Kılıçdaroğlu’ndan ‘Devlet Bahçeli’ Açıklaması: Ciddiye Almıyorum

İBB Başkanı İmamoğlu’nun görevden alınması çağrısı yapan Bahçeli’yi “ciddiye almadığını” söyleyen CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Belediye başkanı görevden alınır mı? Başkası seçilir mi? Bunu yapmak isteyenler akıllarını ekmek peynirle yemiş kişilerdir. Böyle bir garabet olur mu, olmaz. Onlar da biliyor” dedi.

CHP’li belediyelere “baskında yapılacaklar” konusunda daha önce gönderdikleri talimatı güncellediklerini ve yeniden göndereceklerini belirten Kılıçdaroğlu, “Bizim korkumuz yok. Müfettiş de gelir, polis de gelir…” diye konuştu.

CHP oylarının istikrarlı şekilde arttığını; oylarının ilk kez oy vereceklerde yüzde 42, Türkiye genelinde yüzde 28 civarında olduğunu söyleyen Kılıçdaroğlu, “Sağlıklı, tutarlı bir artış var. Yeterli mi yeterli değil ama biz göreceksiniz AKP’yi geçeceğiz, birinci parti olacağız” iddiasında bulundu.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, yabancı yayın kuruluşları ve internet medyasının temsilcileri ile bir araya geldi, gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’na sorulan sorular ve yanıtlar şöyle:

“Aklını ekmek peynirle yemiş kişiler”

Dün MHP Genel Başkanı Bahçeli İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) ile ilgili, “Belediye başkanının gerekirse görevden alınabileceğini ve belediye meclisinin de yeni başkan atayabileceğini” söyledi. Bu konuda bir risk görüyor musunuz? Ne tür adımlar atacaksınız?

Sayın Bahçeli’nin yaptığı açıklamayı biz çok fazla ciddiye almıyoruz. Belediye başkanı görevden alınır yerine bir başkası seçilir mi? Bunu yapmak isteyenler akıllarını ekmek peynirle yemiş kişilerdir. Böyle bir garabet olur mu? Olmaz. Onlar da biliyorlar zaten böyle bir garabet olmayacağını. Öyle anlaşılıyor ki Sayın Bahçeli’nin devlet yönetimiyle de bir alakası kalmamış. Çünkü işe alınacak kişilerle ilgili “Herhangi bir sabıkası yoktur, kamu görevlisi olabilir” diye adli sicil kaydını veren kişi savcı. Eğer bir yanlışlık varsa soruşturulacak kişi o belgeyi veren kişidir. Eğer Bahçeli açıklama yapacaksa adli sicil kayıtlarını kimler verdi, onun üzerinde durması lazım. Dediğim gibi çok ciddiye alınacak bir şey değil.

“Belediyelere polis baskınında yapılacakları anlatan bir metin gönderdik”

Arkadaşımız belediyeler konusunu sorunca, “Aklını ekmek peynirle yemiş olduklarını sanıyorum” dediniz. Parti olarak bu hamlelerin devamının geleceğinden endişe ettiğinizi söylediniz. Başka neler yapılabilir ve karşı hamle ne olur? Çünkü bu ülkede kayyumlar yaşandı.

Geçmişte de bizim belediyelere yönelik polis baskınları çok oldu. Biz belediye başkanlarımıza polis baskını olacağı zaman hangi önlemleri alacaklarını anlatan bir metin gönderdik. 7 ya da 8 madde halinde. Şimdi o maddeleri güncelliyoruz. Polis geldiği zaman bilgisayarlara el konduğunda imajını almadan vermeyeceksiniz. Alınan belgelerin mutlaka bir tutanağını tutacaksınız, fotokopisini alacaksınız. Bizim herhangi bir korkumuz yok. Müfettiş de gelebilir, belge de istenebilir, verilebilir… Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu var o harekete geçebilir. Yapılan bu hamlelerin tamamı doğrusunu isterseniz bizim için yani. Teşekkür ediyoruz kendilerine. Yapsınlar. Sonuçta bu milletin bir vicdanı var. Vatandaş sormayacak mı sandığa gittiğinde? Kardeşim devlet böyle yönetilir mi? Ben sana oy verdim bunun için mi?

“Özel masaların kurulduğunu biliyoruz”

Dün İçişleri Bakanı Süleyman Soylu “CHP’li belediyelerinin telefonları dinleniyor” ifadenizle ilgili suç duyurusunda bulunacağını duyurdu. Nasıl değerlendiriyorsunuz?

İstedikleri kadar bulunsunlar. Biz bunu çok ciddiye almıyoruz. Biz telefonlarımızın dinlendiğini gayet iyi biliyoruz. Bir adım daha ileriye atayım. Özel masaların kurulduğunu da biliyoruz. Bunun da farkındayız. (‘Özel masadan kasıt ne’ sorusu üzerine) Bunu Soylu gayet iyi anlar. Meseleyi yargıya taşıyarak ‘acaba geri adım atarlar mı ya da benzer sert söylemekten kaçınırlar mı’ diye bi arayış içinde bulunabilirler. Bizim korkumuz yok.

“Gerekirse kamera ile mülakat yapılır”

Kamu Personeli Seçme Sınavı’ndan (KPSS) yüksek puan alan adayların mülakatlarda elenmesi ülke gündemine oturmuş durumda. Bu konuda örneğin bir genelgeyle CHP’li belediyelerde mülakat kaldırılabilir mi? Direkt sınavla personel alınması mümkün mü?

Mülakatı kaldıracağımızı söyledik zaten. Taahhüt ettik onu, daha önceden de ifade etmiştik. Ama belirli görevler için mülakat zorunluluğu olabilir. Örnek verelim: Bir hakim, savcı veya öğretmen… Onun fiziği, diksiyonu, anlatımı bunlara bakmak lazım. O zaman da kamera koymak zorundayız. Soruları kim soruyor, verilen yanıtlar… Herhangi bir şekilde haksızlığa uğradığını iddia eden kişi yargıya başvurduğu zaman da kamera kayıtlarıyla beraber gönderilir. Geçmişte Danıştay mülakatlarda kamera konması konusunda bir karar aldı. Fakat sonra AK Parti bir kanun teklifi getirdi ve kamerayı kaldırdı. Çünkü orada torpil işleyecekti yani ve işlettiler.

Artı eksi üç puan ve MEB’den açıklama

Sözlü mülakatın yazılıda alınan puanın üç artı veya üç eksi şeklinde olması gerekir diye, Milli Eğitim Komisyonu’nun mutabakat sağladığı bir alan var. Komisyon’daki bütün partiler Danıştay’ın vermiş olduğu karar üzerine “Ya artı üç puan vereceksiniz ya eksi üç puan vereceksiniz, aralık çok geniş olmayacak” diyor. Bu konuda uzlaşma var ama yapılan sınav bu uzlaşmaya uymuyor. Danıştay kararlarına da uymuyor. Bu arkadaşlarımız yargıya başvuracaklar biz de hukuki destek vereceğiz.

(Milli Eğitim Bakanlığı Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu açıklamasının ardından, bahsedildiği gibi bir Danıştay kararı olmadığına yönelik açıklama yayımladı)

“19.1 milyar dolar döviz sattılar”

Yeni Ekonomi Modeli ile ilgili Hazine Bakanı’nın yaptığı açıklamalar var. O ısrarla kamunun müdahalesi olmadığını söylüyor. Siz de tersini iddia ediyorsunuz döviz satışı konusunda. Ekonomi modelinin işleyişini nasıl görüyorsunuz?

Ortada bir model falan yok arkadaşlar. Kendi kendilerine model diyorlar.Satışlar konusunda bizim verdiğimiz rakamlar doğrudur. 19.1 milyar dolar para sattılar. Döviz piyasaya sürdüler. Bu doğru değil diyorlarsa çok basit, Meclis açıldığında araştırma önergesi vereceğiz, kabul edecekler. Hangi banka ne kadar döviz sattı ortaya çıkacak. Hepimiz öğreneceğiz. Korkmamaları gerekir. Ama ben de adım gibi biliyorum ki MHP ile beraber bunu reddedecekler çünkü gerçeklerin kamuoyu tarafından bilinmesini istemiyorlar.

“Model soygun modeli”

Merkez Bankası Ocak ayında yeni bir faiz indirimine gidebilir mi?

Gidebilir. Bizi şaşırtmaz. Merkez Bankası’nın faiz indirmesi piyasadaki faizlerin inmesine yol açmıyor ki. Buradan birileri kazanıyor. Siz doları 18 yapıp sonra aşağı indirirseniz kim kazanıyor? Birileri kazandı. Türkiye en büyük soygunu yaşadı aslında. Hepimiz biliyoruz. Merkez Bankası yüzde 14’ten kredi veriyor bankalara. Onlar da götürüp yüzde 22.5’tan hazineye veriyor. Alın teri bile dökmüyorsunuz. Siz buna model diyorsunuz. Bu model soygun modeli.

“Moral üstünlük diyorlarsa sandığı getirsinler”

Döviz kurlarının aşağı çekilmesiyle beraber kamuoyunda muhalefetin moral üstünlüğünün azaldığı şeklinde yorumlar yapıldı. Sizin böyle bir değerlendirmeniz var mı ve son günlerde bir anket çalışmanız oldu mu?

Bizim moral üstünlüğümüzde bir sorun yok. İktidar ‘Bir moral üstünlüğü elde ettik’ diye düşünebilir. Ama işin doğrusunu isterseniz güvenin olmadığı bir yerde moral üstünlüğü de olmaz. Erdoğan’la toplum arasında ciddi bir güven sorunu var. O güven sorunu yeniden inşa edilmedikçe toplum onlara destek vermez, vermemeye de kararlı. Dün bir anket geldi. Herhangi bir sorun yok. Geçmişte neyse sonuçlar aynı. CHP’nin hafif yukarıya doğru tırmanışı var, devam ediyor. Moral üstünlük diyorlarsa sandığı hemen getirsinler. Bu moral üstünlükle sandığa gidelim hep beraber seçim yapalım yani.

“Genel başkanların farklı işleri var”

Altı siyasi parti bir parlamenter sistem çalışması yaptınız ve çalışma tamamlandı. Altı lider olarak kameraların karşısına ne zaman geçeceksiniz? Bir takvim var mı?

Güçlendirilmiş parlamenter sistem ile ilgili genel başkan yardımcılarının uzlaştığı ana metin ortaya çıktı. Bu ana metni şu anda genel başkanlar ve arkadaşları, kurmayları üzerinde çalışıyorlar. 2022’nin başlarında bu konuda uzlaştığımız, netleştirdiğimiz konularda kamuoyunda bir açıklama yapılır. Ama açıklama nasıl yapılacak, altı genel başkan bir araya gelecek mi, gelmeyecek mi bunu görüşürüz kendi aramızda. Altı partinin genel başkanının bir araya gelmesi, oturması, fotoğraf vermesini düşünüyorsunuz. Bu belki belli bir zaman dilimi içinde. Seçim takvimi belirlenmediği sürece altı kişi altı genel başkan bir araya, her birimizin dünya kadar işi var farklı yerlerdeyiz. Gelebiliriz de yani.

“Bürokraside yasalara aykırı imza atmama konusunda gelişme var”

Bürokraside yaşanan çözülme sonrası size bir miktar bilgi gelmesi söz konusu mu? Zira bürokrasiye yönelik çıkışınızdan sonra bu konu çok tartışılmıştı?

Bürokraside yasalara aykırı işlemlere imza atmama konusunda ciddi bir gelişme var. İstifalar da var, görevden almalar da var. Bunları da biliyoruz biz. Onlara şunu söylüyoruz: Bugün için sizi görevden alabilirler. Ama hiç meraklanmayın, belli bir süre sonra daha güzel görevlere geleceksiniz bu ülkeye hizmet etmek için. Bunu kendilerine aktarıyorum. Bilgi akışı var, doğrudur. Bürokraside çözülme değil de bürokraside diriliş desek daha iyi olur.

“Suriyelileri göndereceğiz”

Suriyelilerle ilgili olarak görüşünüz nedir? İktidar olduğunuzda Suriye politikası nasıl olacak? Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığı konusunda ne düşünüyorsunuz?

Suriye’yle barışacağız. Süratle büyükelçilikleri açacağız. Mısır’la barışacağız. Libya’yla barışacağız. Herhangi bir sorunumuz olmayacak. Suriyelileri de kendi ülkelerine göndereceğiz. Kendi iradeleriyle gidecekler. Huzur içinde gidecekler. Onların can ve mal güvenliklerini sağlayacağız, o konuda hiçbir endişem yok. Yaptığımız görüşmeler de oldu. İstanbul’da bir grup Suriyeliyle, Suriye’den kaçıp Türkiye’ye gelen kadın sivil toplum örgütleri vardı. “İki yıl içinde nasıl göndereceksiniz” diye sordular. Anlattım, son derece mutlu oldular, eğer bunları yaparsanız kendi ülkemize gitmekten mutlu oluruz dediler.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Ali Babacan ‘Millet İttifakı’na Katılma Şartını Açıkladı

Millet İttifakına katılmasının ön koşulunu açıklayan DEVA Partisi Lideri Babacan, “Geçiş sürecinde anlaşalım, nasıl işleyeceğine karar verelim, bu geçiş sürecine göre nasıl bir aday profili gerekiyor, onu da konuşalım. Eğer bu konularda da ortaklaşabiliyorsak, belki ittifak konusunu o noktada değerlendirmek mümkün olabilir” dedi.

Geçiş süreci mutabakatını çok önemsediklerini vurgulayan Babacan, “geçiş sürecinde ihtilaf çıkabilir endişesi” nedeniyle henüz herhangi bir ittifak içinde yer almadıklarını söyledi. DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın da aralarında bulunduğu bir grup gazetecinin sorularını yanıtladı, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Babacan, “Liderler olarak aranızda aday konuşuyor musunuz?” sorusuna şöyle cevap verdi:

“Hayır, hiç. Biz ittifakta değiliz ki henüz. Bizim şu anda asıl önemsediğimiz konu geçiş süreciyle ilgili çalışma. Biz kendi içimizde başladık. Parlamenter sistem bitti ama birinci seçimle parlamenter sisteme geçiş arasındaki süreç nasıl işleyecek? Orada da farklı senaryolar var. Mesela ‘Parlamenter sistem istiyorum’ diyen partilerin milletvekili sayısı 300 ile 360 arasında kalabilir. Cumhurbaşkanı da seçildi, ne olacak? (Milletvekili sayısı) 360-400 arasında olabilir, 400’den fazla olabilir. Ve her senaryoda, tam yetkili seçilen cumhurbaşkanının o yetkileri kullanırken istişareyle ‘Parlamenter sistem istiyorum’ diyen partilerle beraber konuşa konuşa o yetkiyi kullanmasını nasıl sağlayacağız? Bunların hepsinin çalışılması gerekiyor ve bunun da ortak bir çalışma olması gerekiyor. Geçiş sürecinin şekli üzerinde mutabakat olduktan sonra, mutabakatın ruhuna uygun nitelikte bir cumhurbaşkanı adayı arayışı gerekiyor. Geçiş sürecinde anlaşalım, nasıl işleyeceğine karar verelim, bu geçiş sürecine göre nasıl bir aday profili gerekiyor, onu da konuşalım. Eğer bu konularda da ortaklaşabiliyorsak, belki ittifak konusunu o noktada değerlendirmek mümkün olabilir.”

“Geçiş süreci ile ilgili ayrı bir görüşme trafiği başlayacak”

Babacan, geçiş süreci planı ile ilgili henüz bir takvim oluşturulmadığını belirterek “Geçiş süreci ile ilgili ayrı bir görüşme trafiği başlayacak. Ama bir takvim yok henüz. Çünkü takvim de tehlikeli. Ben de parlamenter sistemle ilgili dedim, takvim konuşmayalım. İki hafta takvim şaşsa, Cumhurbaşkanı, ‘Bak bunlar beceremedi, edemedi’ gibi neler neler söyler” ifadelerini kullandı.

DEVA Partisi lideri, geçiş sürecine ilişkin mutabakat konusunda bir netlik sağlanmadan aday ismi söz konusu olmayacağını, bunun kendileri için bir ön koşul olduğunu vurgulayarak “Tabii her partinin kendi tercihi olabilir. Aday da öyle ittifak da öyle. Tabi şu da önemli; ittifak sadece seçim için mi, seçimden sonra herkes kendi yoluna mı, yoksa seçim için kurulacak ittifak seçimden sonra bir koalisyon, ortaklık olarak devam edecek mi? Eğer öyleyse oturup bir de koalisyon protokolü hazırlamak gerekecek. Başlık başlık, mesela dış politika; eğitim sistemi nasıl olacak? Seçimden sonra muhalefet olarak devam edeceğiz diyorsak, bunlara hiç gerek yok uğraşmayalım. Ama eğer seçimden sonra beraber yönetme ruhuyla devam şeklinde ittifak olacak ise o zaman oturup politikaları ortaklaştırmak gerekir. Bazen ‘Çok ihtiyatlısınız’ diyorlar ama öyle değil. Biz planlı programlı gitmek istiyoruz ve söz verince tutmak istiyoruz” diye konuştu.

“İttifakın ortak aday çıkarması önemli”

“Seçim ilk turda alınmalı” diyenler var. Ortak aday mı, herkes kendi adayını mı çıkarmalı? sorusuna Babacan şu şekilde cevap verdi;

Eğer bir ittifak olursa, ittifakın ortak aday çıkarması önemli. Bir önceki seçimde öyle olmadı. İttifak oldu ama ortak aday çıkarılamadı. Ama herkes oradan biraz dersini aldı herhalde. Biz ittifak içinde olmadığımız için dışarıdan rahat konuşuyor olabiliriz. Onun için biraz ittifaktaki partilere sormak lazım belki.

Paylaşın

Pervin Buldan: Bizi Asla Yenemeyecekler

Saldırıya maruz kalan HDP Bahçelievler ilçe binasını ziyaret eden Pervin Buldan, burada yaptığı açıklamada, “Meydanı korkaklara bırakmayacağımızı herkes bilmelidir. Bizleri siyaseten yenemeyen, sandıkta yenemeyen bu kesimler, kanlı eylemleri ve saldırılarıyla bizi yenmek isteseler de asla yenemeyeceklerdir” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / HDP Eş Genel Başkanı Buldan, “Bu güçlerin açığa çıkarılması için mücadelemize devam edeceğiz. Saldırgan elbette tek başına gelmedi. Onu buraya gönderdiler; eline silah, bıçak verdiler” dedi. Buldan, “Bu saldırılar karşısında dayanışmanın ne kadar kıymetli olduğunu her geçen gün biraz daha anlıyoruz” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, iki gün önce saldırıya uğrayan Bahçelievler ilçe binasını ziyaret etti. Buldan, şunları söyledi:

“Öncelikle Bahçelievler İlçe Örgütümüze geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Bu saldırılar karşısında dayanışmanın ne kadar kıymetli olduğunu her geçen gün biraz daha anlıyoruz. Bizleri büyütecek ve ayakta tutacak olan elbette ki dayanışmadır. Aynı zamanda bu provokasyonu ve saldırıları yapmaya çalışanlara karşı da dimdik ayakta olduğumuzu göstermektir. Saldırı akşamı Eş Genel Başkanımız Mithat Sancar buradaydı. Bu saldırıyı kınamak, lanetlemek adına burada bulunan halkımızın yanında olmaya çalıştık. Bundan sonra da bunun böyle devam edeceğini herkesin bilmesi gerekiyor. Saldırının olduğu tarih manidar bir tarihti. Tam da Roboski Katliamının 10. yıl dönümüne denk gelen bir saldırıyla karşı karşıya kaldık.

Ülkemiz acılar ülkesidir. Ülkemizin tarihi katliamlarla dolu bir tarihtir. Roboski asla unutulacak bir katliam değildir. Roboski’ye benzer onlarca acının yaşandığını bu ülke ve bu coğrafyada yaşayan halklar çok iyi bilirler. En fazla da bunun bilincinde olanlar bizleriz, biz Kürtleriz. Kürtler tarihi boyunca hep acılarla, katliamlarla karşı karşıya kaldı. Hiçbir zaman bu acıları ne unuttu ne unutturdu ne de bu zalimler karşısında diz çöktü, boyun eğdi. Biz saldırıların arkasındaki güçleri, emir verenleri, tetik çektirmek isteyenleri çok iyi tanıyor ve tarihten biliyoruz. Tam da Deniz Poyraz’ın duruşmasına bir gün kala yapılan saldırı ile Kürtlere bir kez daha acı yaşatmak istediğini ve bu ülkeyi yönetenlerin HDP’ye ve Kürtlere bir mesaj verdiğini biliyoruz.

“Meydanı korkaklara bırakmayacağımızı herkes bilmelidir”

Biz Roboski Katliamının açığa çıkarılmaması üzerine, Deniz Poyraz, Ankara Gar, Suruç katliamlarının açığa çıkarılmaması üzerine bazı güçlerin harekete geçtiğini çok iyi biliyoruz. Emir veren, tetiği çeken, saldırıyı yapmak isteyenler bellidir. Kanlı bir kaosu yaratmaya çalışanlar bilsin ki; HDP bu saldırılar karşısında kendi güçlü mücadelesinden, inancından ve iradesinden asla taviz vermeyecektir. Meydanı korkaklara bırakmayacağımızı herkes bilmelidir. Bizleri siyaseten yenemeyen, sandıkta yenemeyen bu kesimler, kanlı eylemleri ve saldırılarıyla bizi yenmek isteseler de asla yenemeyeceklerdir.

Bahçelievler İlçe Örgütümüze yapılan saldırıda kimsenin hayatını kaybetmemiş olması bizler için güzel bir haber ama bu saldırıyı gerçekleştirenler bir an önce yargılanmalıdır. Bu güçlerin açığa çıkarılması için mücadelemize devam edeceğiz. Saldırgan elbette tek başına gelmedi. Onu buraya gönderdiler; eline silah, bıçak verdiler. “HDP’ye git, kanlı bir eylem gerçekleştir” dediler. Kanlı eylemlerle kaosla, saldırılarla, katliamlarla Türkiye’nin bir yere varamayacağını artık herkes bilmelidir. HDP bugün Türkiye’de milyonların oyunu almış bir partidir. Parlamentonun 3’üncü büyük partisidir. Her gün partimizi hedef göstermeye ve kriminalize etmeye çalışanlar, hakaret edenler, bugün tek başına parlamentoya giremeyenler bu söylemleri, tavırları ve tutumlarıyla saldırganları güçlendirdiklerini çok iyi bilsinler. Kendileri yüzde 10 seçim barajını aşamayacak kadar küçük partiler, Türkiye’nin 3. büyük partisine hakaret etme hakkına sahip değildir. Haklılığımızı, irademizi, başarımızı hazmedemeyenler partimize saldırganları göndererek buradan bir şey çıkar mı umudu taşıyorlar, ancak bunun boşa çıktığını gördüler ve görmeye devam edecekler.

“Bu zalimler karşısında mutlaka bizler kazanacağız”

Dün Deniz Poyraz’ın duruşmasında mahkeme heyetinin tavrını açık bir şekilde gördük. Katilin nasıl korunduğunu ve kullanıldığını gördük. Dün itirazımız katile katil gibi davranılmamasınaydı. Ancak katile katil dediğimiz için hakkımızda soruşturma açtılar. Soruşturmaları vız gelir tırıs gider. İstedikleri kadar soruşturma açsınlar, fezleke hazırlasınlar, biz katile katil demekten vazgeçmeyeceğiz. Arkasındaki güçleri ortaya çıkarmak için sözümüzü her yerde söylemeye devam edeceğiz. Eğer bir katil tetiği çekmiş ve bir kadını vahşice katletmişse onun adı katildir. İsteğimiz sadece bu tetiği çekenlerin değil arkasındaki güçlerin sorgulanması ve yargılanmasıdır. Hiç kimse kaygıya kapılmasın, milyonlar mutlaka kazanacaktır. Bu zalimler karşısında, bu faşizm anlayışı karşısında bizler mutlaka kazanacağız. Yeter ki dayanışmamızı, mücadelemizi, irademizi ve kararlı duruşumuzu kaybetmeyelim, bundan ödün vermeyelim. Ben ilçe örgütümüze bir kez daha geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum, yaralanan arkadaşlara acil şifalar diliyorum. Dayanışma içinde olanlara başta Barış Anneleri olmak üzere herkese ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Hepimizin yolu açık olsun.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu Yine Kapıda Kaldı: Bakanlığa Alınmadı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partililerden oluşan bir ekiple Milli Eğitim Bakanlığı’nı (MEB) ziyaret etmek istedi, ancak bakanlığa alınmadı. Kılıçdaroğlu’nun gelişi öncesinde bakanlığın giriş kapısının zincirle kilitlenmesi dikkat çekti.

Haber Merkezi / Bakanlık önünde yaptığı açıklamada, “Haksızlık, hukuksuzluk varsa, karşı çıkmak görevim… Dün bir feryadı dile getirdim. KPSS sınavında 80-90-95 puan alan evlatlarımızın elendiğini duydum, onlarla konuştum. Bu memlekete, gencecik evlatlarımıza yazıktır, günahtır.” diyen Kılıçdaroğlu, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı;

“Daha düne kadar mülakatlarda artı 3, eksi 3 aralığında puan verilecektir uygulaması neden terk edildi? TÜGVA’dan, TÜRGEV’den gelen listeler üzerine mi bu kararlar alındı? Danıştay, haksızlığı tescilledi. Geçmişte verdiği kararlarda, ‘Verilen puanlar hayatın olağan akışına aykırıdır’ deniyor… Haksızlığa uğradığına inanan bütün arkadaşlara hukuki destek vereceğiz.”

MEB’in açıklamasıyla ilgili soruya Kılıçdaroğlu, “Sarayın talimatıyla iş yapanları ben muhatap almam. Benim hedefim haksızlık yapanlarla hesaplaşmak” diye yanıt verdi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, dün partisinin genel merkezinde KPSS’den yüksek puan almalarına rağmen mülakatlarda aldıkları düşük puan nedeniyle atanamayan öğretmenlerle bir araya gelmişti…

Mülakat yüzünden atanamayan öğretmenlere destek veren Kılıçdaroğlu, bugün Milli Eğitim Bakanlığı’na gideceğini açıklamıştı. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), önüne gelmesi beklenen Kemal Kılıçdaroğlu’nun gelişi öncesinde bakanlığın giriş kapısının zincirle kilitlenmesi dikkat çekti.

Bakan Özer’den açıklama

Milli Eğitim Bakanı Özer yaptığı açılamada, “Bakanlığımızın kapıları herkese açık. Kamuoyunu yanlış yönlendirerek maksadını aşan, emrivaki şekilde yapılacak görüşme talebini karşılamamız beklenmesin” ifadelerini kullandı.

CHP lideri Kılıçdaroğlu, TÜİK’in kasım ayı enflasyon rakamlarını açıkladığı gün kurumu ziyaret etmek istemişti. Randevu talebi reddedilen Kılıçdaroğlu bu kez kurumun binasına gitmiş ancak içeri alınmamıştı.

Paylaşın

Bakan Özer’den Yüz Yüze Eğitim Açıklaması: Ara Verme Gündemimizde Değil

Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer, Omicron vakalarının artmasıyla ilgili “Şu an itibarıyla yüz yüze eğitime ara verme gündemimizde değil” dedi. Bu süreçte en büyük avantajlarının öğretmenlerin aşılanma oranlarının yüksekliği olduğunu ifade eden Özer, üçüncü ve dördüncü doz aşılarını yaptıran öğretmen oranının da sürekli yükseldiğini belirtti.

Haber Merkezi / Millî Eğitim Bakanı Mahmut Özer, yaptığı değerlendirmede dünyada Omicron vakalarının artmasının Türkiye’de de okulların yüz yüze eğitime devam etmesiyle ilgili tartışmaları tekrar gündeme getirdiğini söyledi.

Göreve geldiği günden itibaren okulların yüz yüze eğitime açılması yönünde kararlı bir duruş sergilediğini ifade eden Özer, 6 Eylül tarihi itibarıyla tüm kademe ve sınıf seviyelerinde haftada 5 gün yüz yüze eğitime başarılı bir şekilde devam ettiklerinin altını çizdi.

Özer, Sağlık Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu’nun destekleriyle artık okulların nasıl açık ve güvenli tutulacağını bildiklerini dile getirerek şunları kaydetti: “Geliştirdiğimiz sistemde sınıf bazlı süreci yönettik, vaka ve yakın temasları takip ederek sadece sınıf düzeyinde yüz yüze eğitime 10 gün ara verdik. Şu ana kadar süreç, oldukça başarılı devam etti. Yaklaşık 4 aydan beri kesintisiz haftada 5 gün eğitime devam edebildik. Bu süreçte okullarda kapatılan sınıf sayısı, toplamda yüzde 1’in çok çok altında seyretti. Bugün sadece 1524 sınıfımızda yüz yüze eğitime ara verildi. 850 bin sınıfımızın olduğu göz önüne alındığında bu rakam oldukça düşük.”

“En az iki doz aşı olan öğretmen oranı yüzde 94’e yükseldi”

Bu süreçte en büyük avantajlarının öğretmenlerin aşılanma oranlarının yüksekliği olduğunu ifade eden Özer, “En az bir doz aşı olan öğretmen oranımız yüzde 93, en az iki doz aşı olan öğretmen oranımız ise bugün itibarıyla yüzde 89. Aşı olmayıp hastalığı geçirerek antikor oluşturan öğretmen oranımız ise yaklaşık yüzde 5. Dolayısıyla en az iki doz aşı olan ve antikor oluşturan öğretmen oranımız yüzde 94’e ulaştı.” bilgisini verdi.

Özer, üçüncü ve dördüncü doz aşılarını yaptıran öğretmen oranının da sürekli yükseldiğini bildirerek “Bugün itibarıyla en az 3 doz aşı olan öğretmen oranımız da yüzde 36’ya yükseldi. Öğretmenlerimizin aşılanma oranları ülkemiz ortalamasının çok üzerinde olduğu gibi çoğu gelişmiş ülkelerdeki öğretmenlerin aşılanma oranlarının da üzerinde. Diğer taraftan öğrencilerimizin de aşılanma oranları sürekli yükseliyor.” değerlendirmesini yaptı.

“Okullar, en son kapatılacak yerler”

Okulların ilk açılması ve son kapatılması gereken yerler olduğunu sık sık ifade ettiğini belirten Özer, “Yeni varyantlar ortaya çıktığında hemen ilk akla gelenin okulların yüz yüze eğitime ara vermesi tartışmalarını yersiz buluyorum.” dedi.

Özer, bu süreçte okulların sadece bir öğrenme ortamı olmadığını yakından deneyimlediklerini aktararak şunları söyledi: “Tüm ülkeler, okul dışı ortamlarda önlemleri sıkılaştırarak okulları açık tutmak için her türlü önlemi almaya çalışırken biz de aynı kararlılıktayız. Ancak okul dışı ortamlardaki önlemlere daha fazla ağırlık vermeliyiz. Dolayısıyla şu an itibarıyla yüz yüze eğitime ara verme gündemimizde değil. Elbette süreci yakından takip ediyoruz. Okullarda maske, mesafe ve hijyene daha fazla önem veriyoruz.”

Paylaşın

Erdoğan, Erken Seçimin Kapısını Araladı

Birleşik Krallık merkezli haber ajansı Reuters, Türkiye’de yaşanan ekonomik dalgalanma ile ilgili kapsamlı bir haber yayınladı. Son dönemde TL’de yaşanan dalgalanma ile ilgili Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın attığı adımları analiz eden Reuters, bunların erken seçim sinyali olarak algılanabileceğine dikkat çekti.

Reuters, “Siyasi analistlere göre Cumhurbaşkanı Erdoğan, iki büyük karar- asgari ücretin artması ve yeni mevduat ile birlikte etkili bir şekilde erken seçimin kapısını araladı. İki açıklama da krizin hissedildiği bir dönemde beş gün arayla yapıldı.

Erdoğan ve üst düzey AKP yetkilileri tekrar tekrar bu iddiayı yalanladı. Fakat 2022’de ücretlerde rahatlık ve TL’nin keskin artışı, uzun süredir anketlerde güç kaybeden Erdoğan’ın bir an önce harekete geçmek isteyebileceğine işaret ediyor” yorumunda bulundu.

Öte yandan ajansa konuşan AKP’li bir yetkili, erken seçim iddiaları ile ilgili olarak, “Seçim gündemde yok. Seçim planlandığı gibi 2023’te olacak” dedi.

İsmini açıklamayan yetkili geçen hafta parti içindeki moralin yükseldiğine de dikkat çekerken, “Toplumun diğer kesimlerini de rahatlatacak yeni adımlar atılacak” dedi.

Öte yandan ajansa konuşan bir başka üst düzey yetkili ise, “Bu adımların uzun vadeli etkileri desteği artıracak. Ülkedeki panik havası artık yok. Şimdi sakince doğru adımları atmaya devam edeceğiz” ifadesini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2022 Asgari ücret 4 bin 253 lira 40 kuruş olarak belirlendiğini açıkladı.

Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nda işçi, işveren ve hükümet heyetlerinin oy birliğiyle asgari ücret brüt 5 bin 4 lira, net 4 bin 253 lira 40 kuruş oldu. Asgari ücretten gelir ve damga vergisi alınmayacak.

AK Parti hükümeti, yerel mevduat sahiplerini yabancı para birimlerine karşı değer kaybından kaynaklanan kayıplardan korumak için ‘Kur Korumalı’ bir ekonomik modeli yürürlüğe koydu.

Uygulanacak yeni sistemde, gerçek kişilerin Türk lirası vadeli hesapları üzerinden işleyecek faiz ile hesap açılış ve vade tarihlerindeki kur değişim oranı kıyaslanacak, yüksek olan oran üzerinden hesap nemalandırılacak.

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: Günlük Vaka Sayısı 36 Bini Aştı

Kovid 19’da son 24 saatte 36 bin 684 yeni vaka tespit edilirken, 142 kişi hayatını kaybetti. Verileri yorumlayan Bakan Koca, “RİSK GRUBUNDAKİLER daha dikkatli olmalı, hatırlatma dozlarını yaptırmalıdır.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 366 bin 363 test yapılırken, 36 bin 684 yeni vaka tespit edildi. 142 kişi hayatını kaybederken, 25 bin 638 kişi sağlığına kavuştu.

Bakan Koca’dan uyarı

Güncel verilerle ilgili değerlendirmesini sosyal medya hesabından paylaşan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, şu ifadeleri kullandı; Vaka sayılarında yaşanan artışla birlikte, hastalığa yakalananlar arasında ileri yaştakilerin, kronik rahatsızlığı olanların sayısı da yükselecek. Bu durum, kayıplarımızın artma ihtimalini güçlendiriyor. RİSK GRUBUNDAKİLER daha dikkatli olmalı, hatırlatma dozlarını yaptırmalıdır.

Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en çok aşılamanın gerçekleştirildiği Ordu’yu Osmaniye, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Zonguldak ve Bartın takip etti. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en az aşılamanın gerçekleştirildiği Şanlıurfa’yı sırasıyla Batman, Siirt, Diyarbakır, Muş, Bingöl, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ takip etti.

Paylaşın

Babacan’dan Erdoğan’ın ‘Nankör’ Sözlerine Yanıt

Partisinin 1. Olağan Ankara İl Kongresinde konuşan DEVA Lideri Babacan, “Sayın Erdoğan’ın siyasi hayatının finali, 84 milyon için umuda açılan yeni bir başlangıç olacak. Özgürlüklerin Türkiye’si ellerimizde yükselecek.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin Atatürk Spor Salonu’nda düzenlenen 1. Olağan Ankara İl Kongresinde konuştu. Babacan, DEVA Partisi’nin üye sayısının 100 bini geçtiği bilgisini paylaştı. Konuşmasında 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal ile Erdoğan’ı karşılaştıran Babacan’ın gündeminde Erdoğan’ın ‘nankör’ sözleri ve rövanşizm tartışmaları vardı.

Erdoğan’ın “Rahmetli Özal Türk lirasının onurunu kurtarmıştı. Şimdi biz de aynısını yapıyoruz” sözlerini Özal döneminde yayınlanan çeşitli gazete kupürlerini göstererek yanıtlayan Babacan şu ifadeleri kullandı:

“Erdoğan, lafa gelince, Özal’ı dilinden düşürmüyor. Çünkü rahmetli Özal’ın milletimizin gönlündeki yerini çok iyi biliyor ve onu ha bire istismar ediyor. İcraata bakıyoruz, tam tersini yapıyor. Hani bir deyim var ya, Özal gitmiş Mersin’e, Erdoğan gidiyor tersine. Rahmetli bu olanları görse, 2021 yılının Erdoğan’ını herhalde sopayla kovalardı. ‘Ne yapıyorsun, hiç ders almadın mı?’ derdi.

“Özal AİHM yolunu açmış, Erdoğan ‘kararlara uymayın’ diyor”

Özal deyince herkesin aklına orta direk geliyor. ‘Hedefimiz orta direğin güçlenmesidir’ diyor. Erdoğan, son yıllarda o orta direği yıktı. Tarihe böyle geçecek. Rahmetli Özal, basın özgürlüğünü savunurken ‘Yanlış haber de yapsalar, hakaret de etseler kızmam’ diyen güleç bir insandı. Erdoğan, Türkiye’yi basın özgürlüğünde 180 ülke arasında 153. sıraya geriletti. Gazetecilere davalar, cezalar, mobbingler, işten kovdurtmalar… Özal, vatandaşlarımızın AİHM’ye gidip hakkını arayabilsin diye yol açmış. Hatta biz de 2010 yılında, bu toplumun %58’inin onayıyla, Anayasa Mahkemesine bireysel başvurunun yolunu açtık. AİHM karar alıyor, Erdoğan bizim mahkemelerimize dönüp ‘Uymayın, yapmayın’ diyor. Bu yüzden Türkiye tarihinde ilk defa yaptırım sürecine girdi.

Erdoğan, Özal’ı bilmiyor ama iktidarın rotasını çizdiğini söyleyen Perinçek gayet iyi biliyor. ‘Turgut Özal ne dediyse tersini yapacağız. Onların hepsi çöplük’ diyor. Halkın desteğiyle siyaset yapamayan, Ankara’nın karanlık dehlizlerinde iktidara rota çizen birisi, çıkmış, rahmetli Özal’a çöplük muamelesi yapıyor. Sizin haddinize mi? Zerre kadar kıymeti yok bunların. Sayın Erdoğan’a sesleniyorum. 28 Şubatçılarla, mafya-çete dostlarıyla aynı gemidesiniz. Bu karanlığı hep beraber el ele verip sonlandıracağız. Erdoğan-Bahçeli-Perinçek troykasının ülkemizi içine soktuğu bu bunalımdan kurtaracağız. DEVA Partisi olarak, Türkiye’deki dönüşümün asli unsuru olacağız.

Erdoğan’ın bir yıldır yaptığı bazı konuşmalarını izleten Babacan, Erdoğan’ın ‘Birileri iş yok diyor, nankör bunlar’ ifadelerine şu sözlerle tepki gösterdi:

“Cumhurbaşkanı artık halkla arasına uzun ve yüksek bir duvar ördü. Halkı unuttu. Eskiden ‘Ankara’da Keçiören’de bir dairede oturuyor’ derlerdi. Şimdi kendisini Beştepe’ye hapsetti. Bir tek komşusu yok. Biz her gün sokaklardayız, ‘Evime ekmek götüremiyorum’ diyen yüzlerce vatandaşımızla her gün karşılaşıyoruz. Ben, zamanında Erdoğan’la beraber, 3Y ile, yasaklarla, yoksullukla ve yolsuzluklarla mücadelenin parçası olmuş bir arkadaşınızım. Zaman zaman anlaşmazlıklar yaşasam da benim o ilk yıllarda birlikte çalıştığım kişi böyle biri değildi. ‘Açım’ diyene, ‘işsizim’ diyene nankör denir mi? Hâlâ Keçiören’de o apartman dairesinde oturuyor olsa bu ifadeleri kullanabilir mi? Bulunduğu makamı borçlu olduğu bu millete yoksulluktan şikâyet ettiği zaman ‘Nankör’ diyor. Yazık, çok yazık.

Bu millete nankör diyecek kadar ileri giden Erdoğan’ın, siyasi hayatının finalinde tercih ettiği bu yalnızlığa, bu çaresizliğe gerçekten üzülüyorum. Ama kendisinin bu ülkeyi düşürdüğü duruma daha çok üzülüyorum. Bu ülkenin vatandaşlarının çektiği sıkıntılara, yokluğa, yoksulluğa, adaletsizliğe, hukuksuzluğa daha da çok üzülüyorum. Merak etmeyin. Sayın Erdoğan’ın siyasi hayatının finali, 84 milyon için umuda açılan yeni bir başlangıç olacak. Özgürlüklerin Türkiye’si ellerimizde yükselecek.

Bu topraklarda var olduğumuz müddetçe, rövanşist tutumlara asla izin vermeyeceğiz. Türkiye’yi nöbetleşe zorbalık sarmalından çekip kurtaracağız. Hiç kimsenin örgütlenme özgürlüğünü elinden almayacağız. Kamuda çalışan hiç kimse haksızca işini kaybetmeyecek. Eğitimde katsayı uygulamasıymış şuymuş buymuş… Bunlar tarihin utanç sayfalarında yerini almış uygulamalar. Raflardan indirmeye çalışanların karşısına dikileceğiz. Türkiye’de hiçbir kadın, bir daha asla, giyimi sebebiyle baskıya, ayrımcılığa, haksızlığa maruz kalmayacak. Çünkü artık DEVA Partisi var.

“Kendilerine emeklilik planı yapsınlar, korku filmi bitiyor”

Hiçbir hakkın çiğnenmesine göz yummayız ama bir yerde ayrıcalık, torpil vesaire görürsek hesabını sorarız ve soracağız. DEVA iktidarında huzurunu kaçıracaklarımızın kısa bir listesini sayacağım. Devlet ihalelerini peşkeş çekenlere, haksız rekabet ortamında zenginleşenlere bizden huzur yok. Hukuk işleyecek. 5 yerden maaş alanlara, 1 liralık malı devlete 10 liraya satanlara, milletin vergilerinden haksız kazanç elde edenlere huzur yok. Devletin valisini, kaymakamını, polisini, memurunu baskı altına alan yereldeki derebeylerine huzur yok. Kayırmacılığı, adaletsizliği, haksızlığı, hukuksuzluğu, yağmacılığı yapanlara huzur yok. Onlar şimdiden kendilerine emeklilik planı yapsınlar. Özellikle son 5 senedir Türkiye’ye yaşatılan bu korku filmi bitiyor. Siyasi fikri yüzünden, etnik ya da dini kimliği sebebiyle veya yaşam tarzı bahanesiyle, dışlanmış herkesin maruz kaldığı ayrımcılığı derhal sona erdireceğiz. Hakkı yenenin hakkını iade edeceğiz. Türkiye’nin sahipsiz olmadığını dünya aleme göstereceğiz.

Sizleri, tüm ülkemizi, yepyeni bir birlikteliğe davet ediyorum. Farklı fikirlerden kaçmayan, konuşmaktan korkmayan hür bir Türkiye’ye davet ediyorum. Hukuku, adaleti, demokrasiyi, temel hak ve özgürlükleri esas alan, yeni bir toplumsal sözleşme yapmaya davet ediyorum. Üreten, zenginleşen, yüksek katma değerli ürünlerini dünyaya ihraç eden, dünyanın yıldızı olacak bir Türkiye’ye davet ediyorum. Uluslararası toplumda saygın, güven oluşturan, sözüne tüm cihanın itibar ettiği bir Türkiye’ye davet ediyorum.”

Paylaşın

Deniz Poyraz Davası 24 Ocak’a Ertelendi

Deniz Poyraz’ın öldürüldüğü HDP İzmir İl Başkanlığı’na saldırı davasında ilk duruşma görüldü. Sanık ve izleyiciler arasında yaşayan gerilimin ardından duruşma 24 Ocak’a erteledi. Böylece müdahillik talepleri ve sanığın savunmasının alınması da 24 Ocak’a kaldı. Karara tepki gösteren avukatlar, mahkeme heyetini tarafsız olmamakla suçladı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir İl binasına 17 Haziran’da silahlı saldırı düzenleyen ve Deniz Poyraz’ı katleden Onur Gencer hakkında açılan davanın ilk duruşması İzmir Bayraklı Adliyesi 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başladı. Sabah saat 10.00’da başlaması gereken duruşma katılımcı sayısının çok fazla olması nedeniyle 13. Ağır Ceza Mahkemesi Konferans salonuna alındı.

Saldırgan güldü, salon gerildi

Saat 12.00 sıralarında başlayan duruşmada kimlik tespitleri saat 13.30’a kadar uzadı. Bu sırada saldırgan duruşma salonundan çıkarıldı. Gencer, Poyraz ailesinin önünden geçerken aileye dönerek güldü, bunun üzerine salonda gerilim yaşandı.

Salonda, “Siz katili yargılamaya değil şov yapmaya getirdiniz” denilerek tepki gösterildi ve uzun bir süre “Katiller halka hesap verecek” sloganları atıldı.

Kolluk hakkında suç duyurusu

Gerilimin ardından müdahil avukatlar, mahkeme başkanına “Bu karar sizin tarafınızdan verilmediyse ve kolluk kendi iradesiyle sanığı götürdüyse, kolluk hakkında suç duyurusunda bulunacağız. Şayet kararı siz verdiyseniz bu salona beyan edilmeliydi” dedi. Mahkeme başkanı da “Sanığın tuvalet ihtiyacı gereğiyle izin talep edildi ben de verdim” yanıtını verdi.

Beştaş: Kime meydan okuyor

Saldırgan Gencer, bir saat sonra yeniden duruşma salona getirildi. Gencer, salona girerken salondakilere dönerek dik bir şekilde yürümesi salonda yeniden salonda tepkilere neden oldu.

HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, “Dimdik yürüyor, bize meydan okuyor. Milleekillerinin başı eğilerek gözaltına alınırken bir katil meydan bizlere salona meydan okuyor. Kime meydan okuyor, göğsünü gererek gözümüzün içine bakarak salona giriyor” dedi.

Aslan: Aileye bakarak gülüyor

Ardından Avukat Türkan Aslan mahkeme başkanına “Aileye bakarak gülümsüyor, tahrik etmeye çalışıyor. Katil olması sebebiyle aşağı bakacak. Sizin bu uyarıyı yapmanız gerekiyor” diye konuştu.

Mahkeme başkanı da bunun üzerine saldırgan Gencer’e “Tahrik edici hareketler yapma, aileye ve salondaki katılımcılara bakma” uyarısında bulundu.

Buldan: Minbiç’te eğitim alan bir katil

Daha sonra Gencer’in kimlik tespitine geçildi, mahkeme başkanı “lise eğitimi” aldı dediği sırada HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, “Eğitimini Minbiç’te aldı, Minbiç’te eğitim alan bir katildir. Bu kadar sakin soru soramazsın, katile katil gibi davranın. Bu adam IŞİD’den eğitim aldı” diyerek tepki gösterdi.

Salonda silahlı kişiler var

Bu sırada salonda yer alan bir kısım avukat, izleyiciler arasında polis kıyafetli ve silahlı üç kişinin bulunduğunu salondan çıkarılmaları ve tutanak tutulmasını talep ettiler.

Polis kıyafetli kişiler salondan kaçarak çıkarken, salon yeniden karıştı. Avukatlar, kaçan kişilerin geri getirilmesi ve kimliklerine bakılarak tutağa geçirilmesini istediler. Polisler, haklarında tutanak tutulduktan sonra salondan çıkarıldılar.

Dava Avukatı Türkan Aslan, jandarmanın da uzun namlulu silahlarla salonda bulunduğunu ve bunun tutanağa geçilmesini istedi. Mahkeme heyeti, durumu tutanağa aldı.

Daha sonra avukat Aslan iddianamenin okunmasını ve iddianameye ilişkin değerlendirme yapmak istediklerini talep etti. İddianamenin okunması talebi mahkeme heyeti tarafından reddedildi.

“Bahçelievler saldırısı selamlamaydı”

Ardından Aslan, iddianamedeki eksikliklere ilişkin değerlendirmesine geçti. Aslan, dün (28 Aralık) HDP Bahçelievle İl Örgütüne yapılan saldırı giriişimi hatırlattı ve bunun davadan bir gün önce yapılmasının tesadüf olmadığını “Onur Gencer’i selamlamak” olduğunu söyledi.

Bahçelievler saldırısı ile birlikte ele alındığında İzmir Katliamının “örgütlü ve planlı” olduğunun çok daha net anlaşılacağını söyleyen Aslan, “Bugün sanık sandalyesinde Onur Gencer tek başına oturuyorsa bu saldırının ve cinayetin arka planının aydınlatılması konusundaki siyasi iradenin eksiliğinden ve aynı zamanda İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının ve ona bağlı kolluğun maddi gerçekliği tüm detayları ile ortaya çıkarılması konusundaki irade eksikliğinden kaynaklanmaktadır” dedi.

“Deliller titizlikle toplanmadı”

İddianamenin özensiz ve tek bir fail üzerine hazırlandığını vurgulayan Aslan, şöyle devam etti: “Bu irade eksiliği delillerin gereken özen, titizlilik ve hassasiyetle toplanmamasına ve delillerin karartılmasına neden olmuştur. Savcılığın elindeki yasal imkan ve olanaklar saldırının arka planın ortaya çıkarılması için kullanılmamıştır. Aksine, maddi gerçekliğin tüm yönleriyle açığa çıkarılmasını manipüle etmek üzere kullanılmıştır.

Soruşturma kapsamında fiili olarak savcılık adına delilleri toplayan, muhafaza eden, ifadeleri alan, delil analizleri yapan, delilleri yorumlayan, kendisine göre delilleri ayıklayan birim olan İzmir Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’nin bu saldırı kapsamında mağdur tarafın HDP olması nedeniyle ne kadar tarafsız ve bağımsız hareket ettiği büyük bir tartışma konusudur.

“İsmin ne abicim diyerek karşıladılar”

Kolluğun sanığın çanta ile yukarı çıktığını bilmeleri nedeniyle olsa gerek sanıkla ilk karşılaştıklarında kolluğun hemen ‘çanta nerede’ diye sorması, sanık aşağı indiğinde ‘ismin ne abiciğim’ diyerek sanığı karşılamaları, olay yeri incelemesinin özensiz yapılması nedeniyle delillerin bütünlüklü olarak toplanmaması, telsiz konuşmalarına göre sanığın iş merkezi içinde olay sonrası katlar arasında dolaştığı bilinmesine rağmen iş merkezinde gerekli önlemler ve tedbirler alınarak delil toplama işleminin yapılmaması, kolluğun ifade alım aşamasında sanığı soruları ile yönlendirme çabası, sanık ile bağlantılı olabilecek kişi yada siyasi grupların ortaya çıkarılması konusunda soru sormaktan imtina etmesi, deliller toplanmadan yakalama, gözaltına alma işleminden yaklaşık 20 saat gibi kısa bir sürede gözaltı süresinin sonlandırılması gibi işlemler bir bütün olarak değerlendirildiğinde kolluğun bağımsız ve tarafsızlığını dosyada koruyarak soruşturmayı etkin yürüttükleri söylenemez.”

“Savcılık katilin kimliğini örtüyor”

Aslan’ın ardından konuşan Avukat İmdat Ataş ise, iddianameye ilişkin değerlenmesinde şunları söyledi: “Karşımızdaki kişi tasarlayarak ve yurtdışında eğitimini alarak bir katliam gerçekleştirdi. Bu saldırgan eylemi tek başına gerçekletirmedi, kontrgerilla faaliyeti olarak gerçekleştirdi. Savcılık bu kapsamda soruşturma yürütmeliydi. Elimizde yeterli veri var. Örgütlü faaliyeti sadece biz söylemiyoruz.

Sanık tek başına hareket ettiğini söyleyebilir ama ifade tutanağı incelendiğinde aksi olduğu fark edilecektir. Katilin aslında kim olduğunun savcılık tarafından adeta üstünü örtmüştür. Bu ilişkiler ağı ve çete yapılmasının ortaya çıkarılmasını talep ediyoruz. Türkiye’de politik olmayan bir cinayet işlense sanık en az 24 saat gözaltında tutulur.

Oysa sanık 20 saat tutulmuş, Savcı tek başına bir süreç yürütmüştür. Bu sebeple yürütülen soruşturma eksik bir soruşturmadır” diye konuştu. Daha sonra tekrar devam eden Türkan Aslan Ağaç, soruşturmanın eksik yürütüldüğünü belirterek bu süreci tamamlamak istediklerini ifade etti.

“SADAT ilişkisi araştırılmadı”

Ataş, savcılığı “örgütlü suçlar yönünde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verdiğini ancak yargılama sürecinde suçun örgütlü suçlar kapsamında tamamlanabileceğini” vurguladı ve ekledi: “Sanığın SADAT ile ilişkilerinin araştırılmadı delil toplama aşaması yüzeysel yürütüldü.

Sadece FETÖ/PDY ile sınırlı tutulmuştur. Bu dahi soruşturma makamının, siyasi cinayetin tüm yönleriyle ortaya çıkarılması konusundaki irade eksiliğini göstermesi açısından oldukça çarpıcıdır. Sanığın, örneğin terörist cihatçı selefi gruplar ile ilişkilenme olasılığı hiç düşünülmemiştir.

“Örgütlerle ilişkisini savcılık yok saydı”

“Sanığın kendisini hareketleriyle, fotoğraflarıyla, el işaretleriyle ifade ettiği siyasi hareketin geçmiş pratikleri de dikkate alındığında organize suç örgütleri ile ilişkili olabileceği gerçekliği savcılık tarafından tamamen yok sayılarak hiçbir araştırma yapılmadı.

“Bu kişilerin en azından sosyal medya hesapları incelendiğinde ezici bir çoğunluğun aynı siyasal zeminden beslendiği ve örgütlendiği görülecektir. Yine bu kişilerin sosyal medya hesapları incelendiğinde ortak noktalarının Kürtlere ve HDP’ye karşı olan nefret söylemlerinde birleştiklerini görüyoruz.”

Ataç, katilin üzerinde çıkan çantanın tutanak altına alınmadığını ve çantada ne olduğu henüz bilmediklerini, savcılığın ve kolluğun sanığı ruh hastası olarak gösterecek sorularla yönlendirdiğini dile getirdi. Ataç, “Kolluk da savcılık da bu suçun ortağıdır” dedi.

Duruşma salonunda kavga

Duruşmaya ara verilirken saldırgan Onur Gencer, Deniz Poyraz’ın kardeşine küfretti ve Jandarmaların arasından sıyrılarak ailenin üstüne yürüdü. Ardından salondakiler Gencer’e saldırdı, mahkeme salonunda kavga çıktı. Avukatlar, “asker katilin başını okşuyor. 20 askerin arasından nasıl kurtulup aileye saldırıyor” diye tepki gösterdi.

Duruşma 24 Ocak’a erteledi

Duruşma 20 dakika verilen aranın ardından yeniden başladı. Mahkeme heyeti duruşmayı bitirmek istedi. Diyarbakır Baro Başkanı Nahit Eren, duruşmanın usule aykırı bir şekilde devam ettiğini söyledi. Savunmadan görüş alınmadan, davanın ertelenemeyeceğini belirtti.

Mahkeme başkanı savcının ara mütaalasını almadan Gencer’in tutukluğuna devamına karar vererek duruşmayı ertelemek istedi. Avukatların itirazı üzerine “Mahkeme salonda saldırı oluyor” dedi. Dava avukatları “siz kimi koruyorsunuz” diyerek mahkeme başkanına tepki gösterdi.

Mahkeme başkanı duruşmayı ilk önce 4 Ocak’a erteledi, avukatların itirazı üzerine duruşma 24 Ocak’a alındı.

“Örgütlü gücün olduğu siyasi bir cinayet”

Duruşma sonunda avukatlar adliye önünde açıklama yaptı. İzmir Baro Başkanı Özkan Yücel, “Bu cinayet arkasında büyük bir örgütün olduğu siyasi bir cinayettir” dedi.

Meral Danış Beştaş ise; “Apar topar davanın kapatılmak istenmesi hazırlanan iddianamede bize saldırganın arkasındaki gücü gösteriyor. Ama biz cinayetin arkasındaki karanlık ellerin ortaya çıkması için mücadele edeceğiz” diye konuştu.

(Kaynak: bianet)

Paylaşın

Kılıçdaroğlu, KPSS Mülakat Mağdurlarıyla Görüştü

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, KPSS’de yüksek puan almasına rağmen mülakatta elenen öğretmen adaylarıyla birlikte basın toplantısı düzenledi. CHP Lideri Kılıçdaroğlu mülakatları kaldıracaklarına dair söz verdi.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu, “TBMM’nin aldığı, Milli Eğitim Komisyonu’nun aldığı karara uymayacaksınız, Danıştay kararına uymayacaksınız, keyfinize göre hareket edeceksiniz, çalışan, dereceye giren öğrencilerin hakkını yiyeceksiniz, sonra da bana adaletten, demokrasiden söz edeceksiniz.” dedi. Kendisinden önce konuşan gençlerin Türkiye’nin bugünü ve geleceği olduğunu belirterek, “Onlara yapılan bu işlemler dolayısıyla özür borcumuz var.” diyen Kılıçdaroğlu, şunları söyledi;

“Değerli basın mensupları, az önce konuşan dört arkadaşımız bizim evlatlarımız yani Türkiye’nin bugünü ve geleceği. Onlara özür borcumuz var yapılan bu işlemler dolayısıyla. Fakat bırakın özür dilemeyi yetkililere sabahtan beri ulaşamıyoruz. Bakan Beye sabahtan beri ulaşamıyoruz. Bu haksızlığı o nedenle 84 milyonun duymasını istedim.

Vicdan sahibi herkesin elini vicdanına koyması lazım. Dün akşam, yüksek puan alan fakat sözlüde elenen Sahra adlı kızımızla görüştüm. Önce kendisini yüksek puan aldığı için kutladım. Bana şunu söyledi, Çok üzgünüm keşke bu puanı almasaydım. En azından bir gerekçem olurdu. En azından ben yüksek puan alamadığım için mülakata da çağırmadılar derdim” diyor.

Halkımıza seslenmek isteriz. Adaletin olmadığı bir yerde huzur olur mu? Adaletin olmadığı bir yerde bereket olur mu? Bu çocukların hayatını çalmak kimin hakkıdır, kim böyle bir hakkı kendi üstüne alıyor? Bu çocukların geleceğini nasıl çalıyorlar? Adaletsizce nasıl alıyorlar, nasıl gasp ediyorlar? Buna hepimizin itiraz etmesi lazım. Doğudan, batıdan, güneyden, kuzeyden 84 milyonun da itiraz etmesi lazım; yazıktır, günahtır. Babaların, annelerin çocuklarını, evlatlarını nasıl yetiştirdiklerini, hangi fedakarlıklara katlandığını herhalde hepimiz biliriz. Her anne, baba bilir bunu. Her anne babanın emeğini çalmak, bu çocukların hakkını çalmak kimin hakkıdır, kime böyle bir yetki verilir?

Daha önce bu konuda benzer olaylar çıktığında olay Danıştay’a yansıdı. Danıştay’ın verdiği bir karar var, “Mülakatta artı 3, eksi 3 puan verebilirsiniz” diyor. Bir puan aralığı belirliyor. KPSS’de aldığı puanla mülakatta verilecek puan aralığını belirliyor. Buna uymuyorlar. Yani Danıştay kararına uymuyorlar. Danıştay kararına uymayan bir yönetim olabilir mi, yargı kararına uymayan bir yönetim olabilir mi? Aklımızın almadığı, düşünemediğimiz olaylar Türkiye’de gerçekleşiyor. Bu karar çıktıktan sonra Milli Eğitim Komisyonunda bütün siyasi partilerin temsilcileri hep beraber Danıştay’ın bu kararına uyulması konusunda görüş birliği sağladılar. Grubu olan bütün siyasi partilerin temsilcileri oradaydı. AK Parti de, CHP de, İYİ Parti de, HDP de oradaydı ve bu konuda görüş birliği sağladılar. Görüş birliğine dahi uyulmuyor. Yazık günah değil mi bu çocuklara?

TBMM’nin aldığı, Milli Eğitim Komisyonunun aldığı karara uymayacaksınız, Danıştay kararına uymayacaksınız, keyfinize göre hareket edeceksiniz, birilerinin, çalışkan öğrencilerin, dereceye giren öğrencilerin hakkını yiyeceksiniz; sonra da bana adaletten söz edeceksiniz, demokrasiden söz edeceksiniz.

Bu evlatlarımızın hakkını, hukukunu korumak benim boynumun borcudur. Her türlü hukuki desteği vereceğiz. Haklarını alıncaya kadar da mücadele edeceğiz. Saray da bunu çok iyi bilsin, sarayın şürekâları da çok iyi bilsin. Birilerinin hakkını birilerine yetirmeyeceğiz. Herkesin hakkı kendisine ait olmalıdır. Birilerinin hakkını birilerine yedirirseniz, torpili getirirseniz, adam kayırmacılığı getirirseniz bu işler düzelmez.

O nedenle ben bu arkadaşların huzurunda da milletime açık ve net söz veriyorum: Allah’ın izniyle iktidar olduğumuzda bu mülakat belasını kaldıracağım. Ne mülakatı kardeşim, KPSS’ye giriyor, kim kaç puan alıyorsa puanına göre yerleştireceksiniz, bitti bu kadar! Benim adamım olsun, onun adamı olsun, onun dayısı olsun, onun akrabası olsun. Dayısı olmayan ne yapacak, akrabası olmayan ne yapacak, yakını olmayan ne yapacak? Bu ülkenin garibi ne yapacak, fukarası ne yapacak, boğazından kesip evladını yetiştiren anne ne yapacak, baba ne yapacak?

Sözüm söz, bu mülakat belasını kaldıracağız, böyle bir rezalete asla izin vermeyeceğiz. Bu arkadaşlarımızın hakkını da, hukukunu da sonuna kadar destekleyeceğiz ve her türlü hukuki desteği de vereceğiz.”

Salih Can Büyükaydın: Bu sene KPSS sınavından 79,72 alarak İngilizce Öğretmenliği alanında 303’üncü oldum. Ardından sözleşmeli öğretmenlik için yapılan sözlü sınavlara girdim. İki gün öncesinde de bu sözlü sınav sonucumun 56’ya düşürüldüğünü gördüm, tercih dışı bırakıldım. Bunun sonucunda da iki gündür uyku uyuyamıyorum. İki gündür yollardayım, kurum kurum geziyorum, çalmadık kapı bırakmadık deyim yerindeyse. İki gündür sadece 4 saat uyudum. Büyük bir haksızlık olduğunu düşünüyorum. İnşallah bizim emeğimizin, hakkımızın bize tekrar geri verilmesini umuyorum. Söyleyeceklerim bu kadar. Diğer arkadaşlarıma da söz hakkı vermek istiyorum.

Fuat Korkmaz: Lise matematikte Türkiye 68’incisi oldum 733 kontenjan arasından. Günlerimi ailemden, çocuğumdan feragat ederek, çalışarak geçirerek bu dereceyi, bu başarıyı elde ettim. Ama sözlü mülakatımın da çok iyi geçmesine rağmen, mülakattaki hocalarımın beni tebriklerle uğurlamasına rağmen ben şu anda 55 puan aldım ve benim gibi bir, on, yüz değil bin kişiye yakın böyle arkadaşımız var ve çok mağduruz. Adalet istiyoruz, hakkımızın teslim edilmesini istiyoruz. Teşekkür ederim.

Hatice Ulubay: Felsefe grubu öğretmeniyim. Felsefede kontenjan sadece 149 kişi. Ben ilk 100’ün içindeydim. Puanım 87.75. Ben de elendim. Bu benim ikinci mülakatımdı. İlk mülakata girdiğimdeki puanımla -3 ay önce girdim- puan aynı verildi. 81,5’tu 82’ye yuvarlandı fakat şimdiki mülakat puanım 54. Ben hala neden elendiğimi bilmiyorum. Bunu öğrenmek istiyorum sadece.

Ahmet Yılmaz: Özel eğitim öğretmeniyim. Ankara’ya Aksaray’dan geliyorum. Benim babam beni okutmak için bel fıtığı oldu, yıllarca emek verdi. Şu anda hareket ederken bile zorlanıyor. Ama benim hakkım gasp edildi ve 55 verilerek benim atama hakkım elimden alındı. Şu anda kontenjana dahilim ama atanamıyorum. Diyeceklerim bu kadar.

Paylaşın