Kılıçdaroğlu’ndan ‘6 Liderin Buluşması’ Açıklaması: Vatan Sevgisi

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, altı parti liderinin buluşmasına değinerek, “Altı partinin genel başkanları olarak buluştuk. Yan yana gelemez diyorlardı, geldik. Ayrı partileriz ama neden bir araya geldik? Çünkü Türkiye’nin felakete sürüklendiğini, yaşanamaz bir Türkiye ortaya çıktığını altı parti genel başkanı olarak biliyor, görüyoruz.” dedi.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu, konuya ilişkin yaptığı açıklamanın devamında, “İyi ki bu ülkede sağlıklı, tutarlı, ülkenin geleceğini düşünen bir muhalefet var. Bizler tüm olumsuz koşullara, iftiralara, hakaretlere rağmen bir araya geldik. Bizi bir araya getiren vatan sevgisi! 28 Şubat günü altı lider yeniden buluşacağız. Demokrasiyi hep birlikte yeniden inşa edeceğiz.” ifadelerini kullandı.

Konuşmasında, “Erdoğan 31 Aralık’ta imzaladığı zamları geri çekinceye kadar ben, bugünden itibaren gelecek hiçbir elektrik faturamı ödemeyeceğim” açıklamasını hatırlatan Kılıçdaroğlu, gelen eleştirilere, “Elektrik faturamı ödemeyeceğim dedim. Niçin dedim? Elektrik faturasını ödeyemeyen vatandaşın acısını benim topluma hissettirmem lazım. O nedenle ödemeyeceğim.

Elektrik faturası için partililer bana sordu, “Biz de mi ödemeyeceğiz?” dediler. “Hayır” dedim. Siz ödeyin.  Ben orada faturasını ödemeyen ailelerin hissettiklerini ve acılarını topluma duyurmak için ödemeyeceğim. Elektrik zamlarını devlet yapmadı diyorlar. Evet AKP yaptı. Ben mi yaptım? Vatandaş mı yaptı? Devleti yöneten AKP yaptı. 5’li çeteye tek kelime dahi etmiyorlar. Zamları yapıyorsunuz. Vatandaşı inim inim inletiyorsunuz.

Zamlara yağmur gibi yağıyor. Kışın ortasında elektriğe yüzde 127 zam yapılır mı? Akıl alacak şey değil. Siz beni donmakla mı korkutuyorsunuz? Sizin feriştahınız gelse beni korkutamaz! Bahçeli de bugün konuşmuş. Demiş ki “Kılıçdaroğlu’na kandil gönderin.” Göndermişler de. Çok güzel. Onları partinin müzesine koyacağım, zamları en çok savunan Bahçeli’nin gönderdiği kandiller olarak” şeklinde cevap verdi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, iki haftalık bir aranın ardından partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından satır başları şöyle;

“Elektrik faturamı ödemeyeceğim dedim. Niçin dedim? Elektrik faturasını ödeyemeyen vatandaşın acısını benim topluma hissettirmem lazım. O nedenle ödemeyeceğim.

Elektrik faturası için partililer bana sordu, “Biz de mi ödemeyeceğiz?” dediler. “Hayır” dedim. Siz ödeyin.  Ben orada faturasını ödemeyen ailelerin hissettiklerini ve acılarını topluma duyurmak için ödemeyeceğim.

“Vatandaşı inim inim inletiyorsunuz”

Elektrik zamlarını devlet yapmadı diyorlar. Evet AKP yaptı. Ben mi yaptım? Vatandaş mı yaptı? Devleti yöneten AKP yaptı. 5’li çeteye tek kelime dahi etmiyorlar. Zamları yapıyorsunuz. Vatandaşı inim inim inletiyorsunuz.

Zamlara yağmur gibi yağıyor. Kışın ortasında elektriğe yüzde 127 zam yapılır mı? Akıl alacak şey değil. Siz beni donmakla mı korkutuyorsunuz? Sizin feriştahınız gelse beni korkutamaz!

Bahçeli de bugün konuşmuş. Demiş ki “Kılıçdaroğlu’na kandil gönderin.” Göndermişler de. Çok güzel. Onları partinin müzesine koyacağım, zamları en çok savunan Bahçeli’nin gönderdiği kandiller olarak.

Kutuplaştırıcı bütün söylemleri tarihe gömüp kucaklaşmak, birlik ve beraberlik bayrağını şanlı bayrağımız gibi dalgalandırıp, birbirimizle helalleşebileceğimiz bir gün olsun istiyoruz. Bugün ülkemiz ve milletimiz için bir milat olsun istiyoruz.

Türkiye dert küpüne dönmüş durumda. Herkesin derdi var. Herkes şu veya bu şekilde Türkiye’nin dertlerini konuşuyor. Türkiye’nin çözülemeyecek hiçbir sorunu yoktur. Türkiye’nin sorunlarının çözümünde marka olan Cumhuriyet Halk Partisi’dir.

Gazeteci örgütleri geldi, görüşme gerçekleştirdik. Gazeteciler, halkı aydınlatmak için yola çıkıyor. 2021’de 54 gazete kapandı. Son üç yılda 119 gazete kapanmış. Bu sıradan olay değildir. 119 gazetede çalışan medya mensuplarının işsiz kalması demektir

Bizde maalesef medya iktidarı savunuyorsa her türlü imkanın sağlandığı bir organa dönmüş durumda. Gazeteci gazeteciliğin hakkını vermek zorundadır.  Halkı aydınlatmak için yola çıkanlar en büyük sorunu yaşar hale getirdiler.

Gazeteci kalemini satmayan kişidir. Aklını kiralayan kişiye gazeteci denmez. Doğru haberlere erişim engeli geliyor. Gerçek gazeteciler basın kartı almakta zorlanıyorlar.

Gazetecilere sesleniyorum: “Millet İttifakı’nı destekleyeceksiniz” demiyorum. “İttifakı yakından takip etmelisiniz” diyorum. Medyaya nasıl önem verdiğimizi göreceksiniz.

Isparta’ya günlerce elektrik verilmedi. İnsanlar perişan oldu. İki genel başkan yardımcımız ilk günden itibaren Isparta’yı gezdiler. Dört gün sonra bakan oraya helalleşmek için gitti. Senin görevin ne? 21. yüzyılın Türkiye’sinde bunun sorumlusunun olması lazım.

Isparta’da elektrik kesintisinden dolayı bütün vatandaşların tazminat alma hakkı var. Baroya müracaat edip dava açsınlar. Avukat tutamazsanız avukat masrafınızı da karşılayacağız.

Fatura ve hayat pahalılığının bir sorumlusu olması lazım. Kim bu sorumlu? Gerçi bizim “Yeliz” bulmuştu. CHP yüzündenmiş. Allah akıl fikir versin bunlara.

Bizi bir araya getiren vatan sevgisi!

Altı partinin genel başkanları olarak buluştuk. Yan yana gelemez diyorlardı, geldik. Ayrı partileriz ama neden bir araya geldik? Çünkü Türkiye’nin felakete sürüklendiğini, yaşanamaz bir Türkiye ortaya çıktığını altı parti genel başkanı olarak biliyor, görüyoruz.

İyi ki bu ülkede sağlıklı, tutarlı, ülkenin geleceğini düşünen bir muhalefet var. Bizler tüm olumsuz koşullara, iftiralara, hakaretlere rağmen bir araya geldik. Bizi bir araya getiren vatan sevgisi! 28 Şubat günü altı lider yeniden buluşacağız. Demokrasiyi hep birlikte yeniden inşa edeceğiz.

Paylaşın

Buldan: Demokrasi İttifakını Her Gün Daha Da Büyütüyoruz

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Buldan, Demokrasi İttifakına vurgu yaparak, “Bu iktidarın bütün gayesi toplumsal kazanımları, demokratik kazanımları ve kadın kazanımlarını bir bir yok etmektir. İşte bizim de yapmamız gereken tüm bu kazanımlarımıza birlikte sahip çıkmak, korumak, güçlendirmek, daha da büyütmek ve gasp edilen tüm haklarımızı bir bir geri almak için örgütlü gücümüzü, örgütlü mücadelemizi daha da yükseltmektir.” dedi.

Haber Merkezi / Buldan, konuya ilişkin yaptığı açıklamanın devamında, “Türkiye toplumu içinde yer alan bütün farklılıkların sesi ve partisi olan partimiz, toplumun her kesimini kapsamayı hedefleyen demokrasi ittifakını büyütme amacındadır. Hayata emekten ve demokrasiden bakan güçlerle ve partilerle bir araya geliyor ve demokrasi ittifakını büyütüyoruz. Bu ittifak Türkiye için umudun, özgürlüğün ve karanlığı yırtıp atmanın ittifakı olacaktır. Türkiye için en acil ve gerekli ittifakın, demokrasi ittifakı olduğunu biliyoruz, bunun bilinciyle hareket ediyoruz. Bu ittifak çalışmaları devam edecektir. Bu bilinçle hareket ediyoruz, bütün halkı da yanımızda görmek istiyoruz” ifadelerini kullandı.

HDP Eş Genel Başkanı Buldan, Demokrasi İttifakına ilişkin açıklamasını, “İstiyoruz ki bu ülke daha fazla zarar görmesin, halk artık tek adam sistemi karşısında daha fazla ezilmesin. Demokrasi ittifakını bu yüzden çok önemli görüyoruz. Demokrasi ittifakı bir mücadele ortaklığıdır. Ortak geleceği birlikte inşa etme ortaklığıdır, irade ortaklığıdır. Bu güç birliği hem tarihsel hem de toplumsal bir ihtiyaçtır. Biz yolumuza kararlı bir biçimde devam ediyoruz. Bu amaçla tüm toplumsal kesimlerle; ezilenlerle, emek, barış ve demokrasi güçleriyle, aydınlarla, sanatçılarla, demokrat ve vicdan sahibi herkesle beraber yürüyor, beraber üretiyor, birlikte direniyor ve kararlılığımızı birlikte ortaya koyuyoruz. Birlikte yürümeye, en güçlü seçeneği yaratmaya devam edeceğiz. Umudu yeniden inşa ediyoruz. Aydınlık bir geleceğe giden yolu hep birlikte yeniden inşa ediyoruz. Ortak yaşam iradesini ve demokrasiyle örülen ortak ufkumuzu yeniden inşa ediyoruz” cümleleriyle bitirdi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin Meclis’teki grup toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi. Ekonomik kriz, muhalefet partilerinin buluşması başta olmak üzere pek çok konuyu değerlendiren Buldan, şunları söyledi:

“Türkiye’nin bugün karşı karşıya olduğu büyük çöküşün nedenlerini anlamak için yakın tarihte yaşananları bir kez daha irdelemek gerekir. Ülkeyi kuşatan açlık, yoksulluk, yolsuzluk; demokratik hak ve özgürlüklerin ortadan kaldırılması, kayyım rejiminin her yere yayılması, siyasi kumpaslar, hukuksuzluklar, darbeler, mafya ve çeteler, bütün bu kirlenme ve çürümeler Kürt sorunu ve demokrasi sorunlarının çözümsüzlüğünün bir sonucu olarak karşımızdadır.

Bugün 15 Şubat. Ortadoğu’nun, Kürt sorununun ve Türkiye’nin gidişatını belirleyen, aslında krizlerin de temellerinin atıldığı bir sürecin siyasal hafızalardaki dönüm noktası bir tarihtir. Sayın Öcalan’ın Türkiye’ye getirilişiyle başlayan ve İmralı tecrit ve çözümsüzlük sisteminin kurulmasıyla devam eden sürecin üzerinden tam 23 yıl geçti. 23 yılda yaşanan gelişmeler, uluslararası komplonun Türkiye’yi ve Ortadoğu’yu kriz ve çatışma sarmalının içerisine sokma, Kürt sorununu kullanarak Türkiye’yi ekonomik ve siyasi olarak uluslararası sistemin ipoteği altına alma hedefleri açısından amacına ulaştığı sonucunu ortaya koymaktadır. Sonuç büyük çöküş oldu. Kürtler yeter ki söz ve kazanım sahibi olmasın diye uluslararası operasyonların bir parçası olmaktan geri durmayan yetersiz ve yerleşik çözümsüzlük aklı, tüm ülkeye ve halklara kaybettirdi.

“Demokratik çözümü ellerinin tersiyle itip ülkeyi karanlık yapıların çıkar ortağı haline getirdiler”

Türkiye’yi ekonomik olarak uluslararası güçlere bağımlı hale getirdiklerinin en güncel örneği, iktidarın sıcak para için bir gün Katar’ın bir gün Birleşik Arap Emirlikleri’nin kapısını çalıyor olmasıdır. Oysa Türkiye’nin, Kürt-Türk barışıyla, demokratik çözüm ve barışla tüm Ortadoğu’ya öncülük yapabilme imkânları fazlasıyla vardı, fazlasıyla mevcuttu. Bu fırsatları elinin tersiyle iten savaş siyaseti, ülkeyi çatışmadan beslenen çetelerin, mafyanın, Suriye’de IŞİD’in, El Nusra ve diğer karanlık yapıların çıkar ortağı haline getirdi. IŞİD’in lideri sınırın 4 km ötesinde Türkiye’nin kontrolündeki noktada öldürülmüştü. Bunu hepimiz hatırlıyoruz. Yeni emiri olarak açıklanan kişi ise daha geçenlerde sınıra 1,5 km mesafede öldürüldü. Bir sonraki de sınırın bu tarafında ortaya çıkarsa hiç kimse şaşırmasın. Türkiye sınırlarını kendilerine güvenli alan olarak gören bu karanlık yapı, cesaretini geleneksel Kürt düşmanlığı politikasından almaya devam ediyor.

İşte bu zihniyet ve çözümsüzlük mekanizması aynı zamanda darbe mekanizmasına da zemin sundu. Dolayısıyla uluslararası oyunda asıl büyük kaybeden her yönüyle Türkiye oldu, demokrasi oldu, Türkiye halkları oldu. Uluslararası oyunların sonuçları Kürt halkı ve ittifak halinde oldukları halklar açısından ise çok farklı oldu. Amacına ulaşamadı! Kürt halkının birlikte yaşadığı halklarla bir demokratik çözüm, barış ve eşit-ortak gelecek oluşturma iradesini engelleyemediler. Bundan sonra da asla engelleyemeyecekler. Güvenlikçi politikaya sıkıştırdıkları Kürt sorununun siyasal bir sorun olma niteliğini ortadan kaldıramadılar. Halen komplo ve kumpaslarla, tecrit politikasıyla demokratik çözümün yollarını tıkama ve demokratik siyaseti boğma çabalarından sonuç alacaklarını sanıyorlar. Fakat tarihi bir yanılgı içerisinde olduklarını unutmasınlar!

“Uluslararası güçler sonuç alamadı, Kobanî kumpasçıları da sonuç alamayacaklar”

İşte Kobanî Kumpas Davası da aynı komplocu zihniyetin bir sonucu olarak karşımızdadır. Dava ellerinde kaldı. Dosyaları dava açıldığı gün çökmüştü. Onu çökerten de sevgili arkadaşlarımızdı. Tek çökmeyen ise demokratik siyasetti, arkadaşlarımızın dik duruşuydu. Hepsini saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Arkadaşlarımız bu davanın, Kürt sorununun çözümü önünde nasıl bir engel olduğunu tane tane anlatmaya ve HDP’nin müzakere ve barış çabasının ne kadar hayati olduğunu kararlılıkla dile getirmeye devam edecekler. Kobanî kumpasçılarına diyorum ki; uluslararası güçler, büyük komplolarıyla sonuç alamadılar, siz de bu kumpaslarınızla sonuç alamayacaksınız! Açtığınız bu tür davalar elinizde kalmaya devam edecek. Bir kez daha altını çiziyorum: Devlet ve siyaset aklı tecridi derinleştirdikçe, barış zeminini ve demokratik siyaseti engelledikçe Türkiye kaybediyor, Türkiye halkları zarar görüyor.

“Gelin bu sorunu bir haftada çözelim” diyen İmralı’ya kulak vermek, diyalog kanallarını açmak bütün düğümleri ve kilitlenmeleri çözecek önemli bir yoldur. Bu yolu bir kez daha hatırlatmak istiyoruz. İşte 2013’teki Newroz mektubu, 28 Şubat 2015’teki Dolmabahçe Mutabakatı önemli bir fırsattı. Bu fırsatın tepilmesiyle Türkiye’nin neler kaybettiğini hepimiz gördük. Bu gerçeği artık görün! Bu gerçeğin görülmesiyle bütün gerçekler ortaya çıkacak. Demokratik çözüm ve barış Türkiye’yi büyütür, güçlendirir. Halklar arası diyalogu, barışı ve birlikte eşit yaşam iradesini güçlendirir. Demokrasinin önünü açar. Zihniyetin artık değişmesi gerekiyor. Tarihsel tecrübeler de bunu söylüyor, zamanın ruhu da bu hakikati tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Önümüzdeki yüzyıl böyle geçmeyecektir. Tarih tekerrür etmeyecektir. Çözmeyenler, çözemeyenler, çözümden kaçanlar; tekçilikle, yasaklarla, inkârla, imhayla, Kürt düşmanlığıyla hareket edenler bu yüzyılda kalacaktır, gelecek yüzyılda olmayacaklar ve birer birer tasfiye olacaklardır! Halklarımız onları gönderecektir.

“Çözümsüzlüğün sonucu büyük ekonomik çöküştür”

Tüm bu anlattığım çözümsüzlük siyasetinin sonuçlarını büyük bir ekonom”ik çöküş olarak da yaşıyoruz. AKP iktidarı ve küçük ortağı Türkiye’yi bir buhran dönemine soktu.Türkiye’yi bir felakete doğru götürüyorlar, hepimiz bunun farkındayız. Açık söylüyorum: AKP-MHP ittifakı, halkı her gün gadre uğratan bir iktidardır. Bu iktidar bir felaket iktidarıdır! Bakın bugün milyonlarca emekçi 2022 yılının ilk tam zamlı maaşını aldılar. Bu zam emekliler için yüzde 25, çalışanlar için yüzde 30’du. Bu ülkenin emekçileri ve emeklileri bugün aldıkları maaşın tamamını yüzde 127 arttırılan elektrik, yüzde 100’ün üzerinde zamlanan doğalgaz ve gıda faturalarına, yüzde 200’ün üzerinde zamlanan akaryakıta, yüzde 100’ün üzerinde artan kiralarına harcadı.

“Zammın keyfini yaşayan tek bir yer var o da tabii ki Saray’dır”

Emekçilerin, emeklilerin elinde maaş adına tek bir kuruş dahi kalmadı. Cüzdanlar bugün boşaldı. Zammın keyfini yaşayan tek bir yer var o da tabii ki Saray’dır. Saray ve yandaşları, müteahhitleri bunun keyfini sürüyor. Saray fatura ödemiyor. Saray’ın faturalarını halk ödüyor. Elektrik faturası kirasını geçen esnafın, faturası üç katına çıkmış hanelerin kendi dertleri yetmiyor bir de Saray’ın faturalarını ödüyorlar. Yurttaşlarımız hiç merak etmesin, en büyük siyasi faturayı da ilk seçimlerde bu saray iktidarı ödeyecektir! Enerjiyi özelleştirerek 5’li çeteye peşkeş çektiler. Türkiye’nin kaynaklarını yutan bir çete var biliyorsunuz. Adı 5’li çetedir. Önce Türkiye’nin kurumlarını, yollarını, havalimanlarını, limanlarını, fabrikalarını, derelerini, ovalarını bu çetelere hibe ettiler. Yetmedi bunlara bir de enerjiyi verdiler. Şimdi onlar kâr etsin diye 84 milyonun cebine, vergisine, alın terine göz diktiler.

“Gelen yüksek faturalar Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin soygun ve haraç faturasıdır”

Bunların anlayışına göre 84 milyonun kaybetmesinin hiçbir önemi yoktur. Yeter ki 5’li çeteleri hep kâr etsin, hep kazansın. Hanelere, işyerlerine, esnafa gelen yüksek elektrik faturaları Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin soygun ve haraç faturasıdır. 24 Haziran seçimlerinde “şu kardeşinize verin yetkiyi” diyen anlayış, şimdi de halkın cebindeki son kuruşu istiyor. AKP Genel Başkanı, belediye başkanı olduğu dönemde parmağındaki yüzüğü göstererek “İşte bütün servetim budur. Eğer bir gün zengin olursam bilin ki bu kardeşiniz haram yemiştir” demişti. Şimdi ülkenin tüm kaynaklarını yüzük yaptılar ve parmaklarına taktılar. İnsanlar bugün borçları nedeniyle parmağındaki yüzüğü satar duruma getirildi. “Bir tek yüzüğüm var diyordu Erdoğan. Bak bende yüzük de kalmadı. Elektrik faturam için satmak zorunda kaldım.” diyen bir kadın var.  Son bir aydır onlarca örneğini gördük. Bir başka insanımız “25 yıllık yüzüğümü sattım” diyor. Bu utanç tablosu AKP iktidarının eseridir!

“İnsanlar artık çarşıya, pazara, markete gidemiyor”

Durmadan yastık altındakileri getirin diyorlar. Soymadıkları bir tek yer kalmıştı o da yastık altıydı, oraya da göz diktiler. Yastık altında para yok, altın yok, ne var biliyor musunuz? Ödenemeyen faturalar var, borç listeleri var, haciz tebligatları var. İnsanlar yastıklarının altına bu faturaları koymuşlar. İlla istiyorsanız, insanlar yastık altındaki faturalarını size göndersin. Bu faturaları siz ödeyin. AKP Genel Başkanı: “Her yeni ay, geride bıraktığımız aydan daha iyi durumdayız” demişti. Tam tersi oldu. Yetmedi, “Ekonominin kitabını yazıyoruz” dediler. Meğerse vatandaşın cebi zamlarla nasıl soyulur, bunun kitabını yazıyorlarmış. Şimdi yazdıklarını bir bir hayata geçiriyorlar. Bunlar yüzünden, domatesin, biberin, patlıcanın kilosu 30 liranın altına düşmedi, düşmüyor. Patlıcan, salatalık, kabak gibi insanların her gün aldığı bu gıdaların hiçbiri 5-6 liranın altına düşmüyor. İnsanlar artık çarşıya, pazara, markete gidemiyor. Hatırlarsınız, AKP Genel Başkanı birkaç ay önce bir market alışverişinde görüntü veriyordu. Yapılan zamlardan sonra markete gittiğini hiç gören, duyan var mı? Biz görmedik. Gidemiyorlar, gidemezler. Çünkü yarattıkları tablo ile yüzleşmek cesaret ister bu cesaret de onlar da yok.

“Yarattıkları krizleri biz çözeriz deyip insanların aklıyla alay ediyorlar”

Ne yapıyorlar, bol bol yalana sarılıyorlar. Beklenti satmaya çalışıyorlar. Utanmadan bir de “ekonomik sorunların farkındayız, biz çözeceğiz” diyorlar. Biz de Rojbaş diyoruz, Rojbaş! İnsanların aklıyla açıkça alay ediyorlar. Sorunları, krizleri yaratan siz değil misiniz, nasıl çözeceksiniz? Tam 20 yıldır iktidarda olan parti değil misiniz?. Gören de sanacak ki muhalefetteler. Oysa ülkeyi 20 yıldır onlar yönetiyor. Ne olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Pandemide, yangınlarda, sellerde, depremlerde halkı kara kışla nasıl baş başa bıraktığınızı hepimiz çok iyi biliyoruz. Halkı kendi kaderiyle ve çaresizliğiyle baş başa bıraktınız. Halk bunu asla unutmayacak. Isparta halkını 5 gün boyunca elektriksiz bırakan, Isparta başta olmak üzere birçok kentte insanları elektriksiz soğukta donduran sizin iktidarınızdır. Sizin derdiniz elektriği kesilen, yolları kapanan, çaresiz kalan insanlara çare olmak değildir; iktidarınızı eleştiren insanların kapısına kolluk gücünü dayamak, gözaltına aldırıp tutuklattırmaktır. Tek anladığınız budur, tek başvurduğunuz da budur.

Madem çözmekten bahsettiniz, ben de buradan çağrı yapıyorum ve somut önerilerle bu işin nasıl çözüleceğini anlatmak istiyorum. Çözüm için somut önerilerimiz şunlar:

  • Hukuksuz bir şekilde hibe ettiğiniz elektrik üretim ve dağıtımını derhal geri kamulaştırın. Grubumuz geçen hafta bu konuda önemli bir kanun teklifi verdi, gelin hemen bugün Genel Kurul’da görüşelim ve yasalaştıralım. Buna var mısınız?
  • Her hane için 250 KW’a kadar elektriği ücretsiz sağlayın. Buna var mısınız?
  • Doğalgaz, akaryakıt, ulaşım, iletişim gibi kalemlerde ÖTV’yi kaldırın. Var mısınız?
  • Yapılan tüm zamları geri alın. Var mısınız?

Alın size çözüm!

“5’li çeteye sayısız vergi indirimi yaparken yurttaşa sadece %7’lik KDV indirimi yaptılar”

Biliyorsunuz, temel gıdalarda KDV’yi yüzde 1’e indirdiler. Ortada büyük bir yangın var. Bunlar bardakla su dökmekten başka işe yaramıyorlar. Akaryakıt her gün zamlanırken, fiyatlar bundan etkilenirken KDV indirimi tüketiciye yansımaz. 5’li çeteye şimdiye kadar sayısız vergi indirimi yaptılar ama yurttaşa gelince sadece yüzde 7’lik KDV indirimi var. TÜİK’in enflasyon yalanına kılıf olacak bu yüzde 7’lik indirim bir hiç değerindedir. Kullanımı lüks olmayan doğalgaz, akaryakıt, ulaşım, iletişim gibi kalemlerde ÖTV kaldırılmadan, elektrik ve su faturalarındaki KDV indirilmeden sadece temel gıdalardaki indirimle halkın yükü hafifletilemez. Torba yasalarla getirilen vergi kanunları için HDP’nin yazdığı muhalefet şerhlerini okumuş olsaydınız, bugün böyle bir acizlikle hiçbir şekilde gıda fiyatlarında indirime dönüşmeyecek olan bu vergi indirimini açıklamazdınız. Her yerinden su alan ve batmakta olan gemiyi yürütmeye çalıştıklarının farkındayız. Bu gemi yürümez. Yürümeyecek ve bu gemi batacaktır. Bizim derdimiz bu gemi batarken halkı batmaktan kurtarmaktır!

“Ülkenin dört bir yanında yurttaşlar sesini ve direnişini yükseltiyor”

Ne yaparlarsa yapsınlar halkın bu iktidara bakışını, öfkesini ve itirazını değiştiremeyecekler. “Soygun var” seslerini asla kesemeyecekler. İşte İstanbul’dan Şırnak’a, Artvin’den Antep’e ülkenin dört bir yanında işçiler, emekçiler, yurttaşlar itirazını da sesini de sözünü de direnişini de her geçen gün yükseltmeye devam ediyor. Farklı işyerlerinde ve farklı iş kollarında halen sürmekte olan 50’den fazla grev ve direniş var. Çarşıda, pazarda, markette el yakan fiyatlara karşı insanca yaşayacak ücret talebiyle seslerini yükselterek bu soğukta fabrikalarının, işyerlerinin önünde nöbet tutan işçiler, emekçiler birleştikçe kazanıyor, kazandıkça birleşiyorlar. İşten atılma, kara listeye alınma, tehdit edilme, darp edilme pahasına yine de direnmeye devam ediyorlar, geri adım atmıyorlar. HDP olarak tüm bu direnişlerin ve itirazların yanındayız, yan yanayız, omuz omuzayız. Onların talepleri bizim taleplerimizdir. Bütün emekçiler, işçiler kazanana kadar da yanlarında olmaya devam edeceğiz.

“Selam olsun direnen tüm işçi ve emekçilere!”

Her yeni kazanımda bu ülkenin geleceğine dair umutlar yeşeriyor. Buradan selam olsun Darinda Çorap işçilerine! Selam olsun İstanbul’a –Migros Depo Emekçilerine! Selam olsun Çorlu’ya-Şenoba Tekstil işçilerine! Selam olsun-Eskişehir’e-Osmangazi Elektrik Dağıtım işçilerine! Selam olsun Antep’e-Artemis Halı işçilerine! Selam olsun Yemek Sepeti emekçilerine! Selam olsun fabrikanın, işyerinin önünde hakkını almak için direnen tüm işçi ve emekçilere! Halkın coşkun akan selini asla durduramayacaklar. İşte umut buradadır, cesaret buradadır. Bu düzeni değiştirecek güç buradadır. Bu mücadele, iktidarın yaşattığı kara kışı bahara, yaza dönüştürme mücadelesidir. Büyüyen bu itirazlar, yükselen sesler aynı zamanda büyük değişimin de işaretidir. Halkı muma mahkûm edenlerin mum gibi eriyeceği günlerin yakın olduğunun müjdesidir!

“Ülkeyi sadece ekonomide değil, demokrasi ve adalette de çökerttiler”

Bu örgütlü kötülük düzeni değişmeden ekonomi asla düzelmez. Soygunlar, hırsızlıklar bitmeden halk gün yüzü görmez, refaha ulaşmaz. Bu adaletsizlik düzeni değişmeden adalet de demokrasi de bu ülkeye gelmez. Bakın, ülkeyi sadece ekonomide değil demokrasi ve adalette de çökerttiler. Her alanı yıkıma uğrattılar. Cezaevlerini birer işkence merkezlerine dönüştürdüler. Hasta tutsakları ölüme terk ederek yaşam umudunu yok etmeye çalışıyorlar. Kürt düşmanlığı öyle boyutlara vardı ki, Sevgili Leyla Güven arkadaşımıza kendisini tehdit eden gardiyanla tartıştığı için 11 gün hücre cezası verildi. Bunun adı düşmanlık hukukudur. Bunun adı Kürt düşmanlığı, kadın düşmanlığıdır. İnsanlar adaleti, adalet saraylarında değil sokaklarda adalet nöbeti tutarak aramaya başladılar.

“Tüm dünyaya hukuk tanımaz olduklarını ilan ettiler”

Emine Şenyaşar 344 gündür Urfa’da adalet diye haykırıyor. Sesi tüm dünyaya ulaştı ama iktidara ve Urfa Adliyesine bir türlü ulaşmadı. Kulaklarını kapattılar. Yetmedi, dün anneye adaletsizliği haykırdığı için 265 gün adli para cezası verdiler. Zulmünüz kurusun! Sizin zulmünüz kurusun. Zalimlikte sınır tanımayanlar şunu iyi bilsin ki adalet bir gün size de lazım olacak. Bir annenin adalet talebini görmezden gelen bu zihniyet, Türkiye için bağlayıcı olan AHİM kararlarını tanımadığını söylüyor. Tüm dünyaya hukuk tanımaz olduklarını ilan ettiler. Rezaletin dik alasıdır bu! Yine Gülistan Doku, 775 gündür kayıptır. Nerede olduğunu ortaya çıkarmayan, olayı karartmaya çalışan bu iktidar düzeni en büyük kötülük düzenidir. AKP-MHP iktidarı aynı zamanda kayıplar düzenidir. Kadınların kazanımlarına yönelik saldırı giderek boyutlanmaktadır, bunun farkındayız. İstanbul Sözleşmesinden geri çekilen ve erkek şiddetine yol veren bu iktidar şimdi de kadınların nafaka hakkını gasp etmenin yollarını aramaktadır.

“Demokrasi ittifakını her gün daha da büyütüyoruz”

Bu iktidarın bütün gayesi toplumsal kazanımları, demokratik kazanımları ve kadın kazanımlarını bir bir yok etmektir. İşte bizim de yapmamız gereken tüm bu kazanımlarımıza birlikte sahip çıkmak, korumak, güçlendirmek, daha da büyütmek ve gasp edilen tüm haklarımızı bir bir geri almak için örgütlü gücümüzü, örgütlü mücadelemizi daha da yükseltmektir. Türkiye toplumu içinde yer alan bütün farklılıkların sesi ve partisi olan partimiz, toplumun her kesimini kapsamayı hedefleyen demokrasi ittifakını büyütme amacındadır. Hayata emekten ve demokrasiden bakan güçlerle ve partilerle bir araya geliyor ve demokrasi ittifakını büyütüyoruz. Bu ittifak Türkiye için umudun, özgürlüğün ve karanlığı yırtıp atmanın ittifakı olacaktır. Türkiye için en acil ve gerekli ittifakın, demokrasi ittifakı olduğunu biliyoruz, bunun bilinciyle hareket ediyoruz. Bu ittifak çalışmaları devam edecektir. Bu bilinçle hareket ediyoruz, bütün halkı da yanımızda görmek istiyoruz.

“HDP’nin olmadığı bir gelecek arayışı yeni bir gelecek sunmaz!”

HDP, bu ülkenin geleceğinin adıdır. HDP olmadan demokrasiyi konuşmak çözüm değildir. HDP’nin içinde olmadığı bir gelecek arayışı yeni bir gelecek sunmaz, sunamaz! HDP’nin ortak geleceğe, demokratik çözüme, adalete, barışa, eşitliğe, kadınların ve gençlerin özgürlüğüne, emeğin hakkına dair ortaya koymuş olduğu çözüm ilkeleri Türkiye’nin ortak yaşam ilkeleridir. Güçlü demokrasiye geçişin ilkeleridir. Çok net söylüyorum; Türkiye’nin gerçek anlamda demokrasi ile buluşması ancak HDP’yle mümkündür. Herkesin bunu böyle bilmesi, görmesi ve kavraması gerekir. Bizim amacımız asgari demokratik müştereklerde buluşmaktır.

“Demokrasi ittifakı ortak geleceği birlikte inşa etme ortaklığıdır”

İstiyoruz ki bu ülke daha fazla zarar görmesin, halk artık tek adam sistemi karşısında daha fazla ezilmesin. Demokrasi ittifakını bu yüzden çok önemli görüyoruz. Demokrasi ittifakı bir mücadele ortaklığıdır. Ortak geleceği birlikte inşa etme ortaklığıdır, irade ortaklığıdır. Bu güç birliği hem tarihsel hem de toplumsal bir ihtiyaçtır. Biz yolumuza kararlı bir biçimde devam ediyoruz. Bu amaçla tüm toplumsal kesimlerle; ezilenlerle, emek, barış ve demokrasi güçleriyle, aydınlarla, sanatçılarla, demokrat ve vicdan sahibi herkesle beraber yürüyor, beraber üretiyor, birlikte direniyor ve kararlılığımızı birlikte ortaya koyuyoruz. Birlikte yürümeye, en güçlü seçeneği yaratmaya devam edeceğiz. Umudu yeniden inşa ediyoruz. Aydınlık bir geleceğe giden yolu hep birlikte yeniden inşa ediyoruz. Ortak yaşam iradesini ve demokrasiyle örülen ortak ufkumuzu yeniden inşa ediyoruz.

“Bu birliktelik yeni yaşamı kurmak içindir”

Bu birliktelik herkes içindir, tüm Türkiye halkları içindir. Yaşanabilir bir ülke içindir. Özlemini duyduğumuz barış içindir. Gerçek bir adalet düzeni içindir. Herkesin hakkını koruyan hukuk içindir. Demokratik yeni bir anayasa içindir. Özgürlük içindir. Alın teri ve emeğin hakkı içindir. Kadınların özgürlüğü içindir. Yoksulluğu ve yolsuzluğu bitirmek içindir. İnsan onuruna yaraşır bir yaşam içindir. Demokratik bir cumhuriyette yeni bir yaşamı kurmak içindir. İnanın ki bu mücadele ortaklığı kazandığında tüm Türkiye kazanacaktır. Demokrasi büyük kazanacaktır. Barış kazanacaktır. Hakikat ve adalet kazanacaktır. Herkes kazanacaktır. Hepimiz kazanacağız, şimdiden yolumuz açık olsun!”

Paylaşın

Sedef Kabaş’ın Tutukluluğuna Devam Kararı

Katıldığı bir televizyon programında Cumhurbaşkanına hakaret ettiği gerekçesiyle gözaltına alınan ve çıkarıldığı mahkemece tutuklanan gazeteci Sedef Kabaş’ın tutukluluğunun devamına karar verildiği ve duruşmanın 11 Mart’a ertelendiği bildirildi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hakaret ettiği iddiasıyla tutuklu yargılanan gazeteci Sedef Kabaş’ın avukatı Uğur Poyaz, İstanbul 36. Asliye Ceza Mahkemesi hakiminin, Sedef Kabaş’ın tutukluluğuna devam kararı verdiğini bildirdi. Uğur Poyraz’ın aktardığına göre, duruşma 11 Mart’a ertelendi.

İddianameden

Soruşturma sonunda hazırlanan iddianamede, “Tele 1” isimli televizyon kanalında yayınlanan “Demokrasi Arenası” isimli programda, Sedef Kabaş tarafından yapılan konuşma sırasında “Cumhurbaşkanına hakaret” suçunun unsurlarını oluşturacak nitelikte sarf ettiği savunulan söz ve beyanlarla ilgili olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından resen soruşturma başlatıldığı hatırlatılıyor.

Kabaş’ın bu programdaki sözleriyle “Cumhurbaşkanına hakaret” suçunu işlediği ve daha sonra kendi Twitter adresinden yaptığı paylaşımla bu suçunu tekrar ettiği savunulan iddianamede, Kabaş’ın aynı programda ayrıca İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’na yönelik sözleri nedeniyle de iki kez “kamu görevlisine görevinden dolayı alenen hakaret” suçlarını işlediği ifadelerine yer veriliyor.

İddianamede Sedef Kabaş’ın zincirleme şekilde “Cumhurbaşkanına alenen hakaret” suçundan 1 yıl 5 ay 15 günden 8 yıl 2 aya, bakanlara yönelik “görüntülü iletiyle kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret” suçundan ise 2 yıl 4 aydan 4 yıl 8 aya olmak üzere toplam 3 yıl 9,5 aydan 12 yıl 10 aya kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.

Paylaşın

Erken Seçim İsteyenlerin Oranı Yüzde 56,4

Yöneylem Sosyal Araştırmalar Merkezi’nin anketinde Türkiye’nin en büyük sorununun ekonomik kriz olduğunu söyleyen seçmenin çoğunluğu, Türkiye’nin yönetilemediğini ve iktidarın değişmesi gerektiğini belirtiyor.

Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminden vazgeçilip, parlamenter sisteme dönülmesini isteyen seçmen yüzde 61,4 ile büyük çoğunluğu oluşturuyor. Yöneylem Sosyal Araştırmalar Merkezi, 26 istatistiki bölgeye bağlı 21 ilde 2 bin panelistle yaptığı anketin sonuçlarını paylaştı.

Ankette kararsızlar dağıtılmadan AKP’nin oy oranının yüzde 26,9’a kadar gerilediği sonucu çıktı. CHP ise yüzde 26 oyla ikinci sırada yer aldı. İyi Parti’nin oy oranı yüzde 10,5, MHP’nin yüzde 3,9 olarak ölçüldü.

Saadet Partisi ise 0,6 oy aldı. Millet İttifakı’nın toplam oy oranının Cumhur İttifakı’nı geçtiği görüldü. Ankete katılan seçmenler “Hangi ittifaka oy verirsiniz?” sorusunu da yanıtladı. Yüzde 40 oranında Millet İttifakı birinci çıkarken, Cumhur İttifakı yüzde 32,4’te kaldı.

Kararsızlar parti gibi

Yeni kurulan partilerden DEVA Partisi oylarını yüzde 1,9’a yükseltti. Gelecek Partisi’nin oy oranı 0,6, Memleket Partisi’nin ise 0,5 oldu. HDP’ye oy verenlerin sayısı yüzde 7,9 olarak ölçüldü.

HDP’nin çağrısıyla bir arayan gelen, içinde Türkiye İşçi Partisi’nin de bulunduğu ittifakın toplam oy oranının yüzde 10’a dayandığı görüldü. Öte yandan yüzde 10,3’lük kararsız ve yüzde 8’lik oy kullanmayacakların oranı dikkat çekiyor.

Ankette kararsızlar dağıtıldıktan sonra ise AKP’nin oy oranının yüzde 32,9’la ilk sırada, CHP yüzde 31,8 ile ikinci sırada yer aldı.

İyi Parti’nin oy oranı yüzde 12,8,  HDP’nin yüzde 9,7, MHP’nin yüzde 4,8, DEVA’nın yüzde 2,3, Saadet’in 0,7, Gelecek Partisi’nin 0,7, Türkiye İşçi Partisi’nin yüzde 1,1, Yeniden Refah Partisi’nin yüzde 1,5, Memleket Partisi’nin yüzde 0,6, diğer partilerin oy oranı ise yüzde 1,1 olarak olarak ölçüldü.

“Kendi oy verme davranışınız bir yana sizce önümüzdeki pazar milletvekilliği seçimleri yapılacak olsa Meclis’te çoğunluğu Cumhur İttifakı mı, muhalefet partileri mi kazanır?” sorusuna yüzde 58,9 oranında muhalefet kazanır derken, iktidarın kazanacağını düşünenlerin oranı yüzde 41,1’de kaldı.

Seçmenin yüzde 62,8’lik büyük bir kesimi de Türkiye’nin kötü yönetildiğini ifade etti. AKP’li seçmenin yüzde 10,4, MHP’li seçmenin yüzde 38’lik kısmının da ‘Türkiye kötü yönetiliyor’ demesi dikkat çekti.

Parlamenter sisteme dönmek isteyenler ağır basıyor

Güçlendirilmiş parlamenter sistem görüşmeleri adı altında 6 siyasi partinin genel başkanı bir araya gelirken, bu konuda seçmenin büyük çoğunluğu da parlamenter sistemi destekliyor.

Yöneylem’in araştırmasında Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni onaylayanların oranı yüzde 29,5’e kadar gerilerken, parlamenter sisteme dönmek isteyenlerin oranı yüzde 61,4 oldu.

‘Türkiye’nin sorunlarını hangi parti çözer?’ sorusuna yüzde 31,6’lık bir kesimin ‘Hiçbiri’ demesi dikkat çeken detaylardan birisi oldu.

Türkiye’nin sorunlarını AKP’nin çözebileceğini düşünen seçmen oranı yüzde 27,5 iken CHP’nin ise yüzde 21.

Seçmenin çoğunluğu cumhurbaşkanlığı seçiminde ise Erdoğan ve muhalefet adayı arasında bir seçim yapması gerekirse muhalefet adayını tercih edeceğini belirtti.

İmamoğlu yarışırsa Erdoğan’ı ciddi farkla geçiyor

Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili ankette isimler üstünde de dikkat çeken sonuçlar ortaya çıktı. Erdoğan ve Kılıçdaroğlu’nun yarışması durumunda Erdoğan’a oy verenler yüzde 37, Kılıçdaroğlu’na oy verenler yüzde 39,6 oldu.

Ancak Erdoğan ile İmamoğlu’nun yarışması durumunda aradaki farkın açıldığı gözlendi. ‘İmamoğlu’na oy veririm’ diyenler yüzde 51,2 iken Erdoğan’a oy veririm’ diyenler yüzde 35,9 olarak ölçüldü. Seçmen, Türkiye’nin acilen çözülmesi gereken sorunların başında ekonomik kriz, hayat pahalılığı, işsizliğin yer aldığını söyledi.

 

Paylaşın

DP Lideri Uysal: İktidar Muhalefeti HDP Üzerinden Kriminalize Etmek İstiyor

Demokrat Parti Lideri Gültekin Uysal, “Millet İttifakı’nın HDP’yi yok saydığı” eleştirileriyle ilgili, “HDP’nin açıklamaları ortada. Kendileri üçüncü ittifakı kuracaktır. HDP zaten özünde bir koalisyon. O açıdan onlarla ilgili bu veriler ortadayken değerlendirme yapmanın çok da anlamı yok” dedi. İktidarı Öcalan’la iş birliği yapıp, muhalefeti HDP üzerinden kriminalize etme stratejisi yürütmekle suçlayan Uysal, “Bu kara propaganda bilinmesine rağmen işletiliyor. Türkiye’de PKK ile iş birliği yapma imtiyazı da Sayın Erdoğan’dadır” ifadesini kullandı.

Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, altı muhalefet partisi liderinin bir araya geldiği çalışma yemeğinin ardından DW Türkçe’den Eray Görgülü’nün sorularını yanıtladı. Milletin endişelerini giderecek bir iradeyi kademe kademe büyütmek istediklerini belirten Uysal, Millet İttifakı’nın genişleyip genişlemeyeceğinden Cumhurbaşkanlığı adaylığına kadar birçok soruya yanıt verdi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ve DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Cumartesi günü düzenlenen çalışma yemeğinde bir araya gelmişti. Toplantının ana gündemi ise Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e ilişkin hazırlanan ortak metnin kamuoyuna sunulması için izlenecek yol haritasıydı. Söz konusu toplantıya ilişkin en çok merak edilen konuların başında da, Millet İttifakı’nın genişlemesine karşılık “koalisyon protokolü” istedikleri dile getirilen DEVA ve Gelecek partisi genel başkanlarının bu talebi masaya getirip getirmediğiydi.

“DEVA ve Gelecek partileri kendi değerlendirmelerini yapacaklardır”

Uysal, “Toplantıda ittifakla ilgili genişleme konusu gündeme geldi mi?” sorusunu, “Bu toplantının merkezi, parlamenter demokrasiyle ilgili 6 partinin hazırladığı çalışmanın kamuoyuna sunumuna ilişkindi” sözleriyle yanıtladı. İttifakla ilgili olarak dört siyasi partinin Millet İttifakı içerisinde geçmişten bugüne gelen bir siyasi iradesi olduğunu ifade eden Uysal, “DEVA ve Gelecek partileri de önümüzdeki süreçte kendi değerlendirmelerini yapacaklardır. Her siyasi parti, ittifak içerisinde başarı için mücadele edecektir” dedi.

“Kademe kademe büyüterek ilerleyeceğiz”

Bu zamana kadar partiler arasındaki görüşmelerin, hem niyet beyanı hem de ülkenin içinde bulunduğu durum değerlendirmesi olarak gerçekleştiğini ifade eden Uysal, şöyle devam etti: “Son üç ayda fakirleşme başta olmak üzere pek çok sorunla baş başa bırakılan milletin önünde yarını ile ilgili endişelerini giderecek bir varlığı, bir iradeyi kademe kademe büyüterek milletin önüne koymak niyetindeyiz. Bu süreç, yarınki Türkiye’yi yaratacak siyasi aklı, siyasi kadroyu ete kemiğe büründürme sürecidir. Daha fazla genel başkanlar düzeyinde ortak paydada yakalanacak birliktelikle bu sürecin yürüyeceğini düşünüyorum.”

“Seçim yasası, iktidar lehine bir şey yazmaz”

Uysal, yakın zamanda TBMM’ye gelmesi beklenen Seçim ve Siyasi Partiler Yasası’nın Millet İttifakı’nı etkileyip etkilemeyeceğiyle ilgili olarak ta, “Cin şişeden çıktı. İktidar, Siyasi Partiler ve Seçim yasası yoluyla, iktidar blokunun lehine yönelik düzenlemeler yapma gayreti içerisinde olabilir. Ancak, ben bu düzenlemelerin iktidar lehine bir şey yazacağı kanaatinde değilim” dedi.

Uysal, iktidarın, yüzde 10 barajını kalkan olarak kullandığını ve kitleleri inandığı siyasi partilere değil de karşıtlık üzerinden başka başka alanlara yönlendirdiğini öne sürdü. 2018 seçiminden sonra da yüzde 10 barajının anlamını yitirdiğini kaydeden Uysal, “Bu saatten sonra da partilerin iş birliğini engellemek için adımlar da atsalar, yüzde 50+1 dolayısıyla iş birliklerini hem seçim dönemlerinde hem de onun ötesinde ortak paydalarla mücadeleyi içselleştiren ittifaklar yoluna devam edecektir” diye konuştu.

“İktidar muhalefeti HDP üzerinden kriminalize etmek istiyor”

Uysal, “Millet İttifakı’nın HDP’yi yok saydığı” eleştirileri ile ilgili de, “HDP’nin açıklamaları ortada. Kendileri üçüncü ittifakı kuracaktır. HDP zaten özünde bir koalisyon. O açıdan onlarla ilgili bu veriler ortadayken değerlendirme yapmanın çok da anlamı yok” dedi. İktidarı Öcalan’la iş birliği yapıp, muhalefeti HDP üzerinden kriminalize etme stratejisi yürütmekle suçlayan Uysal, “Bu kara propaganda bilinmesine rağmen işletiliyor. Türkiye’de PKK ile iş birliği yapma imtiyazı da Sayın Erdoğan’dadır” ifadesini kullandı.

“Takvimlemede 28 Şubat’a denk geldi”

Uysal, ortak metnin açıklanacağı tarih olarak, 28 Şubat’ın seçilmesiyle ilgili ise, “Çok özel bir vurgulaması yok” dedi. Türkiye’nin yüksek gerilim hattında bir gündemi olduğuna dikkat çeken Uysal, şöyle devam etti: “Bir saat sonrası bile farklılaşabiliyor. Sadece biz Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem önerisini bir an evvel kamuoyuyla paylaşmak istedik. Salı ve Çarşamba partilerin Meclis’te grupları var. O yüzden hafta başı pazartesi olsun istedik. Önümüzdeki takvimlemede de o güne denk geldi.”

“Önümüzdeki seçimler bir referandum niteliğindedir”

Millet İttifakı’nın genişlemesi aşamasında ilkeler ve esasların belirleneceğine yönelik beklentilerle ilgili de, “Önümüzdeki seçimler bir referandum niteliğindedir” ifadesini kullanan Uysal, “Erdoğan’ın şahsında somutlaşan keyfi rejim devam mı etsin, yoksa demokratik bir ülke mi olalım? Bunun tercihini yapacağız” söyleminde bulundu. Bu süreçte ortaya bazı prensipler koyduklarını anlatan Uysal, “Hem 2018’de kamuoyuna açıklanmış ittifak protokolü hem de Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemle ilgili ortaya koyduğumuz çalışma aslında arka fonda inandığımız prensipleri içeriyor. Dolayısıyla ilkelerimiz ve prensiplerimiz iç içedir” diye konuştu.

“Adaylık için iki ölçü var”

Uysal, “Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusu yemekte gündeme geldi mi? sorusu üzerine de, yemekte bu konunun gündeme gelmediğini belirtti. “Demokrat Parti olarak aday belirlemedeki tutumunuz ne olacak?” sorusunu da Uysal, “Demokrat Parti olarak biz, birinci turu hedefleyen bir ortak aday çıkartılmasından yanayız. Burada da iki ölçü var. Birincisi seçilebilirlik, ikincisi de seçimin ardından siyasal süreci yönetebilecek, kurucu aklı ortaya koyacak şekilde bir liderlik vasfı” sözleriyle yanıtladı. İsimlendirmenin zamanı geldiğinde yapılacağını dile getiren Uysal, “Şu anda da iktidar istiyor diye kimse isim telaffuz etmez” dedi.

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, İzmir’den İktidara Yüklendi

İzmir’de Buca Metrosu’nun temel atma törenine katılan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, burada yaptığı konuşmada, “Karamsarlığa asla kapılmayın. İnançla, kararlılıkla adımlarımızı atacağız ve hedefe ulaşacağız. Hedef iktidar. Halkın iktidarı. Milletin iktidarı” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Kemal Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında, “Hiç endişe etmeyin sevgili gençler. Gerçekten de güzel günler göreceğiz ve gerçekten de sizler motorları maviliklere süreceksiniz, bunun bütün alt yapısını oluşturacağım. Bu ülkenin gençleri umutsuzluğa kapılmayın. Geleceğinizi yurt dışında aramayın. Bu ülkenin güzel gençleri, size yaşanabilir bir Türkiye’yi bırakacağız. Yaşanacak bir Türkiye, huzurlu bir Türkiye’yi beraber Millet İttifakı ile birlikte yapacağız ve ayağa kaldıracağız” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İzmir’de Buca Metrosu’nun temel atma törenine katıldı. Kılıçdaroğlu, törende yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Hiç endişe etmeyin sevgili gençler. Gerçekten de güzel günler göreceğiz ve gerçekten de sizler motorları maviliklere süreceksiniz, bunun bütün alt yapısını oluşturacağım. Bu ülkenin gençleri, sakın umutsuzluğa kapılmayın. Bu ülkenin güzel gençleri, sakın geleceğinizi yurt dışında aramayın. Bu ülkenin güzel gençleri, size yaşanabilir bir Türkiye’yi bırakacağız. Yaşanacak bir Türkiye, huzurlu bir Türkiye’yi beraber Millet İttifakı ile birlikte yapacağız ve ayağa kaldıracağız.

İzmir için tarihi bir gün. Belediye Başkanımız gayet güzel bütün ayrıntıları anlattı, en büyük yatırımlardan birisi. Bütün baskılara rağmen, bütün ekonomik açıdan var olması gereken avantajların kısıtlanmasına rağmen, belediye başkanlarımız ellerinden gelen bütün çabayı gösteriyorlar. Tunç Başkanımız da diğer belediye başkanlarımız da bütün baskıları aşarak görevlerini sürdürüyorlar.

Ankara’ya mesaj gönderdiler. Buradan ben de göndereyim bir mesaj: Yakında toplayacaksın Bakanlar Kurulu’nu. Elektrik zamlarını geri al. Bir daha ifade ediyorum, elektrik zamlarını geri al. Yüzde 127 zam. Yüzde 127 zam yakışmıyor, bize yakışmıyor, Türkiye Cumhuriyeti’ne yakışmıyor. Sarayında oturacaksın, her şey bedava olacak, elektriğin bedava, kira ödemeyeceksin, yol parası ödemeyeceksin, yemek parası ödemeyeceksin, hiçbir şey ödemeyeceksin; vatandaşa gelince yüzde 127 zam. Söylüyorum; geri almasını istiyorum. Birlikte söylemeliyiz.

(‘Hükümet istifa’ sloganı atılması üzerine) Arkadaşlar, ortada hükümet yok ki istifa etsin. Bir kişi var. Yok öyle hükümet falan yok, eskiden vardı hükümet.

Şundan emin olmanızı isterim: Siz gerçekten de her beraber siz güzel bir Türkiye’de yaşayacaksınız. Bakın; özgürlüğü tadacaksınız yeniden, yeniden güzelliği göreceksiniz. Bu ülkenin her tarafında, bu ülkenin her ilinde herkes huzur içinde gezecek. Barışı getireceğiz, özgürlüğü getireceğiz, birlikte yaşamayı getireceğiz. Hiç kimseyi kimliği dolayısıyla, inancı dolayısıyla, yaşam tarzı dolayısıyla eleştirmeyeceğiz, ötekileştirmeyeceğiz. 84 milyonun kucaklaştığı güzel bir Türkiye’yi birlikte inşa edeceğiz.

Gerçekten de bu ülkeye adaleti getireceğiz. Gerçekten de huzuru getireceğiz. Bu ülkede adaletin olmadığını biliyorum. Bu ülkede binlerce çocuğun yatağa aç girdiğini biliyorum. Bu ülkede büyük kaynakların ‘beşli çete’lere tahsis edildiğini biliyorum. Bu ülkede milyonlarca gencimizin işsiz olduğunu biliyorum. Bu ülkede evlerde huzurun olmadığını, büyük ölçüde evlerde huzurun olmadığını biliyorum. Bu ülkede geçinmenin de çok zor olduğunu biliyorum. Ama bütün bunlar rağmen diyorum ki; moralinizi bozmayın, sandık gelecek ve göndereceğiz onları, demokrasi içinde göndereceğiz.

Bu güzel bir slogan, ‘birleşe birleşe kazanacağız…’ Ve güzel bir Türkiye’yi beraber inşa edeceğiz. Kavga etmeden, beraber düşünerek, sorunları masaya yatırarak ve sorunlara akılcı çözümler getirerek beraber Türkiye’yi inşa edeceğiz. Güzel bir Türkiye’yi inşa edeceğiz. Huzurlu bir Türkiye’yi inşa edeceğiz.

Sevgili gençler; sizler Tweet attığınızda korkmayın. Millet İttifakı’nın iktidarında korkmayacaksınız. Sabahın köründe polis gelip evinizi basmayacak. Bundan emin olacaksınız. Milletin iktidarında yani Millet İttifakı’nın iktidarında, hep beraber iktidar olduğumuzda, halk için çalışacağız. Gençlerimiz için çalışacağız. Kadınlar için çalışacağız. Hiç kimse aç ve açıkta kalmayacak. Ve bir şeyi daha getireceğiz. Halktan topladığımız her kuruşun hesabını halka vereceğiz. Halkına hesap vermeyen siyasi anlayışı reddediyoruz, reddedeceğiz beraber. Beraber; kadın erkek, yaşlı genç beraber güzel Türkiye’yi inşa etmek zorundasınız.

Ayrıca şunu da ifade edeyim. İzmir Milletvekili olmaktan da gurur duyduğumu ifade etmeliyim. Sizlere hizmet etmek, İzmirlilere hizmet etmek, İzmirliler için çalışmak benim için ayrı bir gurur vesilesi.

Türkiye’nin bütün sorunlarını üç aşağı beş yukarı bilmiyoruz yaşıyoruz ama buna karşın umutsuz değiliz, buna karşın umutluyuz. Beraber güzel Türkiye’yi inşa edeceğiz. Bu konuda emin olmanızı isterim. Bir kez daha vurguluyorum, Bir kez daha vurguluyorum; karamsarlığa asla kapılmayın, ‘efendim bunlar gelirse şöyle olur, bunlar gelirse böyle olur…’ Ne derlerse desinler; inançla, karalılıkla adımlarımızı atacağız ve hedefe ulaşacağız. Hedef iktidar, halkın iktidarı, halkın; milletin iktidarı! Bir avuç tefecinin değil, bir avuç azınlığın değil, ‘beşli çete’lerin değil halkın iktidarını kuracağız ve halkla birlikte yöneteceğiz. Her kuruşun hesabını vererek.

Bakın Belediye başkanlarımız bütün aksaklıklara, bütün engellemelere rağmen görev yapıyorlar. Burada İzmir’de tarihinin en büyük metro yatırımı. İstanbul’da 10 ayrı metro inşaatı, aynı anda sürdürülüyor. Gidin Antalya’ya, Mersin’e, Adana’ya, Aydın’a, Eskişehir’e göreceksiniz Belediye Başkanlarımız mükemmel çalışıyorlar, Belediye Başkanlarımız halkın nabzını tutuyorlar. Belediye Başkanlarımız halk için çalışıyorlar ve halka hesap veriyorlar. Şunu söyledim Belediye Başkanı arkadaşlarıma; “Yaptığınız her yatırımın kaça mal olduğunu millete söyleyeceksiniz. Milletimiz bilecek paranın nereye harcandığını, ne kadar harcandığını bilecek.” Saydam bir devlet yönetimini getireceğiz arkasından. Her kuruşun hesabını veren bir devlet yönetimi bizim idealimizdir ve bunu getireceğiz.

İzmir’in dağlarında çiçekler çok açtı ve açmaya da devam edecek hiç endişe etmeyin. Efendim kısaca; bu yatırımı gerçekleştiren işçisinden, mühendisinden, Belediye Başkanına kadar hepsine yürekten teşekkür ediyorum.  Birazdan temelleri atacağız ve bitince temelini attığımız metronun açılışını da yapacağız inşallah.

Hepinize en içten sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum. Hiç endişe etmeyin, sabırla bekleyin, sabırla. Sandığı getirecekler, derslerini vereceğiz. Demokratik yollarla bunları göndereceğiz. Bir daha gelmemek üzere göndereceğiz bunları.”

 

Paylaşın

Babacan’dan Erdoğan’a BAE Eleştirisi: Tam Bir U Dönüşü Yaptı

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ziyareti öncesinde, ‘BAE ile ilişkilerimizde yeni bir dönem başlattık’ sözlerini ağır eleştirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı “bir karar vermeye” çağıran DEVA Lideri Babacan, “Yakın tarihimizin en kanlı gecesinin arkasında BAE varsa, nasıl bu kadar kolay yanaşıyor? Bu hususta milletimizi yanılttıysa, özür dileyecek mi? Eğer mesele paraysa, onu da çıksın açıklasın” açıklamalarında bulundu.

Sosyal medya hesabından paylaştığı mesajında Ali Babacan şunları kaydetti:

“Bu ülkeyi açık açık 15 Temmuz hain darbe teşebbüsünü destelemekle suçluyorlar. Ağır bir suç değil mi? Suçladıkları ülke hangi ülke? Birleşik Arap Emirlikleri. Öyle affedilebilecek bir şey değil yani. 15 Temmuz darbe teşebbüsünde bizzat yer alan, rol alan insanlara verilen cezayı biliyoruz. 50 defa, 100 defa ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları söz konusu şu anda. İtham ne? ‘Bu ülke darbecilere destek verdi’ diye itham ediyorlar. Ve bu suçlamayı, bakın tarihleri özellikle koydum, tam beş yıl boyunca sürdürüyorlar.

Darbe teşebbüsü ne zaman? 2016. En son video 2021. Beş sene boyunca diyorlar ki ‘Bu ülke 15 Temmuz’un destekçisi, bu ülke düşman’. Ancak daha sonra bir baktık sayın Erdoğan, tam bir U dönüşü yaptı. Evet, önemli özellikleri U dönüşü yapmak, zikzak yapmak, yalpa yapmak, en önemli özellikleri bu. Ne diyor bir de ‘çatlasanız da patlasanız da’ diyor. İlişkiyi bozan sizsiniz, onları itham eden sizsiniz, beş yıl boyunca ’15 Temmuz’un bu ülke destekçisi’ diyen sizsiniz”.

“Birleşik Arap Emirlikleri ile ilgili sözlerinizden hangisi doğru?”

“Kim çatlıyor da patlıyor tekrar ilişki düzeltiyorsunuz diye? Acaba şunu mu demek istiyor; ‘yani 6 ay önceki Erdoğan çatlasa da patlasa da bugünkü Erdoğan, ben bu işi düzelteceğim’ mi demek istiyor? Ne demek istiyor anlamıyorum. Burada çok büyük bir vahamet var arkadaşlar, buna bir cevap vermek zorundalar. Birleşik Arap Emirlikleri ile ilgili sözlerinizden hangisi doğru? Eğer bu ülke, yakın tarihimizin en kanlı gecesinin, 251 insanın şehit olmasıyla, binlerce insanımızın gazi olmasıyla sonuçlanan darbe teşebbüsünün arkasında olan bir ülkeyse siz hangi hakla bu ülkeyi resmi törenle karşılıyorsunuz? Yok eğer değilse o zaman da bunu çıkın bir açıklayın. Açık açık deyin ki ‘Biz doğruyu söylemedik ya da yanılmışız.

Bu ülkenin, Birleşik Arap Emirlikleri’nin 15 Temmuz’da hiçbir dahli yokmuş. Hem itham ettiğimiz o ülkeden hem de yanılttığımız milletimizden özür dileriz’ deyin. Yok eğer mesele paraysa onu da çıkın, açıklayın. Eğer bu kadar ucuzsa darbe teşebbüsünü destekleyen bir ülkeden 3-5 milyar, 10 milyar dolar para gelecek diye o ülkeyle birden ilişkileri sıfırlayıp hiçbir şey yokmuş gibi davranıyorsanız onu da çıkın, söyleyin. Deyin ki ‘Öyle bir çaresiz duruma düştük ki denize düşen yılana sarılır. Bu ülkeden gelecek paralara o kadar çok ihtiyacımız var ki 15 Temmuz falan ona sünger çekiyoruz ve devam ediyoruz yolumuza’. Bir şey deyin.”

Paylaşın

CHP’den Dikkat Çeken ‘Helalleşme’ Videosu

CHP, “Kutuplaştırıcı bütün söylemleri tarihe gömüp kucaklaşmak, birlik ve beraberlik bayrağını şanlı bayrağımız gibi dalgalandırıp, birbirimizle helalleşebileceğimiz bir gün olsun istiyoruz. Bugün ülkemiz ve milletimiz için bir milat olsun istiyoruz.” notuyla dikkat çeken bir video yayınladı.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) resmi sosyal medya hesabından ‘Helalleşme yolculuğu başladı’ etiketiyle bir video yayınladı.

“Kutuplaştırıcı bütün söylemleri tarihe gömüp kucaklaşmak, birlik ve beraberlik bayrağını şanlı bayrağımız gibi dalgalandırıp, birbirimizle helalleşebileceğimiz bir gün olsun istiyoruz. Bugün ülkemiz ve milletimiz için bir milat olsun istiyoruz. ” notunun düşüldüğü videoda şu ifadeler yer aldı:

Sevgili halkım, iktidarlar hep değişti ama bu ülkenin makus talihi hiç değişmedi. İşte bu yüzden iktidara gelmekten çok daha önemli bir vizyonum var. Bu ülkenin makus talihini değiştirmek istiyorum. Ülkemiz, yaralı insanların ülkesi. O kadar ağır yaralarımız var ki, o kadar incinmişiz ki hiçbirimiz geleceğe bakamıyoruz.

Evet, Kemal Kılıçdaroğlu olarak bana sadece iktidarı devralmak yetmiyor. Ben ülkeme bir miras bırakmak istiyorum. Bu ülkenin artık huzura kavuşmasını ve önüne bakabilmesini istiyorum.

Ben bu yaraların kapanması için helalleşme yolculuğuna çıkıyorum. Geçmişte kırdığımız, korkuttuğumuz topluluklarla, bireylerle artık helalleşme zamanı. Ne pahasına olursa olsun yaralarımızı iyileştirmek için geçmişte yapılan hataların sorumluluğunu almayı ve bunlar için birbirimizden helallik istemeyi bilmeliyiz.

Düşündüğümüzden daha güçlüyüz biz. Düşündüğümüzden çok daha cesuruz biz. Hep birlikte umuda, barışa ve sevince yürüyebilmek, ancak birbirimizin yaralarını sararak mümkün olacak.

Dünle birlikte gitti cancağızım, ne varsa düne ait. Şimdi, yeni şeyler söylemek lazım.”

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: Bakan Koca’dan Tedbir Çağrısı

Kovid 19’da son 24 saatte 76 bin 632 yeni vaka tespit edilirken, 266 kişi hayatını kaybetti. Verileri yorumlayan Bakan Koca, “Süreçten hepimiz etkilendik ama büyük kısmımız kendini korumayı başardı. Bu başarıyı bu dönemin sonuna dek götürmeye çalışın. Nasılsa bulaşacak demek yanlış! Doğrusu tedbir.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 438 bin 553 test yapılırken, 76 bin 632 yeni vaka tespit edildi. 266 kişi hayatını kaybederken, 74 bin 936 kişi sağlığına kavuştu.

Bakan Koca’dan uyarı

Güncel verilerle ilgili değerlendirmesini sosyal medya hesabından paylaşan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, şu ifadeleri kullandı; Salgın boyunca tespit edilmiş vaka sayımız yaklaşık 14 Milyon. Yetişkin nüfusumuz ise 62 Milyon civarında. Süreçten hepimiz etkilendik ama büyük kısmımız kendini korumayı başardı. Bu başarıyı bu dönemin sonuna dek götürmeye çalışın. Nasılsa bulaşacak demek yanlış! Doğrusu tedbir.

Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en çok aşılamanın gerçekleştirildiği Osmaniye’yi, Ordu, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Zonguldak ve Manisa takip etti. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en az aşılamanın gerçekleştirildiği Şanlıurfa’yı sırasıyla Batman, Siirt, Diyarbakır, Bingöl, Muş, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ takip etti.

Bakanlığın 13 Şubat verilerine göre, dün 419 bin 556 test yapılmıştı. Dün, 73 bin 787 vaka tespit edilirken, 276 kişi hayatını kaybetmiş ve 70 bin 169 kişi sağlığına kavuşmuştu.

Paylaşın

Altı Parti İttifak İçin ‘Önce İlkeler’ Dedi

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e geçişte yol haritasını belirleyecek ortak metin için bir araya gelen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ve Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal Millet İttifakı’nın geleceğini masaya yatırdı.

Edinilen bilgiye göre altı muhalefet liderinin toplantısında ittifakın genişleyip genişlemeyeceği kararının Siyasi Partiler Seçim Yasası sonrasına bırakılması yönünde görüş birliğine varıldı.

DW Türkçe’den Eray Görgülü’nün haberine göre; Ancak bu süreçte de ittifakın yol haritasının belirlenmesi için ilkelerin ortaya konulması ve bunun için de bir komisyon aracılığıyla çalışma yapılması konusunda karara varıldı. Muhalefet partilerinin temsilcileri de, yaptıkları değerlendirmelerde ittifak ilkelerinin belirlenmesinin önemine dikkat çekti.

“İttifak konusunda tam bir mutabakat gerekiyor”

DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Yeneroğlu, Millet İttifakı’nın genişleyip genişlemeyeceği sorusu ile ilgili “Önce neyin ittifakı olduğu konusunda mutabakata varılması gerekir, Şimdiden ittifak diye bir başlık koyup da altını dolduramamak gerçekçi değil” ifadesini kullandı. Yeneroğlu, şunları söyledi:

“Altı parti arasında çok ciddi farklılıklar olan hususlar var. Millet İttifakı, bir seçim ittifakıydı. Biz her şeyden önce neyin ittifakını yapacağız, bunları belirlememiz gerekiyor. Seçim ittifakı mı yapacağız? Ortak adayda mı ittifak olacağız? Yoksa seçim sonrası ülkeyi yönetmek için mi ittifak yapacağız? Bunların detayına inilmesi gerekiyor. Seçim olduktan sonra ülke nasıl yönetilecek, Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e geçiş süreci ne kadar uzayacak, bu zaman zarfında ülke nasıl yönetilecek? Bu konuda tam bir mutabakata varılması gerekiyor.”

“Liderler, kararları tam bir mutabakat içerisinde aldılar”

Toplantı sonrasında yapılan açıklamada da vurgulandığı gibi, sürecin yol haritasını belirleme gayretinde olduklarını ifade eden Yeneroğlu, Siyasi Partiler Yasası’nın da gündemdeki konulardan biri olduğunu belirterek, “Yasayı görmek gerekiyor ama bunun öncesinde de yol haritasında anlaşmak gerekiyor. Yol haritasının çalışılması konusunda da liderlerin ortak bir tutumu var” dedi.

Yeneroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in masadan mutsuz kalktığı iddiaları ile ilgili de şunları söyledi: “Gözlemlediğimiz kadarıyla masadan mutsuz kalkma gibi bir durum olmadı. Katılımcıların ana gündemi, Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemi olduğu ve ötesinde de ikinci madde olan yol haritası ile ilgili partilerin birlikte çalışmasına yönelik mutabakat söz konusu olduğu için herhangi bir partinin beklenenin dışında bir durum olduğuna dair bir kanaat olması mümkün değil. Liderler tam bir kararlılık ve tam bir mutabakat içerisinde bu kararları aldılar.”

“28 Şubat çok doğru bir tarih olmuştur”

İYİ Parti TBMM Grup Başkanı İsmail Tatlıoğlu da ortak metnin açıklanacağı 28 Şubat tarihine dikkat çekti. 28 Şubat’ın bir vesayet süreci olduğunu belirten Tatlıoğlu, “Bugün, 28 Şubat’ı çok daha aşmış bir vesayet sürecini yaşıyoruz. Atanmış bürokrat durumundaki bakanların TBMM’de seçilmişlere hakaretler yağdırdığı bir vesayet döneminde bunun 28 Şubat’ta açıklanacak olması milli iradeyi meclise taşıma anlamında çok önemli bir tarihtir” dedi.

Bu nedenle 28 Şubat tarihini çok kıymetli bulduklarını ifade eden Tatlıoğlu, liderlerin buluşması ile ilgili de şunları söyledi: “Toplantının merkezi parlamenter sisteme geçişle ilgili bir odak oluşturmak. 2017’deki referandumun ardından ortaya çıkan ve daha sonra da devleti savrulmaya iten başkanlık sistemi, Türkiye’nin ayağına bir pranga gibi yapışmıştır. Öncelikle buradan çıkmak gerekiyor. Bu mutabakat da bunun ortak irade beyanıdır. Hukukun üstünlüğünü tesis etmemiz gerekiyor. Dolayısıyla söz konusu mutabakat, Türkiye’yi 21’nci yüzyıla taşımanın giriş kapısıdır.”

“Özenli bir diplomasi dili gerekiyor”

2017’deki referandum sürecinde Meral Akşener’in yürüttüğü “Hayır” kampanyasını hatırlatan Tatlıoğlu, şöyle devam etti: “Bu süreç, İYİ Parti’nin kurulmasında ve kurumsallaşmasında önemli rol oynamıştır. Bu sürecin şimdi tekrar bütün bir ana yapıda odak noktada olması gerçekten son derece memnuniyet vericidir. Şu anda bu süreç, Gelecek ve DEVA partilerinin de katıldığı bir çalışmadır. Henüz ittifak etrafında bir tanımlama yapmak mümkün değildir ama bir ittifak içerisine girme sürecidir. Önümüzdeki seçimlerde birinci önceliğimiz, ortak bir cumhurbaşkanı adayı. Bu zaman zarfında süreci çok dikkatli yürütmeliyiz ve özellikle burada özenli bir diplomasi dili de kullanmalıyız.”

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kaya da, partiler arasındaki iş birliğinin önemli olduğunu vurguladı. Kaya, “Bu toplantı, ağırlıklı olarak Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemi’nin nihayete erdirilmesi ile ilgili çalışmaydı. Olumlu şekilde sonuçlandığı bu iş birliğinin değişik alanlara genişletilmesi konusunda bir iyi niyet beyanında bulunuldu” dedi.

Birlikte çalışmanın hangi alanlarda olacağına yönelik önümüzdeki günlerde tekrar bir araya geleceklerini ifade eden Kaya, 28 Şubat’taki toplantıya yönelik de bir hazırlık komisyonu kurulduğunu belirtti. Kaya, toplantıda ayrıca ilkeler üzerinde çalışılması ve geçiş sürecini konuşmak üzere de bir araya gelinmesi konusunda kararlar alındığını ifade etti. Kaya, ittifak tartışmaları ile ilgili de, “İttifakın genişlemesinden ziyade Türkiye’nin sorunları ile ilgili birlikte nasıl hareket edilebileceği, bunun ilkelerinin neler olacağını değerlendireceğiz” dedi.

“HDP’yi yok sayan bir çalışma değil”

Kaya, “HDP’nin yok sayıldığı” iddiaları ile ilgili de, “Altılı çalışma ne Cumhur İttifakı’na karşı, ne de HPD ile başka partileri yok sayan bir çalışma. Bu çalışmadan sonra hem Cumhur İttifakı ile hem de HDP ile de ilişki kurulabilir” dedi. Kaya, cumhurbaşkanı adaylığının ise ilkeler belirlendikten sonra en son süreçte masaya geleceğini belirterek, “Belki de en kolay olacak iş adaylık. Çünkü, yol taşları döşendiği zaman adayın kendisi ortaya çıkmış olur” dedi.

Siyaset Bilimci Nezih Onur Kuru da, kamuoyunda oluşan beklentinin aksine bir süreç geliştiğini belirtti. Kuru, “DEVA ile Gelecek partilerinin beklentileri ve Millet İttifakı’na dahil olma süreçleri aslında İYİ Parti ve Saadet Partisi’nden farklılaşıyor. Çünkü, 2017 referandumunda 2018 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde dahi bu partiler muhalefette değildi henüz. Sanki iktidar partisinin içinden kopmuş yapılar gibi düşünebiliriz” dedi.

“Her an seçim ilan edilebilir”

Kuru, gelinen durumda muhalefetin hep birlikte ortak aday konusunda hareket etmesi gerekliliği ortaya çıktığına işaret ederek, şöyle devam etti: “Ancak bu doğrudan Millet İttifakı’nda yer almalarını gerektirmiyor. Ali Babacan da bunu ifade etti. Nasıl ki 7 Haziran seçimlerinden sonra AK Parti ve CHP, Kılıçdaroğlu ve Davutoğlu’nun önderliğinde bir büyük koalisyon kurmak için toplanmıştı. Şu anki görüşmeleri de bu şekilde görüyorlar aslında. Fiili olarak biz bir koalisyon kuralım. Doğrudan ittifak için daha geniş görüşelim. Yani anlaşılmayan bir konu kalmasın istiyorlar.” Kuru, bu talebi anormal karşılamadığını belirterek, “Ancak maksimalist bir talep olarak görülebilir. Çünkü Türkiye’de her an seçim ilan edilebilir” dedi.

Paylaşın