Avrupa Konseyi’nden Dikkat Çeken ‘Alevi Davaları’ Kararı

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, 30 Kasım-2 Aralık tarihleri arasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Türkiye aleyhine ihlal kararı verdiği davaların icra süreci değerlendirildiği toplantıda ele aldığı başlıklardan biri de Alevi davalarıydı. Komite, “Devlet yetkililerinin Alevi topluluğuna, Alevilerin dini uygulamalarına ve ibadet yerlerine yönelik tutumu, Devletin tarafsızlık ve eşit mesafelilik yükümlülüğüne ve dini toplulukların özerk olarak var olma hakkına aykırı” dedi.

Bakanlar Komitesi’nin cemevleri ve zorunlu din dersleriyle bağlantılı olarak, din veya inanç özgürlüğüne ilişkin ihlal tespitleri içeren AİHM davalarının uygulanmasına dair önemli kararlar verdiğini belirten İnanç Özgürlüğü Girişimi, bu davalar arasında, “Zengin Grubu Davaları/Türkiye, Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Merkezi Vakfı/Türkiye ve İzzettin Doğan ve Diğerleri/Türkiye” davalarının yer aldığını aktardı.

İnanç Özgürlüğü Girişimi’nden (İÖG) Dr. Mine Yıldırım, Bakanlar Komitesi’nin Alevi davalarına ilişkin kararının bu davalarda ortaya konan din veya inanç özgürlüğü meselelerinin çözümü için atılması gereken köklü adımlarla ilgili ilerleme sağlanmadığına ve bu sorunların çok uzun zamandır sürdüğüne işaret etmesinin önemli olduğunu söyledi:

“İÖG olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) nezdinde din veya inanç özgürlüğü hakkındaki kararların uygulanmasını yakından izliyoruz. Bu süreçte gerek zorunlu Din Kültürü Ahlak Bilgisi dersleri gerekse cemevlerinin ibadet yeri statüsü ve kamusal din hizmetlerinin eşitlik ilkesi gözetilerek sunulmaması konusunda ulusal düzeyde maalesef adım atılmadığını gözlemliyoruz.

“Oysa, AİHM’in bulguları Türkiye’de herkesin inanç özgürlüğünün korunması için atılması gereken önemli bulgular içeriyor. 2022 yılı Türkiye için kapsamlı bir danışma süreci ile bu sorunları çözmeye odaklanma olanağı sunuyor. Gerek sivil toplum gerekse din veya inanç toplulukları bu konuda katkı sunmaya hazır.”

“Alınan tedbirler ayrımcılığı çözmek için yetersiz”

Komitenin aldığı kararlarda Türkiye Hükümeti’nin şimdiye kadar aldığı tedbirlerin, AİHM tarafından tespit edilen ihlallerin çözümü ve Alevilere yönelik ayrımcılığın önüne geçilmesi açısından yetersiz olduğunun altını çizdi.

Bakanlar Komitesi’nin söz konusu davalarla ilgili kararları şu şekilde:

Bireysel tedbirlerle ilgili olarak Komite

  • yetkilileri, Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Merkezi Vakfı davasında başvuran vakfın Eylül 2017’den bu yana aydınlatma masraflarından muaf tutulup tutulmadığı konusunda bilgi vermeye ve başvuran vakfın bu masrafları düzenli olarak geri almasına olanak tanıyan pratik çözümleri değerlendirmeye yeniden davet etti;
  • bu tedbirin ve bu davalardaki diğer bireysel tedbirlerin genel tedbirlerle bağlantılı olduğunu kaydetti.
    Mart 2023’te yeniden ele alınacak

Genel tedbirlerle ilgili olaraksa Komite,

  • Önceki kararlarına atıfta bulunarak, yerel mahkemelerin cemevlerinin aydınlatma masraflarının geri ödenmesine karar verme uygulamasının, Alevi topluluğunun Devletin dinî sübvansiyonlarından ve vergi muafiyetleri dahil diğer avantajlardan genel olarak dışlanması da dahil olmak üzere, Mahkeme tarafından tespit edilen ayrımcılığı çözmek için yetersiz olduğunu belirtti;
  • Bu nedenle yetkilileri, Alevi inancına eşit davranılmasını sağlamak için daha kapsamlı önlemler almaya ve cemevlerini aydınlatma masraflarından muaf tutmak için bazı pratik çözümleri değerlendirmeye çağırdı;
  • İlk ve orta dereceli okullarda verilen zorunlu “din kültürü ve ahlak bilgisi” derslerine yönelik 2018 müfredatının Mahkeme tarafından dile getirilen tüm endişeleri gidermediğini bir kez daha kaydetti;
  • Bu nedenle yetkilileri, Türk eğitim sisteminin, Devletin çeşitli dinlere, mezheplere ve inançlara karşı tarafsızlık ve eşit mesafelilik yükümlülüğünü yerine getirmeye, çoğulculuk ve nesnellik ilkelerine saygı duymaya ve Sünni İslam’dan farklı bir dinî veya felsefi inancı olan ebeveynlerin çocuklarına, öğrencilerin ebeveynlerinin dinî veya felsefi inançlarını açıklamak zorunda kalmadan zorunlu din eğitiminden muaf olması için için uygun seçenekler sunmayı ısrarla tavsiye etti;
  • Alevi çalıştaylarında bu kararlarda vurgulanan sorunların nasıl çözüleceğine dair ulusal bir tartışma başlatıldığını hatırlatarak, yetkililere, 2010 yılında bu çalıştayların nihai raporunda uzlaşmaya varılan tavsiyelerin uygulanmasının ilerletilmesi için çağrıda bulundu;
  • Bununla ilgili, yetkilileri daha fazla gecikmeden belirli yasal ve idari önlemleri gösteren somut bir takvim içeren kapsamlı bir eylem planı hazırlamaya; bu bağlamda, 10 Aralık 2010 ve 29 Haziran 2016’da kabul edilen Irkçılığa ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı Avrupa Komisyonu’nun (ECRI) raporları da dahil olmak üzere ilgili Avrupa Konseyi tavsiyelerinden ilham almaya teşvik etti;
  • Yetkilileri, Mahkeme’nin mevcut dava grubundaki bulgularını ele almak için yeni İnsan Hakları Eylem Planı’nın uygulanması çerçevesinde belirli çözüm odaklı tedbirler almaya şiddetle teşvik etti; bu bağlamda Avrupa Konseyi’nin destek sağlamaya hazır olduğunu ifade etti;
  • Bu davalarda incelenen uzun süredir devam eden sorunlar ve şimdiye kadar kaydedilen ilerleme eksikliği göz önüne alındığında, bu davaların Mart 2023’te AİHM kararlarının icrasına dair yapılacak BK toplantısında (CM-DH) yeniden ele alınmasına karar verdi;
  • Sekretarya’ya bu toplantıda incelenmek üzere genel tedbirlerin olumlu bir değerlendirmesine olanak tanıyan kapsamlı bilgilerin bulunmaması durumunda, bir geçici karar taslağı hazırlaması talimatını verdi.

Davaların arka planı

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46/4 maddesi uyarınca AİHM kararları, sözleşmeye imza atan devletleri bağlıyor. Bakanlar Komitesi ise ulusal makamlar, başvuru sahipleri, STK’lar, insan hakları kurumları ve diğer ilgili taraflarca sağlanan bilgilere dayanarak bu kararların uygulanıp uygulanmadığını denetliyor. Bu denetim süreci kapsamında İnanç Özgürlüğü Girişimi de 12 Ekim 2021’de, din veya inanç özgürlüğüne ilişkin ihlal tespitleri içeren söz konusu AİHM kararlarının uygulanmasına dair bildirim sunmuştu.

Zengin Grubu Davaları olarak adlandırılan “Hasan ve Eylem Zengin/Türkiye” ve “Mansur Yalçın ve Diğerleri/Türkiye” kararlarında AİHM’nin Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi (DKAB) derslerine ilişkin önemli bulguları yer alıyor.

Kararlarda;

  • DKAB ders içeriğinin nesnel ve objektif niteliklere sahip olmadığına,
  • Eğitim sisteminin ebeveynlerin çocuklarını kendi dinî veya felsefi görüşleri doğrultusunda yetiştirme haklarına saygı gösterme konusunda yapısal sorunlar içerdiğine,
  • Okullarda din eğitimi konusunda insan hakları standartlarıyla uyumlu bir reformun ivedilikle gerçekleştirilmesi gerektiğine dikkat çekiliyor.

Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Merkezi Vakfı/Türkiye davası ise, Yenibosna Cemevi’nin aydınlatma giderlerinin, ibadet yeri olarak tanınan diğer mekânlar açısından olduğu gibi, devlet tarafından karşılanması talebinin “Cemevleri ibadet yeri değildir” gerekçesiyle reddedilmesi ile ilgili. AİHM bu davayla ilgili verdiği kararında AİHS’nin ayrımcılık yasağını içeren 14. maddesinin, din veya inanç özgürlüğünü koruyan 9. madde ile bağlantılı olarak ihlal edildiğini tespit etmişti.

Benzer şekilde, “İzzettin Doğan ve Diğerleri/Türkiye” başvurusunun şikâyet konusu da İslam’ın Sünni geleneğine bağlı çoğunluğa sunulan dinî kamu hizmetinin Alevilere de sunulmasına ilişkin taleplerin reddedilmesiydi. Başvurucuların bu talepleri, Alevi dinine ilişkin hizmetlerin kamu hizmeti kapsamına alınması, Alevilerin ibadet yerlerinin ibadet yeri statüsü kazanması, Alevi din adamlarının memur olarak işe alınması ve Alevi inancını taşıyanların ibadetlerine bütçe ayrılması için özel bir hüküm çıkartılmasıydı.

AİHM Büyük Daire 2016 yılında Türkiye’nin din veya inanç özgürlüğü hakkını koruyan 9. madde ve 9. maddeyle bağlantılı olarak ayrımcılığı yasaklayan 14. maddeyi ihlal ettiğine karar vermişti.

Paylaşın

Meteoroloji’den Çok Sayıda İl İçin Sarı Ve Turuncu Kodlu Uyarı

Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM), son hava durumu raporunda 35 kent için sarı ve turuncu kodlu uyarıda bulundu. MGM, uyarıda bulunduğu illerde yaşayan vatandaşlara olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunmalı çağrısı da yaptı.

Haber Merkezi / MGM tarafından yapılan son değerlendirmelere göre: Ülkemiz genelinin parçalı ve çok bulutlu, Marmara, Ege, Akdeniz (Kahramanmaraş dışında), İç Anadolu (Sivas dışında) ile Batı Karadeniz’in (Sinop dışında) yağmur ve sağanak, Marmara’nın batısı, Kıyı Ege ile Akdeniz kıyılarının yer yer gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

Yağışların; Kıyı Ege, Batı Akdeniz, Manisa, Balıkesir ve Çanakkale çevreleri ile Konya’nın güneybatı kesimlerinde kuvvetli, Muğla, Antalya çevreleri, İzmir ve Aydın’ın kıyı ilçeleri, Balıkesir’in batı kıyıları ile Isparta’nın güney, Burdur’un doğu kesimlerinde yer yer çok kuvvetli ve şiddetli olması bekleniyor. Rüzgarın; Güney Ege, Akdeniz, İç Anadolu’nun güney ve doğusu, Karadeniz’in iç kesimleri ile Doğu Anadolu’nun batısında güney yönlerden kuvvetli ve fırtına (50-90 km/sa) şeklinde eseceği tahmin ediliyor.

Hava sıcaklığının Marmara ve Ege’de 2 ila 4 derece azalacağı diğer yerlerde önemli bir değişiklik olmayacağı tahmin edilirken, rüzgarın ise genellikle güneyli, Güney Ege, Akdeniz, İç Anadolu’nun güney ve doğusu, Karadeniz’in iç kesimleri ile Doğu Anadolu’nun batısında güney yönlerden kuvvetli ve fırtına (50-90 km/sa) şeklinde esmesi bekleniyor.

Kuvvetli yağış uyarısı

Yağışların; Kıyı Ege, Batı Akdeniz, Manisa, Balıkesir ve Çanakkale çevreleri ile Konya’nın güneybatı kesimlerinde kuvvetli, Muğla, Antalya çevreleri, İzmir ve Aydın’ın kıyı ilçeleri, Balıkesir’in batı kıyıları ile Isparta’nın güney, Burdur’un doğu kesimlerinde yer yer çok kuvvetli ve şiddetli olması beklendiğinden sel, su baskını, yıldırım, yağış anında kuvvetli rüzgar, ulaşımda aksamalar gibi olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması gerekmektedir.

Kuvvetli rüzgar uyarısı

Rüzgarın; Güney Ege, Akdeniz, İç Anadolu’nun güney ve doğusu, Karadeniz’in iç kesimleri ile Doğu Anadolu’nun batısında güney yönlerden kuvvetli ve fırtına (50-90 km/sa) şeklinde esmesi beklendiğinden ağaç ve direk devrilmesi, çatı uçması, soba ve baca gazı zehirlenmesi ile ulaşımda aksamalar gibi olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunmalıdır.

Bölgelerimizde hava durumu ise şöyle;

Marmara ve Ege Bölgesi

Marmara Bölgesi’nin parçalı ve çok bulutlu, bölge genelinin sağanak ve yer yer gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların Çanakkale ve Balıkesir çevrelerinde yerel olmak üzere kuvvetli, Balıkesir’in batı kıyılarında yer yer çok kuvvetli ve şiddetli olması beklenirken, Ege Bölgesi’nin parçalı ve çok bulutlu, bölge genelinin sağanak ve yer yer gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların kıyı kesimleri ile Manisa çevrelerinde yerel olarak kuvvetli, Muğla çevreleri ile İzmir ve Aydın’ın kıyı kesimlerinde yer yer çok kuvvetli ve şiddetli olması bekleniyor. Rüzgarın; Güney Ege’de güney yönlerden kuvvetli ve fırtına (60-80 km/sa) şeklinde eseceği tahmin ediliyor.

Akdeniz ve İç Anadolu Bölgesi

Akdeniz Bölgesi’nin parçalı ve çok bulutlu, Kahramanmaraş çevreleri hariç bölge genelinin sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların Batı Akdeniz ile Mersin ve Adana çevrelerinde yerel olmak üzere kuvvetli, Antalya çevreleri ile Isparta’nın güney, Burdur’un doğu kesimlerinde yer yer çok kuvvetli ve şiddetli olması bekleniyor. Rüzgarın; güney yönlerden kuvvetli ve fırtına (60-90 km/sa) şeklinde eseceği tahmin edilirken, İç Anadolu Bölgesi’nin parçalı ve çok bulutlu, Sivas çevreleri hariç bölge genelinin sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların akşam saatlerinden sonra Konya’nın güneybatı kesimlerinde kuvvetli olması bekleniyor. Rüzgarın; güney ve doğu kesimlerinde güney yönlerden kuvvetli ve fırtına (50-80 km/sa) şeklinde eseceği tahmin ediliyor.

Karadeniz Bölgesi

Batı Karadeniz’in parçalı ve çok bulutlu, Sinop çevreleri hariç bölge genelinin sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın; iç kesimlerinde güney yönlerden kuvvetli ve kısa süreli fırtına (50-70 km/sa) şeklinde esmesi beklenirken, Orta ve Doğu Karadeniz’in parçalı bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın; bölgenin iç kesimlerinde güney yönlerden kuvvetli ve fırtına (60-90 km/sa) şeklinde esmesi bekleniyor.

Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi

Doğu Anadolu Bölgesi’nin parçalı bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın; bölgenin batısında güney yönlerden kuvvetli ve fırtına (50-70 km/sa) şeklinde esmesi beklenirken, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin parçalı bulutlu, batısının yer yer çok bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.

Paylaşın

İBB Başkanı İmamoğlu, GP Lideri Davutoğlu’nu Ziyaret Etti

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı (İBB) Ekrem İmamoğlu, Gelecek Partisi (GP) Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nu ziyaret etti. Görüşmeyi Davutoğlu, sosyal medya hesabından duyururken, İmamoğlu ise ziyarete ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı.

Haber Merkezi / Ziyarete, İmamoğlu ve Davutoğlu’nun eşleri Dilek İmamoğlu ve Sare Davutoğlu da katıldı.

Davutoğlu, görüşmeye ilişkin sosyal medya hesabından yaptığı paylaşıma, “Saygıdeğer eşi Dilek İmamoğlu hanımefendiyle birlikte evimize nezaket ziyaretinde bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı sayın Ekrem İmamoğlu’na teşekkür ediyorum. Kendileriyle eşim Sare hanım ve oğlum Mehmet’le birlikte keyifli bir İstanbul sohbeti gerçekleştirdik.” notunu düştü.

Millet İttifakı’nın bir parçası olmasa da muhalefet bloğunda yer alan Davutoğlu, CHP ve İYİ Parti liderleriyle ekonomi ve güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönüşle ilgili görüşmeler yapıyor.

İmamoğlu’nun adı ise son dönemde muhalefetin ortak cumhurbaşkanı adayı olabileceği yönünde yorumlarla gündeme geliyor. İYİ Parti lideri Meral Akşener, daha önce Millet İttifakı’ndaki ortağı CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun İmamoğlu’nu aday göstermesi durumunda ‘hayır demeyeceğini’ söylemişti. Daha sonra da bir açılışta yaptığı konuşmada da Akşener, İmamoğlu’nu çalışmaları için tebrik ederken “Bu çalışma performansınızın devamını dilerim ki Cumhurbaşkanlığı seçiminde lazım” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Bu Bütçe Fakirden Alıp Zengine Veren Bütçedir

TBMM’deki bütçe görüşmelerinde konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Bu bütçe, milletin alın terini sömüren bir bütçedir. Bu bütçe, fakirden alıp zengine veren bir bütçedir. Bu bütçe Türkiye Cumhuriyet Devleti’nin fakirleştiren bir bütçedir. Bu bütçe, Türkiye Cumhuriyet Devleti’ne yapılmış bir kumpas bütçesidir” dedi.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu, “Tek kişilik hükümette bütçeyi gelip parlamentoya sunacak olan o tek kişidir, gelip burada sunmalı, bütçesinin arkasında durmalı, hangi gerekçeyle yaptığını bilmeli, biz de bilmeliyiz artı bizim sorularımıza da açık ve net cevaplar vermeli” ifadelerini kullandı.

“Bu bütçe kimin sorununu çözüyor? Çiftçinin sorununu çözüyor mu mesela?” diye soran Kılıçdaroğlu, “Ben çiftçiyi, esnafı, sanayiciyi, turizmciyi dinliyorum, siz kimi dinliyorsunuz, siz birbirinizi dinliyorsunuz” diye konuştu. Hükümetin faizi düşük tutma politikasını da eleştiren Klıçdaroğlu, “Hangi faiz, çiftçinin faizinin sıfırladınız mı siz?” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, TBMM Genel Kurulunda, 2022 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi görüşmelerinde konuştu. Kılıçdaroğlu’nun konuşma şöyle:

“Değerli milletvekilleri, “bütçe” dediğiniz -benden önceki arkadaşlar da anlattılar- Türkiye’nin temel yasalarından bir tanesidir ve Anayasa’da bütçenin kabulüyle ilgili, görüşülmesiyle ilgili özel düzenlemeler vardır. Dolayısıyla, bütçe yasaları parlamentoda görüşülürken bütün milletvekillerinin -hangi partiden olursa olsun- sağlıklı ve tutarlı bilgiler edinmeleri gerekiyor. Sağlıklı ve tutarlı bilgiler parlamentoya gelmiyorsa o bütçe görüşmeleri doğru görüşme değildir.

Bakın, değerli arkadaşlar, Sayıştay raporları, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetim yapan Sayıştay… Sayıştay raporları değiştiriliyorsa ve değişen Sayıştay raporları Türkiye Büyük Millet Meclisine geliyorsa o zaman yürütme organının korktuğu bir şey vardır, gerçeklerin görülmesini istemiyor. Burada görev kime düşüyor? Eğer Sayıştay, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına görev yapıyorsa o zaman Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanının değiştirilen Sayıştay raporlarıyla ilgili süratle bilgi alması lazım ve Parlamentoyu bilgilendirmesi lazım.

Ben size bir örnek vereceğim: Rapor 100 küsur sayfalık bir rapor, Meclise gelen rapor 11 sayfa, aynı şey ama burada dünyanın yolsuzluğu var; burada hiçbir şey yok. Plan ve Bütçe Komisyonunda soruldu Bakana “Neden siz Sayıştaya istediği bilgileri vermediniz?” diye. “Biz bütün bilgileri verdik.” dedi Sayın Bakan. Onun üzerine Sayıştay söz istedi, Sayıştayın Plan ve Bütçe Komisyonundaki temsilcisi söz istedi ama söz vermediler. Niçin? Yazıyı gösterecekti, diyecekti ki: “Şu şu şu yazılarla biz bilgi istedik ama maalesef kurum bize bilgi vermedi.” Eğer kurum yani denetlenen kurum eğer Sayıştay denetçisine bilgi vermiyorsa, belge vermiyorsa, doküman vermiyorsa yürütme organı Türkiye Büyük Millet Meclisine hesap vermiyor demektir. Şuradakilere sesleniyorum, şuradakilere ve sizlere sesleniyorum. Sayıştaya müdahale eden kim

Değerli arkadaşlarım, başka önemli bir konu, elbette ki bakanlar Plan ve Bütçe Komisyonuna gelecekler, elbette ki milletvekillerinin sorularına cevap verecekler. Cevaplanmayan sorular var, cevap vermiyorlar. Peki, bunlar nasıl Bakan? Nasıl Bakan? Geçen yıl bütçe görüşmeleri sırasında demiştim ki: “Bunların günahı yok, zaten bunlar devlet memuru.” Alınmışlar, devlet memurları ile şimdi Sayın Bakanların görevleri arasında hiçbir fark yok, kamu görevi, ikisinin de aşağı yukarı dokunulmazlığı aynı dokunulmazlık. Beni üzen nokta nedir? Türkiye Büyük Millet Meclisine seçimle gelen birisinin yani kendi imzasıyla bütçeyi Meclise gönderen birisinin gelip burada bütçeyi anlatmaması, yerine atadığı bir kişiyi görevlendirmesi… Bu, doğru değil, bu Parlamentonun saygınlığına gölge düşürür. Eğer bu Anayasa’da bütçenin yapımıyla ilgili özel bir düzenleme yapılmışsa, Plan ve Bütçe Komisyonunda bütçeler ayrıca görüşülüyorsa ve özel bir süreç içinde görüşülüyorsa o zaman bir kişi gelecek diyecek ki “Benim bütçem bu.” ve bütçesinin arkasında kapı gibi duracak.

Durmuyor, göndermiş memurlarını buraya, efendim, siz bütçeyi anlatın. Allah aşkına, gelip anlattılar, ne anladınız siz? Pembe bir tablo, Türkiye’de hiçbir sorun yok, çünkü öyle talimat almışlar. “Neden sorumluluk bunlarda değil.” diyorum çünkü yangında bile “Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla yangını söndürmeye başladık.” diye cümle kuruyorlar. Ya, yangın için talimat mı beklenir Allah aşkına? O nedenle, bunların hiçbir suçu günahı yok. Sayın Mehmet Uçum ne diyordu? “Tek kişilik Hükûmet.” diyordu. Tek kişilik Hükûmette bütçeyi gelip Parlamentoya sunacak olan o tek kişi, gelip burada sunmalı, bütçesinin arkasında durmalı, hangi gerekçeyle yaptığını bilmeli -biz de bilmeliyiz- artı, bizim sorularımıza da açık ve net cevaplar vermeli; kaçarak bu iş olmaz, Meclise gelmeyerek de bu iş olmaz. Bu, Meclisin saygınlığına gölge düşürmek demektir.

Değerli arkadaşlarım, her bütçe görüşmesinde ifade ederim: Milletvekillerinin soruları var. Ya, zaten bir şey bırakmadınız Mecliste, bir şey bırakmadınız. Meclisin itibarı, itibarı, itibarı… Ne itibarı var Allah aşkına ya, ne itibarı var? Bir tek şey var: Soru soracaklar, yazılı soru. Bakın, 27’nci Dönem bitmeden 27.323 soruya bakanlar cevap vermiyor. Yani bunlar, bu beyefendiler cevap vermiyorlar, “Gerek yok.” diyorlar. Bu ne demektir? Her biriniz tek tek milletvekilisiniz. Eğer bir bakan veya bakanlar milletvekillerinin sorularına cevap vermiyorlarsa, kimse kusura bakmasın, Meclis bizim için sıradan bir kurum demektir bu. Sayın Başkana da söylüyorum, sizin sahip çıkmanız lazım. Sayın Başkan, arada şunu yapar: Milletvekilleri soru önergesi verirler, bakar, “Şu cümleyi değiştir, şunu şöyle yap, bunu böyle yap.” diye geri gönderir.

Hadi anladım, haklı haksız geri gönderdin, peki, verilen cevap? Soru başka bir şey, cevap başka bir şey. Milletvekili soruyor “A nerede?” diye; o, z’den bahsediyor. O zaman, Sayın Başkan, sen o cevabı da göndereceksin oraya. Trafik polisinin bile bir yetkisi var, sizin şu anda soru önergeleri konusunda hiçbir yetkiniz yok. Cevap bile verilmiyor. “E, Anayasa’ya yazmışlar, on beş gün içinde cevap verilir.” Verilmiyor. Bu ne demektir? “Ne demek Anayasa ya, ne demek Anayasa? Anayasa’yı mı uygulayacağız? Bir kişi karar verir, Türkiye’de her şey olur.” Türkiye’de geldiğimiz nokta budur. Bu konuda bütün milletvekillerinin samimi olması lazım; bu Melis sadece benim Meclisim değil, 600 kişinin meclisi, 600 kişi toplumun nezdinde itibarsız kişi olarak algılanıyor şu anda. Sorularına bile cevap verilmeyen bir Meclis, bir milletvekili. Evet, sorularına bile cevap verilmiyor.

Değerli arkadaşlarım, başka bir şey daha… Eğer bunlar olmazsa yani dediklerimiz olmazsa, bu süreç böyle devam ederse bunun bilinen tek cümlesi vardır: Türkiye Büyük Millet Meclisi bir vesayet altındadır. Bir daha ifade edeyim: Milletvekilinin sorunlarına dahi cevap verilmezse, Sayıştayın raporlarına müdahale edilirse ve o raporlardaki bazı bilgiler çıkarılıp tozpembe raporlar bu Meclise gelirse ve bunları yürütme organı yaparsa o zaman o Parlamento yürütmenin vesayeti altındadır. Gerçek mi? Evet, gerçek. Bu Parlamentoya, Millî Kurtuluş Savaşı’nı veren Gazi Meclis diyoruz, hangi gaziliği kaldı Allah aşkına? Hangi gaziliği kaldı? Hangi yetkiniz var? Meclisi el kaldıran el indiren milletvekilleri grubuna döndürdüler. Bir kişi kalkıp cesaretle “Benim görüşüm şudur.” diyemiyor, dediği andan itibaren “Seni bir daha milletvekili listelerinde göstermeyeceğiz…” Ne demektir bu? “Milletvekilliğini de vesayet altına alıyorum.” demektir.

Hiç meraklanmayın, ben gerçekleri söylüyorum, gerçekler acıdır, katlanacaksınız gerçeklere. Siz kalkıp da bir konuda, herhangi bir konuda çıkıp da enflasyonu eleştirdiniz mi, Hükûmeti eleştirdiniz mi? Eleştiremezsiniz, cesaretiniz yoktur sizin. Kimse kusura bakmasın.

Bakın, değerli arkadaşlar, bu, Meclisle ilgili bölüm, gelelim ekonomiye… Ekonominin ne olduğunu biliyorsunuz. Şu sunulan bütçede ne var Allah aşkına ya! Bakın, bu ülke… Ben şahsen ve grubum ülkesini seven milletvekilleri olarak, 2018’in Ağustosundan beri “Yanlış gidiyor, ekonomik kriz gelecek.” diyorduk. “Kriz geldi, önlem alın.” dedik “Ekonomik buhran olacak.” dedik ve her bir eleştiriye öneri getirdik “Şunu yapın, şunu yapın, şunu yapın, şunu yapın.” diye. Yaparsınız yapmazsınız ama sorumlu bir muhalefet anlayışıyla bunu yaptık.

Bakın, değerli arkadaşlar, bir sorunu samimi olarak çözmek istiyorsanız önce sorunun muhataplarıyla oturup konuşmanız lazım “Ya, arkadaş, senin derdin nedir?” diye soru sormanız lazım. Bunun yolu nedir, yöntemi nedir? Anayasa’da yazıyor, Ekonomik ve Sosyal Konsey. Toplandı mı? Toplanmadı.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, Ekonomik ve Sosyal Konsey toplansaydı ne olurdu? Öyle ya, bu da bir soru: Toplasak ne olur, toplamasak ne olur? En azından çiftçinin temsilcisinden çiftçinin derdini, esnafın temsilcisinden esnafın derdi, sanayicinin derdini, işçinin derdini, emeklinin derdini; hangi dertlerle karşılaştılar, en azından bunları öğrenirdin; artı, bakanları da karşına dizerdin, Sosyal Konseyin karşısına bakanlarını da dizerdin, “Beyler dinleyin, bakın, çiftçinin derdi var, emeklinin derdi var, işçinin derdi var, sendikalar var, kuruluşlar var, işverenler var; dinleyin bunları. Oturup istişare yapalım ve Türkiye’nin içinde bulunduğu bu sorunu birlikte çözelim.” derdin. Ya, dilimizde tüy bitti. Yok. “Her şeyi ben bilirim.” Ya, arkadaş, tamam, güzel de kimse kusura bakmasın ama bir kişi “Her şeyi ben bilirim.” diyorsa dünyanın en cahil adamıdır, Türkçesi budur.

Bir anayasal kurum aynı zamanda Ekonomik ve Sosyal Konsey. Az önce söyledim, zaten Anayasa askıda olduğu için, kimse de uymadığı için Anayasa’ya “Ne gerek var?” diyor. Anayasal kurumu çalıştırmıyorsunuz siz.

“Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yaşanmamıştı”

Bakınız, bir soru: Ekonomik ve Sosyal Konsey en son ne zaman toplandı -bir dönem üç ayda bir toplanıyordu- 5 Şubat 2009. Hiç sordunuz mu Allah aşkına şu beylere “Ya, bu Ekonomik ve Sosyal Konseyi niye toplamıyorsunuz?” diye? Sordunuz mu? Soramazsınız! Soramazsınız! Zaten sıkıntımız da o. Hadi biz soruyoruz ama sizin sormanız lazım, arkadaş, “Bu Ekonomik ve Sosyal Konseyi niye toplamıyorsun?” diye sormanız gerekiyor. Örgütler konuşamıyorlar, işçi örgütleri, işveren örgütleri, baskı var üstlerinde, cesaret edip bir şey söyleyemiyor. Açıyorlar telefonu, Allah aşkına şunu da söyle, Allah aşkına bunu da söyle. Ee, siz konuşun. “Ee, siz biliyorsunuz Sayın Genel Başkan biz konuşursak mahvederler bizi.” Özel olarak arzu ederseniz, arzu eden AK PARTİ’li milletvekili arkadaşım varsa ben o kişiyle de görüştürürüm onları. Böyle bir rezalet Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yaşanmamıştı.

Bir soru daha, bu bütçe kimin sorununu çözüyor? Bana bir Allah’ın kulu çıksın desin ki: “Ya, şu sorununu çözüyoruz biz.” Çiftçinin sorununu çözüyor mu mesela? Ya, sorun bunları Allah aşkına ya. Gübre fiyatlarından bunların haberi var mı ya? Kendilerini kapatmışlar saraya, sarayın içinde oturuyorlar, saraya bakıyorlar, herkesin durumu çok iyi, 1 maaş alan var, 3 maaş, 5 maaş alan var. Orası sanki Bizans sarayı, herkes birbirinin kuyusunu kazıyor aynı zamanda. Ya, arkadaş, sen çiftçinin mazotu, çiftçinin gübresi, çiftçinin ilacı… Ya, devlet kendi çiftçisiyle rekabet eder mi ya? Dışarıdan buğday getiriyorsun daha pahalıya, daha pahalı ödüyorsun oraya, kendi çiftçine ödemiyorsun.

Bakın, değerli arkadaşlar, diyorlar ya “Doğrudan gelir desteğini arttırdık.” diye. Ziraat odalarından, ziraattan, çiftçilerden gelen bilgi: 2016 yılında bir düzenleme yaptılar “Beş dönüme kadar olan küçük aile işletmelerine dönüm başına 100 lira doğrudan gelir desteği vereceğiz.” dediler. 2016, hangi yıldayız? 2021. 5 dönüm için verdikleri doğrudan gelir desteği kaç lira? Hâlâ 100 lira, hâlâ. Bana gelmişler bütçeyi anlatıyorlar. Ya, ben çiftçiyi dinliyorum arkadaş, esnafı dinliyorum, sanayiciyi dinliyorum, turizmciyi dinliyorum. Siz kimi dinliyorsunuz? Siz birbirinizi dinliyorsunuz -saray için söylüyorum- birbirinizi dinliyorsunuz. Güllük gülistanlık orada, hiçbir şey yok. Allah bilir, efulileri içip keyiflerine bakıyorlar. Böyle bir düzen olmaz.

Efendim “Faizi sıfırlayacağız, faizi şöyle yapacağız.” Hangi faiz ya, hangi faiz? Çiftçinin faizini sıfırladınız mı siz? Sözüm var, ahdim var; Allah’ın izniyle iktidar olacağız, birinci haftada çiftçilerin bankalardan, Tarım Kredi Kooperatiflerinden aldıkları kredilerin faizlerini sıfırlayacağız. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar) Faiz sıfırlamak budur işte. Yüreğiniz yetiyor mu? Bunlara sorun. Yüreğiniz yetiyor mu diye sorun bakalım. Yetmez, talimat gelmesi lazım faizi sıfırlamaları için.

“TÜİK’in dediği doğruya vallahi siyaseti bırakacağım”

Aylık enflasyon neymiş? 3,5’muş aylık enflasyon. Yıllık enflasyon, 21,31. Niçin? Saraydan talimat geldi. Bilmiyor muyuz biz talimat gittiğini? Rakamı düşük gösterdiğini bilmiyor muyuz? Ya, şu bile bizim açımızdan, Parlamento açısından yürütme organını sorgulamadığımız için ciddi bir ayıptır ya. ENAG diye bir grup; Enflasyonu Araştırma Grubu, akademisyenlerden. Bu işin uzmanları oturmuşlar “Aylık enflasyon 3,5 değil, 9,91; yıllık enflasyon yüzde 21 değil, yüzde 58,63.” diyorlar. Hangisi doğru? TÜİK’in verdiği mi doğru? Gidin, Allah aşkına, herhangi bir bakkala gidin -vallahi billahi- bakkal desin ki “TÜİK’in söylediği doğrudur, yıllık enflasyon yüzde 21’dir.” vallahi siyaseti bırakacağım.

Bakın, bu kadar net ve açık konuşuyorum. Dünyadan haberiniz yok ya, vallahi dünyadan… Ya, ekmeğe gelen zam bile bundan fazla; ya, ekmeğe gelen zam… Siz gübreye yüzde 200 zam geldiğini biliyor musunuz? İlaca zam geldiğini biliyor musunuz?

Sanayicinin, yatırımcının derdini biliyorlar mı bu beyefendiler? Bilmezler, bilmezler. Efendim, bütçede istikrar, ekonomide istikrar olacakmış! Ben size soru soruyorum, AK PARTİ’nin saygıdeğer milletvekilleri olarak size bir soru soruyorum: Piyasada istikrarı sağlamak üzere görevlendirilen kurumun adı nedir? Kanunu siz çıkardınız, biz çıkardık; Merkez Bankası, Merkez Bankası. Fiyat istikrarını sağlamakla görevli olan kurumun adı Merkez Bankası; açın, 4’üncü maddesini okuyun. Merkez Bankasını ne yaptılar? İğdiş ettiler, iğdiş ettiler.

Erdoğan, çıktı, bir kararname çıkardı, dedi ki: “Fiyat İstikrar Komitesi kuruyorum.” Evet, “Fiyat İstikrar Komitesi kuruyorum.” Bakın, Parlamentonun vermiş olduğu yetkiyi Parlamentonun elinden alıp, Merkez Bankasından bu yetkiyi alıp kendi kurduğu kuruma verdi. Güzel, hadi, diyelim ki bunu yaptın; Fiyat İstikrar Komitesi kaç sefer toplandı bilen var mı? Hiç toplanmadı. Peki, nasıl oluyor bu, bu devlet nasıl yönetiliyor Allah aşkına? Bir devleti, bir kişinin iki dudağına teslim edebilir misiniz ya? O zaman bu Meclisin görevi ne? Bunu söylüyoruz, üzülüyorsunuz; üzülmeyin, gerçekler böyledir, acıdır gerçekler. Biz gerçekleri ifade etmek zorundayız.

Bir daha sorayım: Esnafın derdini çözüyor mu? Esnafın hangi derdini çözüyor? Esnafın derdini çözüyorsa gel şurada “Esnafın derdini şöyle çözdüm.” anlat bakalım Allah aşkına. Anlatamazlar. Esnaf, sattığı malın yerine yenisini alamıyor; 1 liraya sattığını -gittiği zaman- 2 lira olmuş, 2 liraya sattığını 4 lira olmuş, 4 liraya sattığını 8 lira olmuş diye görüyor. Bana inanmıyorsanız, 3 harfli bir sürü mağaza var değil mi -A101 var, BİM var- gidin oralara sorun, etiketlere bakın. Arkadaşlar, saygıdeğer milletvekilleri, AK PARTİ’nin saygıdeğer milletvekilleri; şu beyefendiler ülkeyi öyle bir hâle getirdiler ki artık marketlerde, etiket değiştiren elemanlar istihdam ediliyor, etiket değiştiren.

Saat başı etiket değiştiren elemanlar istihdam ediliyor. Ha, diyebilirsiniz ki: “Ey Kılıçdaroğlu, bu doğru değil.” Dünya gazetesini açıp okudunuz mu? Türkiye’nin en önemli ekonomi gazetesi. Gidin, okuyun bakalım.

128 milyar dolar

Değerli arkadaşlarım, Merkez Bankasını o hâle getirdiler ki 128 milyar dolar buharlaştı, 128 milyar dolar. Allah aşkına ya, dövizi satma konusunda yetkili olan banka Merkez Bankası. Alıyorsunuz 128 milyar doları, bir protokol yapıyorsunuz; bu beyler yapıyorlar, bir protokol yapıyorlar, damada teslim ediyorlar. Nereye gitti 128 milyar dolar? Damat ile kayınpeder ne yaptılar 128 milyar doları? Tüyü bitmemiş yetimin hakkını sormak benim de görevim, sizin de göreviniz. 6-6,5 liradan sattılar, şimdi oldu 14 lira. Kime sattılar biliyor musunuz? Bilemezsiniz, söylemezler.

Bilemezsiniz, sizin sormanız lazım değerli arkadaşlarım, sormanız lazım. Nereye gitti, kime sattın 128 milyar doları arka kapıdan? Bakın, birisi de ne diyor? “Tarihte 128 milyar dolar hiç olmadı.” diyor. Dünyadan bu kadar habersiz.

Dünyadan bu kadar habersiz ve sizin sıralarınızda milletvekili olarak oturuyor. Bundan ne beklenir Allah aşkına! Vatandaşın hakkından, hukukundan bu mu sorumlu olacak? Güven; güven, güven, güven.

Bu iktidar, tek kişilik Hükûmet, tek kişilik Hükûmet. Bu Hükûmet vatandaşın nezdinde de partiler nezdinde de Parlamento nezdinde de uluslararası arenada da saygınlığı olmayan bir Hükûmettir, bir kişilik Hükümettir. Saygınlığı olmayan bir kişilik Hükûmettir. Hiç kimsenin itibar etmediği bir kişilik Hükûmettir. İkili var… Vatandaşın da güveni kalmamıştır.

Şu soruyu sordunuz mu acaba kendinize, şu soruyu sordunuz mu Allah aşkına kendinize, şu soruyu sordunuz mu: “Ya arkadaş, ben kendi vatandaşımdan niye dolarla borçlanıyorum? Ben kendi vatandaşımdan niye avroyla borçlanıyorum? Ben kendi vatandaşımdan niye altınla borçlanıyorum? Ya, bu memleketin Türk lirası yok mu? Ya, hani, siz millîydiniz. Nasıl millî? Bunlar millî değil. Bir daha söylüyorum: Bunların hiçbiri millî değil, oturan bakanların da hiçbirisi millî değil. (CHP sıralarından alkışlar) Kendi parasına değil de yabancı paraya güvenen birisi. Kendi parası için değer kazansın diye mücadele etmeyip de Türk lirasını pul hâline getiren birisi.

Efendim, “Bunun kitabını yazdık.” diyor, kitabını yazmışlar; evet, kitabını yazdılar. Türk lirası nasıl pul edilir; kitap o. Evet, Türk lirası nasıl pul hâline dönüşür.

Başka bir şey daha, sadece söylediğim kişiler, vatandaşın da güveni yok. Bankalardaki tasarruf mevduatının kaçı dolar, bilen var mı? Yüzde 63. Ne demektir bu ya, bana söyler misiniz ya, cumhuriyetin kuruluşundan bu yana kendi ülkesine, Türkiye Cumhuriyeti devletinde vatandaş güvenmiyor. Topladığı parayı dolar olarak, avro olarak bankalarda tutuyor, mevduatın yüzde 63’ü. Kaçınızın haberi var?

Kaçınızın haberi var? Değişecekmiş öyle diyor. Daha da artacak göreceksiniz, daha da artacak. Kredi açıyorsunuz değil mi, gidiyor krediyi alıyor, doğru gidip dolarını alıp bankaya yatırıyor, hiç çünkü önünü görmüyor. Ne olacak, nereye gidecek dolar; bunu görmüyor.

Başka bir daha söyleyeyim size değerli arkadaşlarım, altınla, dolarla, avroyla kaç lira kendi vatandaşınıza… Hani, yerliler ya bunlar, sözde millîler bunlar değil mi? Kendi vatandaşına… Tarih vereyim, 10 Aralık 2020’de dönemin Bakanı dedi ki: “2021 yılında döviz cinsi iç borcu azaltacağız.” Azalmadı, rakam vereyim, ocak ile temmuz arası 2 milyar 900 milyon avroluk borçlandılar. Kendi vatandaşımızdan 2,5 milyar dolar borçlandılar, kendi vatandaşımızdan. 130.200 kilo altın borçlandılar, kendi vatandaşımızdan. Türk lirasıyla borçlansalar kimse para vermeyecek. Bu ne demektir, güvensizlik değil mi? Türk lirasını yerlerde kim süründürüyor? Bunlar kaç yıldır iktidardalar ya Allah aşkına, kaç yıldır iktidardalar? Türk lirasını bu hâle nasıl getiriyorlar? Ben soruyorum, ben rahat oluyorum ama en azından siz ya rahat soramıyorsanız bari kapalı kapılar ardında sorun ya. “Böyle bir rezalet yaşanmaz.” deyin ya.

Bakın, değerli arkadaşlarım, tek kişilik hükûmet, bir devlet bir kişinin iki dudağına teslim edilmez. Mete Han’ı al alın, bugüne kadar getirin, hiçbir zaman bu ülkenin insanlarının töresinde, hukukunda devlet bir kişiye teslim edilmemiştir. İlk kez 2018’den sonra devleti bir kişiye teslim ettik. Onu da sağ olsun, sizin Erdoğan’ın danışmanı vardı Sayın Mehmet Uçum: “Biz buna tek kişilik hükûmet diyoruz.” dedi. Dolayısıyla buradakiler hükûmet zaten değiller, hükûmet demiyor zaten, “kabine” diyor. Ne kabinesi kardeşim? Bir araya geliyorsunuz, birisi talimat veriyor, siz de gereğini yapıyorsunuz; işin özeti budur.

Erdoğan diyor ki: “Ben hiçbir zaman faizci olmadım, hiçbir zaman faizci olmadım.” Ya, şunu rahatlıkla söyleyebilirim, bütün faizcilerin, bütün tefecilerin tek umudu Erdoğan’dır.

Bir daha söylüyorum: Bütün faizcilerin, güvencesi de umudu da Erdoğan’dır. İnanmıyorsunuz değil mi buna? Peki, ispat edeceğim, ispat edeceğim. Bu yıl 180 milyar lira olan faiz ödemesi bu bütçede kaç lira oluyor?

Siz el kaldıracaksınız, onaylayacaksınız; 240 milyar lira oluyor. Hani siz faize karşıydınız? 180 milyar, 240 milyar; nasıl oluyor bu? Ya, hiç sormuyor musunuz? Ya, arkadaş, sen “Faiz inecek.” diyorsun, bütçeyi getiriyorsun; 180 milyar liralık faiz 240 milyara çıkıyor, 240 milyar 400 milyona çıkıyor.

“Geliyor gelmekte olan”

Ya, bırak bütçeye oranını, ben sana rakamı söylüyorum. Bütçeye oranına da bak, bütçe mi kaldı ortada Allah aşkına ya? “Bütçe” diyorsun, bu bütçe imzalanıp Meclise geldiği günden itibaren bütün rakamları değişti, bütün rakamları. Dolar kuru kaç liraydı? Enflasyon yüzde kaçtı? Orta Vadeli Plan’da neydi biliyor musunuz, bilmezsiniz. Bu kardeşiniz hepsini bilir, hepsini bilir. Yine söyleyeyim: AK Parti döneminde yani iktidar olduğu dönemde Londra’daki bir grup tefeciye…

Benim adaylığım niye seni bu kadar ilgilendiriyor, ha? Gel, gel, gel, geliyor gelmekte olan unutma! Geliyor gelmekte olan unutma sen!

193 milyar dolar, bir daha söyleyeyim, not alın, 193 milyar dolar Londra’daki tefecilere faiz ödediler. Neden diyorum tefecilerin Erdoğan en büyük umutlarıdır, en büyük güvenceleridir? Bana söyler misiniz Türkiye Cumhuriyeti tarihinde 193 milyar dolar Londra’daki tefecilere faiz ödeyen başka bir iktidar var mı? Bunlar ve sizin destek verdikleriniz… Allah’ın her günü 74 milyon 571 bin 369 dolar faiz ödeniyor, her gün. Her saat başı 3 milyon 107 bin 140 dolar faiz ödeniyor. Faizi düşürecekmiş, hangi faiz düştü? Çiftçinin faizi mi düştü, emeklinin faizi mi düştü, bankalardan kredi kartı alıp da alışveriş yapan vatandaşın faizi mi düştü?

Efendim, Merkez Bankasının bankalara açacağı kredinin faizi 1 puan düşmüş, çiftçiye ne gerek? Çiftçi bundan yararlanmıyor, emekli bundan faydalanmıyor, sanayici bundan faydalanmıyor. Faiz düştü diye gaz veriyorlar. Hiçbir faiz düşmedi, tam tersine dolar olarak aldığımız senetler vardı, onların tamamının faizi yükseldi, tamamının. Ya, arkadaşlar açıp ekonomiye bir bakmıyorsunuz ya, nereye gidiyor diye bir bakmıyorsunuz ya? Çiftçinin faizi, esnafın faizi, sanayicinin faizi, kredi kartı kullananların faizleri hiçbir zaman düşmedi. Nasıl çiftçinin faizini sıfırlayacaksak Allah’ın izniyle iktidar olduğumuzda esnafın da Esnaf Kefalet Kooperatifleri ve bankalardan aldıkları bütün kredilerin faizlerini sıfırlayacağız. O zaman bu faiz nasıl sıfırlanırmış, göreceksiniz.

Şimdi geleyim; bu bütçe ne bütçesi? Öyle ya, ne bütçesi? Çiftçi sorununu çözmüyor, esnaf çözmüyor, sanayici çözmüyor, turizmci çözmüyor, serbest meslek erbabı çözmüyor. Vatandaş güvenmiyor, birikimlerini almış tamamını dolar olarak yatırmış, mevduatın yüzde 63’ü dolar. E, dışarıya dünyanın faizini ödüyorsun ve şimdi kapı kapı geziyorsun. Düne kadar sizin havuz medyasının, tanımlıyoruz öyle “şerefsiz” diye tanımladığı -çok özür dilerim bu deyimi kullandığım için, gazetenin manşetiydi, Yeni Şafakın manşeti- koşa koşa “Prens Veliaht geldi, acaba bize bir derman olabilir mi, yaramıza bir merhem sürebilir mi?” Ya, düne kadar “15 Temmuz darbe girişimini destekleyen” dediğiniz “Paralar verdi.” dediğiniz kişilerle kucaklaştınız. Ya, merak ediyorum yani nasıl bir mide var arkadaşlar, nasıl bir anlayış var ya? Nasıl olur böyle şey?

Şimdi beyefendi Katar’a gitmiş -Mithat Hocam da söyledi- Katar Dışişleri Bakanı “Ekonomik gidişat nedeniyle Türkiye’de ortaya çıkacak fırsatları değerlendiriyoruz.” Kimin ekonomik gidişatı? Bizim ekonomik gidişatımız. Kim fırsatı değerlendirecek? Katarlılar değerlendirecek. Niye gidiyoruz oraya? “Ya, bizde mallar çok ucuz, tapon malları, gel! Yağma Hasan’ın böreği, neyi varsa sana vereceğim, yeter ki beni kurtar!” Ya Türkiye? Ya Türkiye?

Değerli arkadaşlar, bu bütçe milletin alın terini sömüren bir bütçedir. Bu bütçe fakirden alıp zengine veren bir bütçedir. Bu bütçe çiftçinin alın terini sömüren bir bütçedir. Bu bütçe Türkiye Cumhuriyeti devletini fakirleştiren bütçedir. Bu bütçe cumhuriyet tarihinin en büyük kaynak transferiyle fakirden alıp zengine veren bir bütçedir. O nedenle bu bütçe, açık ve net söylüyorum, Türkiye Cumhuriyeti devletine yapılmış bir kumpas bütçesidir. Bu bütçeden kim faydalanacak, kim faydalanacak? Çiftçi faydalanmıyor, emekli faydalanmıyor, esnaf faydalanmıyor, hiçbirisi faydalanmıyor; faizleri aynen duruyor. Ya, çiftçinin traktörünü haciz ettiler. Çiftçinin traktörünü haczediyorlar beyler ama Ziraat Bankasından 750 milyon dolar alıp “Gazeteleri satın al, televizyonları satın al.” dedikleri adam parayı ödemeyince önünde esas duruşta duruyorlar ya. Ya, nasıl bir anlayıştır bu? Parayı aldınız mı kardeşim? Güçleri çiftçiye yetiyor, esnafa yetiyor, efendim, apartman görevlisine yetiyor, garibanlara yetiyor, fukaralara yetiyor, tehditler yapıyorlar ama sırtı kalınlara kimse dokunamıyor, kimse dokunamıyor.

Ha, şunu söylüyorum, bir dakika, bir dakika… Kim yasa dışı bir yazının altına imza atarsa, kim yolsuzluklara ortak olursa onların hiçbirisini devlette tutmayacağım Bir daha söylüyorum: Hırsızlık yapanın, yolsuzluk yapanın, 10 bin dolar…

Hırsızların bu devlette işi yoktur. Sadece orayı değil, Türkiye Büyük Millet Meclisini de kirlilikten arındıracağım. Siyasi ahlak kanunu çıkaracağız, siyasi ahlak kanunu. İş takipçisinin Mecliste ne işi var?Sonra söyleyecektim, şimdi söyleyeyim. Bu ülkenin İçişleri Bakanı yani sizin İçişleri Bakanınız yani gelip burada oturacak olan Bakan çıktı devletin televizyonuna ne dedin? “Bir siyasetçi her ay 10 bin dolar alıyor.” dedin. Ya, hiç biriniz merak etmediniz mi, kim bu arkadaş? Hadi siz merak etmediniz… Aslında biliyorsunuz kim olduğunu, biliyorsunuz, ben de biliyorum kim olduğunu.

Peki, arkadaş… Yukarıdaki arkadaş niye çağırıp “Ya, bu 10 bin doları ne yaptın.” diye sormuyor? Niye yapmıyor? Çünkü haksızlık karşısında susan dilsiz şeytanıdır. Bir daha söylüyorum: Haksızlık karşısında, yolsuzluklar karşısında susan dilsiz şeytandır. Bu kadar açık ve net. Gelecek buraya soracağız, soracağız, her ay gidip, 10 bin dolar para alan o kişi kim?

Hepsini biliyoruz, meraklanmayın. Ha, kim bundan faydalanıyor, kim malı götürüyor? Bu bütçe, bu beylerin yaptığı ekonomik programlar, çalışmalar, kim götürüyor? Dolarla ihale alanlar.

Ya arkadaş, ya arkadaşlar, bana sormuyorsanız, vallahi billahi, eve gittiğinizde, ilkokula giden çocuğunuza sorun, ya arkadaş, Türkiye Cumhuriyeti devletinde bir ihale dolarla verilir mi? diye sorun ya. Ya, Türk lirası kardeşim. Niye dolarla ihale yapıyorsun? Şimdi dolar 7 liradan 14 liraya çıkıyor…

Kim kazandı, çiftçi mi kazandı, emekli mi kazandı, esnaf mı kazandı, kim kazandı? Dolarla ihale alan kazandı. Parayı kim ödeyecek? 84 milyon ödeyecek?

Para nereden nereye gidiyor? Fakir fukaradan 5’li çeteye gidiyor. Fakir fukaradan, oradan alacaksınız, buraya ödeyeceksiniz. Allah aşkına bunu sizin vicdanınız kabul ediyor mu ya, vicdanınız kabul ediyor mu?

Şimdi, bu dolarla ihale aldın, hadi diyelim dolarla ihale aldın, eyvallah.

Ya arkadaş, ya insaf, güvenceyi de dolarla veriyorsun. Köprüyü yap, yolu yap, şunu yap, bunu yap; nasıl olsa bu kadar yolcu olmaz, üstüne ben sana para vereceğim. Türk lirası yok, kabul etmem. Neyle? Bana dolarla vereceksin.

Bırak arkadaş, sen belediyeleri bilmezsin. Belediyeleri öğrenmek istiyorsan git, İçişleri Bakanının el koyduğu, 30’a yakın yolsuzluk dosyasını aç oku. Bir daha söyleyeyim: Senin İçişleri Bakanın, Büyükşehirin ortaya çıkardığı 25’e yakın yolsuzluk dosyasına el koydu, araştırmayın, ben araştıracağım, dedi. Vicdan varsa, ahlak varsa, bu Parlamentoya saygılıysan, gidip diyeceksin ki ne oldu bu dosyalara arkadaş? Ne oldu bu dosyalara? Diyemezsin, diyemezsin. Parlamentonun da kirlilikten arınması lazım. Siyasi ahlak kanunu gelecek, herkes oturacak, doğru iş yapacak; bu işin kuralı budur. Efendim, ihaleyi alanlar, söyledik dolarla. Garanti verdiniz o da dolarla. Ya benim torunumu, sizin torununuzu niye borçlandırıyorlar?

Vergi veriyorsun, tamam, eyvallah. Vergiyle yap, eyvallah, itirazımız yok. Ya beni borçlandırıyorsun, torunları da borçlandırıyorsun. Üstelik dolar bazında borçlandırıyorsun. Ya bunun ahlakla -laf aramızda- bunun milliyetçilikle ne ilgisi var, milliyetçilikle ne ilgisi var.

Bakın, neden söyledim? Bu bütçe fakirden fukaradan alıp, garibanlardan alıp, bir avuç zengine, bir avuç tefeciye, bir avuç dolar baronuna para aktaran bütçedir dedim. Kanıt mı? İşte kanıtı bu, daha neyi anlatayım ben size?

Başka bir şey daha: Bakınız… Merkez Bankasının verilerini söylüyorum, Merkez Bankasının verilerini. 31 Aralık 2020-24 Kasım 2021 dolardaki artış 5 lira 20 kuruş, 5 lira 20 kuruş arttı. Bu ne demek? Türkiye’nin dış borçları 2 trilyon lira arttı. Bana inanmıyorsanız sizin inandığınız bir iktisatçı var ona sorun.

2 trilyon lira arttı. Peki, bu bütçede 2022’de toplayacağımız vergiler ne kadar? 1 trilyon 258 milyar lira. Bakınız, 2 trilyon lira dış borçlarda artış var, toplayacağımız vergilerden çok daha fazla. Bu 2 trilyonluk artışı kime vereceğiz? Londra’daki tefecilere, burada dolarla ihale alanlara. Garantili yollardan, köprülerden dolarla garanti verdiğimiz, ödeyeceğimiz paraları kim ödeyecek? 83 milyon ödeyecek. Ne demektir bu?

“Göreviniz el kaldırmak ve indirmek”

Cumhuriyet tarihinin fakir fukara, garip gurebasından alınan paraların bir avuç tefeciye, bir avuç dolar baronuna gitmesi demektir. Bunların yatacak yeri yoktur, bir daha söylüyorum, bunların yatacak yeri yoktur. Ha, sizin sorumluluğunuz el kaldırmaktır.

Bakın, değerli arkadaşlar, dolarla ihaleyi anladık, dolarla gelir garantisini de anladık. Bir şey daha yaptılar, belki onu hiç bilmiyorsunuzdur çünkü araştırmıyorsunuz, göreviniz el kaldırmak ve indirmek.

Bakın, aynı zamanda ne yaptılar biliyor musunuz, ne yaptılar biliyor musunuz aynı zamanda? Dolarla borçlandılarsa Amerika’daki enflasyon, avroyla borçlandılarsa Avrupa Birliğindeki enflasyonu da sırtımıza yıkıyorlar.

Evet, evet, dolarla borçlandıysanız Amerika’daki enflasyon, avroyla borçlandıysanız Avrupa Birliğindeki enflasyonu sırtımıza yıkıyorlar.

Şimdi size bir soru: Bu millet Amerika’daki enflasyonu niye çeksin? Bu millet Avrupa Birliğindeki enflasyonu niye çeksin?

Dolar kime yarıyor? Bu doların yükselmesi kime yarıyor?

Yaradıkları birisi daha var, bir grup daha var; dolarla rüşvet alanlar, 10 bin dolar rüşvet alanlar onlar da.

İki; rüşvet aldığı, yolsuzluk yaptığı kanıtlanan kişiler büyükelçi olarak atandı. Şunlara soruyorum, siz de sorun, rüşvet alandan büyükelçi olur mu? Haksızlık yapanlardan, rüşvet alanlardan büyükelçi olur mu?

Öyle bir noktaya getirdiler ki Türkiye’yi yolsuzluk yapanları affettiler, uyuşturucu baronlarını mahkemelerden kurtardılar, uyuşturucu baronlarını hapishanelerden kurtardılar, bunları da gayet iyi biliyoruz.

Amerika’daki enflasyonun, Avrupa Birliğindeki enflasyonun Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının sırtına yıkılmasından rahatsız olmanızdan da memnun oldum.  Evet, memnun oldum. Eğer siz bunun hesabını sorarsanız teşekkür ederim. Bana değil oraya kızacaksınız. Diyeceksiniz ki: “Ya, Amerika’daki enflasyon, efendim, Avrupa Birliğindeki enflasyon nasıl olur da bu milletin sırtına yıkılır?” Şeytanın aklına bile gelmez ama bunların aklına geliyor. Evet, şeytanın aklına gelmez, bunların aklına gelir.

Bürokraside de güveni sıfırladılar, bürokraside de. Devlette liyakati bitirdiler. “Devlet” dediğiniz adaletle yönetilir, “devlet” dediğiniz liyakatle yönetilir, “devlet” dediğiniz kurumda, devlette insanlar belli görevleri, belli saygınlığı olan görevleri yaparlar. Devletin en önemli kurumlarını kapattılar, en önemli kurumlarını. Ve devlette paralel bir yapı oluşturdular. Siz paralel yapıdan şikâyet ediyorsunuz, değil mi?

Bir Dışişleri Bakanı var, bir de sarayda Dışişleri Bakanı var; bir Merkez Bankasının görevi var, bir de sarayda bir başka kurumun görevi var; bir YÖK Başkanı var, bir de sarayda YÖK Başkanı var. Bir Dışişleri Bakanının Sözcüsü var, bir de sarayda Dışişleri Bakanlığının Sözcüsü var. Dolayısıyla, bu paralel yapı Türkiye’yi aydınlığa çıkarmaz; bu paralel yapının değişmesi lazım. Uyuşturucu baronlarına destek çıktılar. Bir daha söylüyorum, ona da kızacaksınız: Uyuşturucu baronlarına arka çıktılar.

Bakınız, hangi mücadele yapılıyor? Okuyorum, Avrupa Uyuşturucu Raporu’ndan okuyorum. Türkiye aşırı doz uyuşturucu nedeniyle 30 yaş altı ölümlerin en yüksek olduğu ülkedir. Bir daha okuyayım, memleketin ne hâle geldiğiniz bilmeniz açısından. Siz acaba… Ya, dünyadan haberiniz yok zaten.

Erdoğan ne diyordu? Tebdili kıyafet yapıp gezecekler değil mi? Ya, Allah aşkına tebdili kıyafet yapın, gidin şu İstanbul’u bir gezin, Anadolu’yu bir gezin ya. Uyuşturucu belasının hangi noktalara geldiğini gidin görün ya, ben sizi buluşturayım onlarla, annelerle buluşturayım ben sizi; siz gitmediniz, görmediniz, oturmadınız, konuşmadınız.Bir annenin en büyük korkusu ne biliyor musunuz? Bir anneni en büyük korkusu, akşam evladı geldiğinde cep telefonu yanında mı, değil mi; sattı mı, satmadı mı?

Evet, bunların hepsini araştırıyoruz. Siz yapamazsınız. Bunlar hele hiç yapamazlar, sırtlarını baronlara dayamışlar ama biz yaparız, Allah’ın izniyle yapacağız, göreceksiniz.  Yapacağız, tutacağız; Türkiye’yi bu badireden çekip çıkaracağız tereyağından kıl çeker gibi. Kavga etmeyeceğiz ve bunu dostlarımızla beraber yapacağız.

Zindaşti’yi kim çıkardı? Kim çıkardı hapisten Zindaşti’yi, söyler misiniz bana kim çıkardı? Ya, tonlarca, kilolarca kokain yakalanıyor savcı cesaret edip soruşturma açamıyor ya, soruşturma açamıyor.

Haberiniz yok mu? Allah aşkına, öğretmediniz mi, söylemediniz mi? Ya arkadaş, sen şeyi bilmiyor musun; Kocaeli’yi bilmiyor musun, Dilovası’nı? Mersin Limanı’nı bilmiyor musun sen? Ne yakalanması kardeşim ya, zaten yakalanmadı, sorunumuz orada? “Uyuşturucu gelmedi.” diyor. Ya, arkadaş, konteyner numaraları bile yayınlandı, dünyadan bu kadar habersiz misin sen? Buz sandıkları içinde geldi arkadaş ya, bu kadar mı habersizsin sen?

Ve dolayısıyla, asla ve asla… Bu desteği verdiğiniz sürece Türkiye’yi uyuşturucu bataklığına sürüklersiniz.

Bakın, bir şey daha söyleyeyim değerli arkadaşlar, saygıdeğer milletvekilleri; uyuşturucu konusu hepimizin ortak sorunu olmak zorundadır. Uyuşturucu baronlarının milyar dolarlarını Türkiye’ye getirmeleri için, kara parayı aklamak için özel yasalar çıkarırsanız Türkiye Cumhuriyeti’nin itibarına ciddi bir darbe vurursunuz; bunu defalarca yaptılar, buradan geçti yasalar. Diyorlar ki: “Sen uyuşturucu kaçakçılığı yap zaten yol şimdi Türkiye üzerinden…” Güney Amerika, buradaki limanlar… Neden bu limanlar için büyük kavgalar var biliyor musunuz, hiç sordunuz mu? Neden birbirlerini yiyorlar? Neden “Bu limana ben çökeceğim, bu limana ben çökeceğim.” diyorlar? Çünkü bu uyuşturucu nereye gelecek? Limana gelecek arkadaşlar. Hiç bu konuda bir araştırma… Ya, hadi biz yapmıyoruz da bari siz bir araştırma yapın.

Yok efendim, ne yakalanması Allah aşkına ya! Ne yakalanması ya!

Gidin fakir fukaranın evlatlarına bakın ya, hepsine bakın. O fakir ailelerin çocuklarını önce alıştırıyorlar, ondan sonra torbacı yapıyorlar. Siz bu konuda emniyetle konuştunuz mu? Biz konuştuk, konuştuk.

Ne on yılı arkadaş ya, verdiğin ceza, üç gün sonra adamı dışarı çıkarıyorsun ya.

Zindaşti’yi çıkardılar, vicdanınız hiç sızlamadı mı ya? Bu bölgenin en büyük uyuşturucu baronuydu.

Ne İnfaz Yasası kardeşim ya? Ne İnfaz Yasası? Dünyadan haberin yok ya. Bu adama telefon ettiler, hâkim bıraktı. Hâkimin ifadesini de mi okumadın ya? Hayret ediyorum ya, gerçekten hayret ediyorum ya. Dünyadan bu kadar bihaber bir insan nasıl olur da bir de uyuşturucu konusunda konuşuyor? Ya, sana uzman vereyim, uzman vereyim.

Bakın, o kadar büyük dejenerasyona yol açtılar ki adaleti de bitirdiler, adaleti de bitirdi. Ya, düşünebiliyor musunuz?

Bir adamın önce mal varlığına el koyuyorsunuz, arkasından adamı serbest bırakıyorsunuz, arkasından mal varlığındaki bütün hacizleri kaldırıyorsunuz, arkasından yurt dışına çıkma yasağını kaldırıyorsunuz, adam kaçıp gidiyor. Amerika, Avusturya’ya “Bu adamı bana ver.” diyor ve biz de diyoruz ki: “Ona değil, bana ver.”

Ve değerli arkadaşlarım, burada önemli olan nokta şu… Bu kişinin uçağına İçişleri Bakanı da bindi. Bu kişinin uçağına bunlardan çok adam bindi. Bunlardan çok adam bindi, bunları koruyorlar. Bunları koruyorlar, ben gayet iyi biliyorum bunları koruduklarını, ne yaptıklarını da gayet iyi biliyorum. Siz sanıyor musunuz ki biz hiçbir şeyi araştırmıyoruz?

Sizin ulaşamadığınız yerlere bu kardeşiniz ulaşıyor. Bu devlette namuslu insanlar var, bu devlette dürüst insanlar var, bu devlette vatansever insanlar var, bu devlete bayrağını vatanını seven bürokratlar var. Bir köşeye atsanız da onlar düşüncelerini açıklıyorlar.

Bakın değerli arkadaşlar, yargıyı da berbat ettiniz, bunlar ettiler. Ya, evinize gidin, vallahi billahi ya, üniversiteye giden oğlunuza bir sorun ya. Kişiyi alıyorsunuz, getiriyorsunuz -efendim- diyorsunuz ki…

Arkadaşlar, “Yeliz” konuşuyor.

Alıp getiriyorsunuz kişiyi, arkasından diyorsunuz ki bu kişiye “Sen mademki verdiğim bütün talimatları yerine getirdin, seni önce Yargıtay üyesi yapacağım, sonra Anayasa mahkemesine üye yapacağım.” Bir tek Yargıtay kararının altında bile, bir tek Yargıtay kararının altında bile imzası olmayan birisi jest hızıyla Anayasa Mahkemesine üye oluyor.

Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamayanlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararını uygulamayanlar, hepsi terfi etti.

Sözüm söz: Tamamını temizleyeceğim. Sözüm söz: Bu memlekete adalet ya gelecek ya gelecek. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını sonuna kadar savunacağız. Sizler savunamazsınız, sizler savunamazsınız, sizler milletin arasına giremezsiniz, sizler vatandaşla konuşamazsınız, o nedenle size diyorlar ki “Tebdili kıyafet yapın.” Ne tebdili kıyafeti ya, ne tebdili kıyafeti ya. Bir tek Yargıtay kararının altında imzası olmayan sözde Yargıtay üyesinin Anayasa Mahkemesine üye olarak atanmasını Türkiye Cumhuriyeti devletinin şanına, şerefine, vakarına bağdaştırmıyorum; bu kadar açık, bu kadar net.

Yargıtaydaki üyelere de söylüyorum, buna oy veren üyelere de, buna oy veren üyelere de sesleniyorum: Yargıtayın tarihine kara bir leke bıraktınız. Siz de, ya arkadaş, bu adam daha yeni geldi ya, burada yıllardır Yargıtayda çalışan insanlar var, düzgün insanlar var, “Bunlardan birisinin Anayasa Mahkemesine üye olması lazım.” demediler, diyemediler büyük bir kısmı. Talimat aldılar saraydan, gereğini yaptılar. Yargı talimatla çalışırsa orada adalet olmaz.

Siz bekliyorsunuz Katarlılar buraya gelecek, veliaht prens buraya gelecek, ASELSAN’ı mı satacaksınız? ROKETSAN’ı mı satacaksınız? Sattırmayacağız, sattırmayacağız. Hiç endişe… Sattırmayacağız.

Tank Paleti sattınız değil mi Katarlılara? Nerede bu tank? “2018’de tank üretiliyor, hayırlı olsun.” diye “tweet” attılar. Hangi yıldayız? Nerede bu tank? Ethem Sancak’a mı güvendiniz? Ethem Sancak mı tank yapacak?

Biz bu bütçeye “hayır” diyeceğiz, bu bütçeye “hayır” diyeceğiz. Kumpas bütçesine, bu millete 83 milyona kumpas kuran bu bütçeye “hayır” diyeceğiz çünkü bu bütçe fakirden fukaradan, garipten gurabadan parayı toplayıp bir avuç tefeciye, Londra’daki tefecilere, dolar baronlarına ve uyuşturucu baronlarına hizmet eden bir bütçedir, asla kabul etmiyoruz.

Bakın, bir şey daha söyleyeyim size… Tezkereyi de konuşuruz, tezkereyi de konuşuruz. Yahu senin Genel Başkanın 33 askerimiz şehit olduğu zaman hesabını sordu mu? Soramaz. Nereye gitti? Putin’in kapısına gitti, yalvardı yakardı Putin’e.

Yahu, Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı kapının önünde bekletiliyor, kronometre çalışıyor, kaç dakika beklettiklerini gösteriyor, bütün dünya seyrediyor. Yahu, sizin vicdanınız sızlamadı mı ya? Ya, ben rahatsız oldum ya. Siz rahatsız olmadınız mı?

“Söylediklerimde yanlış mı var? Yok, hepsi doğru”

Bu bütçeye “hayır” diyeceğiz ve Allah’ın izniyle bunları göndereceğiz. Beraber göndereceğiz, esnafla beraber, çiftçiyle beraber, emekliyle beraber, sanayiciyle beraber, kadınıyla, kızıyla, yaşlısıyla, genciyle, garip gurebasıyla göndereceğiz bunları, göreceksiniz.

Sandığı getirmiyorlar, getiremezler efendim, getiremezler. Bir şey daha söyleyeyim: Bakın, gideceklerini bunlar da çok iyi biliyor. Niye bağırıyorsunuz? Niye bağırıyorsunuz? Söylediklerimde yanlış mı var? Yok, hepsi doğru, hepsi doğru.

Bakın, bir şey söyleyeyim: Eve gidince aklı baliğ olmuş çocuğunuza sorun. İlkokuldan da vazgeçtim, aklı baliğ olmuş çocuğunuza sorun… Ya, Allah aşkına, bakın… Başkan… Güzel konuşuyorduk. Geleceksin burada konuşacaksın, burada, burada, burada konuşacaksın!

Değerli milletvekilleri, bunlar gideceklerini gayet iyi biliyorlar. “Neden?” diyeceksiniz, siz de sorun, “Neden?” diyeceksiniz.

Ya, Antalya Dış Hatlar Terminalinin ihalesi beş yıl sonra yapılacak, şimdi yapıyorsunuz. Niye şimdi yapıyorsunuz, neden şimdi yapıyorsunuz? O terminal ihalesini alanın burnundan fitil fitil getireceğim, o terminal binasını alanın. Beş yılın sonunda ihale yaparsın, neden şimdi ihale yapıyorsun? Hangi gerekçeyle şimdi ihale yapıyor?

Siz, tüyü bitmemiş yetimin hakkını koruyamazsınız, siz dolar baronlarının yanındasınız, siz tefecilerin yanındasınız. Bu kardeşiniz fakirin fukaranın, garibanın, apartman görevlisinin, işsizin, memurun, emeklinin, herkesin dostudur. Bu bütçenin size vereceği bir şey yok. Bu bütçe kabul edilsin göreceksiniz, ne olacağını göreceksiniz.”

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: Bakan Koca’dan 30 İle Uyarı

Kovid 19’da son 24 saatte 20 bin 033 yeni vaka tespit edilirken, 187 kişi hayatını kaybetti. Verileri yorumlayan Bakan Koca, “Aşılanmanın, toplumun tüm bireylerine karşı da görevimiz olduğunun farkındaydık. Şimdi ciddi artışların olmaması üzüntü verici. 30 ilde 2. doz oranı %75’in altında. Aşı önemini koruyor” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 354 bin 269 test yapılırken, 20 bin 033 yeni vaka tespit edildi. 187 kişi hayatını kaybederken, 25 bin 611 kişi sağlığına kavuştu.

Bakan Koca’dan 30 ile uyarı

Güncel verilerle ilgili değerlendirmesini sosyal medya hesabından paylaşan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, şu ifadeleri kullandı; Türkiye’nin herhangi bir yerinde bir doz aşı yapıldığında bundan hepimiz mutluluk duyuyorduk. Aşılanmanın, toplumun tüm bireylerine karşı da görevimiz olduğunun farkındaydık. Şimdi ciddi artışların olmaması üzüntü verici. 30 ilde 2. doz oranı %75’in altında. Aşı önemini koruyor.

Verilerde, aşılamada önde giden illere de yer verildi. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en çok aşılamanın gerçekleştirildiği Ordu’yu Osmaniye, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale,  Eskişehir, Balıkesir, Zonguldak ve Burdur takip etti. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en az aşılamanın gerçekleştirildiği Şanlıurfa’yı sırasıyla Batman, Siirt, Diyarbakır, Muş, Bingöl, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Bayburt takip etti.

Paylaşın

Pervin Buldan: Bu Bütçe İktidarınızın Son Bütçesidir

TBMM’de Bütçe Kanun Teklifi üzerine konuşan HDP Eş Başkanı Pervin Buldan, “Toplumsal barış taleplerini ve bu ülkenin çoğulculuğunu, farklılıkları reddeden tekçi sistemin retçi bütçesidir. Kadınları ve eşitlik talebini reddeden erkek düzenin bütçesidir. Ve bu bütçe iktidarınızın son bütçesidir! Dönüşü olmayan gidiş bütçenizdir” dedi.

Haber Merkezi / Buldan, konuşmasının devamında, “Bir taraftan ‘ülke bolluk içinde’ yalanına sarılırken, diğer taraftan tahıl ambarı olan bu ülkeyi ithalat ambarına çevirdiniz. Daha geçenlerde 285 milyon dolarlık buğday, arpa, yağ ihalesi yaptınız. Açlığı ihaleye çevirip üzerinden ithalat zenginleri yaratan bir iktidar olarak tarihe geçtiniz.” ifadelerini kullandı.

Konuşmasında, açlık ve yoksulluk sınırına da değinen Pervin Buldan, “Dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı 10 bin 396 liraya ulaştı. Sarayınızın zenginlik sınırı ise 128 milyar dolardır. Açlık sınırı asgari ücreti geçti. Bugün açlık sınırı 3 bin 192 liradır. İktidarınızın tokluk sınırı ise çifter, hatta üçer beşer maaşlarınızdır. Yarattığınız ülke tablosu işte budur” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, 2022 Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi üzerine Meclis Genel Kurulu’nda yaptığı konuşma yaptı. Buldan’ın konuşması şöyle:

“Bugün burada görüştüğümüz bütçe, geçim derdindeki halkın değil seçim derdindeki bir iktidarın bütçesidir. Halkın bütçe hakkının yok sayıldığı, katılımdan uzak, Saray’ın emir ve isteğine göre hazırlanan bir bütçedir. Asgari ücret artışı başta olmak üzere grubumuzun bütçeye ilişkin verdiği tüm değişiklik önergeleri bir bir ret edildi, çünkü bu bütçe retçi iktidarınızın retçi bütçesidir.

Bu bütçe; ekmeği büyütme bütçesi hiç değildir. Halkın sofrasındaki ekmeği daha da küçültme, yoksulluğu, açlığı daha da büyütme bütçesidir. Bu bütçe, adaletsizliği ve eşitsizliği daha da çoğaltma bütçesidir. Saray’a kemer gevşettiren, halka ise kemer sıktıran bir bütçedir.

“Bu bütçe iktidarınızın son bütçesidir”

Toplumsal barış taleplerini ve bu ülkenin çoğulculuğunu, farklılıkları reddeden tekçi sistemin retçi bütçesidir. Kadınları ve eşitlik talebini reddeden erkek düzenin bütçesidir. Ve bu bütçe iktidarınızın SON bütçesidir! Dönüşü olmayan gidiş bütçenizdir!

Geldiğimiz noktada; Türkiye toplumunun talep ve ihtiyaçlarıyla iktidarınızın tercihleri keskin bir şekilde ayrışmıştır. Halkın talebi huzurdur, refahtır, adalettir, gelir dağılımı eşitliğidir, toplumsal barıştır, özgürlüktür, güven duyacağı demokratik bir sistemdir. İktidarınızın hedefi ise çoklu kriz üreten bu yozlaşmış otoriter, rantçı sistemin ömrünü biraz daha uzatmaktır.

Ekonomik ve sosyal olarak çökmekte olan halka, diriliş, şahlanış, uçuş hamasetini izlettirmek isteyen, kitlesel açlığın karşısında iktidar yandaşlarının tokluğunu güvence altına almaya çalışan bir anlayış bu ülkeden de halktan da sokağın gerçekliğinden de çoktan kopmuştur.

Tanzim kuyruklarından sonra halkın ekmek kuyruklarına girdiği, bebek mamalarının raflara kelepçelendiği, açlığın sefaletin kol gezdiği, kasapların sadece camından bakıldığı bir ülke, iktidarınızın bir özetidir. Marketlerde ürünlere uygulanan kotalar, Saray sefanızı sürdürmek için temel gıdalara, elektriğe, suya, gaza, benzine varıncaya kadar her şeye yaptığınız yüksek zamlar iflasın, çöküşün birer fotoğrafıdır.

İşsizlikten intihar eden insanlar, inşaatlarda can veren ataması yapılmayan gençler, yurt bulamayan öğrenciler, borcu nedeniyle cezaevine atılan çiftçiler, geleceği çalınan gençler, her gün katledilen kadınlar, çocukları uyuduktan sonra evine gidebilen işsiz babalar, “geçinemiyoruz” diye sokaklara dökülen yoksullar iktidarınızın özetidir.

Halk yokluk içindeyken rantın bolluğu içindeki TÜGVA’larınız, torpilli yandaş atamalarınız, çifter maaşlarınız, bitmek tükenmek bilmeyen saray israfınız, 5’li çetenize vergi aflarınız, iktidarınızın bir özetidir. Pandemide, yangında, selde, depremde kaderiyle baş başa bıraktığınız, destek yerine tepelerine çay attığınız halkın yaşadıkları iktidarınızın bir özetidir.

“Ülkeyi bu hale getiren sizin iktidarınızdır”

Sokaklarda kıtlığın konuşulduğu günlerden geçiyoruz. Ülkeyi bu hale getiren sizin iktidarınızdır. Dış güçler değildir. Sizlersiniz! Herkese yetecek kaynaklara sahip olan bu bereketli ülkeyi tarımda, hayvancılıkta, gıdada dışa bağımlı hale getirdiniz. Eli nasırlı üreticilerin yerine yandaş ithalat vurguncularınızı, verimli toprakların yerine ithalat limanlarını koydunuz.

Bir taraftan “ülke bolluk içinde” yalanına sarılırken, diğer taraftan tahıl ambarı olan bu ülkeyi ithalat ambarına çevirdiniz. Daha geçenlerde 285 milyon dolarlık buğday, arpa, yağ ihalesi yaptınız. Açlığı ihaleye çevirip üzerinden ithalat zenginleri yaratan bir iktidar olarak tarihe geçtiniz!

Aynı zihniyet iki de bir çıkıp, “halkı faize ezdirtmeyeceğiz” diyor.  2022 bütçesinde yurttaşın sırtına yüklediğiniz faiz borcu 240 milyardır. Diliniz faiz indirmekte, eliniz ise durmadan faiz borcunu arttırmaktadır. Nas ortadaysa buyurun ilk devletten başlayın; öğrenciden, çiftçiden, borçlu vatandaştan aldığınız yüksek borç faizlerini hemen şimdi silin! Nas yurttaş için geçerli değil midir? Kendinize gelince Nas, yurttaşa gelince acı reçete sunmaktan artık vazgeçin.

Dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı 10 bin 396 liraya ulaştı. Sarayınızın zenginlik sınırı ise 128 milyar dolardır. Açlık sınırı asgari ücreti geçti. Bugün açlık sınırı 3 bin 192 liradır. İktidarınızın tokluk sınırı ise çifter, hatta üçer beşer maaşlarınızdır. Yarattığınız ülke tablosu işte budur!

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminiz bir yüksek kur, yüksek enflasyon, yüksek faiz borcu, yüksek işsizlik, yüksek yoksulluk sistemidir. Kitabını yazamıyorsunuz ama faizi, rantı, yolsuzluğu kitabına gayet iyi uyduruyorsunuz. İşte sizin bütçeniz de budur!

“Kriz yok” dediniz. “En kötüsünü geride bıraktık” dediniz. “Türkiye şaha kalkıyor” dediniz. Sonuç ortadadır; tam anlamıyla yerli ve milli bir çöküştür! Katar’ı, Birleşik Arap Emirlikleri’ni kayyım yaptığınız ekonomi hızla çökmektedir!

“Sizinki ekonomiyi değil, tek adamı kurtarma savaşıdır”

Haksız ve emeksiz zenginleşen iktidar düzeniniz sebeptir, ekmeksiz bırakılan halk ise sonuçtur. Saraylarınızın sınırsız israfı sebeptir, ülkenin topyekûn iflası ise sonuçtur. Suriye savaşına, çetelere, S400’e harcadığınız paralar, 2022 bütçesinde güvenlikçi politikalara ayırdığınız 246 milyar sebeptir; ekmek kuyrukları, işsizlikten intiharlar, kararan hayatlar sonuçtur. Bir de kalkmış “ekonomik kurtuluş savaşı” diyorsunuz. Sizinki ekonomiyi değil, tek adamı kurtarma savaşıdır.

Buradan söylüyorum: Sizin savaşınızın finali “Er Ryan’ı Kurtarmak” filminin finali gibi asla ama asla olmayacaktır. Çünkü derdiniz vatandaşın geçimi değildir, seçimi nasıl kazanırız derdidir. Derdiğiniz enflasyonu, işsizliği, hayat pahalılığını düşürmek değildir, 50+1’i düşürme derdidir. Amacınız yurttaşın huzuru değildir, yandaşlarınızın huzur hakkıdır. Amacınız milletin aşını çoğaltmak değildir, çifter maaşlarınızı çoğaltmaktır. Amacınız vatandaşın borcunu silmek değildir, 5’li çetenizin vergi borçlarını sıfırlamaktır. Hedefiniz gençlere istihdam yaratmak değildir, eş dost, akrabalarınızı kamuya doldurmaktır. Amacınız hukuka uymak değildir, hukuku kendinize uydurmaktır. Artık şapkadan tavşan çıkarma döneminiz çoktan bitmiştir. Tavşanı da yürüttüğünüz için şapka artık boştur!

Zihniyetinizi değiştirmeden sık sık Hazine Bakanı, Merkez Bankası Başkanı değiştirerek farklı sonuç beklemeniz beyhudedir. Einstein’ın dediği gibi; “Bir sorunu ortaya çıkaran zihniyet o sorunu çözemez”.

TÜİK’in yalan rakamları bir yana, halkın mutfağındaki gerçek enflasyon bugün yüzde 60’a dayanmış durumdadır. AKP Genel Başkanı ise, “Göreceksiniz seçim öncesi enflasyon düşecek” diyor.  Evet, iki düşüşü birden göreceğiz. Önce iktidarınızın sandıkta düşeceğini göreceğiz, sonra da mutfaktaki enflasyonun düştüğünü göreceğiz. TÜİK’niz de yalanlarınız da sizi kurtarmaya yetmeyecektir. Bunu biz başaracağız, enflasyon altında inim inim inlettiğiniz emekçi yoksul halklarımız başaracaktır.

Eğer bir ülkede kalıcı barış ortamı yoksa, demokrasi her gün siyasi darbe uygulamalarıyla karşı karşıysa, denge denetleme, demokratik tartışma zemini, adalet ve hukuk yoksa, kayyım rejimi devredeyse o ülkede güven ve ekonomik istikrar olmaz, olamaz. Her şeyden önce sistem demokrasiye kapalıysa, halk iradesini dışlıyorsa, çoğulculuğu reddediyorsa o ülke düzlüğe çıkamaz.

Bugün yaşamakta olduğumuz çöküş büyük bir demokrasi krizidir, iktidar ortaklarının yarattığı çoklu siyaset krizidir. Toplumsal alanı olabildiğince daraltan, demokratik sivil siyaseti yok etmeye çalışan, bunun karşısında ise otoriter iktidarı devasa büyüterek devletleştiren bir siyasal anlayış, krizin en temel nedenidir. Mutlak güç ve otoriteyle bu ceberut düzeni ayakta tutmak için kaynakları askeri güvenlikçi politikalara ayıran anlayış, krizin tam da sebebidir.

Bir asırlık tekçi, inkârcı, otoriter sistemin, vesayetin ve statükonun yeni sahipleri olarak bir yüzyıl daha bu sistemi ayakta tutma çabası içerisinde olduğunuzu elbette ki biliyoruz. Sisteminiz, bu ülkenin tüm kurucu halklarının, ötekileştirilen, tekleştirilmek istenen kimliklerin, inançların, yoksulların, emekçilerin ülke yönetiminde söz sahibi olmaması, eşit ortaklığa dayalı yeni bir yaşam ve demokratik bir gelecek oluşturmaması için örülen bir duvardır. Kürt’ün de, Alevi’nin de, Arap’ın da, Ermeni’nin de, Süryani’nin de, Ezidi’nin de Rum’un da, Roman’ın da, Çerkes’in de, Laz’ın da, Pomak’ın da, Yahudi’nin de, Hristiyan’ın da haklar ve kimlikler temelinde güvende olmadığı, eşit olmadığı bir düzendir bu.

Hızlı karar alma mekanizması vs. diyerek bu sistemi allayıp, pullayamazsınız. Hızlı kararlarınızın ne olduğunu halk gayet iyi biliyor. Hızlı işleyen kararınız halkı sopayla, baskı ve korkuyla hizaya getirme kararıdır. Yurttaşların hak taleplerini bastırma ve ezme, kapısına kolluk gücünü dayama kararıdır.

Kadınların eşitlik talebini engelleme kararıdır. Adalet arayan insanlara adaletin kapısını kapatma kararıdır. Roboski’de, Soma’da, Çorlu’da, Suruç’ta, Ankara Gar’da gerçek adaleti işletmeme kararıdır.

Urfa’da iki oğlu ve eşi gözlerinin önünde katledilen bir anne, Emine Şenyaşar, adaleti aylardır sokaklarda, vicdanlarda aramaktadır. Siz, kadim peygamberler şehri olan Urfa’yı, adaletin yerin dibine gömüldüğü çorak bir toprağa çevirdiniz! Mısra Öz’ün üç yıldır yollara düşerek aradığı adaleti, Çorlu’da rayların altına gömdünüz. Cumartesi Annelerinin adalet ve hakikat mücadelesini engelleyerek 1990’ların Susurluk karanlığına sahip çıktınız. İşte Türkiye’nin ortak vicdanı olan annelerin yaşadıkları, iktidarınızın da düzeninizin de bir özetidir.

Ayrımcı, ötekileştirici, hedef gösterici, tehdit edici dille toplumu kutuplaştırdınız, ülkeyi kamplaştırdınız. “Biz ve onlar” diyerek birbirine sırtını dönen “bizler” ve “onlar” yaratmaya çalıştınız. Ortak duyguyu, ortak değerleri hedef aldınız. Erdemli olmayan bir siyaset anlayışı toplumu da ülkeyi de yıkıma uğratır, siyaset kurumunu çökertir. İşte bugün yürüttüğünüz siyaset tam anlamıyla değerler sistemini tüketen, toplumu yıkıma uğratan bir anlayışa dayanmaktadır.

Siyaset denilince bugün Türkiye toplumunun tanıklıkları ile tecrübe ettiği yalan siyasetidir, dolandırıcılık ve talan düzenidir, kayırmacılıktır, iktidar yandaşçılığıdır, partizanlıktır, başkasının hak ve hukukunu çiğnemektir, kibirdir, güç zehirlenmesidir.

Kurumsallaştırmaya çalıştığınız partizanlık sistemiyle parti devleti, parti yargısı, parti kurumları, parti bürokrasisi, parti medyası projesini adım adım hayata geçirmeye çalıştığınızı görüyor ve biliyoruz. Her gün düşman üreten, düşmansız ayakta kalamayan güvenlikçi sistemin ömrünü uzatabilmek için iç politikada, dış politikada, her yerde çatışma politikasından beslendiniz. Yayılmacı, emperyal hayallere kapıldınız. “Oyunu bozacağız” derken, izlediğiniz yanlış politikalarla kendi ülkenizin içini bozdunuz. Oraya buraya parmak sallarken, ülke parasını pula çevirdiniz. Uluslararası alanda kriz fırsatçılığına çıktınız, krizi kendi ülkenizde büyüttünüz!

“Rotası barış olmayanlar kriz ve istikrarsızlıktan kurtulamaz”

Kürtler hiçbir yerde rahat nefes almasın diye her yerde Kürt düşmanlığı yürüttünüz, çatışma politikasıyla Türkiye’yi nefes alamaz hale getirdiniz. Kürt’e kaybettirme politikasıyla, Türkiye’ye kaybettirdiniz! Hem de çok büyük kaybettirdiniz. Rotası barış olmayanlar kriz ve istikrarsızlıktan kurtulamaz!

Ekonomi politikasını polisiye yöntemlerle yürütmek için yeniden Milli Güvenlik Kurulu’nu devreye koydunuz. Oysa ekonomideki yıkımın sebeplerinden birini görmek istiyorsanız Çözüm Sürecini bitirerek savaş kararı aldığınız Aralık 2014’teki MGK toplantısına bakmanız yeterlidir. Çöküşün temellerinden birini ta o gün attınız.

Bugünkü yıkımın sebebi ürün stokçuluğu değildir, iktidarınızın savaş ve kriz stokçuluğudur. Kin, nefret ve düşman stokçuluğudur. Çözüm Sürecinde 12 bin dolar olan milli gelir, bugün 8 bin dolara inmiştir. Kişi başı 4 bin doları savaşa harcadınız. Oysa Çözüm Sürecinde ekonomi de büyüyordu, demokrasi de gelişiyordu.

Barış çabaları büyürse ekonomi de büyür, istikrar da gelişir. Savaşı büyüttüğünüzde ise ekonomiyi yerlerde süründürürsünüz. “Bu sorunu izin verilirse bir haftada çözerim” diyerek cesur bir irade ortaya koyan Sayın Öcalan’ın çözüm çağrısına tecritle karşılık verdiniz. Hukuka aykırı görüş engelleriyle çözümsüzlüğü büyüttünüz. Sonuç: Her yönüyle çözülen Türkiye’dir!

İçeride barışa kapattığınız kapı sebeptir, dışarıda uluslararası alanda medet umduğunuz ve saatlerce bekletildiğiniz kapılar ise birer sonuçtur. 2013’teki çözüm iradesinin reddi sebeptir, 2021 Türkiye’sinin çöküşü ise sonuçtur. “Ne Dolmabahçesi, ne çözümü?” diyen akıl, bugün Kürt sorununun çözüldüğünü savunmaktadır. Dik duramayanlar, cesaretli olamayanlar, inkâra sarılanlar sorunu çözemez!

Dolmabahçe masasının yerine savaş koalisyonuyla çözümsüzlük masası kuranlar sorunun karşısında çözülür, nitekim çözülüyor da. Evet, çözülenlerle sorun çözülemez. Bu mesele samimiyetle yaklaşan, geçmişten ders alan, demokratik müzakereye, diyaloğa inanan bir irade ve siyasi akılla çözülür ve çözülecektir de! Bu irade de Türkiye halklarının ve demokrasi güçlerinin bugünkü ortak barış iradesidir ve demokratik parlamenter zemindir.

HDP, demokratik müzakerenin ve ortak çözümün siyasi bir aktörü ve öznesidir. Çözümsüzlüğü büyütmek için HDP’ye ve demokratik siyasete karşı her gün siyasi darbe politikası yürütüyorsunuz. Ülkede o kadar çürümüşlük, yolsuzluk, dolandırıcılık, çetecilik varken partimiz hakkında açılan Kobanî Kumpas Davası ve siyasi intikam amaçlı kapatma davası siyasi bir darbe girişimidir. Türkiye’nin üçte birinde halk iradesini hiçe sayarak belediyelerimize kayyım atamanız siyasi bir darbedir. Eşbaşkanlık sistemimizi hedef alan tüm saldırılarınız kadına karşı erkek darbesidir.

Sevgili Demirtaş ve Sevgili Yüksekdağ başta olmak üzere tutuklu binlerce seçilmiş, siyasetçi arkadaşımız darbe hukukuyla cezaevlerinde tutulmaktadır. Kobanî Kumpas Davası, iktidarınızın bir seçim kampanyasıdır. Merkez Bankası Başkanı değiştirir gibi sık sık değiştirdiğiniz mahkeme üyeleri Saray’ınızın birer partizanıdır!

“Kumpas ve komplo siyaseti yenilecektir!”

IŞİD’in Kobanî’de kendi karanlığına gömülmesi sizin politikalarınızı çökertti. Siz de HDP’yi ve demokratik siyaseti tasfiye ederek intikam almak istiyorsunuz. Biz bunun farkındayız. 7 Haziran’ın, 31 Mart’ın siyasi intikamını almaya çalıştığınızı çok iyi biliyoruz. Ortada bir hukuk yoktur, bağımsız bir yargı yoktur, engizisyon mahkemeleriniz vardır AKP’li üyeler! Ama unutmayın; darbe mahkemelerinizle siyaseti de geleceği de şekillendiremeyeceksiniz. Sandıkta, meydanlarda yenemediğiniz HDP’yi mahkeme salonlarında da yenemeyeceksiniz. Kumpas ve komplo siyaseti yenilecektir!

Şunu da hatırlatırım: HDP’nin mücadele geleneği, bugüne değin sayısız yargı darbesi, siyasi kumpas ve komplo gördü. 1990’larda Mehmet Sincarları, Vedat Aydınları katleden zihniyetin bugünkü sahipleri İzmir’de parti binamızda Sevgili Deniz Poyraz’ı katletti. HDP’yi suikast, linç, siyasi soykırım operasyonları ve yargı kumpasları kıskacına alarak siyaset yapamaz hale getirmek isteyenler iyi bilsin; biz diz çökmeyiz, boyun eğmeyiz, demokratik siyasetten ve barış mücadelemizden asla vazgeçmeyiz!

Siz yasakladıkça demokratik siyaseti yaşamın her alanında daha fazla büyütmeye devam edeceğiz. Tutuklu ama özgür siyasetimiz mutlaka kazanacaktır. İradeye kelepçe vuran erdemsiz, yozlaşmış, korkak siyaset ise büyük kaybedecektir!

Sevgili Musa Anter’in dediği gibi:

“Ve cellat uyandı yatağında bir gece,

Tanrım dedi bu ne zor bilmece

Öldükçe çoğalıyorlar,

Ben tükenmekteyim öldürdükçe.”

İşte HDP budur! Bir gidip bin gelen, milyonlarla yoluna devam eden, cezaevlerine de meydanlara da sığmayan köklü bir mücadele deryasıdır. Halkları hak, adalet, eşitlik ve barış temelinde birleştiren ve Türkiye’nin özgür geleceğinin teminatı olan bir fikriyattır. Bir ucu Anadolu’da, diğer ucu Mezopotamya’da olan bu fikriyatı durduramayacaksınız, engelleyemeyeceksiniz.

Ülke olarak yaşadığımız bu büyük çöküş, aynı zamanda çıkış için de önemli fırsatlar yaratmaktadır. İktidarın her ne kadar uykuları kaçsa da ülke artık bir seçim sürecine girmiştir. Buradan çağrı yapıyorum: Politikanıza güveniyorsanız, cesaretiniz varsa buyurun sandığı hemen getirin, halk kararını versin. Seçim koşulları çoktan oluşmuştur. Halk sabırsızlıkla sandığı beklemektedir. Oyalamayla zaman kazanmaya çalışmayın.

Ne yaparsanız yapın o büyük yüzleşme günü gelecektir. Eninde sonunda o sandık kurulacak ve gerçeklerle, yarattığınız tabloyla mutlaka yüzleşeceksiniz. Yurttaşlarımız şunu bilmelidir: Bu seçim bir cumhurbaşkanlığı seçimi değildir; bu bir rejim seçimidir, gelecek yüzyılı belirleme seçimidir!

Bu seçim, halkın huzur ve refah içinde eşitçe yaşayacağı güçlü bir demokrasi ve herkes için adalet düzeni ile hukuksuzluk, talan ve soygun düzeni arasındaki bir seçimdir. Haksız zenginleşme ve yolsuzluk düzeni ile ekmeği, aşı büyütme arasındaki bir seçimdir. Bu seçim, halklarımıza tekçiliği dayatan düzen ile kimliği, dili, inancı ve kültürü reddedilmeden herkesin eşit ve özgürce birlikte yaşayacağı ortak gelecek arasındaki bir seçimdir. Bu seçim, en büyük şiddet ve ayrımcılığa uğrayan, kazanımları her gün saldırı altında olan kadınların özgürlük ısrarı ile erkek düzen arasındaki seçimdir.

“Mücadelemize güveniyor ve inanıyoruz!”

Bu seçim, özgür bir gelecek kuracak olan gençler ile bu geleceği karartmak isteyen kötülük düzeni arasındaki bir seçimdir. Bu seçim, en büyük barış ittifakı ile ülkeyi yıkıma götüren savaş koalisyonu arasındaki seçimdir. Bu seçim, rant için talan edilen ormanlar ve dereler ile rantçı iktidar arasındaki bir seçimdir.

Evet, Türkiye halkları asla karamsarlığa ve kaygıya kapılmamalıdır. Büyük demokratik dönüşümü mutlaka başaracağız. İşçisiyle, emekçisiyle, esnafıyla, çiftçisiyle, kadınıyla, genciyle omuz omuza vererek ve ortak mücadeleyi büyüterek bu düzeni birlikte değiştireceğiz. Mücadelemize güveniyor ve inanıyoruz!

Bu mücadele, ekmeğimizi de aşımızı da büyütme mücadelesidir. Herkes için ekmek, herkes için barış, herkes için adalet, herkes için demokrasi mücadelesidir. Ortak, eşit gelecek mücadelesidir. Bu mücadele, bizim olan kazanımlarımızı söke söke bu düzenden geri alma mücadelesidir. Halktan gasp ettiğiniz hakları ve özgürlükleri, alın terinin hakkını söke söke misliyle geri alacağız. Sevgili halkımız bunu asla unutmayın, asla kaygıya kapılmayın.

Kadınlar, İstanbul Sözleşmesi başta olmak üzere gasp ettiğiniz tüm hakları söke söke erkek düzeninizden geri alacak ve bu erkek düzeninize son verecektir!

Gasp ettiğiniz belediyelerimizi yolsuzluk ve yüzsüzlük yarışına giren o kayyımlarınızdan bir bir geri alacağımızın sözünü veriyoruz halkımıza. Halkın ekmeğiyle, geleceğiyle oynamanın siyasi bedelini sandıkta çok ağır ödeyeceksiniz!

“Cumhuriyeti büyük demokrasiyle, büyük barışla buluşturalım”

Demokrasiden, barıştan, adaletten, emekten, birlikte yaşamdan yana olan, bu düzenin zulmü altında her gün bedel ödeyen tüm yurttaşlarımıza, toplumsal muhalefete, tüm demokratik muhalefete buradan mücadele ortaklığı çağrısı yapıyorum: Gelin yeni bir dönemi hep birlikte başlatalım. Korkuları, siyasi kaygıları, hesapları bir kenara bırakalım. Siyaset üstü bakalım. Bu ülke halklarının enkazdan kurtarılması için en güçlü birlikteliği kuralım. Türkiye toplumunu yoksulluk-işsizlik-açlık-adaletsizlik sarmalıyla kuşatan bu zulüm düzeninin karşısında demokrasi, adalet, barış, özgürlük ve ekmek mücadelesini büyütelim. En güçlü demokrasi ittifakıyla, büyük barış ittifakıyla yüzüncü yılında  Cumhuriyeti büyük demokrasiyle, büyük barışla buluşturalım!

HDP buna vardır, bu cesarete ve kararlılığa her zamankinden daha fazla sahiptir ve bunu başaracaktır. Herkes umutlu olmalıdır. Değişim gücü halklarımızın elindedir. Karunlaşan iktidar düzenini değiştirecek olan halklarımızın Harunlaşan mücadelesi olacaktır.

Unutulmamalıdır: Karanlığın en koyu olduğu an aydınlığın en yakın olduğu andır. Ve o an hızla yaklaşmaktadır. Büyük değişime az bir süre kalmıştır. Ve bu büyük değişimin kapısını HDP şimdiden açmıştır. Milyonların iradesi ve umudu yeni bir dönemi başlatacaktır. Güneşi gülüşüne, direnişi yaşamına sığdıran kadınlar ve cesaretini gelecekle buluşturan gençler, bu yüzyılı demokrasi ve özgürlük yüzyılına çevirmeyi başaracaktır.”

Paylaşın

‘Montrö Bildirisi’ni Yayınlayan 103 Amiral İçin İstenen Ceza Belli Oldu

Kamuoyunda “Amirallerin Montrö Bildirisi” olarak bilinen soruşturma tamamlandı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan konuya ilişkin yapılan açıklamaya göre, iddianamede yer alan 103 şüpheli hakkında, “devletin güvenliğine veya anayasal düzene karşı suç işlemek için anlaşma” suçundan 3 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası talep edildi.

Başsavcılıktan konuya ilişkin yapılan açıklamada, “Kamuoyunda ‘amiraller bildirisi’ olarak bilinen soruşturma tamamlanmış olup düzenlenen iddianame Ankara 20’nci Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir” denildi. Açıklamada 103 şüphelinin “5237 TCK’nın 316/1’inci maddesi kapsamında ‘devletin güvenliğine veya anayasal düzene karşı suç işlemek için anlaşma’ suçundan cezalandırılmalarının” talep edildiği ifade edildi. Açıklamada ayrıca şüphelilerin bir kısmına ait tüm dijital materyallerin incelendiği ve “suça konu yazışmalar dijital inceleme raporlarıyla tespit edilerek iddianameye eklenmiştir” denildi.

Başsavcılık, 4 Nisan’da bir grup emekli amiralin yayımladığı “Montrö bildirisi”ne ilişkin soruşturma başlattığını duyurmuştu. Soruşturma kapsamında, 5 Nisan’da Ergun Mengi, Atilla Kezek, Alaettin Sevim, Ramazan Cem Gürdeniz, Nadir Hakan Eraydın, Bülent Olcay, Kadir Sağdıç, Türker Ertürk, Turgay Erdağ ve Ali Sadi Ünsal gözaltına alınmış, Engin Baykal, Cemil Şükrü Bozoğlu, Mustafa Özbey ve Atilla Kıyat’a ise emniyete gelmeleri için tebligat yapılmıştı.

14 emekli amiral adli kontrol hükümleri uygulanarak serbest bırakılmış, daha sonra emekli amirallerin ifadeleri doğrultusunda soruşturma genişletilerek 6 emekli amiral daha ifadeye çağrılmıştı. Ankara emniyetindeki ifadelerinin ardından bu 6 kişi de sulh ceza hakimliğince serbest bırakılmıştı.

Emekli amiraller TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un “Bir Cumhurbaşkanı Montrö’yü feshedebilir mi?” sorusuna “Teknik olarak evet” yanıtı vermesi ve Deniz İkmal Komutanı Tuğamiral Mehmet Sarı’nın sarık ve cüppe ile fotoğraflarının ortaya çıkması üzerine kamuoyunda başlayan tartışmalarla ilgili 4 Nisan’da bir bildiri yayımlamıştı.

Bildiride “Türkiye’nin bekasında önemli bir yer tutan Montrö Sözleşmesinin tartışma konusu yapılmasına/masaya gelmesine neden olabilecek her türlü söylem ve eylemden kaçınılması gerektiği kanaatindeyiz” denilmişti. Tuğamiral Sarı’nın tarikat evindeki görüntülerine ilişkin de “TSK ve Deniz Kuvvetlerini Atatürk’ün çizdiği çağdaş rotadan uzaklaşmış gösterme çabalarını kınıyoruz” ifadesi kullanılan bildiri, hükümet tarafından “darbe çağrışımı” olarak değerlendirilmişti.

Paylaşın

Marmara, Akdeniz Ve Ege Bölgesi İçin ‘Sağanak Yağış’ Uyarısı

Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM), Marmara, Akdeniz ile Ege Bölgesi için sağanak yağmur uyarısında bulundu. MGM, sağanak yağışın etkili olacağı yerlerdeki vatandaşlara olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunmalı çağrısı da yaptı.

Haber Merkezi / MGM tarafından yapılan son değerlendirmelere göre: Marmara’nın batısı, Ege ile Batı Akdeniz’in sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı, bu akşam ilk saatlerde Muş çevreleri, Ağrı’nın güney kesimleri, Van ve Bitlis’in kuzey kesimlerinin, gece saatlerinde Hakkari’nin güneyinin karla karışık yağmurlu, yükseklerinin yer yer kar yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

Yağışların yarın öğle saatlerinden sonra Antalya’nın doğu ilçelerinde kuvvetli olması bekleniyor. Rüzgarın; Marmara’nın güneyi ve kıyı Ege’de güneyli yönlerden kuvvetli (40-60 km/saat) olarak esmesi bekleniyor. Gece ve sabah saatlerinde iç ve doğu kesimlerde pus ve yer yer sis görüleceği tahmin ediliyor. Hava sıcaklığında önemli bir değişiklik olmaması, yurt genelinde mevsim normalleri civarında seyretmesi bekleniyor.

Bölgelerimizde hava durumu ise şöyle;

Marmara ve Ege Bölgesi

Marmara Bölgesi’nin parçalı, yer yer çok bulutlu, batısının sağanak yağışlı geçeceği tahmin edilirken, Ege Bölgesi’nin parçalı, yer yer çok bulutlu, bölge genelinin sağanak, yer yer gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

Akdeniz ve İç Anadolu Bölgesi

Akdeniz Bölgesi’nin parçalı, yer yer çok bulutlu, Batı Akdeniz’in sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların yarın öğle saatlerinden sonra Antalya’nın doğu kesimlerinde yerel olmak üzere kuvvetli olması beklenirken, İç Anadolu Bölgesi’nin parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Gece ve sabah saatlerinde yer yer sis ve pus hadisesi bekleniyor.

Karadeniz Bölgesi

Batı Karadeniz’in parçalı bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Gece ve sabah saatlerinde iç kesimlerinde yer yer sis ve pus hadisesi beklenirken, Orta ve Doğu Karadeniz’in parçalı ve çok bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.

Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi

Doğu Anadolu Bölgesi’nin parçalı ve çok bulutlu, bu akşam saatlerinde Muş çevreleri, Ağrı’nın güney kesimleri, Van ve Bitlis’in kuzey kesimlerinin, gece saatlerinde Hakkari’nin güneyinin karla karışık yağmurlu, yükseklerinin yer yer kar yağışlı geçeceği tahmin edilirken, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin parçalı ve çok bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.

Paylaşın

Babacan’dan Erdoğan’a Yanıt: Asıl Siz Kimlerin Arkasına Takıldınız?

Partisinin Esenyurt ilçe kongresinde konuşan DEVA Lideri Babacan, “Asıl siz kimlerin arkasına takıldınız? Sayın Erdoğan, gerçekten değmez. Şu üç günlük dünyada dilinizi, ruhunuzu, zihninizi bu kadar kirletmenize değmez. Bu neyin hırsıdır, anlamakta zorluk çekiyorum. Böyle çirkin bir dil kullanacak kadar neyin öfkesine esir olduğunuzu anlamaya çalışıyoruz.” dedi.

Haber Merkezi / Türkiye ile Bulgaristan arasında euro cinsinden asgari ücret kıyaslamasını ve Bulgaristan sınırındaki kuyruk görüntülerini gösteren Babacan, “Yıl 2015; Bulgaristan’da asgari ücret aylık 194 avro. Türkiye’de 425 avro. Bugün Bulgaristan’da 332 avroya çıkmış, Türkiye’deki asgari ücret 182 avroya inmiş. Şundan daha 8-10 sene önce, her ay on binlerce kişinin işsiz kaldığı, ekonomik krizin nefes aldırmadığı Bulgaristan’dan bahsediyoruz. Biz 400 avrolardan 180’lere gerilemişiz. Komşumuz bizden çok daha derin bir krizdeyken bize neredeyse iki kat fark atmış. Bizdeki akıl ve bilim dışı ekonomi uygulamaları başka bir ülkede yok” ifadelerini kullandı.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, İstanbul’da partisinin Esenyurt ilçe kongresinde konuştu. Konuşmasında, kadınların seçme ve seçilme hakkını kazanmasının 87. yıl dönümü vesilesiyle en yüksek cinsiyet kotasına sahip parti olduklarını vurgulayan Babacan, özetle şunları söyledi;

“Biz DEVA Partisi olarak kimsenin arkasından gitmiyoruz. Bizim alnımız açık, başımız dik. Hiç kimsenin önünde eğilmeyiz. Kendisiyle çalıştığımız yıllarda arkasından gitmedim, biz yan yana yürüdük. Yanlış yollara girdiğinde ‘Ben yokum’ dedim. ‘Boş teneke’ diyor. Siz 13 yıl ‘boş teneke’ ile mi çalıştınız? İnsanlar merak ediyor, soruyor. ‘Ey Erdoğan, madem Ali Babacan bir iş yapmıyordu, neden bunca uzun seneler beraber çalıştın’ diye soruyor. Son iki yılda üç tane Hazine Bakanı değiştirdiniz. Demek ki işinize gelmiyorsa, beraber çalışmaya sizi kimse zorlamıyor. İnsanlar size ‘Ali Babacan 2009’da istifa mektubu verdiğinde, 2011’de ayrılmak istediğinde, 2019’da istifa ettiğinde niçin kalması için ısrar ettiniz?’ diye soruyor.

“Asıl siz kimlerin arkasına takıldınız?”

Bizler hiç kimsenin kuyruğunda veya arkasında değiliz. Mesele birilerine kuyruk olmaksa, şimdi asıl meseleye geleceğiz. Bizim ortağımız yok, sizin iki tane var. Bir büyük ortak var; kendisi. Küçük ortak var; Bahçeli. Bir de küçüğün de küçüğü var; Perinçek. Çin muhibbi Perinçek’ten bahsediyoruz. ‘Hükûmetin rotasını ben çiziyorum’ diyor. Dümen Çin’e dönmüş. Ekonomide Perinçek modelini anlatıyorsunuz. Siz kimin peşinden gittiğinizin farkında mısınız? 28 Şubat’ı destekleyenlerin peşine mi düşeceksiniz? İş gücünü ucuzlatmaya, emeği istismara dayalı bir modelden bahsediyorsunuz. Ne konuştuğunuzun farkında mısınız? İktidarınızın anahtarı kimin elinde? Daha düne kadar size ve size oy verenlere etmediği hakareti bırakmayan krizlerin ortağı sayın Bahçeli değil miydi? Hepsini yemiş, yutmuş kol kola yürüyor. Sizi zamanında tehdit eden mafya ve çete liderlerini makamında ağırlayan Bahçeli’de değil mi? Asıl siz kimlerin arkasına takıldınız?

Sayın Erdoğan, gerçekten değmez. Şu üç günlük dünyada dilinizi, ruhunuzu, zihninizi bu kadar kirletmenize değmez. Bu neyin hırsıdır, anlamakta zorluk çekiyorum. Böyle çirkin bir dil kullanacak kadar neyin öfkesine esir olduğunuzu anlamaya çalışıyoruz. 1994’te ve 2002’de size oy veren vatandaşlarımız bu dile oy vermedi. 2007’de askeri vesayete karşı yanınızda yer alan milyonlar, 2011’de demokratikleşme umudunu sizde görenler, bu çirkin üslup için size destek olmadı.

Size inanıp temiz siyaset hayaliyle size oy vermiş vatandaşlarımıza bir özür borcunuz olmalı. Ülke yönetimi hakkındaki bilgisizliğinizi başka zaman konuşuruz.  Sayın Erdoğan, sizi bu ülkenin temiz insanlarına havale ediyorum. Bu kirli, hakaret içeren, küfür içerek sözlerinizi de milletimizin irfanına havale ediyorum.

Geçtiğimiz gün Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi toplandı. Tarihimizde ilk kez, Avrupa Konseyi, Türkiye’ye karşı ihlal prosedürü başlattı. Yaptırım uygulayabileceğini söylemeye başladı. Neden? Bir vatandaşımızı haksız, delilsiz cezaevinde tutma inadı. Sebep bu. AİHM ‘Hukuku çiğniyorsunuz’ diyor, iktidar umursamıyor. İktidar, altında Türkiye’nin imzası olan sözleşmeyi ihlal ediyor. Altına imza atıp da uygulamayan ülkenin güvenilirliği olur mu?”

“Bulgaristan bize fark atmış”

Türkiye ile Bulgaristan arasında euro cinsinden asgari ücret kıyaslamasını ve Bulgaristan sınırındaki kuyruk görüntülerini gösteren Babacan sözlerini şöyle sürdürdü:

“Yıl 2015; Bulgaristan’da asgari ücret aylık 194 avro. Türkiye’de 425 avro. Bugün Bulgaristan’da 332 avroya çıkmış, Türkiye’deki asgari ücret 182 avroya inmiş. Şundan daha 8-10 sene önce, her ay on binlerce kişinin işsiz kaldığı, ekonomik krizin nefes aldırmadığı Bulgaristan’dan bahsediyoruz. Biz 400 avrolardan 180’lere gerilemişiz. Komşumuz bizden çok daha derin bir krizdeyken bize neredeyse iki kat fark atmış. Bizdeki akıl ve bilim dışı ekonomi uygulamaları başka bir ülkede yok.”

Paylaşın

İBB Başkanı İmamoğlu: İşte İstanbul’daki Gerçek Enflasyon

İstanbul Planlama Ajansı’nın (İPA) son bir yılda İstanbul’daki fiyat artışlarını gösteren tablolarını paylaşan İBB Başkanı İmamoğlu, “İşte planlama ajansımızın verilerine göre İstanbul’daki gerçek enflasyon” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, İstanbul Planlama Ajansı’nın (İPA) son bir yılda İstanbul’daki fiyat artışlarını gösteren tablolarını paylaştı.

Ekrem İmamoğlu, paylaşımında şu ifadeleri kullandı: “Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, TÜİK’in gerçek enflasyon rakamlarını milletten gizlediğini gözler önüne serdi. İşte planlama ajansımızın verilerine göre, İstanbul’daki gerçek enflasyon.”

İPA’nın araştırmasında, İstanbul’daki yaşam maliyetinin bir yılda yüzde 50,18 arttığı kaydedildi. Bir yıl içerisinde konut kiralarının yüzde 71,43, ayçiçeği yağının yüzde 137,59, buğday ununun yüzde 109,14, LPG’nin yüzde 102,72, tuvalet kağıdının yüzde 90,75, toz şekerin yüzde 90,71, yumurtanın yüzde 40,21 zamlandığı belirtildi.

Paylaşın