Yedi Partiden Açıklama: Hileli Seçim Sistemine Karşı Ortak Mücadele

Halkların Demokratik Partisi (HDP) çağrısıyla bir araya gelen Emek Partisi (EMEP), Halkevleri, Emekçi Hareket Partisi (EHP), Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF), Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) ve Türkiye İşçi Partisi (TİP) tarafından ortak yazılı açıklama yapıldı.

AK Parti ve MHP ortaklığıyla getirilen seçim kanununa dair yapılan açıklamada, “Antidemokratik seçim sistemini kabul etmiyoruz” denildi.

Açıklamada muhalefetin itirazlarına rağmen teklifin Meclis’e getirildiği vurgulanarak, “Toplumsal desteğini kaybeden, halka sefalet, adaletsizlik ve şiddet dışında bir şey sunamayan, iktidar partilerinin masa başı oyunlarla milletvekili sayısını artırma hevesinin bir sonucu olan bu teklif, zaten antidemokratik olan seçim sisteminde seçime katılım, temsilde adalet, eşitlik, denetim gibi sorunları daha da derinleştirecektir. Antidemokratiktir, hukuk dışıdır” denildi.

Mücadeleyi sürdürme kararlığına dikkat çekilen açıklamada, “Aksine, bizler halkımızın çıkarlarını gözeterek her alanda birlikte mücadeleyi büyüterek sürdüreceğiz. Tüm yurttaşlarımızı bir kez daha, iktidarın halka düşman politikalarına, seçimleri güvensiz ve adaletsiz kılmaya çalışma oyunlarına karşı ortak mücadeleye davet ediyoruz” diye kaydedildi.

HDP, SMF, EHP, EMEP, TİP, TÖP ve Halkevleri tarafından yapılan ortak açıklama şöyle: “Seçim kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi, muhalefet partilerinin itirazlarına, seçim güvenliği için oluşturulan demokratik kitle örgütlerinin ve kamuoyunun tepkisine rağmen iktidar vekilleri tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’na sunulmuştur.

Toplumsal desteğini kaybeden, halka sefalet, adaletsizlik ve şiddet dışında bir şey sunamayan, iktidar partilerinin masa başı oyunlarla milletvekili sayısını artırma hevesinin bir sonucu olan bu teklif, zaten antidemokratik olan seçim sisteminde seçime katılım, temsilde adalet, eşitlik, denetim gibi sorunları daha da derinleştirecektir. Antidemokratiktir, hukuk dışıdır.

Bu teklif, halkın gerçek sorunları karşısında tek bir adım atmayan iktidarın, konu koltukları olunca nasıl gayretkeş hale gelebildiğini yeniden gözler önüne sermiştir. Partili cumhurbaşkanının seçim yasaklarından muaf tutulmasını, il ve ilçe seçim kurullarında en kıdemli hâkimlerin görev alması uygulamasının terk edilmesini ve baraj sisteminin devamını öngören bu teklif Anayasa’nın 10. 37. ve 67. maddelerine de aykırıdır.

Mücadele birliği

Toplumsal mücadelenin farklı alanlarında eşitliği, özgürlüğü, demokrasiyi, barışı, emeği, adaleti, toplumsal cinsiyet eşitliğini ve ekolojiyi ortak şekilde savunmak üzere bir araya gelen bizler, AKP-MHP işbirliğiyle geçirilmek istenen bu kanun teklifini kabul etmiyoruz. TBMM’deki geçici çoğunluğuna güvenerek bu anti-demokratik kanunu geçirmek isteyen iktidar partileri, bizim ortak mücadele irademize en ufak bir zarar veremeyecektir. Aksine, bizler halkımızın çıkarlarını gözeterek her alanda birlikte mücadeleyi büyüterek sürdüreceğiz. Tüm yurttaşlarımızı bir kez daha, iktidarın halka düşman politikalarına, seçimleri güvensiz ve adaletsiz kılmaya çalışma oyunlarına karşı ortak mücadeleye davet ediyoruz.”

Paylaşın

SP Lideri Karamollaoğlu’ndan ‘Altılı Masa’ Çıkışı: Kararlıyız

Partisinin genel merkezinde açıklamalarda bulunan SP Lideri Karamollaoğlu, altı muhalefet partisinin ittifakı için, “İktidarın, seçim Kanununda değişiklikler yaparak bu birlikteliği dağıtma gibi heveslerini boşa düşürmeye ve hep birlikte kararlı bir şekilde ülkemizin problemlerini çözmeye kararlıyız.” dedi.

Haber Merkezi / Karamollaoğlu, basın açıklamasında, ekonomik sorunlar üzerinden iktidarı da eleştirerek, “Yoksulluğu bitirme vaadiyle iş başına gelen Ak Parti, yoksulluğu geniş bir tabana yaydı. Orta sınıf çöktü, dar gelirli kesim daha da yoksullaştı. Halkın içinden geldiği imajını vermek için göreve geldiği ilk yıllarda Keçiören’de mütevazı bir apartman dairesinde oturmayı tercih eden Cumhurbaşkanı sırça köşküne taşındığı günden bu yana gerçekleri duymaz, hakikatleri görmez oldu” ifadelerini kullandı.

Karamollaoğlu, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Sayın Cumhurbaşkanı halkın geçim derdini hafife aldığı, uzayan kuyrukları görmezden geldiği yetmiyormuş gibi daha sağlıklı beslenmek için manda yoğurdu, kestane balı, hurma ve yulaf yemeyi tavsiye ediyor. Latife yapıyor herhalde.” dedi.

Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, partisinin genel merkezinde düzenlediği haftalık basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Karamollaoğlu’nun konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“Vahyin nazil olduğu mübarek Kur’ân ayına, bir ömre bedel bir geceye sahip olan gufrân ayına, ihtirasların durulduğu, kardeşlik duygularının dirildiği, şefkat hislerinin bayraklaştığı aya; Ramazan ayına Hoş geldin diyoruz.

Deva Partisi ev sahipliğindeki toplantımız; ülkemiz ve insanımız adına çok faydalı olacak şekilde gerçekleştirildi. Tüm engellemelere rağmen ortak irademizin, istişarelerimizin ve kararlılığımızın güçlü bir şekilde devam etmesi kanaatine varıldı. İktidarın, seçim Kanununda değişiklikler yaparak bu birlikteliği dağıtma gibi heveslerini boşa düşürmeye ve hep birlikte kararlı bir şekilde ülkemizin problemlerini çözmeye kararlıyız.

Vatandaşlarımız çok zorlu bir kışı geride bıraktı ama daha önce de belirttiğimiz gibi yediği bu ayazı unutmayacaktır. Şimdi önümüz bahar ve Ramazan fakat yine çok zorlu günler insanımızı bekliyor; iktidar ise insanımızın feryadını duymazdan, yaşadığı problemleri görmezden gelmeye devam ediyor. İktidara sormak istiyorum ya Allah aşkına siz bu milletten ne istediniz de size vermedi? Milletin size desteğinin karşılığında siz, milletin iliklerine kadar sömürmeyi, perişan bırakmayı bir başarı olarak gördünüz. Yolsuzluğu, yokluğu, israfı ortadan kaldırmak için geldiler ama bunların hepsini kurumsallaştırdılar.

Her gün bir başka bahane üretiyorsunuz. Bir ev kurmanın maliyeti geçen yıldan bugüne en az %100 artmış. Bekarlar evlenemiyor, evliler geçinemiyor bunu neyle açıklayacaksınız.

Asgari ücretliler ve emekliler başta olmak üzere milyonlarca insanımız açlık sınırında. Memurlar, beyaz yakalılar, evine 2-3 maaş giren milyonlarca aile yoksulluk sınırının altında. Bunu neyle açıklayacaksınız? Bu beceriksizliğin ta kendisidir.

Yoksulluğu bitirme vaadiyle iş başına gelen Ak Parti, yoksulluğu geniş bir tabana yaydı. Orta sınıf çöktü, dar gelirli kesim daha da yoksullaştı.

Halkın içinden geldiği imajını vermek için göreve geldiği ilk yıllarda Keçiören’de mütevazı bir apartman dairesinde oturmayı tercih eden Cumhurbaşkanı sırça köşküne taşındığı günden bu yana gerçekleri duymaz, hakikatleri görmez oldu. Sayın Cumhurbaşkanı halkın geçim derdini hafife aldığı, uzayan kuyrukları görmezden geldiği yetmiyormuş gibi daha sağlıklı beslenmek için manda yoğurdu, kestane balı, hurma ve yulaf yemeyi tavsiye ediyor. Latife yapıyor herhalde.

Eurostat verilerine göre, Erdoğan’ın bizi kıskandığını iddia ettiği Avrupa’ya en çok iltica başvurusu yapan ülkelerden birisi haline geldik. Suriye, Afganistan, Irak ve Pakistan’ın ardından Avrupa’ya iltica başvurusunda bulunan ülkeler arasında 5. sıradayız.

Biz Saadet Partisi olarak insanımızı yeniden ülkesiyle barıştırmakta kararlıyız. Ülkemizin problemlerine kalıcı çözümler üretmek için varız. Biz, insanımızı insanca yaşatmak için varız.

Bazı insanlar yavruyken köpek alıp büyüyünce sokağa atıyor. Evine aldığın köpeği başı boş bırakamazsın! Yetkililer ise köpek saldırıları konusunda mutlaka bir çözüm getirmelidir. Sokak hayvanlarını korumak, onların can güvenliğini sağlamak da bizim sorumluluğumuzdadır. Ancak daha öncelikli görevimiz insanların can güvenliğini sağlamaktır.”

Paylaşın

DEVA Lideri Babacan’dan ‘Altılı İttifak’ Mesajı

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, kişisel sosyal medya hesabından altı partinin bir araya gelmesi ve Güçlendirilmiş Parlamanter Sistemi’ne geçiş sürecine ilişkin açıklamalarda bulundu.

Haber Merkezi / Açıklamasında, “Erdoğan ve Bahçeli’nin başrolünü oynadığı bu korku filmini bitireceğiz” diyen DEVA Lideri Babacan, şu ifadeleri kullandı;

“Altı partinin sistem değişikliği üzerinde çalışması demek; tüm Türkiye’nin yuvarlak masa etrafında oturması anlamına gelir. Biz yepyeni bir başlangıç yapıyoruz. Bu yeni dönemde Türkiye tam demokrasiyle taçlanacak ve DEVA Partisi bu değişimin asli unsuru olacak.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e geçiş sürecini tereyağından kıl çeker gibi tamamlayacağız. Bu geçişin ardından rövanşizmmiş, şuymuş buymuş hiçbiri olmayacak. Türkiye artık üstte çıkanın alttakini ezdiği nöbetleşe zorbalık günlerine dönmeyecek.

DEVA Partisi’yle bu ülkenin kaderine damga vuracağız. Erdoğan ve Bahçeli’nin başrolünü oynadığı bu korku filmini bitireceğiz.”

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Akşener: O Sandık Hiç Gelmeyecekmiş Gibi Yiyorlar

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmede bulunan İYİ Parti Lideri Akşener, birden fazla maaş alan bürokratları eleştirerek, “Sizce bir bakan yardımcısı neden üç ayrı yerden maaş alır? Bir bakan yardımcısı hangi vicdanla ayda 314 bin lira maaşı cebe indirir? Bu iktidarın tek bir atanmışı nasıl olur 75 asgari ücretlinin maaşını tek başına alabilir?” dedi.

Haber Merkezi / Meral Akşener, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Yoklukla mücadele ederken işi sözüm ona milletine hizmet etmek olan bir insan nasıl olur da bakanlıktan maaş, bankadan yönetim kurulu üyeliği maaşı ve yine aynı bankadan huzur hakkı alıp milletin cebinden çıkan paraları çatır çatır yiyebilir? Böyle bir vicdansızlık olabilir mi? O sandık hiç gelmeyecekmiş gibi yiyorlar. Aksırıncıya, tıksırıncıya, çatlayıncaya kadar yiyorlar.” ifadelerini kullandı.

‘Bay Kriz’ olarak bahsettiği Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın gece menüsüne dair de eleştirilerde bulunan İYİ Parti Lideri Akşener, “Bay Kriz utanmadan çıkıp vatandaşa sağlıklı yaşam tavsiyeleri veriyor. Yani inanılmaz. İzlediniz muhtemelen meşhur manda yoğurdunu, inanılmaz. Geçen hafta demiştim ‘Pasta yiyin diyecekler’ diye. Aha dedi. Yaşam koçluğuna soyundu. Memlekette ne kadar diyetisten varsa an itibariyle panikte. Geceleri manda yoğurdunu kestane balı, Medine hurması ve yulafla karıştırıp yiyecekmişiz. Hem de yatmadan önce ha, bütün diyet kuralları alt üst. Çünkü şifaymış. Manda yoğurdunun kilosu 70 lira. 700 gramlık Medine hurması 205 lira, kestane balı 250 lira, yulaf ezmesinin yarım kilosu 15 lira. Neymiş şifaymış. Bu şifa bir asgari ücretlinin hanesine nasıl girecek?” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yaptığı bir açıklamada, “Şimdi ben bir şey tavsiye edeceğim. Ben şunu yapıyorum, her akşam yatarken manda yoğurdu. Manda yoğurdu hakikaten kalitedir, çok iyidir. Onun içine şöyle Medine hurması doğrarım, üç tane veya beş tane. Ona biraz kestane balı ve bir de içine yulaf ezmesi atarım. Bu dörtlüyü karıştırarak yer yatarım. Şifa” demişti.

İYİ Parti Genel Başkanı Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Akşener’in açıklamalarından satır başları şöyle:

“AK Parti iktidarının ve Nebati bakanın ışıltılı gözler ve işbilmezliğin getirdiği bir garip özgüvenle ‘şubattan daha iyi olacak’ dedikleri mart ayını geride bırakıyoruz. Zamları, geçim darlığını, işsizliği, toprağına küsen çiftçilerimizin dertlerini bir türlü geride bırakamıyoruz. Maaşlar erimeye, paramız değer kaybetmeye aynen devam ediyor. Bay kriz ise 2007-2011-2015 hatta 2019 seçimlerinde vaatlerini yeniden vaat edip açılışı yıllar önce yapılmış tesisleri yeniden açarak kendini sözde icraat gösterileriyle oyalıyor.

Emeklilerimizin, memurlarımızın, esnafımızın çilesi bay krizin gündemine bir türlü gelemiyor. AK Parti’nin liyakatsiz kadroları 3-5-10 maaş alarak saraydaki sefalarına aynen sürdürüyor. Memleketin gençleri KPSS’den yüksek alıp dayısı olmadığı için mülakatta elenirken bay krizin yetkin kadroları gördükleri her bakamın, buldukları her maaşın üzerine çekirge sürüsü gibi çöküyor. Bu arkadaşların ağızlarını bıçak açmıyor. Bize her konuda yalan yanlış laf yetiştirmeye çalışıyorlar ama bu konuya gelince nedense tek bir iktidar mensubu çıkıp ‘Nerede o beş maaş alanlar, gösterin bakalım’ diyemiyor. Çünkü yaptıkları adaletsizliği, haksızlığı en iyi onlar biliyor.

Sizce bir bakan yardımcısı neden üç ayrı yerden maaş alır? Bir bakan yardımcısı hangi vicdanla ayda 314 bin lira maaşı cebe indirir? Bu iktidarın tek bir atanmışı nasıl olur 75 asgari ücretlinin maaşını tek başına alabilir?

Yoklukla mücadele ederken işi sözüm ona milletine hizmet etmek olan bir insan nasıl olur da bakanlıktan maaş, bankadan yönetim kurulu üyeliği maaşı ve yine aynı bankadan huzur hakkı alıp milletin cebinden çıkan paraları çatır çatır yiyebilir? Böyle bir vicdansızlık olabilir mi? O sandık hiç gelmeyecekmiş gibi yiyorlar. Aksırıncıya, tıksırıncıya, çatlayıncaya kadar yiyorlar.

“‘Herşeyoloji’ profesörü sayın Erdoğan”

Bay kriz utanmadan çıkıp vatandaşa sağlıklı yaşam tavsiyeleri veriyor. Yani inanılmaz. İzlediniz muhtemelen meşhur manda yoğurdunu, inanılmaz. Geçen hafta demiştim ‘Pasta yiyin diyecekler’ diye. Ahanda dedi. ‘Herşeyoloji’ profesörü sayın Erdoğan her şeyden bir kibrit kutusu kadar anlar ama kendini her şeyin uzmanı görür. Gün gelir ekonomi literatürüne katkı sağlar, gün gelir doktorlara hekimlik öğretir ama ben Aylin Cesur’u tanıyorsam çarpar. Aslan bey de pek fena değildir bu hususta. Nitekim bu arkadaşımız yani bay kriz son olarak yaşam koçluğuna soyundu. Memlekette ne kadar diyetisten varsa an itibariyle panikte. Geceleri manda yoğurdunu kestane balı, Medine hurması ve yulafla karıştırıp yiyecekmişiz. Hem de yatmadan önce ha, bütün diyet kuralları alt üst. Çünkü şifaymış.

Manda yoğurdunun kilosu 70 lira. 700 gramlık Medine hurması 205 lira, kestane balı 250 lira, yulaf ezmesinin yarım kilosu 15 lira. Neymiş şifaymış. Bu şifa bir asgari ücretlinin hanesine nasıl girecek? Sayın Erdoğan biliyorum senin fesli meczuptan öğrendiğin son derece tarih birikiminde bulunmaz ama birileri sana anlatsın. Bilge Kağan der ki ‘Türk budunu ben işimi doğru yaptım. Az budunu çoğalttım, çıplakları giydirdim, yoksul budunu bay kıldım’ der. Devletin başının asıl işi vatandaşını refah içinde yaşatmaktır bay kriz. Hadi bizim uyarılarımızı dikkate almıyorsun anladık bari tarihimize kulak ver. Senin işin gece yatmadan önce milletimize yemek için tavsiyelerde bulunmak için değil milletimizin istediğini yiyip yatağa da karnı tok girmesini sağlamaktır. Millete şifa formülleri anlatmayı bırak. Ayıptır, günahtır.

Geleneksel AK Parti İsraf Festivali sürüyor. Milletin bütçesinden sınırsız bütçeleri, bol maaşları rahat rahat harcamaya devam ediyorlar. Çünkü hala ‘ceketimi assam seçilirim’ havasındalar. Hala ülkeyi şahsi şirketleri bu büyük milleti de marabaları sanıyorlar. Gider ayak sergiledikleri bu genişlik, rahatlık işte bundan.

Varsın onlar gider ayak yemeye, çalıp oynamaya devam etsinler. İktidar sarhoşluğunun biteceği, gerçeklerle yüzleşecekleri o kutlu vakit yaklaşıyor. Bu milletin de bu ülkenin de gerçek sahibinin millet olduğunu anlayacakları sandıkta milletimizin elinden yiyecekleri okkalı tokatla sarsılacakları o kutlu güne çok az kaldı. Huzurlu bir Türkiye’ye uyanmaya çok az kaldı.

Kişisel çıkarlarınız için değil milletin çıkarları için göreve talip olursunuz. O göreve geldiğinizde de parti ceketini çıkarır, devlet insanı ceketini giyersiniz. Milletin tamamına hizmet etmek için çalışırsınız. İşte bu kadar basit. Buradan bay kriz ve arkadaşlarının başımıza bela ettiği bu ucube sistemi inatla savunanlara sormak istiyorum. Eğer bugün Türkiye’de yargı bağımsız olsaydı bu kadar yolsuzluk yapabilir miydi?

“6 siyasi parti olarak çok önemli bir adım attık”

Biz, kurumsal ve fikri farklılıklarımıza rağmen 6 siyasi parti olarak bu yolda çok önemli bir adım attık. Geçtiğimiz hafta sonu bir araya gelerek hem parlamenter sisteme geçiş sürecinin detaylarını hem de ülkemizde yaşanan güncel sorunları istişare ettik. Görüyoruz ki bu tablo Cumhur İttifakı bileşenlerinin canını çok sıkıyor. Şimdiye kadar yürüttükleri kutuplaştırma siyasetleri bozuldu. Çünkü rahatları bozuldu. O rahatlar daha çok bozulacak.

Şimdiden uyarmak istiyorum. Bu daha başlangıç o rahatlar daha çok bozulacak. Biz ne zaman buluşsak iktidar cephesinden biri hoplayıveriyor.

Biz asıl mesele sistemdir dedikçe ‘Adayınız kim’ diyorlar. Defalarca söyledim adayımız Türkiye Cumhuriyeti’nin 13. Cumhurbaşkanıdır. Biz yeni bir tek adam belirlemek için bir araya gelmedik, gelmiyoruz. Biz Türkiye’yi bu ucube sistemden kurtarmak için bir araya geldik. Türkiye’nin şahıslara değil Kuvvetler Ayrılığına dayalı bir hukuk sistemine ihtiyacı var. Türk Milleti’nin kurtarıcıya ihtiyacı yok. Türk Milletinin acilen bu ucube sistemden kurtulmaya ihtiyacı var. Türkiye bu ucube sistemle daha fazla yönetilemez.

Kim başa gelirse gelsin işleyen bir sistem kurmaktır. Bu tartışma kim aday olacak tartışmasından çok daha önemlidir. Biz 6 parti olarak Türkiye’nin bu ihtiyacını görüyoruz. O nedenle Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem diyoruz. Onlar masanın şekliyle, altıyla, üstüyle, örtüsüyle, bacaklarıyla uğraşıyor biz milletimizin sorunlarıyla uğraşıyoruz. Makulde buluşarak, milletimizin sıkıntılarını konuşmaya devam edeceğiz.

Emniyet teşkilatı mensuplarımız terörle mücadeleden cinayetlere, uyuşturucuyla mücadeleden suç örgütlerine kadar birçok alanda büyük fedakarlıklar yaparak çalışıyorlar. Polis kardeşlerimiz gösterdikleri bu fedakarlık karşısında neyle karşılaşıyorlar? Her gün daha da artan çalışma koşullarıyla, siyasi baskılarla ve mobbingle karşılaşıyorlar. Kendilerini sürekli ezmeye çalışan kirli düzenle karşılaşıyorlar. Canımızı yakan intihar vakaları her geçen gün daha da artıyor.

AK Parti’nin nefes alan her canlısına verilen koruma polis memurlarının çektiği eziyeti size anlatamam. Psikolojik baskı mı, çocuklarını baktırmak mı, evlerinin işlerini yaptırmak mı, uşak gibi kullanmaya çalışmak mı dersiniz. Bunlara karşı direnç gösterenlerin cebinde paran var mı demeden yolun ortasında bırakılmasını mı dersiniz. Nasıl bir ezme halini hiçbir dönemde görmedim. Bunu milletin adamı olup milleti unutmuş olan sayın Erdoğan’ın dikkatine sunuyordum. Çevrenize, sağınıza, solunuza dikkatle bakınız. Bu vahim durum karşısında bay kriz ve usta İçişleri Bakanı hiçbir şey yapmıyor. Her konuda olduğu gibi bu konuda da hiçbir sorun yokmuş gibi yaparak intihar eden evlatlarımızın bir değeri yokmuş gibi umursamaz tavırlar takınarak kurdukları kirli düzeni sürdürmeye devam ediyorlar.

Kapatılan Polis Akademisi’nden hâlâ bir ses yok. Bir rütbeli memur 4 yılda yetişirken bugün 6 ayda komiser yardımcısı rütbesi veriliyor. Liyakatin yerini torpilin aldığı, atamalarla teşkilat mensuplarımızın haklarına giriyorlar. Kul hakkına giriyorlar. Emniyet Teşkilatımızın emeğini sömürüyorlar. Aradan 2 yıl geçmesine rağmen polislerimiz hala 12-24 ve çakma 12-36 diye ifade edilen sistemlerle görevini yapmaya devam etmek zorundalar. Üstüne üstlük bu çalışma sistemi aile yaşam kalitesini ve iş takibi düşürüp tükenmişlik hissini beraberinde getiriyor.

Türkiye’nin müstakbel başbakanı olarak söz veriyorum: Polisin değerini sadece şehit olduğunda bilen, bu köhnemiş zihniyeti mutlaka değiştireceğiz. Her seçimde verdikleri 3600 ek gösterge sözünde hâlâ bir gelişme yok. Sizler için 3600 ek göstergeyi çıkartmak da inşallah bize nasip olacak.”

Paylaşın

‘Seçim Kanunu’ndaki Değişiklikler Dönüp İktidarı Vurabilir

Seçim barajının yüzde 10’dan 7’ye indirilmesini de içeren “Milletvekili Seçimi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” tartışılmaya devam ediyor. Sözcü gazetesi yazarı Deniz Zeyrek, seçim kanununu değerlendirdi.

Değişikliklerin iktidarın bir kez daha şapkadan tavşan çıkardığı hissi yarattığını belirten Zeyrek, “Ama Anadolu’daki söylenişiyle evdeki hesap her zaman çarşıya uymayabilir” dedi ve üç madde saydı:

  • Millet ittifakı sağ ve sol olmak üzere iki listeyle seçime girebilir. Örneğin AREA isimli araştırma şirketinin 21-23 Mart tarihleri arasında 26 il ve 113 ilçede 2500 kişiyle yaptığı ankete göre, ‘İYİ Parti, DEVA, Gelecek Partisi, Saadet Partisi ve Demokrat Parti tek listeyle seçime girse oy verir misiniz?’ diye sorulan her 100 kişiden 28’i ‘Evet’ yanıtını vermiş. Bu durum, milletvekili sayılarının ittifaklara değil partilere göre hesaplanması yöntemini tamamen millet ittifakının lehine çevirebilir. CHP sol illerde, sağ blok sağ illerde birinci parti olarak yeni sistemin neden olduğu 19 milletvekili kaybını engelleyebileceği gibi Millet İttifakı’nın aldığı milletvekili sayısını daha da artırabilir.
  • Muhalefetin altı partili bir blok olması, sandık güvenliği konusunda da önemli bir avantaj sağlayabilir. Altı liderin son toplantılarda en çok sandık kurulları ve sandık güvenliği üzerinde durduğunu da unutmamak gerek. Muhalefetin Türkiye’deki her sandıktan bir ıslak imzalı tutanak alabilmesi, seçimde yeniden parmak mürekkebi uygulamasına geçilmesi, birçok seçim hilesini ortadan kaldırabilir. İl ilçe seçim kurulları ya da YSK ıslak imzalı tutanakların olduğu, birleştirme tutanaklarının yakından takip edildiği bir durumda iktidar lehine hareket edemeyebilir.
  • HDP’liler, partinin kapatılması ihtimalini ve TBMM’deki grup sayesinde yeni bir parti kurup seçime giremeyeceklerinin farkında. Bu nedenle her olasılığa göre hazırlık yapıyor. HDP’liler, böyle bir durumda Türkiye İşçi Partisi, EMEP gibi partilerin listelerinden seçime girebilir. Bu durum en solda doğal bir ittifak da yaratabilir. Ayrıca HDP’nin kapatılması tabanının sandığa gitme motivasyonunu da artırabilir.

Turgut Özal örneği

Zeyrek, devamında eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın 1983’te yüzde 45 oyla 211 milletvekili çıkardığını, 1987’de seçim yasasını değiştirdiğini ve yüzde 10 seçim barajını getirdiğini hatırlattı.

“TBMM’deki milletvekili sayısı 400’den 450’ye çıkarıldı. 1987 seçimlerinde ANAP’ın oyu yüzde 36’ya düştüğü halde, değişikliklerin sağladığı avantaj sayesinde milletvekili sayısı 81 artarak 292’ye çıktı. Gelin görün ki 1987’deki değişiklikler 1991 seçimlerinde aynı etkiyi göstermedi” diyen Zeyrek, şunları kaydetti:

“Güç kaybeden ANAP, dört yıl önce yaptığı değişiklikler yüzünden yüzde 24 oyla 115 milletvekilinde kaldı. Oyları yükselen merhum Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in partisi ise yüzde 27’yle 177 milletvekiline ulaştı.

Siyasette şöyle bir gerçek var: Millet sizi destekliyorsa hangi kuralı koyarsanız koyun sizin lehinize sonuçlar doğurur. Ancak o desteği kaybederseniz o kurallar dönüp sizi vurur. AK Parti’yi böyle bir akıbet bekliyor olabilir.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Kadına Ve Sağlık Çalışanlarına Şiddette Cezalar Katlanacak

Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Adalet Komisyonu’nda yapılan görüşmelerin ardından kabul edildi.

Adalet Komisyonu’nda kabul edilen teklifle, ‘ısrarlı takip’ ceza kanununa ilk kez giriyor. Israrlı takibe 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası verilecek. Bu suç çocuğa veya boşandığı eşe karşı işlenirse ya da mağdurun konutunu, okulunu terk etmesine yol açarsa ceza artacak.

Teklifle, sadece eşe veya boşanmış eşe değil, bütün kadınlara karşı işlenen, kasten öldürme ve kasten yaralama suçlarında da ceza artacak. Tehdidin cezası en az 9 ay hapis cezası olacak. Kadınlara yönelik eziyetin cezası 2 buçuk yıl, işkencenin cezası ise 5 yıl hapisten başlayacak. İyi hal indirimine de sınırlandırılma getirilecek.

Kadına ve sağlık çalışanlarına yönelik şiddete ağır ceza

Teklifle, kadına karşı işlenen veya sağlık kurum ve kuruluşlarında görev yapan personele karşı görevleri sırasında veya görevleri dolayısıyla işlenen şiddetin cezası da katlanacak. Kasten yaralama, katalog suç kapsamına alınarak tutuklu yargılama kolaylaştırılacak.

Mağdur hem kadın hem de sağlık personeli ise cezası ayrı ayrı katlanacak. Kasten yaralama suçunun, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenmesi ya da canavarca hisle işlenmesi halleri de katalog suç olacak.

Kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşları ile vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının, sağlık mesleğinin icra ederken muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle yapılan soruşturmalar hakkında Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri uygulanacak. Soruşturma izni, Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulan Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından verilecek.

Kurul, özel sağlık kurum ve kuruluşları ve vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensupları bakımından il sağlık müdürlüklerinde görevli başkan veya yardımcılarını da ön inceleme yapmak üzere görevlendirebilecek. Düzenlemenin önümüzdeki hafta Meclis Genel Kurulu’nun gündeminde olması bekleniyor.

Paylaşın

Cumhur İttifakı’nda ‘Seçim Kanunu’ Çatlağı

Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici, Kocaeli Ticaret Odası’nı ziyaret etti. Ziyarette oda yönetim kurulu üyeleri ve komite başkanları ile bir araya gelen Destici, sorunları dinledi. Buluşmada Destici, oda yöneticilerinin sorularına da cevap verdi.

Kocaeli Gazetesi’nden Serhat Güneş’in haberine göre, Meclis’e gelen seçim kanunu hakkında konuşan Destici, “Biz hükümet üyesi değiliz ama Cumhur İttifakı ortağıyız. Mesela Meclis’e seçim kanunu yasası sunuldu. Görüşmeye başlandı. Biz de bunu parti heyeti olarak konuştuk. Fakat bizim istediğimiz gibi yasa çıkmadı” dedi.

“Evet demeyeceğim”

Biz baraj sıfır olsun ya da yüzde 3 olsun dedik. Hazine yardımı kaldırılsın ya da adil dağıtılsın ya da seçimlerde ön seçim muhakkak uygulansın. Partilerin liderlerinin iki dudağından çıkmasın diye bunları öncelemiştik” diyen Destici, sözlerini şu şekilde sürdürdü:

“Ha ne yapacağım; diyelim ki bana sordular. Ben evet vermeyeceğim ama çıkıp ittifak hassasiyeti olduğu için söylediklerimin dışında daha fazla şey söylersem bu istismar edilir. Doğru da olmaz.

En azından 10’dan 7’ye düşmesi kazançtır ama sıfır olmadı diye Cumhur İttifakı’nı bozacak değiliz. Büyük Birlik Partisi ne Meclis’te ne de kamuoyunda yanlış olan hiçbir şeye sessiz kalmamıştır.

Biz kendimize göre milletin istikbalini önceleyerek bireysel hiçbir teklife evet demedik. İnfaz yasasında evet demedik. Kişinin kişiye olan suçunu devlet affedemez. Devletin af yetkisi olmamalı. Bizim hassasiyetimiz bu. Bugün Ukrayna’nın başına gelenlerin yarın bizim başımıza gelmeyeceğini garantisi yok.

Paylaşın

Erkan Baş’tan İktidarın Ekonomi Politikalarına Sert Eleştiriler

TİP Genel Başkanı Erkan Baş, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, iktidarın ekonomi politikalarına sert eleştirilerde bulunarak, “Kaşıkla verip kepçeyle alan bir iktidarla karşı karşıyayız” dedi. Baş, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın duyurduğu KDV ilişkin olarak da, “Bu işler KDV indirimiyle olmaz, Saray’dakini indireceksin!” ifadelerini kullandı.

Erkan Baş, torba kanunla “beşli çete”ye itibar kazandırılmak istendiğini söylerken “Sokakta kime sorsanız ‘Bu ülkenin kaymağını kim yiyor, rant projelerinin altında kimin imzası var’ diye herkes zaten gerçek çete liderini söyler. Herkes bu beşli çeteyi kimin desteklediğini biliyor” dedi.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinde (TBMM) yaptığı basın toplantısında gündemi değerlendirdi. Baş’ın açıklamaları şöyle:

“Saray Türkiyesi’nde yıkım devam ediyor. Her gün sayısız örnekle karşı karşıya kalıyoruz. Güncel bir haber ile başlayalım, bir yalan nasıl günler içinde yerle bir oluyor görelim; AKP teşkilatları 18 Mart günü Erdoğan önderliğinde bir propaganda yaptılar ve Çanakkale Köprüsü’nün açılışını öve öve bitiremediler. Bir noktaya işaret edeceğiz, konunun muhatabı Ulaştırma Bakanı Adil Karaismailoğlu… Bir açıklama yapıyor ve diyor ki “Çanakkale Köprüsü’nden o kadar araç geçecek mi diyorlar. Zamanı gelince geçecektir. Dün 6 bin araç geçti.” Bakanın bu açıklamasında söylemediği bir şeyi söyleyelim: Bu köprü için günlük 45 bin araç geçiş garantisi var. Bakanın söylediğinden hareketle, o gün 39 bin araç o köprüden geçmese de parası bu şirketlere ödendi. Yurttaşların vergilerinden oluşan Hazine’den ödendi. Bu şirketlere bir günde aktarılan para 11 milyon liranın üzerinde.

‘Her ay 70 bin insanın maaşı şirketlere peşkeş çekilecek’

Ortada beceriksizlik yok, hesap hatası yok, bilerek işlenmiş bir suç var. Patronlara servet aktarımına ilişkin AKP’nin bilinçli bir tercihi var. Bu köprü yapılmadan bir fizilibilite çalışması yapılıyor. Araçlar karşıya feribotla geçiyor ve yılda ortalama araç geçiş sayısı 3-3 buçuk milyon civarında belirlenmiş. Günlük 9-10 bin araca tekabül ediyor. Bunu bütün yetkililer biliyor ama buna rağmen 45 bin araç geçiş garantisi veriliyor. Üstelik araç başı 15 euro + KDV anlaşmasıyla… Yani günde 35 bin araç geçmeyecek ve biz bunun parasını ödemeye devam edeceğiz. Her ay 70 bin insanın maaşı şirketlere peşkeş çekilecek.

Biz halkın ihtiyaçlarının karşılanması çağrısı yaptığımızda “Kaynak mı var kardeşim, memleketin durumu ortada” diyorlar. Al sana kaynak! Bu geçiş garantili ödemeleri iptal edin, bu garanti ödemeleri iptal edin; memleketin mevcut sorunlarının yarısı zaten çözülür. Mesele sizin tercihlerinizle ilgili. Siz, yoksul halkın hayatını nasıl kolaylaştırırım değil, yoksul halkın boğazındaki son lokmayı nasıl parababalarına peşkeş çekerim diye hesap yaptığınız için memlekette kaynak sıkıntısı oluşuyor.

Kur korumalı mevduat diye bir şey çıkardılar, geride kalan 3 ayda 15 milyar lira zenginlerin kasasına aktı. Faiz neredeyse yüzde 90’lara geldi, yoksuldan aldıkları parayı zengine dağıtmaya devam ediyorlar. Sonra hep aynı terane “kaynak yok”… Bu ülke oldukça zengin, bu ülkede istenirse her şey için kaynak bulunabilir. Ama siz bu kaynakları okul açmaya, yurt açmaya, asgari ücrete zam yapmaya değil de 3-5 tane yandaş şirketi zengin etmeye ayırdığınız için olmuyor.

Tekrar bütün yurttaşlara çağrı yapıyorum; sadece bir köprüde her gün 10 milyon liranız çöpe gidiyor, haftalık 70 milyonla neler yapılır bir düşünün. Bir nasıl yaşadığınızı düşünün, bir de her gün 10 milyon lira alınıp sizin cebinizden şirketlere verildiğini… Haftada 70, ayda 300 milyon lira; bu parayla neler yapılır bir düşünün.

Tabii bunlar olurken iktidar cephesinde ne oluyor? Mesela bir tane belediye başkanı bir halk ekmek kuyruğunun fotoğrafını paylaşıyor, diyor ki “Sancaktepe’de tiyatro kuyruğu…” Referansı sarayda, saraydaki de hurmalı manda yoğurdu tarifi veriyor.  İnsanlar açlık sınırının altındaki asgari ücretle yaşamaya çalışıyor, ekmek bulmak için didiniyor; öbür tarafta manda yoğurdu, üstelik hurmalı olacakmış…

Aynı konuşmada çok önemli bir nokta var; asgari ücret tartışmasıyla ilgili bir atıfta bulunuluyor, Erdoğan diyor ki “Veren el, alan elden hayırlıdır”, bu sadakaya ilişkin bir hükümdür. Yani diyor ki “Asgari ücretli sadaka istiyor, ben de vereceğim!” Bundan daha büyük bir utanç olabilir mi? Yani insanların alın terini, emeğinin karşılığını istemesini sadaka beklentisi olarak değerlendiren bir cumhurbaşkanı var.

Asgari ücret bugün açlık sınırının altında. Bu ülkenin yüzde 50’si bu iktidarın ekonomi bilmez politikaları yüzünden asgari ücretle çalışır hale geldi. Ve şimdi bu insanları açlık sınırının 675 lira altında asgari ücrete mahkum etmişsin, bu insanlar hakkını talep ediyor ve sen bu insanlara “Tamam sadakanızı vereceğim” diyorsun. Yoksulluk sınırı 16 bin lirayı aştı. Evine 16 bin lira giren kaç vatandaş var ülkede?

Emek Büromuzun yaptığı bir çalışmayı aktarayım; eşi çalışmayan ve iki çocuklu bir asgari ücretli için enflasyon karşısında alım gücü yüzde 7’ye yakın bir kayıp yaşadı. Zamma rağmen tüm asgari ücretliler yüzde 7’ye yakın bir alım gücü kaybı içerisinde… Makarnada yüzde 30’lara, yumurtada yüzde 28’e, margarinde yüzde 66’ya çıkmış alım gücü kaybımız. Kaşıkla verip, kepçeyle alan bir iktidar var.

Adıyaman’da, Sağlık Bakanlığı 19 kişilik temizlik işçisi kadrosu açmış. 2 bin 107’si üniversite mezunu, 17 bin 86 kişi başvurmuş. İnsanların içinde bulunduğu çaresizliğe bakın!

‘Egemenlik kayıtsız şartsız şirketlerindir’

Memleketin hali buyken yine bir torba kanun geldi, komisyonda görüşülmeye başlanacak; “şirketlerin itibarını kırmak, şöhretlerine zarar verecek haberler yapmak 3 yıla kadar hapis ve para cezasıyla karşılık bulacak…”  Meclis duvarına koskoca yazmışlar, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diye. Sizin millet gibi, halk gibi, yoksulluk gibi hiçbir derdiniz yok; şirketlerin itibarı peşinde beyzadeler! Yazın o zaman oraya; “Egemenlik kayıtsız şartsız şirketlerindir”, “Egemenlik kayıtsız şartsız parası olanlarındır…”

Neymiş? “Beşli çete” denilmesinden çok rahatsız oluyorlarmış. Çok merak ediyorum acaba kim rahatsız oluyor? Acaba adının geri planda kalmasından kaygıya kapılan biri mi var? “Gerçek çete lideri benim ama beni almıyorlar, hep beşli çete diyorlar” diyen birisi mi var? Bunu merak ediyorum. Bu işi yargı sopasıyla çözmeye kalktıkları ve bizi şaşırtmaya devam ettikleri için iktidarı takdir ediyoruz! Sokakta kime sorsanız “Bu ülkenin kaymağını kim yiyor, rant projelerinin altında kimin imzası var” diye herkes zaten gerçek çete liderini söyler. Herkes bu beşli çeteyi kimin desteklediğini biliyor.

Başkasına söylemeye utanıyorsanız, geçin aynanın karşısına sorun kendinize; “Biz bu şirketlere kamu ihaleleriyle 100 milyarı aktardık mı, aktarmadık mı?”, “Ya ben şu Mecliste kaç defa bu şirketlerin vergi borçlarını sildim?” Bu halkı soyup soğana çeviren birileri var. Bunlara ne diyeceğiz? En kibar haliyle “çete” denir! Halkımız çok kibar olduğu için bunlara çete diyor. İstediğiniz kanunu çıkartın, hiçbir insana itibar kazandıramazsınız. Bunlar itibarsızlar. Bunlar halkın gözünde gerçek karşılıklarını çoktan bulmuşlar.

Dün yine müjdeler! açıklandı. Bazı temel ihtiyaç maddelerinde KDV’yi yüzde 18’den yüzde 8’e indirmişler. Aman ne büyük lütuf! 3 liralık mal 10 liraya çıkmış ama ufak tefek vergi indirimleriyle durumu kurtarmaya çalışıyorlar.

Bebek bezinden yüzde 8 vergi alıp, yandaşlara vermeye utanmıyor musunuz? Beş yerden maaş alan “beşlik çetesi” saraylarından saltanatlarından ödün vermeden, KDV’de indirim yaparak bu halkın yüreğinden çıkan çığlığı susturacaklarını sananlar yanılıyor. Bu işler KDV indirimiyle olmaz, saraydakini indireceksin!

Türkiye’nin kurtuluşu nedir? KDV indirimi falan yetmez, saraydaki inecek, bu hükümet düşecek, bu iktidar gidecek. Onlar o koltuklarından inecekler, halka hesap verecekler bundan sonra memleketin düzlüğünü tartışacağız.

Değerli arkadaşlar bu hafta Meclis gündeminde, geçen hafta komisyonda tartışmayla ama iktidarın dayatmasıyla bir günde geçirilen seçim kanunu teklifi görüşülecek. Bu konuda daha önce görüşlerimizi ifade etti,  komisyon çalışmalarında partimizin görüşlerini paylaştık. Genel Kurulda da muhalefetimizi sürdürmeye devam edeceğiz ama halkımızla paylaşmak isteriz ki hani şu atı alan Üsküdar’ı geçti dedikleri bir anayasa değişikliği olmuştu ya memlekette.

Şimdi o atı çalıp halkımızın deyimiyle söylüyorum atı çalıp Üsküdar’ı geçtikten sonra bunlar, kurdukları sistem her tarafından patladı. Çöktü o sistem işlemiyor yürümüyor. Halk buna uyandı şimdi iktidar panikte. O yüzden halkın uyanışını da görüyor, diyor ki ben bu önümüzdeki seçimde Allah muhafaza çalamam o zaman ne yapayım hazır elimde Meclis çoğunluğu var gasp edeyim. Atı çalamayacağını gördü vatandaş, önlemleri aldı burada çoğunluk gücüne dayanarak atı gasp etmeye ve öyle binip geçmeye çalışıyor.

Biz bu gaspı engellemek için elimizden geleni yapacağız. Ha diyelim ki sizin burada 301 tane el kaldırma makineniz var, el kaldırdınız indirdiniz bu kanun geçti ama ne olursa olsun yurttaşlarımızın gönlü ferah olsun. Sonuna kadar mücadeleye devam edeceğiz. Bu AKP-MHP iktidarı ne yaparsa yapsın istediği sonucu alamamasını sağlayacağız.

‘Her yerde yalanlarını suratlarına çarpacağız’

Ama bilelim her ne yapmaya çalıştıklarını bilelim nasıl bir arayış içerisinde olduklarını bilelim ve gördüğümüz her yerde yalanlarını suratlarına çarpacağız. Mesela diyorlar ki baraj yüzde 7’ye iniyormuş. Yine müjde! Baraj yüzde 7’ye iniyormuş. Şimdi bir kere zaten ittifak sistemiyle beraber baraj fiilen bitti. Çünkü ittifakın tamamı ittifakın içindeki partiler birlikte barajı geçtiklerinde zaten baraj geçilmiş sayılıyordu. Geçen seçimde baraj sadece HDP’ye uygulanabildi. HDP de onu rahatça aştığı için zaten aslında olmayan bir barajı lağvettiklerini söylemek lazım. İkincisi yıllardır söyledikleri yalan gün gibi ortada.

Baraj niye vardı? Diyordu ki temsilde adalet olmalı, her vatandaşın verdiği oy mecliste temsil edilebilmeli ama bir de istikrar olmalı, çok parçalı mecliste hükümet oluşamıyor istikrarsızlık oluyor. O yüzden bir baraj koyalım kolay hükümet oluşturalım. Peki değerli arkadaşlar bu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi dedikleri ucube sistem istikrar için gelmedi mi zaten? Eğer Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde istikrar diye bir sorun yoksa baraja ne gerek var? Mesela normalde yapılması gereken ne? Biz öyle bir sistem kurduk ki hiç istikrar sorunu olmayacak onun için barajı da kaldırıyoruz sıfır baraj. Olması gereken bu.

Ama belli ki kurdukları sistemin istikrar sağlamadığı açıkça ortaya çıkmış durumda. Kendileri ne yapacaklarını bilmiyorlar o yüzden mecburen baraj sistemini devam ettirmekte ısrar ediyorlar. İttifak içi ilişkiler ile oynuyorlar. Bu başlı başına yeten bir rezalet.  Ya arkadaş sen 2018’deki değişiklikle bu ittifakı getirdin daha yaptığın bir önceki kanunun mürekkebi kurumadı ya. Bir tane seçimde uygulandı.

Yani böyle bir şey olabilir mi? Her seçimde yeniden kural değiştiriyorsun. Her seçimde yeniden kural değiştiriyorsun, her seçimde yeniden kural değiştiriyorsun ve işin özü şudur değerli arkadaşlar. Her seçimde yeniden kural değiştirmek ya da bir seçime giderken kural değiştirmek sadece bu bile şu soruyu sormamıza yeter. Neden değiştiriyorsun? Neden? Madem sen güçlüsün büyüksün. Halk hala seni destekliyor niye kural değiştirmeye tenezzül ediyorsun. Çünkü onlar da farkındalar ki halkın gönlündeki yerlerini çoktan kaybettiler.

Bunları bir kenara bırakalım arkadaşlar. Bize göre asıl büyük skandal asla hiçbir hukuk normuna sığmayacak, Anayasa’ya tümüyle aykırı ve eğer memlekette hukukun zerresi kaldıysa Anayasa Mahkemesi tarafından tek başına bozma gerekçesi yapılacak husus seçim kurullarındaki değişikliktir. Bunu bütün yurttaşlarımızın dikkatine sunmak istiyorum. Bakın değerli arkadaşlar 60-70 yıldır seçim kanunun değişmeyen bir hükmünü değiştirmek istiyor. Yani bu ülkede seçimler yapıldığı süre boyunca bir tane kural vardı.

İlçede ya da ilde seçim kurulu başkanı en yetkili en kıdemli hakimdir. En kıdemli hakim doğal olarak o ildeki o ilçedeki seçim kurulunun da başkanı olurdu. Hiç değişmeyen bu kuralı değiştirmek istiyorlar bir. İki daha büyük bir skandalla karşı karşıyayız. Seçim kurullarımız iki yılda bir oluşuyordu ve şu anda Türkiye’de 1900’ün üzerinde il ve ilçede seçim kurulları 2022 ocak başında kuruldu 2024 ocağına kadar görevde. Bu kanun değişikliğiyle beraber şu anda var olan seçim kurullarını lağvediyorlar. Halkımızın dikkatine sunuyorum. Yani bir açıdan seçimle sınırlı mahkemeler görevden alınıyor yerine kendilerinin torbadan seçeceği yeni kurullar başkanlar atanacak.

Üstelik yine anayasanın açık hükmünde seçim kanununda yapılan değişiklikler bir yıl sonra yürürlüğe girer demesine rağmen burada üç ay sonraya bir yürürlük maddesi ekliyorlar kanuna ve üç ay içerisinde bu değişikliği yapacaklar. Bakın 2022 Ocak ayında başlayan seçim kurulları 2024 Ocak ayına kadar görevli ne demek? Önümüzdeki seçimler onların iddia ettiği gibi son gün bile yapılsa yani 2023’ün Haziran’ında bile yapılsa bu seçim kurullarının yetkili sorumlu olması demek. Bu şuna benziyor değerli yurttaşlar. Bir müsabaka var. Bir maça çıkacağız. Maçın hakemleri belirlenmiş maça günler var. Diyorlar ki ben bu hakemi beğenmedim bunu değiştiriyorum bunun yerine torbadan hakem seçelim. Soru açık neden buna ihtiyaç duyuyorlar? Bütün yurttaşlarımızın bunu düşünmesini öneriyorum.

Şimdi bir tane daha numara.  Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçtik. Dolayısıyla kanunlarda, bütün kanunlarda uyum düzenlemeleri yapıldı. Nedir uyum düzenlemesi? Eski sistemde başbakan vardı, kanunda başbakanın adının geçtiği yerler başbakanlığı ifade eden maddelerdeki başbakan kelimesi kaldırılıyor yerine cumhurbaşkanı ekleniyor. Tüm kanunlarda böyle. Şimdi seçim kanununda da seçim yasaklarını düzenleyen bir madde var.

Diyor ki başbakan ve bakanlar seçim takvimi içerisinde devletin onlara sunduğu olanakları kullanamazlar. Araçları kullanamaz devletin imkanıyla propaganda yapamazlar devletin kamu görevlilerini yanlarında propaganda çalışmaları sırasında kullanamazlar gibi maddeler. Şimdi burada başbakanı kaldırıyorlar ama yerine cumhurbaşkanını yazmaya cesaret edemiyorlar. Bu konuda da hiç bakın bütün komisyon tartışmaları boyunca her şeyi savunmaya çalıştılar ya da savunuyormuş gibi yaptılar. Bunu savunuyormuş gibi de yapamadılar. Savunmaya çalışamadılar.

Dolayısıyla Genel Kurul aşamasında bir düzenleme olabilme ihtimalini görüyoruz ama buna rağmen, hani buraya cumhurbaşkanı yazılsa da İçişleri Bakanı’nın, Adalet Bakanı’nın partili olduğu, üstelik Süleyman Soylu gibi yerel seçimlerde aktif bir biçimde seçim faaliyetlerinde kolluk kuvvetini devletin istihbarat olanaklarını sözde muhalefete karşı kullanan insanların olduğu yerde deyim yerindeyse devletle halkın seçimde karşı karşıya geldiği bir tablo yaşayacağız ama tekrar ediyorum; ne yaparlarsa yapsınlar halkın yüreğindeki yerlerini kaybeden bu iktidarın ayakta kalma şansı yok.

Kaybettiklerini gördükçe tabanlarını konsolide etmek için laiklik karşıtı taarruzlarını sürdürüyorlar. Bakın geçen hafta Bursa’da Mithatpaşa Ortaokulunda haremlik selamlık uygulaması oldu. Hatta biz de milletvekilimiz Barış Atay aracılığıyla bir soru önergesiyle meseleyi gündeme getirmeye çalıştık. Hatırlayacaksınız okul müdürüne sözde bir soruşturma açılmıştı görevinden uzaklaştırılmıştı. Şimdi jet hızıyla geri geldi. Bunu bir yere kaydedelim. Yani okulda harem-selamlık uygulaması yapan müdür şu anda göreve getirildi.

İkincisi başka bir hukuk tanımazlıklarını İstanbul Beşiktaş’ta İsmail Tarman Ortaokulu var. İmam hatipe dönüştürülmek isteniyor. Beş buçuk yıldır mahalleli ve veliler mücadele ediyorlar yargı kararları var. Çünkü mahallede ihtiyaç fazlası imam hatip okulları var ama imam hatip tercih etmeyen insanların çocukları gönderebilecekleri bir okul var. Mahkeme kararını tanımayıp imam hatipe dönüştürüyorlar. 69 aydır her pazartesi veliler orada laik ve bilimsel eğitim için mücadele ediyorlar. Buradan hem o mücadeleyi destekliyoruz, yanlarında olduğumuzu ifade ediyoruz.

Memleketin her tarafından bu dindar ve kindar nesil yetiştirme projesinin bir parçası olarak çocuklarımızı bu cemaat yurtlarına cemaat okullarına imam hatiplere mahkum eden bu uygulamalar devam ediyor. Bir rakam paylaşacağım arkadaşlar. Bakın burası Ankara. Burası laik Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başkenti. Ankara’da Milli Eğitim Bakanlığına bağlı 120 anaokulu var ama 4-6 yaş arası çocuklara kuran kursu eğitimi veren 153 merkez var. Yani Ankara’da 4-6 yaş arası çocuklara kuran kursu eğitimi veren yerlerin sayısı Milli Eğitim Bakanlığına bağlı anaokullarının sayısını geçmiş durumda. Daha bu memleketten laiklik için ne söyleyebiliriz gerçekten bilmiyorum.

‘16 yaşındaki muharremin neden öldüğünü katillerin kim olduğunu araştırmaya soruşturmaya devam edeceğiz’

Bu vesileyle çocuklarımız demişken özellikle Kürt çocuklarına dair yaşadığımız bir acıyı paylaşmamız gerekiyor. Gerçekten sessiz sedasız hiç basında kamuoyunda yer etmeden hayatların nasıl karardığına ilişkin yeni bir örnekle maalesef karşı karşıyayız.

Hani gözleri böyle hafızalarımıza mıh gibi çakılı Ceylan Önkol kardeşimiz gibi, 12 yaşında vücudundan 13 kurşun çıkarılan Uğur Kaymaz gibi bu sefer de Urfa’da 16 yaşında bir çocuk, Muharrem Aksan’ın cansız bedeni ancak üç gün sonra bulunabildi ve parçalanmış bedende 12 farklı boyutta metal parçası çıktı. Gerçekten hani Kürt sorunu yoktur deniyor ya şimdi Kürt sorunu tam da budur. Zırhlı araç altında can veren çocuklardır bu ülkede Kürt sorunu. Koyun otlatırken ya da evinin önünde oynarken tutanaklara tanımlanamayan bir cisimle oynarken infilak etti cümlelerinin geçmesidir sevgili Ahmet Şık bir önerge verdi bu konuyla ilgili, 16 yaşındaki muharremin neden öldüğünü katillerin kim olduğunu araştırmaya soruşturmaya devam edeceğiz.

Ülke yıkıma sürükleniyor ve bunun en ağır bedelini işçiler ödüyor dediğimizde neden söz ettiğimizi anlamak istiyorsanız hemen bir örnek verelim. Konya’da bir iş yerinde patron sigortasız çalıştırdığı 15 yaşındaki bir çocuğu bir vidanın yerini unuttuğu için palangaya bağlayıp tavana asıyor çocuğun kıyafetlerini çıkartıyor üzerine su döküp işkence ediyor. Ceza 2 bin 320 lira. 2 bin 320 lira arkadaşlar bu ülkede 15 yaşında bir çocuğa ekmeğiyle oynayıp işkence yapıp karşısında durmanın cezası.

Buradan sevgili Sedat Aslan’ı anarak tamamlayacağım sözlerimi. Bu tekstil direnişinde kararlı inançlı bir biçimde mücadele eden 97 işçi arkadaşımızdan bir tanesiydi. Patron bu mücadelede işçilere diz çöktüremeyince işçileri işten çıkarıp başka fabrikalarda iş bulamamaları için kara listeye almıştı. 29 yaşındaki Sedat da başka iş bulamadığı için çatı işi yapmak zorunda kalmıştı ve 3 çocuklu gencecik kardeşimiz çatıdan düşerek hayatını kaybetti. Bu ölüm kaza, kader falan değil. Bu baya bir iş cinayeti, bir sosyal cinayet bu bir yaşam hakkı gaspı olarak değerlendirilmeli. Biz buradan ailesine akrabalarına baş sağlığı dilekleri iletirken Sedat Aslan’ın katillerinin, bu cinayete sebep olanların da en ağır şekilde cezalandırılmaları için mücadelemize devam edeceğiz.

Nişantaşı Üniversitesini daha önce burada gündeme getirmiştik. Araştırma görevlileri insanca yaşam mücadelesi veriyorlardı. Tıpkı fabrikalarda, plazalarda olduğu gibi üniversitelerde de bir yaşam mücadelesi, insanca yaşam mücadelesi var. Eşit işe eşit ücret istiyor arkadaşlarımız ve bugün itibariyle üniversitenin asistan kıyımına geçilmiş durumda. 10 araştırma görevlisi arkadaşımızın iş akitlerinin feshedildiğini, işten atıldıklarını öğrendik. Arkadaşlarımıza her hal ve şartta yanlarında durmaya devam edeceğimizi ifade etmek istiyorum.

Bilindiği üzere 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü ve ülkemizde yüz binlerce otizmli yurttaşımız ve ailesi uzun yıllardır sorunlarının çözümü için mücadele ediyor, çözüm bekliyor. Geçtiğimiz aylarda bir bakım evinde yaşanan darp vakasıyla ilgili verdiğimiz soru önergesi iki ay sonra nihayet sözde yanıtlanmış ama taslaklarıyla geçiştirilmiş oldu. Otizm, ülkede adı bile geçmiyorken ailelerin mücadelesiyle gündem haline geldi ve 2010 yılından itibaren otizm eylem planı taslağı hazırlanıp tüm yetkililere hükümete bakanlıklara iletilmişti ve maalesef tipik bir AKP uygulaması olarak o günden bugüne yedi kez Aile Bakanı değişti ama bu eylem planı yürürlüğe girmedi kimisi daha önceki bakanın dedi. Kimisi raftan indirip bakalım ne var dedi ama gelen haberler bu eylem planı sanki çok başarılı olmuş gibi bakanlığın yeni bir eylem planı hazırlığı içerisinde olduğu söylendi.

Bize göre mesele iktidarın bakışıyla ilgili köklü bir yanlışa dayanıyor ve zaten biz size bakım maaşı veriyoruz, nankörlük etmeyin diye aileler susturulmak isteniyor. Oysa bu bakanlığın iş bilmeyen, sosyal politikalar nasıl uygulanır herhangi bir fikri olmayan biri Menzil’den biri Süleymancılardan şişirilmiş doldurulmuş kadrolarıyla bu sorunun çözümü mümkün değil. Bu anlayış sürdükçe hükümet yurttaşları biat etmeye, sorunların üstünü örtmeye mecbur ettikçe o bakım merkezlerindeki çocuklarımız için gereken bütçeler ayrılmadığı sürece gelecekleri belirsizliğe mahkum edilen yurttaşlarımız mücadele etmeye devam edecekler. Biz de konunun takipçisi olmaya ve onlarla birlikte mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğiz.

Kızıldere’nin 50. yıl dönümü

Son olarak 30 Mart’ta hayatlarını kaybeden Kızıldere’de bir yargısız infaza kurban edilen sevgili Mahir Çayan ve yoldaşlarının 50. ölüm yıl dönümlerinde her birisinin saygıyla sevgiyle özlemle andığımızı ifade etmek istiyorum. Hepinize çok teşekkürler.

 

Paylaşın

Azerbaycan İle Ermenistan Arasında Yeni Gerilim

Dağlık Karabağ’da artan gerilim nedeniyle uluslararası toplumu müdahaleye çağıran Ermenistan’a Azerbaycan’dan yanıt geldi. Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı, “Ermenistan gibi uluslararası hukuku ağır şekilde ihlal eden bir devletin uluslararası caydırıcılık mekanizması hakkında konuşamayacağını” ifade ederek “uluslararası hukuktan daha iyi bir uluslararası caydırıcılık mekanizması olamayacağını” belirtti.

Ermenistan Güvenlik Konseyi’nin ilgili bildirisine değinilen açıklamada “Dağlık Karabağ’daki gerilimi yükselten tarafın, (Bakü-Erivan-Moskova arasındaki) üçlü bildirinin hükümlerini ihlal eden Ermenistan olduğu” savunuldu.

Erivan ve Moskova geçen hafta Bakü’yü Rus barış gücünün sorumluluğundaki bir bölgede ateşkes ihlali yapmakla suçlamıştı. Ermenistan ve Rusya, Azerbaycan’ı Dağlık Karabağ’ın Askeran bölgesinde yer alan ve çatışmalarda üç Ermeni askerinin öldüğü Faruk köyünü ele geçirmekle itham etmişti. Bu suçlamayı reddeden Bakü ise söz konusu bölgenin uluslararası hukukça tanınan Azeri topraklarının bir parçası olduğunu belirtmişti.

Ermenistan’dan hem suçlama hem çağrı

Gerginliğin yükseldiği bölgede yaşananların ardından dün Ermenistan Güvenlik Konseyi, provokasyonla suçladığı Azerbaycan’ın “Dağlık Karabağ’a saldırmak için zemin hazırladığını” iddia etmişti. Ermenistan Güvenlik Konseyi’nin açıklamasında ayrıca bölgede “etnik temizlik” ve “yeni bir askeri gerginlikten” kaçınılması için uluslararası caydırıcılık mekanizmalarının etkin kılınması gerektiği belirtilmişti. Konsey ayrıca “kapsamlı bir barış anlaşması amacıyla acilen görüşmelere başlanması” için Bakü’ye çağrıda bulunmuştu.

Aynı gün Ermenistan Dışişleri Bakanlığı da Rus barış güçlerinin “Azerbaycan’ın sınır ihlali sırasındaki” eylemlerinin incelenmesi için çağrıda bulundu. Açıklamada, Azerbaycan birliklerinin “barış gücünün sorumluluğundaki alana yönelik sınır ihlaline son verilmesi için” Dağlık Karabağ’daki Rus barış gücü birliğinden “somut adımlar” atması istendi.

Azerbaycan: Masaya oturmaya hazırız

Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı, “kapsamlı bir barış anlaşması” için acilen müzakerelere başlanmasını öneren Erivan’ın bu çağrısına da yanıt verdi.

Bakanlık açıklamasında, “Ermenistan barış anlaşması konusunu yeni bir halkla ilişkiler (PR) kampanyası olarak görmüyorsa, yani ciddiyse, o zaman somut adımlar atmak gerekir. Biz Azerbaycan’ın buna hazır olduğunu bir kez daha vurgulamak isteriz” denildi. Açıklamada, bir yıl önce Ermenistan’la barış görüşmeleri başlatmayı teklif eden tarafın da Azerbaycan olduğu ve geçen ay da Bakü’nün, olası bir anlaşmanın temel alacağı somut ilkeleri dile getirdiği hatırlatıldı.

Azerbaycan ile Ermenistan arasında 2020 yılında Dağlık Karabağ bölgesi nedeniyle yaşanan savaşta 6 bin 500’ten fazla insan hayatını kaybetti. Moskova’nın arabuluculuğunda varılan ateşkes anlaşması sonucunda Azerbaycan, Dağlık Karabağ’da Ermenistan’ın kontrolündeki toprakların önemli bir bölümünü geri alırken Rusya da bölgeye barış gücü konuşlandırmıştı.

Paylaşın

HDP’li Oluç: Faiz Lobileri Kazandıkça Halk Kaybediyor

Meclis Genel Kurulu’nda gündeme dair değerlendirmelerde bulunan HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, “Faiz lobileri kazandıkça halk kaybediyor. Türkiye, 2022 yılının ilk iki ayında 57,9 milyar lira faiz ödemiş. Bu ne biliyor musunuz? 2017 yılının tamamına ödenenden daha fazla, ilk iki ayda ödenmiş olan faizden söz ediyoruz” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, Meclis Genel Kurulu’nda Seçim Kanunu teklifi öncesi gündeme dair değerlendirmelerde bulundu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katma değer vergisinde uygulanacak indirimleri açıklamasına değinerek, söze başlayan Saruhan Oluç, “Bizler, aylardır bu ülkede ciddi bir geçim sıkıntısı olduğunu ve KDV’de ve ÖTV’de bir düzenleme yapılması gerektiğini söylüyorduk ama böyle değil yani sabun, şampuan, deterjan vesairede KDV oranını yüzde 18’den yüzde 8’e indirdiğinizde bunun fiyatlara yansımasının çok fazla olacağını düşünmek mümkün değil. Esas itibarıyla, yüzde 8’e değil yüzde 1’e indirilmesi gerekiyor” dedi.

KDV’deki bu kısmi indirimlerin hayat pahalılığına çözüm olmayacağının altını çizen Oluç, “Bugün enflasyonist baskıyı kırmak için vergi üzerinde bir düzenleme yapılması gerekiyorsa bir, özel tüketim vergisi kaldırılmalıdır çünkü bu özel tüketim vergisi esas itibarıyla, soygunun ismine vergi konulmuş adıdır. ÖTV’nin kaldırılması durumunda hem hayat pahalılığı baskılanacak hem de enflasyon doğrudan etkilenecektir ve ÖTV’nin kaldırılması ulaşımdan üretime kadar her alanı olumlu etkileyecektir, temel tüketim ihtiyacını giderme ihtimali artacak ve ticareti rahatlatacaktır. ‘ÖTV’ adındaki soyguna son verilmesi gerekiyor. Halk yararına bir düzenleme olacaktır bu. Bu konudaki çağrımızı tekrarlıyoruz. Hani ‘Kaynak nerede?’ derseniz, çok sevdiğiniz 5’li ve onunla birlikte çalışan 30’lunun vergi istisnalarını keserseniz, bu kaynak sağlanabilir” diye belirtti.

”Krizin bir diğer sebebi var, talan”

Hayat pahalılığı ve ekonomik krizin sorumlusunun Cumhur İttifakı olduğunu dile getiren Oluç, şunları söyledi: “Faiz lobileri kazandıkça halk kaybediyor. Türkiye, 2022 yılının ilk iki ayında 57,9 milyar lira faiz ödemiş. Bu ne biliyor musunuz? 2017 yılının tamamına ödenenden daha fazla -ilk iki ayda ödenmiş olan faizden söz ediyoruz- yani faiz lobileri kazandıkça ekonomik kriz derinleşiyor ve bu, iktidarın politikaları sayesinde oluyor. Krizin bir diğer sebebi var, sadece faiz değil, talan. Bu iktidar gerçekten bu ülkenin kaynaklarını açıkça talan ediyor. Bir Bakan kendi Bakanlığına sahte dezenfektanları fahiş fiyata sattığı ortaya çıkmıştı. Ne oldu? Bakan görevden uzaklaştırıldı, bir tek dava bile açılmadı, tek bir hesap bile sorulmadı. Şimdi açıkça ülkenin kaynakları talan ediliyor. Peki, Bakanın talan edip afiyetle yediğini gören bürokrat duruyor mu? Durmaz.

Türkiye Varlık Fonunun yönetim kurulu üyesi bir kişi Varlık Fonuna bağlı BOTAŞ’a 49 milyon 500 bin Türk liralık boru satmış. Bu kişinin son altı yılda BOTAŞ’tan aldığı ihalelerin toplam bedeli ise 1 milyar Türk lirasını aşmış. İşte, Bakan öyle yaparsa bürokrat böyle yapıyor. Ne demiş Neyzen Tevfik: ‘Ekmek herkese yetecekti aslında; tarlaya karga dadandı, ambara fare, fırına hırsız, memlekete harami’ İktidar bu hâle getirdi memleketi.

Atık yağ kullanımıyla ilgili şimdi haberlere düşen bir konu bu ve büyük işletmelerde kullanılan atık ayçiçeği yağının tekrar piyasaya sürüldüğüne dair iddialar konuşuluyor; bu doğru mu, yanlış mı? Bakanlığın bu konuda açıklama yapmasını bekliyoruz. Özellikle bazı lokanta ve yemek fabrikalarındaki çalışanlar atık yağları saklıyorlar ve işletme sahipleri bunları tekrar dolaşıma sokuyor. Nasıl dolaşıma sokuyor? Eğer bu, gerçekten böyleyse ve elde edilen zararlı yağ irili ufaklı restoran, lokanta veya yemek fabrikalarına iskontolu biçimde satılıyorsa tüketici bu yağlar ile zararlı yağlarla yapılmış olan yemekleri yemek durumunda kalıyor. Bu, korkunç bir iddia. Bunun iddiadan ibaret olmadığını hissediyoruz, Bakanlık bunu araştırmalı ve iktidardan ve Bakanlıktan da bu konuda bir açıklama bekliyoruz. Yağların bu şekilde kullanımı halk sağlığı açısından büyük bir risktir, kanserojen içermektedir, bunun tüketilmesinin önüne mutlaka geçilmelidir.”

(Kaynak: MA)

Paylaşın