“Yeni Yol”un Hedefi Belli Oldu: Parlamenter Sistem

DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, gazetecilere yaptığı açıklamada, Gelecek Partisi ve Saadet Partisi ile kurdukları “Yeni Yol” grubunun ortak amacının “parlamenter sistem” olduğunu söyledi.

Babacan, grubun genişlemesi ve yeni katılımlar konusundaki en önemli kriterlerinin “parlamenter sistem” olduğunu ifade etti. Parlamenter sistem konusunda, samimi ve kafası net olan partiler veya milletvekilleriyle grubun genişleyebileceğini belirtti.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, bir grup gazeteciyle sohbet toplantısında bir araya geldi. BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın aktardığına göre; Babacan, önümüzdeki süreçte nasıl bir yol yürüyeceklerine ilişkin soruları yanıtladı.

Babacan, üç siyasi partinin kurumsal kimliklerini koruma koşuluyla oluşturulan Yeni Yol’un ilk grup toplantısında, üç partinin genel başkanlarının söz alacağını, daha sonra dönüşümlü olarak grup toplantılarında genel başkanların konuşma yapacağını ifade etti.

Babacan’ın verdiği bilgiye göre Yeni Yol’un grup başkanı Saadet Partisi İstanbul Milletvekili Bülent Kaya olurken, grup başkanvekilliklerini DEVA Partisi’nden Mersin Milletvekili Mehmet Emin Ekmen, Gelecek Partisi Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ üstlendi. Yeni Yol grubunun ilk genel başkanı DEVA Partili Cemal Mümtaz Akıncı oldu.

Babacan, genel başkanın ve grup yönetiminin, her yıl Ocak ayında başka bir partiden birer yıllığına seçileceğini söyledi.

AKP hükümetlerinde AB’den sorumlu Devlet Bakanlığı görevini de üstlenen Babacan, Yeni Yol grubunun oluşum biçimini, Avrupa Parlamentosu ve AB ülkelerindeki uygulamalara benzediğini vurguladı.

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmesinden sonra, seçim yasasında yapılan değişiklikle, siyasi parti ittifaklarının yasal alt yapısının oluşturulduğuna dikkat çeken Babacan, şunları söyledi:

“Diğerleri siyasi kararlarla, siyasi birliklerle gerçekleşiyor. Dolayısıyla bu seçim öncesinde yapılan iş birliği modellerine biz şimdi yeni bir tanesini de eklemiş oluyoruz. Bu da ortak grup. Aslında AP ve AB’ye üye ülkelere baktığınızda grup farklı. Partilerin bir araya gelip oluşturduğu yapılara aslında grup deniyor. Dolayısıyla bizde şu anda yasal altyapı buna müsait değil. Biz ne yapabiliriz diye çalıştık ve ortak bir parti tüzel kişiliği oluşturalım ve ortak parti tüzel kişiliği altında milletvekillerimiz meclis çalışmalarını yürütsünler.”

Ortak grup için geçen Eylül ayı sonunda görüşmelere başladıklarını ifade eden Babacan, ilerleyen süreçte bunun seçim işbirliğine dönüşebileceğini vurguladı.

Babacan, “Partilerin şimdiden yan yana yürümeye başlaması, şimdiden işbirliğinin bu temellerini atıyor olmaları ve bu işbirliğinin genişlemeye açık bir işbirliği olmasını çok önemsiyoruz” dedi.

Yeniden Refah Partisi’nden de gruba bir milletvekilinin katılacağı yönündeki iddiaların anımsatılması üzerine Babacan, üç parti olarak grup çalışmasına başlandığını, ancak yeni milletvekili ve parti katılımlara da kapalı olmadıklarını ifade etti.

Gruba yeni katılımlar konusunda üç partinin mutabakatını arayacaklarını belirten Babacan, “Dolayısıyla bugün için bir karar yok ama prensipte diğer partilerin de katılımına açık bir açık kapı politikası izleyeceğiz. Avrupa Birliği’nde açık kapı politikası vardır, ama üye olmak için mevcut üyelerin hepsinden onay alır” ifadelerini kullandı.

Babacan, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu ve CHP Lideri Özgür Özel’e de yeni oluşumla ilgili bilgi verdiklerini, ancak bir davetin söz konusu olmadığını ifade etti.

Ortak grup kurma çalışmaları sürerken, DEVA Partisi’nden üç milletvekili istifa etti. İstifa eden isimlerden Selma Aliye Kavaf ve Burak Dalgın, gerekçe olarak ortak grup çalışmasını gösterdi.

Partisinden istifaları değerlendiren Babacan, parti yönetimi ve teşkilatlarının ortak grup kurulmasına olumlu baktığını ve destek verdiğini vurguladı.

İstifalar konusunda üzgün olduklarını, ancak parti teşkilatlarında kızgınlık da olduğunu vurgulayan Babacan,genel merkez olarak “gidenin arkasından konuşmama” kararı aldıklarını ifade etti.

İstifa eden milletvekillerinin AKP’ye katılmaları halindeki tutumunun sorulması üzerine Babacan, “Öyle bir şey beklemem. Ama öyle bir şey olursa, üzüntüm kat kat artar” görüşünü dile getirdi.

“Yerel seçimlerde her yerde aday çıkardık”

DEVA Partisi’nin büyüyememesi yönündeki eleştirilerin sorulması üzerine de Babacan, yerel seçimlerde her yerde aday çıkardıklarını anımsattı. Babacan sözlerini şöyle sürdürdü:

“Çünkü eğer bir siyasi partinin uzun vadeli bir iddiası varsa, yani bu ülkede kalıcı olarak siyaset için biz varız diyorsanız, yani seçim sonuçları öyle olmuş ya da böyle olmuş etkilememesi lazım. Yani seçim sonucu şöyle olmuş, böyle olmuş, yok anketler falan bunlar bizi etkilemiyor. Tabii ki gayret etmemiz lazım, güçlenmemiz lazım.”

Babacan, üç partinin birleşmesi konusunu daha önce konuştuklarını, ancak şu anda böyle ihtimalin zor göründüğünü de ifade etti.

Ali Babacan, grubun genişlemesi ve yeni katılımlar konusundaki en önemli kriterlerinin “parlamenter sistem” olduğunu ifade etti.

Parlamenter sistem konusunda, samimi ve kafası net olan partiler veya milletvekilleriyle grubun genişleyebileceğini belirten Babacan, parlamenter sistem etrafında kurulan Altılı Masa’daki bazı partilerin, daha sonra fikrinin değiştiğini söyledi.

“CHP’yi mi kastediyorsunuz?” sorusuna ise Babacan, “Hangi CHP, diye sormak lazım. Bir tane değil gibi geliyor bana şu anda” yanıtını verdi. Babacan, sadece CHP değil, Altılı Masa’daki partilerde de “Bu başkanlığın yetkileri çok önemli. Biz iktidara gelince kullanmamız lazım” yaklaşımı sergilediğini söyledi.

Babacan, İYİ Parti’nin Eski Genel Başkanı Meral Akşener’in, seçimlerden sonraki tutumuna ilişkin soru üzerine de şu görüşleri dile getirdi:

“Bilemiyorsunuz ki tabi insanların, biz tabi sadece söyledikleriyle ve yaptıklarıyla ölçüyoruz. Niyetlerini okumak çok zor. Orada da ben ifade ettim yani eğer bu iş olmadıysa en önemli sebeplerden birisi kavgasız, gürültüsüz bu altı parti bu ülkeyi beraberce yönetebilir güvenini oluşturmadık. Bu sözün kime gittiğini anlaşıldı herhalde.”

Paylaşın

Özgür Özel’den Kırmızı Kartlı “Erken Seçim” Çağrısı

Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Biz CHP olarak ellerimizdeki kırmızı kartları sefalete karşı kaldırıyoruz. Kırmızı kart bu ülkenin ezilenlerin eylemidir. CHP tüm emekçileri ayağa davet ediyor. Ayağa kalkın ve kırmızı kartı gösterin. Senden son istek sandıktır. Getir sandığı göreceksin kırmızı kartı” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin konuştu. Özgür Özel’in konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle:

Arkadaşlarımız dün önerdiler, grup toplantısını Beşiktaş Belediyesi önünde mi yapsak diye. Fena öneri değil. Ama belediye başkanımıza karşı haksız, hukuksuz soruşturma başlatanlar zaten bunu istemiyor mu? Şimdi o konuşulmasını istemediklerini konuşmaya geldim.

Beşiktaş operasyonu ile acaba geçim sıkıntısının zamların üzerini örtebilir miyiz diye düşünenlere inat elbette yargının siyasallaşmasını, MHP’nin bu işteki yerini, Beşiktaş’ı da konuşacağız. Ama köprü ücretlerine yapılan zammı da konuşacağız, Erdoğan’ın zamlarını da konuşacağız.

Kendisi salon adamı, içerisinin sıcaklığı 27 derece değilse kızıyorlar. Devletin uçan saraylarıyla uçuyor. Ne sokaktan, çarşıdan, pazardan haberi var. Ben yılbaşından beri 11 günde 11 şehre gitmişim hesap yapmışım bana laf atıyor, o işleri bırak bu işlere bak diye. Senin dediğin yere değil, milletin bağrının yandığı yere bakıyorum ben.

Sınıf arkadaşı dedi ki ‘benim arkadaşım bu pazara gelemez’. Bana diyor ki ‘Özgür Özel beni pazara davet etmiş, onunla harcayacak vaktim yok.’ Yahu ben benimle gel demedim. Bir araştırdım Tayyip Bey 21 yıl önce pazara çıkmış. 1 kilo çilek, 2 kilo salatalık, 5 kilo karpuz, 1 koli yumurta, 10 tane simit almış. Fileye 29 lira 90 kuruş ödemiş, bugün aynı file bin 44 TL. 21 yılda 40 kat zamlanmış.

Türkiye’deki emeklilerin maaşlarını 1 asgari ücret yapmak için en çok 400 milyar para lazım. Türkiye’deki emekliler bir yana kırk haramiler bir yana. Onlara bulduğunun yarısını size bulmuyor. Asgari ücret net üzerinden alana 30, verene 22 olsa bunun maliyeti 300 milyar. Bütün emekli ve asgari ücretlinin yüzünün gülmesi içi gereken parayı müteahhitlere veriyor. Bu ülkenin parası var ama yanında duracak bir Cumhurbaşkanı yok.

Cumhuriyet tarihinde ilk kez, Devlet aldığı bir kararla zam günü cebe para koymak yerine cepten para çalmıştır. Yaşlılık aylığı 483 TL zamla 4 bin 664 lira oldu. 3 bin 723 lira oldu emekli aylığı. Dul ve yetim aylığı 3 bin 647 TL oldu. İğneden ipliğe her şeye gelen zamlar ortada. Maaşlara yaptığı günlük zam ekmeğe gelen zammı telafi etmiyor. Her ne kadar gelecek seçimlerde iktidarı almaya ortak olsak da bu zamlar benim bile yüzümü kızartıyor. Yazıklar olsun.

“Hadsiz bakan emekli aylıkları için açıklama yaptı”

Hadsiz bakan emekli aylıkları için açıklama yaptı. Oysa bunun için kanuni değişiklik gerekiyor. Cumhurbaşkanlığı sistemini eleştirince ‘güçlü Meclis’ dediler. Şimdi Bakan milletvekillerinin önüne kağıt koyuyor, onlar da imzalıyor. Hem Meclis’in hem emeklilerin insanlık onuru için bu zamlara karşı çıkacağız. AK Parti’nin grup başkanına sesleniyorum; bu Meclis’in itibarı o bakanın sözlerinin altında ezilecek mi göreceğiz.

66 ülkede faaliyet gösteren Kültür Bakanı’nın de mütevelli heyeti başkanı olduğu Yunus Emre Vakfı’nda yolsuzluk gündemde. 700 milyon TL’ye karşılık geliyor. Vakıf Başkanı Şeref Ateş kaçtı. Aile Bakanı’nın eşi Rahmi Göktaş ve MHP’li Semih Yalçın’ın oğlu Kutalmış Yalçın suç duyurusundan hemen sonra istifa edip kaçtılar. Yargı Semih Yalçın’ın oğlunun, bakanın eşinin peşinde değil. İş yapılırken bunların imzası var, yolsuzluk çıkınca istifa etmişler, soruşturmada sorumlu görülmüyorlar.

Soruşturmada 6 milyon naylon fatura görülüyor. Sayın Bahçeli, mangalda kül bırakmayan Bahçeli, Sinan Ateş’in eşi ve annesinin söylediği o iki kişi, Sinan Ateş’in benim kalemimi kırdı o ikisi dediği o ikisinden birinin eşini gözümüzün önünde Sayıştay’a seçtiniz, diğerinin oğlunu Yunus Emre Vakfı’na koydunuz. Bu dosyaları bugün Bahçeli’ye yolluyorum. Bu şu demek; ‘sen MHP’li ise yolsuzluğa bulaş devletimiz dokunmaz’. Bu mu Türk’ün ahlakı.

MEB, Ülkü Ocakları ile protokol yaptı. Soylu kendi kurtaramadı ama sıkıştıkça MHP’ye yanlardı. Bu Milli Eğitim Bakanı da her gün ortaya çıkan rezilliklere karşı MHP’ye yanlıyor. Bir yandan da her gün okullara tarikatları, cemaatleri sokuyorlar, bu da yetmez Ülkü Ocaklarını sokuyorlar. Bir siyasi partinin genel başkanına tehditler savuranlar, ne işlere karıştıkları bilinenler ne diyecek gençlere? Hırsızlığa susmayı, AK Parti’yi kurtarmayı mı öğretecekler. Çocuklar aç onlar ülkücü nesil yetiştirecekmiş. Okula, kışlaya siyaset girmeyecek.

Yenilmeyeceğini sanan Erdoğan’ın 22 yıl sonra yüzde 38 oyla yendik. O günden bu güne hazmedemediği bu seçim başarısının üzerinden CHP’li belediyelere zorluklar çıkararak, kamu gücünü kullanarak CHP’yi başarısız yapıp bunun kendisine yarayacağını düşünüyordu. Başkanlarımız soğuk evi ısıtıp boş tencereyi dolduruyor. Belediyeleri silkeleyelim, haciz edelim, kaynaklarını keselim diyerek çelme çakmaya devam ediyor.

Dün sabah Rıza Akpolat’ın evinin kapısı çalındı. Maksat Rıza Başkan şahsında partinin belediyeciliğini itibarsızlaştırmak. Bu yarışta kendini rakipsiz kılmak istiyor. Erdoğan yıllarca 1 tane ihaleden ifadeye çağırılmadı. Çünkü belediye başkanı ihaleden sorumlu değildir. Öyle olsa her sabah 300 belediye başkanı ifadeye gider. Ama Rıza Akpolat’ı aldılar. Masumiyet karinesi diye bir şey var.

Beşiktaş, 31’de 31 belediye meclisini CHP’ye vermiş. 31’de sıfırı çekmişsin, kafanda muhasebe yapacağına gelmiş Rıza Akpolat’a başarılı olmanın hesabını soruyor. Bu firma dün sabaha kadar İhsan Aktaş adından devlet katında itibarlı TBMM’nin KİT’lerin, Yargıtay’ın dünya kadar AK Partili belediyenin işini yapan İhsan Aktaş, en son Bahçelievler Belediyesi’nin ihalesini 564 milyon TL’ye yeni almış.

Esenyurt Belediyesi de soruşturmanın içinde, ama yeni gelen kayyım ihaleyi onaylamış hizmete başlatmış. Akın Gürlek dün sabah 5’te 6’da basına metin geçti, ‘suç örgütü lideri İhsan Aktaş’ diyor. Bizim bir belediye TBMM’ye sormuş bu kişinin terör iltisakı var mı diye, şimdi bunun üzerinden bize yürüyorlar.

İhsan Aktaş’ın şirketi 1 ihaleye giriyor. Bu ihalede yapmak istedikleri iş ‘Ortadoğu ve balkanların en büyük benzin istasyonunu açmak.’ Şirketin adı Güven-Elif Otoyol İşletmeleri, Elif LPG. Bir benzin istasyonu açılıyor ama istediğini alamıyor. Çünkü ilçe belediyesinden, İBB’den, AVM’ler, araç yıkama istasyonları, eğlence alanları için izin alamıyor.

İhsan Aktaş burayı açmak için belediyeleri ikna edemeyince AK Parti’den birilerini buluyor. 12 Aralık 2024’te Resmi Gazete’de yayımlanmış. Köy Kanunu görüşülürken araya bir madde eklemişler. İhsan Aktaş istediği yerin etrafına İstanbul’da belediyelerden izin alamadığı için hangi kapıyı çaldıysa Köy Kanunu’na paraşütle bu maddeyi ilave ettirmiş.

“Bükemedikleri bileği polisin balyozuyla kırmaya çalışıyorlar”

Bunu bu ülkede ancak en tepede oturan 1 kişi yapabilir. Tencere dibin kara seninki benden kara demiyoruz. Suçlu, yolsuz varsa bizden ayrı dursun. Ne Rıza Akpolat’ın ne Ahmet Özer’in siyasi kumpas dışında hiçbir suçu yok. Bükemedikleri bileği polisin balyozuyla kırmaya çalışıyorlar.

Adana Yüreyir Belediyesi’ni AK Parti’nin elinden almışız. Sen Ömer Bey’e o kavgalı olduğun kadın milletvekili çağırmış. Neden sivil araçla gidiliyor, senin korkundan öyle gidiliyormuş. ‘Sen bize gel’ ne demek, olacak şey mi? ‘Burada rahat edersin’ ne demek? AK Parti’nin Adana’daki şifresi Da Vinci’nin şifresinden karışık.

Dün Sanayi ve Teknoloji Bakanı bana yeşil kart göstermiş. Bu bakanlar da bir tuhaf akıl tutulması oluyor. Varank da TOGG’un anahtarını sallıyordu. KAAN da TOGG’da gururumuz, onlara benden de yeşil kart ama emekliyi, yoksulu aç bırakanlara kırmızı kart. Kırmızı kart CHP’nin değil, bu ülkenin ezilenlerinin eylemidir. Tayyip Bey işte sana kırmızı kart. Bu milletin sesini duymazsan görüp göreceğin budur. Bu milletin senden son istediği sandıktır, getir sandığı göreceksin kırmızı kartı.”

Paylaşın

Kabinede Revizyon İddiası: 5 Bakan Değişecek

2024 yılında yapılan ve AK Parti’nin ikinci parti konumuna gerilediği yerel seçimlerin ardından sık sık gündeme gelen kabine revizyonu iddiaları, AK Parti’nin 8. Olağan Kongresi öncesi tekrar gündemde.

İddiaya göre; Hazine ve Maliye Bakanı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı, Dışişleri Bakanı, Sağlık Bakanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı değişecek.

AK Parti’nin 8. Olağan Kongresi’nin mayıs ayında yapılması planlanırken kongre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla 23 Şubat’a çekildi. Kongre için geri sayım başlarken, hazırlıklar da hız kazandı. Yerel seçimlerin ardından AK Parti’de başlayan değişim tartışmalarının, kongrenin ana gündemi olması bekleniyor. Bu kapsamda kongrede parti tüzüğü güncellenecek.

Cumhuriyet’ten Merve Kılıç‘ın ulaştığı parti kaynakları, bu hafta parti tüzüğünü gözden geçirmek amacıyla Merkez Yönetim Kurulu (MYK) içinden 3 kişilik mini bir ekip oluşturulacağını kaydediyor.

Oluşturulacak Tüzük Komisyonu’nun kongre öncesinde tüzük değişikliklerinin karara bağlanması bekleniyor. Tüzükte yapılacak değişikliklerin yanı sıra hem parti yönetimi hem de kabinede ciddi değişiklikler yapılacağı ifade ediliyor. “Söylem birliği oluşturma” vurgusu yapan AK Partili kurmaylar, kongrede genel başkan milletvekillerinden bazılarının değişebileceğine işaret ediyor.

Milletvekili olan bazı genel başka yardımcılarının genel merkezden Meclis’e kaydırılabileceği ve uzun süredir partide aktif olan isimlerin de dinlendirilebileceği belirtiliyor. Ayrıca kabinede de dikkat çeken değişiklikler bekleniyor. Kabine değişikliğinin kongre günü yapılacağının altı çiziliyor.

Yapılacak değişikliğe göre 5 bakanın hedefte olduğu belirtiliyor. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nun değişmesi olası isimler arasında yer aldığı iddia ediliyor. Özellikle Şimşek ve Memişoğlu’na AKP tabanından şikayetin fazla olduğuna dikkat çekiliyor. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın değişeceği de Ankara kulislerinde konuşuluyor.

Meral Akşener rahatsızlığı

Eski İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in Cumhurbaşkanı yardımcısı olacağı iddiaları ise kurmaylarca reddediliyor. İddiayı reddeden kurmaylar, Akşener’in söz konusu göreve getirilmesinin AK Parti tabanında rahatsızlık yaratacak olmasını gerekçe gösteriyor. Erdoğan, partide yapılacak ciddi değişikliklere ilişkin kongre öncesinde 5 grup halinde partisinin milletvekilleri ile bir araya geleceği belirtiliyor.

Partiye yeni katılımların olacağı da kulislerde konuşuluyor. Erdoğan’ın bu haftaki AK Parti Grup Toplantısı’nda İYİ Parti’den istifa eden Kürşad Zorlu ile DEVA Partisi’nden ayrılan Selma Aliye Kavaf’a rozetlerini takacağı iddia ediliyor. Zorlu’ya ise kabine değişikliğinde “bakanlık” verileceği öne sürülüyor.

Paylaşın

Tuncer Bakırhan’dan “Çözüm” İçin Demokrasi Vurgusu

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “Abdullah Öcalan” çağrısı sonrası başlayan sürece ilişkin konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Kürt sorununun çözümü, sadece Kürtleri değil, toplumun tüm kesimlerini etkiler” dedi ve ekledi:

“Bu sorunun çözülmesi, Türkiye’de otoriter yapıları geriletecek, demokrasiye alan açacak, adaletsizliklerle mücadeleyi güçlendirecek ve yoksulluğu azaltarak refahı artıracaktır. Bu nedenle Kürt sorununu, Türkiye’nin genel demokratikleşme süreci içinde ele alıyoruz. Bizim yolumuz 3. yol, pusulamız demokrasidir.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Meclis grup toplantısında konuştu. Bakırhan’ın konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle:

“Hep beraber takip ediyoruz. Dünyada ve Ortadoğu’da ciddi bir kaos var ve her gün giderek artıyor. Bizler Türkiye halklarını bu krizden korumak için ciddi bir mücadele yürütüyoruz. Demokratik mücadelenin öncülüğünü yapıyoruz. Fakat iktidar ve yargı tam tersine huzursuzluklar yaratmaya çalışıyor. Bir kez daha halkın iradesine el koydular, siyasi bir darbe gerçekleştirdiler.

Darbenin siyasi olanını son 10 yıldır büyük bir yoğunlukla yaşıyoruz. Bu darbe diğerleri gibi değil, diğerleri 2-3 yıl sonra siyasi zemine geçiyorlardı ama bu devam edip gidiyor. Bunu kınıyoruz. Seçilen arkadaşlarımız, 31 Mart’tan sonra, iki eşbaşkanımız da makam odalarının kapılarını söktüler. Mersin’i ziyaret ederken Akdeniz ilçemize giderken o tabloyu gördük.

Bizler barış inancını büyütmeye çalışıyoruz. Emin olun Türkiye’nin dört bir tarafında bu umudu büyüterek nasıl bir sürece evriltebiliriz konusunda ciddi bir çalışma çabası içerisindeyken bu iktidar siyasi pusu kurmaya devam ediyor. Resmen pusu.

Bu kayyımcı anlayışı şimdi Batı’ya da taşıyorlar. Beşiktaş Belediyesi’nde dün bir gözaltı vardı. Yerel yönetimi tasfiye etmek istiyorlar. Sandıkta alamadığını hileyle alıyor, kumpasla alıyor, oyunla alıyor. Böyle bir iktidar mı olur! Kendine güveniyorsan yarış, al! Beşiktaş Belediyesi’ne yönelik operasyonu da kınıyorum”

Siyasi darbeler, yargı entrikaları ve artan şiddet ve gerilim olayları, Türkiye ekonomisini zor bir duruma sokmuş durumda. Ekonomik dengesizlikler, toplumsal barışı tehdit ediyor ve bu durum ekonomideki eşitsizliklerle daha da derinleşiyor.

2024 yılında enflasyon oranı yüzde 44,38 olarak açıklandı. Hükümet, vergi ve harçlara yüzde 44 oranında zam yaparken, asgari ücretlilere yalnızca yüzde 30, memurlara ve memur emeklilerine yüzde 11,54, SSK ve Bağ-Kur emeklilerine ise yüzde 15,75 zam yaptı. Bu durum, maaş artışlarının hemen eridiği, dünyada eşi benzeri olmayan bir tabloya yol açıyor. AKP hükümeti bu durumdan gurur duyuyor gibi görünse de, gerçekler farklı bir hikaye anlatıyor.

Ayrıca, hükümet yandaşlarına verilen ihaleler de dikkat çekiyor. Örneğin, Kuzey Marmara Otoyolu projesinde verilen dolar garantisi ve yılda dört kez yapılan enflasyon zammıyla garanti edilen araç geçiş sayısı 344 milyona çıkarıldı. Hazine’nin zarar görmemesi için Edirne’den Kars’a kadar Türkiye’deki tüm araçların 23 kez bu otoyoldan geçmesi gerekiyor. Bu, AKP hükümeti için normal karşılanabilirken, pek çok kişi için kabul edilebilir bir durum değil.

Buna ek olarak, hükümet tarafından “Kur Korumalı Mevduat” adı altında sunulan bir uygulama da büyük maliyetlere neden oldu. Bu uygulamanın ülkeye maliyeti yaklaşık 900 milyar TL’ye ulaştı. Ne yazık ki bu yüksek maliyetli önlem, döviz kurlarını düşürmekte başarılı olamadı. Peki, bu 900 milyar TL’lik zararı kim ödeyecek? Sorumluluk neden her zaman işçi, emekçi ve yoksul kesimlere yükleniyor? Ekonomistim diyenler, bu konuda gözleri parlayanlar neden bu zararı ödemiyor? Bu tür uygulamalara mantıklı bir açıklama getirmek gerçekten zor.

Diğer akıl almaz uygulamalar arasında, savaş için harcanan kaynaklar bulunuyor. Bir öğretmenin, Suriye’deki bir çete üyesinden daha az maaş aldığı bu ülkede hangi sorunlar çözülebilir ki? Ekmeğe yapılan zamlar karşısında ‘Sağlıklı Yaşama Geçiş’ gibi manşetler atanlar, bu ülke ekonomisine nasıl bir fayda sağlayabilir? SGK, Ziraat ve Halk Bankası gibi kurumları görev zararı adı altında trilyonlarca lira zarara uğratarak iflasa sürükleyenler, ülke ekonomisini nasıl kurtarabilir? İşsizlik Fonu’nun yalnızca yüzde 13’ü işsizlere ayrılırken, geri kalanı sermayeye aktarıldığında, bu iktidarın ekonomide adaleti ve eşitliği sağlayabileceğine nasıl inanabiliriz?

Bu sorunlara karşı yaz boyunca ‘Ekmek ve Adalet Buluşmaları’ düzenledik. Açlık, haksızlık ve hukuksuzlukla mücadele eden insanlarla bir araya geldik. Şimdi büyük bir inançla bu çalışmalarımızı genişletiyoruz ve Ekmek, Adalet ve Barış Buluşmalarını başlatıyoruz. Açlığa mahkum edilen, hakları gasp edilen herkesle birlikte olacağız ve adalet, barış ve eşitlik arayan herkesle omuz omuza mücadele edeceğiz. Unutmayalım, ekmek olmadan barış, barış olmadan ekmek, adalet olmadan da toplumsal barış mümkün değildir.

Başta Rojava olmak üzere Suriye ve Ortadoğu’da da barışın gerçekleşmesi için çok büyük bir mücadele veriyoruz. Ama iktidar yine de Kuzey ve Doğu Suriye’de hatalar yapmaya devam ediyor. Biraz barış umudu doğunca hemen bunu baltalamaya çalışıyorlar. Umudu kırma noktasında bunların üzerine yok. Bu ülkede demek ki umutlanmayacağız.

Kuzey ve Doğu Suriye’de halkın haber alma hakkı için orada gazetecilik yaparken SİHA’larla katledilen Nazım Daştan ve Cihan Bilgin’in cenazeleri kendi memleketlerine gömülemedi. Soruyoruz; ölüsüne saygı duymadığınız bir halkla nasıl barışacaksınız?

Kuzey Doğu Suriye’de Tişrin Barajı’nda canlı kalkan olanlara yönelik bombalı saldırılar da barışa ulaşma şansını azaltıyor. Dışişleri Bakanı, barıştan bahsetse de, kullanılan dil ve tehditkar tutum, HTŞ sözcüsünün bile kullanmadığı bir seviyede. ‘Türkiye Türklerindir, Suriye Araplarındır’ gibi yüz yıllık ezberlerle barışa ulaşılamaz; Türkiye Türkiyelilerindir, Suriye Suriyelilerindir.

‘Aqlê sivik, barê giran e’ diye bir Kürt atasözü vardır; ‘Aklı hafif olanın yükü ağır olur’ anlamına gelir. Barış imkanı, halklara, inançlara ve doğaya saygı duyulduğu zaman doğar. Suriye’de güven, huzur ve istikrarın sağlanabilmesi için halkların ve inançlarının esas alındığı siyasi çözümler için müzakereler şarttır.

Suriye’deki Alevi toplumu büyük bir katliam tehdidi altında yaşarken, Türkiye’deki Alevilere yönelik “siyasal Alevi” yakıştırmasıyla iç savaş kışkırtıcılığı yapılıyor. Bu sessizlik, katliam tehdidini daha da büyütüyor. Bir Alevi veya Kürt, Suriye’deki kardeşlerinin katliam tehdidi altında olduğunda elbette itiraz edecektir. DEM Parti olarak, bu toprakların kadim halkları ve inançlarından olan Alevilere ve onların kutsal mekanlarına yönelik nefret söylemlerini ve saldırı girişimlerini şiddetle kınıyor ve kabul etmiyoruz.

Biz Kürt sorununu demokratik ve barışçıl bir çözümle ele almanın stratejik bir öneme sahip olduğuna inanıyoruz. Bu sorun, dar ve kişisel çıkarlarla ya da partisel ve taktiksel yaklaşımlarla ele alınamaz. Kürt sorununa taktiksel bir bakış açısıyla yaklaşmak büyük bir yanılgıdır. Aynı şekilde, bu sorunu ‘terör’ kavramı altında ele alıp, çözümü manipüle etmeye çalışmak da ciddi bir hatadır.

Kürt sorunu, demokrasi, eşitlik, adalet ve özgürlük meselesidir ve ancak özgür siyaset, demokratik uzlaşı ve evrensel hukuk ilkeleriyle çözülebilir. Tarih boyunca Kürtler, devletin sert müdahalelerini yaşamıştır; 1930’larda tunç gibi sert, 1990’larda karanlık yüzünü ve bugün de kadife eldiven içinde saklı demir yumruğunu tecrübe etmiştir. Ancak bu yaklaşımlar, Kürt sorununu çözmek yerine daha da derinleştirmiştir.

Bugün Kürt sorununu basitçe güvenlik ve istihbarat meselesi olarak ya da medyatik polemiklerle indirgemek, sorunu anlamaktan uzaktır. Kürtlerin temel insan hakları için mücadele ettiği bir dönemde, bu meseleleri basite indirgemek kimseye fayda sağlamaz. Medya tarafından yapılan jargon komiserliği ve partimize yönelik asılsız ithamlar, sürecin ciddiyetini baltalamaktadır. Reyting uğruna yapılan bu ucuzlamaların kimseye yararı yoktur.

“Bizim pusulamız demokrasidir”

Hepimiz bu mesele karşısında büyük bir sorumluluk taşıyoruz. Kürt sorununun çözümü, sadece Kürtleri değil, toplumun tüm kesimlerini etkiler. Bu sorunun çözülmesi, Türkiye’de otoriter yapıları geriletecek, demokrasiye alan açacak, adaletsizliklerle mücadeleyi güçlendirecek ve yoksulluğu azaltarak refahı artıracaktır. Bu nedenle Kürt sorununu, Türkiye’nin genel demokratikleşme süreci içinde ele alıyoruz. Bizim yolumuz 3. yol, pusulamız demokrasidir.”

Numan Kurtulmuş’un, ‘Kürtlerin onurunu, Türklerin gururunu koruyacak ve gözetecek bir sürecin yürütülmesi gerektiği’ yönündeki ifadesi son derece önemlidir. Kayyım atamalarının gurur duyulacak bir durum olmadığını, zehirli dilin de övünülecek bir şey olmaması gerektiğini belirtmek isteriz. Ancak açıkça ifade edelim ki, barış ve çözüm hem onur hem de gurur kaynağıdır.

Herkesi, devletçi düşünceden uzaklaşarak demokratik bir zihniyet etrafında birleşmeye ve barış talebini güçlendirmeye davet ediyoruz. Bu bilinçle, Sayın Öcalan’ın mesajlarının arkasında durduğumuzu bir kez daha vurguluyoruz. Barışın inşası, herkese büyük görevler ve sorumluluklar yüklemektedir. Şimdi, eşitlik temelinde uzatılan barış elini tutma, elleri barış için açma ve el ele vererek barışı inşa etme zamanıdır.

Şimdiye kadar, Sayın Bahçeli’den muhalefete ve çeşitli toplumsal kesimlere kadar, iyi niyetli her adıma olumlu yanıt verdik. Toplumda büyük bir birlik sağlandı ve ilk defa siyasi partilerin büyük çoğunluğu, dönemsel çıkarları bir kenara bırakarak demokratik çözüme destek verdi.

Sn. Erdoğan, Diyarbakır’da yaptığı konuşmada ‘Diyarbakır’ın huzuru, Türkiye’nin huzurudur’ ifadesini kullandı. Gerçekten de Türkiye’nin ve Diyarbakır’ın ortak huzuru, ancak demokratik çözümler ve barış içinde mümkün olabilir. Biz, DEM Parti olarak şuna yürekten inanıyoruz: Barış ve çözümün kaderi, Türkiye’nin kaderidir.”

MHP Lideri Bahçeli’ye yanıt

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, grup toplantısının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin bugünkü grup toplantısında yaptığı DEM Parti heyeti ile İmralı arasında ikinci bir görüşme yapılması çağrısı ile ilgili gelen soruya Bakırhan şu yanıtı verdi:

“Sayın Bahçeli’nin söylediği şu söz önemli; Sorunlar yok sayılarak çözülmez. Kürt meselesi, Kürt sorunu diye, Türkiye’nin demokratikleşmesi diye, Türkiye’nin sorunları var. Bunlar yok sayılarak çözülmez diyorum. Dolayısıyla İmralı’dan nasıl bir çağrının geleceğini biz de bilmiyoruz. O çağrının gelebilmesi için heyetin gitmesi gerekiyor, o kapıların açılması gerekiyor. Bence bunu biraz hükümete, iktidara sormak gerekiyor.”

İmralı’ya yapılacak ikinci görüşmenin tarihi ve görüşmelerden sonra yapılması beklenen kapsamlı açıklamanın tarihi sorulan Bakırhan, “Emin olun İmralı’ya ne zaman gidilecek biz bilmiyoruz. Biz de istiyoruz. Umarım en yakın zamanda gider, bizim de talebimizdir” dedi.

“İkinci görüşme için Adalet Bakanlığı’na başvuru yapıldı mı? sorusuna ise Bakırhan, “Heyetimiz gidiyor zaten, başvuruları da var” dedi. “Genel ziyaretlere ilişkin genel bir açıklama yapacağını söylemişti Sırrı Süreyya Önder tarih belli oldu mu?” sorusuna ise Bakırhan, “Heyetimiz birinci görüşme ilişkin çok net, somut paylaşımlarını yaptı. İkinci görüşme olursa da yine kamuoyunu, sizleri bilgilendiririz” açıklamasında bulundu.

“Liderler arasında da bir görüşme olabilir mi?” sorusuna ise Bakırhan şu yanıtı verdi: “Daha önce de söylemiştik, eğer zemin, şart ve koşullar uygun olursa biz herkesle görüşürüz.”

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli bugünkü grup toplantısında DEM Parti heyeti ile İmralı arasında ikinci bir görüşme yapılması çağrısı yaparak, “Yapılacak ikinci görüşmenin ithamında PKK’nın örgütsel varlığının bittiğini, terörle bir sonuç alınamadığı, bu kanlı sayfanın birçok bedel ödenerek kapandığı hiçbir şart ileri sürmeksizin açıklanmalıdır” demişti.

Paylaşın

CHP Lideri Özgür Özel Beşiktaş’ta: Hedef Ekrem İmamoğlu

Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın gözaltına alınması üzerine, belediye binası önünde nöbete başlayan partililere seslenen CHP Lideri Özgür Özel, hedefin İBB Başkanı olan Ekrem İmamoğlu olduğunu söyledi.

Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, liderliğini Aziz İhsan Aktaş’ın yaptığı öne sürülen çıkar amaçlı suç örgütüne üye olmak, rüşvet ve ihaleye fesat karıştırmak gibi suçlamalarla gözaltına alındı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) tarafından yapılan çağrı sonrası çok sayıda kişi Beşiktaş Belediye binası önünde toplandı. CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu belediye binası önünde açıklama yaptı.

Gazete Duvar’dan Ferhat Yaşar’ın aktardığına göre; İmamoğlu, Rıza Akpolat’ın gözaltına alınmasının hukuksuz olduğunu ifade etti, “Aslında mesele ne Esenyurt ne Beşiktaş. Mesele elbette ki daha büyük. Mesele bir otoriter akıl,  otoriter bakış açısının sürece dair yol yürüme biçimidir” dedi.

“Bir koltuğu kaybetmenin hırsıyla İstanbul’u kaybetmenin hırsıyla yarın da Türkiye’yi kaybedeceği bugünden o hissettiği korkuyla yapılmış bir adımdır. Bu işin başka bir açıklaması yoktur” ifadelerini kullanan İmamoğlu özetle şunları söyledi:

Daha dün 16 milyon insanın iradesini 31 Mart 2019 yılında sizlerin oylarıyla seçildiğimiz bir seçimi öyle edip böyle edip, altından girip üstünden çıkıp utanmadan çaldılar deyip seçimi iptal etmediler mi? İşte o seçimi iptal eden akıl niçin etti biliyor musun? ‘Ben yine allem eder kallem eder bu seçimi alırım, işime bakarım, İstanbul bana ait’ dedi. ‘İstanbul benim aşkım’ falan hikaye… Bu duygu, bu bakış açısı, bu tek kişilik akıl memleketimizi bu hale getirdi. Bu akıl seçimi tanımayan akıl.

Beşiktaş ilçesinde uydurarak, kaydırarak belli bir yaşın üstündeki evin büyüklerini korkutarak, sabahın köründe, şafak vakti ev baskını yaparak ‘Ben adaleti yerine getiriyorum’ diyen bu akıl aynı akıldır. Bu iş bir koltuğu kaybetmenin, İstanbul’u kaybetmenin, yarında Türkiye’yi kaybetmenin korkusu ile yapılmış bir adımdır.

Buradan şunu söylüyoruz; bu gözaltına alma biçimi, davranış biçimi hukuk dışıdır. Aynısını Esenyurt’ta yaptılar, şimdi Beşiktaş’ta yapıyorlar. Bunun adı itibar suikastı, yargının siyasete alet edilmesidir.

İlk günden itibaren bu insanlar çağrı yapmadılar, ev bastılar. Ev basan akıl, CHP çatısı altında bulunan herkes çağırırsınız koşa koşa gelir. AK Parti’nin herhangi bir yöneticisine şafak operasyonu gördünüz mü? Onlarca yolsuzluğunu ortaya çıkardığımız, dosyalarını ortaya çıkardığımız… Başvurduğumuz dosyalara İçişleri Bakanlığı el koyuyor soruşturma derinleşmesin diye. Bir iddia üzerinden yargının en acımasız hali ortaya konarak CHP’li belediye başkanlarına bu uygulama yapılıyor. AK Parti’nin yöneticileri muteber, sütten çıkmış ak kaşık ama CHP’liler lekeli, hadi oradan, işinize bakın!

Siyasi saldırılara karşı siyasi karşılık vereceğiz. Türkiye’yi muhalefetsiz bırakmak istiyorlar, hatta muhalefeti dizayn etmek istiyorlar. Ama biz onları istedikleri gibi rakipsiz bırakmayacağız. Onları Türkiye tarihinden silip atacağız”

“Hedef Ekrem İmamoğlu”

İmamoğlu’nun ardandan mikrofonu alan CHP Genel Başkanı Özgür Özel ise daha önce de “Seyyar giyotin” dediği  İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’i işaret etti.

“Yapılmaya çalışmayanın bir adalet arayışı, sorgulama değil; Ankara’dan devletin en tepesinden verilen talimatla bir itibarsızlaştırma olduğunu bütün Türkiye görsün. Amaç itibar suikastı” diyen Özel şöyle devam etti: Görüntüleri ilk servis eden televizyonu ziyaret eden kamu görevlisi var mı, bakın.

Benim seyyar giyotin dediğim, bugüne kadar nerede bir muhalife bir haksızlık yapılacaksa hepsinin başını vuracak başka bir cellat bulamadığı için aynı celladı mahkeme mahkeme gezdirdiler. O seyyar giyotin bu sabah da bu işe girişti.

Erdoğan’a sesleniyorum. Bu giyotini buraya yollamışsın. ‘İstanbul’u karıştır’ demişsin. Bu kifayetsiz muhteris, Ahmet Özer’i suçlayacağım diye senin bir gecede kayyım olarak atadığın kişiyi suçluyor… Eninde sonunda birlikte hesap verecekler and içiyoruz.

Güneşin doğmasına daha 3 saat varken belediye başkanımız, 31 Mart seçimlerinin rekortmenlerinden bir tanesi, geçen ayki anket çalışmalarında ilçesinde yüzde seksenin üzerinde bir memnuniyetle hizmetler karşılanan Rıza Akpolat’ın resmi konutuna gittiler. Kapıyı kırarcasına çaldılar. Yaşlı anacığını uykudan uyandırdılar. Telaşla, korkuyla gitti, sordu. Dediler ki aç yoksa kırarız. Kırma evladım dur dedi, kapıyı açtı. Karşısında kanunsuz emirlerle talimatlandırılmış polisler, ‘Rıza nerede?’ dedi. Annesi dedi ki ‘Babası hasta, Balıkesir’de, oraya gitti; arayalım gelir.’ Biz buluruz dediler. Bu sefer Balıkesir’de hasta babasının evine gidilsin diye talimat verdiler. Rıza Akpolat’ın evi, yurdu bellidir. Telefonu 24 saat açıktır. Arasalar elbette gelecek, bilgi sorsalar verecek.

Amaç, sormak ve öğrenmek değil. Amaç Rıza Akpolat üzerinden, Ahmet Özer üzerinden namuslu, dürüst CHP belediyeciliğinin halkta gördüğü yüksek karşılıktan duyulan rahatsızlığın hazımsızlığı ve amaç itibar suikastı. Rıza Akpolat’ı sabahleyin uyuşturucu baronlarına yapmadıkları muameleyi yaparak, evini basarak almaya çalıştılar. Öğleden sonra doktor muayenesine giderken görüntüleri çekilsin diye götürüleceği hastaneyi, gireceği kapıyı muhabirlere bildirenlere, haberi sabaha karşı ilk veren, görüntüleri ilk yayan televizyonun sahibine bakın. O televizyonu ziyarete giden bir kamu görevlisi var mı bakın. O televizyonun sahibiyle o savcının yolları ne zaman kesişmiş bakın da Ankara’dan, devletin en tepesinden verilen talimatta itibarsızlaştırma olduğunu bütün Türkiye duysun.

Ekrem İmamoğlu ifade etti. Bir belediye başkanı bir ihaleden sorumlu tutulup sorgulanamaz. Kim imza attıysa onun sorumluluğundadır. Kanun açıkça yazıyor. Öyle olmasaydı Tayyip Bey görev yaptığı sürece 50 kez gözaltına alınır, 25 kere tutuklanırdı”

Özgür Özel “Adım adım ilerleyip, hatta Ahmet Özer’den Esenyurt’tan başlayıp, Beşiktaş’la bağlayıp bir türlü bileğini bükemediği, yenemediği, siyaset hayatında ona hiç yenilmemiş olan Ekrem İmamoğlu’na gideceğini sanıyorsa o iş o kadar kolay değil” diye konuştu.

Belediye önündeki nöbete katılan kalabalıktan “Cumhurbaşkanı İmamoğlu” sloganları yükseldi.

Paylaşın

Erdoğan, “En Az 3 Çocuk” Çağrısını Tekrarladı

Aile Yılı Tanıtım Programı’nda konuşan Erdoğan, “2001 yılında doğurganlık hızımız 2,38 iken bugün bu rakam 1,51’e düşmüştür. Yıllık nüfus artış hızımız 2023’te binde 1,1’e gerilemiştir. En az 3 çocuk çağrımızı tekrarlıyoruz” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Aile Yılı Tanıtım Programı’nda konuştu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Son Kabine Toplantımızda 2025 senesini aile yılı olarak ilan etmiştik. İlgili bakanlığımızın koordinasyonunda aile kurumunun korunması güçlenmesi için yıl boyunca önemli çalışmalar yapacağımızı ifade etmiştik. Aile yılı çerçevesinde icra edeceğimiz çalışmaları etkin ve verimli nüfus politikalarıyla destekleyip güçlü bir zemine taşımak en büyük önceliklerimizdendir.

Anayasamızın 41’inci maddesinde aile toplumun temelidir. Bir başka ifadeyle aile küçük bir toplumdur, toplum da büyük bir ailedir. Aile bizim en kadim müesseselerimizden biridir. Toplumun özünü, çekirdeğini teşkil eden aile kurumu millî ve manevi değerlerimizin muhafazasında bizler için vazgeçilmez öneme sahiptir.

Aile yapımızı korumak, tahkim etmek, zengin bir miras bırakmak hepimizin görevidir. Aileyi güçlü kılmak istiyorsak işe aile fertlerinden başlamamız gerekiyor. Bilinçli anne-babaların yetiştireceği evlatlarımız geleceğin mimarları olarak aile kurumunu koruyacak, yaşatacak, yarınlara taşıyacaktır.

Bilinçli bir anne-babanın elinde büyüyen çocuklar evvela ailelerine daha sonra da milletlerine ve insanlığa faydalı örnek kişiler olur. Çocuklarımızı ve gençlerimizi zararlı akımlardan, sapkın ideolojilerden korumak da hepimizin ortak sorumluluğudur.

Tuhaf zamanlarda yaşıyoruz. Neoliberal kültür akımları dünyanın dört bir yanına nüfuz ediyor. Dijital platformlarda yer bulan diziler, filmler çoğu zaman kültür erozyonu ve kimlik aşınmasına sebep oluyor. Bilinçli, kasıtlı ve ısrarlı bir şekilde servis edilen bu içerikler başta LGBT ve gayri fıtri akımlara yol açıyor. LGBT’nin koçbaşı olarak kullanıldığı cinsiyetsizleşme politikalarının hedefi aile kurumudur.

Tedbir uyguladığımız dijital oyun platformundaki ahlaksızlıklar bunun en çarpıcı örneğidir. Buna itiraz eden nadir ülke ve liderlerden birisiyiz. Bu duruşumuzu daha da sağlamlaştıracağız. Bireyi, aileyi tehdit eden cinsiyetsizleştirme politikalarına tepki göstermeye devam edeceğiz. Türkiye’nin tavrı bellidir, geri adım sözkonusu olmayacak.

BM bünyesinde verdiğimiz mücadele malum. Küresel cinsiyetsizleştirme politikaları karşısında kazanılacak her mevzi insanlık için büyük başarıdır.

Doğurganlık oranı ve nüfus artış hızımız alarm vermektedir. 2001 yılında doğurganlık hızımız 2,38 iken bugün bu rakam 1,51’e düşmüştür. Yıllık nüfus artış hızımız 2023’te binde 1,1’e gerilemiştir. Çocuk ve genç nüfusumuz azalırken, yaşlı nüfusumuz tarihimizde ilk defa yüzde 10’un üzerine çıkmıştır.

Türkiye genç ve nitelikli nüfus bakımından kan kaybediyor. Gerekli önemleri almaz, politikaları uygulamazsak sorun telafi edilemez boyuta varacaktır.

Karşımıza dikilen bu tehlikesi 20 sene evvel sezmiştik. 2007 yılında doğurganlık ve nüfus artış hızındaki gerilemeye dikkat çekmek için en az 3 çocuk çağrısı yapmıştık. Nüfus planlaması kisvesi altında yürütülen çalışmaların art niyet taşıdığı şeklindedir. Zamanın bu konuda bizi teyit edeceği kanaatindeyim. En az 3 çocuk çağrımızı tekrarlıyoruz.

Yeni evlenecek gençlere faizsiz kredi desteği

2025 yılını aile yılı ilan ettik. 2025 aile yılı kapsamında birçok yeni projeyi de hayata geçiriyoruz. 14-28 Mayıs seçim sürecinde milletimize söz verdiğimiz Aile ve Gençlik Fonu’nu deprem bölgemizde başlatmıştık. Evliliğe ilk adım atan gençlerimize 48 ay vadeli, 2 yıl geri ödemesiz 150 bin lira faizsiz kredi desteği sunuyoruz. Yeni evlenecek gençlere faizsiz kredi desteğini 81 ilin tamamında uygulamaya alıyoruz.

Bu yıl doğum yardımlarımızı da artırıyoruz. Yeni doğacak ilk çocuk için doğum yardımını 5 bin liraya yükseltiyoruz. Ayrıca 2. çocuk için her ay 1500 lira, 3’üncü ve sonraki çocuklar için 5 bin lira çocuk yardımlarını devreye alıyoruz. 2 ve diğer çocuklar için vereceğimiz çocuk yardımlarını annelerin hesaplarına yatıracağız.

Aile kurmayı teşvik edecek maddi destekler, danışmalık destekleri ve konut desteklerini devreye alacağız. Esnek ve uzaktan çalışma modelleri ile kadınların ev ve iş hayatlarını rahatlatacak modelleri hayata geçireceğiz. Çalışan anne ve babalar için ücretsiz ve düşük bedelli çocuk bakım merkezlerini güçlendireceğiz. Tıbbi imkanları ailelerin istifadesine sunacağız.”

Paylaşın

Özel’den Erdoğan’a Çağrı: Sandıktan Kaçma

CHP Lideri Özgür Özel, “Sayın Erdoğan’a şu çağrımı yapmak isterim: Bakın, son dönemde bir salon adamına, salon siyasetçisine döndünüz. Atadıklarınızı doldurduğunuz salonda, atadıklarınızın alkışıyla moral bulamazsınız, güç bulamazsınız. Bu çaba beyhudedir. Şimdi de mahkeme salonlarında bizim moralimizi bozmaya çalışıyorsunuz. Bu çaba daha da beyhudedir” dedi ve ekledi:

“Eğer gücünüz varsa, cesaretiniz varsa, ülkeyi bu kadar gerdiniz ve bu hale geldiniz. Muzaffer kahraman edalarıyla gezerken seçim mağlubusunuz. ‘O salonlardan çıkamıyorsun, sokağa çık, meydana çık, insanların önüne çık’ diyorum. Çıkamıyorsun. O zaman bu işin çıkışı milletin huzuruna gitmektir. Sandık gelsin, sandıktan kaçma. El mi yaman, bey mi yaman? Millet sana mı hak veriyor, bize mi hak veriyor? Bu belediye başkanlarının milletinin gönlündeki yeri artık Cumhuriyet Halk Partisi’ni iktidara mı taşıyor, yoksa yaptığın bu kumpaslar sana mı yarıyor millet bir karar versin bakalım. Cesaretin varsa sandıktan ve milletten kaçma.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel ile Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın gözaltına alınması ve başlatılan soruşturma hakkında CHP Genel Merkezi’nde açıklama yaptı.

BirGün’den Mustafa Bildircin‘in aktardığına göre; İmamoğlu, açıklamasında, “Beşiktaş Belediye Başkanımız Rıza Akpolat’a yönelik muamele, kesinlikle yargı, hukuk, adalet, insan hakları, hiçbir hususa uygun bir uygulama değildir” dedi. Ekrem İmamoğlu, “Beşiktaş Belediyemize ihaleye fesat nedeniyle suçlama yapılıyorsa uygulamanın başka bir şekilde yapılması lazım. Belediye Başkanımızın gözaltına alınmaması lazım. 5018 sayılı kanuna göre belediye başkanları, ihale ve harcama yetkilisi değildir” ifadelerini kullandı.

“23 yıldır şafak vakti operasyona uğrayan bir AK Partili belediye başkanı ya da herhangi bir yetkilisini gördünüz mü?” diye soran İmamoğlu, “İstanbul’da 25 yıl İBB’yi yöneten ve onlarca yolsuzluğunu, kamuyu zarara uğrattığını belgeli olarak ortaya çıkarttığımız sorumlulara operasyon düzenlediğini gördünüz mü? AK Partili belediye başkanları çok muteber insanlar, tüm lekeler CHP’li belediye başkanlarında öyle mi! Bunlar bir de partilerinin önünde ‘adalet’ ismi saklıyorlar” tepkisini gösterdi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’e tepki gösteren İmamoğlu, şunları söyledi: İmamoğlu, şöyle devam etti: “Adaleti dahi zayıflattınız, kirlettiniz. İstanbul’a da CHP’li belediye başkanlarına kayyum atamak için veya bir operasyonları düzenlemek için koordinatör başsavcı atadınız. İstanbul’a adalet dağıtmak için İstanbul’a atanmadığı net! Ne yazık ki bütün bu uygulamaları talimat şeklinde ve organize bir şekilde yürütmektedir. Ve bunu şehvetle yapıyor.”

İBB Başkanı İmamoğlu, şunları söyledi: “Söz konusu şirket CHP’li belediyelerden ihale almamıştır sadece. Aralarında Yargıtay, TBMM, çok sayıda kamu hastanesi, Trabzon Büyükşehir Belediyesi gibi onlarca kamu kuruluşu ve AK Parti ilçe belediyesinden ihale almıştır. Kafanızda başka şafak operasyon var ise TBMM için aynı uygulamayı yapacak mısınız?

“Sayın Cumhurbaşkanı, gönderdiğiniz başsavcı beye bir sorun, bu şirketin devlet kurumlarından aldığı ihaleleri de inceleyecekler mi?” diyen İmamoğlu, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a “Yönettiğin Türkiye’de kanun ve nizam kalmadı” dedi. “İlk seçimde sizi oradan indirmeye ve halkın iktidarını kurmaya kadir olduğumuzu göreceksiniz” diyen İmamoğlu, şunları söyledi:

“Türkiye’de bu antidemokratik uygulamalar olduğu sürece bu ülkede iş dünyası olarak ne büyüyeceksiniz ne de dünyadaki rakiplerinizi geçeceksiniz. Hep küçüleceksiniz. Çünkü demokrasinin olmadığı yer güvenli yer değildir. Bugün yapılan kötülükler, bize değil bütün ülkemize zararı vardır. Güven yoksa bir ülkede hiçbir şey yoktur.”

Özel’den Erdoğan’a “erken seçim” çağrısı

İmamoğlu’nun ardından kürsüye gelen Özgür Özel ise açıklamasında, “Yeni bir haftaya başlarken iktidarın yeni yarattığı ve kendi yarattığı kirli bir gündemle hep birlikte meşgulüz. Ben Türkiye’nin bu kadar çok konuşulacak sorunu, bu kadar çok çözülecek derdi varken böyle gündemlerin yaratılmasını ancak son derece sorunlu ve milletle gönül bağı kopmuş bir iktidara yakışacak, bunun tescili, itirafı olarak nitelendiriyorum. Öncelikle bunu ifade etmek isterim” dedi.

“Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kıymetli seçmenlerine şunu hatırlatırım” diyen Özel, şunları anlattı: “FETÖ operasyonlarından sonra Tayyip Erdoğan, ‘Bazı arkadaşlarımız yoruldu. İstifa etsinler’ demişti. Kimi güle oynaya, kimi ağlaya ağlaya istifa ettiler. O süreçte Tayyip Bey istifası gecikenler için ‘Onlar gereğini yapmıyorsa biz gereğini yaparız’ demişti. Bir partinin genel başkanının bir belediye başkanına ‘İstifa et, gereğini yaparım’ deme yetkisi yok. En çok partiden atarsın. Ama gereği şöyle yapılabilir.

Eğer terör örgütü üyesiyse ya da yolsuzluk yapmışsa, onu yargılarsın, suçlu bulunduğu kesinleşirse görevden alınır. Yerine de belediyeden yeni biri seçilir. Ama ona, ‘İstifa et yoksa bunu yaparım’ denmez. Hepsi istifa ettiler ama biri hakim karşısına çıkmadı, biri emniyete çağrılmadı. Neydi bu arkadaşların suçu? Hani etmezse yapabileceğin şey ne? Alıp yargılayıp, görevden almak. Bunlar FETÖ’cü idiyse niye bıraktın, bunlar yolsuzluk yaptıysa niye bıraktın. Kendi belediye başkanlarına ‘İstifa et, kurtul’, bizim belediye başkanımıza ihale yetkilisi olmadığı halde…

Tayyip Erdoğan’ın kendi döneminde, İstanbul Büyükşehir’in birçok bürokratı ihaleye yolsuzluktan yargılandı. Tayyip Bey emniyete dahi çağrılmadı. Çünkü herkes bilir ki bu kadar büyük bir yapıda, yapılan ihalelere kim imza atıyorsa o mesuldür. Ama Tayyip Bey’e yapılmayanı, o gün Tayyip Bey’e yapılmayan hukuksuzluğu bugün Tayyip Bey Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanlarına uyguluyor.”

“Bir tek derdi var; bu bir siyasi operasyon ve Rıza Akpolat’ın şahsında partimizin kurumsal kimliğini itibarsızlaştırmaya çalışıyor” diyen Özel, şöyle devam etti: “Onun hazmedemediği şu: Beşiktaşlılar sandığa gittiler 31 Mart’ta, sonuç ne oldu biliyor musunuz? Rıza Akpolat’ın aldığı rekor oy, belediye meclisinde neye yansıdı? 31’de 31 CHP. Beşiktaş halkı AKP – MHP birlikteliğine 31’de bir belediye meclis üyeliği bile vermedi. İşte bunu hazmedemeyen bir hazımsızın, İstanbul’a görevlendirdiği kişi eliyle alamadığı belediyelere operasyon yapıp, itibarsızlaştırma, Rıza Akpolat üzerinden İstanbul’daki bir takım halinde milletin takdir ettiği, seçildikleri gün rekor kıranlara yeni rekoru ilk altı aylık performansları ile kırıldığı, görülmemiş belediye memnuniyet anketlerinin yarattığı karın ağrısını böyle gidermeye çalışıyor.”

Erdoğan’a çağrı yapan Özel, şunları ifade etti: “Buradan Sayın Erdoğan’a şu çağrımı yapmak isterim: Bakın, son dönemde bir salon adamına, salon siyasetçisine döndünüz. Atadıklarınızı doldurduğunuz salonda, atadıklarınızın alkışıyla moral bulamazsınız, güç bulamazsınız. Bu çaba beyhudedir. Şimdi de mahkeme salonlarında bizim moralimizi bozmaya çalışıyorsunuz. Bu çaba daha da beyhudedir. Eğer gücünüz varsa, cesaretiniz varsa, ülkeyi bu kadar gerdiniz ve bu hale geldiniz.

Muzaffer kahraman edalarıyla gezerken seçim mağlubusunuz. ‘O salonlardan çıkamıyorsun, sokağa çık, meydana çık, insanların önüne çık’ diyorum. Çıkamıyorsun. O zaman bu işin çıkışı milletin huzuruna gitmektir. Sandık gelsin, sandıktan kaçma. El mi yaman, bey mi yaman? Millet sana mı hak veriyor, bize mi hak veriyor? Bu belediye başkanlarının milletinin gönlündeki yeri artık Cumhuriyet Halk Partisi’ni iktidara mı taşıyor, yoksa yaptığın bu kumpaslar sana mı yarıyor millet bir karar versin bakalım. Cesaretin varsa sandıktan ve milletten kaçma.

Millet senden memnuniyetsizliğini 31’inde de söyledi, belediyelerimizden memnuniyetini de. Önündeki anket benimkinden üç puan ileri, bunu biliyorum. Bizde 58 çıkan toplam memnuniyet 61 çıkmış, biliyorum. Asla buradan bir yere kaçamazsın. Bunun için eğer cesaretin varsa öyle savcılara, polislere değil, gel millete güven. Çık karşısına, çıkalım hep birlikte.”

Özgür Özel, açıklamasında Erdoğan’ın CHP’li ilçe belediye başkanına partisine katılması için teklifte bulunduğunu söyledi. Özel, şunları anlattı: “Öyle bir ruh halinde ki, geçen hafta bir belediye başkanım, başarılı bir belediye başkanım, bir büyükşehrin ilçe belediye başkanı. Kaybettiğine çıldırdığı bir ilçenin belediye başkanı Yana yakıla beni arıyor. ‘Benimle Sayın Cumhurbaşkanı özel bir görüşme yapacakmış, ne dersiniz Sayın Genel Başkanım?’ Dedim ki ‘Cumhurbaşkanı belediye başkanını çağırıyorsa bu devletin bir işidir.

Mutlaka ya ilçemiz için büyük bir proje, önemli bir mesele, bilmeniz gereken bir şey vardır. Gidin, dönüşte görüşürüz.’ Gitti geldi, ne oldu biliyor musun? ‘Sen başarılısın, o ilçeyi nasıl aldın? Gözlerime inanamadım. Şubat ayında kongrem var, bize katılır mısın?’ Ya devletin başına, bir partinin öz evladı bir belediye başkanının ‘Yapacağım kongrede bana katılır mısın? Senin önünü açarım, şunu yaparım, bunu yaparım.’ Bir de böyle parantez içinde ‘Ya tertemiz adamsın biliyorum ondan çağırıyorum ama bir leke çalarlar, Allah korusun’ falan diye tehdit yapmalar. Bir de sivil arabayla aldırmalar, saraya götürmeler. Yakışıyor mu ya? Orada onu yapan, burada bunu yaptırıyor işte. İşte size tükenmişliğin resmi Tayyip Erdoğan’ın.”

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin sosyal medyadan “Barış için hareket eden kazanır” açıklamasının sorulması üzerine Özel, şu yanıtı verdi: “Devlet Bey ‘barış’ yazmış. Geçmişte ‘barış’ diyen herkese ‘terör sevicisi’ diyen bir akıl ilk kez ‘barış’ dedi. Ve Devlet Bey’e şunu söyleyeyim. Örneğin ‘barış, barış’ deyip, sonra OHAL yetkisiyle olan kayyum yetkisinin kullanılması da ‘barış, barış’ deyip, ‘Barış konuşacağız’ dediğiniz muhalefet partisinin belediye başkanına sabahleyin düşman hukuku uygulaması da barış masasında balta çekmektir. Barış masasına otururken silahsız oturulur, şiddetsiz oturulur. AK Parti hem ‘Barış yapalım’ diyor, hem ‘Oturup konuşalım’ diyor, hem balta çekiyor. Böyle bir şey olmaz. Bu doğru bir mesele değildir. O baltayı ellerinden bıraksınlar, ağızları ile konuşsunlar.”

Özel, Beşiktaş Belediyesi’ne kayyum atanmasını bekleyip beklemediklerinin sorulması üzerine de şu yanıtı verdi: “Birincisi kesinlikle kayyum diye bir şey söz konusu değil. Çünkü konunun terör ile ilgisi yok. Konunun yürütüldüğü yer de terör savcılığı değil, terör şube de değil. Hiç alakası yok. Bizim beklediğimiz şey, ikindiye varmadan Rıza Bey’in ifadesinin alınıp, işinin başına geri yollanmasıdır. Böyle bir şeyde, ihalede sorumluluğu olmayan birisi sırf belediye CHP’li diye, bir de tutup da bu gece, yarın akşam 48 kişinin ifadesi alınana kadar içeride mi tutulacak?

Başkanımızın ifadesine başvurulur. O da kendi sorumsuzluğunu mesele ile ilgili bir kez daha ifade eder. İşinin başına döner. Günü geldiğinde işte birkaç gün sonra eğer halen daha resmi bir işleme muhatapsa o kısmına da katılır. Ki herhalde buradan sonra varıp da Tayyip Bey yüzlerce sorgulama yapılmış, bir kere gitmemişken polise, Rıza Akpolat’ı tutup da hakim, savcılığa filan sevk edecek halleri yok. İhaleden dolayı belediye başkanını. O zaman Türkiye’de bir tane belediye başkanı kalmaz. Hepsini birden toplasın, götürsün. Bütün kaymakamlar, valiler yönetsin. Tayyip Bey de rahat etsin. Biz Rıza Bey’i ikindi olmadan görevinin başına bekliyoruz. Güneş batmadan.”

Paylaşın

CHP’li Beşiktaş Belediye Başkanı “İhale Yolsuzluğu” İddiasıyla Gözaltına Alındı

Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat ile Beşiktaş Belediyesi Beltaş İşletmecilik Sanayi ve Ticaret AŞ Başkanı ve üyelerinin de arasında olduğu birçok kişi “suç örgütüne üye olma”, “ihaleye fesat karıştırma” ve “haksız mal edinme” suçlarından gözaltına alındı.

Haber Merkezi / CHP Lideri Özgür Özel, Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın gözaltına alınmasına tepki gösterdi: Belediye başkanımızın yanındayız ve bu kumpası da boşa düşürmek için halkımızla birlikte mücadele edeceğiz.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Akpolat’ın gözaltına alındığının duyurulmasının hemen ardından bir açıklama yaparak kararı eleştirdi. İmamoğlu, “Niyeti hukuk olmayanın usulü de hukuki olmaz. Belediye Başkanımızın yanındayız, hukuki süreci sonuna kadar takip edecek bütün hukuksuzlukları teşhir edeceğiz” dedi.

Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat ile Beşiktaş Belediyesi Beltaş İşletmecilik Sanayi ve Ticaret AŞ Başkanı ve üyelerinin de arasında olduğu birçok kişi İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen “ihale yolsuzluğu” soruşturması kapsamında, “suç örgütüne üye olma”, “ihaleye fesat karıştırma” ve “haksız mal edinme” iddiasıyla gözaltına alındığı açıklandı.

“İhale yolsuzluğu” soruşturmasıyla ilgili olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan açıklamada, “Aziz İhsan Aktaş liderliğinde yönetilen çıkar amaçlı suç örgütünün belediye başkanlarına ve belediyelerin üst düzey yöneticilerine rüşvet vermek suretiyle ihale süreçlerini organize ettiği, ihaleleri kendi firmalarının almasını sağladığının tespit edildiği” belirtildi.

Açıklamada “Suç örgütü lideri Aziz İhsan Aktaş ve örgüt bünyesindeki 24 şüphelinin” yanı sıra Rıza Akpolat ve eski Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in de bulunduğu toplam 47 kişi hakkında bu sabah saat 05:00 itibariyle eş zamanlı yakalama, gözaltı, arama ve el koyma kararları verildiği, bu kararların icrasına yönelik işlemlerin sürdüğü aktarıldı.

Cumhuriyet Başsavcılığı açıklamasında, Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat ile Beşiktaş Belediyesi Beltaş İşletmecilik Sanayi ve Ticaret AŞ Başkanı ve üyeleri ile birlikte toplamda on şüpheli hakkında, “suç örgütü üyeliği, ihaleye fesat karıştırma, rüşvet ve 3628 sayılı Mal Bildirimde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunun 13. maddesi uyarınca Haksız Mal Edinme suçlarından” yakama ve gözaltı kararı alındığı kaydedildi.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Akpolat’ın gözaltına alınmasının ardından X sosyal medya hesabından bir açıklama yaptı. Özel, “Beşiktaş Belediye Başkanımız Rıza Akpolat’ın gözaltına alınması, siyasallaşan adalet sistemindeki hukuksuzluk zincirinin yeni bir halkasıdır. Çağrıldığında ifadeye gelecek olan Başkanımızı FETÖ yöntemleriyle gözaltına almak, itibarsızlaştırmaya çalışmak acizliktir. Biz, belediye başkanımızın yanındayız ve bu kumpası da boşa düşürmek için halkımızla birlikte mücadele edeceğiz” diye yazdı.

CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik de, bu sabahki gözaltı kararından sonra sosyal medya hesabından bir açıklama yaptı. Çelik, “Yine bir şafak operasyonu, yine bir kumpasla karşı karşıyayız! Türkiye’nin birinci partisini böylesi itibar suikastleriyle zayıflatama çabası nafiledir. Biz belediye başkanlarımızın arkasındayız. Tüm bu yapılanların başkanlarımızı değil, siyaseti ve Türkiye’yi esaret altına almayı hedeflediğinin farkındayız. Bu ülkede kol gezen fakirliği, çaresizliği, halkın feryadını böyle örtemezsiniz!” ifadelerini kullandı.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı (İBB) Ekrem İmamoğlu da sosyal medya hesabından, şunları yazdı: “İstenildiği an gelip ifade verebilecek, hesap verebilecek kamu görevlileri, belediye başkanları sabahın köründe evlerinden ‘operasyon’ ile gözaltına alınıyor, yandaş medyaya kamuoyu oluşturmak için servis edilecek bilgiler dağıtılıyor, gizlilik kararı alınarak doğru bilgiye erişim engelleniyor.

Sonra geriye komik bile denemeyecek gerekçeler kalıyor. Sabah Beşiktaş Belediye Başkanımız Rıza Akpolat ve diğer yöneticiler için de aynı süreç işletildi. Bu senaryo ile algı oluşturmaya çalışanlar bilsinler ki kimseyi ikna edemediniz/edemeyeceksiniz. Niyeti hukuk olmayanın usulü de hukuki olmaz. Belediye Başkanımızın yanındayız, hukuki süreci sonuna kadar takip edecek bütün hukuksuzlukları teşhir edeceğiz.”

2024 yılında 7 belediyeye kayyım atanmıştı

31 Mart yerel seçimlerinden sonra DEM Partili 5, CHP’li 2 belediyeye kayyım atanmıştı. DEM Partili Hakkari Belediye Başkanı Mehmet Sıddık Akış 3 Haziran’da görevden alınmış, yerine Hakkari Valisi Ali Çelik atandı.

CHP’li Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer de 30 Ekim’de görevden alındı. Özer’in yerine İstanbul Vali Yardımcısı Can Aksoy kayyım olarak görevlendirildi.

4 Kasım’da ise Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk, Batman Belediye Başkanı Gülistan Sönük ve Urfa’da Halfeti Belediye Başkanı Mehmet Karayılan görevden alındı. Türk’ün yerine Mardin Valisi Tuncay Akkoyun, Sönük’ün yerine Batman Valisi Ekrem Canalp, Karayılan’ın yerine Halfeti Kaymakamı Hakan Başoğlu kayyım olarak atandı.

22 Kasım’da İçişleri Bakanlığı kararıyla DEM Parti’li Dersim Belediye Başkanı Cevdet Konak ve CHP’li Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül görevlerinden alındı. Konak’ın yerine Tunceli Valisi Bülent Tekbiyikoglu, Sarıgül’ün yerine ise Ovacık Kaymakamı Hüseyin Şamil Sözen kayyım olarak görevlendirildi.

Paylaşın

İçişleri Bakanlığı, DEM Parti’nin Akdeniz Belediyesi’ne Kayyım Atadı

İçişleri Bakanlığı, tutuklanan DEM Partili (Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi) Akdeniz Belediyesi Eş Başkanı Hoşyar Sarıyıldız’ın yerine Akdeniz Kaymakamı Zeyit Şener’in görevlendirildiğini duyurdu.

Haber Merkezi / DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Akdeniz Belediyesi Eş Başkanları Nuriye Aslan, Hoşyar Sarıyıldız ve meclis üyelerinin tutuklanması ve Sarıyıldız’ın yerine kayyum atanmasına tepki gösterdi.

Tülay Hatimoğulları, sosyal medya hesabı üzerinden paylaştığı açıklamasında “İktidar emrindeki yargı eliyle bir kez daha halk iradesine dönük darbe gerçekleştirildiğini” kaydetti.

Kayyum atama kararı için “Türkiye tarihinin kara sayfalarına bir yenisi daha eklendi. Kayyum, halk iradesinin inkarıdır. Demokrasinin kalan kırıntılarını da süpürme zorbalığıdır. Kayyım zorbalığı kentlerin talanının şifresidir” ifadelerini kullanan Tülay Hatimoğulları, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İç barış kayyımla değil; demokrasi ve özgürlüklerle sağlanır. Biz barış umudunu büyütmeye çalışırken yapılan bu irade gaspını kabul etmiyoruz! İktidarın kayyım zorbalığına karşı demokrasiye ve birlikte yaşama inanan herkesi demokratik tavır göstermeye çağırıyoruz. Kayyımlar gidecek ve mutlaka biz kazanacağız!”

Tuncer Bakırhan ise yaptığı açıklamada “Akdeniz Belediye Eş Başkanlarımız ve meclis üyelerimiz siyasi soykırım operasyonları kapsamında rehin alındı. Akdeniz halkının iradesiyle seçilen belediyemize kayyım atandı. Akdeniz belediyemize kayyım atanması demokrasiye açık darbedir. Halkların bir arada yaşam umuduna yapılmış siyasi suikasttir. Reddediyoruz” görüşünü kaydetti.

Bakırhan açıklamasında ayrıca “Bir yandan iç barış konuşulurken diğer yandan halkların iradesinin gaspı akıl tutulmasıdır” ifadelerine yer verdi, “Bu akıl tutulmasından bir an önce vazgeçilmesi çağrısı yapıyoruz. Kayyım zorbalığına, demokrasiye dönük darbelere ve Kürt düşmanlığına karşı demokratik mücadelemizi yükselteceğimizin sözünü yineliyoruz. Zalimler ve zorbalar kaybedecek, halk kazanacak!” sözlerini kaydetti.

İçişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, Sarıyıldız’ın, “terör örgütü propagandası yapmak”, “silahlı terör örgütüne üye olmak” ve “terörizmin finansmanın önlenmesi hakkında kanuna muhalefet” ve ’”2911 sayılı toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet” suçlarından sevk edildiği Mersin 1. Sulh Ceza Hakimliğince tutuklandığı belirtildi.

Bunun üzerine, Sarıyldız’ın, Anayasa’nın 127. Maddesi ile 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun ilgili maddesi gereğince geçici tedbir olarak görevden uzaklaştırıldığı, Akdeniz Kaymakamı Zeyit Şener’in, Mersin Valiliğince Akdeniz Belediye Başkan Vekili olarak görevlendirildiği kaydedildi.

Bakanlığın açıklamasında, haklarında aynı suçlardan soruşturma yürütülen ve çıkarıldıkları hakimlikçe tutuklanan Eş Başkan Nuriye Arslan ile Meclis üyeleri Özgür Çağlar, Hikmet Bakırhan ve Neslihan Oruç’un da geçici tedbir olarak görevden uzaklaştırıldıkları bildirildi.

2024 yılında 7 belediyeye kayyım atanmıştı

31 Mart yerel seçimlerinden sonra DEM Parti’li 5, CHP’li 2 belediyeye kayyım atanmıştı. DEM Partili Hakkari Belediye Başkanı Mehmet Sıddık Akış 3 Haziran’da görevden alınmış, yerine Hakkari Valisi Ali Çelik atandı.

CHP’li Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer de 30 Ekim’de görevden alındı. Özer’in yerine İstanbul Vali Yardımcısı Can Aksoy kayyım olarak görevlendirildi.

4 Kasım’da ise Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk, Batman Belediye Başkanı Gülistan Sönük ve Urfa’da Halfeti Belediye Başkanı Mehmet Karayılan görevden alındı. Türk’ün yerine Mardin Valisi Tuncay Akkoyun, Sönük’ün yerine Batman Valisi Ekrem Canalp, Karayılan’ın yerine Halfeti Kaymakamı Hakan Başoğlu kayyım olarak atandı.

22 Kasım’da İçişleri Bakanlığı kararıyla DEM Parti’li Dersim Belediye Başkanı Cevdet Konak ve CHP’li Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül görevlerinden alındı. Konak’ın yerine Tunceli Valisi Bülent Tekbiyikoglu, Sarıgül’ün yerine ise Ovacık Kaymakamı Hüseyin Şamil Sözen kayyım olarak görevlendirildi.

Paylaşın

Yüksekdağ’dan “Süreç” Açıklaması: Sorumluluk Üstlenmeye Hazırız

DEM Parti İmralı Heyeti ile görüşen eski HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, “Onurlu barış ve demokratik çözüm hareketi için üzerimize düşen sorumluluğu üstlenmeye katkı sunmaya hazırız” dedi.

Haber Merkezi /28 Aralık’ta İmralı’da PKK lideri Abdullah Öcalan ile görüşme yapan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partili (DEM Parti) milletvekilleri Pervin Buldan ve Sırrı Süreyya Önder ile yerine kayyım atanan Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk’ten oluşan heyet görüşme turlarına devam ediyor.

DEM Parti İmralı Heyeti, son olarak Kandıra Cezaevinde bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve eski HDP Milletvekili Semra Güzel’i ziyaret etti. Figen Yüksekdağ, ziyaret sonrası avukatlarının kullandığı sosyal medya hesabı üzerinden açıklama yaptı.

Figen Yüksekdağ, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “DEM Parti İmralı Heyeti ziyareti vesilesiyle öncelikle demokratik kamuoyuna, halklarımıza, kadınlara selam, saygı ve sevgilerimi iletiyorum. Ülkemiz ve bölgemiz açısından hayati bir dönemden geçiyoruz. Halklarımızın barış, adalet ve demokrasiye her zamankinden çok ihtiyacı var.

Tarihin bu kritik anında sayın Öcalan’ın inisiyatif üstelenerek yol alma çabası çok değerli ve belirleyicidir. Bu çözüm çabası ve iradesinin yanında, arkasındayız. Nerede olduğumuz fark etmez. İçerde, dışarıda ya da farklı görüşlerde olabiliriz. Bu üzerimize düşen görevi yerine getirmeye engel değildir.

Onurlu barış ve demokratik çözüm hareketi için üzerimize düşen sorumluluğu üstlenmeye katkı sunmaya hazırız. Barışın öznesi doğrudan Türkiye halkları, emekçiler, özgürlük güçleri ve kadınlardır. Tam da bu nedenle bütün toplumsal dinamikler, halkların kardeşliği ve barış için inisiyatif almalıdır.

Demokratik haklara, ekmeğin ve emeğin güvencesine giden yol bugün bu inisiyatifi almaktan geçiyor. Biz kadınlar, Kürt sorununda demokratik çözüm hareketinin geliştirilmesi için gereken özveri ve çabayı göstermekte tereddüt etmeyeceğiz. Bu çabaya ortak olan herkes ile dayanışma ve işbirliği içerisinde olacağız.

Dileğimiz sayın Öcalan’ın sağlıklı çalışma koşulları sağlanarak, bir barış ve çözüm odağı olarak rolünü en etkin şekilde gerçekleştirebilmesidir. Somut ve pozitif yaklaşımlar tarihsel sorunun çözümünde en belirleyici aşama olacaktır. Umuyorum ki halklarımızın baharını, barışı ve kardeşliği birlikte karşılayacağız.”

DEM Parti İmralı Heyeti, yılbaşından sonra siyasi partilerle temaslara başlamıştı. 2 Ocak’ta TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ile görüşen DEM Parti heyeti, daha sonra MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi ziyaret etmişti. DEM Parti heyeti bu hafta ise AK Parti, CHP, Gelecek Partisi, Saadet Partisi, DEVA Partisi ve Yeniden Refah partisine ziyaretler gerçekleştirmişti.

28 Aralık’ta İmralı’da PKK lideri Abdullah Öcalan’a ilk ziyareti yapan DEM Partili Pervin Buldan ve Sırrı Süreyya Önder’in ikinci kez İmralı’ya gitmesi bekleniyor.

Çözüm Süreci: Çözüm süreci, Türkiye’de 2013-2015 yılları arasında başlayan müzakereleri ifade ediyor. Bu süreç, Kürt sorununu barışçıl yollarla çözmek amacıyla başlatılmıştı.

Sürecin temel unsurları arasında, silah bırakma, demokratik reformlar ve Kürt kimliğine yönelik hakların genişletilmesi yer almaktaydı. PKK lideri Abdullah Öcalan, bu müzakerelerde kilit bir figür olarak rol almıştı. Ancak 2015’te çatışmaların yeniden başlamasıyla çözüm süreci fiilen sona ermişti. Bu dönem, Türkiye’deki siyasi dinamiklerde önemli değişimlere neden olmuştu.

28 Kasım 1978’de Diyarbakır’ın Lice ilçesinde kurulan PKK, Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), İngiltere, Fransa, Türkiye ve pek çok başka devlet tarafından terör örgütü kabul ediliyor. PKK lideri Öcalan, terör örgütü kurmak ve yönetmek suçundan müebbet hapis cezasına çarptırıldığı 1999 yılından beri, Marmara Denizi’ndeki İmralı Cezaevi’nde bulunuyor.

Paylaşın