Yargıtay Canan Kaftancıoğlu’nun Cezasını Onadı, Siyasi Yasak Koydu

Yargıtay, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesinin çarptırdığı 9 yıl 8 ay 20 günlük hapis cezasıyla ilgili kararını açıkladı.

Yargıtay, sosyal medya paylaşımları nedeniyle hapis cezası alan Kaftancıoğlu üzerindeki beş suçlamadan üçünün cezasını onadı. Onanan suçlamaların toplam cezası 4 yıl 11 ay.

Kaftancıoğlu ‘terör örgütü propagandası yapmak’, ‘kamu görevlisine hakaret’, ‘Cumhurbaşkanına hakaret’, ‘Türkiye Cumhuriyeti devletini alenen aşağılama’ ve ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme’ suçlarından hapis cezasına çarptırılmıştı.

Yargıtay bunlardan “kamu görevlisine hakaret”, “Türkiye Cumhuriyeti devletini alenen aşağılamaktan” verilen 1 yıl 6 ay 20’şer günlük cezaları olduğu gibi, “Cumhurbaşkanına hakaretten” verilen 2 yıl 4 ay hapis cezasını ise 1 yıl 9 ay olarak düzeltilerek onandı.

Yargıtay, “örgüt propagandasından” çarptırıldığı 1 yıl 6 aylık hapis cezası ile “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmekten” verilen 2 yıl 8 aylık hapis cezasını suçun unsurlarını oluşturmadığını söyleyerek bozdu.

Yargıtay propaganda cezasının bozma kararında “Terör örgütü propagandası yapma suçunun oluşması için terör örgütü ile ilgili bir öğretinin, düşüncenin veya inancın başkalarına tanıtılması, benimsetilmesi ya da yayılması amacıyla yapılmasının yanında terör örgütünün cebir, şiddet ve tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek, bu yöntemleri övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde yapılması gerekmektedir.” dedi.

“Hukuksuzluğun hepimize yaşattığı mağduriyet”

Karar sonrası Twitter’dan bir video yayınlayan Kaftancıoğlu, paylaşımında “Nerede olursak olalım çalışacak, çalışacak umudu örgütleyerek iktidardaki kötülüğü hep birlikte gönderecek, hukukun üstünlüğünü tesis ettiğimizde hep birlikte nefes alacağız…” dedi.

Videoda şöyle konuştu:

“Değerli dostlar, kıymetli yol arkadaşlarım merhaba. Size Ankara- İstanbul yol arasından sesleniyorum. Bugün defnettiğimiz çok kıymetli aydınımız müzikolog ve yazar Ahmet Say’ın cenaze töreninden dönerken Yargıtay’dan kararın çıktığı bilgisi sizler gibi bana da ulaştı.

Burada mesele Canan Kaftancıoğlu’na ne ceza verildi, nasıl verildi meselesinin ötesinde bu ülkede hukukun geldiği nokta ve hukuksuzluğun hepimize yaşattığı mağduriyet. Bundan dolayı, merak eden, arayan, soran dostlarıma şunu söylemek isterim ki; biz, iktidardaki kötülüğü gönderinceye kadar bu ülkede sadece Canan Kaftancıoğlu için değil, 84 milyon için hukuku ve hukukun üstünlüğünü yeniden sağlayıncaya kadar her şekilde çalışmaya, çalışmaya ve çalışmaya devam edeceğiz.

Şimdi İstanbul’a giderek yine çalışmaya devam edeceğim. Asla ve asla umudunuz kaybetmeyin. İktidardaki kötülüğü bizler umudu örgütleyerek göndereceğiz. İşte o zaman bu ülkede gerçek adalet ve gerçek hukuk tesis edilmiş olacak. Hepinizi kocaman kucaklıyorum”

Kılıçdaroğlu, milletvekillerini çağırdı

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu kararın açıklanmasından sonra partisinin tüm milletvekillerini İstanbul İl Başkanlığına çağırdı.

Ne olmuştu?

Canan Kaftancıoğlu’na 10 yıl önce sosyal medyadan yaptığı paylaşımlar nedeniyle dava açıldı. Kaftancıoğlu ayrıca, sosyal medyadan da hedef gösterildi.

“Cumhurbaşkanına hakaret”, “Kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret”, “Türkiye Cumhuriyeti Devletini alenen aşağılama”, “Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek”, “Terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasıyla 17 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılandı.

İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada 6 Eylül 2019’da karar açıklandı. Kaftancıoğlu “silahlı terör örgütü propagandası yapmak” suçundan 1 yıl 6 ay, “kamu görevlisine alenen hakaret etme” suçundan 1 yıl 6 ay 20 gün, “Cumhurbaşkanına alenen hakaret etme” suçundan 2 yıl 4 ay, “Türkiye Cumhuriyeti Devletini alenen aşağılamak” suçundan 1 yıl 8 ay, “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek” suçundan 2 yıl 8 ay olmak üzere toplam 9 yıl 8 ay 20 gün hapis cezasına mahkum edildi.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Türkiye Nüfusu, 2021’de ‘Kendini Yenileyemedi’

2021’de canlı doğan bebek sayısı 1 milyon 79 bin 842 olarak kayıtlara geçti. Bir kadının doğurgan olduğu dönem boyunca doğurabileceği ortalama çocuk sayısını ifade eden “toplam doğurganlık hızı”, 2001’de 2,38 çocukken, 2021’de 1,7 çocuk olarak gerçekleşti. Bu durum, doğurganlığın nüfusun yenilenme düzeyi olan 2,1’in altında kaldığını gösterdi.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Doğum İstatistikleri 2021 verilerini açıkladı. Buna göre, canlı doğan bebek sayısı 2021 yılında 1 milyon 79 bin 842 oldu. Canlı doğan bebeklerin yüzde 51,3’ü erkek, yüzde 48,7’si kız oldu.

Toplam doğurganlık hızı, bir kadının doğurgan olduğu dönem olan 15-49 yaş grubunda doğurabileceği ortalama çocuk sayısını ifade etmektedir.

Toplam doğurganlık hızı, 2001 yılında 2,38 çocuk iken 2021 yılında 1,70 çocuk olarak gerçekleşti. Yani, bir kadının doğurgan olduğu dönem boyunca doğurabileceği ortalama çocuk sayısı 2021 yılında 1,70 oldu. Bu durum, doğurganlığın nüfusun yenilenme düzeyi olan 2,10’un altında kaldığını gösterdi.

Toplam doğurganlık hızının en yüksek olduğu il Şanlıurfa

Toplam doğurganlık hızının en yüksek olduğu il 2021 yılında 3,81 çocuk ile Şanlıurfa oldu. Bu ili 3,18 çocuk ile Şırnak, 2,78 çocuk ile Mardin izledi. Toplam doğurganlık hızının en düşük olduğu il ise 1,21 çocuk ile Kütahya oldu. Bu ili 1,25 çocuk ile Bartın, 1,26 çocuk ile Zonguldak izledi

Avrupa Birliği üyesi 27 ülkenin toplam doğurganlık hızları incelendiğinde, 2020 yılında en yüksek toplam doğurganlık hızına sahip olan ülkenin 1,83 çocuk ile Fransa olduğu, en düşük toplam doğurganlık hızına sahip olan ülkenin ise 1,13 çocuk ile Malta olduğu görüldü. Toplam doğurganlık hızı 2020 yılında binde 1,76 olan Türkiye, Avrupa Birliği üyesi ülkeler arasında 3. sırada yer aldı.

Kaba doğum hızı binde 12,8

Kaba doğum hızı, bin nüfus başına düşen canlı doğum sayısını ifade etmektedir. Kaba doğum hızı, 2001 yılında binde 20,3 iken 2021 yılında binde 12,8 oldu. Diğer bir ifade ile 2001 yılında bin nüfus başına 20,3 doğum düşerken, 2021 yılında 12,8 doğum düştü.

Kaba doğum hızı illere göre incelendiğinde, 2021 yılında kaba doğum hızının en yüksek olduğu il binde 29,1 ile Şanlıurfa oldu. Bu ili binde 25,4 ile Şırnak, binde 22,6 ile Mardin izledi. Kaba doğum hızının en düşük olduğu il ise binde 8,0 ile Zonguldak oldu. Bu ili binde 8,2 ile Bartın, binde 8,5 ile Giresun, Kırklareli, Çanakkale ve Edirne izledi.

Türkiye’nin kaba doğum hızının Avrupa Birliği üyesi 27 ülkenin kaba doğum hızlarından daha yüksek olduğu görüldü. Avrupa Birliği üyesi 27 ülkenin kaba doğum hızları incelendiğinde, 2020 yılında en yüksek kaba doğum hızına sahip olan ülkenin binde 11,2 ile İrlanda olduğu, en düşük kaba doğum hızına sahip olan ülkenin ise binde 6,8 ile İtalya olduğu görüldü.

Yaşa özel doğurganlık hızı, belli bir yaş grubunda bin kadın başına düşen ortalama canlı doğan çocuk sayısını ifade etmektedir. Yaş grubuna göre doğurganlık hızı incelendiğinde, 2001 yılında en yüksek yaşa özel doğurganlık hızı binde 144 ile 20-24 yaş grubunda iken 2021 yılında binde 113 ile 25-29 yaş grubunda görüldü. Bu durum, doğurganlığın kadının daha ileri yaşlarında gerçekleştiğini gösterdi.

Adölesan doğurganlık hızı, 15-19 yaş grubunda bin kadın başına düşen ortalama canlı doğan çocuk sayısını ifade etmektedir. Adölesan doğurganlık hızı, 2001 yılında binde 49 iken 2021 yılında binde 13’e düştü. Diğer bir ifadeyle, 2021 yılında 15-19 yaş grubundaki her bin kadın başına 13 doğum düştü.

Avrupa Birliği üyesi 27 ülkenin adölesan doğurganlık hızları incelendiğinde, 2020 yılında en yüksek adölesan doğurganlık hızının olduğu ülke binde 38 ile Bulgaristan, en düşük adölesan doğurganlık hızının olduğu ülke ise binde 2 ile Danimarka ve Hollanda oldu. Adölesan doğurganlık hızı 2020 yılında binde 15 olan Türkiye, Avrupa Birliği üyesi 8 ülke ile beraber Avrupa Birliği ortalamasının üzerinde yer aldı.

Doğum yapan annelerin ortalama yaşı 29,1

Doğumlarını 2001 yılında gerçekleştiren annelerin ortalama yaşı 26,7 iken 2021 yılında 29,1 oldu. İlk doğumunu 2021 yılında gerçekleştiren annelerin ortalama yaşı ise 26,7 oldu.

İlk doğumdaki ortalama anne yaşı illere göre incelendiğinde, 2021 yılında ilk doğumda ortalama anne yaşının en yüksek olduğu il 28,4 ile İstanbul oldu. Bu ili 28,0 yaş ile Eskişehir, Rize, Trabzon ve Artvin, 27,9 yaş ile Muğla, İzmir ve Ankara izledi.

İlk doğumdaki ortalama anne yaşının en düşük olduğu il ise 23,6 ile Ağrı oldu. Bu ili 23,9 yaş ile Muş, 24,2 yaş ile Şanlıurfa izledi. Doğumların 2021 yılında yüzde 3,1’i çoğul doğum olarak gerçekleşirken, bu doğumların yüzde 96,2’si ikiz, yüzde 3,5’i üçüz ve yüzde 0,3’ü dördüz ve daha fazla bebek olarak gerçekleşti.

Doğum sırasına göre doğumlar incelendiğinde, 2021 yılında doğumların yüzde 35,8’inin ilk, yüzde 32,2’sinin ikinci, yüzde 18,2’sinin üçüncü, yüzde 13,1’inin ise dördüncü ve üzeri doğum olarak gerçekleştiği görüldü.

Paylaşın

Demirtaş: Halk Nefessiz Kalmışken, Aydınlar Aktif Tutum Almalı

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, aydın, sanatçı, akademisyen ve gazetecilere yazdığı açık çağrı mektubunda gelecek seçimlerin önemine işaret etti ve aktif tutum alınması çağrısında bulundu.

Selahattin Demirtaş, “Bulunduğunuz yerden sesinizi yükseltmeniz, hiç kimsenin ve hiçbir kesimin dışlanmadan Cumhuriyet’in ikinci yüz yılında yeniden inşa sürecine dahil edilmesini talep etmeniz çok önemli olacaktır. Ayrıca yaşanan yıkımın yol açtığı tahribatların daha da artmaması için kesintisiz şekilde sürece dahil olmanız, tam demokrasi talebinizi sürekli şekilde görünür kılmanız da çok acil bir toplumsal ihtiyaçtır. Halk bu kadar nefessiz kalmış ve adeta kan ağlıyorken aktif bir tutum almak sizler gibi aydınların tarihsel sorumluluğudur.” dedi.

Bu çerçevede, sivil toplum örgütlerinin ve siyasi parti genel başkanlarının imzasına açılacak bir “Demokrasi Sözleşmesi” yazılabileceğini belirten Demirtaş, “Aydınlar Heyeti” kurulabileceğini, “Bir Hayalimiz Var” adıyla bir konferans düzenlenebileceğini önerdi.

Selahattin Demirtaş, aydın, sanatçı, akademisyen ve gazetecilere bir çağrı mektubu yazdı. Eşi Başak Demirtaş aracılığıyla gönderdiği mektubunun tamamı şöyle;

“Beş yılı aşkın süredir siyasi rehine olarak cezaevinde tutulmama rağmen halka karşı duyduğum sorumluluğun gereği olarak zaman zaman düşüncelerimi kamuoyuyla paylaşıyorum. Sizinle birlikte, çok sayıda aydın,sanatçı, akademisyen ve gazeteciye gönderdiğim bu mektubu da aynı motivasyonla kaleme alıyorum.

Elbette ki mektubumun bir muhatabı da kendilerine ulaşamadığım tüm değerli demokrat aydınlardır. Değerli arkadaşım, Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu uzun uzun anlatmaya gerek görmüyorum. Yaşananların zaten tanığı, bir yönüyle mağdurusunuz. Bulunduğunuz yerden bir arayış, bir çözüm umudu yaratma çabası içinde olduğunuzdan da eminim. Bununla birlikte, karşımızdaki zorbalığın elinde tuttuğu ve çılgınca kullanmaktan çekinmediği gücün yarattığı tehdidin de farkındayım. Bu durumla baş edebilmek için yürütülen özverili mücadeleleri de görüyor, takdir ediyorum.

Ancak içinde bulunduğumuz kritik sürece ilişkin yeni şeyler söylemenin önemini vurgulamak, bu doğrultudaki düşüncelerimi sizinle paylaşmak istiyorum. Elbette hiçbirimizin elinde sihirli değnek yok. Ülkemizin içinde bulunduğu kaos ve sürüklendiği çöküşten çıkışın biricik yolu farklılıklarımızla birlikte, ortak akılla hareket etmektir. Aynı denizde buluşan ayrı nehirler olarak akmak bir zaaf değil, demokrasinin gücü ve güzelliğidir.

‘Türkiye’nin aydınlık ve ortak geleceğine olan inancımız…’

İktidarın en çok çekindiği ve engellemeye çalıştığı şey de budur. Bu nedenle kesintisiz bir kirli propaganda çalışması yürüterek başta HDP olmak üzere tüm muhalif kesimleri düşmanlaştırmaya, kriminalize etmeye çalışıyorlar. Oysa muhalif kesimlerin hiçbiri ne halk ne de Türkiye düşmanıdır. Herkes, hepimiz tüm iyi niyetimizle ülkede yaşanan çöküşü durdurmaya, toplumu felaketten kurtarmaya çalışıyoruz. Kimliklerimiz, inançlarımız, siyasi görüşlerimiz birbirinden farklı olmasına rağmen Türkiye’nin aydınlık ve ortak geleceğine olan inancımız nedeniyle akla en uygun olanda yani demokrasinin temel ilkelerinde buluşmaya çalışıyoruz. Tüm bozma girişimlerine karşın bu doğrultuda önemli ve anlamlı mesafeler de alınmıştır. Bunu görmezden gelmediğimi belirtmeliyim.

Ne var ki gelinen aşamada, giderek büyüyen bir riskin de altını çizmek zorundayım. Muhalefetin farklı şekillerde bir araya gelme girişimleri henüz yeterince toplumsal heyecana, kolektif bir umuda yol açmamış, toplumun çoğunluğunu tatmin edememiştir. Kanımca bunun temel nedeni, köklü bir zihniyet devrimi ve yapısal değişiklikler yerine, genelde iktidar değişimini hedefleyen yetersiz yaklaşımlardır. Muhalefet, bu haliyle bir kısır döngü içindeymiş görüntüsü veriyor. Eski düşünce kalıpları ve yüz yıllık gereksiz korkular ile milliyetçi reaksiyonların rengini verdiği tutumlar hiçbirimize yeni bir yaşam vaat etmiyor.

Temel hedef, taktiksel iş birlikleriyle seçim kazanmaya çalışmak olmamalıdır. Tam tersine asıl hedef, seçimler aracılığıyla Cumhuriyet’i demokrasi temelinde yeniden inşa etmek olmalıdır. Sevgili dostum, 2023 yılında, Cumhuriyet’in ikinci yüz yılına girilirken ne yazık ki bir kez daha Kürtler, Aleviler ve farkli inanç grupları başta olmak üzere önemli toplum kesimlerinin ve sol, sosyalist güçlerin sürecin dışında tutulmaya çalışıldığını gözlemliyorum. Bunun bir nedeni, iktidarın hedefi haline gelmenin yarattıği çekingenlik olsa da asıl nedenin, sorunlara geçmiş kodlarla yaklaşmak olduğu düşüncesindeyim.

Bunca deneyim, sorgulama ve tartışmaya rağmen resmî ideoloji sınırlarının dışında, devletçi ve milliyetçi anlayışın ötesinde yeni bir perspektif ortaya konulamıyor. Oysa Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı Kürtler, Aleviler ya da çeşitli inanç grupları ile kimlikler Türkiye’nin ana unsuru, parçası, sahibidir. On milyonlanı bulan nüfuslarıyla eşitliğe, özgürlüğe, hakkaniyetli bir yaklaşıma her halk, her yurttaş kadar layıktırlar. Tüm baskılara ve akıl almaz zorlamalara rağmen Kürtler halen birlikte, yan yana yaşama taraftarıdır. Bugün Türkiye’de iddianameler ve ceza kararları dışındaki tek bir belgede Kürt sözcüğü geçmez.

Yani yirmi milyon Kürt resmiyette yoktur, yüz yıldır üstü çizilmiştir. Bizim de israrla altını çizmemizin nedeni budur. Kürt sorununun çözümünü sırf ben Kürt olduğum için değil, bu sorun çözülemezse ülkeye demokrasinin gelmesi mümkün olamayacağı için çok önemli görüyorum. Hakeza Alevi yurttaşlarımızın, neredeyse devletin tümünden dışlanmış olmaları, Cumhuriyet’in ikinci yüz yılında yeniden inşa sürecine eşit yurttaşlık talebiyle katılmalarını zorunlu kılmaktadır. 1923’ten sonra 2023’te de Kürtlerin, Alevilerin ve diğer kesimlerin yok sayılmaları demokrasiyi kurmayı imkansız hale getirir.

Zaten böyle bir yaklaşımın kendisi demokrasiye temelden aykırıdır. Kürt sorunu dahil tüm temel demokrasi sorunlarında beklentimiz seçim döneminde nihai çözüm sağlanması değil elbette. Çözüm, bir süreç ve kapsamlı bir demokratikleşme işidir. Ancak daha en baştan ortaya konulacak tutum hem seçimin kaderini belirleyecek hem de seçimler sonrasında gerçek demokrasinin ve büyük barışın önünü açacaktır. Bu anlamıyla Kürt sorunu, demokratik tutum açısından bir turnusol niteliğindedir. Bizler Kürt siyasetçiler olarak sorunlarımızı diyalogla, müzakere yöntemiyle, barış içinde çözmek için gayret ediyoruz.

Eksiklerimizin, hatalarımızın olduğunun farkındayız. Bu çerçevede her zaman özeleştirisel bir tutum sergilemekten hiç geri durmadık. Önemli olan çözümün önünü açmak, demokrasi mücadelesine katkı sunmaktır, derdimiz bir suçlu bulmak, birilerini sorumlu tutmak değildir. Bununla birlikte tüm siyasi kesimlerin geçmişle yüzleşmelerini ve özeleştirisel yaklaşmalarını da bekliyor, bunu önemsiyoruz.

Değerli arkadaşım, ülkemizin içinde bulunduğu koşullarda sizin gibi değerli aydınların, yazarların ve sanatçıların çok önemli bir rol oynayabileceği düşüncesindeyim. Sizler toplumun vicdani, ortak aklı ve hakkaniyetin sesi olarak ülkemizin içinde bulunduğu tıkanıklığın aşılmasına katkı sunabilirsiniz. Tarihi bir fırsatın heba edilmesine engel olabilir, demokrasinin inşasını kolaylaştıracak birlik zeminini yaratabilirsiniz. Olası bir yanlış anlaşılmayı önlemek için belirtmem gerekir ki kastettiğim şey, muhalefetin tek bir ittifakta buluşması değildir.

Toplumsal ve siyasal muhalefetin demokrasi paydasında gönül birliği, söz birliği etmesidir. Bu doğrultuda, bulunduğunuz yerden sesinizi yükseltmeniz, hiç kimsenin ve hiçbir kesimin dışlanmadan Cumhuriyet’in ikinci yüz yılında yeniden inşa sürecine dahil edilmesini talep etmeniz çok önemli olacaktır. Ayrıca yaşanan yıkımın yol açtığı tahribatların daha da artmaması için kesintisiz şekilde sürece dahil olmanız, tam demokrasi talebinizi sürekli şekilde görünür kılmanız da çok acil bir toplumsal ihtiyaçtır. Halk bu kadar nefessiz kalmış ve adeta kan ağlıyorken aktif bir tutum almak sizler gibi aydınların tarihsel sorumluluğudur.

Elbette neler yapacağınızı, neler yapabileceğinizi en iyi siz bilirsiniz. Ancak yine de öneri sunmam gerekirse yazılarınızla, sosyal medya mesajlarınızla, panel ve söyleşi gibi etkinliklerinizle, yayımlayacağınız deklarasyonlarla, röportaj veya kısa videolarla, belki tüm sivil toplum örgütleri ve siyasi parti genel başkanlarının imzasına açacağınız “Demokrasi Sözleşmesi” gibi aktivitelerle sistemli, örgütlü bir aydın hareketini hayata geçirerek Cumhuriyet’in ikinci yüz yılını demokrasi ile taçlandırmaya çok kıymetli katkılar sunmuş olursunuz.

‘Aydınlar heyeti’ önerisi

Hepimizin hayalindeki aydınlık yarınlara bir adım daha yaklaşılmasını sağlarsınız. Seçim öncesi ve sonrası tüm bu tarihi süreçlerin hem gözlemcisi hem destekçisi hem denetçisi olursunuz. Oluşturacağınız “Aydınlar Heyeti” ile tüm gelişmeleri, siyasi aktörler dışında üçüncü göz olarak yakından takip edersiniz. Ya da “Bir Hayalimiz Var” adıyla bir konferans düzenler ve hepimizi, siyasal ve toplumsal muhalefeti o konferansta, o hayal etrafında buluşturur, birlikte mücadele ve beraber inşa ortamı yaratırsınız. Sizin de paylaştığınıza inandığım ortak hayalimiz olan gelecek Türkiye’sinde teklik değil, çok kültürlülük, çok dillilik var.

Tek adam yerine çoğulculuk var. Emeğin acımasızca sömürüsüne karşı hakça paylaşım var. Kadınlar eşit, özgür ve güçlüdür bizim hayalimizde. Devlet çetelerin yuvası değil, halkın hizmetkarıdır. Yerinden yönetim modelleriyle her yurttaş söz ve karar sahibidir. Bizim hayalimizdeki Türkiye, çiçek bahçesi gibidir ve herkes kendi kimliğiyle, inancıyla, yaşam tarzıyla özgürce yer alır bu bahçede. Hepimizin kendimiz kalarak bir olması vardır.

Tek ırk değil, tek yürek olmaktır hayalimiz. Özgürlükçü laiklik sayesinde inanç özgürlüğü de vardır hayalimizde, dinlere saygı da. Doğa emrimize amade değildir, biz doğanın parçasıyızdır. Silah, çatışma, kan, göz yaşı yoktur; onurlu barıştır hayalimiz.. Hayallerimizi paylaşan herkesle yan yana durabilmeliyiz. Biz bunda kararlıyız. Cesuruz, samimiyiz. Kimsenin kaybetmediği, ötekileştirilmediği, zulüm görmediği yeni bir yaşamdır hayalimiz. Kıymetli dostum, Nasıl bir seçim Süreci yaşayacağımızın, hatta seçimi yaşayıp yaşayamayacağımızın bile belli olmadığı bu olağanüstü dönemde hepimizin tutumu da olağanın üstünde, alışılmışın dışında olmalıdır.

Seçim ve sandık güvenliği dahil tüm konularda sizlerin çağrıları, yönlendirmeleri, yaratacağı motivasyon hayati derecece önemli olacaktır. Bu konularda en aktif tavrı alacağınızdan şüphe duymuyorum. Bu mektubu size, sevgili hayat arkadaşım Başak aracılığıyla ulaştırıyorum. Kendisine ileteceğiniz görüş, öneri ve eleştirilerinizi almaktan büyük mutluluk duyacağımı bilmenizi isterim.

Tarih her birimize onurlu sorumluluklar yüklemişken sizin de cesaret ve kararlılıkla tarihsel rolünüzün gereğini yerine getirmekten bir an olsun çekinmeyeceğinize yürekten inanıyor, eğer varsa ortak hayallerimiz, bunun için tüm olanaklarınızla katkı sunmanızı diliyor, özgür yarınlarda görüşebilmek umuduyla en sıcak selam ve sevgilerimi gönderiyorum. Hücre arkadaşım ve Diyarbakır halkının yüzde 63 oyuyla belediye başkanı seçilmesine rağmen dört ay içinde görevden alınarak yerine kayyum atanan, yetmezmiş gibi, bir kumpasla hapsedilen Dr. Adnan Selçuk Mızraklı’nın da içten selamını iletiyorum.”

Paylaşın

Erdoğan, 20 İlin Valisini Değiştirdi

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 20 ilin valisini değiştirdi. Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Valiler Kararnamesi ile 9 ilin valisi görevden alınarak yerlerine yeni vali atandı. 10 ilin valisi ise yer değiştirdi.

Haber Merkezi / Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzalı Valiler Kararnamesi Resmi Gazete’de yayımlandı. Valiler Kararnamesiyle 10 ilin valisi yer değiştirdi, 9 ile yeni vali atandı. Görevden almalar ve atamalar şöyle;

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakan Yardımcısı Kübra Güran Yiğitbaşı Afyonkarahisar Valisi, İller İdaresi Genel Müdür Yardımcısı Nurtaç Arslan Bartın Valisi, Edirne Valisi Ekrem Canalp Batman Valisi, Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdür Vekili Erkan Kılıç Bolu Valisi,

Mersin Valisi Ali İhsan Su Diyarbakır Valisi, İller İdaresi Genel Müdürü Hüseyin Kürşat Kırbıyık Edirne Valisi, Malatya Valisi Aydın Baruş Isparta Valisi, Mülkiye müfettişi Tuncay Akkoyun Karaman Valisi, Afyonkarahisar Valisi Gökmen Çiçek Kayseri Valisi,

Çankaya Kaymakamı Hüdayar Mete Buhara Kırşehir Valisi, Mülkiye başmüfettişi Birol Ekici Kırklareli Valisi, Batman Valisi Hulusi Şahin Malatya Valisi, Şırnak Valisi Ali Hamza Pehlivan Mersin Valisi, Kağıthane Kaymakamı Mustafa Koç Niğde Valisi, Niğde Valisi Yılmaz Şimşek Sivas Valisi,

Sivas Valisi Salih Ayhan Şanlıurfa Valisi, Kırklareli Valisi Osman Bilgin Şırnak Valisi, Gaziosmanpaşa Kaymakamı Numan Hatipoğlu Tokat Valisi, Teftiş Kurulu Başkanı Turan Ergün Uşak Valisi, Tokat Valisi Ozan Balcı Van Valisi olarak görevlendirildi.

Paylaşın

‘ABD İle Türkiye Arasında Silah Anlaşması’ İddiası

ABD Başkanı Joe Biden’ın NATO müttefiki Türkiye ile F-16 savaş uçakları için donanım ve yazılım güncellemelerini de içeren küçük kapsamlı bir silah anlaşmasının onaylanması amacıyla Kongre’ye gayri resmi yoldan bilgi verdiği iddia edildi.

Paketle ilgili haber ilk olarak bugün Wall Street gazetesinde yer almıştı. Haberi daha sonra Reuters haber ajansı da verdi.

Reuters’a konuşan kaynaklar silah paketinin Ankara’nın mevcut bir talebi olduğunu ve AIM-120 orta menzilli havadan havaya ve sidewinder füzelerin yanı sıra F-16 savaş uçakları için donanım ve yazılım güncellemelerini içerdiğini bildirdi.

Kongre’nin bilgilendirilmesi, Kongre üyelerine ABD müttefiklerini alenen rahatsız etmekten kaçınmak için potansiyel silah satışlarını sessizce sorgulama veya durdurma fırsatı veren gayri resmi bir sürecin parçası.

Reuters’a konuşan bir kaynağa göre paketin 300 milyon dolar değerinde olacağı sanılıyor. Paketin Türkiye’nin geçen Ekim ayında ABD’den talep ettiği ve 40 Lockheed Martin F-16 jeti ile mevcut jetler için 80 modernizasyon kitinin bulunmasını istediği milyarlarca dolarlık silah güncelleme anlaşmasından ayrı olduğu belirtiliyor.

Reuters, Dışişleri Bakanlığı’nın Kongre’ye resmi bilgilendirme yapılmadan kamuoyuna açıklama yapamayacağını söylediğini aktardı.

Dışişleri Bakanlığı’nın bir sözcüsü, ‘‘ABD ve Türkiye uzun süredir devam eden derin savunma bağlarına sahip. Türkiye’nin NATO’daki işbirliği kapasitesini sürdürmesi öncelik olmaya devam ediyor’’ diye konuştu.

Kongre, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 savunma sistemleri almasının ardından 2019 yılında Türkiye’yi F-35 savaş uçağı üretim projesinden çıkarma kararı almıştı.

ABD’deki bazı uzmanlara göre, Ukrayna’nın Rusya tarafından işgalinin ardından ABD’nin yeniden Türkiye’ye silah satışına izin vermesi konusunda yeni bir fırsat ortaya çıkabilir.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini kınayan ve Moskova’nın itirazına rağmen Ukrayna’ya SİHA satan Türkiye’ye karşı ABD’nin silah sevkiyatı konusunda eski katı tutumunu gevşetmesi bekleniyor.

Biden yönetimi bu konuda resmi olarak bir açıklama yapmasa bile ABD Dışişleri Bakanlığı, mart ayında bir grup Kongre üyesine gönderdiği mektupta, Türkiye ile “münasip savunma ticaret bağlarını” savunan bir görüş bildirmişti.

Paylaşın

Babacan’dan Erdoğan’a ‘Gibi’li Gönderme

Partisinin genel merkezinde gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan DEVA Lideri Babacan, ekonomi üzerinden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı eleştirerek ‘Gibi’ dizisinde yer alan bir replikle karşılık verdi.

Haber Merkezi / Babacan, şöyle devam etti: “Sayın Erdoğan ‘Ben ekonomiyi, her şeyi çok iyi biliyorum’ diyor. Etrafında da tek bir bilen yok. E Beştepe’de sağına soluna bakınca haklı tabii. Popüler dizideki repliği şöyle bir hatırlayalım: ‘Kimsenin hiçbir şey bilmediği bir yerde, bir insan her şeyi bilebilir.’ Tüm bu yaşananların sonuçlarını çok yakında görecekler. Seçim günü hep beraber mührü damlaya vurduğumuzda, Beştepe’de birileri yerinden zıplayacak. Tüm dünya DEVA Partisi’ni konuşacak.”

Demokrasi Ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin genel merkezinde düzenlediği haftalık değerlendirme toplantısında konuştu. Enflasyonu ve konut paketini değerlendiren Babacan’ın gündeminde partisinin düzenleyeceği ilk miting vardı.

“Daha ilk mitingimizde bize engeller çıkartmaya çalışıyorlar. Mitingimizden korktular. Valilikten talep ettiğimizde onay verdikleri miting alanını, 3 gün sonra alelacele iptal ettiler” diyen Babacan, “Elimizde ilgili yazışmaların hepsi var” dedi ve elindeki evrakları tek tek gösterdi.

DEVA Partisi’nin Gaziantep Demokrasi Meydanı’na yaptığı başvurunun önce onaylandığı evrakı gösteren Babacan, yaşanan süreci şu ifadelerle anlattı:

“Gaziantep’teki mitingimizi Demokrasi Meydanı’nda yapmak için Valilik’ten talepte bulunuyoruz. Tarih 29 Nisan. Gaziantep Valisi kendi el yazısı ile ‘Uygun’ notunu düşüyor. Arkadaşlarımız, 2 Mayıs’ta mitingimizin tarihini ve yapılacağı meydanı tüm Gaziantep’e duyurmaya başlıyor. Bu duyuru, il genelinde büyük ses getiriyor.  Ne oluyorsa, bu duyurudan sonra oluyor. Korku dağları sarıyor. Duyurunun hemen ardından birilerinin elleri ayaklarına dolaşıyor.

Tarih 2 Mayıs. İlk yazının üzerinden 3 gün geçmiş. Aynı evrakta ‘uygun’ ifadesinin yanına ‘değil’ ifadesini eklemişler. Yazı olmuş ‘Uygun değil’. El yazısı aynı kişinin. Ancak kalem farkından ‘değil’ ifadesinin sonradan eklendiğini açık seçik görüyorsunuz. Bizim miting duyurumuzdan yarım saat sonra Valilik’ten ‘O meydan olmuyor’ diye telefon geliyor. Yahu kendi verdiğiniz yazıyı ne oldu da değiştirdiniz? Kimden ne telefon aldınız, nasıl bir baskı gördünüz? Devletin valisi bu hale düşürülür mü? Gelip geçici iktidarların elinde oyuncak edilir mi bir vali?

Demokrasi Meydanı için önce uygun dediler, sonra da evrakta karalama yaparak vazgeçtiler. Bunlar, Demokrasi Meydanı’nda demokrasiyi katlettiler. Cumhurbaşkanı, çıkıp meclis kürsüsünden ‘görevimi tarafsızca yapacağım’ diye yemin edip, daha sonra bir partinin genel başkanı olursa devletin içine düşeceği durum bu olur. Meydan iktidar partisine açık, bize kapalı.

Akılları fikirleri ‘Aman DEVA görülmesin, aman DEVA duyulmasın’. Gaziantep’te talep ettiğimiz dört alanın dördünü de reddettiler. Şimdi de bize, sözüm ona ulaşımı zor, daha önce hiçbir siyasi organizasyonun yapılmadığı bir meydanı uygun görüyorlar. Gaziantep’te yaşayanların bile çoğunun bilmediği, uzun uzun tarif edilmesi gereken bir meydanı bize veriyorlar.

‘Mitingi Fizan’da yapın deseniz yaparız’

Bu iktidar, bizi hedef alarak seçim yasasını değiştirdi. Seçimlere kendi logomuzla gireceğimiz açıkladık, işi bitirdik. Şimdi de ilk mitingimizin yeriyle ilgili zorluklar çıkararak bizi yıldıracaklarını sanıyorlar. Elinizden geleni ardınıza koymayın. Hodri meydan. Gaziantep’te öyle bir teşkilatımız var ki, bırakın Kalealtı’nı, gidin mitinginizi Fizan’da yapın deseniz bizim teşkilatımız bunu da yapar. DEVA Partisi’ne gönül vermiş vatandaşlarımız da gider katılır.

Demokrasi Meydanı’nda miting yapmamızı engelleyenler, şunu iyi bilsin. Antep’in her yeri anamızın aşı, tandırımızın başıdır. O mitingi verdikleri en ücra köşede bile en geniş katılımla yapacağız. Meydanlarda nutuklar atıp içeride başka işler tuttuğunuzu millet görmüyor sanmayın. Sizin dışınız kalaylı, içiniz vayvaylı olabilir.  Çok şükür, bizim içimiz de kalaylı, dışımız da kalaylı.

Beştepe’ye sesleniyorum. Boşuna valilere baskı yapmakla uğraşmayın. Buyurun işte, ben buradayım. Ne istiyorsanız yüzüme söyleyin. Devletin imkânlarını kullanarak bizi durduramazsınız. Biz 21 Mayıs’ta Antep’teyiz. Gaziantep sokaklarını ‘Demokrasi, Atılım, Derhal, Bugün!’ diye inleteceğiz.

Size en iyi cevabı önce Gaziantep halkı, sonra da tüm Türkiye verecek. Antep’in, Türkiye’nin tüm meydanlarını ‘demokrasi meydanı’ yapacağız. Bundan böyle DEVA Partisi’nin olduğu her meydan Demokrasi Meydanı’dır.  Bütün Gaziantepli hemşerilerimizi şimdiden mitingimize davet ediyorum.”

Babacan’ın gündeminde ekonomi de vardı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Gibi dizisinde yer alan bir replikle karşılık veren Babacan şöyle devam etti:

“Sayın Erdoğan ‘Ben ekonomiyi, her şeyi çok iyi biliyorum’ diyor. Etrafında da tek bir bilen yok. E Beştepe’de sağına soluna bakınca haklı tabii. Popüler dizideki repliği şöyle bir hatırlayalım: ‘Kimsenin hiçbir şey bilmediği bir yerde, bir insan her şeyi bilebilir.’ Tüm bu yaşananların sonuçlarını çok yakında görecekler. Seçim günü hep beraber mührü damlaya vurduğumuzda, Beştepe’de birileri yerinden zıplayacak. Tüm dünya DEVA Partisi’ni konuşacak.

Bir karşılaştırma yapalım. 2010 yılında İstanbul’da kaç paraya ev satın alınabiliyordu? Gaziosmanpaşa: 100 bin lira. Ataşehir, Ümraniye, Fatih: 140 bin lira. Kadıköy, Şişli: 200 bin lira. Konut kredisi faizlerinin aylık %0,6 olduğu dönemleri yaşadık. Dolar 1 lira 50 kuruş. En düşük memur maaşı 1300 lira. Dolara endeksleyin, en düşük memur maaşının bugün 13 bin lira olması gerekiyor. Orta gelirliler, 5-10 yıllık maaşıyla ev sahibi olabiliyordu.

‘Konut paketine sığmayacak hayalleri gerçekleştirdik’

Sayın Erdoğan konut paketi açıklıyor ya. Biz onun açıkladığı pakete sığmayacak hayalleri gerçekleştirdik. Milletimizin de bundan faydalanmasını sağladık. Bunu bilimle, istişareyle, dürüst ve ehil kadrolarla yaptık. İnsanlar uygun fiyatlara ev sahibi, araba sahibi oldu.

Erdoğan’ın açıkladığı paket, konut fiyatlarını daha da artıracak bir paket. Merkez Bankası para basarsa enflasyon olacağını bilmiyor musunuz? Nitekim paket açıklandığı anda, konut fiyatlarında ciddi bir sıçrama oldu. Satacak kişiler ‘Demek ki enflasyon geliyor’ dedi. Şimdi onlara ‘fırsatçı’ diyorlar. Ya siz hesap kitap bilmezsiniz ama millet biliyor. Merkez Bankası’na parayı bastırdığınızda enflasyon artacağını herkes biliyor. Bunun için fiyatlar artıyor.

Para basma alışkanlığı tam bir hastalık. Uyuşturucu bağımlılığı gibi bir şey. Bu hükûmet tam da bunun içine düştü. O Kur Korumalı Mevduat hesaplarıyla ilgili farkları nereden ödeyecekler? Hazine’den bankalara kâğıt vereceklerini söylüyorlar. O kâğıt para ediyor mu? Etmiyor. Banka o o kâğıdı ne yapacak? Merkez Bankası’na gidip nakit isteyecek. Merkez Bankası o nakdi nereden bulacak? Para basacak. Üç soruda cevabı buluyorsunuz.

‘Paradan altı sıfırı attık, bir sıfırı atmak bir şey değil’

34 sene bu ülke para basmaya alışmış. Onun için kur sürekli artmış. Parada sıfır arkasına sıfır eklenmiş. Paradan altı sıfırı attık. Bir sıfırı atmak bir şey değil. Önemli olan fiyat artışını frenlemek ki vatandaşın satın alma gücü artsın. Bunun da yolu Merkez Bankası’nı bağımsız yapmak.

Korkarım ki arka arkaya aldıkları yanlış kararlar ülkeyi devalüasyon-enflasyon sarmalına sokacak. Biz en geç 6 ayda bu işi toparlarız. En büyük hasar da olsa gelir çözeriz. 2001-2002 krizini de 2008-2009 krizini de biz çözdük. Gene yaparız.

TOKİ’nin eline vermişler bir imar yetkisi, TOKİ olmuş rant üretme mekanizması. TOKİ ‘Ben buranın emsalini değiştirdim, 5 katlı yeri 15 kat yaptım’ diyor ve şehirler ucube oluyor. Kaç şehirde görüyoruz. 5-6 katlı yapılaşmanın yanında sivri sivri TOKİ binaları. TOKİ kendi imar planını kendi yapıyor, değiştiriyor ve rantı dağıtıyor. TOKİ’nin rant kapısı olmasına izin vermeyeceğiz. TOKİ’nin amacı dar gelirli vatandaşa konut edindirmektir. Belediyelere ait sosyal konut stoku oluşturacağız. Uygun koşullu ‘sosyal konut kiralama’ uygulamasını hayata geçireceğiz.”

Paylaşın

HDP’li Beştaş: Süt Alamayana ‘Konut Al’ Diyorlar

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, ekonomik verilere ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Kabine toplantısının ardından açıkladığı konut paketlerine dair değerlendirmede bulundu.

TÜİK’in yeni işgücü istatistiklerine göre işsizlik rakamlarını yüzde 11,5 olarak açıkladığını, bu rakamların bir önceki ay 10,7 olduğunu anımsatan Beştaş, bunun Erdoğan’ın “Çalışmak isteyen herkese iş var” sözlerini tekzip ettiğini söyledi.

Beştaş, “Erdoğan’a göre hazırlanmış veriler bile çalışmak isteyen herkese işin olmadığını gösteriyor” değerlendirmesinde bulundu. Meral Danış Beştaş, OECD raporuna göre 15-29 yaş aralığında okula ya da işe gitmeyen gençlerin yüzde 28,8’lik oranı ile Türkiye’nin liste başında yer aldığını, bu durumun bir felaket tablosu olduğunu söyledi.

“Halk, bir bayramı daha sefalet içinde geride bıraktı”

Gıda enflasyonunun yüzde 90’lara dayandığını söyleyen Beştaş, “Ulaşımdan barınmaya, yakıttan haberleşmeye, eğitimden sağlığa kadar bu korkunç rakamlar herkesin hayatını ağırlıklı olarak felç etmiş durumda. Son 20 yılın en yüksek rakamından söz ediyoruz. Bu korkunç tabloda halk, bir bayramı daha sefalet içinde geride bıraktı. Şeker almayanları bizzat evlerinde ziyaret ettik, gördük ve yoksulluğun açlığın hangi boyutlarda olduğuna bizzat tanıklık ettik” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşma metinlerinde yazılan Türkiye ile gerçek Türkiye’nin farklı olduğunu belirten Beştaş, şunları kaydetti:

“İki ayrı ülkeden söz ediyoruz. Market rafları adeta kuyumcu vitrinlerine dönmüş vaziyette. Şimdi TÜİK’in bu çarpıtılan ısmarlama verilerine göre bile, zengin yüzde 20’lik kesimdekiler, toplam gelirden yüzde 46,7 pay alıyor. En yoksul yüzde 20’lik kesimin aldığı pay ise yüzde 6. Toplam 8 kat fark var. Sonuç olarak 20 yılın sonunda suç ve savaş ekonomisi üzerine kurulan AKP düzeninde, bugün bir avuç zengin dışındaki herkes, derin bir yoksulluk içinde. Benzinin litre fiyatı yaklaşık olarak Ankara’da 21,22 TL’ye yükseldi. 20 Şubat ile 10 Mayıs tarihleri arasında Brent petrolün fiyatı, yaklaşık yüzde 10 artmışken, benzinin litre fiyatı yaklaşık 38,8 oranında arttı. Türkiye’de akaryakıt fiyatları acilen yüzde 30 oranında düşürülmelidir, bunun adı soygundur, vurgundur.”

“Evine bir kilo et, bir litre süt götüremeyen…”

Erdoğan’ın açıkladığı konut finansmanı paketlerine de değinen Meral Danış Beştaş, bir evin fiyatının 700 bin lira olduğu düşünüldüğünde, kredi kullanan kişinin aylık 9 bin 994 lira ödemek zorunda kalacağını belirtti. Beştaş, şöyle devam etti:

“İki asgari ücret bile evin kredisini ödemeye yetmeyecek. Erdoğan’a soruyoruz; bu faizler neden Nas’a takılmıyor acaba? Neden müteahhitler söz konusu olduğunda söylediğiniz bütün sözleri bir anda unutuyorsunuz? Tabii ki bu müjde vatandaşa değil yandaş müteahhitlere verilen bir müjdeydi. Bu müjdeden sonra konut fiyatları hızla yukarıya doğru tırmandı. Evine bir kilo et, bir litre süt götüremeyen ve açlık sınırının altında olan 30 milyon insana ‘gelin faizle konut alın’ demek, iktidarın gerçekle bağının ne kadar koptuğunu resmediyor.”

Paylaşın

Eylem Ve Festival Yasakları Meclis Gündeminde

Adana ve Eskişehir’deki eylem ve festivallere yönelik yasaklama kararları, Türkiye İşçi Partisi (TİP) Sözcüsü ve İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil tarafından Meclis gündemine taşındı ve konuya ilişkin iki soru önergesi verildi.

TİP’li Sera Kadıgil, Adana ve Eskişehir’de gerçekleştirilmesi planlanan etkinliklere yönelik yasak kararlarını Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) gündemine taşıdı. Kadıgil tarafından Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yanıtlaması talebiyle verilen iki ayrı soru önergesinde, kararlara ilişkin gerekçeler hakkında bilgi talep edildi.

Önergelerin gerekçesinde “Önceki gün Adana’da 15 gün süreyle 9 siyasi parti ve sendikaların yapacağı faaliyetler hariç, park, bahçe, kamu binaları da dahil olmak üzere basın açıklaması, yürüyüş, toplantıların yasaklanmasının ardından bir yasak kararı da Eskişehir Valiliği’nden geldi. Eskişehir Valiliği’nin internet sitesinden yapılan açıklamada, jandarma bölgesi dahil olmak üzere kentte, resmi kurumların yapacağı programlar dışındaki tüm etkinliklerin 15 gün süreyle yasaklandığı açıklandı. Eskişehir’de uygulanan yasağın AnadoluFest müzik festivalini kapsadığı da ortaya çıktı” ifadelerine yer verilirken, kamuoyundaki “hayat tarzına müdahale” değerlendirmeleri de hatırlatıldı ve kararların Anayasal hakları ihlal ettiği vurgulandı.

Bakan Ersoy’a sorular

TİP Sözcüsü Kadıgil’in Bakan Ersoy’un yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde yönelttiği sorular şöyle:

1-) Hiçbir makul gerekçe göstermeden 15 günlük yasaklarla aylar önce planlanan sanat faaliyetlerinin, atanmış valilerin keyfiyetiyle yasaklanması hakkında ne düşünüyorsunuz?

2-) Yasaklanan etkinlikler gerekçesiyle sanatçıların ve sanatseverlerin uğradığı mağduriyet ve oluşan zararlarını karşılamak için ne tür bir önlem alacaksınız?

3-) Müzik yasağını bir saat esneterek kalıcı hale getirmekle, hükümet olarak getirdiğiniz yasakların kamu sağlığı ve güvenliğiyle ilgili değil yaşam tarzına müdahale olduğu ve TCK madde 115’e göre suç oluşturduğuna yönelik değerlendirmeleriniz nedir?

Sera Kadıgil

Bakan Soylu’ya sorular

Kadıgil’in Bakan Soylu’nun yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde yönelttiği sorular ise şöyle:

1-) Adana’da verilen yasak kararının gerekçesinde Anayasa tarafından güvence altına alınan “toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı”nın vatandaşlarca kullanılmasının “kamu huzur ve esenliğinin tehlikeye düşürüldüğü” ifade edilmektedir. Atanmış bir memurun Anayasal bir hakka yasak getirmesinin izahı nedir?

2-) Kamu görevi yürüten Valilik ve güvenlik güçlerinin kamu güvenliğini sağlamak için bulduğu çözümün vatandaşların kamusal alanı kullanmasının yasaklanması olması, bulunduğunuz kurumun ve kurumunuza bağlı birimlerin görevini yapamadığını açıkça göstermektedir. Bu kararda sorumluluğu bulunan, görevini yapamayan atanmışlar olarak istifa etmeyi düşünür müsünüz?

3-) Alınan yasak kararları eğer bir istihbarat bilgisine dayanıyorsa ve güvenlik endişesine dayanıyorsa söz konusu risk neden siyasi parti, resmi kurum ve sendikalara ait sair etkinlikleri kapsamıyor? Neden yasak sadece vatandaşların Anayasal haklarını ve yaşam tarzına yönelik etkinlikleri (yürüyüş, oturma eylemi, stant/çadır kurma, afiş/pankart asma, konser, şenlik, festival vb.) kısıtlamak şeklinde uygulanıyor? Amaç güvenlikse diğer etkinliklerde sağlanan güvenlik, neden en temel protesto hakkında sağlanamıyor?

Ne olmuştu?

Furkan Vakfı kurucusu Alparslan Kuytul’un Adana’da gözaltına alınmasının ardından kent genelinde toplantı ve yürüyüşlere 15 gün süre ile yasak getirilmişti.

Eskişehir’de de 12-15 Mayıs tarihlerinde yapılması planlanan Anadolu Fest’e Valilik kararıyla yasak getirilmişti. Karar yurttaşların tepkisine neden olurken, hukuki süreç başlatılmıştı.

(Kaynak: İleri Haber)

Paylaşın

SP Lideri Karamollaoğlu: AK Parti Ülkeyi 27 Yıl Geriye Götürdü

Haftalık basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan SP Lideri Karamollaoğlu, iktidarı ekonomi üzerinden eleştirerek, “Vatandaşın gündemi geçim sıkıntısı, hayat pahalılığı işsizlik oldu. TÜİK, eski güvenini kaybetti, verdiği rakamlar da insanların güven duymasına engel olacak rakamlar. TÜİK, TÜFE’yi 69,97 olarak açıkladı. Sağ olsunlar kuyumcu titizliği ile çalışmışlar yüzde 70 dememişler” dedi.

Haber Merkezi / Karamollaoğlu, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Gıdada yüzde 89,10, ulaşımda 105,86 olarak gerçekleşti. Bu kalemdeki artışlar dikkate alındığında hakiki enflasyonun yüzde 70’in üzerinde olduğu, üç haneli enflasyonun da artık kaçınılmaz olduğunu da herkes açıkça görebilmektedir. ÜFE, yüzde 121,82 olarak açıkladı. Mart 1995 yılından bu yana en yüksek rakam. Artık o dönemi geride bırakmış olduk. 27 sene öncesine döndük. ÜFE’deki yıllık artış daha da büyük endişelere sebebiyet veriyor. Yakında TÜFE’ye de yansıyacak demektir.” ifadelerini kullandı.

Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, haftalık basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. SP Lideri Karamollaoğlu’nun konuşmasından öne çıkan başlıklar şu şekilde:

“İktidar umuyoruz ki bu hafta engelliler konusunda bir farkındalık oluşturmak için gayrete girecektir. Engelli vatandaşlarımız bir hafta boyunca hatırlanıp sonra unutulmayı istemiyorlar. Engelliler konusunda bildiğiniz gibi, en ciddi adımların Milli Görüş iktidarları döneminde atıldığını biliyoruz. Erbakan Hocamızın 1996 yılında engelliler için ciddi adımlar atıldığını biliyoruz. O adımlar ondan sonra geliştirilememiştir.

Vatandaşın gündemi geçim sıkıntısı, hayat pahalılığı işsizlik oldu. TÜİK, eski güvenini kaybetti, verdiği rakamlar da insanların güven duymasına engel olacak rakamlar. TÜİK, TÜFE’yi 69,97 olarak açıkladı. Sağ olsunlar kuyumcu titizliği ile çalışmışlar yüzde 70 dememişler. Gıdada yüzde 89,10, ulaşımda 105,86 olarak gerçekleşti. Bu kalemdeki artışlar dikkate alındığında hakiki enflasyonun yüzde 70’in üzerinde olduğu, üç haneli enflasyonun da artık kaçınılmaz olduğunu da herkes açıkça görebilmektedir.

ÜFE, yüzde 121,82 olarak açıkladı. Mart 1995 yılından bu yana en yüksek rakam. Artık o dönemi geride bırakmış olduk. 27 sene öncesine döndük. ÜFE’deki yıllık artış daha da büyük endişelere sebebiyet veriyor. Yakında TÜFE’ye de yansıyacak demektir.

İktidar rakamlarla oynasa da mızrak artık çuvala sığmıyor. Gerçeklerin üstü örtülemiyor. Kurumlar, çelişkili rakamları kullanmaktan kaçınamıyorlar. Dün açıkladıklarını bugün değiştirme ihtiyacı duyuyorlar. Adına da revize diyorlar. Vatandaşı korkutmamak için, ufak ufak büyütmeyi tercih ediyorlar.

Merkez Bankası, yüzde 23,2’lik Ocak ayı enflasyon tahminin revize etti, yüzde 42,8’e çıkardı. Yani 3 ay içinde bu kadar büyük bir değişiklik yaşandı. Burada büyük bir hata var. 23 nerede 42 nerede. Bu kadar büyük yanlışı, beceri gibi lanse ediyorlar. Bu ekonomiyi yönetemediklerini, sadece zaman kazanmaya çalıştıklarını gösteriyor.

AK Parti’nin en büyük başarısı, bu çarpıkları kural haline getirmesidir. Bundan da bir sıkıntı duymuyor. Böylece ‘öngörülemez’ bir ülke haline geldik. Ülkeyi yönetenler yarını görebilen insanlar olmalı, öngörülemezlik ülkenin karakteri haline geldi.

Kurda da durum aynı. Kur Korumalı Mevduat (KKM) aslında dövizi kontrol edebilmek için getirildi. 18 TL’ye çıkan dolar kurunu indirmek için getirdiler. Görünüşte başarılı da oldular… Çok uzak değil 2017’de dolar 3,80, 2018’de 5,30, 2019’da 5,90, 2020’de 7,45, 2021’de 13,40, bugün itibarıyla 15,30. Geçti gidiyor, durduramıyorlar. KKM diye ortaya attıkları uygulama fiili olarak bu artışın temel sebeplerinden biri. Fiili olarak doların fiyatı resmi rakamların çok üstünde, KKM ile açıktan para vererek üstü örtülmeye çalışılıyor. Fiilen aslında doları olana fazladan para ödeniyor.

Bundan kim istifade ediyor. Bir takım rant çevreleri, tuzu kurular, paradan para kazananlar… Gariban değil, garibanın böyle bir imkanı yok ki istifade etsin. Üzüldüğümüz nokta, alenen inançlarımızı değerlerimizi, politikalarıyla heba ediyorlar. Buna rağmen ne dövizi ne de enflasyonu kontrol altına alamadılar.

“Nas var, nasıl faiz artıralım” dediler faiz eskisinden daha beter hale geldi. Daha yüksek faiz ödemeye mecbur olduk. Görünürde faizi aşağı çekme çabasına giriyorlar, ama ekonomiyi düzeltmeyi bir türlü beceremiyorlar. Şu anda faizle geçimini sağlayanlar veya faiz lobisi diye adlandırdığımız kesim herhalde en rahat dönemlerini yaşıyorlar. Ama biz yüksek enflasyondan, hiperenflasyona hızla adım atıyoruz.

Sayın Erdoğan, çeşitli paketler açıklayarak, yine kendine göre konut sorununa çözümler sundu. İnsan hayret ediyor! “Ben ekonomistim, verin yetkiyi” dedi. İnsanlar da buna inandı. O güven bütünüyle ortadan kalktı. Çünkü yanlış politikaları doğruymuş gibi anlatıyor. Ama hata önünde sonunda ortaya çıkıyor. Allah aşkına bir sefer olsun, beklentilerimizi karşılayacak, doğru adımları atın. Ama her seferinde yanlış adım atınca, millete zarar veriyor. Bundan sonra Türkiye’nin düze çıkması hayal gibi gözüküyor. İnsanın aklına “Bilerek mi kaosa sürükleniyoruz” diye düşünceler geliyor. Yani, “insanlar sıkıntıya düşerse, yine bizde kurtuluşu arayacaktır” düşüncesi mi hakim.

Orta sınıfın, dar gelirlinin ev sahibi olma hayali artık tamamen tarihe karıştı. Yüzde 0.99 aylık faiz hiçbir dar gelirlinin konut edinmesine imkan sağlayan bir açıklama değil. Dar gelirli bu faizle ev almaya kalksa ayda 30 bin liraya yakın para ödemek durumunda. 2 milyonluk evi düşündüğünüz zaman dar gelirlinin böyle bir teşebbüsüne ihtimal vermiyorum.”

Paylaşın

Akşener: İktidardakiler Kendi Rahatları İçin Her Şeyleri Satarlar

Partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, ekonomik sorunlar üzerinden iktidarı eleştirerek, “Aziz milletim; iktidardakilerin tüm bu duyarsızlığı, umursamazlığı, pervasızlığı, gayet bilinçli. Bilerek ve isteyerek yapıyorlar.” dedi.

Haber Merkezi / Akşener, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Neden biliyor musunuz? Çünkü kolay. Sizin sesinizi duymak istemiyorlar. Çünkü duyarlarsa, dertlerinizi de anlamak zorundalar. Sizin dertlerinizi anlamak istemiyorlar. Çünkü anladıkları zaman, çözmek zorundalar. Çözmek istemiyorlar. Çünkü çözmek için, kendi rahatlarını bozmak zorundalar. Ve hepinizin bildiği üzere, konfor meraklısı bu arkadaşlar; Mevzu bahis, kendi rahatları olduğu zaman; Her şeyleri yaparlar. Her şeyleri satarlar. Her şeyden vazgeçerler” ifadelerini kullandı.

Akşener, konuşmasında, iktidarın göç politikalarını da eleştirerek, “Sayın Erdoğan’ın bizzat kaleme aldığı 20 yıllık büyük trajedinin artık yavaş yavaş sonuna geliyoruz. 20 yıl önce ‘hak, hürriyet ve adalet yoluna çıkıyoruz’ diye başa gelenler 20 yılın sonunda zulüm ve istibdat yoluna acente oldular. 2002 yılının Kasım ayında ‘Milletimizi Avrupa’ya götüreceğiz’ diye yola çıkanlar, ‘Avrupa Birliği’nin parçası oluyoruz’ diyenler 20 yılın sonunda giderayak Ortadoğu’yu memleketimize getirdiler. Avrupa’ya giderken Ortadoğu ülkemize geldi. Bugün topraklarımız AK Parti sayesinde bir göçmen deposuna, kaçak hendeğine dönüştü” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Akşener’in konuşmasında öne çıkanlar şöyle:

“AK Parti’nin berbat göç politikalarının ortaya çıkardığı dış politika sorunlarının çözümü için İYİ Parti olarak 2019 yılı Haziran ayında Antalya’da İYİ Parti Genel Başkanı olarak sayın Erdoğan’a seslenmiştim. ‘Bu göç meselesi Türkiye’yi kötü bir yere doğru götürüyor. Senin ergen bir sinirin var, Türkiye iyi bir yere gitmiyor. Beni devlet adına görevlendir, yetkilendir. Beşar Esad ile görüşeyim’ demiştim. Yine 2019 yılı Aralık ayında o zaman İstanbul milletvekilimiz olan Ümit Özdağ’ın önerisi, Aytun Çıray’ın başkanlığında Ankara’da bir çalıştay düzenledi. O çalıştayın sonunda ortaya çıkan yol haritasını milletimizle paylaştım. O zamandan beri de iktidara geldiğimizde farklı sığınmacı tiplerine yönelik uygulayacağımız politikaları tanımlamaya devam ettik. Suriyeli sığınmacıların Türkiye’de kalması halinde bu doğum hızında 2053 yılında Türkiye’nin nüfusunun 35 milyonu Suriye kökenli insanlardan oluşacak.

“Sayın Erdoğan’ın sığ zihniyetiyle çözemeyiz”

Yapılması gerekenler konusunda iktidarı uyarmaktan geri durmadık, durmayacağız. İktidar sorunu görmezden gelmeye, yalpalamaya devam etti. Birbiriyle çelişen lakayt açıklamalarla insanlarımızı tedirgin etmekten çekinmedi. Bir yandan da muhalefetin bu konudaki gündemini çalma arayışına girerek beton ve briket üzerinden ürettiği sözde çözümlerle günü kurtarmaya gayret etti. 80 ülkeye vizeyi kaldırmakla övünüp 250 bin dolara vatandaşlık satarak cari açığı çözdüğünü düşünen Sayın Erdoğan’ın sığ zihniyetiyle çözemeyiz. İYİ Parti olarak bizim hedefimiz sığınmacıların gayri insani bir çerçevede ülkelerine sürülmesi değil dönüşlerinin kolaylaştırılmasıdır.

ABD, Avrupa Birliği dahil bol bol laf üretmek yerine sebep oldukları bu büyük problemin çözümünde rol almak mecburiyetindedir. Şam’da kim iktidarda olursa olsun Suriye ile ilişkilerimizin yapıcı olması gerekiyor. Türkiye artık Sayın Erdoğan’ın eliyle Avrupalılara ‘bak bunları senin yanına gönderirim’ gibi orayı tehdit etme üzerine kurgulanmış bir sistemi bırakmak zorundadır.

Dış politikayı ciddiye alıp ABD’nin de Rusya’nın da bu sorunun çözümünde üstüne düşen görevi yerine getirmesini sağlamalıdır. Bugün artık geçici koruma statüsünü belirleyen ‘Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’ üzerinde konuşmanın vaktidir. Bu meseleyi Meclis’te konuşabilmek, çözebilmek bizim görevimizdir. Özel bir oturumda bu meseleyi milletimizin gözü önünde tartışalım. TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un bu çağrımıza kayıtsız kalmayacağını umut etmek istiyorum.

“Türkiye hızla fakirleşirken…”

Ülkemiz uzun zamandır bir kişinin şahsi inatlarının ve kaprislerinin peşinde uçuruma sürükleniyor. Bay kriz sandığı getireceği yerde sebep olduğu krizleri derinleştirmeye, bozuk plak gibi konuşmaya devam ediyor. Bugün gelinen noktada TÜİK enflasyonu bile yüzde 70 oldu. Enflasyonda Arjantin’i sollamış olduk. Türkiye hızla fakirleşirken, pahalılık altında ezilen insanlarımızın sofralarından her gün lokma eksilirken barınma kriziyle de karşı karşıyayız. Dünyada konut fiyatlarının en fazla arttığı ülke konumuna geldik. Kamu bankalarının kaynakları yanlış dağıtması sonucunda binlerce konut satılmasına rağmen konut sahipliği oranı giderek düşüyor. Bugün İstanbul’da 4 kişilik orta gelirli bir hanenin oturduğu 105 metrekarelik bir evin kirası asgari ücretin 1.3 katına çıkmış durumda.

Bu millet şükretmeyi bilmiyormuş. Bay kriz ve avanesi ak kaşık, suçlu yine milletimizmiş. Millete hakaret ettiği repertuvarına şimdi de şükürsüzlüğü ekledi. Sayın Erdoğan’a sesleniyorum; şimdi de şükre mi sığınıyorsun? Allah ile kul arasına girmeye mi çalışıyorsun? Bizim milletimiz şükretmesini bilir. Saray hayatı seni bozduğu için unutmuşsun. Bayat tavsiyelerini kendine sakla.

“ATM memurlarına, pudra şekeri sevdalılarına şükretmeyi öğret”

Ama, “Yook ben illa akıl vermek istiyorum. Şükürsüzlere şükrü öğretmek istiyorum.” diyorsan da hay hay… O zaman, mesela git; doymak bilmeyen yandaşlarına, şükretmeyi öğret! Mesela git; 5-10 maaş alan danışmanlarına şükretmeyi öğret! Mesela git; 15 maaş alan genel müdürlerine şükretmeyi öğret! Mesela git; İhale arsızı müteahhitlerine şükretmeyi öğret! Mesela git; ATM memurlarına, pudra şekeri sevdalılarına şükretmeyi öğret.

Şaklabanlıktan sorumlu saray bakanı anlamsız esprilerine devam ediyor. Bu arkadaş sanayicilere kendince verdiği müjdesi alkışlanmayınca ‘akşam uyuşukluğu’ demişti. Daha sonra ‘enflasyon korumalı tahvil vereceğiz’ açıklaması yaptı. Madem enflasyon düşüyordu, bu nereden çıktı? ‘Emekliyi, memuru enflasyona ezdiririz, onlardan topladığımız vergiyi zengine veririz’, dedikleri bu. O sandık gelene kadar soracağız, ‘Yandaşını zenginini koruduğun kadar vatandaşını niye korumuyorsun’ diye soracağız. ‘Çiftçiyi, emekliyi, memuru neden korumuyorsun’ diye soracağız.

Aziz milletim; iktidardakilerin tüm bu duyarsızlığı, umursamazlığı, pervasızlığı, gayet bilinçli. Bilerek ve isteyerek yapıyorlar. Neden biliyor musunuz? Çünkü kolay. Sizin sesinizi duymak istemiyorlar. Çünkü duyarlarsa, dertlerinizi de anlamak zorundalar. Sizin dertlerinizi anlamak istemiyorlar. Çünkü anladıkları zaman, çözmek zorundalar. Çözmek istemiyorlar. Çünkü çözmek için, kendi rahatlarını bozmak zorundalar. Ve hepinizin bildiği üzere, konfor meraklısı bu arkadaşlar; Mevzu bahis, kendi rahatları olduğu zaman; Her şeyleri yaparlar. Her şeyleri satarlar. Her şeyden vazgeçerler.

Görünen o ki; artık rahatlarını bozmamak için; milletten de, memleketten de vazgeçmiş durumdalar. Özellikle de, gençlerden vazgeçmiş durumdalar. Yine onlar içini döktü, ben dinledim. Onlar anlattı, ben öğrendim. Onlar seslerini duyurmamı istedi; ben de o sesi, başta saraydaki rahat düşkünleri olmak üzere, bıkmadan, usanmadan, tüm Türkiye’ye duyuracağım. Mesela; “Arkadaşlarınızla dışarı çıkıp bir şeyler yapıyor musunuz?” diye sordum. Ne dediler biliyor musunuz? “En büyük aktivitemiz parka çıkıp; kola, çekirdek… Kafeye, sinemaya gitmek hayal oldu. Hayal kurmak, hayal oldu gerçekten. Bir ayakkabı, 200-300 liradan başlıyor. Bir kıyafet alsak, bir ay geriye atıyor şu zamanda, o derecedeyiz. Bay Kriz’in, aromalı kahve eşliğinde, devri alem tavsiye ettiği gençlerimizin, gerçekteki durumu aslında bu. AK Partili dayısı olanlara, İtalya’da kahve tadımı, sanayideki gençlerimize, parkta kola-çekirdek…

Varsın onlar; kendileri çalıp, kendileri söyledikleri, saray salonlarında, suni gündemlerle, kendilerini kandırmaya devam etsinler. Biz; derinleşen ekonomik krizi konuşmaya, devam edeceğiz! Varsın onlar; kendi beceriksizliklerini, milletimize fatura etmeye çalışsınlar. Biz; emeklilerimize, 2500 lirayı reva gören, adaletsizliği konuşmaya devam edeceğiz! Varsın onlar; Abuk sabuk tavsiyelerle, kendilerini gülünç duruma düşürsünler; Biz; gençlerimizin hapsoldukları, camdan duvarları, yıkmak için mücadele etmeye, devam edeceğiz! Varsın onlar; hadsizce hayatlarımızı dizayn etmeye kalksınlar. Biz; kadınları, hor ve aşağı gören bu kirli zihniyetle; mücadele etmeye devam edeceğiz! Varsın onlar; yalanla, korkuyla, baskıyla bizi yenebileceklerini sansınlar; Biz; alevlendirdiğimiz umutları, her daim canlı tutmaya, milletimizin teveccühüne layık olmak için, dimdik durmaya, hakkın, hakikatin yolunda, her gün daha da büyümeye devam edeceğiz.

“Allah’ın izni, milletimizin takdiriyle, emin olun başaracağız”

Ne yaparlarsa yapsınlar. Bizi durdurmayacaklar. Bizi yıldıramayacakları. Bizi yolumuzdan döndüremeyecekler. Hedef ufukta göründü. İYİ Parti iktidarı, hiç olmadığı kadar yakın. İyilerin şafağına, emin olun çok az kaldı. O kutlu gün gelene kadar; yılmayacağız, yorulmayacağız, yıkılmayacağız. Bırakın onlar, saraylarında yan gelip yatsınlar. Biz, durmadan, dinlenmeden, ilk günkü azmimizle çalışmaya devam edeceğiz. Ve Allah’ın izni, milletimizin takdiriyle, emin olun başaracağız.”

Paylaşın