Sırrı Sakık’a Adalet Bakanlığı tarafından iletilmiş herhangi bir görüşme onayı yok. Bizim Eş Genel Başkanlarımız adına başvurumuz var, bu başvuruyu sizlerle paylaştık. Üzerinden günler geçti hale bize olumlu olumsuz daha önce bütün grubumuzun yaptığı başvurularda da keza aynı şekilde hiç bir dönüş olmadı. Biz tecridin kaldırılmasını istiyoruz. Yapılması gerekenler çok açık ve aleni, hiç bir şeyi yeniden icat etmemize gerek yok. Aile görüşü de sağlanmalı avukatlar da görüşmeli mektup hakkını da kullanmalı, telefon hakkını da kullanmalı ve tabii ki DEM Parti ile temas sağlanmalı, geciktirilmemelidir.”

Paylaşın

CHP’den İstifa Eden Belediye Başkanı AK Parti’ye Geçti: Erdoğan’ın Emrindeyim

CHP’den istifa eden Karkamış Belediye Başkan Mustafa Güzel, “Siyasi hayatıma Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın emrinde Adalet ve Kalkınma Partisi’nde devam etmeye karar vermiş bulunmaktayım” dedi ve ekledi:

“Bu kararın kişisel bir tercih olmadığını, tamamen ilçemizin menfaatlerini gözeterek ve sizlerin beklentilerini karşılamak amacıyla aldığımı özellikle belirtmek isterim. Aldığım tüm kararlarda dua ve desteklerini esirgemeyen; ailem gibi gördüğüm siz kıymetli hemşehrilerime ayrı ayrı teşekkür ederim.”

Gaziantep’in Karkamış Belediye Başkan Mustafa Güzel, Cumhuriyet Halk Partisi’nden (CHP) istifa ettiğini duyurdu. Mustafa Güzel, konuya ilişkin sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“31 Mart seçimlerinde ilçemize hizmet etmek adına sizlerin teveccühü ile Karkamış Belediye Başkanlığı görevine seçildim. Gazi Şehrimizin tarihi ilçesi Karkamış’a hizmet edebilmek için; gereken desteği Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi’nden ve yine Cumhuriyet Halk Partili diğer belediyelerden maalesef göremedik.

Siz değerli hemşerilerimize layıkıyla hizmet edebilmek adına, tarihi değeri ve coğrafi konumu itibari ile eşsiz öneme sahip güzel ilçemiz Karkamış’a kalıcı eserler kazandırılmasına vesile olabilmek için bundan sonraki siyasi hayatıma; Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın emrinde Adalet ve Kalkınma Partisi’nde devam etmeye karar vermiş bulunmaktayım.

Bu kararın kişisel bir tercih olmadığını, tamamen ilçemizin menfaatlerini gözeterek ve sizlerin beklentilerini karşılamak amacıyla aldığımı özellikle belirtmek isterim. Aldığım tüm kararlarda dua ve desteklerini esirgemeyen; ailem gibi gördüğüm siz kıymetli hemşehrilerime ayrı ayrı teşekkür ederim.”

Paylaşın

Anayasa Mahkemesi’nden Dikkat Çeken “Gizli Tanık” Kararı

Türkiye’de gündemi meşgul eden önemli davaların genelinde gizli tanık beyanları öne çıkarken, Anayasa Mahkemesi (AYM), konuya ilişkin dikkat çeken bir karara imza attı. AYM, gizli tanık ifadesinin tek başına hükme esas olamayacağını belirtti.

Ceza muhakemesinde dinlenen tanığın kim olduğunun sanık tarafından öğrenilmesi, tanık veya yakınları açısından “ağır ve ciddi bir tehlike” teşkil ediyorsa; tanık, soruşturma ve kovuşturma aşamalarında “gizli tanık” olarak dinlenebilir. (CMK md.58 – 5726 SK. md.3)

PKK lideri Abdullah Öcalan ile heyetlerin görüşmelerinin sürdüğü 2013-15 yılları arasındaki süreçte, HPG’ye katılıp daha sonra ayrıldığı belirtilen B.G.’nin aleyhinde beyanı bulunduğu iddiasıyla Y.T. isimli çoban hakkında soruşturma başlatıldı.

Soruşturmayı yürüten Diyadin Cumhuriyet Başsavcılığı, bu kapsamda, “Türkmen” adli gizli tanığın beyanlarına başvurdu. Soruşturma sürecinde telefonları Y.T.’nin dinlendi, ancak dinlemelerden olaya ilişkin delil olduğu iddiasıyla bir tek telefon tapesi konuldu. “Örgüt üyesi olmak” iddiasıyla açılan soruşturma kapsamında hazırlanan iddianameyi kabul eden, Ağrı 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edildi. Y.T. duruşmalar boyunca hakkındaki iddiaları reddetti.

Y.T. aleyhine beyanda bulunan gizli tanık “Türkmen”, Y. T. ve avukatının yokluğunda dinlendi. Gizli tanık “Türkmen”, mahkemedeki beyanında Y.T.’nin yaylacı olduğunu ve HPG’lilere yiyecek verdiğini iddia etti. Mahkeme, yurt dışında bulunan B.G.’nin beyanlarını ise istinabe yoluyla aldı. B.G. beyanlarında Y.T.’yi tanımadığını belirterek, soruşturma aşamasında kendisine ait olduğu ileri sürülen beyanları ise kabul etmedi. Yargılama sonunda mahkeme, Y.T.’ye “Örgüte üye olmak” iddiasından 6 yıl 3 ay ceza verdi.

Mahkeme gerekçeli kararında, B.G.’nin mahkeme huzurunda verdiği ifadeyi değil, soruşturma aşamasında verdiği iddia edilen ifadeyi ve gizli tanık beyanlarını hükme esas aldı. Gerekçeli kararda, B.G.’nin soruşturma aşamasında verdiği iddia edilen ifadenin gerçekçi olduğunu, gizli tanık beyanlarıyla uyuştuğunu belirtti. Mahkeme, gerekçeli kararda, kendisinin istinabe yoluyla dinlediği B.G.’nin mahkeme ifadesini ise gerçekçi bulmadı.

Y.T.’nin avukatı, İstinaf Mahkemesi’nde karara karşı itirazda bulundu. İstinaf başvuruyu reddedince, bu kez, itiraz Yargıtay’a taşındı. Yargıtay, 9 Haziran 2021’de mahkemenin kararının yerinde bularak, itirazı reddetti.

Yargıtay kararından sonra, Y.T., bireysel başvuru kapsamında Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurdu. Adil yargılama hakkının ihlaliyle 6 Aralık 2021’de yapılan başvuruyu kabul eden AYM, dosyada ihlal kararı verdi. AYM, kararında tanıkların kimliğinin saklı tutulması ve korku gibi nedenlerin duruşmalarda taraflar huzurunda dinlenmemesine gerekçe yapılamayacağını belirtti.

Kararında gizli tanık Türkmen’in Y.T.’nin bulunmadığı bir duruşmada dinlenmediğini hatırlatan AYM, gizli tanığın kimliğinin saklı kalması için çeşitli teknikler kullanılarak Y.T.’nin bulunduğu bir duruşmada dinlenebileceğine işaret ederek, mahkemenin bu konuda bir çabaya girmediğini vurguladı.

“Yeterli düzeyde bir inceleme yapılmadan…”

Kararında, mahkemenin B.G.’nin soruşturma aşamasındaki ifadelerinin hükme esas aldığını, istinabe yoluyla alınan ifadelerini hükme esas almadığına işaret eden AYM, B.G.’nin istinabe yoluyla alınan beyanlarında ise Y.T.’nin bulunduğu bir duruşmada alınmadığını anımsattı. Y.T.’nin, gizli tanık Türkmen’in ve B.G.’nin aynı duruşmada sorgulanmadığını ve yeterli düzeyde bir inceleme yapılmadan gizli tanığın beyanlarının belirleyici olarak hükme esas alındığına dikkati çeken AYM, bunun adil yargılama yönünde eksiliğine işaret etti.

AYM, kararında, bu durumun savunma tarafının sorgulama yoluyla gizli tanığın güvenilirliğini test edemediğini değerlendirmesi yaptı. AYM, “Gizli tanığın dinlenmesinden önce başvurucuya sorularını sunması için süre verilmiş ve gizli tanığın ifadesi duruşmada okunarak başvurucuya tanık beyanlarına karşı diyecekleri sorulmuş ise de bu durum tanık beyanlarına karşı savunmaya tanınan yeterli bir güvence olarak değerlendirilemez” diye belirtti.

Kararında, mahkemenin hükmün gerekçesinde, savunmanın hazır bulunduğu bir celsede tanık ve gizli tanığı neden dinlenmediğine yer vermediği ifade eden AYM, hükmün belirleyici ölçüde gizli tanık beyanına dayandırıldığı bu durumda sanığın adil yargılanma ölçütleri içinde yer alan haklarının adil bir şekilde dengelenmediğini belirtti.

Y.T.’nin adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar veren AYM, yeniden yargılama için dosyayı Ağrı 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdi.

(Kaynak: Mezopotamya Ajansı)

Paylaşın

İmamoğlu, Ekonomi Üzerinden İktidara Yüklendi

8. İstanbul Ekonomi Zirvesi’nde konuşan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Burada olumlu bir tablo çizmek isterdim ama maalesef daha önce yaşamadığımız ölçekte bir ekonomik dar boğazında içerisindeyiz” dedi ve ekledi:

“Türkiye’yi her geçen gün daha da sıkıntıya sokan ekonomi politikaları, 2023 yılı genel seçimleri sonrasında yeniden şekillendi. Etki analizi yapılmadan, istişare edilmeden alınan bir kısım sürpriz kararlar, ekonominin ne yazık ki dengesini bozdu, pek çok şirket ve sektörü de bu aşamada paralize etti. Uygulamada sorunların kaynağını ele almak ve kökünden çözmek yerine, biraz geçmişten kalan 1980’li, 90’lı yıllarda uygulanan tipik kemer sıkma politikaları ne yazık ki benimsendi. Bunlar basit olarak, faiz ve vergi artışı ile kur ve ücretleri baskılamaya dayalı politikalar.”

İmamoğlu, konuşmasının devamında, “Ülkemizin daha fazla büyümesi ve ekonomik şoklara karşı daha dayanıklı olması adına rekabetçiliği, verimliliği ve potansiyel büyümeyi arttırmaya yardımcı olacak, kapsamlı bir yeni bir ekonomik reforma ihtiyacımız vardır” ifadelerini kullandı.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Beşiktaş’ta bir otelde düzenlenen “8. İstanbul Ekonomi Zirvesi”nde konuştu.

BirGün’ün aktardığına göre; “İstanbul”, “ekonomi” ve “zirve” kelimelerinin birbirine çok yakışan üç tarif olduğuna vurgu yapan İmamoğlu, “İstanbul’a, güzel olan her duygu çok yakışıyor. Dünya ölçeğinde lider kentlerden birisi. Ve bu liderliğini en üst seviyede ortaya koyan faaliyetleri yapmalı ve dünyaya iyi mesajlar verebilmeli, öncü mesajlar verebilmeli, uyarılar yapabilmeli. İstanbul’a yakışan budur” dedi.

Dünyanın büyük bir iktisadi değişim ve dönüşüm sürecinde olduğuna dikkat çeken İmamoğlu, şunları söyledi: “Burada olumlu bir tablo çizmek isterdim ama maalesef daha önce yaşamadığımız ölçekte bir ekonomik dar boğazında içerisindeyiz. Türkiye’yi her geçen gün daha da sıkıntıya sokan ekonomi politikaları, 2023 yılı genel seçimleri sonrasında yeniden şekillendi. Etki analizi yapılmadan, istişare edilmeden alınan bir kısım sürpriz kararlar, ekonominin ne yazık ki dengesini bozdu, pek çok şirket ve sektörü de bu aşamada paralize etti. Uygulamada sorunların kaynağını ele almak ve kökünden çözmek yerine, biraz geçmişten kalan 1980’li, 90’lı yıllarda uygulanan tipik kemer sıkma politikaları ne yazık ki benimsendi. Bunlar basit olarak, faiz ve vergi artışı ile kur ve ücretleri baskılamaya dayalı politikalar.

Türkiye ekonomisindeki yapısal sorunlar ile geçmişten gelen sürdürülebilirlik endişeleri devam ettiği için, uygulanan kemer sıkma politikalarının, yüksek kur riskini azaltma dışında, maalesef istenilen düzeyde etkinliğini henüz göremedik ve yaşayamadık. Üstelik gelir dağılımı adaletsizliği, tarihte görülmemiş ölçüde ülkemizde bizlerin canını acıtacak durumda. Halkın yoksulluğu artıyor. Toplumun büyük bir kesimi eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik gibi zaruri hizmet alanlarına dahi erişimde ciddi sorunlar yaşıyor. Özetle; gerçekleşen veriler, reel sektörde sert daralmanın başladığını, istihdam piyasasında kırılganlığın arttığını, ancak yürütülen politikaların tüketim, beklenti ve varlık fiyatları üzerinde istenilen etkiyi de henüz yaratmadığını gösteriyor.”

“Türkiye’mizin ciddi bir zihinsel değişikliğe ihtiyacı var”

“Bu gelişmeler, enflasyonu düşürmek için tek başına para politikalarının yeterli olmadığını da bizlere yaşatıyor” diyen İmamoğlu, “Tüm sektörler için geçerli bir durum tespiti yapmak gerekirse; 2024-25 yılının herkes için daha zorlu geçeceğini görmemiz gerekir. Eğer durum böyleyse, ‘ne yapmalı’, daha da önemlisi, ‘nasıl yapmalı’ sorusunu hepimiz kendimize sormak zorundayız. Her şeyden önce, Türkiye’mizin ciddi bir zihinsel değişikliğe ihtiyacı var” dedi.

İmamoğlu, “Ülkemizin daha fazla büyümesi ve ekonomik şoklara karşı daha dayanıklı olması adına rekabetçiliği, verimliliği ve potansiyel büyümeyi arttırmaya yardımcı olacak, kapsamlı bir yeni bir ekonomik reforma ihtiyacımız vardır. Hatta bundan da öte, tam bir ekonomik paradigma değişimi gerekmektedir. Çünkü, eğer toplumsal durgunluk ve ekonomik dar boğazdan kurtulmak istiyorsak, ülkemizi kalkındıracak yeni politikaları kapsayan yeni bir hikayeye ve yeni bir ekonomik modele ihtiyacımız olduğu çok açık ve net” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Hatimoğulları’ndan İktidara: Suriye’de Oynadığınız Oyunlar Türkiye’yi Vuruyor

Suriye’deki gelişmelere ilişkin konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Suriye’de oynadığınız her oyun dönüp Türkiye halklarını vuruyor. Suriye’de attığınız her olumsuz adım dönüp bizleri vuruyor” dedi ve ekledi:

“Kürt sorununu barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözmekten imtina ettiğiniz için şuan bölgede artık bir söz sahibi değilsiniz. Yaptığınız barış çağrısının dahi bölgede bir karşılığı yoktur. Kürt sorunu barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmelidir. Kürt sorununu çözmüş bir Türkiye daha fazla güven içinde hissedecektir kendini. Kürt sorununu çözmüş bir Türkiye’nin, aynı zamanda Suriye ve Rojava’da Kürt halkının pratiği ve mücadelesiyle elde ettiği statüsünün resmileşmesi için çalışmalı. Suriye’de demokratik bir anayasanın yazılması için çalışmalıdır.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, DBP Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır, ESP MYK Üyesi Orhan Çelebi, HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, TJA, Barış Anneleri, bileşen partilerimiz ve yöneticilerimizin katılımıyla Urfa’nın Suruç ilçesinde, Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılara ilişkin basın açıklaması yapıldı. Açıklamada konuşan Hatimoğulları şunları söyledi:

“Buradan, sınırın sıfır noktasından bütün Türkiye halklarına bölgenin barışının mesajını vermeye geldik. Her ne kadar yollarımızı, geçişimizi engelleseler de sözümüzü bu gök kubbenin altından Ortadoğu’ya, Rojava’ya, Suriye’ye ve bütün dünyaya duyurmak üzere buradayız. Bölgede barışın, huzurun ve halkların kardeşliğinin tesis edileceği bir düzen kurulana dek mücadelemiz devam edecek. Biz bu filmi daha önce izledik. 2011’de Suriye savaşı başladıktan sonra, dış güçler tarafından adeta imalatı yapılmış olan IŞİD ve türevi örgütler Suriye sahasına salındı. Bunlar El Kaide’nin ürünü örgütler, El Nusra’nın ürünü örgütler, IŞİD’in ürünü örgütler. Şimdi isim değiştirip HTŞ olmuş ya da Suriye Milli Ordusu olmuş, fark etmez; aynı kaynaktan gelmekte, aynı güç tarafından beslenmekte, eğitilmekte, donatılmaktadırlar.

Özellikle Türkiye’nin oradaki askeri varlığını geri çekmemesinin, şu ana kadar hala devam ettirmesinin ürünüdür oradaki çeteler. Cumhurbaşkanı, SMO için ‘Suriye’nin Kuvayi Milliyesi’ demişti. İşte Kuvayi Milliye ile aynı şekilde eğitip donattıkları, yani komuta merkezlerinde yer aldıkları ve yer verdikleri güçler, Suriye’de Halep’e girmiş, oradan Tel Rıfat’a ve şimdi Cerablus’a operasyon yapmayı hedefliyor. Biz her yerde ifade ettik. Sahte güvenlikçi politikalarla bu iktidar ömrünü uzatmaya çalışıyor. Türkiye’nin yapması gereken barış siyasetidir, diplomasidir, diyalogdur dedik.

911 km’lik Suriye sınırımızın güvenliği barışla tesis edilir dedik. İslam’ın değerlerini siyasi emelleri için araç haline getiren bu çetelere güvenirseniz, döner bu çeteler sizi vurur dedik. Nitekim IŞİD’in hem Türkiye’de hem Avrupa ülkelerinden Amerika’ya kadar gerçekleştirdiği katliamlar ortadadır. Suruç Katliamını unutmadık, Ankara Gar Katliamını, Antep’teki düğün katliamını unutmadık. İstanbul’da, Ankara’nın göbeğinde IŞİD’in gerçekleştirdiği katliamları unutmadık. İşte o eğitip donattıkları dönüp Türkiye’yi vurdu.

Bunu bile isteye gerçekleştirdi bu iktidar. Ömrünü uzatmak için 10 Ekim Katliamına da göz yummuştu. Mahkeme tutanaklarını okuyan her insan, o eğitip donattıkları çetelerin Antep sınırından Ankara’ya nasıl vardıklarını, bombaları nasıl hazırladıklarını görür. Canlı bombaları nasıl hazırladıklarını zaten itiraf ettiler ve hepsi belgelerde mevcuttur. Hangi emniyet müdür yardımcısıyla, MİT’in hangi kadrosuyla görüştüklerini de ifadelerde görebilirsiniz. İşte bu çeteler, bölgede bunları yapmak için, otoriter rejimlerin devam etmesi için, emperyalist güçlerin ve Türkiye’deki mevcut iktidarın ortak imalatı olan çetelerdir.

Suriye’de barış sağlanmalıdır. Suriye’de barışın sağlanması, bölgede barışın ve istikrarın sağlanmasına katkı sağlayacaktır. Bugün Filistin’de, Gazze’de devam eden savaş hala can alıyor. Rusya-Ukrayna savaşı hala can alıyor. Dünya nükleer silahların tehdidi altında. Küresel ölçekte büyük bir savaşın çıkma ihtimali varken, Türkiye’deki iktidar, ‘Kürt sorununu çözeyim de gerçek anlamda iç barışımı sağlayayım ‘ demiyor. Oraya bu çeteleri salarak barış ortamını zehirliyor.

“Kürtlerin kazanımlarını ellerinden nasıl alabileceklerini…”

Buradan iktidara bir kez daha sesleniyoruz: Suriye’de oynadığınız her oyun dönüp Türkiye halklarını vuruyor. Suriye’de attığınız her olumsuz adım dönüp bizleri vuruyor. Kürt sorununu barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözmekten imtina ettiğiniz için şu an bölgede artık söz sahibi değilsiniz. Yaptığınız barış çağrısının dahi bölgede bir karşılığı yoktur. Bugün Türkiye’nin bu iktidar sayesinde yaptığı hiçbir çağrının artık bir karşılığı kalmamıştır. Bu kaos döneminde, bu savaş ve çatışma döneminde, Kürtlerin kazanımlarını ellerinden nasıl alabileceklerini düşündükleri için ülke daha çok bataklığa sürükleniyor.

Bir kez daha çağrımızı yeniliyoruz. Kürt sorunu, barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmelidir. Kürt sorununu çözmüş bir Türkiye kendisini daha fazla güven içinde hissedecektir. Türkiye aynı zamanda Suriye ve Rojava’da Kürt halkının pratiği ve mücadelesiyle elde ettiği statünün resmileşmesi için çalışmalıdır. Suriye’de demokratik bir anayasanın yazılması için çalışmalıdır. Atılacak ilk adım Astana görüşmelerindeki kimi kararların hayata geçirilmesidir. Astana’daki en önemli mutabakat neydi? İdlib’deki bu çetelerin, dini duyguları siyasi ve kötü emellerine alet eden bu çetelerin silahsızlandırılmasıydı. Ama tam tersini yaptılar. İdlib’de daha çok silahlandırdılar ve şimdi yepyeni bir savaşın ve çatışmanın çıkmasına sebep oldular.

Bu süreçten Türkiye halkları karlı çıkmaz; Türkiye ve bölge halklarına fayda gelmez. Bu kadar kaos içinde olan bir yerde olması gereken en önemli şey Türk-Kürt-Arap barışının gerçekleşmesidir. Türkiye’nin bunun için çalışması gerekmektedir. Ama tam tersini yapıyorlar. Bilsinler ki bizler bunun için çalışmaya devam edeceğiz. DEM Parti olarak barış dostu olan, demokrasi mücadelesinden yana olan her kesimle birlikte Türkiye’de de dünyanın dört bir yanında da barış mücadelesi vermeye devam edeceğiz. Biz biliyoruz ki Ortadoğu’nun refaha ve huzura kavuşmasının yolu demokratik bir Ortadoğu’yu inşa etmekten geçiyor. Demokratik bir Ortadoğu’yu inşa etmek için Türkiye’den başlayacağız.

Tüm engellemelere rağmen, sahte barış vaatlerine ve komplolara rağmen bunu bizler adım adım gerçekleştireceğiz. Barış projemizi sınırın öte yanına adım adım taşıyacağız. Cetvelle ayrılan bu sınırlar, halkların arasında bir sınır olamaz. Bu bölge, halkların duyguları, düşünceleri ve kültürel değerleriyle birleşmiş olan bir bölgedir. O nedenle buradan bir kez daha diyoruz ki mücadelemizi mutlaka ama mutlaka onurlu bir barış için hayata geçireceğiz. Astana Mutabakatına ve belli başlı maddelerine dönülmesi, sonraki süreçte de barışın tesis edilmesi için sadece Türkiye’deki güçlere değil bütün dünyadaki demokrasi güçlerine ve insan hakları savunucularına Suruç’tan çağrımızı yeniliyoruz: Ortadoğu halkları kardeştir, aralarına kimse çomak sokmaya kalkmasın. İlle selem. Aştî, aştî. Barış barış.”

Paylaşın

CHP Lideri Özel’den Partisine “Doğru Zemin” Uyarısı

CHP’de “Kurultay talep edenler” olarak değerlendirilen bazı isimlerin toplantı talebine yanıt veren Özgür Özel’in, “Eleştiriye açığız. Ayrıca yapılacak kapı bir toplantıda saatlerce eleştirilerinizi dile getirebilirsiniz. Yeter ki doğru yerde konuşulsun” dedi ifade edildi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Merkezi’nde milletvekilleriyle gerçekleştirilen kapalı toplantıda, komisyon aşaması tamamlanan 2025 yılı bütçesi ve TBMM Genel Kurul’daki bütçe görüşmeleri ele alındı. BirGün’den Mustafa Bildircin’in haberine göre; Milletvekillerine saha görevlendirmelerinin de yapıldığı toplantıda, “Kurultay tartışmalarının başka bir toplantıda” değerlendirilmesi gerektiği kaydedildi.

CHP TBMM Grubu, CHP lideri Özgür Özel başkanlığında gerçekleşen kapalı toplantıda bir araya geldi. 2025 yılı merkezi yönetim bütçesinin TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda tamamlanan görüşmelerinin değerlendirildiği toplantıda, milletvekillerine saha görevlendirmeleri de gerçekleştirildi.

TBMM Genel Kurulu’ndaki bütçe görüşmelerinin başlayacağı 9 Aralık’ta CHP’nin, tam kadro Genel Kurul salonunda olması kararlaştırıldı. CHP milletvekillerinin, devam edecek bütçe görüşmelerinde ise ikiye bölünerek tüm oturumlara katılacağı kaydedildi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in de bütçenin komisyon sürecindeki görüşmelerindeki katkılarından dolayı teşekkür ederek, “Genel Kurul sürecinde de etkili bir muhalefet yapın” talimatını verdiği bildirildi.

CHP adına ilk sözün CHP lideri Özel tarafından kullanılacağı TBMM Genel Kurulu’ndaki bütçe görüşmelerinde, özellikle icracı bakanlıklara yönelik protestoların gerçekleştirileceği aktarıldı. CHP milletvekilleri, “Yalnızca muhalefet etmeyecek, Genel Kurul’daki söz hakkımızı, ‘CHP Türkiye’yi yönetmeye hazır’ mesajını vermek için de kullanacağız” dedi.

Milletvekillerine öte yandan, 7-8 Aralık’ta sahada olmaları yönünde görevlendirmeler yapıldığı belirtildi. CHP Genel Başkan Yardımcıları ve milletvekillerinden oluşan heyetin, sokak sokak gezerek Türkiye’deki ekonomik krizin sonuçlarını ve CHP’nin çözüme yönelik yol haritasını yurttaşlara anlatacağı dile getirildi.

CHP kaynaklarından edinilen bilgiye göre, kapalı toplantıda parti içi tartışmalar gündeme gelmedi. Parti içine yönelik eleştirileri bulunan ve “Kurultay talep edenler” olarak değerlendirilen bazı isimlerin sözlerini, “Bazı eleştirilerimiz var ancak bunun yeri burası değil. Ayrı bir toplantı talep ediyoruz” dediği savunuldu. Edinilen bilgiye göre, CHP lideri Özel de tartışmalara yönelik ayrı toplantı talebini, “Eleştiriye açığız. Ayrıca yapılacak kapı bir toplantıda saatlerce eleştirilerinizi dile getirebilirsiniz. Yeter ki doğru yerde konuşulsun” ifadeleriyle karşıladı.

Milletvekillerine sosyal medya uyarısı

Milletvekillerinin, sosyal medya hesapları üzerinden CHP içi tartışmalara yönelik verdiği mesajlarla ilgili uyarılar yapıldığı da öne sürüldü. CHP kaynaklarından bilgiye göre, bazı milletvekilleri, “Partiye zarar vermeyin. Sosyal medya paylaşımlarına dikkat edin” şeklinde uyarıldı.

Toplantıda parti içi tartışmaları gündeme getirdiği belirtilen ve parti yönetimi eleştiren milletvekilleri, şunları söyledi: “Özellikle Ekrem Bey’in bir belediye başkanı olarak parti içi tartışmalara bu kadar fazla girmesinden rahatsız olan arkadaşlarımız var. Ancak bu konuları başka bir toplantıda konuşmayı istiyoruz. Şu an için kurultay için imza toplama girişimimiz yok. Eleştirilerimiz partinin iyiliği için. Tek amacımız CHP’yi daha iyi bir notaya çekmek.”

Paylaşın