Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a Dikkat Çeken Soru

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sığınmacılara ilişkin açıklamasına tepki gösterdi.

“Kendi milletinden umudu kestin, sığınmacı oyuyla mı kalmaya çalışıyorsun Erdoğan?” diye soran Kılıçdaroğlu, “Er ya da geç geleceksin kaçtığın seçime ve bu necip millet sığınmacı oylarına güvenmenin hesabını sana kesecek” diye yazdı.

Seçimden sonra yabancı sığınmacılar için iki yıllık dönüş planı başlatacaklarını ifade eden CHP Lideri Kılıçdaroğlu , “Bakalım el mi yaman bey mi!” diye yazdı.

Erdoğan, MÜSİAD’IN 32. Kuruluş Yılı  Dönüşüm Programı kapsamında düzenlenen törende yaptığı konuşmada, son zamanlarda gündemden düşmeyen sığınmacı konusuna değindi; “Suriye’den savaştan çıkıp ülkemize sığınan bu kardeşlerimize sonuna kadar sahip çıkacağız Bay Kemal; siz ne derseniz deyin biz oradayız. Biz bu konutları da onun için yapıyoruz kendileri arzu ettikleri zaman vatanlarına dönebilirler ama biz onları asla bu topraklardan kovmayız, kovmayacağız bunu da bilesin” ifadelerini kullandı.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından Erdoğan’ın, “Ülkemize hicret eden ama Suriye ama Afganistan ama Pakistan… Fark etmiyor. Ülkemize sığınan bu kardeşlerimize sonuna kadar sahip çıkacağız Bay Kemal” sözünü alıntılayarak şunları kaydetti:

“Kendi milletinden umudu kestin, sığınmacı oyuyla mı kalmaya çalışıyorsun Erdoğan? Er ya da geç geleceksin kaçtığın seçime ve bu necip millet sığınmacı oylarına güvenmenin hesabını sana kesecek. Seçimin ertesi günü de 2 yıllık “Dönüş Planı” başlayacak. Bakalım el mi yaman bey mi!”

Paylaşın

HDP’li Beştaş: AK Parti Mültecileri Pazarlık Konusu Yaptı

Meclis’te düzenlediği basın toplantısında gündemi değerlendiren HDP’li Beştaş, “Bugün mültecilerin Türkiye’de bu kadar yüksek olmasının sebebi savaş politikası yürüten iktidarlardır, savaşa can suyu verenlerdir. AKP’nin bunu sürekli pazarlık konusu yaptığını biliyoruz” dedi.

Haber Merkezi / Beştaş, 5 Mayıs’ta parti genel merkezi önünde de yaşananlara dair, “İlk açıklamamızda milletvekilimize ‘seni çivilerim’ diyen zatın görevi nedir, kim görevlendirmiştir diye sormuştuk. Aradan geçen 5 günde hiçbir açıklama yapılmadı. Ne İçişleri Bakanlığı ne Adalet Bakanlığı ne Emniyet’ten bize yanıt verildi.

Suç duyurusunda bulunuyorum, vekilimiz ve o gün bu tehdide maruz kalan bütün arkadaşlarımız zaten suç duyurusu yaptılar, yapmadılarsa da bugün ya da yarın yapacaklar. Ankara’da ilgili savcıyı bir an önce soruşturma açmaya ve gerekli işlemleri yapmaya davet ediyorum” değerlendirmesinde bulundu.

Gezi Davası kararlarına ilişkin de konuşan Beştaş, “Biz milyonlarız, milyonlarca insanı bu şekilde yok edemezsiniz. Bu şekilde saldırılar başka muhalefet partilerine de yöneldi. Bu sistematik olarak bütün muhalefete yönelik politikanın araçlarından biridir. Bu saldırılara muhatap olan bütün muhalefet güçlerine susmayın diyorum. Susmayalım. Bugün konuşma zamanıdır, susma zamanı değildir.

Gezi Davasında hukukla, adaletle, ahlakla, insanlıkla hiçbir değerle bağdaşmayan kararın toplum vicdanında nasıl büyük bir tepkiyle karşılandığını hatırlatmak istiyorum. Doğrudan Saray’a bağlı yargı kuvveti tarafından bu ağır cezalar verildi. “Bu Gezi’nin meşruluğunu ve haklılığını asla gölgelemeyecek. Tek adam rejimine olan itiraz daha da büyüyor. Düzmece deliller ve senaryolarla cezaevinde tutulan tüm arkadaşlarımıza ve Gezi tutuklularına binlerce selam olsun” dedi.

Gazetecilerin, “Ekrem İmamoğlu’nun Karadeniz ziyareti sonrasında eleştirilere ilişkin açıklamaları çok tartışılıyor. Bunu nasıl yorumlarsınız?” sorusunu da şöyle yanıtladı: Hiçbir siyasetçinin toplumun herhangi bir kesimine bu şekilde, bu içerikte sözler kullanmasını doğru bulmayız. Eleştiri haktır. Toplum siyasetçileri eleştirir. Bizler toplumun gözü önündeyiz. Haklı da olsak haksız da olsak eleştirileri dinleriz. Bu eleştirilere karşı hakarete varan sözler kullanılmasını tasvip etmemiz mümkün değildir.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, Meclis’te basın toplantısı düzenleyerek gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi. Beştaş’ın açıklamaları şöyle;

“5 Mayıs’ta doğrudan partimize yönelik bir saldırı gerçekleşti. Buna ilişkin çok sayıda açıklamamız oldu. Buradan bir kez daha söyleyelim. Bu saldırı ailelerin protestosu kılıfına sokulmaya çalışıldı. Ancak ortada eylemci ailelerden ziyade bir tertip olduğunu ifade etmek isterim. Bu tertipte İçişleri Bakanlığı, kolluk güçleri ve tabii ki Ankara Emniyeti vardı. Totalde iktidar aklı ve pratiği vardı. İlk açıklamamızda milletvekilimize “seni çivilerim” diyen zatın görevi nedir, kim görevlendirmiştir diye sormuştuk. Aradan geçen 5 günde hiçbir açıklama yapılmadı. Ne İçişleri Bakanlığı ne Adalet Bakanlığı ne Emniyet’ten bize yanıt verilmedi. Ortada ciddi bir saldırı ve provokasyon oluşturma çabası vardı. Vekilimiz şahsında bütün partimize ve kadınlara yönelik bir ölüm tehdidi vardı. Bu da öyle geçiştirilecek ve sineye çekilecek bir söz değildi.

“Üç saldırgan polis görevden alınıp tutuklanmalıdır”

Aslında tüm suç işlerinde olduğu gibi burada da başrolü yine Süleyman Soylu kimseye bırakmadı. Boşuna ona Suç İşleri Bakanı denilmiyor. Yardımcı rollerde de kimler vardı, onları açıklayacağız. Normalde biz isimleri açıklamayız, teşhir etmeyiz ama burada gizlenecek, onlara zarar verecek bir durum yok. Açıklayacağım isimler Emniyetin resmi görevlileri ve sorumlu makamlarda bulunan kişilerdir. Şimdiye kadar çoktan görevden alınmış olmaları ve tutuklanmaları gerekiyordu. Biz bu soruyu sorduktan sonra binlerce Ankaralı bize bu güvenlik şube müdürünün ve diğer yetkililerin isimlerini söylediler. Basında da yazıldı. Kimdi bu üç emniyet görevlisi? Bir tanesi Ankara Güvenlik Şubesinden Sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı Mukadder Kardiyen, diğeri Güvenlik Şube Müdürü Serkan Çakmak ve vekilimizi ölümle tehdit eden Başkomiser Murat Güler. Bunları savcılara açıklıyorum, onlara yardım ediyorum. Her vatandaşın görevi, suçu soruşturmakla görevli olan savcıların işini kolaylaştırmaktır. Suç duyurusunda bulunuyorum, vekilimiz ve o gün bu tehdide maruz kalan bütün arkadaşlarımız zaten suç duyurusu yaptılar, yapmadılarsa da bugün ya da yarın yapacaklar.

“Bu suçu işleyenlerden Soylu sorumludur”

Ailelerin arkasına saklanarak vekilimizi ölümle tehdit eden, parti binamıza doğrudan saldıran ve akşam 8’e kadar bir çelengi koruyan polisler olduğunu ifade etmek istiyorum. Ankara’da ilgili savcıyı, görevli savcıyı bir an önce soruşturma açmaya ve gerekli işlemleri yapmaya davet ediyorum. Soylu, konuya ilişkin hiçbir söz sarf etmedi. Bir polis müdürü halkın iradesini temsil eden bir milletvekiline ölüm tehdidinde bulunamaz. “Bu, bizim emniyetimizde görev yapamaz” demedi. Böyle bir açıklama duydunuz mu? Öksürse haber oluyor. Başta kendisi olmak üzere bütün teşkilatında bu suçu işleyenlerin sorumlu olduğunu ifade etmek isterim.

“Bu tertibe katılan herkes başımıza gelecek en ufak olaydan sorumludur”

Aynı ekip geçenlerde başka bir manzarada boy gösterdi. İçişleri Bakanlığına yürümek isteyen Ümit Özdağ’ın önünde el pençe divan duruyorlardı. Bizim partimize saldıran, ölümle tehdit eden bu müdürler ve komiserler kişiye göre davranıyormuş. O tartışmanın detaylarını ne düşünmek ne hatırlamak mümkünse bu kadar düzeysiz bir tartışmayı hafızamdan silmek istiyorum. Türkiye kamuoyuna da bunu öneriyorum. Bu ülkede geldiğimiz noktanın vahim bir örneğidir. Bu tertibe katılan herkes başımıza gelecek en ufak olaydan sorumludur. Bunu biz canımızla ödedik. Deniz Poyraz arkadaşımızı katlettiler. Böyle bir tertiple katlettiler. Ankara’nın merkezinde bunu yinelemek istiyorlar.

“Böyle tehditlere pabuç bırakmayacağız”

Bu tertibi yapanlara, bizi bununla yıldıracağını sananlara şunu söylemek istiyorum. Bir cezaevlerine bakın; Kandıra’ya, Sincan’a, Diyarbakır’a, Tekirdağ’a, Edirne’ye bakın. Tek tek arkadaşlarımızın duruşuna bakın. Siz kimi korkutacağınızı sanıyorsunuz? Şu anda Ankara Sincan’da Kobanî Kumpas Davasında arkadaşlarımız bu iktidarı yargılamaya devam ediyor. Biz bu tip saldırılarla geri adım atacak bir parti değiliz. Yine arşivlerinize bakın, en son Deniz Poyraz’a bakın. Biz can verdik, demokrasi ve barış mücadelesinde arkadaşlarımız hayatlarından oldu. O faili meçhulleri, 90’ların karanlık iklimini hatırlatmaya gerekli görmüyorum. Böyle tehditlere pabuç bırakmayacağız. Bu arada demokratik kitle örgütlerinden siyasi partilere, dört bir yandan dayanışmaya gelen, arayan soran, destek veren herkese partimiz adına teşekkür ediyoruz.

“Susmayın, susmayalım; bugün konuşma zamanıdır”

Biz milyonlarız, milyonlarca insanı bu şekilde yok edemezsiniz. Bu şekilde saldırılar başka muhalefet partilerine de yöneldi. Bu sistematik olarak bütün muhalefete yönelik politikanın araçlarından biridir. Bu saldırılara muhatap olan bütün muhalefet güçlerine susmayın diyorum. Susmayalım. Bugün konuşma zamanıdır, susma zamanı değildir. Gezi Davasında hukukla, adaletle, ahlakla, insanlıkla hiçbir değerle bağdaşmayan kararın toplum vicdanında nasıl büyük bir tepkiyle karşılandığını hatırlatmak istiyorum. Doğrudan Saray’a bağlı yargı kuvveti tarafından bu ağır cezalar verildi. Bu Gezi’nin meşruluğunu ve haklılığını asla gölgelemeyecek. Tek adam rejimine olan itiraz daha da büyüyor. Düzmece deliller ve senaryolarla cezaevinde tutulan tüm arkadaşlarımıza ve Gezi tutuklularına binlerce selam olsun.

“Bütün bu saldırılar ekonominin durumu konuşulmasın diye”

Asıl gündeme, Türkiye’nin temel gündemine gelelim. Bütün bunlar konuşulmasın diye sınır ötesi operasyonlar, partimize saldırılar, kadın cinayetleri, göstermelik yasalar var. Gölgelemeye çalıştıkları temel gündem ekonomi tabii. Çünkü halk aç, halk yoksul. Esas mesele enflasyonun hızla ilerliyor oluşu, hızla yükseliyor. 3 haneli rakamlara doğru enflasyon koşuyor ve asla iktidarın enflasyonla mücadele etme gibi bir derdi yok. Tek derdi döviz kurunu sabit tutmak. Aslında enflasyonu düşüremeyeceğini kabul etmiş, çünkü üretimi artıramıyor. Üretim olmadığı için de enflasyon düşmez. TÜİK’e gönderilen zarftan yüzde 70 enflasyon çıktı. TÜİK’e emirle “şu kadar açıklayacaksın” diyorlar. TÜİK altına da üstüne de çıkamıyor. Onlar yüzde 70 dedi, ENAG yüzde 156 dedi. Halkın enflasyonu yüzde 200’ün üzerinde.

“Asgari ücret derhal yeniden düzenlenmelidir”

Öyle bir hale geldik ki üretim yok yapılamıyor, üretim yapacak çiftçiler bunun giderlerini hesaplayıp hiçbir kar elde edemeyeceğini görüp üretimden vazgeçiyor. Bir torba gübre 500 lira civarında, elektrik zamları almış başını gidiyor. Çiftçi sadece zararını düşünüyor, zararını kesme derdinde. Kar elde etmenin hayal olduğu bir üretim tablosunda yaşıyoruz. Geçen hafta çiftçileri ziyaret ettim, traktörler örümcek bağlamış. Neyle çalışacak, mazot koyamıyor. Traktör çalışamayınca tarlasını nasıl sürecek mazot yok. Diğer taraftan gübre yok. Bankalar öyle bir hal aldı ki çiftçi borçları karşılığında traktör ve tarlaları tek tek haczediyor. Yakında bankalar traktörleri ihale ile satacak. Hala AKP iktidarı meseleyi bu aymazlıkla, bu bilinçsizlikle çözeceğini iddia ediyor. Her ay bu ülkenin emeklileri, işçileri, memurları, asgari ücretlileri AKP iktidarının ceplerinde açtığı delikle soyulmaya devam ediyorlar. Bu yöntemle enflasyon çalma, soyma ve gasptır. Asgari ücret derhal yeniden düzenlenmelidir. Emekli maaşları, yaşlılık aylıkları düzenlenmelidir. Her gün daha da yoksullaştıran bu ucube ve garabet düzende yalan siyaseti temeli oluşturuyor.

“Neyden vazgeçtiler? Saray’ın gelirlerini mi kıstılar, uçaklarını mı sattılar?”

Şimdi övündükleri bir mesele var, TL’den 6 sıfır attık diyorlar. Bununla övünüyorlar. Hiç utanmaları da kalmadı. Utanma duygusu başka bir şey gerektirir.1 Ocak 2003’teki 100 liranın değeri bugün 10 tl, bu hesaplanmış. Bugünün 1000 TL’si ne anlama geliyor. Bir kira ödemeye yetmiyor. Bir depo benzin doldurmaya yetmiyor. 1000 TL ile vatandaş memleketine gidip dönemiyor çünkü para eridi. Bunun karşılığında Erdoğan ne diyor? Geçenlerde basına yansıdı. “Çalışanlarımıza destek olmak için kendi gelirimizden vazgeçtik. Bir şükürsüzlük ve tatminsizlik hali var.” dedi. Bunu dinlerken insan şunu düşünüyor. Neyden vazgeçtiler? Sarayın gelirlerini mi kıstılar, uçak paralarını mı kıstılar, uçaklarını mı sattılar? Ortada hiçbir şey yok. Bir de şükredin diyor. Bir de topluma gerçeği söylüyor, beterin beteri var daha da kötü olabilirsiniz diyor. Buna şükredin bizim politikalarımız sizi daha da yoksullaştıracak, açlıkla baş başa bırakacak diyor. Mesajı aldık. Vatandaşın da almasını istiyoruz, bunları açıklıyoruz.

“Marketlerdeki ürünlere alarm koyacağınıza Merkez Bankasının kasasına koyun”

Sabır telkin edilen bir dönemde ve bunun karşılık bulacağı bir dönemde değiliz. Neden biliyor musunuz, marketlere de güvenlikçi politika geldi artık. Artık marketlerde bazı ürünlere alarm takılmış. Hani bir mağazadan elbise aldığınızda alarm oluyordu ya çıkınca ötüyor. Güvenlikçi politika şimdi markette ve vatandaş “açlıktan çalabilir” duygusu topluma yansıtılıyor. Bebek bezlerine, mamalara, diğer ürünlere alarm koyacağınıza Merkez Bankası’nın ve Hazinenin kasasına alarm koyun. Oradan çalıp çarptığınızda alarm çalsın ki bütün toplum uyansın ve Örtülü Ödeneğin nasıl alarm verdiğini bütün dünya görsün. Türkiye sıralaması her konuda geriliyor. AKP beceriksizliği yüzünden bugün Suriye’nin, Libya’nın, Sudan’ın gerisinde bir Türkiye var. Bu gerçeği herkesin görmesi gerekiyor. Türkiye’nin savaş politikaları bugün enflasyonda açıkça karşımıza çıkıyor.

Bir hazine ve maliye bakanımız var dostlar başına. Nasrettin hoca fıkralarında fırlamış gibi sürekli tekerleme okuyor. Sanki tekerleme söylesin diye seçildi. Sanki bunun için atandı. Ocak’ta enflasyon soruluyor Mart diyor, Mart’ta soruluyor Mayıs diyor, Mayıs’ta soruluyor Temmuz diyor. Sürekli kendi kendini yalanlayan bir bakan var. Allah bizim sonumuzu hayretsin. Ekonomide önerilerimizin dikkate alınmasını öneriyoruz.

“İçeriye huzur vermeyen bir iktidar dışarıya nasıl huzur götürecek”

Şu anda sınır ötesi bir operasyon var. 17 Nisan’dan bu yana Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimine yönelik aralıksız operasyon devam ediyor. İçişleri Bakanı bir ara ne dedi, “Irak’a huzur götüreceğiz”. ABD de Irak’ı işgal ettiğinde huzur ve barış götüreceğini söylemişti de sonrasında arkasında büyük bir enkaz bırakmıştı. Irak ve Suriye’ye huzur gitmediğini tartışmayalım, çünkü huzursuzluk gittiğini, orada ölümün, kanın ve gözyaşının her geçen arttığını görüyoruz. Bunu başka bir şeye yormaya gerek yok. Türkiye huzursuzluk ihraç ediyor, savaş ihraç ediyor başka ülkelere. Şu anda Irak, İran, Suriye huzursuz. Ortadoğu huzursuz. İçeriye huzur vermeyen bir iktidar dışarıya nasıl huzur götürecek? Savaş politikası bittiğinde ancak huzur gelecek. Bu savaşa hayır dediğimizde, barış politikasını öne geçirdiğimizde o zaman huzura kavuşabiliriz.

“Erdoğan Salman’dan randevu alamayınca hacca gitti”

Şu anda Suriye’de, Ukrayna’da ağır savaş yetmiyormuş gibi Irak’ta da kaosun kapısı aralanmış bulunuyor. İranlı yetkililer Türkiye’nin üslerini vurduğunda bu kaosun ne kadar ağır olduğunu hepimize gösterdi. Türkiye’nin Irak’ta aynı zamanda derinleştirmeye çalışılan Şii-Sünni çatışmasına ortak edilmeye çalışıldığını görmek mümkün. Kürt sorununu derinleştirdiği gibi başka derin ve tarihsel sorunlar da ithal eden AKP’nin bu savaşını çok tehlikeli bulduğumuzu söyleyelim. Bu savaşı Ortadoğu ve dünyada meşrulaştırmak isteyen iktidar Cemal Kaşıkçı davasını failin eline tutuşturmaktan sakınca görmedi. Davada fail belli, bu dosya faile uzatılıyor. Sonra bütün bakanlarla arınmak için sözüm ona hacca gidiyorlar. Buraya özellikle dikkatinizi çekmek isterim. Erdoğan Salman’dan randevu alamayınca hacca gitti ve bu nedenle görüşmek zorunda kaldılar. Bütün Arap basını Erdoğan’ın davet edilmediğini yazsa da iktidar bunu gizlemek için çaba gösterdi ama nafile herkes biliyor. Bu davaların nasıl olduğunu biliyoruz. Bizler hakkında, kadın cinayetleri davasında ve pek çok davada AKP eliyle yargı tamamıyla faillerin eline tutuşturulmuştur.

“Çözüm savaşta değil barışta ısrar etmektir”

Bu savaş halkların tercihi ve kararı değildir. Türk ve Kürt gençleri bu savaş politikaları yüzünden her gün toprağa düşmeye devam ediyor. Biz HDP olarak her zaman barış politikasını savunduk. Türkiye’de, dünyada ve Ortadoğu’da barışın tesisi için elimizden geleni yaptık, yapmaya devam edeceğiz. Bu arada elimde bir haber var. TSK’nin 2007’de dost ve müttefik ülkelere yaptığı yardım varmış. Dışarıda barışı desteklemek ve koruma amacıyla 2,8 milyar TL’lik harcama yapmış. Yani dışarıya barış yapmaları için para veriyorlar, kendi iç meselelerini ve dışarıyla meselelerini savaş siyasetiyle çözmeye çalışıyorlar. İşte bu ikiyüzlü bir siyasettir. Sadece Türkiye değil dünya siyaseti de ikiyüzlüleşti. Küresel barış siyaseti maalesef terk ediliyor. Bu savaşa karşı durmayanların, tezkerelere ellerini kaldıranların bu suça ortak olduğunu söylemekten çekinmeyelim. Savaşı durdurun, çözüm savaşta değil barışta ve çözümde ısrar etmektir. Siz kaybedeceksiniz barış siyaseti kazanacak.

İmralı’da hiçbir avukat görüşmesi yokken 6 ay daha avukat görüşünü yasaklamak savaş siyasetinin bir sonucudur. Artık kendi hukuklarına zerre kadar değer vermeyen bir iktidarın bu ülkeye vereceği hiçbir şey kalmamıştır. Biz tecridin kaldırılmamasını, savaş siyaseti uğruna kaybedilen canları Türkiye yurttaşlarına şikayet ediyoruz. Bizim çocuklarımız bu savaş severler yüzünden yaşamlarından oluyorlar. Bu savaşa hep birlikte karşı çıkalım.

“Türkiye’de mültecilerin olmasının sebebi savaş politikası yürüten iktidarlardır”

Mülteciler meselesi önemli bir gündem olarak yerini tutuyor. Mültecilerin yasalardaki hakları bile maalesef uygulanamıyor. Bugün mültecilerin Türkiye’de bu kadar yüksek olmasının sebebi savaş politikası yürüten iktidarlardır, savaşa can suyu verenlerdir. İnsani kriz, çok çok büyümüştür. Sorunun sebebinin savaş olduğunu idrak etmek zor değil. Suriye savaşını kışkırtan iktidar da çoğu kez bunu destekleyen muhalefet de bu insani krizden sorumludur. Şöyle bir tablo var; 150 bin velisiz çocuk olduğu tahmin ediliyor. Çocuk hakları uygulanmıyor. Göçmen kadınlara taciz ve tecavüzler kriminal suç olarak bile kayıtlara geçmiyor. Göçmenlere yönelik baskılar, onların güvenli olarak yurtlarına dönmesi için değil onların gözden uzak köleler olarak kalması için yapılıyor. Geri gönderme ise susmaları ve görünmemeleri için savrulan bir tehdit. Suçlu olan, ölmemek için ülkelerini terk edenler değil onları buna zorlayan iktidarlardır ve savaşa kalkan ellerdir.

“İktidar göçmenleri kendi politikaları için araçsallaştırıyor”

AKP’nin bunu sürekli pazarlık konusu yaptığını biliyoruz. Ucuz iş gücü olarak çalıştırıldıklarını en son İçişleri Bakanı itiraf etti. İktidarın politikasına karşı muhalefet de maalesef şovenizmi ve ırkçılığı körükleyen bir dil kullanmaktan geri durmuyor. Bu çok tehlikeli bir dildir. İktidar göçmenleri kendi politikaları için araçsallaştırıyor. HDP olarak bu araçsallaştırma siyasetini doğru bulmuyoruz. Siyasi iklimin yaydığı ayrımcı ve ırkçı söylemler mültecilere şiddet olarak dönüyor. Bu şiddet dalgası bütün toplumu etkisi altına alabilecek bir potansiyele sahip.

“HDP olarak onurlu dönüşe zemin hazırlayacak barış mücadelemizi yükselteceğiz”

Türkiye halkları mültecilere yönelik ırkçılığa bugüne kadar çok da prim vermedi ve vermemelidir. HDP olarak görüşümüz şudur. Her yurttaşın öncelikle kendi toprağında ve güven içinde yaşamasını savunuyoruz. Ancak bütün dünya her yurttaş için güvenli bir yer olmalıdır, dünya hepimizin evidir. Hangi ülke olursa olsun, dileyen herkes dilediği yerde yaşayabilmelidir. Bu yaşam hukuka dayalı, adil ve demokratik politikalar doğrultusunda olmalıdır. Devletler hem bu politikaların hukuka uygun ve yürürlükte olmasını sağlamalıdır hem de mülteci yaşamların güvencesi olmakla sorumludur. Onurlu bir dönüşün temel koşulu barıştır. Bu onurlu dönüşe zemin hazırlayacak barış mücadelemizi yükselteceğiz. Bu konuda tüm toplumu dayanışmaya ve desteğe davet edeceğiz. Tezkerelere hayır demeyenler de duysunlar; biz bugüne kadar bütün savaş tezkerelerine hayır diyen bir parti olarak gönül rahatlığıyla söylüyoruz. Çözüm önerimiz şudur; uluslararası hukuka uygun bir göç kanunu kabul edilmelidir. Göçmenlerle, polis jandarma vb. kurumlar değil bu konuda kitle örgütleriyle birlikte çalışan sosyal hizmetler birimi ilgilenmelidir. Bir diğeri de Suriye’de savaşın sona erdirilmesi ve göçmenlerin gönüllülük temelinde yurtlarına dönüş koşullarının barışçıl temellerde oluşturulmasıdır. Güvencesiz, kölece koşullara göz yumulmamasıdır.

“Bu ülkenin cumhurbaşkanı ve bakanları kadına yönelik şiddeti körüklüyor”

Meclis’e kadına ve çocuğa yönelik şiddeti önleme iddiasıyla bir teklif getiriliyor. Hakikaten nasıl bir riyakarlıktır, göz boyama iradesidir anlamak mümkün değil! İstanbul Sözleşmesinden bir gece vakti çekilen iktidar, kadına en geniş korumayı sağlayan uluslararası sözleşmeden çekilerek karşı her türlü sözü kuran iktidar, şimdi de dostlar alışverişte görsün misali kadına yönelik şiddeti dert edinmiş gibi yaparak -mış gibi bir kanun teklifi ile karşımıza çıkıyor. Kanunu inceledik, buna ilişkin sözlerimizi Genel Kurul’da ifade edeceğiz. Mevcut yasaları uygulamayan yargı yeni getirdiğiniz yasayı niye uygulasın? Yargı getirdiğiniz yasa teklifine değil sizin sözlerinize bakıyor. Sizin ne hissettiğinize, nasıl yorum yaptığınıza bakıyor. Kravatlı indirimi herkes tartışıyor ya kravat çıkarılmış. Bir yargıç kravat taktı diye indirim yapıyorsa yarın öbür gün gözlerini kaçırdı diye indirim yapar. İlla kravat takmasına ya da takım elbise giymesine gerek yok. Eğer bu konuda bir çözüm istiyorsanız Meclis’teki kravatlı cinsiyetçilerden başlamanız gerekiyor. Bu ülkenin cumhurbaşkanı, bakanları kadına yönelik şiddeti körüklüyor. Konuşmalarıyla sözleriyle bunu destekliyor. Getirdiğiniz yasanın bir önemi yok. Önce Meclis’teki kravatlılardan başlayalım. Son olarak şunu söylüyorum. Erkek failler pişmanlık gösterince indirim yapılacakmış. Cinsiyetçi bir yargı, cinsiyetçi bir iktidar, tecavüzcünün, katilin failin teki çıkıp “ben pişmanım” diyecek önünü de ilikleyecek indirim alacak. Bu ödül ya! Pişmanım demek zor değil ki rahat söyler. Bu yasa kesinlikle kamuoyunu aldatmaya yönelik bir yasadır.”

SORU: Ekrem İmamoğlu’nun Karadeniz ziyareti sonrasında eleştirilere ilişkin açıklamaları çok tartışılıyor. Bunu nasıl yorumlarsınız?

Hiçbir siyasetçinin toplumun herhangi bir kesimine bu şekilde, bu içerikte sözler kullanmasını doğru bulmayız. Eleştiri haktır. Toplum siyasetçileri eleştirir. Bizler toplumun gözü önündeyiz. Haklı da olsak haksız da olsak eleştirileri dinleriz. Bu eleştirilere karşı hakarete varan sözler kullanılmasını tasvip etmemiz mümkün değildir.

Paylaşın

CHP, AK Parti’ye Yaklaştı, Asıl Değişim MHP’de

Sosyal Demokrasi Vakfı Başkanı (SODEV) ve AKSOY Araştırma Şirketi’nin kurucusu Ertan Aksoy, gündemdeki son gelişmeleri, siyasilerin gündem belirleyen açıklamalarını ve bu açıklamaların toplum üzerindeki etkilerini analizlerle paylaştı.

Aksoy, “Bugüne kadar yaşanan her krizin özellikle vurduğu bir alan olurdu” diyerek şunları söyledi: “Kiminde istihdam etkilenirdi, kiminde bir sektörü yıkar geçerdi. Bu kriz, doğrudan vatandaşın kursağını vurdu” dedi.

Cumhuriyet’te seçim gündemiyle ilgili değerlendirmelerde bulunan Aksoy şöyle devam etti:

“Alt, orta altı, orta ve orta üstü gelir grupları ciddi bir hayat pahalılığıyla karşı karşıya. Kimi ekmeğini bulmaya kimi de yaşam standardını korumaya çabalıyor. Bu çabayı harcadığı her evrede öfkesini siyasete yönelttiği gibi umudu da yine siyasetin içinde arıyor.”

Aksoy şöyle devam etti:

“Enflasyonun etkisi, durumu herhangi bir ekonomik krizin ötesine taşıyor. Artık hakim olan görüş, bir yıllık veya altı aylık bir periyotta değil, aylık olarak satın alma gücünün düştüğüdür. Bu durumu anlamak için sorduğumuz bir soru var.”

MHP seçmenin sorulara verdiği yanıtlar dikkat çekti:

“Toplumun yarısı satın alma gücünün çok azaldığını ifade ederken, toplamda azaldı diyenlerin oranı %80,7. Özellikle MHP seçmeninin yanıtlarına dikkatinizi çekmek isterim. MHP seçmeninde bu oran %93,6. Görüldüğü üzere MHP tabanı, MHP üst yönetimi gibi ülkeyi güllük gülistanlık görmüyor.”

“Her ne kadar iktidar bloğu “ülkede ufak tefek sorunlar olduğunu ve bu ufak sorunların da dış mihraklardan kaynaklandığını” iddia etse de, toplum meseleye çok farklı bakmakta” diyen Aksoy araştırmanın sonuçlarıyla ilgili açıklamalarına şöyle devam etti: “Örneğin; hissedilen enflasyon oranını sorduğumuzda aldığımız yanıtlardan, sorunun üç beş zincir marketin fırsatçılığı ile izah edilemez bir seviyede olduğu anlaşılmakta. Hissedilen enflasyona verilen yanıtlar, yılbaşından bu yana anlamlı oranda değişti. Açıklanan oran veya bunun altında olduğunu düşünenlerin oranı toplamda %13,2’de kaldığı gibi, %100 ve üzeri olduğunu düşünenlerin oranı toplamda %64,9’dur.”

Aksoy, “Gelelim asıl konumuza…” diyerek yaşanan bu süreçlerin seçmenin tercihlerine nasıl yansıdığına ilişkin hazırladıkları anketin sonuçlarını paylaştı. Aksoy, “Tüm bu olumsuzlukların yarattığı manzara seçmenin tercihlerine nasıl yansıyacak? Bu sorunun yanıtını daha doğru anlamak açısından önce bugünkü tabloya bakalım” dedi.

Aksoy, bu hafta yaptıkları ölçüme göre partilerin oy dağılımını paylaştı. Anketin sonuçlarına göre AK Parti ve CHP’nin oy oranı birbirine yaklaşmış durumda. Sonuçlar şöyle:

AK Parti: Yüzde 30,7

CHP: Yüzde 29,0

İYİ Parti: Yüzde 13,3

HDP: Yüzde 10,4

MHP: Yüzde 7,5

Aksoy seçim anketiyle ilgili şu yorumu yaptı:

“CHP yeniden %29’a ulaştı. AKP, çekirdek diyebileceğimiz seçmenini koruyor. Asıl değişim Cumhur İttifakı’nın MHP kanadında. Birçok parti oy oranını az çok korurken, MHP yakın geçmişe göre %1 oy kaybetmiş durumda. MHP’nin eskiye göre iktidara ve uygulamalarına daha fazla sahip çıkması bu sonucun ana nedenlerinden biri.”

Aksoy son olarak ‘Oy tercihi değişimi’yle ilgili şunları söyledi: “Yazının asıl konusu olan enflasyonun seçmenin tercihlerine nasıl yansıyacağı sorusunun yanıtına gelirsek, yakın gelecekte iktidar adına daha riskli zamanların yaklaşmakta olduğunu anlıyoruz. Bu hafta seçim olsa oyunu Cumhur İttifakı’ndaki partilere vereceğini belirten seçmene “Seçime kadar yıllık enflasyonun bu seviyede devam etmesi oy tercihinizi etkiler mi?” diye sorduk. AKP seçmeninin %53,1’i, MHP seçmeninin %64’ü evet etkiler yanıtını vermektedir. Yine oy tercihimi etkiler yanıtını veren seçmene “Oy tercihinizin değişmesi durumunda tercihiniz ne yönde değişecektir?” sorusunu sorduk. Cumhur İttifakı partilerine oy vermeyi düşünen seçmenin, enflasyonun seçime kadar bu düzeyde devam etmesi halinde %43’ünün ittifakın dışındaki bir partiye oy vereceğini belirttiğini görüyoruz.”

Paylaşın

Demirtaş: Ortak Paydamız Demokratik Cumhuriyet

Kasım 2016’dan bu yana Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, siyasetin gündeminde yer alan konulara dair değerlendirmelerde bulundu.

Demirtaş, T24 için ‘ortam bulanık ama aklınız bulanmasın’ başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazısında eski Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın istifa ederken kullandığı “At izi, it izine karıştı” ifadesinden alıntı yapan Demirtaş, “Daha doğrusu karışmış gibi görünsün istiyorlar. Kim istiyor? Elbette AKP-MHP iktidarı. Küçük de olsa bazı muhalif görünümlü çevreler de ortamın bulanıklaşmasına katkı veriyor. Olup biten hiçbir şeyde, yaşanan bunca krizde Erdoğan ve iktidarın rolü yokmuş gibi puslu bir ortam yaratılmak isteniyor. O nedenle, bazı noktaları asla unutmamak için tane tane vurgulamakta yarar var” dedi. Ardından şunları sıraladı:

“Sığınmacılara saldırıp onları hedef göstermek yerine seçime hazırlanın”

Suriye’de iç savaşın büyümesine yol açan en önemli faktörlerden biri AKP hükümetinin politikalarıdır. Asıl hedefleri Suriye’de Kürtlerin hak elde etmelerini önlemekti. Bunun için radikal grupları eğitip silahlandırarak Suriye’ye saldılar. İç savaş büyüdü, hesap tutmadı. Beş milyon Suriyeli Türkiye’ye sığındı. Bunun sorumlusu Suriyeliler değil, Erdoğan ve AKP’dir. Bu nedenle, yabancı düşmanlığı ve sığınmacı karşıtlığı yapmanın anlamı yok. İktidarı değiştirirseniz sığınmacı krizi en insani koşullarda çözülür. Sığınmacılara saldırıp onları hedef göstermek yerine seçime hazırlanın, iktidarı değiştirin. Başka yolu yok.

“İktidarı değiştirin. Başka yolu yok”

Yoksulluğun, işsizliğin, sefaletin, ekonomik krizin temel nedeni pandemi ve Rusya-Ukrayna savaşı değildir. Temel neden tek adam sistemidir, Erdoğan’dır. Türkiye yoksul bir ülke değildir. Ekonomi kısa sürede toparlanır, merak etmeyin. Seçime hazırlanın, meydanları şimdiden doldurun, iktidarı değiştirin. Başka yolu yok.

“Barış talebinizi her yerde korkusuzca haykırın”

Kürt sorununun barış içinde, birlik ve beraberlik güçlendirilerek çözülmesi mümkündür, kolaydır. Silahı ve şiddeti nihai olarak bitirecek adımları atmak, barışı sağlamak tahminlerden çok daha kolaydır. Çözüm, barış ve huzur halen sağlanmamışsa bunun sorumlusu Erdoğan’dır, AKP-MHP’dir. Barış talebinizi her yerde korkusuzca haykırın. Susmayın, savaş politikalarının kuyruğuna takılmayın. Seçime hazırlanın, iktidarı değiştirin. Başka yolu yok.

“Asla korkmayın, geri adım atmayın”

HDP kapatılabilir, binlerce kişiye siyaset yasağı getirilebilir, binlerce kişi tutuklanabilir. Gezi davası kararından sonra çok daha kapsamlı Gezi operasyonları yapılabilir, yeni davalar açılabilir. Basına ve sosyal medyaya yeni kısıtlamalar getirilebilir. Aklınıza gelmeyecek her türlü baskı ve korku yayma uygulamalarıyla karşılaşabilirsiniz. Hepsinin tek sorumlusu Erdoğan ile AKP-MHP’dir. Asla korkmayın, geri adım atmayın, canla başla direnin, seçime hazırlanın, iktidarı değiştirin. Başka yolu yok.

“Size büyük yalanlar söyleniyor, daha da büyükleri söylenecek”

Ekonomik göstergelerde, enflasyon oranında manipülasyon artırılabilir. Seçimlere giderken sağdan soldan toplanacak borç paralar piyasaya sürülüp geçici bir bahar havası yaratılabilir. İşçi, memur, emekli maaşlarına ve asgari ücrete yüzde 50’den fazla zam yapılabilir. Erdoğan seçimleri kazanırsa zamlarla, vergilerle tüm o zamları üç ayda geri alır. Tıpkı şu günlerde olduğu gibi. Size büyük yalanlar söyleniyor, daha da büyükleri söylenecek. Hepsi koltuk içindir, tek sorumlusu Erdoğan ile AKP-MHP’dir. Yalanlara asla kanmayın, gece gündüz seçime hazırlanın. Kendinize güvenin, iktidarı değiştirin. Başka yolu yok.

“Şimdiden meydan meydan, alan alan milyonlarca ses olun, tek yürek olun”

Büyük değişime hazır olun. Kimseyi dışlamayın. Herkesin el ele, yan yana durması için uğraşın. Ortak paydamız demokratik cumhuriyettir, ortak evimiz Türkiye’dir, ortak devletimiz Türkiye Cumhuriyeti Devletidir. Bütün bunları en çok tahrip eden, toplumu paramparça edip kutuplaştıran Erdoğan ile AKP-MHP iktidarıdır. Bunların tek derdi koltuktur, makamdır, mevkidir, şatafatlı lüks hayattır. Birlik olun, demokrasi ilkeleri etrafında buluşun. Aday kim olacak tartışmasını bırakın. O bir kişiyi değil, ülkeyi düze çıkaracak o güçlü program ile o dev kadroyu oluşturun ve şimdiden meydan meydan, alan alan milyonlarca ses olun, tek yürek olun, “hemen seçim, derhal seçim” diye haykırın. Coşkuyla, moralle, cesaretle harıl harıl seçime hazırlanın, iktidarı değiştirin.

Ortam bulanık ama aklınız bulanık olmasın. Başka yolu yok.”

Paylaşın

Erdoğan Zor Kararı Alabilecek Mi?

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin taklidinin yapıldığı skeç, Güldür Güldür’ün tanıtımında yer almasına rağmen programda yayınlanmadı. Gelişme, iktidara yakınlığıyla bilinen Show TV’nin odağında bulunduğu yeni bir ‘sansür’ tartışması başlattı.

Gazeteci Murat Yetkin, yetkinreport’ta yayımlanan yazısında söz konusu ekibin daha önce çok kez Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’yı da hicvettiğini, ancak herhangi bir tepki gelmediğini, yayından kaldırılmadığını söyledi.

“Nebati’nin gururu kurtuldu mu şimdi?”

“Türkiye Erdoğan’ın AK Parti iktidarına kadar, Cumhuriyet öncesinde de tek parti döneminde de siyasilerin hicvedilebildiği bir ülkeydi. Erdoğan iktidarını güçlendirdikçe hiciv ruhunu, espri zenginliğimizi de kaybettik” ifadesini kullanan Yetkin, ardından “Kimileri, Koca gibi hicvi de siyasi kültürün bir parçası sayacak anlayışa sahip. Kimileri de Nebati’nin devamcısı olduğu anlayışa. Güldür Güldür’e sansür uygulayınca Nebati’nin gururu kurtuldu mu şimdi?” diye sordu.

“Erdoğan zor kararı alabilecek mi?”

Yetkin, yazısının ilerleyen bölümlerinde şunları kaydetti:

“(…) Nebati’yi ışıldayan gözleri ve beşuş çehresiyle bir yana bırakalım ama Erdoğan’ın ne yapacağına bakalım o zaman.

Ne yapması gerektiği belli: Merkez Bankasının elini biraz olsun serbest bırakacak, enflasyonla mücadeleyi esas alacak, buna uygun para politikası belirleyecek, böylece dar gelirlilerin elindeki paranın her dakika buharlaşmasını en azından yavaşlatacak.

Aslında Erdoğan, efsanevi u-dönüşlerinden birisini, şimdiye dek tersi kanıtlanan ‘faiz sebep – enflasyon sonuç’ tezinden dönerek de yapabilir. Örneğin, ‘Benim tezlerim doğru ama görüyorsunuz Rusya-Ukrayna savaşı var. O nedenle şimdilik programı askıya alıyoruz, Zor zamanlar zor önlemler gerektirir, vs’ gibi bir şey söyleyebilir. Ne de olsa seçimin yolu taşlarla dolu.

Yapabilir de yapar mı?

Hicvi yasaklayarak gururlarını kurtardıklarını düşünenler aynı hassasiyeti ülke ekonomisi konusunda da gösterirler mi? Ne dersiniz?”

Bu yazı, Yetkinreport’tan alınmıştır. Yazının tamamını okumak için TIKLAYIN

Paylaşın

Furkan Vakfı Başkanı Alparslan Kuytul Gözaltında

Furkan Vakfı’nın kurucu başkanı Alparslan Kuytul, Adana Emniyet Müdürlüğüne bağlı polislerce bu sabah gözaltına alındı. Furkan Vakfı, sosyal medya hesabından, “Alparslan Kuytul Hocaefendi, ifadesi alınmak üzere sabahın erken saatlerinde polis ekipleri tarafından gözaltına alındı” paylaşımını yaptı.

Kuytul’un avukatı Bilal İpek, gözaltına dair yaptığı açıklamada, “Adliyedeyiz, savcı, Koray Sarısaçlı’nın şikayeti üzerine Alparslan hocayı mevcutlu bir şekilde ifadesinin alınmasını istemiş. Şu an savcılıkta ifadesi alınıyor” dedi.

AA’nın aktardığına göre, vakfın bir dönem yöneticiliğini de yapan iş insanı Koray Sarısaçlı, Adana Cumhuriyet Başsavcılığındaki ifadesinde kaçırıldığını, 13 gün rehin tutulduğunu, işkence gördüğünü, zorla 7 milyon dolarlık senet imzalatıldığını ileri sürmüştü. Soruşturma kapsamında Adana Cumhuriyet Başsavcılığının talimatı üzerine Kuytul, sabah saatlerinde Adana Emniyet Müdürlüğü ekiplerince “kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma, gasp, yaralamaya azmettirme” suçlamasıyla gözaltına alındı.

Vakfa operasyon düzenlenmişti

Adana Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında, 30 Ocak 2018’de Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, Furkan Eğitim ve Hizmet Vakfı’na operasyon düzenlemişti.

Adana Valiliği, operasyondan bir gün sonra Furkan Eğitim ve Hizmet Vakfı’nın geçici olarak faaliyetten men edildiğini açıkladı. Adana Asliye Hukuk Mahkemesi de Furkan Eğitim ve Hizmet Vakfı’na kayyum atandığı duyurdu.

“Vakıf faaliyeti adı altında kuruluş amacı dışında anayasal düzene karşı fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek kamu güvenliğine karşı faaliyet yürütme ve suç örgütü kurma” suçlamasıyla Adana merkezli üç ilde gerçekleştirilen operasyonda, kurucu başkan Alparslan Kuytul ile vakıf yöneticileri ve “hocalar” olarak nitelenen kişilerin de aralarında bulunduğu 28 kişi gözaltına alındı. Kuytul ile birlikte iki kişi tutuklanmış bir süre hapishanede kalmıştı.

Adana Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianame ile Kuytul’un da aralarında yer aldığı üçü tutuklu 45 sanık hakkında, “Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, yönetmek”, “özel belgede sahtecilik”, “dini inanç ve duyguların istismarı suretiyle dolandırıcılık”, “kamu kurum ve kuruluşları ve benzeri tüzel kişiliklerin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık”, “mal varlığı değerlerinin gayrimeşru kaynağını gizlemek” suçlarından 3 yıldan 21 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.

Paylaşın

SP Lideri Karamollaoğlu’ndan ‘Göçmen’ Uyarısı

Son günlerde tartışma konusu olan göçmenlerle ile ilgili açıklamalarda bulunan SP Lideri Karamollaoğlu, “Bilinmelidir ki, karşı karşıya kaldığımız tüm problemlerin birinci derecede sorumlusu olduğu gibi, göç konusunda da asıl sorumlu; kontrolsüzlüğü benimseyen iktidardır!” dedi.

Haber Merkezi / Karamollaoğlu, açıklamasının devamında, “AK Parti iktidarı, kapsamlı ve toplumsal yapıyı zedelemeyecek bir göç politikası ortaya koyamamıştır. Hükûmet, her alanda olduğu gibi bu konuda da sınıfta kalmıştır! Ne sınır güvenliğini sağlayabilmiş ne de bir göç politikası oluşturabilmiştir”  ifadelerini kullandı.

SP Lideri, açıklamasını, “Buna rağmen; bazı siyasilerin, tüm yabancıları kriminalize etme çabalarını ise üzülerek izliyor ve asla doğru bulmuyoruz. Bu siyasilerin sığınmacılara yönelik söylemlerinin yol açtığı tepkisellik, hükûmetin seçim sürecine girerken aradığı güvensizlik ortamına hizmet etmekte ve siyasi mühendisliğe zemin hazırlamaktadır.” ifadeleriyle devam ettirdi.

Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, son günlerde tartışma konusu olan göçmenlerle ile ilgili sosyal medya üzerinden açıklamalarda bulundu. Karamollaoğlu, “Sığınmacılara yönelik nefret söylemlerini üzülerek takip ediyoruz” diyerek şunları ifade etti:

“Derinleşen ekonomik krizle birlikte sığınmacılara yönelik müsamahanın azaldığını, bazı kesimlerin de nefret söylemleriyle tepkileri daha da yoğunlaştırdığını görüyoruz. Fakat bilinmelidir ki, karşı karşıya kaldığımız tüm problemlerin birinci derecede sorumlusu olduğu gibi, göç konusunda da asıl sorumlu; kontrolsüzlüğü benimseyen iktidardır!

AK Parti iktidarı, kapsamlı ve toplumsal yapıyı zedelemeyecek bir göç politikası ortaya koyamamıştır. Hükûmet, her alanda olduğu gibi bu konuda da sınıfta kalmıştır! Ne sınır güvenliğini sağlayabilmiş ne de bir göç politikası oluşturabilmiştir. Buna rağmen; bazı siyasilerin, tüm yabancıları kriminalize etme çabalarını ise üzülerek izliyor ve asla doğru bulmuyoruz. Bu siyasilerin sığınmacılara yönelik söylemlerinin yol açtığı tepkisellik, hükûmetin seçim sürecine girerken aradığı güvensizlik ortamına hizmet etmekte ve siyasi mühendisliğe zemin hazırlamaktadır.”

Geldiğimiz noktada, hükûmetin göç konusundaki politikasızlığı ve artan ekonomik krizle birlikte bu durum sürdürülemez bir noktaya gelmiştir. Hükûmetin kontrolsüz göç politikası, yasal yollarla ülkemizde bulunan sığınmacıları da zor durumda bırakmaktadır.

Ekonomik ve sosyal sıkıntıların faturası mültecilere değil, hükûmete kesilmeli ve bizzat hükûmetten hesap sorulmalıdır. İktidar, bir an evvel sınır güvenliğini sağlamalı ve toplumun geleceğe yönelik endişelerini giderecek kapsamlı bir göç politikası ortaya koymalıdır. Hükûmete yönelik eleştirileri bir kenara bırakıp, mültecileri hedef gösteren siyasiler ise ırkçı ve nefret dolu söylemlerinden vazgeçmelidir.

Unutulmasın ki, tarihe kara leke olarak geçen üzücü olaylar, genel de sonucu hesap edilmeyen sorumsuzca sözlerden kaynaklanmıştır. Bu nedenle başta siyasiler olmak üzere herkes yaşadığımız zor günleri de dikkate alarak, toplumun dinamiklerine kastedecek sözlerden ve eylemlerden kaçınmalıdır. Özellikle de birbirlerini ucuz kahramanlıklarla parlatmaya çalışan siyasiler akıllarını başlarına devşirmelidir! Türkiye Cumhuriyeti’nin İçişleri Bakanı olma sıfatını taşıyan birisi ise, bu tarz süreçlerde herkesten çok daha hassas ve duyarlı davranmalıdır.

“Erdoğan sorumluluk almalı ve olayların büyümesine engel olmalıdır”

Cumhurbaşkanı Erdoğan da olayları önce sadece seyredip, ardından kamuoyunun nabzına göre şerbet vermek yerine; ivedilikle sorumluluk almalı ve olayların büyümesine engel olmalıdır. Bölgemizdeki ülkelerle normalleşmeden ve iç çatışmalar durmadan bu sorunların çözümü mümkün değildir; bu husus da iyi idrak edilmelidir. Son olarak, herkesi aklıselime ve sağduyuya davet ediyorum.”

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Akşener: El hak Başbakan Meral Olacaktır

Partisinin Anneler Günü etkinliğinde vatandaşların “Başbakan Meral” sloganları atması üzerine karşılık veren İYİ Parti Lideri Akşener, “Bu salonu şereflendiren her bir kardeşim ‘Başbakan Meral’ diyorsa el hak Başbakan Meral olacaktır” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin Ankara İl Başkanlığı’nca Atatürk Kapalı Spor Salonu’nda düzenlenen Anneler Günü etkinliğinde konuştu.

Tüm annelerin Anneler Günü’nü kutlayan Akşener, “Anne emektir, anne vazifedir, anne fedakârlıktır. Ben anneyim, babaanneyim. Tüm gençlere Allah anne olmayı nasip etsin. Bütün annelere Cenab-ı Hak evlat acısı göstermesin. Allah, evlatları ile imtihan etmesin” dedi.

“Çocukların doğar ve doğduğu andan itibaren içimizden bir şey kopar” diyen Akşener, “Kız veya erkek, çocuğumuza âşık oluruz. Onun için yaşar, onun için yer, onun için içer, onu beslemek için bir hayat kurarız. Bütün sevgimizi veririz. Zaman zaman kocalarımız gıcık olur ama bizi ilgilendirmez. Anne yemez yedirir. Anne giymez giydirir. Anne fedâkarlıktır, anne emektir” diye konuştu.

Akşener şöyle devam etti: “Ben çok uzun bir zamandır şehit aileleri ile şehit anneleri ile hemhal olan bir insanım. Bilir misiniz, oğlunun tabutu başında için yanar o ananın. Başsağlığı dilersiniz. Gözleri kurudur ama kalbi yanar. Der ki size; ‘Vatan sağ olsun kardeşim.’ İşte bu da annenin evladının üstünde gördüğü vatan sevgisidir. Türkiye bu anaların yüzü suyu hürmetine devam ediyor. Türkiye bu annelerin yüzü suyu hürmetine, bu anaların kalbi, emeği, iradesi hürmetine ilelebet payidar kalacaktır. Kim ne yaparsa yapsın, bu anneler var oldukça, bu salonu şereflendiren sizler var oldukça bu ülke, bu memleket, bu millet, bu vatan ilelebet payidar kalacak.”

Salondaki İYİ Partili kadınlara seslenen Akşener, “Siz olmasaydınız, sizler o iradeyi göstermeseydiniz, bugün burada biz olmazdık. Bugün Meclis’te grubu bulunan, kurulur kurulmaz seçime sokulmak istenilmeyen, buna rağmen büyük bir irade ile seçime giren büyük bir siyasi partinin mensupları olarak burada olmazdık. Gözlerimizi kapatalım. Sizler olmasaydınız, sizler eşlerinize, sizler evlatlarınıza ‘Yürü arkandayım’ demeseydiniz. Sizler bizzat bu hareketin içinde olmasaydınız, Türkiye nasıl bir yerde olurdu bir düşünün. Bugün Türkiye, 13. Cumhurbaşkanı’nın Millet İttifakı adayı olacağına inanıyorsa, bugün Türkiye her türlü zorluğa rağmen, her türlü yanlışlığa, her türlü iftiraya rağmen dimdik yürüyorsa ve yandaş kayırmalarına rağmen umutla geleceğe yürüyorsa, İYİ Parti’nin kuruluşuna, İYİ Parti’nin kadınlarına, İYİ Parti’nin gençlerine, İYİ Parti’nin yaş almışlarına borçludur” ifadelerini kullandı.

“El hak Başbakan Meral olacaktır”

Salonda atılan “Başbakan Meral” sloganlarına değinen Akşener şöyle devam etti: “Birilerini kalpten götüreceksiniz arkadaşlar. Sinirlerini bozmayın insanların. Siz bunu diyorsanız, bu salonu şereflendiren her bir kardeşim ‘Başbakan Meral’ diyorsa el hak Başbakan Meral olacaktır. Atatürk’ümüzün güzel bir sözü var; ‘Hiçbir milletin kadını Anadolu kadını kadar vatanı için, milleti için eziyet çekip, irade ortaya koymamıştır. Biz onlara her şeyi borçluyuz.’ Dolayısıyla bugün burada sizler adına bir kadın olarak, sizin huzurunuzda geçmişimiz, bugünümüz ve geleceğimizin iradesini ortaya koyan tüm kadınlarımızı en kalpten dileklerimle, saygılarımla selamlıyorum.”

Paylaşın

HDP’li Buldan: Ne Pahasına Olursa Olsun Direneceğiz

Partisinin Bursa İl Örgütü Kongresi’nde konuşan HDP Eş Genel Başkanı Buldan, polisin milletvekili Ayşe Acar Başaran’a yönelik tehdit içeren sözlerine tepki göstererek, “Ne pahasına olursa olsun direneceğiz ve kazanacağız. Onlar korksunlar, çünkü kaybedecekler.” dedi.

Haber Merkezi / Pervin Buldan, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmenin devamında, “Bunu söyleyenin kimden emir aldığını ve oraya geldiğini çok iyi biliyoruz ancak onlar da çok iyi bilsin ki HDP milletvekili, yönetici her bir seçmenimiz bu tehditleriniz karşısında asla diz çökmek boyun eğemez ve size biat etmez. Bu söz 90’ların zihniyetine sahip olan iktidarın sözüdür. O zamandan bu zamana çok şey değişti. O zaman da direnen bir halk vardı, şimdi de ölümüne direnen bir halk var karşınızda” ifadelerini kullandı.

Konuşmasında ‘Anneler Günü’nü de kutlayan Buldan,  “Selam olsun Cumartesi Annelerine, Barış Annelerine, Emine Şenyaşar annemize, Deniz Poyraz’ın annesine, selam olsun bu ülkede yüreği evlatlarına kavuşmak için yanan bütün annelerimize. Artık annelerimizin tek bir damla dahi gözyaşı dökmemesi, evladımızın tırnağının taşa değmemesi için AKP-MHP hükümetini siyasi tarihten çıkarmanın zamanı geldi. Hepimizin yolu açık olsun, an serkeftin an serkeftin” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Bursa İl Örgütü 4’üncü İl Kongresine katıldı. Buldan, şunları söyledi:

“STK ve siyasi partilerin değerli temsilcileri, kadın arkadaşlarım, genç arkadaşlarım; hepiniz Bursa İl Örgütümüzün 4. Olağan Kongresine hoş geldiniz. Hepinizi sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum. Bu güzel tablonun ortaya çıkmasında büyük emekler veren il örgütümüze bir kez daha teşekkür ediyorum. Bursa’dan bütün cezaevlerindeki arkadaşlarıma; haksız ve hukuksuz bir şekilde tutuklu olan Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş, Aysel Tuğluk, İdris Baluken, Gültan Kışanak, Sebahat Tuncel, Gülser Yıldırım, Selçuk Mızraklı ve Leyla Güven’e ve ismini sayamadığım bütün arkadaşlarıma sevgi, saygı ve şükranlarımı sunuyorum. En kısa zamanda aramızda olmalarını temenni ediyorum.

“HDP, iktidar karanlığının kuşatması karşısında herkesin sesi, sözü ve gücüdür”

Kongrelerimiz vesilesiyle Türkiye’nin her yerinde, doğusundan batısına, güneyinden kuzeyine her yerde haklarımızla bu güzel coşkulu kongrelerimizi gerçekleştirmeye devam ediyoruz. Tıpkı bugün Bursa’da olduğu gibi, her yerde coşkuyla, kararlılıkla ve büyük bir moralle kongrelerimizi gerçekleştiriyoruz. Tüm baskı ve engellemelere rağmen Halkların Demokratik Partisi iktidar karanlığının kuşatması karşısında herkesin sesi, sözü ve gücü olmaya devam ediyor. Bütün engelleme ve baskılara rağmen her yerde halkımızla birlikte olmaya devam edeceğiz. Çünkü biz geleceğin Türkiyesi’nde, yarınlarında HDP’nin söz ve karar sahibi olacağını şimdiden görüyoruz. Çünkü HDP bu ülkede Türklerin, Kürtlerin, Alevilerin, Sünnilerin, Ermenilerin, Süryanilerin, kadınların, gençlerin; tüm inanç ve kimliklerin ortak sesidir, sözüdür, evidir. HDP aynı zamanda barışın köprüsüdür, aynı zamanda kardeşliğin kilididir. Bizim mücadelemiz eşit yaşamı ve sosyal adaleti ve aynı zamanda gerçek bir adaleti sağlayana kadar mücadeledir, direniştir.

“Kadınlar ve gençler söz ve karar sahibi olana kadar mücadele edeceğiz”

Biz bu ülkede kadınların ve gençlerin söz ve karar sahibi olması için mücadele yürüten bir partiyiz. Bu mücadelemizi de sonuna kadar sürdüreceğimizi bir kez daha ifade ediyoruz. Hiç kimsenin sefalet çekmediği, ülke kaynaklarının eşitçe dağıtıldığı ve geleceğimize bizim kendimizin yani halklarımızın karar vereceği bir Türkiye’yi yaratmak elbette ki bizlerin elindedir. Biz bunu gerçekleştirirken elini tutamadığımız, yüreğine dokunmadığımız ve kapısını çalmadığımız hiç kimse bırakmayacağız. Bu ülke sefa çekenlerin değil cefa çekenlerin ülkesi. Bu ülke değişip dönüşen ve geleceğin yeniden yaratıldığı bir ülke haline gelene kadar da bu mücadelemiz devam edecek.

“HDP sadece bir siyasi parti değildir, onurlu bir yaşamın duruşudur”

Bu ülkenin tüm kaynaklarını sömüren, talan eden bir zihniyete sahip bir iktidar var karşımızda. Sadece bu ülkenin kaynaklarını talan etmediler, bu ülkenin geleceğini de yok ettiler. Bu ülkenin halklarının geleceğini yarınsız, ümitsiz bıraktılar. Biz bu ülkede söz ve karar sahibi olmak istiyoruz. Biz bu ülkede halkların geleceğini belirlemek istiyoruz, kadınlar ve gençler de konuşsun istiyoruz, Saray’ın keyfi kararları değil halkın kararları bu ülkede hayata geçsin istiyoruz. İşte bizim mücadelemiz, HDP’nin mücadelesi böyle bir mücadeledir. Güç, iktidarda değil bizzat halkın kendisinde olsun istiyoruz. Buna göre de çözüm programımızı, mücadele ve direniş hattımızı ve ittifak politikamızı ayarlıyoruz. Oldukça önemli bir mücadelenin altına imzamızı koyduk, bu noktaya ilerliyoruz. HDP sadece bir siyasi parti değildir, onurlu bir yaşamın duruşudur. İktidarın, özellikle AKP-MHP’nin duyduğu korkunun asıl nedeni budur. HDP’nin korkusuz olmasıdır, cesaretli olmasıdır, umut dağıtıyor olmasıdır. AKP-MHP iktidarının asıl korkusunun bu olduğunu hepimiz biliyoruz.

“Bizim siyasetimizden, duruşumuzdan, direncimizden, mücadelemizden korkuyorlar”

Demokratik siyasetten, HDP’den, kadınların sesinden, gelecekten korkuyorlar çünkü geleceklerini kaybedeceklerini biliyorlar. Toplumsal değerleri bir bir tüketen bir iktidar var. Hiçbir siyasi ahlak ve etik kuralı, hukuku tanımayan bir iktidar var. Topluma diz çöktürme politikalarını uygulamaya çalışan bir iktidar var karşımızda. HDP’yi ve mücadelesini en büyük engel olarak gören bir iktidar var karşımızda. Karşımızdakiler bizim siyasetimizden, duruşumuzdan, direncimizden, mücadelemizden korkuyorlar. Ama korkmaya devam etsinler, biz onların korkulu rüyası olmaya devam edeceğiz. Bizden korktukları için karşımıza siyasetle çıkmıyorlar; karşımıza siyasi davalarla, kumpas davalarıyla çıkıyorlar. Gezi Davası onlar için korkulu bir rüyaydı ve son duruşmada verdikleri kararları gördük. Önlerinde 3 ayrı dava daha var. Biri devam eden Kobanî Kumpas Davası, biri HDP’yi kapatma davası, bir diğeri de tüm siyasi davalar.

“AKP ve MHP insani olan her şeyle çatışma halinde, çünkü siyasetleri bitti”

Arkadaşlarımızın yargılandıkları ama aslında AKP’yi yargılayan bir duruş sergileyen milletvekillerimizin, belediye eşbaşkanlarımızın, siyasetçilerimizin olduğu duruşmalar var. Bizim karşımıza siyaseten çıkmadıklarını biliyoruz, karşımıza kumpas davaları ile çıkıyorlar. Bunların haklara karşı, Türkiye haklarına karşı açtıkları davaların farkındayız. Bu davalara sıkı sıkıya sarıldıklarını da çok iyi biliyoruz. Bunları tek tek anlatmaya kalksak Bursa’dan Ankara’ya duble yol olur. Türkiye halkları ve demokrasi güçleri bu davaların, kumpasların farkında. Bize karşı, HDP’ye karşı örülmek istenen oyunların farkında. Bunlar tüm Türkiye toplumuyla, Kürtlerle, Alevilerle, farklı kimliklerle, kadın ve gençlerle davalı ve çatışmalı bir haldeler. Hukukla bile bunlar davalı bir haldeler. Bu ülkenin toprakları, ormanları, ağaçları ve dereleriyle bile davalı bir duruma düşen AKP ve MHP iktidarı var karşımızda. İnsani olan her şeyle çatışma halindeler çünkü siyasetleri ve gelecekleri bittiği için bu davalarla bizleri oyalamaya çalışıyorlar.

“‘Seni duvara çivilerim’ 90’ların zihniyetine sahip olan iktidarın sözüdür”

Yatıyorlar, kalkıyorlar bizimle uğraşıyorlar. Bu davalar yetmediği için de provokatörleri parti binalarımızın önüne göndermekten geri durmuyorlar. Son örneğini 3 gün önce Genel Merkezimiz önünde gördük. Bir provokasyonun planlı bir şekilde yapıldığına tanık olduk. Bir polisin seçilmiş bir halk iradesine, milyonların temsilcisine ‘‘Seni duvarı çivilerim’’ demesi, yenilip yutulacak bir laf değildir. Kadın Meclisi Sözcümüze, halkın iradesine bu sözün tek başına söylenmediğini çok iyi biliyoruz. Bunu söyleyenin kimden emir aldığını ve kimin talimatıyla oraya geldiğini de çok iyi biliyoruz. Ancak onlar da çok iyi bilsin ki HDP milletvekilleri, yöneticileri, HDP’ye oy veren her bir seçmenimiz bu tehditleriniz karşısında asla diz çökmez, size biat etmez. ‘‘Seni duvara çivilerim’’ 90’ların zihniyetine sahip olan iktidarın sözüdür. ‘‘Seni duvara çivilerim’’ sözü 90’larda asit kuyularında insanların yakılmasının emrini verenlerin zihniyeti ile aynıdır, faili meçhullerin emirlerini veren zihniyet ile aynıdır. Ancak o zaman da direnen bir halk vardı, şimdi de ölüme direnen bir halk var karşınızda.

“Türkiye halkları, kadınları özellikle de Kürt kadınları asla size boyun eğmez”

Türkiye toplumuna gözdağı vermeyi düşündüklerini biliyoruz ama yanılıyorlar; Türkiye halkları, kadınları özellikle de Kürt kadınları asla size boyun eğmez. Ne pahasına olursa olsun ölümüne direneceğiz, mücadele edeceğiz ve kazanacağız. Onlar korksunlar, çünkü kaybedecekler.

Cezaevleri tecrit ortamına dönüştü. Hasta tutuklular ölümle pençeleşirken, cezaevlerinde insan hakları ihlalleri her gün yaşanırken bu ülkenin geleceğe vaat edeceği hiçbir şeyin olmadığını görüyoruz. Tecrit içinde tecridin yaşandığı, insanların cezaevlerinde hak ihlalleri ile karşılaştığı, tabutların çıktığı bir süreci yaşıyoruz. Bugün İmralı Cezaevinde görüş olmadığı halde dün avukatlara tekrardan 6 aylık Sayın Öcalan ile görüşme yasağı getirildi. Böyle bir dönemden geçiyoruz. Zaten bir görüşme yok. Ne aile ne de avukat görüşü var ama bir kez daha görüş yasağı verildiğini öğrendik. Kendi yasalarını bile uygulamayan bir ülke haline geldi Türkiye. Cezaevlerindeki hak ihlallerinden bu ülkenin yönetenleri birebir sorumludur. Bu ülke AKP ve MHP’ye mecbur ve mahkum değildir. İlk seçimlerde tüm demokrasi güçleriyle oluşturacağımız ittifaklar ve güç birlikleriyle bu iktidarı tarihin çöp sepetine gönderene kadar mücadeleye devam edeceğiz.

“Ne yaparlarsa yapsınlar halkın umudunu söndüremeyeceklerini görecekler”

Onlar, meydanları bütün engellemelere rağmen boş bırakmayan halk gerçekliğinin farkındalar; HDP’yi korkutamadıklarının farkındalar; Türkiye halklarını susturamadıklarının farkındalar; gençleri, emekçileri, kadınları durduramadıklarının farkındalar. Bunu 8 Mart’ta, Newroz’da, 1 Mayıs’ta milyonların alanları doldurmasından gördüler. Biz meydanları doldurmaya devam edeceğiz. Bu mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğiz. Bursa’dan bir kez daha söz veriyoruz: Ne yaparlarsa yapsınlar halkın umudunu söndüremeyeceklerini görecekler, barış ve demokrasiyi engelleyemeyeceklerini bilecekler.

“İktidar ömrünü uzatmak için yeni çatışma ve savaş politikalarını devreye soktu”

Her fırsatta çatışma ve savaş politikalarına sarılan bu iktidarın ömrünü uzatmak için yeni çatışma ve savaş politikalarını devreye soktuğunu biliyoruz. Yarattıkları bu olumsuz tabloların ve her gün enflasyonun yükselmesinin görmezden gelinmesini sağlamak için yeni alanlar oluşturmaya çalıştılar. Savaş ve çatışma politikalarını ömürlerini uzatmak için devreye koyduklarını biliyoruz. En önemlisi de Kürtler hiçbir yerde kazanmasın, söz ve karar sahibi olmasın diye savaşa sarılan bir AKP gerçekliği var. Biz HDP olarak savaşın değil barışın, ölümün değil yaşamın olması için, tüm halkların barış içinde yaşayacağı bir geleceğe sahip olması için bu mücadeleye devam edeceğiz. Bu ülkede yoksulluk ve enflasyon var, insanlar açlıktan ve sefaletten iş yerlerini açamaz duruma geldi. Bu manzaranın tek nedeni AKP-MHP iktidarıdır. Yarınlarımızı çalmak isteyenlere karşı birlik ve beraberliğimizi korumak durumundayız. Nerede bir ezilen, sömürülen, haksızlığa uğrayan varsa HDP oradadır, orada olmaya devam edecektir.

“AKP-MHP hükümetini siyasi tarihten çıkarmanın zamanı geldi”

Bugün aynı zamanda Mayıs ayının ilk pazarı, yani Anneler Günü. Ben de acılı bir anne olarak bu ülkede evlatlarını kaybeden, evlatlarına kavuşmak isteyen, yüreği evladına kavuşmak için tutuşan bütün annelerimizin hiçbir ayrım yapmadan Anneler Gününü yürekten kutluyorum. Selam olsun Cumartesi Annelerine, selam olsun Barış Annelerine, selam olsun Emine Şenyaşar annemize, selam olsun Deniz Poyraz’ın annesine, selam olsun bu ülkede  yüreği evlatlarına kavuşmak için yanan bütün annelerimize! Bu ülkede çok acı çeken, göz yaşı döken annelerimiz var. Artık annelerimizin tek bir damla dahi gözyaşının dökülmemesi, tek bir evladımızın tırnağının taşa değmemesi için AKP-MHP hükümetini siyasi tarihten çıkarmanın zamanı geldi. Bu da ilk seçimde gerçekleşecek, ilk seçimler için bizim hedefimiz olacaktır.

Bir kez daha, özellikle 2 yıldır bu kentte yöneticilik yapan, başta il eşbaşkanlarımız olmak üzere tüm arkadaşlarımıza binlerce kez teşekkür ediyorum. Hepsinin emeğine, yüreğine sağlık. Bugünkü kongrede yeni seçilecek olan bütün arkadaşlarıma, il eşbaşkanlarıma bu zorlu ama onurlu süreçte üstün başarılar diliyorum. Hepimizin yolu açık olsun. An serkeftin an serkeftin.”

Paylaşın

Ekonomi Ve Sığınmacılar Konusu AK Parti’yi Zorluyor

Türkiye gazetesi, ekonomi ve sığınmacılar konusunun “AK Parti’yi zorladığını” yazdı. Yücel Kayaoğlu imzalı haberde, AK Parti’nin 2023 seçimlerine Türkiye’nin en önemli gündem başlıkları arasında yer alan ekonomi ve sığınmacılar konusunu çözerek girmeyi hedeflediği belirtildi.

AK Parti vekillerinin bayram boyunca seçim bölgelerinde yaptıkları temaslarda benzer şikâyetler olduğu belirtilen haberde seçmenin nabzı tutuldu ve vekillerin izlenimleri aktarıldı. AK Parti’nin oy oranının yüzde 35 olduğu belirtilirken, yüzde 10’luk bir kitlenin kararsız olduğu ifade edildi. Haberde şu ifadeler yer aldı:

“AK Parti milletvekilleri ramazan ayı ve bayram boyunca seçim bölgelerinde temaslarını sürdürdü. Bu temaslarda hayat pahalılığı ve mültecilerle ilgili şikâyetler başı çekti. Bu iki konu dışında en önemli başlıklardan biri ise EYT’liler oldu. AK Parti, 2023 seçimlerine Türkiye’nin en önemli gündem başlıkları arasında yer alan ekonomi ve mülteciler problemini çözerek girmeyi hedefliyor. AK Parti’deki seçim stratejisi toplantılarında da son dönemde en fazla sığınmacılar ve ekonomi üzerinde değerlendirilmeler yapılıyor. Ramazan ayı ve bayram boyunca, AK Parti yönetimi, milletvekilleri ve teşkilatların yaptıkları saha çalışmalarındaki ortak izlenim, değerlendirmeler şöyle sıralanıyor:

Hayat pahalılığı ilk sırada. Son dönemde mülteciler de gündem oldu. Ama mülteci sorununun sahada pek bir etkisi yok. Muhalefet, mültecileri ‘siyasi açıdan istismar’ aracı olarak kullanıyor. ‘Suriyeliler yüzünden iş bulamıyorsunuz, bunlar yüzünden sıkıntı çekiyorsunuz’ diyerek kullanıyor. Suriyeli sığınmacılarla ilgili yalan-yanlış bilgiler yayılıyor.

Vatandaş, mültecileri çok büyük problem olarak görmüyor ama ekonomik sıkıntı çektiği için bunları bahane ederek tepki gösterenler var. Bir yandan da özellikle hizmet sektöründe ve tarım-hayvancılıkta çalıştıracak adam bulamadıkları için Afgan veya Suriyelileri çalıştıranlar var. ‘Mülteciler olmazsa işimiz zor’ deniyor. Genel olarak vatandaş nezdinde bir ‘Suriyeli’ tartışması yapılmıyor. Ama siyaseten kullanılıyor.

Sahada görünen, AK Parti’nin çekirdek seçmeni hâlen partide. Toplumun yüzde 35’lik kesimi AK Parti’ye oy vereceğini söylüyor. Ancak yüzde 10’dan fazla bir kararsız kitle var. Bu kitle daha önce AK Parti’ye oy veren, ama şimdi kafası karışık olan bir kitle. Muhalefet cephesine de gitmek istemiyor. Çünkü onlar da umut vermiyor bu kitleye. Bu kesim şimdilik ne AK Parti’ye ne de muhalefete yanaşıyor. Gri alanda bekliyorlar.

AK Parti’ye yakın olan bu kesimler, ‘Köprü, yol baraj gibi söylemleri bırakın artık. Vatandaşın bireysel taleplerini karşılayın’ diyor. Türkiye’de seçimler muhtarlık seçimlerine döndü iyice, yani Kanal İstanbul’u veya başka otoyolları anlatarak seçim kazanmak zor. Vatandaş ‘Benim için ne yaptın’ diyor. Bireysel talepler karşılanmalı. Bu nedenle dar gelirlileri rahatlatmaya yönelik yeni bazı adımların atılması bekleniyor. Özellikle 9’uncu aydan itibaren hükûmet dar gelirlileri rahatlatmaya yönelik bazı adımlar atarsa, sıkıntı ortadan kalkar.”

Paylaşın