DEVA Lideri Babacan’dan “Doktor Göçü” Tepkisi

DEVA Lideri Babacan, “Ülkemizin özgürlüklerle ilgili genel iklimi ve çalışma koşullarıyla ilgili sorunlar sebebiyle hekimlerimizi başka ülkelere kaybetmeye başladık. Bu ülkede kendisinin ve ailesinin yarınlarını göremeyip, hayatını başka ülkelerde kurmak isteyen hekimlerimizin sayısında oldukça artış görüyoruz. Türkiye gitmek, kaçmak isteyenlerin ülkesi haline geldi” dedi.

Haber Merkezi / DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin genel merkezinde Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı’yı ağırladı. Babacan ve Fincancı yaklaşık yaklaşık bir saat süren görüşmenin ardından basının karşısına birlikte çıktı. Babacan, şu ifadeleri kullandı:

“Partimiz kurulduğundan bu yana TTB ile yakın bir diyalog içindeyiz. Sorunları doğru teşhis etmek için Türkiye’de hekimlerimizi temsil eden en geniş meslek örgütü olan TTB ile yakın çalışmayı önemsiyoruz.

Ülkemizin özgürlüklerle ilgili genel iklimi ve çalışma koşullarıyla ilgili sorunlar sebebiyle hekimlerimizi başka ülkelere kaybetmeye başladık. Bu ülkede kendisinin ve ailesinin yarınlarını göremeyip, hayatını başka ülkelerde kurmak isteyen hekimlerimizin sayısında oldukça artış görüyoruz. Türkiye gitmek, kaçmak isteyenlerin ülkesi haline geldi.

Pandemi dönemiyle beraber olağanüstü uzun mesai ve nöbet saatlerinin yanı sıra, randevu süresinin kısaltılmasıyla beraber yoğun iş yükü tescil edilmiş oldu. Sağlıkta şiddet bir başka sorun. Siyasetin dilinin, hekimliğin onuruna yakışır bir saygı dili olması gerekiyor. Maalesef siyaset hasta-doktor ilişkisinin iklimini olumsuz etkileyebiliyor. Özlük haklarıyla ilgili sorunlar var. Bunların rasyonel, adil bir şekilde çözülmesi gerekiyor. Sağlık çalışanlarımızın haklarını ödeyemeyiz.

“Sağlık eylem planımızı çalışıyoruz”

Sağlık eylem planımızı çalışıyoruz. Seçimlerden sonra kurulacak hükûmetin ilk 90 ve 360 gününde sağlık alanında neler yapılması gerektiğinin çok detaylı çalışmasını yapıyoruz. Taslağı bittikten sonra TTB başta olmak üzere sağlıkla ilgili sivil toplum kuruluşlarıyla ve meslek örgütleriyle istişare yapacağız.”

Babacan’ın ardından açıklamalarda bulunan TTB Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı ise şunları söyledi;

“Biz 73. büyük kongremizde sağlığı toplumsallaştırmaktan ve bu temelde sağlık politikalarını da toplumla birlikte oluşturmaktan söz etmiştik. O yüzden de özellikle siyasi partilerin toplumun temsilcileri olarak burada yer almaları ve toplumun sesini taşımaları bizler için kıymetli.

“Her hafta 1500 insanı yitiriyoruz”

Pandemi sürecinde hepimize sağlığın aslında bir değişim değeri olamayacağını çok açık bir biçimde gösterdi. Son yıllarda değer temelli  sağlık hizmetleri tartışmaları yürüyor. Oya değer temelli dediğimizde, biz etik değerlerimizi algılarken, o değer temeli piyasada bir değişim değerine tekabül ediyor ve bu değişim değerinin bedeli de aslında salgında bugün itibariyle fazladan ölümleri de katığımızda 200 binden fazla insanımızı yitirmiş olmamızdır. Her hafta 1500 insanı yitiriyor olmamızdır.

Sağlık çalışanlarının üzerindeki yükünde ne kadar ağır olduğunu hepimiz biliyoruz. Saatler süren nöbetlerin ardından hiç dinlenmeden hastalara en nitelikli sağlık hizmetine kavuşturma çabası içindeyken bu yükü artık taşıyamaz oldu meslektaşlarımız, sağlık çalışanları ve biz onları yitirmeye başladık.

“23 Kasım itibariyle İstanbul’da bir beyaz yürüyüşü başlatıyoruz”

Sağlık gücünü yitiriyor bu ülke Türk Tabipler Birliği olarak da bu hedefte Sağlık Bakanlığı’ndan istediğimiz randevuya yanıt alamayınca sizlerin de bildiği gibi 11 Ekim’de bir eylem planı açıkladık ve bunu da her hafta bir konuyu, özellikle sorunlarımızı dile getirerek 23 Kasım itibariyle İstanbul’da bir beyaz yürüyüşü başlatıyoruz.

Bu gün buraya geliş nedenimiz de aslında sağlığı toplumsallaştırmak temelinde DEVA Partisi ve onların da birlikte hareket ettiği insanlarımıza ulaşmak ve bu sürece katmak için davette bulunmaktı. 23 Kasım’dan 27 Kasım’a kadar Kocaeli, Bursa ve Eskişehir duraklarından sonra 27 Kasım’da Türk Tabipler Birliği önünde buluşacağız ve bir beyaz forum yapacağız.

Bu beyaz forum aslında hepimize önümüzdeki süreci nasıl görmemiz gerektiğini gösterecek. Tüm sağlık çalışanları ve tabi toplumun temsilcilerinin söz alacağı ve renklerini o foruma yansıtacağı, buradan da çok sesli, çok renkli bir sözün ortaya çıkacağını umuyoruz. Biz emek bizim söz bizim diyoruz, o nedenle herkesi emeğinin sahibi olmaya davet ediyoruz.”

Görüşmede Türk Tabipleri Birliği Genel Sekreteri Vedat Bulut, Ankara Tabip Odası Genel Sekreteri Muharrem Baytemür, DEVA Partisi Genel Sekreteri Medeni Yılmaz ile DEVA Partisi genel başkan yardımcıları Aysun Hatipoğlu, Hasan Karal ve İbrahim Çanakcı yer aldı.

Paylaşın

Akşener: Yavşak Yavşak Konuşanlara Provokasyon Yaptırabilirsiniz

İYİ Parti Lideri Akşener, Lütfü Türkkan’ın Bingöl’de bir şehit yakınına ilişkin küfrü hakkında yaptığı açıklamada, “Millet bizi çağırıyor. Milletimizi dinliyor dertlerine çözümler üretiyoruz. Her dükkanın içinde A Haber’inize provokasyon yaptırabilirsiniz. Her dükkanın kapısında porno sitesi gezenlere, oralarda yavşak yavşak konuşanlara, yazı yazanlara provokasyon yaptırabilirsiniz. Yaptırın kardeşim. Sizden korkan sizin gibi olsun. Biz gezmeye, milletimizi dinlemeye devam edeceğiz” dedi.

Meral Akşener, Lütfü Türkkan hakkında, “Karşısındaki genel başkanına küfürler etmiş ahlaksız bir adam da olsa sinirlerine hakim olması gerekirdi. Hislerine yenik düştü, elbette bu hatayı maruz görecek değiliz” ifadelerini kullandı. İYİ Parti Lideri Akşener, eleştirilere yönelik verdiği yanıtta ise, “Şehide ‘kelle’ diyen şuursuzlar bize ahkam kesemezler. Şehitlerimizin ailelerinden özür dile Sayın Erdoğan, vakit muhasebe vakti” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Akşener’in konuşmasından satır başları:

“Gazi Mustafa Kemal Atatürk aramızdaki ayrık otlarını saymazken Türk milletinin her renkten vatandaşının saygıyla, şükranla andığı bir liderdir. Siyasi hayatı onunla ve değerleriyle mücadele etmekle geçenlerin kafası pek almasa da Gazi Mustafa Kemal Atatürk Türk milletinin buluşma noktasıdır.

Görüyorum ki vefatından 83 yıl sonra bile neden hâlâ bu kadar sevildiğini anlamakta zorlanıyorlar. Elbette şaşırmıyoruz, önce millet, memleket demeyenlerin Gazi Mustafa Kemal’i anlamaları mümkün olamaz.

Son zamanlardaki bir sorunumuza değinmek istiyorum. O büyük mücadelenin en önemli özelliği aynı amaç uğruna birlikte çarpan yüreklerdi. Bugünde Türkiye’nin en önemli ihtiyacı budur. Bizim görevimiz AK Parti iktidarının aksi yöndeki tüm gayretlerine karşı milletimizin her bir ferdinin yüreğinin birlikte atmasını sağlamaktır.

“Bütün değerlerimizi ayaklar altına almış kirli bir zihniyet var”

Onlar kavga çıkarmaya çalıştıkça, havuz medyasının tuzakları ile sinir uçlarımızla oynadıkça, biz istediklerinin tam tersini yapıp sakin olmaya, akıllı davranmaya mecburuz. Unutmayalım ki karşımızda bütün değerlerimizi ayaklar altına almış kirli bir zihniyet var. Tam da bu nedenle bu durumu hatırlatmış ve uyarmıştım.

Milletimizin ayağına gitmemizden, dertlerini dile getirmemizden rahatsızlar. İktidarları için en büyük tehdit olarak görüyorlar bu yüzden büyük çirkinlikler yapacaklar demiştim. Nitekim, geçtiğimiz cuma AK Parti’nin planlı bir provokasyonu sonucunda talihsiz bir olay yaşadık.

Rakibinizin milletvekili bir hata yapmışsa siz de bunun üzerine yürüyeceksiniz. Lütfü Bey bir hata yaptı. Karşısındaki genel başkanına küfürler etmiş ahlaksız bir adam da olsa sinirlerine hakim olması gerekirdi. Hislerine yenik düştü, elbette bu hatayı maruz görecek değiliz.

Bu olay sayesinde AK Parti gönüllerindeki kadın ve şehit hassasiyetini keşfettiler. Dün akşam kabine toplantısı sonrası yaptığı açıklamalarda muhalefetten, STK’lara kim varsa demediğini bırakmadı. Utanmadan işi İstanbul Sözleşmesi’ne kadar getirdi. Hatta kantarın topuzunu kaçırıp Lütfü beyin kredi borcunu açıklayıp kanunları bile çiğnedi.

Bu ülkede Mustafa Kemal Atatürk’ün anasına Zübeyde Ana’ya genelevde çalışıyor diyenler oldu, Saray’da kabul edildiler. Bu ülkenin kadınlarına ‘Başı açık kadın perdesiz eve benzer’ dediler. Rize belediye başkanı, ‘Çözüm sürecine ne gerek var, her birimiz ikinci eş olarak Kürt kadınlarını alalım bu mesele çözülsün’ dedi.

Bu örnekleri sonsuz sayıda anlatabiliriz. Bunları söylemek bile benim içimi acıtıyor. Ahlak şövalyesi Erdoğan ve arkadaşlarının şehitlerimize olan saygısı, kadınlara olan hassasiyeti neresinden tutsanız rezillik, terbiyesizlik, saygısızlık.

Aziz milletim bir hususun altını kalın bir şekilde çizmek istiyorum. Ellerinde şehitlerimizin kanı olan teröristleri devletin televizyonuna çıkaranlar bize şehitlerimiz üzerinden ahkam kesemez. Şehide ‘kelle’ diyen şuursuzlar bize ahkam kesemezler.

Bu kürsüde şehit yakınları konuşurken yayını kesenler bize ahkam kesemez. Teröristler rahatsız olmasın diye bayrak indirenlerin, meşhur Habur rezaletinde o malum mahkemelerin kurulduğunda orada çalışan bir öğrencim beni aradı.

“Lütfü Bey bir hata yaptı”

‘Teröristler rahatsız olmasın diye Türk bayrağı ve Atatürk resimleri çadır mahkemelerinden çıkarıldı’ dedi. Türk bayrağını o mahkemelerden indirenlerin bize edecek tek kelime sözleri, verecek tek satır dersleri olamaz.

Şehitlerimizin ailelerinden özür dile Sayın Erdoğan, vakit muhasebe vakti. Lütfü Bey bir hata yaptı. Ancak kendisi yaptığı hata karşısında olgunluk gösterdi önce çıktı özür diledi sonrasında ise gereğini yapıp grup başkanvekilliğinden istifa etti.

Erdoğan ve arkadaşlarına sormak isterim. İnsanlar hatadan, günahtan münezzih değildir. Hukukta hatayı anlayıp özür dilediğiniz zaman başka bir sonuç çıkar, günah işlediğiniz zaman Allah tövbe yolunu açık tutmuştur. Onlar hatalarında boğulup tıpış tıpış giderken biz hatalarımızdan aldığımız derslerle her geçen gün büyüyoruz. İktidarın başındaki pek duyarlı beyefendiye bir çağrıda bulunmak istiyorum.

Lüftü Bey’in hatasından rant kovalayacağına milletin gözünde kaybettiğin itibarı sahte kabadayılık ile kazanmaya çalışacağına hazır şehitlerimiz, şehit ailelerimiz için yepyeni bir hassasiyet geliştirmişken atılması gereken adımları at. Mesele milletimize küfür eden Mehmet Cengiz’in ihalelerini iptal edip, küfürden sonra sildiğin vergi borçlarını hemen tahsil et.

Bunlar bir siyasi partiye hizmet etmenin sevap hanesine yazıldığını söyleyecek kadar zıvanadan çıktılar. İstanbul seçimlerinin meşhuru AK Parti Genel Başkan Yardımcısı diyor ki ’20 yıl Recep Tayyip Erdoğan’ı iktidarda tutmak ve onun yaptıkları sayesinde sevap hanemize yazılıyor olması çok büyük bir şey’ diyor. Rezalete bakar mısınız?

Neyin sevap neyin günah neyinde haram olduğu Kuran-ı Kerim’de yazıyor. Mesela hırsızlık, israf, yalan söylemek, iftira atmak, tuzak kurmak haram. Haram helal hesabı yaparken bunlar hiç akıllarına gelmiyor. Siyasette böyle tipler çıkabilir ama asıl mesele en baştakinin sessiz kalmasıdır.

İktidarın tüm dümenlerine, provokasyonlarına rağmen İYİ Parti her geçen gün büyüyor. Millet bizi çağırıyor. Milletimizi dinliyor dertlerine çözümler üretiyoruz. Her dükkanın içinde A Haber’inize provokasyon yaptırabilirsiniz. Her dükkanın kapısında porno sitesi gezenlere, oralarda yavşak yavşak konuşanlara, yazı yazanlara provokasyon yaptırabilirsiniz.

“Erdoğan istesen de istemesen de biz buradayız”

Yaptırın kardeşim. Sizden korkan sizin gibi olsun. Biz gezmeye, milletimizi dinlemeye devam edeceğiz. Kurulduğumuz günden bu yana iktidarın yoğun bir ilgisiyle karşı karşıyayız. İftiranın, çamurun haddi hesabı yok. Sebebi belli. Bizimle uğraşıp duruyorlar, nafile Sayın Erdoğan istesen de istemesen de biz buradayız.

İYİ Parti milletimizin yaşanabilir bir Türkiye’ye duyduğu hasretin adıdır. İYİ Parti milletimizin barışma zeminidir. Artık sıra bizde, son 4 yılda yaptıklarımız, başardıklarımız ve verdiğimiz mücadele Türkiye için neler yapacağımızın kanıtıdır.

Siyasette ahlakı da erdemi de bizden öğreneceksiniz. Millet nedir, millete hizmet nedir bizden öğreneceksiniz. Adalet, bereket, huzur nedir onu da bizden öğreneceksiniz. İYİ Partililer tuzak kurmaz, yeke yek yüz yüze mücadele eder.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Kurmaylarına: İl Ve İlçe Örgütlerini Uyarın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Bingöl’de yaşanan olay AK Parti’nin bu tür provakosyonlara daha sık başvuracağını gösterdiğini belirterek, örgütlerden ve yerel yönetimlerden sorumlu genel başkan yardımcılarının da bu tür provokasyonlara karşı il ve ilçe örgütlerini uyarmalarını istedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Merkez Yürütme Kurulu (MYK), Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında toplandı. Edinilen bilgiye göre MYK’nın en önemli gündem maddelerinden birini Bingöl’de bir şehit yakınına küfür eden Lütfü Türkkan oluşturdu. Türkkan’ın şehit yakınına küfür etmesine tepki gösteren ve bu davranışı onaylamanın mümkün olmadığını vurgulayan Kılıçdaroğlu, yaşanan olayı ise provokasyon olarak değerlendirdi. Kılıçdaroğlu, MYK üyelerine bu konuda uyarılarda bulundu.

Rize’de Akşener’e yönelik provokasyon girişimini de hatırlattı

T24’ten Eray Görgülü‘nün haberine göre, Türkkan’a tepki gösteren vatandaşın İzmir’de yaşadığının tespit edildiğini ve Meral Akşener’e tepki göstermek için özel olarak Bingöl’e geldiğine dikkat çeken Kılıçdaroğlu, daha önce Rize’de Akşener’e yönelik provokasyon girişimini de hatırlattı. Ankara’nın Çubuk ilçesinde kendisine yönelik linç girişimini de hatırlatan ve Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu linç girişiminin görüntülerini grup toplantısında izlettirdiğini belirten Kılıçdaroğlu, “AKP bu saldırıyı sahiplendi. Saray yönetimi, ekonomik sorunlar arttıkça dikkatleri başka yöne çekmek için çaba harcıyor. Bingöl’de yaşanan olay AKP’nin bu tür provakosyonlara daha sık başvuracağını gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Gerekli önlemlerin alınması gerektiğinin altını çizdi

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, aynı zamanda örgütlerden ve yerel yönetimlerden sorumlu genel başkan yardımcılarının da bu tür provokasyonlara karşı il ve ilçe örgütlerini uyarmalarını isteyerek bu konuda gerekli önlemlerin alınması gerektiğinin altını çizdi.

Paylaşın

Konya’da 5.1 Büyüklüğünde Deprem: Yoğun Şekilde Hissedildi

AFAD, Konya’nın Meram ilçesinde 5.1 büyüklüğünde deprem meydana geldiğini duyurdu. 10.61 kilometre derinlikte meydana gelen deprem, Konya il merkezi ve ilçelerinde yoğun şekilde hissedildi. 

Haber Merkezi / Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), saat 20.43’de merkez üssü Konya’nın Meram ilçesi olan 5.1 büyüklüğünde bir deprem meydana geldiğini duyurdu.

AFAD’ın açıkladığı verilere göre, deprem 10.61 kilometre derinlikte meydana geldi. Deprem, Konya il merkezi ve ilçelerinde yoğun şekilde hissedilirken, vatandaşlar panikleyerek sokaklara çıktı.

Son zamanlarda birçok kez depremin meydana geldiği Konya Ovası’nda 1900 yılından günümüze kadar en büyüğü 5.7 en küçüğü 4.0 şiddetinde olmak üzere 29 deprem meydana. Ayrıca bahsi geçen bölgeye ait, 1900 yılı öncesi için, 4 adet tarihsel deprem kaydının mevcut olduğu biliniyor.

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: Vaka Sayısında Korkutan Artış

Kovid 19’da son 24 saatte 27 bin 834 yeni vaka tespit edilirken, 187 kişi hayatını kaybetti. Verileri yorumlayan Bakan Koca, “Eksik aşıların yaptırılması ve aşı oranımızın yükselmesi gerektiğini ısrarla vurguluyoruz. Bu konuda sahadaki kararlılığımız devam ediyor” dedi.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 357 bin 832 test yapılırken, 27 bin 834 yeni vaka tespit edildi. 187 kişi hayatını kaybederken, 28 bin 255 kişi sağlığına kavuştu.

Bakan Koca’dan açıklama

Güncel verilerle ilgili değerlendirmesini sosyal medya hesabından paylaşan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, şu ifadeleri kullandı;

“Eksik aşıların yaptırılması ve aşı oranımızın yükselmesi gerektiğini ısrarla vurguluyoruz. Bu konuda sahadaki kararlılığımız devam ediyor. Fakat salgın şartlarının üstesinden gelmenin sadece aşıya bağlı olmadığını hiç unutmamalıyız. Virüsün artan dolaşım hızına karşı tedbir şart.”

Verilerde, aşılamada önde giden illere de yer verildi. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en çok aşılamanın gerçekleştirildiği Ordu’yu Amasya, Muğla, Kırklareli, Osmaniye, Çanakkale,   Eskişehir, Balıkesir, Zonguldak ve Edirne takip etti. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en az aşılamanın gerçekleştirildiği Şanlıurfa’yı sırasıyla Batman, Diyarbakır, Siirt, Muş, Bingöl, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Bayburt takip etti.

Paylaşın

HDP’li Buldan: Halktan Çaldıklarının Hesabını Soracağız

Partisinin Tekirdağ’da düzenledi ‘Demokrasiye Çağrı Mitingi’nde konuşan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, 2022 bütçesi üzerinden iktidarı sert sözlerle eleştirerek, “Halktan çaldıklarının hesabını ilk seçimlerde soracağımızı, yani sandıklarda halktan çaldıklarının hesabını tek tek soracağımızı buradan bir kez daha ilan ediyoruz” dedi.

Haber Merkezi / Konuşmasında, AK Parti iktidarının yolun sonuna geldiğini belirten Buldan, “20. yıllık AKP iktidarının özellikle son yıllarda artık yolun sonuna geldiğini görüyoruz. AKP iktidarı artık yolun sonuna geldi. 20 yılın sonunda ortaya koydukları tablo toplumsal, ekonomik ve siyasi kriz. AKP hükümetinin bu ülkeye bırakmış olduğu büyük bir enkaz var” ifadelerini kullandı.

Pervin Buldan, konuşmasının devamında genç işsizliğe de değinerek, “Bu ülkenin gençleri artık geleceğe güvenle bakmıyor. Bu ülkeden kaçarak başka ülkelere göç ediyor. Biz ülkemizin gençlerini, ülkemizin vatandaşlarını başka yerlere göç etsinler diye geleceğe hazırlamak istemiyoruz. Her insan kendi doğduğu topraklarda, kendi büyüdüğü, kendi yetiştiği topraklarda yaşasın istiyoruz. Açlığa ve yoksulluğa  mahkum olmadan geleceğe güvenle bakan bir gençlik yetiştirmek istiyoruz” dedi.

Konuşmasının sonuna doğru partisine açılan kapatma davasına ilişkinde açıklamada bulunan HDP’li Buldan, “Tek gündemleri HDP olduğu için HDP’ye kapatma davası açtılar. HDP’yi kapatmak için hazırladıkları iddianame içerisinde gerçekle alakalı hiçbir somut şey yok. Sevgili arkadaşlar hepsi vekillerimizin yaptıkları konuşmalar, vekillerimizin halkımızla buluşmaları. Vekillerimizin faaliyetlerini kapatma davasının içine koymuşlar. Peki HDP kapatılacak bir parti midir? Hayır, HDP’yi kapatmaya sizin gücünüz yetmez” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin Tekirdağ’da düzenlediği Demokrasiye Çağrı Mitingi’nde gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu: Buldan’ın açıklamaları şöyle;

“Sevgili Tekirdağlılar, sevgili Trakyalılar, hepinizi en derin duygularımla, candan, gönülden selamlıyorum. Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Partimiz HDP’nin başlatmış olduğu Demokrasiye Çağrı Mitinglerinin bir yenisini daha Trakya bölgemizde, burada Tekirdağ Çerkezköy’de gerçekleştirmenin gururunu yaşıyoruz. Sizlerle birlikte olmanın onurunu yaşıyoruz. İyi ki varsınız. İyi ki buradasınız. Biz 27 Eylül tarihinde bir deklarasyon yayınladık.

Bu deklarasyon Halkların Demokratik Partisi’nin ilkelerini açıklayan, tutumunu açıklayan, bir sonraki döneme damgasını vuracak olan bir belgedir. HDP’nin seçimlerden sonra bu ülkede demokratik iktidarın bir parçası haline gelmesini gerçekleştirecek olan bu tutum belgemizi, mitinglerle pekiştirmeye çalışıyoruz. Türkiye’nin her yerinden ama aynı zamanda Avrupa’da da halk buluşmalarını gerçekleştiriyoruz.

Ben buraya Fransa’dan, Paris’ten geldim, Paris’teki Kürtlerin size selamlarını getirdim. Paris’te yaşayan halklarımızın, başta Kürtler olmak üzere orada sürgünde yaşayan ama yüreği ve kalbi burada bizlerle ve sizlerle olan tüm halkımız, gittiğimiz her yerde bütün halk buluşmalarını coşkuyla, kararlılıkla gerçekleştirdik. Dimdik ayakta, tüm baskı ve müdahalelere rağmen asla diz çökmeyen, asla boyun eğmeyen, asla biat etmeyen, her yerde partisiyle birlikte olmayı kendisine esas alan onurlu bir halkımız var. Nerede olursak olalım bu halk partisine sahip çıkıyor.

HDP, Tekirdağ’dan Kars’a, Hakkari’den, Edirne’ye, Artvin’den Antakya’ya, yani Türkiye’nin her yerinde bir halklar köprüsüdür. Tüm baskılara rağmen asla ilkelerinden taviz vermeyen emekçinin, işçinin, Laz’ın, Çerkes’in, Kürd’ün, kadının, gencin mücadele ortaklığıdır HDP. Bu böyle biline. Hiç kimse bu halklar köprüsünü, bu mücadele ortaklığını asla yıkamayacak, asla deviremeyecek.

Bundan hiç kimsenin kaygısı ve şüphesi olmasın. Bu ülkeyi yönetenler, yıkım ve talan politikalarıyla, yolsuzluk düzenleri ile rantçı yağmalarıyla yönetiyorlar. Kendileri ve yandaşları saltanat sefasını sürerken halkı yokluğa, yoksunluğa ve açlığa mahkum etmek isteyenlerin karşısında Halkların Demokratik Partisi elbette ki halkın yanında olmaya devam edecek ve halkın itirazı, halkın hak mücadelesi olmaya devam edecek.

“AKP iktidarı yolun sonuna geldi”

20. yıllık AKP iktidarının özellikle son yıllarda artık yolun sonuna geldiğini görüyoruz. AKP iktidarı artık yolun sonuna geldi. 20 yılın sonunda ortaya koydukları tablo toplumsal, ekonomik ve siyasi kriz. AKP hükümetinin bu ülkeye bırakmış olduğu büyük bir enkaz var. Çünkü biliyoruz ki yoksulluk sınırı aylık 10.000 liranın üzerine çıkmıştır. Şimdi Saray’da hazırlamış oldukları bir bütçeyi onaydan geçirecekler. Kendilerine 10 size 1 verecekler. Çünkü bu bütçe, halkın bütçesi değildir. Bu bütçe Saray’ın ve Saray yandaşlarının bütçesidir. Yurttaşların kafasına çay paketleri atarak onları nankörlük ile suçlayanların, porsiyonlarınızı küçültün diyenlerin, evinizi daha az ısıtın diyenlerin, bayat ekmekle yemek yapın diyenlerin karşısına elbette ki seçimlerde çıkacak olan onurlu bir halk vardır. Siz varsınız, HDP vardır.

Evet, bu bütçede de bir kez daha gördük ki bunların halkla bir bağı kalmamış ama Türkiye halklarının HDP’yle bir bağ var. Çünkü herkes biliyor ki bu ülkeyi kurtaracak olan parti Halkların Demokratik Partisi’dir. Bu ülkede yaşayan Kürtlerdir, Türklerdir, Çerkeslerdir, Lazlardır, Alevilerdir, kadınlardır, gençlerdir. Bu ülkeyi kurtaracak olan bu kesimlerdir. Halktan çaldıklarının hesabını ilk seçimlerde soracağımızı, yani sandıklarda halktan çaldıklarının hesabını tek tek soracağımızı buradan bir kez daha ilan ediyoruz.

Ne dediler? Ekonomiyi uçuracağız dediler. Ancak her gün bir zam açıklamasıyla halkın karşısına geçiyorlar. Ülkenin bütün kaynaklarını talan ettiklerini biliyoruz. Bu ülkenin bütün varlıklarını, kaynaklarını, savaş politikalarına ayırdıklarını biliyoruz. Bu ülkeyi soydular, soğana çevirdiler. Şimdi gözleri halkın cebinde. Yani sizlerin cebinde. O yüzden her gün zam yapıyorlar. Doğalgaza zam yaptılar. Elektriğe zam yaptılar. Akaryakıta zam yaptılar ve bu da hız kesmiyor. Şekere, una, yağa, her gün zam üstüne zam yapıyorlar. Peki işçiye bir şey var mı? Hayır. Esnafa bir şey var mı? Hayır. Gence bir şey var mı? Hayır.

“Geleceğe güvenle bakan bir gençlik yetiştirmek istiyoruz”

Bu ülkenin gençleri artık geleceğe güvenle bakmıyor. Bu ülkeden kaçarak başka ülkelere göç ediyor. Biz ülkemizin gençlerini, ülkemizin vatandaşlarını başka yerlere göç etsinler diye geleceğe hazırlamak istemiyoruz. Her insan kendi doğduğu topraklarda, kendi büyüdüğü, kendi yetiştiği topraklarda yaşasın istiyoruz. Açlığa ve yoksulluğa  mahkum olmadan geleceğe güvenle bakan bir gençlik yetiştirmek istiyoruz. Fakat onlar hırsızlıklarıyla, yolsuzluklarıyla, talanlarıyla bunun önünü kesmeye çalışıyorlar.

Bu ülkede asgari ücret, açlık ücreti diye ifade edilmeye başlandı. İşte bu tam anlamıyla halkı soymaktır, soğana çevirmektir. AKP hükümetinin yaptığı tek şey budur. Bunu en iyi siz bilirsiniz. Bunu en iyi Trakya bölgesinde yaşayan halkımız bilir. Bunu en iyi Tekirdağ’da yaşayan sizler bilirsiniz. Çünkü bu ülkede özellikle de bu bölgede kredi kartı borcu olmayan tek bir vatandaşımız bile kalmadı. İnsanlar bu hükümet döneminde borçlu yaşamak zorunda kaldı. Halkı düşünen bir iktidar olmadığı için, sadece Saray’ı ve kendi yandaşlarını düşünen bir iktidar olduğu için bu ülkenin vatandaşları borçlu yaşamak zorunda kaldı.

Bu bölge, Tekirdağ da bir işçi kentidir. Alın terinizle, bileğinizin gücüyle üretiyorsunuz ama bunun karşılığını ne yazık ki alamıyorsunuz. Trakya bölgesi, çok verimli topraklara sahip olmasına rağmen bir sanayi bölgesi olan Trakya’da topraklar çölleşmiş durumda. Çünkü bu iktidarın yanlış politikaları, ekmenin, üretmenin, yetiştirmenin de ne yazık ki önüne geçiyor. Bu bölgede yaşananların hiçbirinin normal olaylar olmadığını biliyoruz. Hepsinin AKP’nin yanlış politikaları nedeniyle gerçekleştiğini de çok iyi biliyoruz.

Kadınların alın teri ve emeği sömürülüyor

Burada yaşayan kadın arkadaşlarıma da seslenmek istiyorum. Evinizde de, iş yerinizde de emeğiniz sömürülüyor, alın teriniz sömürülüyor. Ama asla yalnız değilsiniz. Kadın dayanışması ile hakkınız olanı bir bir alacağımızın bir kez daha sözünü veriyorum. Selam olsun Trakya’daki kadın yoldaşlarıma. Buradan tam 150 kilometre ötenizde, yanıbaşınızda Edirne Cezaevi’nde olan sevgili Selahattin Demirtaş’a ve sevgili Hakkari Milletvekilimiz Abdullah Zeydan’a buradan selamlarımızı gönderiyorum. Geçen gün haddini aşan iktidarın küçük ortağının bir milletvekili “cezaevinde çürüsün, ölsün” diye bir açıklama yaptı.

Esas çürümüş olan sizin zihniyetinizdir, sizin anlayışınızdır. Her gün cezaevlerinde mafya babalarını ziyaret ediyorsunuz. Her gün kendi bakanlarınız mafya babalarını ağırlıyor. Bu ülkeye sadece ve sadece barış gelsin diye bu ülkeye demokrasi gelsin diye, adalet gelsin diye, hak hukuk gelsin diye, 5 yıldır cezaevlerinde haksız bir şekilde tutulan arkadaşlarımıza laf söylemek haddisizliğini gösteriyorsunuz. Söylediklerinizi misliyle size iade ediyoruz. Biz biliyoruz ki bu ülkeyi bu hale getiren sizin anlayışınız, sizin zihniyetinizdir. Bu ülkede kutuplaşma varsa, ırkçılık varsa, faşizm varsa işte sizin bu anlayışınızdan, bu zihniyetinizden meydana geliyor.

Hiç kimse merak etmesin sevgili halkımız; hiç kimse kuşku duymasın, hiç kimse kaygıya kapılmasın. Selahattin Demirtaş da, Abdullah Zeydan da, Figen Yüksedağ da Gültan Kışanak da çıkacak, Sebahat Tuncel de çıkacak. Kimse zannetmesin ki Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ sahipsizdir. Milyonlar bu insanların arkasındadır.

HDP’yi kapatmaya sizin gücünüz yetmez

AKP’nin küçük ortağının tek bir gündemi var. Yatıyor, kalkıyor HDP diyor. Rüyalarında bile HDP’yi görüyorlar. İşte bunun için herkese saldırıyorlar. Her gün HDP’li milletvekillerini hedef gösteriyorlar. HDP olmasa inanın ki bunların konuşacak, gündem yapacak hiçbir şeyleri olmayacak. Bu yüzden açlık, yoksulluk umurlarında değil. Kadınlar katlediliyor, bunların umurunda değil. Varsa yoksa HDP.

Tek gündemleri HDP olduğu için HDP’ye kapatma davası açtılar. HDP’yi kapatmak için hazırladıkları iddianame içerisinde gerçekle alakalı hiçbir somut şey yok. Sevgili arkadaşlar hepsi vekillerimizin yaptıkları konuşmalar, vekillerimizin halkımızla buluşmaları. Vekillerimizin faaliyetlerini kapatma davasının içine koymuşlar. Peki HDP kapatılacak bir parti midir? Hayır, HDP’yi kapatmaya sizin gücünüz yetmez. HDP Sadece Türkiye’nin değil, dünyanın her yerinde kök salmış, filizlenmiş, Türkiye’nin geleceğine cesaret veren, umut dağıtan tek partidir. İşte bu yüzden hiç kimse HDP’yi kapatmak için uğraşmasın. Bunun sonucu elbette ki bir hüsran olacaktır. Bunu da buradan ifade etmek istiyoruz.

Evet HDP kapanmaz, HDP kapatılamaz. Ne kapanması ya sevgili arkadaşlar, biz bu ülkeyi yönetmeye geliyoruz, yönetmeye. Biz demokratik iktidarın bir parçası olmaya geliyoruz. Siz hala HDP’yi kapatmaktan bahsediyorsunuz. İşte bunun için HDP’yi kapatmak isteyenler gelsinler bu meydanlara baksınlar. Halkın, halkların, kadınların, gençlerin partisine nasıl sahip çıktığını görsünler. Ama onların derdi sadece ve sadece HDP’yi engellemek. Siz eğer gündem yaratmak istiyorsanız, ülkede işlenen cinayetlerin hesabını sorun. Bu cinayetleri açığa çıkarın. Çünkü bu cinayetleri işleyenler artık konuşuyorlar.

Sedat Peker konuştu ama hiç bir kıpırdama olmadı. Sadece Sedat Peker hakkında bir soruşturma açıldı. O da burada değil. Ne yakalayabiliyorlar, ne soruşturabiliyorlar. Şimdi bir kişi daha konuştu o zaman Mehmet Eymür. Bir dönem bu ülkede işlenen cinayetlerin devlet tarafından, devletin bekası için işlendiğini bir bir itiraf ediyor. Bu itiraflar daha da çoğalacak biliyoruz. Çünkü artık bu ülkeyi yönetenler, bu düzeni çürüttüler. Mafya ile el ele kol  kola girmiş iktidardan başka bir şey beklemiyoruz. Biz işte bunun için de demokratik iktidarın bir parçası olmak istiyoruz. Bu ülkenin sorunları, ekonomik sorunlar var, sosyal sorunlar var, siyasal sorunlar var. Ama bu ülkenin en büyük sorunu Kürt sorunudur, aynı zamanda Alevi sorunudur, kadınların sorunudur; ezilenlerin sorunudur, ötekileştirilenlerin sorunudur.

Siz “yoktur” deyince Kürt sorunu yok olmuyor

“Bu ülkede Kürt sorunu yok. Biz bu sorunu çoktan çözdük.” diyenlere seslenmek istiyoruz. Ülkenin en büyük sorunu Kürt sorunudur ve orta yerde duruyor, çözülmeyi bekliyor. Siz “yoktur” deyince de yok olmuyor ve kapanmıyor. Bu yüzden de bu ülkede yaşayan Kürt halkının taleplerinin, isteklerinin, arzularının gerçekleşmesi, dilinin, kimliğinin, kültürünün garanti altına alınması, seçilmişlerinin cezaevlerinden çıkarılması, kendi anadilinde okuma yazmanın gerçekleşmesi gerekiyor. Kürtleri inkar ederek bu sorun çözülmüyor.

Evet bu ülkede Alevilerin de sorunu var. Bu ülkede kadınların da sorunu var. İstanbul Sözleşmesi’ni feshederek kadınların her gün katledilmesine, öldürülmesine, tacize uğramasına kapı açanlar, yol verenler mutlaka ama mutlaka ilk sandıkta hesap verecekler. Hesabı halkımız sandıklarda mutlaka soracaktır.

Bizim HDP olarak demokratik siyasetimiz ve ilkelerimiz var. Bizim cesaretimiz ve inancımız var. Bizim değiştirme gücümüz var. İlk seçimde halkın demokratik iktidarına gitme, orada yer alma inancımız var. Bunun gerçekleşeceğine yürekten inanıyoruz. Bunun gerçekleşmesi için de elbette ki çalışmak gerekiyor. İlk seçim tarihine kadar mutlaka ama mutlaka dokunmadığımız, yüreğine el basmadığımız, temas etmediğimiz, yanına gitmediğimiz hiç kimse kalmamalı.

Herhangi bir yerde bir insan haksızlığa uğramışsa HDP mutlaka orada olmalı. Ben arkadaşlarıma güveniyorum. İl ve ilçe örgütlerimize sonsuz güvenim var. Biliyorum ki seçim tarihine kadar sadece Trakya’da değil, sadece bu bölgede değil, Türkiye’nin her yerinde insanlarımızı seçimlere hazırlama gibi bir görev ve sorumluluğumuz var. Çünkü bu seçim, tarihi bir seçim olacak. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en kritik seçimi olacak. Niye? Çünkü 20 yıllık AKP iktidarını sonlandıracağımız bir seçimi gerçekleştireceğiz. Bunun için çalışacağız, kazanacağız, başaracağız.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu, Kadınlar İçin Yapılacaklarını Madde Madde Sıraladı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabı üzerinden yayınladığı bir video ile iktidara geldiklerinde ilk 6 ay içerisinde kadınlar için yapacaklarını madde madde açıklayarak sıraladı. Kılıçdaroğlu, paylaşımına, “Milletimizi de şahit olmaya davet ediyorum” notunu düştü.

Haber Merkezi / Geçtiğimiz günlerde kameralar karşısına geçerek iktidara geldiklerinde ilk 6 ay içerisinde gençler için yapacaklarını sıralayan Kılıçdaroğlu, kadınlar için yapılacaklarını da şöyle anlattı:

“Kadına yönelik şiddetle mücadelemiz hemen başlayacak. İstanbul Sözleşmesi’ni ilk 1 hafta içinde yeniden yürürlüğe koyacağız. Kadına şiddet davalarına bakan özel yetkili mahkemeler ve Yargıtay’da ayrı bir ceza dairesi kurulacak 6 ay içinde.

Tüm savcı, hakim ve adli kurumlarda çalışanlar bu konuda özel eğitim alacak. Her polis karakolunda ev içi şiddet konusunda eğitim almış ekipler bulunacak. İçlerinden en az biri kadın olacak. Şiddet bildiriminin aile hekimi tarafından da yapılması için polis ve aile hekimi arasında bir iletişim kanalı oluşturulması sağlanacak.

Kadınlara şiddet olan şahıslara indirimsiz bir şekilde hukuki yaptırımlar uygulanacak. Kadına iş yerinde uygulanan ayrımcılığa yönelik ilk 6 ayda net adımlar atacağız. İşte veya evde her nerede olursa olsun kadına uygulanan fiziki şiddet gibi, psikolojik ve ekonomik şiddet de aynı kapsamda suç sayılacak. Umuyorum ki artık kadınlar, adaleti ve güvenliği sosyal medyada aramak zorunda kalmayacak.

Ev kadınlarının sosyal güvence meselesini ilk 6 ayda çözeceğim. 1971 yılından bu yana Türkiye’nin taahhüt ettiği ama yasalaştıramadığı Aile Destekleri Sigortasının yasalaştırılmasını ilk 6 ayda sağlayacağım. İlk 6 ayda ev kadınlığını kanuni iş tanımına dahil edeceğiz. Çalışmayan kadınların sosyal haklarını güvence altına alacağız.

Hane geliri asgari ücretin altında olan haneler için Aile Destekleri Sigortasından mali destek sağlanacak. Önce hanedeki kadın adına bankada bir hesap açılacak. Sonra da para, o kadının banka hesabına yatmaya devam edecek. Ev kadınları güçlendikçe aileler de güçlenecek.

Kadın istihdamını artırmaya yönelik adımları ilk 6 ayda atacağım. Tabi önemli bir hedefimiz de çalışmak isteyen ev kadınlarına destek olmaktır. KOBİ’lerin yarı zamanlı kadın istihdamını artırmak için sloganımız ‘Ev kadınlarına iş, eve aş’ olacak. Ev kadınları yarı veya tam zamanlı işe alan KOBİ’lerin vereceği maaş, ödeyeceği vergide devlet Aile Destekleri Sigortası kapsamında destek verecek.

Devlet memuriyetine ev kadınlarının da alınmasını teşvik edeceğim. Ayrıca kamuda, yönetim kademelerinde en az yüzde 35 kadın kotası uygulanmasını sağlayacağım. Devlet, yönetim kademelerinde çalışan kadın oranı yüzde 35 veya üzeri olan özel sektör şirketlerine de vergi teşviği verecek.

Eşinden boşanan kadınlar için ilk 6 ayda yeni başlangıçlar fonu oluşturacağım. Kadın ve erkek arasındaki nafaka gerginliğini kesinlikle bitireceğim. Eşinden boşanan kadınlara Aile Destekleri Sigortası kapsamında kuracağımız yeni başlangıçlar fonu sayesinde boşanıp, başvuran her kadına taşınma ve ev kurma desteği verilecek.

Kadın çalışmıyorsa, istihdama katılımı için belediyeler tarafından eğitim ve iş bulma desteği verilecek. Kadınlar güçlenecek ve kimseye muhtaç olmadan hayatlarına yeniden başlayacaklar. Amacımız bu konuda tam adalet düzenini kurmak.

Doğum izni kanununu ilk 6 ayda değiştireceğim. Doğum iznine ayrılmış ve kanuni süre içinde işine dönememiş veya işinden ayrılmak zorunda kalmış kadınların, ileri yıllarda yeniden iş hayatına dönmeleri halinde istihdam eden kurum ve kuruluşlarına yönelik özel vergi teşviğini ilk 6 ayda getireceğim. Tüm dünyadaki trendin aksine Türk kadınları iş hayatına dönmek istediklerinde pozitif ayrımcılık uygulamalarından yararlanmış olacak.

Güçlü bir kadın sağlığı projesini hemen başlatacağım. Kadın sağlığı programı sayesinde kadınların sağlık, bakım ve hijyen konusundaki en büyük güvencesi devlet olacak. Ergenlik çağına giren kız çocuklarının sağlık harcamaları ücretsiz olacak. Rahim kanserini önleyen aşı dahil olmak üzere bu konudaki tüm önleyici sağlık harcamaları da devlet tarafından ücretsiz olarak karşılanacak.

“Hesap soracaksınız”

CHP lideri Kılıçdaroğlu, konuşmasını, “Sevgili halkım, bunlar, iktidara gelişimizin ilk 6 ayında kadınlar için hayata geçireceğimiz nefes alma kolaylıklarıdır. Videomu buraya bırakıyorum, siz de şahit olun. Söylediklerimi yapmaz isem hesabımı doğal olarak soracaksınız.” ifadeleriyle sonlandırdı.

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: Bakan Koca’dan Uyarı

Kovid 19’da son 24 saatte 25 bin 304 yeni vaka tespit edilirken, 200 kişi hayatını kaybetti. Verileri yorumlayan Bakan Koca, “Turkovac’ın yaygın kullanıma hazırlığı devam ediyor. Hedefimiz, şu günlerin bir an önce unutulması” dedi.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 347 bin 783 test yapılırken, 25 bin 304 yeni vaka tespit edildi. 200 kişi hayatını kaybederken, 28 bin 852 kişi sağlığına kavuştu.

Bakan Koca’dan açıklama

Güncel verilerle ilgili değerlendirmesini sosyal medya hesabından paylaşan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, şu ifadeleri kullandı;

“Salgın gündeminden yorulduğunuzun farkındayız. Siz tedbirlere uyun, aşınızı olun; yapılması gereken başka ne varsa o görev bizim. Covid-19 testleri, hastalarımızın tedavisi, Turkovac’ın yaygın kullanıma hazırlığı devam ediyor. Hedefimiz, şu günlerin bir an önce unutulması.”

Verilerde, aşılamada önde giden illere de yer verildi. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en çok aşılamanın gerçekleştirildiği Ordu’yu Amasya, Muğla, Kırklareli, Osmaniye, Çanakkale,   Eskişehir, Balıkesir, Zonguldak ve Edirne takip etti. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en az aşılamanın gerçekleştirildiği Şanlıurfa’yı sırasıyla Batman, Diyarbakır, Siirt, Muş, Bingöl, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Bayburt takip etti.

Paylaşın

Babacan’dan Bahçeli’ye Çok Sert AYM Yanıtı: Haddinize Değil

Partisinin Maltepe ilçe kongresinde konuşan DEVA Lideri Babacan “Anayasa Mahkemesi, iktidar ortakları tarafından, bakanlar tarafından tehdit ediliyor. Anayasa Mahkemesi’nin başkanı bizzat hedef gösteriliyor. Ayıptır ya. Hatta ve hatta, krizlerin ortağı sayın Bahçeli, defalarca ‘Anayasa Mahkemesi’ni kapatmak lazım’ dedi. Kusura bakmayın, bu sizin haddinize değil.” dedi.

Haber Merkezi / DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, İstanbul’da partisinin Maltepe ilçe kongresinde konuştu. İktidarı ‘Artık hiçbir alanda politikası yok. Hiçbir alanda çözüm önerisi yok. Geliştiremiyorlar’ sözleriyle eleştiren Babacan şu ifadeleri kullandı:

“Rekabet Kurumu hükûmetin elinde oyuncak olmaması gereken bir kurum. Sayın Erdoğan ‘fahiş fiyat etiketi’ diye bir şey uydurdu. Bazı marketleri hedef gösterdi, Rekabet Kurumu bu marketlere cezayı kesti. Peki marketlerde fiyatlar fahiş de bakkalda, manavda, pazarda fiyatlar çok mu uygun? Fiyatlar her yerde yüksek. Ortada bir fahiş fiyat problemi var ancak, fahiş fiyatların en önemli sebebi fahiş döviz kurlarıdır.

İlkokul çocukları biliyor, kimi kandırıyorsunuz? Kur arttığında her şeye zam geliyor. Fahiş döviz kurlarının sebebi, ekonominin kötü yönetilmesidir. Fahiş fiyatların tek bir sorumlusu var. Bu fahiş fiyatların altında tek bir imza var. Fahiş fiyatların altında partili, taraflı cumhurbaşkanlığı sisteminin imzası var. Sayın Erdoğan’ın imzası var.

Osman Kavala krizi yaşanıyor. Ülkeyi yönetenler, ‘Türkiye’nin altına imza attığı sözleşmelere uymuyoruz’ diyor. İnadına sürdürülen bu hukuksuzluk yüzünden Türkiye, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin bazı kararlarıyla karşı karşıya kalabilir. Avrupa Konseyi ile bu denli büyük kriz en son 12 Eylül darbesinin ardından yaşanmıştı. Sadece bu bile içinde bulunduğumuz hukuksuzluğun en çarpıcı örneği.

Ülkeyi neredeyse askeri darbe dönemlerinin hukuksuzluk dönemine döndürdüler, o seviyeye getirdiler. Tam 19 sene önce, 12 Eylül anayasasının izlerini silme vaadiyle iş başına gelen bu iktidar, şu anda, 12 Eylül dönemine benzer hukuksuzlukların içinde. Zamanında asker vesayetine karşı çıkanlar, şu anda, yeni bir vesayet anlayışının odağı oldu.

Elin adamı, bu ülkeyi yönetenlere ‘Sen kendi vatandaşının temel haklarını yok sayıyorsun’ diyor. Sen niye konuşturuyorsun ki bunları? Onların haddine mi, onlara mı düşmüş? Bir hükûmetin, kendi vatandaşlarının haklarını ihlal etmekte olduğunu, elin adamlarından duyması kadar kötü bir şey olabilir mi? Bırakın şu yargının yakasını da adalet neyse o yerine gelsin.”

Takvim gazetesinin ‘Bu haberi okumadan markete gitmeyin”, Akit gazetesinin ‘İşte 4 lezzetli bayat ekmek tarifi’ haberlerini ve doğalgaz zamlarının ardından ‘Evi daha az ısıtın’ diyen Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez’in açıklamasını kürsüye yansıtan Babacan, “Bunlar iyiden iyiye bu milletle artık dalga geçmeye başladılar. Bu, işi tam yüzsüzlüğe vurmak demektir’ dedi. Babacan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Biz, dünyanın en ileri hava savunma sistemlerinden birisi olan F35 projesinin dört ana ortağından birisi olarak işe başladık. Parasını ödediğimiz, tescilini yaptırdığımız, tapusunu aldığımız uçakları bu hükûmet teslim alamadı. Ey naraları atmakla bu iş olmuyor. 1 milyar 400 milyon dolar F35 projesine ver, uçakları alama; 2 buçuk milyar dolar S400’e ver, kullanama… Ne anladık? Şimdi ‘Madem F35’i vermiyorsunuz, biraz daha F16 verin” pazarlığı dönüyor. Böyle dış politika mı olur? Niye en son nesil uçağa zaten hakkın varken, tapusu varken alamıyorsun da ta 25-30 sene öncenin teknolojisine müşteri oluyorsun? Beceriksizlik, iş bilmezlik, politikasızlık…

“İktidar, dış politika ve güvenlik meselelerini kendi çıkarları için kullanıyor”

Geçen hafta, sınır ötesi operasyon ile ilgili mecliste oylanan tezkere gündemdeydi. Ne büyük ortak ne de küçük ortak sınır ötesi operasyona gerekçe olan tehditleri açık açık saymadı. Sınır ötesi operasyon yetkisinin, hangi gerekçe ile, 2 yıllık bir süre için, yani önümüzdeki seçimleri de kapsayacak şekilde alındığının açıklaması yapılmadı.  Bundan önceki operasyonlarla, hangi başarıların kazanıldığı veya hangi eksiklerin kaldığı izah edilmedi. Elbette ülkemizin güvenliği önemli. Ancak, iktidar, özellikle son yıllarda, dış politika ve dış güvenlik meselelerini kendi iç siyasi çıkarları için kullanıyor.

“Anayasa Mahkemesi’ni kapatmak haddinize değil”

Anayasa Mahkemesi, iktidar ortakları tarafından, bakanlar tarafından tehdit ediliyor. Anayasa Mahkemesi’nin başkanı bizzat hedef gösteriliyor. Ayıptır ya. Hatta ve hatta, krizlerin ortağı sayın Bahçeli, defalarca ‘Anayasa Mahkemesi’ni kapatmak lazım’ dedi. Kusura bakmayın, bu sizin haddinize değil.

Biz DEVA kadroları olarak bu ‘yok’ devrini kapatacağız. Biz, geçmişin vesayetçi ve katı devletçi aklına da karşıyız, bugünün popülist otokratik uygulamalarına da karşıyız. Biz, tüm vatandaşlarımızı, yepyeni bir sözleşmeye davet ediyoruz. Biz, vatandaşlarımızı, tam demokratik, özgür ve zengin bir Türkiye’ye davet ediyoruz. Bugün Yükseköğretim Kurumu’nun, YÖK’ün kuruluş yıldönümü. Kırkıncı yıl. Muhtemelen bu son yıl dönümlerinden biri olacak. Çünkü ilk seçimde iktidara geldiğimizde YÖK’ü kapatacağız.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu ‘İmamoğlu ve Yavaş’ Konusunda Son Noktayı Koydu

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’ın Cumhurbaşkanlığı adaylığına ilişkin yaptığı açıklamada, “Seçildiler, önce bir bulundukları kentin bir güvenini kazansınlar, arkadan Türkiye’nin güvenini kazansınlar. Önlerinde bir zaman dilimi var. O zaman dilimi içinde çalışırlar, deneyim kazanırlar, iyi alanlarda kendilerini gösterirler, o çerçevede görevlerini sürdürmelerini istiyorum.” dedi.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, ‘siyasi cinayet’ açıklaması üzerine şu değerlendirmelerde bulundu: “Devleti yöneten kişilerin, bu konularda bu tür eylemlere başvuracakları cesaretlendirecek söylemlerden uzak durmaları lazım. Ama şimdi bakıyorum, sayın Erdoğan bırakın uzak durmayı, açıkça tehdit; Meral hanımı tehdit etmesi, beni tehdit etmesi, grup toplantısında benim linç girişimiyle ilgili görüntülerin yayınlanması…”

Kanal İstanbul’a ilişkinde konuşan Kılıçdaroğlu, ” Sağduyulu, ülkesini seven, ülkesine hizmet eden hiçbir müteahhidin böyle bir projeye talip olacağını sanmıyorum. İhale belki yapılabilir ama kimsenin ihaleye gireceğini sanmıyorum” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Karar TV’de gazeteci Taha Akyol ve Elif Çakır’ın sorularını yanıtladı.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ile İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’yla ilgili “Belediye başkanları aday olabilir mi? Yoksa görevlerine devam etsin mi?” sorusuna yanıt veren Kılıçdaroğlu şu ifadeleri kullandı:

Belediye başkanlarımızın görevlerine devam etmelerini istiyorum. Nedeni de şu: Öncelikle, belediye meclislerinde çoğunluğumuz yok. Onun olmadığı yerde biz belediye başkanlığını başka bir partiye teslim etmiş oluruz. O zaman İstanbullu bize ne diyecek, Ankaralı bize ne diyecek? O bağlamda kafamda ciddi soru işaretleri var.

İkincisi şu: Seçildiler, önce bir bulundukları kentin bir güvenini kazansınlar, arkadan Türkiye’nin güvenini kazansınlar. Önlerinde bir zaman dilimi var. O zaman dilimi içinde çalışırlar, deneyim kazanırlar, iyi alanlarda kendilerini gösterirler, o çerçevede görevlerini sürdürmelerini istiyorum.

“Biz dünyanın faizini ödüyoruz”

Kılıçdaroğlu, iktidara geldiklerinde atacakları ekonomik adımları şöyle anlattı:

Aslında Türkiye zengin bir ülke. Bütün mesele, kaynakları nereye harcayacağınız konusu. Siyasi tercihtir bu. Biz siyasi tercihi, sağlıklı çalışan bir planlama örgütüyle yapmak isteriz. Kaynaklar nereye gitmeli, ne kadar gitmeli, yatırımlar nasıl yapılmalı, devletin saydam olması, kaynakların savurganca kullanılmaması gibi pek çok ilkeden yola çıktığınızda aslında ülke kaynakları var. Bu kaynakları kullanabilirsiniz. Biz dünyanın faizini ödüyoruz. İçeriden dolarla borçlandık, avroyla borçlandık, altınla borçlandık.

Dolayısıyla bunlar yükseldikçe devletin normal yapması gereken işleri yapamadığını ve bu alanlara kaynak aktardığını ve bu alana kaynak aktardığı kişiler de bir elin parmakları kadar aslında. Gelir dağılımında da olağanüstü bir bozulmaya yol açıyor.

İmkan var. Tasarruf gittiğiniz zaman, kaynakları yerli yerinde kullandığınız zaman üretimi desteklediğiniz zaman, ihracatı desteklediğiniz zaman, dışarıdan getireceğimiz şeyleri kendimiz ürettiğimiz zaman çok daha rahat bir şekilde ekonomiyi büyütürüz.

Buradaki sorun şu: Diyelim ki iktidar olduk. Hemen ertesi gün ‘Ben bütün bu sorunları çözeceğim’  derseniz halka doğruları söylememiş olursunuz. İlk 7 günde neleri yapacağımızı söyledik; esnafın ve çiftçinin faizlerini sileceğiz.

Çünkü bu bizim elimizde, bir karara bağlı. Ama ‘7 gün içinde işsizliği önleyeceğiz’ dediğiniz anda gerçekçi değil. Belli bir zaman dilimi içinde ancak bunun giderilmesi lazım. Ben gençlerle yaptığım konuşmalarda da bunu anlatıyorum. Belli konular var ki erken çözebiliriz, belli konular var ki belli bir zaman dilimi içinde bunları çözersiniz.

Artı gelir elde edersiniz, artı yabancı sermayenin Türkiye’ye gelip yatırım yapmasını, istihdam yaratmasını sağlarsınız. Siz demokrasinizi geliştirirseniz pek çok ülke gelecektir, Türkiye’ye yatırım yapacaktır. Can ve mal güvenliği olduğu zaman, adalet olduğu zaman bütün bunların hepsi bir şekliyle sağlanacaktır.

Kanal İstanbul

Kanal İstanbul’a ilişkin yaptığı, “Kanal İstanbul ihalesini hiç kimse almayacak. Alan olursa çok ağır bedeller ödeyecektir.” açıklaması hatırlatılan Kılıçdaroğlu, “Bu açıklamalarınızın geri dönüşleri oluyor mu?” sorusuna şöyle yanıt verdi:

Aklı başında olan hiçbir sanayici de, yatırımcı da, işinsanı böyle savurganca bir yatırımın, Türkiye’ye hiçbir yararı olmayacak bir yatırıma kaynak ayırılmasını zaten doğru bulmuyor.

Bunun doğru olmadığını herkes kabul ediyor. Siz belli kişilere rant aktarıyorsunuz. Biz eğer bu ülkeyi yönetmeye talipsek, bu ülkenin kaynaklarının savurganca kullanılmasını istemeyiz. Üretmeli, alın teri dökmeli, istihdam yaratmalı, ihracat yapmalı, iç piyasayı sağlamalı, Ortadoğu’da, Balkanlar’da, Kafkasya’da Türkiye güçlü olmalı. Bütün ülkelerle ilişkilerini sağlıklı bir zemine oturtmalı.

Siz bu ihaleye girenleri getireceksiniz, onlara işi vereceksiniz, onlar dünyanın parasını kazanacak ama öbür tarafta milyonlarca kişi işsiz olacak… Bu doğru değil. Bu ihaleye kim katılırsa, kim alırsa ağır bedeller ödeyecek. Kesinlikle kimsenin bu ihaleye girmesini istemem, yabancı sermayenin de.

Bu ülkenin kaynaklarını hiç kimse savurganca kullanamaz. Fakirin fukaranın hakkı vardır. Siz kalkacaksınız birisine milyar dolarlar aktaracaksınız. Ya bu ülkenin Çankırı’sı yok mu, Çorum’u yok mu, Kayseri’si yok mu, Rize’si yok mu, Elazığ’ı yok mu? Anadolu’nun içi boşaldı. Bir dönem, ‘Anadolu kaplanları’ diye bir kavram vardı. Anadolu’da çıkıp, her ilde üç aşağı beş yukarı her ilde insanlar yatırım yapar ve istihdam yaratırlardı.

Arkadaşlara dedim ki, ‘Allah aşkına bir bakın bakalım ne oldu bu ‘Anadolu kaplanları.” Yok ortada. Her şeyi İstanbul’a aktarırsanız bu olmaz. Ülkenin dengeli büyümesi lazım. Sağduyulu, ülkesini seven, ülkesine hizmet eden hiçbir müteahhidin böyle bir projeye talip olacağını sanmıyorum. İhale belki yapılabilir ama kimsenin ihaleye gireceğini sanmıyorum.

“Yağmur gibi de bir sürü yolsuzluk belgeleri akıyor”

Kılıçdaroğlu, ‘yanlış işlere imza atan’ bürokratlara yönelik uyarısının hatırlatılması üzerine şu açıklamalarda bulundu:

O mesajdan sonra ertesi gün bütün devlet dairelerinde konuşulan buydu. Onlara şu güvenceyi veriyoruz: Siz devletin memuru olduğunuz sürece, yasalara uygun hareket ettiğiniz sürece, kanun dışı tekliflere karşı çıktığınız sürece başımızın üzerinde yerininiz var. Ama siz, yasadışı teklifler gelir, yolsuzlukların altına imza atarsanız bunun sorumluluğu size aittir. Bu sorumluluğa katlanacaksınız. Tarih de verdik, ‘Bu tarihten sonra istemiyoruz’ diye.

Gayet güzel geri dönüşler var. Yağmur gibi de bir sürü yolsuzluk belgeleri akıyor. Ama her belgeyi alıp hemen kamuoyu önüne çıkmıyoruz, önce onu doğrulatıyoruz. Bizden gizledikleri; Şehir Hastaneleri sözleşmelerinden tutun büyük ihalelerin nasıl yapıldığını, hangi imzaların nerelere atıldığını, hangi sözleşmelerin nasıl yapıldığına ilişkin bütün bilgiler geliyor.

Bizim çağrımız, bu ülkenin saygınlığı içindir, bu ülkenin güzelliği içindir, bu ülkenin kaynaklarının savurganca harcanmaması içindir, vatandaşın ödediği vergilerin birilerine tahsis edilmemesi içindir. Herkes görevini yasal sınırlar içinde yaptığı sürece başımızın üzerinde yeri var.”

Yaptığı açıklamalarda ben dilini kullanmasının nedeninin sorulması üzerine Kılıçdaroğlu şu ifadeleri kullandı:

Kürsüye çıkınca zaman zaman heyecanlanıyoruz. Salonun veya meydanın verdiği tepkiden de etkileniyoruz. Bu doğal bir şey aslında. ‘Ben’ sözcüğünü fazla kullandığım için bizim partililerden de zaman zaman eleştiri geliyor.

Ama şunu da kabul edelim: Sıradan vatandaş, ‘Sen ne yapacaksın?’ diye soruyor. Bu sorunun bir anlamda cevabı oluyor, ‘Ben bunu yapacağım.’ ‘Biz bunu yapacağız’ demek daha doğru. Bazen dozu kaçırıyoruz ama işin doğrusu, bizim neyi doğru yapacağımızı anlatmamız. Saygın, sağduyulu düşünen bir ittifakımız var. ‘Ben’ yerine ‘Biz’in kullanılması daha doğru.

“Erdoğan açıkça tehdit etti”

Kılıçdaroğlu, ‘siyasi cinayet’ açıklamasının hatırlatılması üzerine şu değerlendirmelerde bulundu:

Devleti yöneten kişilerin, bu konularda bu tür eylemlere başvuracakları cesaretlendirecek söylemlerden uzak durmaları lazım. Ama şimdi bakıyorum, sayın Erdoğan bırakın uzak durmayı, açıkça tehdit; Meral hanımı tehdit etmesi, beni tehdit etmesi, grup toplantısında benim linç girişimiyle ilgili görüntülerin yayınlanması…

Savcı sormuş bizim avukata, dedim ki ‘Benim bilgimden önce sayın Erdoğan’ın bilgisine başvurmanız lazım.’ Bunları hangi gerekçeyle ifade ediyor? ‘Dur bakalım daha başına neler gelecek’ diye sayın Akşener’e bunu söylemesi, demek ki, ‘Bundan sonra gelecekleri ben biliyorum. Daha bu başlangıç. Asıl bundan sonra olacak’ diye açıkça tehdit de var burada.

Bu tehdidi yapan sıradan bir insan değil. Devletin bir numarası, en tepede oturan kişi. Dolayısıyla bu tehdit de sıradan bir tehdit değil. Bu tür insanlar var zaten. Ruh hastası bir sürü insan var. Her an silahı alabilir, ateşleyebilir, başka şeyler yapabilir.

O açıdan tehdit konusunda herkesin dikkatli olması gerektiği yönündeki bir düşüncemdi. Gelen bir duyumun seslendirilmesiydi. Bu duyum da sıradan bir duyum değil. İktidar sahiplerinin davranışları ve söylemleri aslında bu duyumun ne kadar güçlü olduğunu da bize gösteriyor.

“Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e geçeceğiz”

Kılıçdaroğlu, Millet İttifakı olarak tarifini yaptıkları Cumhurbaşkanı adayı profiline ilişkin şu açıklamalarda bulundu:

Seçeceğimiz Cumhurbaşkanı, güçlü bir Cumhurbaşkanı. Ama bu Cumhurbaşkanı’nın alacağı temel kararları ittifakı oluşturan liderlerle ortak alması lazım. Bu ortak alınacak kararların bürokrasiye yansımaları da, bakanlara yansımaları da, vatandaşa yansımaları da ittifakla vatandaşlar arasındaki güven ilişkisini pekiştirecek. ‘Evet beraber güç birliği yaptılar iktidar oldular ama güç birliğini sürdürerek devleti yönetiyorlar.’

Bu algıyı asıl bizim pekiştirmemiz lazım. Bunu pekiştirdiğimiz andan sonra alacağımız her kararın yansımalarını toplum kabul edecektir. Bu algının da gereğini yapmamız lazım. Tabi daha sonra Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e geçeceğiz.

Paylaşın