Sancar: Bu Sistemden Kurtulmanın Tek Yolu Birlikte Mücadele Etmektir

‘Deniz Poyraz Davası’ duruşması öncesi açıklamalarda bulunan HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, “Bu sistemden, iktidardan, bu kanlı talancı düzenden kurtuluşun tek yolu birlikte mücadele etmektir” dedi.

Haber Merkezi / Sancar, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Yargı, iktidarın elindedir ve muhalefeti bastırmak, demokrasi güçlerini sindirmek için bir sopa olarak kullanılmaktadır. Elbette susarak beklersek adalet mahkeme salonlarında gerçekleşmeyecek. Susmuyoruz; örgütlü adaletsizliğe karşı örgütlü mücadeleyi, sistemli kötülüğe karşı en geniş dayanışmayı ve ortak mücadeleyi kurmaya devam ediyoruz.” ifadelerini kullandı.

“Bu sistem, suçluları aklayan ve hakikati karartan bütün mekanizmalarıyla demokrasi mücadelesinin önüne dikilmektedir. Biliyoruz ki adalet ancak herkes için talep edildiğinde bir hedefe amaca yönelik olur, adalet mücadelesi herkes için verildiğinde anlam kazanır. Ya herkes için vardır ya da hiç kimse için yoktur.” diyen Mithat Sancar’ın ‘Deniz Poyraz Davası’ duruşması öncesi yaptığı açıklamalar şöyle;

“Bugün burada Deniz Poyraz arkadaşımızın katledilmesiyle ilgili davanın 2. duruşması için bulunuyoruz. Deniz Poyraz arkadaşımız 17 Haziran’da katledildi. O kurşunlar elbette onun o güzel, o mücadeledeci bedenine yöneldi, önce onun kanı akıtıldı ama saldırının tek hedefi Deniz Poyraz değildi. Saldırı aynı zamanda HDP’yeydi. Saldırı aynı zamanda demokratik siyaseteydi, Türkiye’deki kadın ve demokrasi mücadelesine, barış mücadelesine yönelikti. O kuruşunlar barışı, demokrasiyi, kadın mücadelesini, emek mücadelesini hedef almıştı. Arkasında güçlü bir örgütlü plan vardı, sistemli bir cinayet hazırlanmıştı ve belki de onlarca kişinin katledilmesi hesaplanmıştı.

“Korkutmak istediler ama başaramadılar, bundan sonra da başaramayacaklar”

O gün orada Deniz Poyraz arkadaşımız bulunuyordu ona kıydılar, onu aramızdan aldılar ama onlar da biliyor ki sadece bir arkadaşımızın katledilmesiyle veya başka arkadaşlarımızın katledilmesiyle bu mücadele durmaz. Kimse korkmaz, kimse yılmaz. Gözdağı vermek, sindirmek istediler. Ama hiçbiri bu tür saldırılarla başaramadılar, başaramayacaklar. Adalet, hakikat ve barış için buradayız. Biliyoruz ki karşımızda sistemli ve örgütlü bir kötülük düzeni, adaletsiz bir sitem var. Bu uygulamalara, bu sisteme, bu zihniyete ve iktidara karşı tek etkili yol da sistemli ve örgütlü mücadeledir. Kötülüğe karşı iyiliği örgütlemek, adaletsizliğe karşı adalet mücadelesini büyütmek tek çıkar yoldur.

“Bu sistemden kurtulmanın tek yolu birlikte mücadele etmektir”

Bu sistemden, iktidardan, bu kanlı talancı düzenden kurtuluşun tek yolu birlikte mücadele etmektir. Yargı, iktidarın elindedir ve muhalefeti bastırmak, demokrasi güçlerini sindirmek için bir sopa olarak kullanılmaktadır. Elbette susarak beklersek adalet mahkeme salonlarında gerçekleşmeyecek. Susmuyoruz; örgütlü adaletsizliğe karşı örgütlü mücadeleyi, sistemli kötülüğe karşı en geniş dayanışmayı ve ortak mücadeleyi kurmaya devam ediyoruz. Bu sistem, suçluları aklayan ve hakikati karartan bütün mekanizmalarıyla demokrasi mücadelesinin önüne dikilmektedir. Biliyoruz ki adalet ancak herkes için talep edildiğinde bir hedefe amaca yönelik olur, adalet mücadelesi herkes için verildiğinde anlam kazanır. Ya herkes için vardır ya da hiç kimse için yoktur.

“Başkasına yapılan haksızlığa susanlar son zamanlarda yaşananlardan ders çıkarmalıdır”

Bekleyerek, başkalarına yapılan adaletsizliklere sessiz kalarak, onları görmezden gelerek devam edeceğini düşünen herkes son zamanlarda yaşadığımız örneklere bakarak mutlaka uyanmak zorundadır. Başkasına yapıldığında başını kenara çevirenler de bu sistemden, adaletsizlikten, zulümden, baskıdan gün gelir nasibini alır. Yıllardır bağırıyoruz; adalet ancak herkes için varsa, herkes için talep ediliyorsa gerçekleşebilir.

“Kim saldırıya uğruyorsa hep birlikte onun yanında yer almalıyız”

Yoksa adaletsiz düzenin içinde bütün ötekiler, muhalifler, ezilenler mutlaka payını alacaktır. Çağrımız bütün adalet isteyenleredir, bütün eşitlik isteyenleredir, bütün ezilenleredir. Bütün ötekileştirilenleredir. Kimliğine bakmadan adaletsizliğe kim maruz kalıyorsa onun yanında yer almalıyız. Kim bu adaletsiz sistemin saldırılarına maruz kalıyorsa dayanışmayı orada hızla bir şekilde örmek zorundayız.

“Saldırı bu ülkenin barış umudunu kırmaya, bu mücadeleden vazgeçirmeye yönelikti”

Sadece kendimiz için adalet istiyorsak, bu düzenin devamına katkı sağlarız. Kendisi için adalet isteyenler, adaletsizliğin devamına ortak olmaktan başka bir şey yapmaz. İşte son örnekler ortada. Bu sistemi değiştirmek, bu zalim baskıcı iktidarı göndermek için ortak mücadeleden ve demokratik mücadeleyi birlikte büyütmekten başka yol yok. Adaleti de ancak bu şekilde sağlayabiliriz. Deniz Poyraz’a, HDP’ye yönelik saldırı bu ülkede barış umudunadır. Barış mücadelesinden vazgeçirme çabalarının sistemli uygulamalarıdır. Oysa biz barışı getirmekte kararlıyız. Barışı da ancak adalet ve hakikat üzerine kurabiliriz. Adalet ve hakikatin olmadığı yerde barış da olmaz. Barışın olmadığı yerde demokrasi de olmaz. Demokrasinin olmadığı yerde eşitlik de olmaz huzur da olmaz. Bunu hepimizin görmesi lazım.

“Yargı cinayeti münferit göstermek için elinden geleni yapıyor”

Deniz Poyraz’a yönelik cinayet, sistemli bir cinayettir. Soruşturmanın başından beri hem emniyet hem savcılık bu cinayeti münferit, bireysel göstermek için ellerinden geleni yaptı. Tıpkı bundan önceki saldırılarda olduğu gibi. Hakikati, örgütlü kötülüğü örtmek için ellerindeki imkanları kullandılar. Biz de irademizi, örgütlü gücümüzü bu karanlığın arkasındaki gücü ortaya çıkarmak için kullanmaya devam edeceğiz. Bu sistemi değiştirene kadar bu mücadeleyi sürdüreceğiz. Bu ülkeyi aydınlığa çıkaracağız. Karanlığın üstüne halkların iradesini ve ışıklarını mutlaka yönelteceğiz. Bizlere yönelik saldırılarda bütün güçleriyle hakikati örtmek ve suçluları aklamak için uğraşan bu sistem, bize yönelik yargılamalarda ise her türlü kumpası, hileyi, oyunu oynamakta bir beis görmüyor. Sıra bizlere, demokrasi güçlerine, sıra emekçiye, ezilene gelince hiçbir delile gerek kalmadan en ağır baskıları uygulayan sistem, apaçık işlenen cinayetleri, soygunu ve talanı gizlemek için seferber olmaktadır.

“Bu gidişatı değiştirmenin yolu, adalet mücadelesini büyütmekten ve demokrasi mücadelesini ortaklaştırmaktan geçiyor”

İşte bu gidişatı, bu döngüyü değiştirmenin yolu adalet mücadelesini büyütmekten, demokrasi mücadelesini ortaklaştırmaktan geçiyor. Ya en geniş demokratik mücadele ortaklığını kuracağız ya da bu kötülük düzeni devam edecek. Bu ülkede barışın ve demokrasinin, adaletin gerçekleşmesini önlemek için yoluna devam edecektir. Biz burada bu gidişe dur demek için varız. Adaletsizliğin olduğu her yerde, kime yönelirse yönelsin adaletsizliğe karşı birlikte mücadele etmek için varız, var olacağız. En büyük gücü kadın mücadelesinden aldığımızı hatırlatalım, Deniz Poyraz cinayeti kadın mücadelesine saldırının da sembolüdür. O nedenle en büyük direnci kadınlar göstermektedir. En etkili mücadeleyi kadın hareketi yürütmektedir. Hep birlikte barışa, demokrasiye, adalete yürüyüşümüz devam edecek. Hakikati ortaya çıkaracağız, adaleti gerçekleştireceğiz, hakikatle adaletin üstüne barışı inşa edeceğiz. Bu ülkeye demokrasiyi mutlaka getireceğiz. Bütün dostları; dayanışma için, mücadele için her an her şekilde yoluna devam eden tüm güçleri selamlıyorum. Adalet, hakikat, barış ve demokrasi mücadelesinin başarıya ulaşacağına inanıyorum. “

Paylaşın

203 Sanatçıdan Sezen Aksu’ya Destek Bildirisi: Asla Yalnız Yürümeyecek

Yaşar Gaga ile beraber seslendirdiği “Şahane Bir Şey Yaşamak” şarkısındaki “Adem ve Havva” göndermesi nedeniyle hedef gösterilen Sezen Aksu’ya 203 sanatçıdan destek geldi. Bildiride, “Sezen Aksu asla yalnız yürümeyecek ve bizler bir kişi dahi eksilmeyeceğiz” denildi.

Sezen Aksu’nun “Avcı” şiiriyle yaşadığı saldırılara yanıt vermesinin ardından aralarında Latife Tekin, Elif Şafak, Ece Temelkuran, Birhan Keskin, Hayko Cepkin, Şükrü Erbaş ve Sema Kaygusuz gibi yazar, gazeteci, akademisyen, müzisyen ve şairlerin olduğu 203 sanatçı imza metni yayınladı.

“Sezen Aksu asla yalnız yürümeyecek ve bizler bir kişi dahi eksilmeyeceğiz” ifadelerinin yer aldığı imza metni şöyle:

“Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sanatçı Sezen Aksu’yu hedef gösteren ve ifade özgürlüğünü yok sayan sözlerini büyük bir tepkiyle izliyoruz. 47 yıldır yazan, söyleyen ve bu toprakların kültürel birikimine onlarca şarkı armağan eden Sezen Aksu’ya karşı başlatılan bu saldırının tam karşısındayız.

“Aksu’nun ifade özgürlüğünün kısıtlandığı ve ‘dilinin koparılması’ ile tehdit edildiği bir ülke istemiyoruz. Girişilen bu saldırıya karşı hep birlikte ve dayanışma içinde olduğumuzu bildiriyoruz.

“’Koparılmak’ istenen dil Anadolu’nun kadim halklarının dilidir. Pir Sultan’ın, Yunus Emre’nin, Karacaoğlan’ın, Köroğlu’nun, Âşık Veysel’in, Sinem Bacı’nın, kısacası binlerce yıldır bizi temsil eden, sevinçlerimizi, üzüntülerimizi, ağıtlarımızı söylediğimiz dildir. Hoca Nasreddin gibi ağlayan, Bayburtlu Zihni gibi gülen kadim halkların, emekçilerin, kadınların ve her türlü zorbalığa karşı sazıyla, sözüyle mücadele edenlerin dilidir. ‘Koparılmak’ istenen dil, özgür sanatın dilidir.

“Biz sanatçılar olarak bu topraklarda yaşayan tüm dilleri korumak için mücadele ettik ve bundan sonra da aynı kararlılıkla mücadele etmeyi sürdüreceğiz. Sezen Aksu asla yalnız yürümeyecek ve bizler bir kişi dahi eksilmeyeceğiz.”

İmzacılar

Aslı Biçen, Aslı Solakoğlu, Aslı Tohumcu, Aslı Uluşahin, Ayşe Çavdar, Akif Kurtuluş, Altay Öktem, Anıl Mert Özsoy, Ali Seçkiner Alıcı, Akın Yanardağ, Ayla Turan Tan, Adnan Gerger, Ayşen Şahin, Arife Kalender, Aydan Yalçın, Aliye Özlü, Ayşegül Devecioğlu, Atiye Kalkan, Ahmet Murat Aytaç, Ahmet Telli, Birol Tezcan, Bade Osma Erbayav, Baran Güzel, Burhan Şeşen, Birhan Keskin, Büşra Sanay, Burcu Ünlü, Barış İnce, Belgin Bıyıkoğlu, Birgül Oğuz, Bircan Değirmenci, Buket Uzuner, Bülent Tekin, Barış Atay, Belma Fırat, Betül Yılmaz, Batuhan Dedde, Can Uçar, Cem Erciyes, C. Hakkı Zariç, Çağlayan Çevik,

Çayan Okuduci, Cenk Kolçak, Çağrı Sinci, Cihan Ülsen, Cem Vazo, Cafer Solgun, Çetin Ali Nergis, Devrim Horlu, Deniz Durukan, Dündar Hızal, Deniz Ulkat, Derya Ulkat, Duygu Kankaytsın, Devrim Dirlikyapan, Dilruba Nuray Erenler, Diyar Atak, Ezgi Polat, Ercan Mehmet Erdem, Emrullah Alp, Esin Özbek, Emirali Türkmen, Erdoğan Emir, Ece Temelkuran, Eylem Te, Engin Turgut,  Eray Sargın, Emrah Polat, Erkan Karakiraz, Erbil Doğan, Figen Şakacı, Fatih Tan, Fadıl Öztürk, Fahri Özdemir, Fatma Aras, Gaye Boralıoğlu, Gökhan Bakar, Grup Adalılar, Gonca Özmen, Gülşen İşeri, Giray Kemer, Gökhan Bakar, Haydar Ali Albayrak, Hıdır Işık, Hüseyin Bul, Haydar Ergülen, Haden Öz, Hüseyin Gökçe, Hilal Karahan,

Haluk Tolga İlhan, Hüseyin Turan, Hayko Cepkin, Hatice Meryem, Ilgın Sönmez, Latife Tekin, Tekgül Arı, Nil Sakman, Sevim Erdoğan,  Onur Bütün, Mahmut Çınar, Umay Umay, Sırma Mirzaoğlu, Sibel Oral, Mahir Ünsal Eriş, Murat Özyaşar, Özlem Akcan, Sercan Meriç, Mehmet Said Aydın, Metin Solmaz, Merve Göntem, Umut Altınçağ, Volkan Yosunlu, Sinem Sal, M.K. Perker, Murat Uyurkulak, Pelin Buzluk, Murat Meriç, Metin Yetkin, Muzaffer Gezer, Gönül Kıvılcım, Pınar Aydınlar, Nesimi Aday, Sevengül Sönmez, Kemal Varol, Ferhat Tunç, Fatoş Avcısoyu Ruso, Zerrin Saral, Nimet Mızraklı, Levent Karataş,

Vecdi Erbay, Nadir Göktürk, Muzaffer Gezer, Şükrü Erbaş, Niyazi Koyuncu, Tunca Çaylant, Ünal Ersözlü, Sina Akyol, Tuğrul Keskin, Namık Kuyumcu, Semih Çelenk, Mazlum Mengüç, Tuba Torun, Orhan Alkaya, Suzan Samancı, Utkucan Akyol, Kazım Gündoğan, Mustafa Ergin Kılıç, Sema Kaygusuz, Oğulcan Kütük, Yücelay Sal, Ömer Ferhat Özmen, Serhad Raşa, Yücel Tunca, Muammer Ketencoğlu, Nalan Çelik, Esat Şenyuva, Nilay Özer, Müge Koçak, Sonat Yurtçu, Mehmet Özer, Kerem Görkem, Taçlı Yazıcıoğlu,

Narin Yükler, Mesut Varlık, Nalan Kuruçim, Pınar Doğu, Hüseyin Akcan, Nur Sürer, Elif Şafak, Sedef Erken, Turan Parlak,  Özlem Armen, Şahin Altuner, Eren Aysan, Murat Gür, Senem Gezeroğlu, Nur Saka, Metin Atik, Zeynep Altıok, Zeynep Ezmen, Tuncay Birkan, Hüsamettin Küçük, To256603zan Alkan, Mahir Karayazı, Yılmaz Şener, Mehmet Aras, Çetin Ali Nergis, Gül Kaçar, Nurani Ersoy, Zafer Türker, Levent Kaçar, Sıtar Sertaç Şanlı, Mazlum Çetinkaya, Tacim Çiçek, Hakan Güngör, Nurhan Suerdem, Okan Çil.

Ne olmuştu?

Sezen Aksu’nun 2017 yılında çıkardığı “Şahane Bir Şey Yaşamak” şarkısında geçen “Binmişiz bir alamete. Gidiyoruz kıyamete. Selam söyleyin o cahil Havva ile Adem’e…” sözleri önce Yeni Şafak gazetesinde ardından iktidara yakın isimlerce sosyal medyada hedef gösterildi.

Ankara’da Mikail Yılmaz isimli bir avukat ile beraberindeki bir grup Aksu hakkında, “dini değerlere hakaret ve tahrik veya aşağılama” suçunu işlediği iddiasıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu, iktidara yakınlığıyla bilinen Milli Beka Hareketi de Sezen Aksu’nun evinin önünde eylem düzenledi.

İktidar kanadından açıklamalar da gecikmedi. Vekiller ve bakanların ardından MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de partisinin grup toplantısında Aksu’yu hedef aldı. Bu sırada Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) yönetimi kanalları tek tek arayarak Sezen Aksu’nun “Şahane Bir Şey Yaşamak” şarkısının yayınlanmaması konusunda uyarıda bulundu.

Son olarak AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 21 Ocak cuma namazı sonrası mihraba çıkarak yaptığı açıklamada “Hakaretlerin bini bir para. Bütün bunların karşısında dimdik duracak olanlar sizlersiniz. Hz. Adem efendimize kimsenin dili uzanamaz. O uzanan dilleri yer geldiğinde koparmak bizim görevimizdir. Havva validemize kimsenin dili uzanamaz. Onlara da had bildirmek bizim görevimizdir” diye konuştu.

Erdoğan’un bu tehditlerinin ardından Sezen Aksu, bir açıklama yayımladı ve “Avcı” adlı yeni şarkı sözlerini paylaştı. Şarkı şimdiye kadar 53 dile çevrildi.

Paylaşın

HDP’li Oluç: Diz Çöktüremeyeceksiniz

HDP Grup Başkan Vekili Saruhan Oluç, partisinin Adana İl Kongresi’nde yaptığı konuşmada, “HDP’ye diz çöktüremeyeceğinizi göreceksiniz. Kürt halkı asla zulme karşı, haksızlığa karşı asla boyun eğmedi, diz çökmedi” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Adana İl Örgütü’nün 4’üncü Olağan Kongresi’nde konuştu.

Fatma Kurtulan ve Kemal Peköz’ün de katıldığı kongrede Saruhan Oluç, HDP’ye yönelik saldırılara, hedef gösterilmelere ve davalara değindi.

“Sizin siyasetini çökerken, HDP yükselen bir güç olmaya devam ediyor” diyen Saruhan Oluç, şöyle konuştu:

“İşte HDP budur, işte mücadele budur Kobani kumpas davası açtınız da ne oldu? Davada hiçbir şey yok. Ama tam aksine onurlu bir direniş var. Kobani’de İŞİD barbarlarına karşı onurlu bir direniş var. Arkadaşlarımız İŞİD barbarlarına teslim olmadı diye arkadaşlarımızı yargılıyorsunuz. Onun için partimizi siyasetten tasfiye etmek istiyorlar.

“Diz çöktüremeyeceksiniz”

Ama bu salonda bakın, HDP’ye diz çöktüremeyeceğinizi göreceksiniz. Kürt halkı asla zulme karşı, haksızlığa karşı asla boyun eğmedi, diz çökmedi. Bundan sonra da diz çökmez. Türkiye’de artık HDP’siz bir denklemin kurulamaz. Anahtar HDP’de, anahtar sizlerde artık. Onun için iktidar tahammül edemiyor. Bir kez daha söylüyoruz, HDP sadece bir parti değil, ülkenin geleceğinin şekillenmesinden temel bir güçtür.”

Faaliyet ve Mali raporların okunmasının ardından gidilen seçimde, HDP Adana İl Eşbaşkanlığı’na Helin Kaya ve Mehmet Karakış seçildi.

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: Vaka Ve Vefat Sayısında Korkutan Tablo

Kovid 19’da son 24 saatte 65 bin 503 yeni vaka tespit edilirken, 185 kişi hayatını kaybetti. Verileri yorumlayan Bakan Koca, ” iskli mevsim şartlarını tedbirlerle lehimize çevirelim. Omicron kolay yayılıyor ama yapılacaklar zor değil!” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 392 bin 281 test yapılırken, 65 bin 503 yeni vaka tespit edildi. 185 kişi hayatını kaybederken, 75 bin 422 kişi sağlığına kavuştu.

Bakan Koca’dan uyarı

Güncel verilerle ilgili değerlendirmesini sosyal medya hesabından paylaşan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, şu ifadeleri kullandı; Havalandırması yetersiz mekânlarda uzun süre bir arada kalmayalım. Evimizde konuk ağırlarken dikkatli olalım. Yarıyıl tatilinde sosyal hareketliliği biraz azaltalım. Riskli mevsim şartlarını tedbirlerle lehimize çevirelim. Omicron kolay yayılıyor ama yapılacaklar zor değil!

Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en çok aşılamanın gerçekleştirildiği Osmaniye’yi, Ordu, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Zonguldak ve Manisa takip etti. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en az aşılamanın gerçekleştirildiği Şanlıurfa’yı sırasıyla Batman, Siirt, Diyarbakır, Bingöl, Muş, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ takip etti.

Paylaşın

Yargıtay ‘Dilini Keserim’ Sözünü ‘Tehdit’ Olarak Değerlendirdi

Yargıtay bir hakaret davasında “dilini keserim” sözünü “tehdit” olarak değerlendirdi ve sanık hakkında verilen beraat kararını bu nedenle bozdu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sanatçı Sezen Aksu’ya yönelik, “Hz. Adem efendimize kimsenin dili uzanamaz; o dilleri yer geldiğinde koparmak bizim görevimizdir” demişti.

Kısa Dalga’dan Ersan Atar’ın haberine göre, Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin kararına dayanak olay, İstanbul’un Küçükçekmece ilçesinde yaşandı.

Davaya konu olayda iki kişinin tartışması sırasında taraflardan biri diğerine “Dilini keserim” dedi. Olaydan sonra mağdur dava açtı. Yargılamanın ilk aşaması Küçükçekmece 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Mahkeme sanığın bu sözü karşısında beraat karar verdi. Kararı Küçükçekmece Başsavcılığı temyiz etti.

“Tehdit, bilinç ve irade özgürlüğünü ihlal eder”

Temyiz incelemesini yapan Yargıtay 4. Ceza Dairesi önce “tehdit” suçunun şartlarını değerlendirdi ve şu tespitlerde bulundu:

“Tehdit fiili, kişinin ruh dinginliğini bozan, iç huzurunu, bilinç ve irade özgürlüğünü ihlal eden bir olgudur. Fiilin mağdur üzerinde ciddi bir korku yaratabilmesi açısından sonuç almaya objektif olarak elverişli, yeterli ve uygun olması gerekir. Ayrıca tehdidin somut olayda muhatap üzerinde etkili olması şart değildir. Bu nedenle çok istisnai haller hariç mağdurun korkup korkmadığının araştırılması gerekmez. Tehdit suçunun manevi öğesi genel kasttan ibaret olup suçun yasal tanımındaki unsurlarının bilerek ve istenerek işlenmesini ifade eder.”

Kararda, “Olayda tasarlamanın varlığı aranmadığı gibi, saikin de öneminin olmadığına” vurgu yapıldı.

Daire’nin kararında, sanığın da dava konusu olan sözleri kabul ettiğine dikkat çekilerek, yerel mahkemece beraat kararı verilmesindeki isabetsizliğin gerekçesini şu ifadelerle aktarıldı:

“Sanığın aşamalardaki savunmasında, aralarında çıkan tartışmada mağdura “senin dilini keserim” dediğini beyan etmesi, yerel Mahkeme tarafından da sanığın mağdura anılan tehdit sözlerini söylediğinin kabul edilmesi karşısında; sanığın mağdura söylediği kabul edilen “senin dilini keserim” şeklindeki sözlerinin TCK’nın 106/1-1. cümle kapsamındaki tehdit suçunu oluşturduğu gözetilmeden, sanık hakkında yasal olmayan gerekçeyle atılı suçtan beraat kararı verilmesi… bozmayı gerektirmiştir.”

Yargıtay’ın kararında dava konusu olaydan sonra TCK’nın tehdit suçunu tanımlayan 106’ncı maddesinin 2016 yılında yapılan yasa değişikliği ile “uzlaştırma” kapsamına alındığı hatırlatılarak, yerel mahkemece önce uzlaştırma işleminin uygulanması, sanığın durumunun bu kapsamda tekrar değerlendirilmesi istendi.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 29 Kasım 2018 tarihinde verdiği 2014/33813 esas sayılı karar, oybirliğiyle alındı.

Ne olmuştu?

Sezen Aksu’nun 2017 yılında çıkardığı “Şahane Bir Şey Yaşamak” şarkısında geçen “Binmişiz bir alamete. Gidiyoruz kıyamete. Selam söyleyin o cahil Havva ile Adem’e…” sözleri iktidara yakın isimlerce sosyal medyada hedef gösterildi.

Ankara’da Mikail Yılmaz isimli bir avukat ile beraberindeki bir grup ise Aksu hakkında, “dini değerlere hakaret ve tahrik veya aşağılama” suçunu işlediği iddiasıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu, iktidara yakın bir grup Aksu’yu evinin önünde protesto etti.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de partisinin grup toplantısında Aksu’yu hedef gösterdi.

Erdoğan da cuma namazı sonrası mihraba çıkarak yaptığı açıklamada “Hakaretlerin bini bir para. Bütün bunların karşısında dimdik duracak olanlar sizlersiniz. Hz. Adem efendimize kimsenin dili uzanamaz. O uzanan dilleri yer geldiğinde koparmak bizim görevimizdir. Havva validemize kimsenin dili uzanamaz. Onlara da had bildirmek bizim görevimizdir” dedi.

Paylaşın

Gaye Su Akyol: ‘Faşist bir karanlıktan sağ kurtuldular’ dersiniz

Farklı stiliyle hafızalara kazınan ressam, şarkıcı ve antropolog Gaye Su Akyol, beş yıl önce çıkardığı ‘Şahane bir şey yaşamak’ şarkısındaki sözler nedeniyle hedef alınan Sezen Aksu için sosyal medya hesabından dikkat çeken bir mesaj yayınladı.

Haber Merkezi / Gaye Su Akyol, mesajında, “Sorarlarsa, ‘şarkılarımızı, türkülerimizi, dansımızı, kahkahalarımızı, neşemizi, kimliğimizi, varımızı yoğumuzu çalmaya çalışan faşist bir karanlıktan sağ kurtuldular’ dersiniz” ifadelerini kullandı.

Gaye Su Akyol Kimdir?

1985 yılının Ocak ayında dünyaya gelen başarılı sanatçı, doğma büyüme İstanbul Kadıköy’lüdür. Hayatının ilk 23 yılını aynı sokakta geçirmiştir. Babası ünlü ressam Muzaffer Akyol, annesi ise Nesibe Akyol’dur. Umut Akyol isminde bir erkek kardeşi vardır. Annesi Nesibe Akyol 2015 yılında hayata gözlerini yummuştur.

İlköğretim ve Lise tahsilini İstanbul’da tamamlamıştır. Ardından 2007 yılında Yeditepe Üniversitesi Antropoloji Bölümü’nden mezun olmuştur. Ortaokul yıllarından bu yana müzik ile iç içedir. Müzisyen ve sanatçı kimliğinin yanı sıra, Ressam ve Antropolog. 2016 senesinde, Çilekeş ve Lalalar gibi topluluklardan tanınan müzisyen Ali Güçlü Şimşek ile birlikte Dunganga Records’u kurmuştur.

Gaye Su Akyol, geleneksel Anadolu müziğinin, psikedelia’nın, surf rock’ın ve post-punk’ın zıtlıklarını fütürist yaklaşımıyla bir araya getiriyor. Bestesi ve güftesi kendisine ait ilk albümü “Develerle Yaşıyorum”u 2014 yılında yayımlayan Gaye Su Akyol, müziğini “kavram olarak evrensel, ruh olarak yerel” şeklinde tanımlıyor.

İlk uluslararası albümü “Hologram İmparatorluğu”nu 2016’da Alman menşeili plak şirketi Glitterbeat ve Ali Güçlü Şimşek’le birlikte kurdukları Dunganga Records etiketiyle yayımlayarak Türkiye, Avrupa, Orta Doğu ve Uzak Doğu’da birçok konser ve festival performanslarıyla dinleyici kitlesini genişletti.

Pitchfork, The Observer, The Guardian, The Wire gibi önemli müzik mecralarından övgü dolu eleştiriler aldı. “Bir hayal kurma pratiği” olarak adlandırdığı 2018 çıkışlı üçüncü uzunçaları “İstikrarlı Hayal Hakikattir”in söz ve müziği kendisine ait olmasının yanında; ilk iki albümünde olduğu gibi prodüksiyon, düzenleme ve kayıt aşamalarında prodüktör ve görsel dünyasında ise sanat yönetmeni rollerini üstlendi.

Bu albümle birlikte ilk kez Türkiye’den bir müzisyen, İngiltere’nin en önemli müzik dergilerinden Songlines’ın kapağına konuk oldu, haftalarca Transglobal World Music Chart Avrupa listesinde 1 numarada kaldı. Gitar, bas, davul üçlüsünü perküsyonlar ve zengin bir estrümantasyonla buluşturan albüm; Anadolu müziğini ve Klasik Türk Müziği gamlarını; psikedelik, surf, punk gibi rock’ın alt türleriyle ve elektronik altyapılarla birleştiriyor.

Ne olmuştu?

Sezen Aksu, 2017 yılında müzisyen Yaşar Gaga ile çıkardığı ‘Şahane bir şey yaşamak’ şarkısında geçen sözler yüzünden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da dahil olmak üzere, iktidar ve iktidara yakınlığıyla bilinen kişiler tarafından hedef gösterilmişti.

Aksu’nun yazdığı şarkıda “Binmişiz bir alâmate. Gidiyoruz kıyamete. Selam söyleyin o cahil Havva ile Adem’e…” sözleri dine hakaret olarak yorumlanmış, sosyal medyada troller tarafından #sezenaksuhaddinibil hashtagi açılmıştı. AK Parti’ye yakınlığı ile bilinen Milli Beka Hareketi, Aksu’yu, Beykoz’daki evinin önünde ‘protesto’ etmişti.

Paylaşın

TBB’den Sedef Kabaş Açıklaması: Korku İklimi Yaratılmak İsteniyor

Türkiye Barolar Birliği (TBB),  Tele1’de katıldığı programda söyledikleri nedeniyle dün gece (22 Ocak) gözaltına alınan ve çıkarıldığı mahkemede ‘Cumhurbaşkanı’na hakaret’ suçlamasıyla tutuklanan Gazeteci Sedef Kabaş’a ilişkin açıklama yaptı. 

“İfade özgürlüğüne” vurgu yapılan yazılı açıklamada, “‘Cumhurbaşkanına hakaret suçu’nun ifade özgürlüğünün kısıtlanmasına yönelik için bir araç haline getirildiği” belirtildi.

Yazılı açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 26., İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 19. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesi uyarınca herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Gerek Anayasa’da gerekse Sözleşme’de ifade özgürlüğünün sınırlanabileceği haller düzenlenmiş ve ifade özgürlüğünün sınırları söz konusu düzenlemeler ve yargı içtihatlarıyla belirlenmiştir.

AYM ve AİHM kararları

Önemle ifade edilmelidir ki; kamuoyunu bilgilendirmekle ve kamuoyunun bir görüş oluşturmasına imkan sağlamakla görevli gazetecilerin ifade özgürlüğü söz konusu olduğunda, özgürlük ve hak alanı çok daha geniş bir çerçevede ele alınmaktadır.

Keza, politikacıların ve kamuoyuna mâl olmuş kişilerin eleştiriye tahammüllerinin de daha geniş olması beklenmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin uzun yıllara yayılmış çok sayıda kararına yansıdığı üzere kamu yetkililerinin eleştiriler karşısında diğer kişilerden daha az koruma sahibi olması beklenmektedir.

“Gözdağı niteliği taşıyor”

1986 tarihli Lingens v. Avusturya kararından bu yana bir politikacıya karşı yapılan eleştirinin sınırının özel bir kişiye yapılandan daha geniş olması gerektiği yüzlerce farklı kararda vurgulanmış, Anayasa Mahkemesi de kendi içtihadını bu doğrultuda oluşturmuştur.

Türk hukukunda özel bir ceza düzenlemesi konusu olan ve Türk Ceza Kanunu’nun 299. maddesinde düzenlenen ‘Cumhurbaşkanına hakaret suçu’, ülkemizde yoğunlukla ifade özgürlüğünün kısıtlanması için bir araç olarak kullanılmakta, bu kapsamda yapılan soruşturmalar, gözaltı işlemleri ve tutuklamalar, evrensel hukuk prensipleriyle çelişmekte ve kamuoyu üzerinde bir baskı yaratma vazifesi görmekte, gözdağı niteliği taşımaktadır.

“Korku iklimi yaratılmak isteniyor”

Gazeteci Sedef Kabaş’ın soruşturmaya konu ifadelerinin ifade özgürlüğü sınırlarını aşıp aşmadığı konusunda değerlendirme yapmak yetkisi, yukarıda belirttiğimiz ulusal ve uluslararası standartlar çerçevesinde muhakkak ki bağımsız yargı mercilerine aittir.

Ancak TCK 299. madde kapsamında yürütülen bir soruşturmada sabaha karşı gözaltı işlemi yapılması, hiçbir tutuklama sebebi olmadığı halde verilen tutuklama kararı, bu kararın bir tedbir değil kamuoyu nezdinde korku iklimi yaratılmasının bir parçası olduğunu göstermektedir.

Türkiye Barolar Birliği olarak Anayasa ve uluslararası insan hakları belgeleri ile yargı içtihatlarının belirlediği sınırlar çerçevesinde ifade özgürlüğünün savunuculuğunu yapmaya devam edeceğimizi, süreci yakından takip ettiğimizi kamuoyunun bilgisine sunarız.”

Paylaşın

MHP’nin Düşme Hızına Göre ‘Seçim Barajı’

AK Parti ve MHP’nin hazırladığı seçim kanunu değişiklik tasarısına göre, seçim barajı yüzde 7’ye indirilecek. TBMM’de grubu olması partilere seçime katılma yeterliği sağlamayacak. Partisinden istifa eden, başka partiye geçemeyecek.

Seçim Kanunu’nda sınırlı bazı değişiklikler için yaklaşık bir yıldır çalışan AK Parti ve MHP, yüzde 10 olan seçim barajının yüzde 7’ye indirilmesi konusunda anlaştı. İttifakın görünmeyen ortağı olan BBP’nin yüzde 3 önerisi kabul görmedi.

Birgün’den Hüseyin Şimşek’in haberine göre iktidar bloku barajın yüzde 7’ye çekilmesiyle Cumhur İttifakı’na dahil olmayan partilerin blok olarak Millet İttifakı’na katılmasının önlenebileceğini, başka ittifakların da oluşabileceğini umuyorlar. Öneriye göre, ittifak içinde yer alan partilerden birinin yüzde 7 oy oranına ulaşması durumunda, ittifaktaki diğer partiler de barajı geçmiş sayılacak ve oy oranlarına göre milletvekili çıkarabilecek.

Ancak, bu düzenlemenin asıl nedeninin, MHP’nin çok hızla itibar ve oy kaybetmesi ve son iki yıl boyunca hiçbir kamuoyu yoklamasında yüzde 10 sınırını aşamaması olduğunda bütün kamuoyu analizcileri birleşiyor.

MHP hep baraj altında kalınca baraj MHP’nin altına indi

Avrasya Araştırma şirketinin sahibi Kemal Özkiraz,  Ocak 2021’de, Aksoy Araştırma (5 Ocak, 15 Şubat), AKAM (13 Şubat, 14 Ocak ve 30 Ocak), İstanbul Ekonomi Araştırma (6 Ocak, 13 Şubat), MetroPoll (3 Ocak, 6 Şubat) ve MAK Danışmanlık anketlerini topluca değerlendirerek MHP’nin baraj altında kaldığını ilan etmişti.

Bu yoklamaların ortalamasında “kararsızlar” da dağıtıldıktan sonra MHP’nin oy oranının yüzde 8,5’ta kaldığı görülmüştü. Aynı değerlendirmede AK Parti yüzde 36,4, CHP yüzde 24,5, İYİ Parti yüzde 13,2,  HDP yüzde 10,4 oy oranında göründüler.

Özkiraz’ın 7 Ocak 2022’de, 2021 boyunca 21 firmanın yaptırdığı 103 anketin sonuçları değerlendirdiğinde MHP’nin düşüşünün yüzde 7 sınırına dayandığını tespit etmişti. İki yıl arasında AKP’nin Ocak 2021’de yüzde 37 olan seçmen desteği, yıl sonunda yüzde 31’e; MHP’ninkiyse aynı sürede yüzde 9,2’den 7,3’e geriledi.

Muhalefet blokundaysa Ocak 2021’de yüzde 24,1 olan CHP’nin seçmen desteği, yıl sonunda 26,7’ye, İYİ Partinin oy oranı ise ocakta 13,5’ten eylülde 14,8’e yükselmiş görünüyordu..

“Baraj düşerse HDP’nin desteği de düşer” 

Hüseyin Şimşek’in iktidar kulislerinden edindiği bilgiye göre, yüzde 3 ve yüzde 5’lik seçim barajı önerileri, Cumhur İttifakı’nın küçük ortağı MHP’nin eriyen oylarının eridiği izlenimi uyandıracağı için (!) kabul görmemiş. Barajın yüzde 7’ye düşürülmesinin, önceki seçimlerde olduğu gibi barajı geçmesi için HDP’ye gerçek oylarının dışında gelen desteğin önünü keseceği hesabı da yapılıyormuş.

“Temsilde adalet, sistemde istikrar” sloganıyla sürdürülen düzenlemede seçildikten sonra partisinden istifa eden milletvekillerinin başka bir partiye katılmaları yasaklanacak, yasama faaliyetlerini “bağımsız” olarak sürdürmeye sorunlu kılıcakmış. Milletvekillerinin topluca istifa ederek meclis dışındaki bir partiye katılıp grup kurmaları da iktidar blokunun TBMM’de görmek istemediği hareketler arasında.

41 ilde örgütü olmayan seçime giremeyecek

Halen TBMM’de grubu olması siyasi partilere seçime katılma yeterliliği sağlıyor. Ancak, iktidar bloku seçim yasasındaki bu hükmü de iptal ederek, 41 ilde (ve bu ilçelerin en az üçte birinde) örgütlenmiş olmadıkça partilerin seçimlere katılmalarının önünü kesmek istiyor.

Düzenlemede dar bölge ve daraltılmış bölge gibi MHP’yi seçim haritasından silecek sistem değişikliklerinin yer almayacağı da kulis haberleri arasında.

Haberde son kararın Pazartesi günü gerçekleştirilecek AK Parti MYK toplantısında verileceği bildirildi. AK Partili Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sunulacak ve yürütme maddeleri dışında 13 maddeden oluşacak teklifin, ara tatil sonrası Meclis Başkanlığı’na sunulacağı söyleniyor.

Paylaşın

Sezen Aksu Sessizliğini Bozdu: Beni Öldüremezsin

“Şahane Bir Şey Yaşamak” şarkısındaki Hz. Adem ve Hz. Havva ile ilgili ifadeler nedeniyle günlerdir tartışmaların odağında olan Sezen Aksu, yazılı bir açıklamayla sessizliğini bozdu. Açıklamasında dün yazdığını söylediği ‘Avcı’ isimli şarkısının sözlerini de paylaşan sanatçı, “47 yıldır yazıyorum… Yazmaya da devam edeceğim” dedi.

Haber Merkezi / “Öncelikle bireysel veya kurumsal olarak, ayrıca TV kanallarındaki açık oturumlarda, sağduyulu açıklamalarıyla farklı açılardan ele alıp konunun anlaşılmasına çalışan, destek mesajları veren, arayan soran, tanıdığım tanımadığım tüm dostlarıma teşekkür ederim” ifadelerini kullanan Sezen Aksu’nun açıklamasının tamamı şöyle:

“Merhaba,

Öncelikle bireysel veya kurumsal olarak, ayrıca TV kanallarındaki açık oturumlarda, sağduyulu açıklamalarıyla farklı açılardan ele alıp konunun anlaşılmasına çalışan, destek mesajları veren, arayan soran, tanıdığım tanımadığım tüm dostlarıma teşekkür ederim.

Malumunuz olduğu üzere konu ben değilim, konu memleket. Kendimi bildim bileli çeşitli insanlık hallerini gözlemliyor ve söze döküyorum biliyorsunuz.

Mesela 2010’da şu şarkıyı yazmışım:

“Hop dedik”

O ne dedi? Bu ne dedi? Kim ne dedi?
Harcanan hayatlar bunlar
Vermişler ateşe yedi düveli
Hababam kaynıyo’ kazanlar
Hadi buyurun, biz gönüllüyüz
İple çekiyoruz vaktimizi
Kim en günahsızsa gelsin
Gelsin ilk o vursun bizi
Dizilmişler bi’ de dizi dizi
Hiçbirinde yok tek bi’ yara izi
Ateşe de yürürüz evelallah
Aşk yaksın yakacaksa bizi
Hadi siz düşünün, top bizde
Mangal gibi yürek çok bizde
Alevere dalavere yok bizde
“Yok” dedik, “Yok” dedik
Kırılıp dökülüyoruz lakin
Direniyoruz sakin sakin
E siz de dilinize biraz hâkim
“Hop” dedik, “Hop” dedik
Ya seyirci ya yanansın
Ortası yok, sınanansın
Ya emniyet şeridinde
Ya uçurtmaya uyansın
Aşağıdakini de dün gece (21 Ocak 2022) yazdım.

“Avcı”

Sen beni üzemezsin
Zaten çok üzgünüm
Nereye baksam acı
Nereye baksam acı
Ben avım sen avcı
Vur bakalım….
Sen beni sezemezsin
Dilimi ezemezsin
Nereye baksam acı
Nereye baksam acı
Kim yolcu kim hancı
Dur bakalım…
Beni öldüremezsin
Sesim, sazım, sözüm var benim
Ben derken ben herkesim

Sonuç olarak 47 yıldır yazıyorum…. Yazmaya da devam edeceğim.”

Paylaşın

Babacan, Konya’dan İktidara Sert Sözlerle Yüklendi

Partisinin Meram ve Karatay ilçe kongrelerinde konuşan DEVA Lideri Babacan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın TBMM’de yemin metnini okuduğu görüntüleri izleterek, “Cumhurbaşkanına hakaretten 160 bin kişi hakkında soruşturma açılmış. Basının tarafsızlık yemini yok ama cumhurbaşkanının tarafsızlık yemini var.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / İktidarın dış politikasını da eleştiren Babacan, “Dış politikada ‘stratejik fırfır dönemine’ geçmiş durumdalar. Bilinçsizce, hesapsızca, rastgele oyun oynuyorlar. Tutarsa… ‘Ya denk gelirse’…” dedi. Babacan, “Dışişleri Bakanlığı, iktidar partisi üyelerinin işi bırakıp emekli olduğunda yerleştiği bir kasabaya döndü adeta. Dışişlerinde ehliyet, liyakat, nezaket, diplomasi gibi olmazsa olmaz ilkelerin yerini; kayırmacılık, kabadayılık, fevrilik ve hamaset aldı” ifadelerini kullandı.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Konya’da partisinin Meram ve Karatay ilçe kongrelerinde konuştu. Babacan’ın gündeminde RTÜK’e ve TÜİK’e ilişkin yapılan tartışmalar ve dış politika vardı. Babacan şu ifadeleri kullandı:

“Bütün televizyonlar, gazeteler tek tip çıksın istiyorlar”

“Bir televizyoncu eleştirel içerikli bir haber sundu diye hükûmetin hışmına uğradı. RTÜK, hakkında inceleme başlattı. Ana haberleri adeta muhalefet lideri gibi sunuyormuş. Tarafsız değilmiş! Kendi talimatlarıyla yazıp çizen yüzlerce basın organı yok mu? Bazen bakıyorsunuz, on gazetede manşet aynı. Nerede tarafsızlık? TRT, iktidarın hizmetine sunulmuş durumda. Bunlar yetmiyor. İktidarı eleştiren tek bir kanal, tek bir program, tek bir gazete, tek bir gazeteci dahi bırakmak istemiyorlar. Bütün televizyonlar, bütün gazeteler tek tip çıksın istiyorlar. Bu yönetim otokrat bir yönetimdir.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın TBMM’de yemin metnini okuduğu görüntüleri izleten Babacan sözlerini şöyle sürdürdü:

“Yemin metnini değiştiremediler, referandumda takılır diye korktular. ‘Namusum ve şerefim üzerine ant içerim’ dediği yemine ne oldu? Takıyor genel başkan şapkasını, herkese hakaret edebiliyor. Ama aynı ifadeleri bir başka kişi kendiyle ilgili kullandığında ‘Cumhurbaşkanı’yım, bana böyle konuşamazsın’ diyor. Cumhurbaşkanına hakaretten 160 bin kişi hakkında soruşturma açılmış. Basının tarafsızlık yemini yok ama cumhurbaşkanının tarafsızlık yemini var.

Hayal aleminde yaşayan bir kurumumuz var. Rakamları Ayarlama Enstitüsü. Diğer adıyla TÜİK.Enflasyonun yüzde 36 olduğunu iddia eden bu ‘güven abidesi’ kurumumuzun başındaki kişi geçen gün kendisinin mevsimlik işçiye döndüğünü itiraf etmiş. ‘Bu koltukta şimdi ben oturuyorum, yarın başkası oturur. Yani başkanın kim olduğunu boş verin’ demiş. Haklı. Başkanın kim olduğunun ne önemi var? Beştepe’den gelen talimatın gereğini yapıyor. Uydurulmuş gerçeklik dünyası ile çarşıda pazarda gördüğümüz enflasyonun yarısını bile açıklamayan bu kurumu da cumhurbaşkanı yönetiyor.

Dışişleri Bakanlığı, iktidar partisi üyelerinin işi bırakıp emekli olduğunda yerleştiği bir kasabaya döndü adeta. Dışişlerinde ehliyet, liyakat, nezaket, diplomasi gibi olmazsa olmaz ilkelerin yerini; kayırmacılık, kabadayılık, fevrilik ve hamaset aldı.

Koskoca ülkenin dış politikasını zikzak çize çize, U dönüşü yapa yapa ne olduğu bilinmez bir hale getirdiler. Muhatapları bile ciddiye almıyor. ‘Nasılsa bugün bunu der, yarın başka bir şey der’ diyorlar. Bir gün Şanghay Beşlisi’ne hevesleniyor. Bir başka sabah da kalkıp ‘Avrupa Birliği stratejik hedeftir’ diyor. Ne istediğini de ne dediğini de bilmiyor. Bir gazeteci ‘Şanghay Beşlisi’ni anlat’ diye sorsa, anlatamaz. Çünkü ortada bir strateji yok. Langırt oyununda ‘fırfır yapmak’ vardır ya. Rastgele sallıyorsunuz. Dış politikada ‘stratejik fırfır dönemine’ geçmiş durumdalar. Bilinçsizce, hesapsızca, rastgele oyun oynuyorlar. Tutarsa… ‘Ya denk gelirse’…

“Normalleşmenin de bir adabı vardır”

BAE, 15 Temmuz’u desteklediyse, nasıl olur da onlarla anlaşma yapıyorsunuz? Kimse kusura bakmasın, Türkiye satılık bir ülke değil. Bu milletin onuru satılık değil. Merkez Bankası’nda kuruş kuruş biriktirdiğimiz 130 milyar dolarımızı arka kapıdan cayır cayır sattıktan sonra, teröre destekle suçladıkları ülkeden borç para dilendiler. Gelen para da 4,5 milyar dolar. Sadece aralık ayında gizli saklı yaktıkları para 17 milyar dolar. Yazık günah. Elbette dünyada düşmanlarımızın azalmasını, dostlarımızı artmasını isteriz. Ama normalleşmenin de bir adabı vardır. Sadece 4,5 milyar dolar para gelecek diye bunu yaptılarsa yatacak yerleri yok.

Bozuştuğunuz bir ülke ile ilişkilerinizi düzeltmeye çalışırken önemli olan itibarınızdır. İtibarın gücü; çoğu zaman askeri güçten de ekonomik güçten de üstündür. İtibar, iyi bir diplomasi ve iyi bir uluslararası siyasi diyalogla kazanılır. Siz itibarınızı yitirirseniz, Amerika’nın yaptırımları ile Rusların baskısı arasında sıkışırsınız. Çünkü itibarınız yoksa, sürekli taviz vermek zorunda kalırsınız.

İsrail’le normalleşmenin de arayışına girdiler. Erdoğan’ın son açıklamaları öyle yumuşak, öyle halim selim ki ‘Ne oldu ‘one minute’e dedik? Olabilir ama merak ediyorum: Masaya ne konulacak? Yoksa onlardan da mı para isteyeceksiniz? Ya da özel şirketlerin takip ettiği bazı projeler var, oralarda çok önemli bir rant var da onun için mi İsrail’e karşı birdenbire yumuşak bir tutum içine girdiniz? Tüm bu U dönüşlerinin amacı nedir? Avrupa’yla, AB’yle, NATO’yla, Batıyla, Mısır’la, Körfez ülkeleriyle, komşularımızla yaptığınız kavgaların bu milletin sırtına yüklediği maliyet ne olacak? El aleme, ‘Beni idare edin’ demeyi bırakın da bu sorularıma cevap verin.

“Mısır, demokrasinin iyi işlediği bir ülkeye ‘Gazeteciyi sustur’ diyebilir mi?”

‘Darbeci Sisi’ dediği Sisi gitti, ‘Dostum Sisi’ geldi. Söylenen her laf yine bir güzel yutuldu. Mısır yönetiminin talebiyle, İstanbul’daki Mısırlı gazetecileri bile susturdular. Muhataplarımız burada otoriter bir yönetim olduğunu görüyor. Mısır böyle bir talebi demokrasinin olduğu bir ülkeye iletebiliyor mu? Demokrasinin iyi işlediği bir ülkeye dönüp ‘Şu gazeteciyi sustur’ diyebiliyor mu? Çünkü Türkiye’de otoriter bir yönetim olduğunu, rahatça haksızlık ve hukuksuzluk yapılabileceğini biliyor. Bunlar da yapıyor. Öyle yanlış bir diplomasi yürüttüler ki Türkiye, ilişkileri düzeltmek için adeta Mısır’a yalvarır hale düşmüş durumda. Mısır adeta ‘Bunlar şimdi elime düştü’ dedi, şart arkasına şart öne sürdü. Tam bir fiyasko.

Bizim dönemimizde Türkiye, NATO’nun en önemli savunma projelerinin birine, F-35 projesine dört ana ülkeden birisi olarak girdi. Parasını ödediğimiz, tescilini yaptırdığımız bu uçakları teslim bile alamadılar. 1 milyar 400 milyon dolar para verdiler. Parayı da geri alama, parasını ödediğin uçakları da alama. Uçaklar yok, para da yok. Bu mu dış politika? Bu, hesapsızlık değil de nedir?”

Paylaşın