Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: Bakan Koca’dan Aşı Çağrısı

Kovid 19’da son 24 saatte 87 bin 934 yeni vaka tespit edilirken, 201 kişi hayatını kaybetti. Verileri yorumlayan Bakan Koca, “Tedbirli olalım. Yaşlı, genç hatırlatma dozu aşılarımızı yaptıralım.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 412 bin 352 test yapılırken, 87 bin 934 yeni vaka tespit edildi. 201 kişi hayatını kaybederken, 76 bin 552 kişi sağlığına kavuştu.

Bakan Koca’dan uyarı

Güncel verilerle ilgili değerlendirmesini sosyal medya hesabından paylaşan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, şu ifadeleri kullandı; Virüsün hızlı yayılan, hastalığın daha hafif seyretmesine yol açan varyantıyla mücadele ediyoruz. Bu durum sizi ihmalkarlığa sevk etmemeli. Sağlık şartları Covid-19’u ağır geçirmesine neden olacak insanlar var. Tedbirli olalım. Yaşlı, genç hatırlatma dozu aşılarımızı yaptıralım.

Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan tabloda, 2 doz aşılama verilerine de yer verildi. En az 2 doz aşı olmuş 18 yaş üzeri nüfusu kapsayan verilere göre Türkiye’de 2. doz aşılama ortalama yüzde 84,60 oldu. 1. doz ortalaması yüzde 92,62 olurken, 1., 2. ve 3. doz aşısını olan vatandaş sayısı toplamda 142 milyon 910 bin 46’ya yükseldi.

Verilerde, aşılamada önde giden illere de yer verildi. Bakanlığın tablosuna göre yüzde 88,8 ile Türkiye’de en çok aşılamanın gerçekleştirildiği Osmaniye’yi, Ordu, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Zonguldak ve Manisa takip etti. Bakanlığın tablosuna göre yüzde 61,5 ile Türkiye’de en az aşılamanın gerçekleştirildiği Şanlıurfa’yı sırasıyla Batman, Siirt, Diyarbakır, Bingöl, Muş, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ takip etti.

Paylaşın

Mithat Sancar: Demokrasi İttifakına İhtiyacımız Var

“HDP de HDP’nin oluşturulmasını istediği demokrasi ittifakı da büyüyor, yani umut büyüyor” ifadelerini kullanan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “Demokrasi ittifakını bütün ezilenlerin, mağdurların ortak mücadelesi olarak tanımladık ve bunu inşa etmek için elimizden gelen çalışmaları yürütmeye başladık. Demokrasi ittifakına ihtiyacımız var” dedi.

Haber Merkezi / Mithat Sancar, “Bu demokrasi ittifakını ortak mücadele temelinde oluşturmaya ihtiyacımız olacak. Ayrılıklarımız, fikri farklılıklarımız şüphesiz olacak, dünyaya bakışımızda ayrılıklar olacak ama hedefi ortak olarak belirlersek yan yana yürümekten bizi alıkoyacak hiçbir gerekçe olamaz. Farklılıklarımızla birbirimizi güçlendirerek bu ülkeye eşit ortak yaşamı demokrasiyi, özgürlüğü ve barışı getirmek zorundayız, başka yolu yoktur” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, HDP Dersim 4’üncü Olağan Kongresi’nde gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Muhalefete ve sol güçlere seslenen ve “Yan yana yürürken birbirimizi eleştiririz, tartışmalar da yürütürüz ama yeter ki sahada birlikte olalım” diyen Sancar’ın konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle;

“Burada yaşanan baskılar, Türkiye’de yaşanan sistemin bir modelidir. Her açıdan kimliğe, doğaya, emeğe saldırıların kesintisiz devam ettiği bir şehirdeyiz. Dersim’e yönelik bu baskıların kökü de eskidir, şimdi devam eden şekli de ülkedeki genel zihniyetin yansımasıdır. Munzur’a yapılan her saldırı Dersim kimliğine yapılmaktadır.

Munzur dağlarına, suyuna, inanç merkezlerine yapılan saldırı, bir kültüre ve geleneğe yapılan saldırıdır. Bu gelenek Kırklar Meclisi geleneğidir. Kırklar Meclisinde herkesin sözünün bir ve eşit olduğu bir dünyadan duyulan korkunun esedir bu korkular. İşte biz bu geleneğin bu gelenek üzerine kurulan mücadelenin devamı olan partiyiz. Bu geleneği kendi mücadelesinde her dem canlı tutan bir hareketin temsilcileriyiz ve bundan onur duyuyoruz.

“Demokrasi ittifakına ihtiyacımız var”

Biliyoruz ki sadece HDP ve bizlerin mücadelesi ile bu baskıları aşmak, zulmü bitirmek mümkün olmaz. Bugün Dersim’e, Munzur’a saldıran Kaz dağlarını da talan ediyor. Munzur suyuna saldıranlar Karadeniz derelerini de tahrip ediyor. Siirt’ten Edirne’ye Mardin’den Artvin’e her yerde kimliklere emeğe, doğaya saldıran talancı sömürücü, yalancı bir iktidar düzenini ve bu düzenin temelini oluşturan rejimi ancak hep birlikte durdurabilir, değiştirebiliriz. Buna kesin ve samimi inancımız var. O nedenle demokrasi ittifakı diye yola çıktık.

Demokrasi ittifakını bütün ezilenlerin, mağdurların ortak mücadelesi olarak tanımladık ve bunu inşa etmek için elimizden gelen çalışmaları yürütmeye çalışmayı yürütmeye başladık. Demokrasi ittifakına ihtiyacımız var. Bu ittifakı ortak mücadele temelinde oluşturmaya ihtiyacımız olacak.

“Barışı getirmek zorundayız”

Ayrılıklarımız, fikri farklılıklarımız şüphesiz olacak, dünyaya bakışımızda ayrılıklar olacak ama hedefi ortak olarak belirlersek, yan yana yürümekten bizi alıkoyacak hiçbir gerekçe olamaz. Farklılıklarımızla birbirimizi güçlendirerek bu ülkeye eşit, ortak yaşımı, demokrasiyi, özgürlüğü ve barışı getirmek zorundayız. Başka yolu yoktur.

Bu kış sert geçiyor. ‘Zemheri uzadıkça uzadı’ diyor ozanımız Ahmed Arif. Her yer buz tuttu ama sadece iklim anlamında değil, iktidarın insafsız sömürü anlayışıyla halklarımız soğuğa ve karanlığa mahkum edildi. Elektrik faturalarına yansıyan rakamlar insanları karanlığa, soğuğa mahkûm eti. Bu iktidar, zihniyeti gibi ülkeyi de karanlığa mahkûm etmek istiyor. Buna ‘Dur’ diyeceğiz ve bunu mutlaka başaracağız.

“Cemevlerini ticarethane gibi görülüyor”

Ekmek ile özgürlük, inanç ile demokrasi nasıl birbirine bağlıdır? Nasıl bu hedefler için mücadele birbirinden koparılamaz sorusuna en çarpıcı örnekle cevap verebilir. Elektriğe yapılan zamlar bir avuç sermayedarı zengin etmeye devam ediyor ama bir yandan da ayrımcılığın aracı olarak kullanılıyor. Galip Dede Cemevi’ne gelen fatura 30 bin TL, Şahkulu Dergahı’na gelen fatura daha yüksek. Çünkü buralar ibadethane olarak kabul edilmiyor.

Eğer ibadethane olarak tanınsaydı, suyu ve elektriği vergilerden karşılanacaktı. Tıpkı camilerin, kiliselerin, sinagogların karşılanması gibi. Cemevi’ni ibadethane tanınmadığı için faturaları kendileri karşılamak zorunda kalıyor. Cemvevlerini ev olarak bile kabul etmiyorlar. Hangi tarifeden yazılmış bu faturalar?

Ticarethane tarifesinden. Cemevlerini ticarethane statüsüne sokmuşlar. Faturayı buna göre kesmişler. Bu ayrımcılıktır alevi inancına karşı yürütülen ayrımcı politikaların en rezil örneklerinden biridir. Bu faturalar ödenmezse Cemevleri faaliyetlerine devam edemeyecek. Bir inanç merkezi faturalarını ödeyemediği için kapanırsa bunun adı ayrımcılıktır, zulümdür.

“3 gündür Isparta’ya elektrik gitmiyor”

Aynı şeyleri elektrik zamları ve soygun üzerinden Isparta’da başka bir şekilde yaşıyoruz. 3 gün boyunca Isparta’ya elektrik gitmiyor, çünkü elektrik şirketleri özelleştirildi. Tek dertleri servetlerini büyütmek. Ne hatların bakımı ne de halkın ihtiyaçları onların derdi değil. Sırf kar etmek için sömürüde sınır tanımayan şirketlerin uygulamaları bir şehri bu soğukta 3 gün karanlıkta bırakıyor. İnsanlar hastasına nasıl bakacak, ekmeği nasıl alacak.

Bir tarafta ayrımcılık, öbür tarafta halkı karanlığa soğuğa mahkum etme… İnançlarımızın özgürlüğü ve kimlik haklarımızın güvenceye alınması için yürütülen özgürlük mücadelesi iş ve aş mücadelesinden koparılamaz. Halklar, inançlar için özgürlük, emeğin hakları için adalet, bütün ezilenler için hukuk, demokrasi, ülkenin tamamı için barış mücadelesini birleştirmemiz gerekiyor. Bu bizim görevimizdir.

Ortak mücadele

Kurabileceğimiz ittifak, seçimleri de mutlaka etkileyecektir. Seçimleri önemsiz görmüyoruz. Seçimler erken olsun ya da zamanında yapılsın fark etmez, tarihi olacaktır. Sadece seçimlere odaklanmak, seçim pazarlıkları yapmak gibi bir lüksümüz yok. Ortak mücadele zemininde seçim ittifaklarını da oluşturacağız.

Bu ülkeye iki seçenek dışında bir yolun da mevcut olduğunu göstereceğiz. Bu ülkede kurtuluşun, eşitliğin, adaletin yolu vardır. Bunu inşa etmek için güç vardır, deneyim vardır. Bize düşen bütün bunları somut bir faaliyet programı ve yola dönüştürmektir. Bu yolda birlikte yürümektir. Başarıya, halklarımızın ihtiyacı olan kazanımlara doğru kararlı şekilde yürümektir, bunu başarmak zorundayız.”

Paylaşın

TİP Başkanı Erkan Baş: Birlik Sağlanırsa Erdoğan Yenilir

Cumhurbaşkanlığı seçimlerine dair açıklamalarda bulunan TİP Genel Başkanı Erkan Baş, “Muhalefete birlik sağlanırsa ilk turda Erdoğan büyük bir farkla yenilir” dedi. Baş, ayrıca, “AKP’yi var eden temel sorunlara ilişkin köklü bir hesaplaşmaya giremezsek bu Türkiye’nin 30-40 yılının daha kaybedilmesi anlamına gelir” ifadelerini kullandı.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, TİP milletvekilleri Ahmet Şık ile Sera Kadıgil, İstanbul Taksim’de gazetecilerle bir araya geldi. Toplantıda gündemin öne çıkan başlıkları değerlendirildi.

Gerçek Gündem’den Fırat Fıstık’ı haberine göre, TİP milletvekili Ahmet Şık, olası bir sağ ittifakın TİP’i ve kurulacak sol ittifakı etkilemeyeceğini ifade ederek, “CHP umarım buradan mesajı alır, kendi pozisyonunu masaya yatırır diye düşünüyorum. (Sol ittifak görüşmeleri için) Kendi adıma söylüyorum, bizim bu konuda diğer partilerle ilgili bir şey söylememiz çok yakışık almaz ama biz gittiğimiz her yerde şunu söylüyoruz. İki ittifak var, çaresiz hissedebilirsiniz ama buna mahkum değilsiniz. Bir ittifak olacak ve TİP de bunun bir parçası olacak” dedi.

Milletvekili Sera Kadıgil de “Hiçbir sol partiye rezervimiz yok” derken “En geniş üçüncü ittifaka ihtiyaç duyduğumuzu hissediyoruz. Öyle bir noktadayız ki ayrıştığımız değil birleştiğimiz noktalar üzerinden hareket etmek önemli” diye konuştu.

TİP Genel Başkanı Erkan Baş, parlamentonun işlevsiz hale getirilmesinin reddedilmesi gerektiğini dile getirerek, “Parlamento sokaktaki mücadeleyi oraya taşıdığımız sürece anlamlı olur. Gelecek açısından da çok önemli. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine kilitlenildi fakat Erdoğan bir yenilgiye uğratılacaksa ve seçilen kişi bunu ortadan kaldıracaksa parlamento çok önemli olacak. İddialı olacak ama önümüzdeki seçimi sadece bir seçim olarak değerlendirmiyoruz. Geride kalan 100 yıla baktığımızda emekçiler, kürtler, gençler, aleviler siyasal temsil noktasında kendilerini var edemediler. Siyaset dar bir elite sıkıştı. Memleket sağa yatan bir gemiye benziyor. AKP ile bu gemi de battı. Önümüzdeki 50-100 yıl boyunca sol burada olacak mı? Soru bu” dedi.

Baş, özellikle sistem tartışmalarıyla ilgili ‘Nasıl çıkarsak çıkalım’ anlayışının çok hakim olduğunu belirterek diğer muhalefet partilerinin önerdiği güçlendirilmiş parlamenter sisteminin ne vaat ettiğinin tartışılması gerektiğini söyledi.

Baş, “AKP’den kurtulabiliriz fakat AKP’yi var eden temel sorunlara ilişkin köklü bir hesaplaşmaya giremezsek başka bir versiyonu iktidara gelir ve bu Türkiye’nin 30-40 yılının daha kaybedilmesi anlamına gelir” ifadelerini kullandı.

‘Millet İttifakı’na açık çek veriyoruz’

Toplantının sonlarına doğru Baş, cumhurbaşkanlığı seçimlerine dair açıklamalarda bulundu. Baş, önceki seçimlerden ders çıkarılması gerektiğinin özellikle altını çizerek şunları söyledi:

“Daha önce sağcı aday koydunuz, sonuçlarını gördük bunu yapmayın diyoruz. Ekmeleddin İhsanoğlu örneği var. İkinci turda zaten oy verebileceksek ilk turda oy verelim bitirelim bu işi istiyoruz. Açık konuşayım bir taraftan Millet İttifakı’na açık çek veriyoruz, bir taraftan da tehdit ediyoruz. Yanlış yapmayın, bizi halka sordurmak zorunda bırakmayın. Ama böyle bir hata yapılırsa da sorumluluk bizden gitti.”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşmede cumhurbaşkanlığı adaylığına dair konuşulanlar için de Baş, şöyle konuştu:

“CHP yönetimine şunu söyledik, biz bir daha sizinle görüşmek istemiyoruz. Ekrem İmamoğlu’na oy verdik. Ne Ekrem beyi telefonla aradık, ne CHP’den herhangi birisiyle görüştük. Hiçbir temasımız olmadı. Bir şeye inandık. AKP’nin yenilmesi gerekiyordu, hiçbir görüşme yapmadan Ekrem İmamoğlu’na oy verdik. Şimdi de halkın AKP’ye karşı öfkesini, kendi kişisel ikbali için değil de cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini ortadan kaldırmak için kullanmak isteyen, buna aday çıkarsa, ben bu koltuğa oturmak değil, bu koltuğu yakmak istiyorum, bu koltuğu kaldırmak istiyorum diyen bir aday çıkarsa TİP hiçbir pazarlığa girmez, görüşme ihtiyacı duymadan o adaya oy verir, işi bitiririz.”

Geçen seçimlere dair “Muhalefet iktidarla kavga etmek yerine birbirinden oy devşirmeye odaklandı” diyen Baş, sözlerini şöyle noktaladı: “Buna gerek yok. Bu birlik sağlanırsa ilk turda Erdoğan büyük bir farkla yenilir. Cumhurbaşkanlığı seçimine dair net tutumumuz bu.”

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Halk Perişan

Isparta’da perşembe gününden itibaren yaşanan elektrik kesintisine tepki gösteren CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Beceriksiz yönetimin sonucu halk perişan! Yaşanan skandalın sebebi; özelleştirilmiş elektrik dağıtımı ve yollar. Araştırma önergesi vereceğiz, reddedecekler” dedi.

Haber Merkezi / CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, yoğun kar yağışının hayatı felç ettiği Isparta’da günlerdir yaşanan elektrik kesintisini sosyal medya hesabından yaptığı açıklama ile eleştirdi.

Açıklamasında ana muhalefet partisine mensup milletvekillerinin günlerdir Isparta halkı ile birlikte olduğunu belirten CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Beceriksiz yönetimin sonucu halk perişan! Yaşanan skandalın sebebi; özelleştirilmiş elektrik dağıtımı ve yollar. Araştırma önergesi vereceğiz, reddedecekler” dedi.

Kılıçdaroğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun İngiliz Büyükelçi Dominick Chilcott ile yediği yemeğe dair MOBESE kayıtlarının basına servis edilmesine göndermede bulunarak şunları kaydetti: “Mobese’lerden ses yok tabii. Trollerde büyük sessizlik.”

Belediye başkanı iddiaları yalanladı

Öte yandan Isparta Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen, CNN Türk yayınına katılarak “akşama kadar tüm şehre elektrik verileceğini” açıkladı. Bir kişinin soğuktan donarak öldüğü iddialarını da yalanladı.

Ara tatil sonrası ülke genelinde 7 Şubat’ta okullar yeniden açılıyor. Isparta’da ise Pazar günü açıklanan kararla, şehirde ilk ve orta dereceli okullar bir hafta daha tatil edildi.

“Yüzde 95’ine elektrik verildi”

Akdeniz Elektrik Dağıtım A.Ş.’den ise kentteki elektrik kesintisi ve yapılan çalışmalar hakkında Cumartesi günü yazılı bir açıklama yapıldı.

Açıklamada “saatlerce hiç durmadan yağan karın yarattığı yük ve aşırı buzlanmanın etkisiyle” önemli sayıda enerji nakil hattının ağır hasar aldığı belirtildi.

“Isparta ili genelinde 299 bin abonemiz bulunmakta olup abonelerimizin yüzde 95’ine an itibari ile enerji sağlanmıştır” ifadesinin yer aldığı açıklamada kesinti ve arızayla mücadele edildiği aktarıldı:

“İl merkezindeki 582 alçak gerilim kesinti ihbarına, 201 saha personelimiz ve 75 araç ile müdahale edilmektedir.”

Şirket ilk anda Isparta ili, ilçe ve köylerinde 113 bin aboneye enerji verilemezken bu sayının 16 bin aboneye kadar indiğini belirtti.

CHP’li Cesur konuyu TBMM’ye taşıdı

İYİ Parti Isparta Milletvekili Aylin Cesur, Isparta’da kar yağışı ile başlayan ve elektrik kesintisi ile devam eden krizi Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne taşıdı.

Cumhuriyet gazetesine konuşan Cesur, ulaşımda ciddi sıkıntılar bulunduğunu ve oksijen tüpüyle yaşayanlar için endişelendiklerini söyledi.

Paylaşın

Davutoğlu: Erdoğan’ın Talimatıyla Bana Darbe Yapıldı

Pelikan Dosyası adlı metin ardından başbakanlık görevinden istifa etmesi hakkında konuşan GP Lideri Ahmet Davutoğlu, “Bana darbe yaptılar. Bu darbe Erdoğan’ın talimatıyla yapıldı. Erdoğan’ın bilgisi dışında bu yapılamazdı” dedi.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Halk TV’de kanalın Genel Yayın Yönetmeni Suat Toktaş’ın sunduğu ‘Liderler Özel’ programına konuk oldu.

Millet İttifakı’nın ismini değiştirmeyi konuştuklarını söyledi. Bugün için altı partinin ittifakı söz konusu olduğunu söyleyen Davutoğlu, “Biz bu ittifakı detaylandırıyoruz. Oturup konuşacağız. Asıl bizim seçime kadar ne yapacağımız önemli. Sayısal artış olacak ama bu yetmez. Bunun içeriği ne olacak? Onu netleştireceğiz. Cumhurbaşkanlığı Hükümet sisteminin aksaklıkları ortaya daha net şekilde çıktı. Artık Türkiye’nin kurumlarının yeniden inşa edilmesi gerekecek” ifadelerini kullandı.

Millet İttifakı’nın adı ve işlevi hakkında bilgi veren Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu “Şu ana kadar bu çerçeveye olumsuz yaklaşan olmadı ve süreç işliyor. Türkiye’de erken seçim bir anda ilan edile bilinir. O seçim telaşına girmeden elimizde ne varsa ortaya koymalıyız. Millet İttifakı’nın adının değiştirilmesi için konuşuyoruz. Masada farklı isimler var ama bunu açıklamam doğru olmaz” dedi.

‘Kılıçdaroğlu’nun anlayışını takdir ediyorum’

İttifak görüşmeleri hakkında bilgi de veren Davutoğlu, “Herhangi bir kesimi dışlamadan yeni bir döneme hazırlık yapıyoruz. Seçim olduğunda partiler kazanır kaybeder ama hiçbir kesim bu seçimi biz kaybettik dememeli. AK Parti’ye oy veren kesimler için de diğer partilere oy veren kesimler için de öyle olmalı. Biz bu siyasal iklimi oluşturmak için çalışıyoruz. 1 ay içinde ciddi bir mesafe aldık. En önemlisi bütün siyasilerin birbirine güven duymasıdır. Sayın Kılıçdaroğlu’nun anlayışını takdir ediyorum. Eşitler arası bir ilişki olmalı. Türkiye’yi inşa edecek olan da budur” ifadelerini kullandı.

‘Bana darbe yaptılar’

Davutoğlu, Pelikan Dosyası adlı metin ardından başbakanlık görevinden istifa etmesi hakkında da konuştu. “Bana darbe yaptılar” diyen Davutoğlu, “Bu darbe Erdoğan’ın talimatıyla yapıldı. Erdoğan’ın bilgisi dışında bu yapılamazdı” dedi.

Suat Toktaş’ın troll yapısını kastederek, “O mekanizma sizin döneminizde de var mıydı?” sorusuna yanıt veren Davutoğlu, “Dik alası vardı. Yani muhalefet, başka partilere yapmak… Nihayet bu tür şeyler, mekanizmalar işler. Ama kendi başbakanına karşı Pelikan Dosyası ile yapılan çalışma bunların bir parçası” dedi. Davutoğlu, bu konuda bir uyarısının bulunup bulunmadığına dair soruya ise, “Tabii ki uyardım. Birçok kez uyardım” dedi.

‘MOBESSE meselesi çok ciddi bir konudur’

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul’da kar yağışının etkili olduğu sırada İngiliz Büyükelçi Dominick Chlcott ile yaptığı görüşmeye ilişkin Davutoğlu “Sayın Erdoğan da belediye başkanıyken büyükelçilerle görüştü. Görüşmesi çok normal. Kimse buradan bir dış mihrak çıkarmasın. Açıkçası görüşmenin zamanlaması tartışılıyor. Bu görüşme afet döneminde olmasaydı daha iyi olurdu. Ama MOBESSE meselesi çok ciddi bir konudur.” dedi.

Paylaşın

Alper Taş: 2023’te 100 Yılın Hesaplaşması Yaşanacak

Katıldığı bir etkinlikte 2023 seçimlerine ilişkin değerlendirmede bulunan Sol Partili Alper Taş, ‘‘100 yılın hesaplaşmasını yaşayacağız. Bir kriz sarmalının içerisindeyiz. Kriz basit bir ekonomik kriz değil. Bu krizden son çıkış olacak ve sol çıkış olacak. Bu krize sosyalizmle yanıt vermek zorundayız. Solsuz ve sosyalizmsiz bir hayat istediler, fakat yaşadığımız krizin kaynağı emperyalist ve kapitalist sistemdir. Bunları yenmedikçe krizler yaşamaya devam edeceğiz’’ dedi. 

Sol Parti Denizli İl Örgütü, Merkezefendi Kültür Merkezi’nde “Ekonomik vesiyasi krizin şifreleri ve krizden sol çıkış” başlığı ile söyleşi gerçekleştirdi. Sol Parti PM Üyesi Alper Taş ve Birgün Gazetesi Ekonomi Editörü Ozan Gündoğdu’nun konuşmacı olduğu söyleşiye oda, sendika ve siyasi parti temsilcileri de katıldı. Ozan Gündoğdu ekonomi özelinde bir sunum yaparken Alper Taş krizi ve çıkışı siyasal boyutuyla ele aldı.

Ekonomist tanımıyla söze başlayan Ozan Gündoğdu, “Günümüzde ekonomist deyince, uzmanlaşmış, popüler, finansa indirgenen bir algı yaygın. Dolar, altın ne olacak sorusu akla geliyor. Ekonomistler ekonomi konuşsun siyasetten uzak dursun tezi bizim asıl uzak durmamız gereken bir tez” diye konuştu. Ekonomi politikadaki müdahale ve değişiklikleri sıralayan Gündoğdu, faiz indirirken rezerv eritme taktiğinin geçmişte kısa vadeli etki yarattığını fakat son süreçte yüksek enflasyon nedeniyle politik faiz ile kredi faizi arasındaki bağın koptuğunu ve bu taktiğin artık kısa vadelide etki yaratamadığını ifade etti.

“Millet İttifakı stratejik bir hata yapıyor”

Ekonomideki kötü gidişatın süreceğini belirten Gündoğdu, AKP’nin 2023’ün ilk çeyreğinde görece bir iyileştirme ile beklenti yaratma ihtimaline işaret ederek Millet İttifakı’nın ‘Bekleyelim gidecekler’ tutumunu eleştirdi. Gündoğdu, “Millet İttifakı stratejik bir hata yapıyor. Ana akım parlamenter muhalefetteki bu bekleme halinin son derece tehlikeli olduğunu düşünüyorum. 2023’e kalmadan muhalefetin bir ekonomik program çıkarması gerektiğini düşünüyorum” dedi.

Yaşanan sürecin çok kritik olduğunun altını çizen Sol Parti PM Üyesi Alper Taş, ‘Krizler zamanı’, ‘Çoklu kriz’ değerlendirmeleri yapıldığını ifade ederek süreci ‘Krizler sarmalı’ olarak değerlendirdi.

Krizden çıkışın kapitalizmden kurtulmakla mümkün olduğunu vurgulayan Taş, “Solsuz ve sosyalizimsiz bir dünyayı çok istediler ve bunu becerdiler, 89’dan bu yana yaşıyoruz. Neler anlattılar? Huzur olacak, adalet olacak, eşitlik olacak, zenginlik olacak barış olacak. İdeolojilerin sonunu ilan ettiler. Bunu diyenler 2008’de ABD’de başlayan finansal krizle bütün dünyada kriz tartışması yapmaya başladılar. Burjuva iktisatçılar bile Marx’ı yeniden keşfetmeye başladı. Kapitalist, emperyalist sistemin krizi 2022’de derinleşerek devam ediyor. Bu emperyalist, kapitalist sistemden kurtulmadığımız sürece krizden çıkmak mümkün değil. Krizlerden kriz beğeneceğiz maalesef. ‘Sınıf bitti’ dediler, bakın sınıf ayakta Türkiye’nin dünyanın her yerinde. Sınıf mücadelesi yeniden tarihin öznesi olmaya başlıyor. ‘Sınıf bitti’ dediler tarihin en büyük sınıf zulmünü bütün emekçilere uyguladılar. Sınıf bitti diyenlerin döneminde sınıfın sayısı arttı. Emeğin ve proletaryanın niceliği arttı. Sınıfa en büyük saldırı sınıf bitti edebiyatının yapıldığı dönemde yapıldı. Bu edebiyatın sonuna geldik” ifadelerini kullandı.

“Siyaset yeniden saflaşacaktır”

Göçmen ve mülteciliğe ilişkin değerlendirmelerde bulunan Taş, “Berlin Duvarı’nı yıkmakla övünenler, dünyanın her tarafına duvar örüyor. Duvarlardan geçilmeyen bir dünya haline geldik. En son Edirne’de mülteciler donarak öldüler. ‘Duvarı yıktık’ diyenler duvarlar örüyorlar. Mültecilik ve göçmenlik 21. yüzyılın en temel meselesidir. Önümüzdeki dönem bizi en çok meşgul edecek meselelerden biri budur. Çok önemli bir tartışma konusu haline gelmiştir. Siyaset bu meseleye verilen yanıtlarla yeniden saflaşacaktır. Kriz derinleştikçe bu krizin bütün sorumluluğunu bu yoksul göçmenlere yıkarak, onları hedef göstererek o doğrultuda milliyetçi, faşist hareketleri güçlendirerek krizin bütün sorumluluğunu mültecilere yükleyeceklerdir. Duyarlılık içerisinde olalım” sözleriyle mülteci sorununa dikkat çekti.

Söyleşi sonunda soru cevap kısmında Gündoğdu, yeni kuşağın internet alışkanlığı ve kağıt fiyatlarında yaşanan krizle birlikte basılı gazetelerin yaşadığı zorlukları aktardı.

(Kaynak: Evrensel)

Paylaşın

‘Tansu Çiller Yeni Parti Kuruyor’ İddiası

Eski Başbakan Tansu Çiller’in, yeni bir parti kurma hazırlığında olduğu ileri sürüldü. Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan İYİ Partili Koray Aydın, “Şu anda siyasi alanda boşluk yok, Tansu Çiller’in de itibarı yok, ciddiye alan da yok. Biz de parti olarak ciddiye almıyoruz” dedi.

İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Koray Aydın, Sözcü gazetesi yazarı Ruhat Mengi’ye açıklamalarda bulundu.

Eski başbakanlardan Tansu Çiller’in yeni bir parti kuracağı iddiaları hakkındaki soruya, “Böyle bir partiyi kurmak istiyorlar ve bol vaatlerle insanları çekmeye çalışıyorlar. Bu partinin görev alanı, tek hedefi sadece İYİ Parti’dir, yüzde yüz böyledir, bunun şüphesi yok” yanıtını veren Koray Aydın, “Tansu Çiller, AK Parti’den oy koparan İYİ Parti’nin oylarını kırmaya çalışmak için Erdoğan tarafından görevlendirilmiş, “İYİ Parti’nin bulunduğu yerde ne yapabilirsen kardır” anlayışıyla iktidar tarafından desteklenen, maddi imkanları iktidar tarafından sağlanan bir proje kişisidir” diye konuştu.

Koray Aydın, konuyla ilgili “Kuracağı parti de böyle bir projenin partisidir. Ama şu anda parti kuracak zemini inşa edemedi çünkü görüşme yaptığı insanların yüzde 97’sinden karşılık alamıyor. Bu bakımdan, parti  kursa bile sadece genel merkezi olan bir tabela partisi gibi olur” dedi.

“Şu anda siyasi alanda boşluk yok, Tansu Çiller’in de itibarı yok, ciddiye alan da yok. Biz de parti olarak ciddiye almıyoruz” diyen Aydın, “Ben bu konuyu takip ediyorum, gördüğüm kadarıyla; sıfır diyecektim ama iyi bir rakam olur, ekside. O şu anda Recep Tayyip Erdoğan’ın emir eri pozisyonunda biridir, siyasal görevi Tayyip Erdoğan’ın verdiği görevdir. Benim tavsiyem; boşuna bu işlerle uğraşmasın, evine gitsin, evinde otursun, onun Türkiye’de artık yapacağı bir şey de kalmamıştır” ifadelerini kullandı. 

Paylaşın

Erdoğan’ın Kovid 19’a Yakalanmasıyla İlgili Bazı Paylaşımlara Soruşturma

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan’ın yeni tip koronavirüs (Kovid 19) testlerinin pozitif çıkmasının ardından sosyal medyada bu konuda yapılan bazı paylaşımlar hakkında İstanbul ve Ankara’da soruşturma başlatıldı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bazı paylaşımların hakaret içerikli olduğu gerekçesiyle soruşturma başlatıldığını açıklayarak, “Sayın Cumhurbaşkanımızın rahatsızlığı ile ilgili suç teşkil eden paylaşımlara yönelik İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından re’sen soruşturma başlatılmıştır” ifadesine yer verdi.

Soruşturma kapsamında Erdoğan’a yönelik hakaret içerikli paylaşımlarda bulunduğu gerekçesiyle Pınar Ö. adlı kişi İstanbul Bağcılar’da gözaltına alındı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürlüğü Ö.’nün gözaltına alındığını doğruladı.

Ankara’da da soruşturma başlatıldı

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı da İstanbul gibi Erdoğan’ın rahatsızlığına ilişkin bazı sosyal medya paylaşımlarına yönelik soruşturma başlattı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

“5 Şubat 2022 tarihinde Sayın Cumhurbaşkanı tarafından kendisi ve eşinin Covid-19 test sonucunun pozitif çıktığı ve sağlık durumunun iyi olduğu yönünde sosyal medya hesaplarından yaptığı paylaşımını ilgi tutarak yapılan bir kısım paylaşımlarda; Cumhurbaşkanı’na hakaret, dini değerleri aşağılama vs suç teşkil eden ifadelerle ilgili olarak, Cumhuriyet Başsavcılığımız yetkisinde tespit edilen şüpheliler hakkında re’sen soruşturma başlatılmış olup konuyla ilgili gerekli adli işlemler kolluk birimleriyle birlikte yürütülmektedir.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 5 Şubat’ta Twitter hesabından yaptığı paylaşımla eşi ve kendisinin koronavirüse yakalandığını açıklamıştı. Erdoğan paylaşımında, “Bugün hafif belirtiler üzerine eşimle birlikte yaptırdığımız COVID-19 testimizin sonucu pozitif çıktı. Omicron varyantı olduğunu öğrendiğimiz hastalığı hamdolsun hafif geçiriyoruz. Görevimizin başındayız. Çalışmalarımıza evde devam edeceğiz. Dualarınızı bekliyoruz” ifadelerine yer vermişti.

Paylaşın

HDP ‘Üçüncü Yol’ İçin Nabız Yoklamaya Başladı

Halkların Demokratik Partisi (HDP) kurmayları, Tunceli de siyasi parti ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileriyle bir araya geldi. Toplantıda bir konuşma yapan HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, en geniş demokrasi ittifakını oluşturmaya çalışacaklarını söyledi.

Haber Merkezi / Mithat Sancar, Türkiye’nin çoklu krizle karşı karşıya olduğunu savunarak, bu krizleri aşmak için ittifaklara ihtiyaç olduğunu vurguladı. Demokrasi ittifakı kurma çalışmaları çerçevesinde, görüş alışverişi yapmak amacıyla toplantı düzenlediklerini ifade eden Sancar, iktidarın kendisinden farklı olan bütün çevreleri, çeşitli yöntemlerle ezme ve susturma yolunu var oluş sebebi olarak belirlediğini söyledi.

Bunun karşısında durmak için demokrasi ittifakı kurmaya çalıştıklarını vurgulayan HDP Eş Gel Başkanı Sancar “Demokrasi İttifakı’nı biz en geniş birliktelik olarak tasavvur ediyor, tarif ediyoruz. Bu çerçevede sol, sosyalist 8 parti ve oluşum olarak bir araya geldik. Görüşmeleri devam ettirme kararı aldık. Bunu da basına ortak bir açıklamayla duyurduk. İnanç çeveleriyle aynı şekilde görüşmeler müzakereler yürütüyoruz. Yine Kürdi partilerle bu çerçevede müzakerelerimiz var. Yerel yönetim seçimlerinden kalma ittifakımızı daha da genişletme amacındayız. Kısacası bu ülkede sömürülen, ezilen, dışlanan bütün mağdur ve mazlum kesimleri bir araya getirecek en geniş demokrasi ittifakını kurma amacındayız” dedi.

“Demokrasi ittifakı sadece seçimlere yönelik değil”

Olası bir ittifakın sadece seçimlere yönelik olmayacağını vurgulayan Sancar, ortak mücadele zemini kurmaya çalışacaklarını ifade etti. Demokrasi ittifakını toplantılardan çıkacak sonuçlara göre belirleyeceklerini hatırlatan Mithat Sancar, şöyle devam etti;

“Seçimlerin çok önemli olduğunun farkındayız. Önümüzde Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri var. Erken veya zamanında ne zaman yapılırsa yapılsın bu seçimlerin, Türkiye’nin önümüzdeki yıllarını belirleyecek kritik bir dönemeç olduğunun farkındayız. Bu nedenle seçimlerin önemini yok saymıyoruz ama sadece seçimlere indirgenmiş ittifak tartışmalarını kısır ve sıkıntılı olduğunu düşünüyoruz. Yani seçimlere odaklı bütün tartışmaların sorunlara çözüm olma konusunda yetersiz kalacağı yönünde inancımız var. Bu inancın gereği olarak Demokrasi İttifakı’nın temelini ortak mücadele olarak açıkladık. Ortak mücadeleyi bütün bu saydığım kesimleri içerecek bir birliktelik olarak hedefledik, öyle de tarif edip yürüyoruz. Sizlerden gelecek olan önerilerle en geniş demokrasi ittifakını kurmak konusunda yapılması gerekenlere dair de fikirler ve öneriler alacağız. Buradan büyük faydalar üreteceğiz, yolumuzu belirlerken bunlardan yararlanacağız.”

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar’ın toplantıda yaptığı konuşmanın tam metni şöyle;

“Sevgili canlar, hepiniz hoş geldiniz. Hepinizi saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum. Geçtiğimiz Haziran’da yine bu güzel şehrimizdeydik. Kültür inanç merkezi, direniş odağı bir coğrafyanın bu şehrinde bulunmaktan ve bir kez daha sizlerle bir araya gelmekten memnuniyet duyuyorum.

HDP olarak bizler yolumuzu bütün demokrasi güçleriyle birlikte belirlemek istiyoruz, yürüyüşümüzü halkla birlikte inşa etmek istiyoruz. O nedenle gittiğimiz şehirlerden bütün çevrelerle, demokrasi çevreleriyle bir araya gelip istişare toplantılarında bulunmayı arzuluyoruz ve bunlardan da yararlanıyoruz. Yolumuzu da sizlerle, halkımızla beraber yürüttüğümüz istişarelerden faydalanarak belirliyoruz.

Geçen buluşmada söylemiştim; burada bulunuşumuz bir olmak, iri olmak, diri olmak içindi. Yani Hacı Bektaş-ı Veli’nin bize rehber olarak verdiği bu talimatın gereğini yerine getirmek içindi. “72 millete bir nazarda bakmayan 40 yıl müderris olsa hakikatte asidir” sözleri ışığında, hakikatin ancak tartışarak bulunabileceği inancını taşıyarak bu toplantıları gerçekleştiriyoruz.

“Çoklu krizlere karşı çoklu birliktelik oluşturma mecburiyetimiz var”

Dersim’in çok yönlü sorunları var. Dersim birçok açıdan kuşatma ve saldırı altında ama bu saldırı ve kuşatma Türkiye’nin her tarafında geçerli. Kimlikleri, inançları doğayı, halkın kaynaklarını talan etmeyi aklına koymuş bir iktidar ve zihniyetle karşı karşıyayız.

Türkiye’de yaşanan krizlerin çok boyutlu olduğunu dile getiriyoruz. Çoklu krizlerle karşı karşıyayız. Bunları aşmak için çoklu birliktelikler ve ittifaklar oluşturma mecburiyetimiz vardır. Halkın değerlerine, halkın ekmeğine, halkın inancına, bütün değerlerine saldırılar var. Bu saldırıları ancak birlik olarak göğüsleyebiliriz. Ortak mücadele ile bunların üstesinden gelebiliriz. Bu toplantılarımızın amacı da budur. HDP olarak son kongremizde belirlediğimiz demokrasi ittifakı hedefi çerçevesinde bu çalışmaları hız kesmeden yürüttük ve yeni bir aşamasında Dersim’deyiz, sizlerle birlikteyiz. Bir kez daha geldiğimiz nokta itibariyle bunları sizlerle ele alacağız, tartışacağız.

“İktidar kendisinden farklı olanı susturmayı varoluş sebebi sayıyor”

Çoklu krizlerin temelinde bu yönetim anlayışı ve iktidar zihniyeti yer alıyor. Bu iktidar bir avuç sermayedara halkın kaynaklarını peşkeş çekiyor, ülkenin doğasını talan ediyor tekçi bir anlayışa baskıcı bir anlayışa sahiptir. Kendisinden farklı olan bütün çevreleri çeşitli yöntemlerle ezme ve susturma yolunu varoluş sebebi olarak belirlemiştir. Bu yolda giderken bütün güçlerin birbiriyle buluşmasını engelleyecek yöntemleri devreye sokuyor. Sürekli olarak ayrıştırma, kutuplaştırma ve gerilim politikaları uyguluyor. Bunu kendisine bağlı medya kuruluşuyla her gün yeniden ve yeniden gündeme taşıyor, ileriye götürüyor. Bu anlayışın karşısında ancak en geniş demokrasi ittifakını oluşturarak durabiliriz ve başarılı olabiliriz. O nedenle başlattığımız çalışmalar, takip ediyorsunuz çeşitli aşamalardan geçerek bize göre başarıya doğru ilerliyor. Elbette eksiklikler vardır, yapılması gereken vardır ama bugüne kadar yaptığımız çalışmaların verdiği neticeler bize umut veriyor.

“En geniş demokrasi ittifakını kurma amacındayız”

Demokrasi ittifakını biz en geniş birliktelik olarak tasavvur ediyoruz, tarif ediyoruz. Bu çerçevede sol sosyalist 8 parti ve oluşum olarak bir araya geldik, görüşmeleri devam ettirme kararı aldık. Bunu da basına ortak bir açıklamayla duyurduk. İnanç çerçeveleriyle aynı şekilde görüşmeler, müzakereler yürütüyoruz. Yine Kurdi partilerle bu çerçevede müzakerelerimiz var. Yerel yönetim seçimlerinden kalma ittifakımızı daha da genişletme amacındayız. Kısacası bu ülkede sömürülen, ezilen, dışlanan bütün mağdur ve mazlum kesimleri bir araya getirecek en geniş demokrasi ittifakını kurma amacındayız.

“Seçimlere indirgenmiş ittifak tartışmaları sıkıntılıdır “

Bu yöndeki çalışmaların temelini ortak mücadele olarak adlandırıyoruz. Yani demokrasi ittifakı olarak kastettiğimiz sadece seçimlere yönelik bir ittifak değil. Bütün bu haksızlıklara, zulümlere karşı ortak mücadeledir. Ortak mücadele zeminini ve hattını oluşturabilirsek seçimler için en geniş ittifakı oluşturmayı sağlarız. Seçimlerin çok önemli olduğunun farkındayız. Önümüzde cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri var. Erken veya zamanında, ne zaman yapılırsa yapılsın bu seçimlerin Türkiye’nin önümüzdeki yıllarını belirleyecek kritik bir dönemeç olduğunun farkındayız. Bu nedenle seçimlerin önemini yok saymıyoruz ama sadece seçimlere indirgenmiş ittifak tartışmalarının kısır ve sıkıntılı olduğunu düşünüyoruz. Yani seçimlere odaklı bütün tartışmaların sorunlara çözüm olma konusunda yetersiz kalacağı yönünde inancımız var. Bu inancın gereği olarak demokrasi ittifakının temelini ortak mücadele olarak açıkladık. Ortak mücadeleyi bütün bu saydığım kesimleri içerecek bir birliktelik olarak hedefledik, öyle de tarif edip yürüyoruz. En geniş demokrasi ittifakını kurma konusunda yapılması gerekenlere dair de sizlerden fikirler ve öneriler alacağız. Buradan büyük faydalar üreteceğiz, yolumuzu belirlerken bunlardan yararlanacağız.

“Dersim’in yaşadığı saldırılar sistematiktir”

Dersim’in yaşadığı sıkıntıların farkındayız. Dersim’in yaşadığı saldırıların sistematik olduğunun bilincindeyiz. Türkiye’de kurulmak istenen zihniyetin bir laboratuvar araştırması olarak görülmesi gerekiyor. İnancına, doğasına, coğrafyasına, diline saldırılan bir kenttir Dersim. Çünkü Alevilik bugün her alanda ayrımcılığa maruz kalan bir inanç. Sadece son örneklere, son tartışmalara baktığımızda bunları çarpıcı bir şekilde görmemiz mümkün.

Biliyorsunuz cemevleri ibadethane olarak kabul edilmiyor. Son elektrik zamlarından sonra gelen faturalar cemevlerinin çalışmalarını yürütmesini engelleyecek kadar yüksek. Cemevlerine gelen elektrik faturaları ticarethane tarifesinden hazırlanıyor ve ticarethane tarifesine göre ödeme yapmaları isteniyor. Bugün özelleştirilmiş olan elektrik sektörü tam bir soygun sektörü ve iktidar yandaşlarını en fazla besleyen alan.

“Yüksek faturaların ticarethane tarifesiyle cemevlerine ödetilmesi çok açık ayrımcılıktır” 

Halkın evlerinde yüksek elektrik faturalarıyla karşılaştıklarını biliyoruz. Ancak camiler, mescitler, kiliseler ve sinagoglarda ibadethane statüsü nedeniyle ödenmezken, elektrik faturalarının bu kadar yüksek meblağlarda ticarethane tarifesiyle cemevlerine ödetilmesi çok açık ayrımcılıktır ve saygısızlıktır. HDP, bütün inançların eşitliğini ve özgürlüğünü savunan bir partidir. Alevi kimliğine dönük saldırıların ve ayrımcılığın son bulmasını en samimi ve kararlı bir şekilde talep eden ve bu yönde mücadele yürüten bir partidir. Kuruluşumuzdan beri bütün inançların katılımı, eşit etkisi ve ağırlığı olsun istedik. Parti yapımız böyledir. İnançlara saygı partimizin doğasında vardır, partimizin kimliğinin ayrılmaz bir parçasıdır.

“Dersim bir direniş kentidir”

Öte yandan Dersim’e yönelik saldırılar, doğaya yönelik saldırıların özel bir örneğini oluşturacak yoğunluktadır. Munzur üzerinde çok sayıda HES yapılıyor, bu HES’ler Munzur’un neredeyse kurumasına ve özünü kaybetmesine neden oluyor. Sadece Munzur’la sınırlı kalmıyor etkiler. Munzur Dağı ve bütün Dersim doğası maden ruhsatlarıyla talan edilmek isteniyor. Oysa Dersim kültürü, bütün bunları içerecek bir bütünlüğe sahiptir. Yani inanç, din, dil, kültür, doğa hepsi iç içe geçerek Dersim kimliğini bütünlüklü olarak oluşturmaktadır.

Dersim’in bu şekilde saldırılara maruz kalmasının, bu saldırılara sistematik bir şekilde uğratılmasının nedenlerini çoğumuz biliyoruz. Dersim aynı zamanda direniş kentidir, boyun eğmeme geleneğinin kentidir. Zulme, baskıya, zorbalığa karşı çıkan direnişin ve mücadelenin zaferidir. O nedenle Dersim’in kimliğini her türlü yolla yok etme planları tesadüf değildir. Sistemli yürütülmesi de ayrıca bu söylediklerimizi kanıtlıyor. Dersim’de kimliği yozlaştırma ve yok etme çabaları aynı zamanda yozlaştırma yöntemleriyle de yürütülüyor. Hepimiz farkındayız, son yıllarda burada başta üniversite olmak üzere çeşitli alanlarda cemaatlerin ve tarikatların hakimiyetine geniş bir saha açıldı. Bu yolla Dersim’in kimliği başka yönden de asimile edilmek isteniyor.

“Dersim’in garnizona çevrilmesi yoksulluğu derinleştiriyor” 

Yine yoksulluk ve işsizlik bağlantılı çeşitli sorunlar dolayısıyla göçler yaşanıyor. Dersim durmadan göç veren bir kent haline geliyor. Bugün genç nüfusun en az olduğu şehirlerden biri de Dersim’dir. Yine üretim alanında, meraların ve yaylaların yasaklanması ve güvenlik bölgeleri ilan edilen bölgeleriyle Dersim’in adeta bir garnizona çevrilmesi yoksulluğu derinleştiren faktörlerdir.

“Eğer ortak mücadeleyi başarabilirsek bütün bu saldırıları durdurabiliriz”

Böylece Dersim insansızlaştırmak, inançsızlaştırılmak ve kimliğinden koparılmak isteniyor. Bütün bu saldırılara karşı duruşun tek yolu vardır o da ortak mücadele. Eğer hepimiz demokrasi, adalet, eşitlik ve özgürlük çerçevesinde ortak mücadeleyi başarabilirsek Dersim’de bütün bu saldırıları durdurabiliriz. Türkiye’de de aynı başarıyı yakalarız. Ortak mücadele gelecek dönemi kurmanın en vazgeçilmez yolu olarak karşımızda duruyor. Bir başka saldırı da kimliğin en önemli unsuru olan dile yöneliktir. UNESCO’nun yaptığı “Tehlike Altındaki Diller Dünya Atlası” çalışmasında Türkiye’de 18 dilin bu kategoride yer aldığı tespit edilmiş. 18 dil yok olma tehlikesi altındadır. Yani Kırmancki de yok olma tehlikesi altında yer alan dillerdendir. Ermenice, Hemşince, Süryanice Lazca gibi diller de yine yok olma tehlikesi altındaki dillerdir.

O nedenle bu saldırılar dediğimiz gibi boşuna değil. Dili yok etmek kimliği yok etmenin en etkili yöntemlerden biridir. Dile ve kimliğe sahip çıkma aynı zamanda kendi benliğine ve onuruna sahip çıkmaktır. Dillere yönelik saldırıları püskürtmenin, dilleri yaşatmanın yollarını hep birlikte bulmak zorundayız. Çünkü Türkiye’de bu zenginliği ve bu çeşitliliği koruyarak eşit ortak yaşamı inşa edersek eğer bütün halklar için güzel bir gelecek kurmuş olacağız. Güzel bir dünya kurmuş olacağız. Yeni bir yaşamı kurabilmek için de farklıkları koruyabilmemiz ve eşit muamele görebilecekleri bir düzen kurmamız gerekiyor. HDP olarak bunun için üzerimize düşeni yapmaya hazırız. Eksiklerimiz olabilir, yetersiz kaldığımız konular da olabilir ama özeleştiri yapma ve sizden gelen eleştirileri dikkate alma konusunda samimiyiz.

“İktidar “verdim” dediği şeyleri geri almak için vakit kaybetmiyor”

Krizin ekonomik alanda en derin noktalara ulaştığını da verilerle her gün okuyoruz, yaşıyoruz. Asgari ücrete yapılan zammın, büyük bir şovla takdim edildiği günlerin üzerinden çok fazla zaman geçmedi ama asgari ücret açlık sınırının altına düştü. Yani bu iktidar “verdim” dediği şeyleri geri almak için, daha fazlasını almak için hiç vakit kaybetmiyor. Güya asgari ücrete, işçi memur ücretlerine zam yapıldı ve bunlar yüksek zamlar gibi yansıtıldı. Ama iktidarın zam furyası emekçilerin, halkın eline geçeni şimdiden eritti.

İşçiler her yerde direniyor. Gördüğümüz gibi bu direnişler sonuç da alıyor. Hakkını elde etmek ve sömürüye karşı çıkmak için direnen bütün işçilere, bütün emekçilere Dersim’den selam gönderiyoruz.

“Savaş politikalarına karşı çıkmak iktidarın temel anlayışına karşı çıkmaktır”

Sorumluluğumuz daha da ciddileşmektedir. Kısacası bizler emek için, adalet için, ekmek için, özgürlük için, demokrasi için ve barış için büyük mücadele ortaklığının kurulmasını istiyoruz. Ekmeği özgürlükten, iş ve aşı demokrasiden çıkarmamız mümkün değil. Bu iktidarın sömürü, talan, ayrımcılık ve ayrıştırma zihniyetinin en önemli aracı savaş politikalarıdır. Savaş politikalarına birlikte karşı çıkmak da bu iktidarın temel anlayışına karşı çıkmak demektir. Bu nedenle savaş politikalarını her alanda reddeden ortak duruşu her alana yaymak durumdayız. Savaş politikalarına karşı mücadele yürütüldüğünde aynı zamanda büyük barış için de büyük mücadele yürütülmüş olur. Amacımız Türkiye’de büyük barışı kurmaktır. Bu büyük barışın en büyük anahtarı da Kürt sorununda demokratik çözümdür. Ama sadece bundan ibaret değildir. İnançların eşitliğini ve özgürlüğünü sağlamaktır. Bugüne kadar ayrımcılıktan, katliamdan, zulümden açılan yaraları sarmanın yolu büyük yüzleşmedir. Yüzleşme için en önemli örneklerden biri Dersim Katliamıdır. Dersim Katliamıyla yüzleşmeden Dersim’e yönelik sistemli saldırıların sebebini ve amacını anlamak mümkün değildir. Katliam hangi zihniyetle yapıldıysa, o zihniyet bugün aynı nedenlerle Dersim’i hedef alıyor. O katliama neden olan zihniyetle yüzleşmek ve hesaplaşmak geleceği barış üzerine kurmanın en önemli şartlarından biridir. Bu sadece Dersim için değil bütün Türkiye, Türkiye’deki halklar ve inançlar için geçerlidir.

Bir kez daha bizlerin inançların özgürlüğü ve eşitliği, inançlara saygı konusunda herhangi bir taviz vermemizin söz konusu olmadığını belirtmek isterim. Son günlerde bir milletvekilimizin konuşması üzerinden yürütülen linç kampanyasına da kısaca değinmek istiyorum. Arkadaşımız, iktidarı eleştirirken kullandığı ifadelerinden dolayı “İslam inancına saldırmak”la suçlanıyor. Oysa HDP’nin herhangi bir inanca saygısızlık yapması doğasıyla, yapısıyla çelişir. Bizim herhangi bir inanca saygısızlık yapmamız düşünülemez. Konuşmanın bağlamından koparılarak buraya yerleştirilmesinin özel sebepleri olduğunu biliyoruz. İnanç üzerinden siyaset yürütme çabası, inancı istismar ederek iktidarı sürdürme hevesi ve hırsı bu iktidarın özelliğidir.

“İnançların tamamına saygıda kusurumuz olmaz”

Kendisinin bu özelliğini başkasına yansıtma yoluyla kampanyalar yürüterek sonuç almayı bekliyorsa iktidar yanılıyor. Bizlerin inançlara saygısızlık anlamına gelecek en ufak bir sözü ve davranışı olmaz, olamaz. Olduğunda da mutlaka bu kendi içimizde tartışılır, sorgulanır. Eğer gerçekten herhangi birimiz, herhangi bir şekilde bu ilkelerle bağdaşmayan bir tutum içinde olmuşsa bunun da değerlendirmesini kendi içimizde yaparız. İktidarın trollerinin ve yandaş basının HDP’ye inanç ve İslam düşmanlığı üzerinden saldırması, esasen ayrıştırma ve kutuplaştırma politikasının başka araçlarla her fırsatta yeniden devreye sokulmasından başka bir anlam taşımıyor. İnançların tamamına nerede olursa olsun saygıda en ufak bir kusurumuz olmaz. Buna izin vermemiz de söz konusu olmaz. Çünkü inançlara yönelik ayrımcılığın ne gibi derin yaralara yol açtığını bilen ve bunların olmadığı bir düzen inşa etmeyi hedefleyen bir partiyiz. O nedenle buradan yürütülen kampanyalara da aynı açık sözlülükle cevap verme konusunda en ufak bir sıkıntımız olamaz.

Sizleri dinlemektir esas buluşma nedenimiz. Tekrarlamak istiyorum önümüzde çok önemli bir görev var, tarihi bir görev. Geçen Haziran’da burada yaptığım konuşmada 2022 yılının final yılı olacağın söylemiştim. Tekçi, baskıcı, talancı, rantçı, zihniyet ile eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik ve adalet arayan zihniyet arasında hesaplaşmanın final yılı olacağını belirtmiştim. Bu final yılının gereğini yapabilmek, bu final mücadelesinin hakkını verebilmek için birleşmemiz gerekiyor. Ayrışma nedenlerini değil buluşma noktalarını bulmamız ve onlara yoğunlaşmamız gerekiyor. Nerelerde buluşabileceğimizi konuşmamız gerekiyor.

“Farklılıklarımızla ortak hedefe yürümeyi öneriyoruz, bunun en önemli merkezinin de Dersim olacağına inancımız tamdır”

Mücadele ortaklığı aynı zamanda birlikte tartışmayı da içerir, sorgulamayı ve eleştiriyi de içerir. Eğer birbirimize eleştirimiz, birbirimize herhangi bir uyarımız olacaksa omuz omuza yürürken bunu yapmanın önünde herhangi bir engel yoktur. İlkelerimiz ve hedeflerimiz bellidir. Bunların içini, mücadele ortaklığında ve sahada hayatın her alanında doldurmamız asıl bekleyen görevdir. Elbette farklı fikirler olacaktır. En geniş demokrasi ittifakı dediğimiz zaman herkesin bütün fikirlerde aynılaştığı bir buluşmayı kastetmiyoruz, aksine farklılıklarımızla ortak hedef yürümeyi öneriyoruz. Bunu başaracağımıza inancımız tamdır. Bunun en önemli merkezinin de burası olacağına, Dersim olacağına inancımız tamdır. Dersim zorluklara rağmen farklılıkları ayrışma nedeni yapma tuzağına düşmeyecektir. Tam tersine bütün farklılıklarıyla buluşarak ortak hedefe yürümenin en güçlü örneğini ortaya koyacaktır.”

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Akşener’den ‘Atama’ Tepkisi

İktidarın öğretmen atamalarına ilişkin yaptığı açıklamalara tepki gösteren İYİ Parti Lideri Akşener, “İktidarın 90 üstü puan alıp mülakatta elenen, öğrencilerine kavuşamadığı için marketlerde çalışan, çaresizlikten intihar eden öğretmenlerimizin haberi var mı? Yok. Algı zirvede atama yerde… Yazıklar olsun!” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, öğretmen atamalarıyla ilgili sosyal medya paylaşımında bulundu. Akşener, #AlgıZirvedeAtamaYerde etiketiyle yaptığı paylaşımda şunları yazdı:

İktidar, 74 bin öğretmen ataması yaptığını iddia ediyor… Peki ya bu atamalardan; 90 üstü puan alıp mülakatta elenen, öğrencilerine kavuşamadığı için marketlerde çalışan, çaresizlikten intihar eden öğretmenlerimizin haberi var mı? Yok. Yazıklar olsun!

Geçen hafta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla 15 bin öğretmenin ataması gerçekleştirilmişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan törende yaptığı açıklamada, şu ifadeleri kullanmıştı:

“Mevcut öğretmenlerin yüzde 73’ü bizim hükümetlerimiz döneminde atanmıştı. Sadece son iki yılda 77 bin 572 genç öğretmenimizi okullarıyla buluşturduk. Bu gün gerçekleştireceğimiz 15 bin öğretmen atamasıyla toplam 729 bin 487 öğretmenimizi atamış olacağız.“

Paylaşın