İsveç Ve Finlandiya: Türkiye’nin Endişelerini Gidermeye Hazırız

ABD Başkanı Joe Biden, Beyaz Saray’da Finlandiya ve İsveç liderleriyle düzenlediği ortak basın toplantısında, Washington’ın iki ülkenin Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) üyeliğini kuvvetle desteklediğini söyledi.

Biden, İsveç ve Finlandiya’nın NATO’nun tüm şartlarını karşıladığını belirtti. Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinisto, Türkiye’nin vetosu bağlamında “NATO müttefiki olarak Türkiye’nin güvenliğine bağlı olacağız. Terörizmi çok ciddiye alıyoruz. Terörü her şekilde lanetliyoruz. Türkiye’nin tüm endişelerini açık ve yapıcı şekilde görüşmeye ve gidermeye hazırız” dedi.

Beyaz Saray’da İsveç Başbakanı Magdalena Andersson ve Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinistö ile bir araya gelen ABD Başkanı Joe Biden ortak basın toplantısında “Bugün, dünya tarihindeki en güçlü savunma ittifakına katılmak için, iki büyük demokrasinin son derece yetenekli iki ortağının başvuruları konusunda ABD’nin güçlü desteğini sunmaktan gurur duyuyorum” dedi.

“Finlandiya ve İsveç NATO’yu güçlendirecek”

Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılmasının NATO’yu güçlendireceğini belirten Biden, “Kuzey Avrupa’da iki yeni NATO üyesine sahip olmak ittifakın güvenliğini artıracak” ifadelerini kullanarak, “Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya üyelik talebinde bulunma kararıyla NATO daha da güçlendi, daha da birleşti” dedi.

Biden, Finlandiya ve İsveç’in ittifaka katılma başvurularıyla ilgili olarak, “NATO’ya katılan yeni üyeler hiçbir ulus için bir tehdit değildir. NATO’nun amacı hiçbir zaman saldırganlık olmamıştır. Amacı savunmadır” dedi.

Niinisto: Türkiye’nin tüm endişelerini görüşmeye hazırız

Finlandiya Cumhurbaşkanı ise yaptığı konuşmada, Finlandiya’nın güçlü bir NATO müttefiki olacağına dair söz vererek, “Birlikte Kuzey Atlantik organizasyonuna katılmaya çalışarak tarihi bir adım atıyoruz. Güvenliğimizi ciddiye alıyoruz ve yeteneklerimizi sürekli geliştirmeye yönelik yatırım yapıyoruz. NATO’nun gerektirdiği her sorumluluğu yerine getirmeye hazırız” dedi.

ABD’nin yanı sıra tüm NATO müttefiklerinden güçlü destek almayı umduğunu söyleyen Niinistö, “Türkiye yakın zamanda üyelik başvurumuzla ilgili endişelerini dile getirdi. Bugün bu endişelere değinmek istiyorum.” dedi.

“Finlandiya, Türkiye ile her zaman gururlu ve iyi ikili ilişkilere sahip olmuştur. NATO müttefikleri olarak, Türkiye’nin güvenliğimizi taahhüt edeceği gibi, biz de Türkiye’nin güvenliğini taahhüt edeceğiz. Terörü ciddiye alıyoruz. Terörün her türlüsünü kınıyoruz ve onunla aktif olarak mücadele ediyoruz. Türkiye’nin üyeliğimizle ilgili tüm endişelerini açık ve yapıcı bir şekilde görüşmeye açığız. Bu görüşmeler zaten gerçekleşti ve önümüzdeki günlerde devam edecek.”

Andersson: Yeni bir yol seçtik

İsveç Başbakanı Andersson da “Rusya’nın Ukrayna’ya gerçekleştirdiği saldırı bizim için her şeyi değiştiren bir an oldu.” dedi.

“Bugün, Ukrayna’nın durumu bize Avrupa tarihinin en karanlık günlerini hatırlatıyor” diyen İsveç Başbakanı 200 yıllık askeri tarafsızlığın ardından bir dönüm noktasında olduklarını söyledi: “İsveç yeni bir yol seçti. İsveç ve Finlandiya, NATO’ya katılmak için taleplerini sundu.”

Andersson İsveç’in “NATO ile tüm görevler dahil olmak üzere kapsamlı bir askeri işbirliği geleneği” olduğuna değindi. “Şu anda savunma harcamalarımızı artırıyoruz. Türkiye dahil tüm NATO üyesi ülkelerle farklı düzeylerdeki sorunları çözmek için diyalog halindeyiz” dedi.

Hollanda Başbakanı Rutte: Bir yol bulunacak

Almanya Başbakanı Olaf Scholz’la Hollanda’nın Lahey kentinde bir araya gelen Hollanda Başbakanı Mark Rutte, basın toplantısında Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğini veto edeceğine ilişkin bir soruya, “Türkiye, İsveç ve Finlandiya arasındaki görüşmeler neticesinde olumlu bir yol bulunacağını umuyorum” cevabını verdi.

Hollanda Başbakanı Mark Rutte ile Almanya Başbakanı Olaf Scholz, Lahey’de Rusya saldırıları altında yıkıma uğrayan Ukrayna’nın yeniden inşası için bir araya geldiklerini açıkladılar.

Paylaşın

Babacan’dan Dikkat Çeken ‘Cumhurbaşkanı Adaylığı’ Açıklaması

Katıldığı bir televizyon programında gazetecilerin sorularını yanıtlayan DEVA Lideri Babacan, cumhurbaşkanı adaylığına ilişkin yaptığı değerlendirmede, “En son toplantımızda ortak adayın niteliklerini sıraladık. Henüz 6’lı masada telaffuz edilen tek bir isim yok. 6’lı masada isim bazında görüşme yapılmadı, sadece nitelikler sayıldı” dedi.

Babacan, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Öncelikle kucaklayıcı oluşu, kutuplaştırıcı olmaması. 6 genel başkandan birisi olabilir, dışarıdan da olabilir. 6’lı masada hiçbir zaman bir isim gündeme gelmedi. Bir anlaşma olmazsa partinin genel başkanı tabii ki cumhurbaşkanı adayıdır.” ifadelerini kullandı.

Partisinin kendi logosu ve adıyla seçimde yarışacağı kararıyla ilgili de Babacan, “Vatandaşlarımız seçim listesini açtıklarında DEVA Partisi’nin logosunu görecek. Bu ittifaka engel bir durum değil. Kapıyı kapatmıyoruz.” dedi ve ekledi:

“Herhangi bir ittifak ve işbirliği olmaz ise doğal olarak DEVA Başkanı Genel Başkanı Ali Babacan Cumhurbaşkanı adayıdır. 2018’de Millet İttifakı kuruldu ama her parti kendi cumhurbaşkanı adayını çıkardı. İttifak olmak ortak cumhurbaşkanı adayı anlamı gelmiyor.”

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Habertürk TV’de Mehmet Akif Ersoy’un moderatörlüğünü yaptığı canlı yayında gazeteciler Nihal Bengisu Karaca, Sevilay Yılman ve Abdurrahman Yıldırım’ın sorularını yanıtladı. Babacan’ın ‘Cumhurbaşkanı Adaylığı’ ve ‘Güçlendirilmiş Parlameter Sistem’ üzerine yaptığı değerlendirmeleri şöyle;

“Meclis’e yeni yasa getirdiler. 6’lı masa toplantılarının hemen arkasından. Ne dediler, şu partinin genel başkanı hangi partinin listesinden seçime girecek vs. Biz yeni kurulmuş iddialı bir siyasi partiyiz. Mevcut siyasi partilere katılma, içiçe durum olsa biz DEVA Partisi’ni niye kurduk ki. Giderdik başka partiye destek verirdik. Niye parti kurduk? Bayramdan önce kurullarımızı topladık, karar verdik, kendi adımızla, sanımızla, logomuzla, bayrağımızla seçimlere gireceğiz dedik. Vatandaşlarımız seçim listesini açtıklarında DEVA Partisi’nin logosunu görecek. Bu ittifaka engel bir durum değil. Kapıyı kapatmıyoruz. Biz herhangi bir ittifak ve işbirliği olmaz isek doğal olarak DEVA Başkanı Genel Başkanı Ali Babacan Cumhurbaşkanı adayıdır. 2018’de Millet İttifakı kuruldu ama her parti kendi cumhurbaşkanı adayını çıkardı. İttifak olmak ortak cumhurbaşkanı adayı anlamı gelmiyor. 6’lı masada ortak aday hedefi var. 6’lı masanın kuruluşu güçlendirilmiş parlamenter sistemine dönmek.

“Ortak aday olmazsa ben adayım”

Türkiye’de ilk defa iki parti parlamenter sistemiyle ilgili hazırlık yaptı. 28 Ocak’ta sayın Kılıçdaroğlu hemen arkasından sayın Akşener de ortak çalışma yapmaya karar verdi. Biz çalışmamızı 6’lı masaya koyduk, diğer partiler de çalıştı ve bir metin ortaya çıktı. 6’lı masa kurulduktan sonra farklı işbirliği alanları gelişmeye başladı. Şu anda seçim güvenliğiyle ilgili çalışmamız var. Seçim güvenliği çok önemli. 2019 yerel seçimlerine baktığımızda uç uca seçimlerin manipule edildiğini gördük. İstanbul seçimlerini hep beraber yaşadık. 10 bin farkla İstanbul’u mu vereceğiz? E ne oldu? Sandık güvenliğini çok önemsiyoruz. Ortak aday olmadığı anda DEVA Partisi’nin adayı Ali Babacan’dır. En son toplantımızda ortak adayın niteliklerini sıraladık. Henüz 6’lı masada telaffuz edilen tek bir isim yok. 6’lı masada isim bazında görüşme yapılmadı, sadece nitelikler sayıldı.

Teoride ortak aday 6 kişiden birisi olabilir. Dışarıdan birisi de olabilir. Öncelikle kucaklayıcı oluşu, kutuplaştırıcı olmaması. 6 genel başkandan birisi olabilir, dediğim gibi dışarıdan da olabilir. 6’lı masada hiçbir zaman bir isim gündeme gelmedi. Bu masada tam tersine isim konuşmayalım, seçim yaklaşınca isimleri değerlendirelim diye öneri vardı. Partimizin içerisinde dahi somut isim bazında bir değerlendirme yapmadık. Bir anlaşma olmazsa partinin genel başkanı tabii ki cumhurbaşanı adayıdır. İkili görüşmelerde bazen isimler gündeme geliyor. Diğer genel başkanların söylediği benim ifade etmem yanlış olur. Ama her gündeme geldiğinde daha çok erken, günü gelince bunları konuşuruz diyorum. Benim zikrettiğim herhangi bir isim yok.

“Parlamenter sistemde mutabık kalmamız çok önemlidir”

Bırakın 6’lı masayı, ikili görüşmelerde ve hatta partimizde bile isim zikretmedim. Herkesin değerlendirilmesi farklı olur. Günü gelince bunların hepsi konuşulur. Sayın Kılıçdaroğlu’nun kamuoyuna açıklamaları oldu. 6’lı mutabakat olursa aday olurum dedi. Sayın Akşener ben aday değilim dedi. Onun dışında konuşmamız yanlış olur. Şu anda önceliğimiz bir an önce sistem. Parlamenter sistemde mutabık kalmamız çok önemlidir. Seçimle parlamenter sisteme geçene kadar o ülke nasıl yönetilmeli? Bunu çalışıyoruz şu anda.

Bizim ekonomik politikalarımızı tek bir başlıkla nitelemek doğru değil. Biz sosyal politikalar eylem planımızı açıkladık. Sosyal yardımlar, destekler, yeni mekanizmalar, devlet örgütü, engelli vatandaşlarımız, kreşler, yaşlı bakımevleri her şey var. Tanımlandığı gibi neoliberal gibi bir şey yok. Tam bir sosyal devlet politikası. Sosyal demokrasinin daha ötesinde bir sosyal devlet politikamız var. Sosyal yardımların, destlerin çok iyi yapıldığı dönemler yaşadığı Türkiye. Şartlı destek programı yapıldı. Kız çocuklarına daha fazla destek verdik. Türkiye’de çocukların okula başlama oranında olağanüstü bir artış oldu. Biz o dönemde 20’den fazla ülkeye ekip gönderdik. Şartlı nakit desteği nasıl uygulanır, neden anneye ödenir? Bunları anlattık. İyi dönemlerin başarısını teslim etmek zorundayız, aksi halde adil olmaz.

Şu andaki müşterek tek noktamız güçlendirilmiş parlamenter sistem. Eğer 6’lı parti tek bir cumhurbaşkanı adayı çıkaracaksa ana başlıklarda söylem birliği, temel politikalarda ilke birliği sağlamak zorunda. Ortak aday belirlendiği gün herşeyi soracaklar. Özelleşme, Suriye, NATO’yu soracaklar. Ortak aday ne diyecek? Kendi fikrim yok mu diyecek? Eğer ortak aday olacaksa, daha belirlenmeden önce temel politikalarda ortak payda yakalamak zorundayız.

“Yaptığımız bütün çalışmayı 6’lı masaya koymaya hazırız”

Benim tutumum çok açıktı; temel konularda ilkeler ve hedefler konusunda ortak zemin bulamazsak ortak adayın işi çok zorlaşır. Hangi soruya nasıl cevap verecek? Aynı soruya 6 parti ayrı ayrı cevaplar verirse… Parlamenter sistem ortak çalışma haline gelmeden de ayrı ayrı parlamenter sistem farklılıkları vardı. Mesela Kürt sorunu bu ülkenin gerçeği diyoruz. Sorunun çözümü ile alakalı farklı yaklaşımlar olabilir ama Kürt sorunu yoktur diyen bildiğim kadarıyla sayın Erdoğan ve sayın Bahçeli var. 6’lı masada olup da Kürt sorunu yoktur diyeni duymadım. 6’lı masaya gereğinden fazla şey yüklersek bu aşamada haksızlık yaparız. Farklı projeler, farklı iddialar olabilir. Ama temel konuda ilke ve hedeflerle ilgili konuşma kararı almamız gerekiyor. Yaptığımız bütün çalışmayı 6’lı masaya koymaya hazırız DEVA Partisi olarak. Hazırladığımız 20 eylem planını masaya koymaya hazırız. Herhangi bir siyasi partiyle bunları detaylı olarak konuşmaya hazırız. Şu andaki hedefimiz ortak tek aday çıkarmak. Olmazsa alternatiflere bakarız.”

Paylaşın

On Soruda SADAT

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçim güvenliğiyle ilgili son çıkışının ardından SADAT, yeniden tartışmaların odağınayerleşti. Paramiliter yapı olmakla suçlanan SADAT, kendisine “İslam ülkelerini süper güç haline getirme” hedefini koyan, politik amaçları olan bir savaş şirketi olarak göze çarpıyor. SADAT, bugüne kadar 25 İslam ülkesine yönelik projeler yapan şirkete yılda 17 proje teklifi geldiğini belirtiyor.

Faaliyetlerini genişletmek istediklerine dikkat çeken SADAT Yönetim Kurulu Başkanı Melih Tanrıverdi, “devletten bunun için kendilerine referans olmasını” istiyor. Adını daha sonra “Suriye Milli Ordusu” diye değiştiren Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO) 2012’de kendilerinden eğitim talebi olduğunu belirten Tanrıverdi, Suriye iç savaşı konusunda devlete raporlar gönderdiklerini de açıkladı.

Peki merkezi İstanbul’un Beylikdüzü ilçesinde bulunan Uluslararası Savunma Danışmanlık İnşaat Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi SADAT’ın amacı nedir? Kimlerden oluşuyor? İktidar SADAT’la ne tür bir ilişki içinde? Ve SADAT hakkındaki iddialara ne diyor?

SADAT nasıl kuruldu, amacı ne?  

SADAT, 28 Şubat döneminde kadrosuzluk nedeniyle emekli edilen Adnan Tanrıverdive benzer şekilde “irticai faaliyetleri” nedeniyle emekli edilen askerler tarafından 2012 yılında kuruldu. Bir yıl sonra ise Adaleti Savunanlar Stratejik Araştırmalar Merkezi Derneği (ASSAM) yine aynı ekip tarafından faaliyete geçirildi. Her iki kuruluşun temeli 2000 yılında kurulan Adaleti Savunanlar Derneği’ne (ASDER) dayanıyor. Amaçları aynı olan iki kuruluşun organik olarak da birbiriyle bağlantılı olduğu dikkati çekiyor.

ASSAM, amacını “İslam Ülkelerinin bir süper güç olarak dünya siyaset sahnesine çıkmasını sağlamak” olarak tanımlıyor. SADAT Yönetim Kurulu Başkanı Melih Tanrıverdi de ASSAM’ın sitesinde yayımladığı bir yazısında, “ASSAM stratejiler oluşturan ve dünya kamuoyuna sunarak alternatif yöntemler üreten bir Yumuşak Güçtür” diyor. Tanrıverdi, SADAT’ı ise “Hiçbir silahlı gücü olmamış ama İslam Ülkelerinde var olan Silahlı Kuvvetler ve Polis Teşkilatlarına ellerindeki Sert Gücü etkin kullanmalarını sağlayacak reorganizasyon, danışmanlık, eğitim ve donatım hizmetleri sunan bir Yumuşak Güç olarak faaliyetlerini yürütmektedir” olarak tanımlıyor.

Yani Adnan Tanrıverdi liderliğindeki ASSAM, İslam ülkelerini süper güç yapma amacına ilişkin “ideolojik” alt yapıyı hazırlarken SADAT ise bu ülkelere verdiği eğitimlerle askeri ayağını oluşturma çabasında.

SADAT misyonunu, “İslam ülkeleri arasında savunma ve savunma sanayi işbirliği ortamı oluşturmak ve İslam dünyasının kendine yeterli bir askeri güç olarak da Dünya Süper Güçleri arasındaki hak ettiği yeri almasına yardımcı olmak” olarak belirlemiş durumunda. SADAT’ın internet sitesinde yer alan bilgiler de bununla örtüşüyor.

Bu arada SADAT’a iş başvurularında İngilizce’nin yanı sıra Arapça dili şartı da arıyor.

SADAT’ın personeli kim?

Şirketin sitesinde verdiği bilgilere göre, SADAT Savunma’da Türk Silahlı Kuvvetleri’nde görev yaptıktan sonra emekli olmuş general, üst subay ve subaylar ile astsubay çavuştan başçavuşa kadar çeşitli rütbelerde personel çalıştırıyor. Bunlar arasında Harp Akademileri’nde eğitim görmüş, Genelkurmay Karargahında ve tugay, tümen, kolordu ile ordu komutanlıklarında görev yapmış emekli askerler ile Askeri Ataşelik ve NATO karargâhlarında görev yapmış kişiler yer alıyor.

Böylece TSK’nın en kritik birimlerinde çalışmış emekli askerlerin bilgilerini kullanan SADAT, yabancı ülkelere eğitim ve danışmanlık hizmeti verebiliyor.

Askeri alanda İslam ülkelerine eğitim verdiğini söyleyen SADAT’ın en tartışmalı faaliyeti “Gayri Nizami Harp Eğitimi” iddiası. Kurumun sitesinde de buna ilişkin “SADAT Savunma hizmet verilen ülkelerin topyekûn savunma organizasyonu ihtiyacı olarak ortaya çıkacak Gayri Nizami Harp teşkilatlanması ve bu teşkilatın unsurlarının pusu, baskın, yol kapaması, tahrip, sabotaj ve kurtarma-kaçırma harekâtı ile bu harekata karşı koyma faaliyetlerinin eğitimini verir” bilgisi yer alıyor.

Şirketin özel harekat ve istihbarat eğitimi verdiği de belirtiliyor.

SADAT’ın iktidarla ilişkisi ne?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın SADAT yöneticileriyle “alakasının olmadığını” belirtmesine karşın 2012’de kurulan SADAT Savunma, özellikle 15 Temmuz darbe girişiminden sonra iktidarla yakın bir görüntü veriyor.

SADAT’ın kurucusu olan emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başdanışmanlığını yapmıştı. Tanrıverdi aynı zamanda Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu üyesi oldu.

Yine SADAT’ın kurucularından Gürcan Onat’ın askeri öğrenci alımlarına ilişkin komisyonlarda iki yıl boyunca görev yaptığı ortaya çıkmıştı.

SADAT hakkındaki iddialar ne?

SADAT hakkında bugüne kadar pek çok iddia ortaya atıldı. Türkiye’de eğitim kamplarının bulunduğu, El Nusra’ya yardım tırları adı altında silah gönderdiği, 15 Temmuz darbe girişiminin bastırılmasında görev aldığı iddiaları başı çekti. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Konya ve Tokat’ta silahlı eğitim kampları iddiasıyla ilgili yürüttüğü soruşturmada, “delil bulunmadığı” gerekçesiyle takipsizlik kararı vermişti.

Haklarındaki iddialara ilişkin SADAT Yönetim Kurulu Başkanı Melih Tanrıverdi ise “Silahlı gücümüz yok” diyor. Kuruluşundan bu yana 25 ülke için askeri projeler ürettiklerini söyleyen Tanrıverdi, isim vermiyor ama bu 25 ülkeyi Ortadoğu ve Afrika ülkeleriyle Türkî cumhuriyetler olarak özetliyor.

Yaklaşık 20 kadrolu personelinin olduğunu ifade eden Tanrıverdi, ülkelere yönelik proje yapma döneminde emekli askerlerden de hizmet aldıklarını kaydetti. Tanrıverdi, tamamen ülkelerin silahlı kuvvetleriyle çalıştıklarını belirterek “Çatışma bölgelerindeki ülkelere iş yapmıyoruz. Onun dışında farklı yapılarla kesinlikle çalışmıyoruz. Senede 17 civarında proje teklifi geliyor. Bunların sözleşme aşamasına gelmesinde çok ciddi efor sarf ediyoruz. Yılda birkaç proje ancak yapabiliyoruz. Bir projenin hayata geçmesi üç yılı buluyor” dedi.

Tanrıverdi, Libya, Yemen gibi çatışma bölgelerine girmemeyi tercih ettiklerini belirterek “Biz girmek istesek de devletimiz onay vermez” açıklamasını yaptı. Tanrıverdi, adını açıklamadığı bir ülkeye yönelik yaptıkları özel kuvvetler projesinin de devletin onay vermemesi nedeniyle uygulanamadığını kaydetti.

SADAT Libya’ya yönelik BM ambargosunu deldi mi? 

Peki SADAT, Birleşmiş Milletler’in (BM) silah ambargosu uyguladığı Libya’da herhangi bir çalışma yaptı mı?

Şirket 2013 yılında Libya ordusu ile askeri spor tesisi ve zırhlı araç bakım-onarım merkezi kurmak için iki adet İyi Niyet Protokolü imzalamıştı. Ancak Ağustos 2013’de eski Tümgeneral Halife Hafter’in başlattığı isyan sonrasında, bu anlaşmalar hayata geçirilemedi. O tarihten beri SADAT’ın Libya’da Hafter’e karşı savaşan güçlere destek verdiği iddiaları öne sürülüyor.

Tanrıverdi, 2013 tarihli projelerine ilişkin “BM ambargosunu delmeyecek şekilde projeler yaptık. Fakat o dönem teknik ve mali teklif sunma aşamasına yaklaşmışken Libya karıştı. 2020 yılında BM Güvenlik Konseyi Libya Yaptırımları Masası bize yazı gönderdi. Biz de Libya’da herhangi bir faaliyetimizin olmadığını, ambargonun bilincinde olduğumuzu bildirdik” dedi.

BM, Libya’ya 2011’de silah ambargosu uygulanması kararı almıştı. Ancak aralarında Türkiye’nin de bulunduğu bazı ülkeler ambargo kararına rağmen Libya’ya askeri destek sağlamaya devam etti.

Kılıçdaroğlu’nun seçim güvenliği iddiaları neydi?

Geçen hafta SADAT’ın kapısına giden CHP lideri Kılıçdaroğlu, “Önünde bulunduğumuz SADAT bir paramiliter kuruluştur. Düne kadar Erdoğan’ın danışmanlığını yapıyordu bunlar. Hedefleri arasında gayrı nizami hak eğitimi de var. Dikkatini çekmek isterim kamuoyunun yani sabotaj, baskın, pusu kurma, tahrip, suikast ve tehdit. Aynı zamanda terörist yetiştiren bir kuruluş” demişti. 2023 seçimlerinde de işaret eden Kılıçdaroğlu, “SADAT gibi kuruluşlar, kim olursa olsun seçimi gölgeleyecek, seçimin güvenliğini sarsacak herhangi bir şey olursa sorumlusu SADAT’tır ve Saray’dır” uyarısında bulunmuştu.

Kılıçdaroğlu’nun iddialarının sorulması üzerine Tanrıverdi, “Seçim güvenliğini tehdit edecek iddiası doğru değil. İç siyasetin bir unsuru değiliz” dedi.

Tanrıverdi, “Emekli askerlerin TSK’dan edindikleri bilgilerle yabancı ülkelere proje yapılmasıyla devlet sırları taşınmış olmuyor mu?” sorusuna ise “Devlet sırları ayrı, askerlik bilgileri ayrıdır. Biz askerlik mesleğiyle ilgili stratejik danışmanlık yapıyoruz. TSK’nın gizli bilgilerini transfer etmek söz konusu değil” yanıtını verdi. Tanrıverdi, ülkelere yönelik projeleri tamamladıktan sonra Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı ve MİT’e raporladıklarını ve onay aldıklarını kaydetti.

Erdoğan’ın SADAT alakası ve şirketin devletle ilişkisi var mı?

DW Türkçe, Erdoğan’ın “SADAT yöneticileriyle alakamız yok” açıklamasını da sordu. Adnan Tanrıverdi’nin 2016 Ağustos ayında Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanlığı’na atanmasının ardından SADAT’tan istifa ettiğini kaydeden Tanrıverdi, “2020 Nisan’ına kadar o görevi yaptı. Görev icabı orada. Bunun SADAT ile ilgisi yok. Adnan Paşa, devlet adamıdır” diye konuştu.

SADAT’ın iş takipçiliği yapmadığını savunan Melih Tanrıverdi, ticari faaliyetleri gereği Savunma Sanayii Başkanlığı’na gittiklerini savundu. Tanrıverdi, “Bazı ülkelerin Türkiye’den talep ettiği ekipman, teçhizat ve mühimmat ihtiyaçları oluyor. Bunları SSB’ye iletmişizdir. Aselsan, MKE ve Roketsan’ın ürünlerine talep oluyor. Biz de bu ülkelerin taleplerini Türk savunma sanayisine faydası olsun diye irtibatlandıyoruz” diye konuştu. Tanrıverdi, “Bunda komisyon alıyor musunuz?” sorusuna “Komisyon aldığımız konular da oluyor, almadığımız konular da oluyor” karşılığını verdi.

Tanrıverdi, devletten destek alamamaktan da şikâyetçi. Hiçbir devlet kurumunun “Şu işi siz yapın” demediğini savunan Tanrıverdi, “Biz devletin yurt dışındaki çıkarlarını sağlayacak bir şirketiz. Devlet bizi desteklemiyor. Falan ülke, ‘sizinle çalışalım ama bize devletinizden referans getirin’ diyor. Biz de Milli Savunma Bakanlığı ve Savunma Sanayii Başkanlığı’na yazıyoruz. Onlar ‘siz özel şirketsiniz, size böyle bir referans veremeyiz’ diyorlar. Oysa devlet bize referans olmalı. Devlet bizi denetlemeli” dedi.

Peki, SADAT Türkiye’den herhangi bir kuruma hizmet verdi mi? Tanrıverdi, bu soruya “Hayır, hiçbir kuruma danışmanlık eğitimi vermedik” diye yanıtladı.

SADAT devlete rapor hazırladı mı?

Ancak Tanrıverdi’nin açıklamalarından zaman zaman SADAT’ın ticari bir şirket olmasına karşın devletin çeşitli kurumlarına belli aralıklarla raporlar gönderdiği anlaşılıyor.

Melih Tanrıverdi, Adnan Tanrıverdi’nin başdanışman olarak görev yaparken 2016’dan itibaren askeri okulların Milli Savunma Bakanlığı’na, Jandarma’nın İçişleri Bakanlığı’na bağlanmasını önerdiğini ve kabul gördüğünü aktardı. Tanrıverdi, “terörün kaynağında bitirilme politikası” olarak özetlenecek yeni terörle mücadele konsepti ile Suriye’ye yönelik sınır ötesi harekat planlarının da Adnan Tanrıverdi’nin önerdiğini iddia etti.

SADAT Suriye iç savaşına müdahil oldu mu?

Melih Tanrıverdi, bu sorulara “hayır” yanıtını vererek iddiaları reddediyor. Ancak Tanrıverdi, “SADAT olarak 2012 yılında Türkiye’nin oradaki sınır bölgesinde güvenlik tedbirleri alması gerektiği, sınır ötesi harekat yapması gerektiği ve göçü durdurması yönünde devletin tüm birimlerine rapor gönderdik” ifadesini kullandı.

O dönem “ÖSO’nun da bizden eğitim talebi geldi” diyen Tanrıverdi, “Talep zamanı bunları kapsamlı şekilde raporlaştırdık, ‘konuyu yapabilir miyiz’ diye devletin ilgili kurumlarına sorduk. Ancak bir yanıt alamadık. Daha sonra da bu tür mahzurlu konulara girmemeyi tercih ettik. Yalnızca ülkelerin silahlı kuvvetlerine hizmet vermeyi uygun bulduk. Daha sonra TSK, ÖSO’ya eğit-donat kapsamında eğitim verdi” açıklamasında bulundu.

SADAT 15 Temmuz’un neresinde?

SADAT’ın 15 Temmuz darbe girişiminin bastırılmasında da görev aldığı, şirkete ait keskin nişancıların Boğaziçi Köprüsü’nde bulunduğu iddiası sıkça getirilmişti.

O tarihte çalışanlarının 4-5 olduğunu iddia eden Tanrıverdi ise “15 Temmuz’u televizyondan öğrendim. Sayın Cumhurbaşkanının çağrısıyla biz de meydanlara indik. Planlı programlı, proje dâhilinde yürüdüğümüz iddiası doğru değil. ASDER üyelerinin sahaya çıkışı da bireysel. O gece tankları durduran arkadaşlarımız oldu. Onlardan biri de emekli bir albaydı” dedi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Almanya’da DHKP-C Operasyonu: 3 Tutuklama

Almanya’da Devrimci Halk Kurtuluş Cephesi’nin (DHKP-C) biri ülke sorumlusu olduğu belirtilen üç üst düzey yöneticisi tutuklandı. Federal Adalet Mahkemesi (BGH) tarafından haklarında tutuklama kararı çıkarılan Türk uyruklu Özgül E. ve İhsan C. ile Alman vatandaşı Serkan K.’nın Almanya’da “yabancı terör örgütü” olarak kabul edilen yasaklı DHKP-C’ye üye olmaktan yargılanacakları belirtildi.

Federal Adalet Mahkemesi bünyesindeki Federal Başsavcılıktan yapılan açıklamada, Özgül E.’nin 16 Mayıs’ta Heidelberg’de, Serkan K.’nın 17 Mayıs’ta Hamburg’da, İhsan C.’nin ise 18 Mayıs’ta Bochum’da gözaltına alındıkları belirtildi.

Federal Başsavcılıktan yapılan açıklamada, DHKP-C’nin, Türk devletini “silahlı mücadele yoluyla” ortadan kaldırma ve yerine Marksist-Leninist bir rejim getirme hedefinde olduğu belirtildi. Örgütün 1994 yılındaki kuruluşundan bu yana ve yakın geçmişte Türkiye’de çok sayıda cinayet işlediği ve silahlı saldırılar gerçekleştirdiği belirtildi. Ayrıca DHKP-C’nin defalarca intihar bombalı eylemler gerçekleştirdiğine de vurgu yapılan açıklamada, örgütün Avrupa’yı terörist faaliyetlerini finanse etmek, militan sağlamak ve eğitmek, silah ve diğer askeri teçhizatları temin etmek üzere “arka cephe” olarak kullandığı ifade edildi.

Biri Almanya sorumlusu

Federal Başsavcılık sanıklarla ilgili olarak da ayrıntıları paylaştı. Açıklamada, Özgül E.’nin en geç Ocak 2003’ten bu yana DHKP-C’de aktif olduğu belirtilerek, Nisan 2004’e kadar örgütün Amsterdam’daki merkez basın bürosunda yönetici olarak görev yaptığı, burada diğer çalışanlara talimat vererek kurum içi iletişimi ve haberlerin iletilmesini sağladığı belirtildi. E.’nin ayrıca basın bürosuna veya örgütün diğer birimlerine aktarılan paraları kabul ettiği ve sahte kimlik belgeleri düzenlenmesinde etkili oduğu da belirtildi.

Özgül E.’nin Haziran 2014’te Almanya’da DHKP-C aktivistlerinin ve yetkililerinin katıldığı ve gelirlerinin de örgüte aktarıldığı bir konsere öncülük ettiği, Aralık 2015’ten en az Şubat 2016’ya kadar, İstanbul bölgesinde DHKP-C için çeşitli görevler üstlendiği, burada örgüt mensuplarına yönelik eğitim, propaganda çalışmaları, basın yazıları ve gerilla savaşçıları için eğitim programları gibi etkinlikleri yönettiği kaydedildi. Sanıkların en geç Ocak 2017’den itibaren örgütün “Almanya sorumlusu” olarak görev yaptığı belirtilen Savcılık açıklamasında, burada da özellikle bağış veya haftalık bültenin satışı gibi finansal kaynakların toplanması ve dernek için etkinliklerin organizasyonununun koordinasyonu gibi faaliyetleri yönettiği ifade edildi. Özgül E.’nin  Almanya’da da sahte kimlik belgeleri düzenlenmesine yardımcı olduğu, ayrıca, gizli faaliyet gösteren örgüt mensuplarının kaçak yollarla intikaline de destek olduğu ileri sürüldü. Özgül E.’nin Şubat 2022’ye kadar Almanya’da DHKP-C ile ilgili çeşitli propaganda etkinliklerine katıldığına da vurgu yapıldı.

“Hamburg sorumlusu” da tutuklandı

Diğer sanık Serkan K.’nın 2014 ile 2018 yılları arasında Almanya’da DHKP-C için çalıştığı, başlangıçta örgütün gençlik komitesi üyesi olduğu, 2015 yazından itibaren de Hamburg bölgesinde “Bölge sorumlusu” olarak görev yaptığı belirtildi. K.’nın zaman zaman Hamburg, Bremen ve Berlin bölgelerini kapsayan “DHKP-C Kuzey Bölgesi‘nin” de sorumluluğunu üstlendiği ifade edildi.

Savcılık açıklamasında Serkan K.’nın DHKP-C’nin Almanya ve Avrupa yöneticilerinin talimatlarının uygulanmasını sağladığı ve bu kişilere bizzat rapor verdiği belirtilirken, “Kuzey Bölge Sorumlusu” olarak örgüte finansman sağlanması ve yönlendirilmesi, üyelerin ve aktivistlerin eğitilmesi ve DHKP-C ve bağlı oluşumları için propaganda faaliyetlerinin yürütülmesini sağladığı da vurgulandı. Bunlara ek olarak, sahte kimlik belgeleri tahsis etmek ve gizli hareket eden örgüt üyelerinin kaçak yollarla intikalini sağlamakla suçlanıyor.

Serkan K.’nın Şubat 2017’de “Kuzey bölgesindeki” kadro görevini bıraktıktığı, 2018’in sonuna kadar Almanya’da DHKP-C ile ilgili çeşitli propaganda etkinliklerine katıldığı ifade edildi.

Güney bölgesi sorumlusu İhsan C.

İhsan C.’nin ise en geç Eylül 2015’ten bu yana, DHKP-C’nin Frankfurt, Darmstadt, Saarbrücken, Stuttgart, Ulm, Münih, Augsburg ve Nürnberg şehirlerini kapsayan Güney Bölgesi Sorumlusu olarak faaliyetler gerçekleştirdiği, kendisine bağlı olan bölge yöneticileriyle yakın temas halinde olduğu, onlara talimatlar verdiği ve bölgelerdeki gelişmeler hakkında bilgi aldığı ileri sürüldü.

Sanığın ayrıca DHKP – C’nin Almanya ve Avrupa üst düzey yöneticilerinin talimatlarını uyguladığı da belirtilen açıklamada, görevleri arasında örgüte maddi kaynak temin etmek ve iletmek, üyeleri ve aktivistleri eğitmek ve DHKP-C’ye bağlı kamufle dernekler lehine propaganda faaliyetleri yürütmek de sıralandı. İhsan C’nin de diğerleri gibi sahte kimlik temin etme ve gizli örgüt mensuplarının intikali ve iskanı ile de ilgili yardımcı olma suçları işlediği ifade edildi.

İhsan C.’nin Mayıs 2017’de “Güney bölgesi sorumluluğundan” ayrıldığını ancak Şubat 2022’ye kadar Almanya’da DHKP-C ile ilgili çeşitli propaganda etkinliklerinde yer aldığı kaydedildi. Açıklamada, Özgül E’nin 17 Mayıs’ta, Serkan K. ve İhsan C’nin ise 18 Mayıs’ta yargılandıkları ve üçünün de tutuklandığı ifade edildi.

Paylaşın

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg’den ‘Türkiye’ açıklaması

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ile başkent Kopenhag’da bir araya geldi; ikili, görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenledi.

Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliği başvuruları ve Türkiye’nin itirazlarına da değinen Stoltenberg, “NATO’da anlaşmazlık olması yeni değil, sorunlar çözülür. Türk yetkililerle diyalog halindeyiz” dedi.

Türkiye için “önemli bir müttefik” ifadesini kullanan Stoltenberg, NATO’nun böyle bir müttefikinin “güvenlik endişelerini dile getirdiğinde bu konuda harekete geçmesi ve endişelerini gidermesi gerektiğini” söyledi:

“Tüm müttefiklerin güvenlik endişeleri dikkate alınmalıdır. İsveç ve Finlandiya’nın NATO katılmaları konusunda ortak bir karara kısa sürede varacağımıza inanıyorum.

“Türkiye’nin ifade ettiği endişeleri ele alıyoruz. Türkiye gibi önemli bir müttefik güvenlik endişelerini gündeme getirdiğinde bunu halletmenin tek yolu ortak bir zemin bulmak için oturup konuşmak.”

Stoltenberg, NATO’nun 30 müttefiki arasında bazen farklılıklar olabildiğini ancak bunların konuşularak aşılabileceğini belirtti.

Stoltenberg, iki ülkenin NATO’ya katılmaları durumunda Avrupa Birliği (AB) nüfusunun yüzde 96’sının NATO içinde olacağını belirterek, NATO ve AB’nin Batı Balkanlar, Ukrayna, siber güvenlik gibi konularda her zamankinden daha yakın iş birliği içinde olduğunu kaydetti:

“AB’nin savunma çabalarını memnuniyetle karşılıyorum. Doğru yönde yapılırsa bunlar hem NATO’yu hem de AB’yi güçlendirecektir.”

Tüm üyelerin onayı gerekiyor

Rusya-Ukrayna savaşının başlamasıyla birlikte NATO’ya üyelik başvurusu yapıp yapmayacakları merak konusu olan Finlandiya ve İsveç, “süreci el ele yürütmeye” karar vererek 18 Mayıs’ta NATO üyeliğine başvurdu.

30 üyeli Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün (NATO) genişlemesiyle ilgili kararların üyelerin oybirliğiyle alınması gerekiyor.

Fakat Cumhurbaşkanı ve Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, konuyla ilgili ilk defa 13 Mayıs’ta bir açıklama yaparak İsveç ve Finlandiya’nın muhtemel NATO üyelik başvurusu konusunda “olumlu bir düşünce içinde” olmadıklarını açıklamış, iki ülke için “terör örgütlerinin adeta misafirhanesi gibi” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

Altılı Masada Adaylığı İçin Tereddüt Mü Var? Kılıçdaroğlu’ndan Yanıt

Muhalefetin cumhurbaşkanı adayının kim olacağına dair tartışmaları yorumlayan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, altılı masada bu konu üzerinde hiç konuşmadıklarını söyledi. Kılıçdaroğlu, “Biz cumhurbaşkanı adayının niteliklerini belirleyen bir paragraf yazalım diye konuştuk ve bunu yazıp ilan ettik” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, gündemde yer olan konulara ilişkin olarak Cumhuriyet gazetesi yazarı Orhan Bursalı’nın sorularını yanıtladı .

Ana muhalefet partisi lideri, “Altılı masada sizin adaylığınız konusunda bir şüphe mi var?” şeklindeki soru üzerine bu konuyu aralarında hiç konuşmadıklarını söyledi. Ardından şunları kaydetti:

“Sadece şu görüşüldü: Cumhurbaşkanlığı ile ilgili gazetecilerden çok soru geliyor, o zaman biz cumhurbaşkanı adayının niteliklerini belirleyen bir paragraf yazalım diye konuştuk ve bunu yazıp ilan ettik.

Cumhurbaşkanlığı adaylığının çok fazla gündeme getirilmesi, aslında ekonomide yaşanan bunalımı toplumun gözünden kaçırma amacı taşıyor. Çünkü bu kadar ciddi konu varken, kim cumhurbaşkanı adayı olacak tartışmasını sürekli yaparsanız ve neden Cumhur İttifakı kendi adayını açıklamıyor diye sormazsanız, doğru olmaz. Erdoğan ne zaman açıklarsa ve seçim kararını ne zaman alırsa biz de o zaman adayı açıklarız.

Ülkenin içinde bulunduğu feci tablo fazla tartışılsın istenmiyor. Bu nedenle adaylık tartıştırılıyor. Ayrıca konuyu, cumhurbaşkanı adayı kim olacak noktasına indirmeyi de doğru bulmuyorum, sorun o değil ki, tek adam rejiminin gitmesi temel sorun.”

Bursalı’nın yönelttiği diğer sorular ve Kılıçdaroğlu’nun bunlara verdiği yanıtlar şöyle:

Cumhurbaşkanı henüz adaylığını açıklamadı.. Altılı Masa bileşenleri de ortak adaylarını açıklamakta acele etmiyor.. Erdoğan’ın adaylığına kesin gözüyle bakılıyor, acaba Altılı Masa, kendi adayını ilan etmeyi Erdoğan’ın adaylığını açıklamasına mı endeksledi?

Hayır, Altılı Masa’da öyle bir durum yok. Şu anda seçim sathı mailine girilmiş ve seçim kararı alınmış, açıklanmış değildir. Hükümetin seçimi ilan etmesi lazım. Dolayısıyla ortak adayı şimdiden açıklamanın da anlamı yok.

Seçim zamanı yasayla belirlenmiş zaten, ayrıca hükümetin seçimler şu zaman yapılacak diye bir karar alması gerekiyor mu? 

Bunun resmen kamuoyuna deklare edilmesi gerekir. Biz de Millet İttifakı olarak oturup konuşur ve ortak adayı açıklarız.

Altılı Masa’da yeni bir durum ortaya çıktı.. Milletvekili seçimi konusunda CHP ve İYİ Parti dışında ayrı bir ittifak tartışılıyor, DEVA ve Gelecek Partisi seçimlere kendi amblemleriyle girecek. Bir üçüncü ittifakın yüzde 7 barajını aşması durumunda muhalefet Meclis’te daha güçlü olur mu?

Millet İttifakı’nda partiler şimdi şunu araştırıyor: Hangi parti hangi ilde hangi ittifaklarla seçimlere girerse daha fazla milletvekili şansı elde edilir? Bunun çalışmasını yapıyor partiler; biz de yapıyoruz. Sağlıklı bir sonuç elde etmek için, illerde her birimizin bağımsız olarak yapacağı anketlerin sonucundan yola çıkacağız. Henüz bunlar yapılmadı. Olası ittifakların hangi partilere ne kadar milletvekili kazandıracağı hesaplarının kesinleşmesi lazım. Sonra bu veriler masaya gelecek, oturup konuşacak ve kararlar alacağız.

YSK, damgalı olmayan pusulaları geçerli saymak gibi kararlar almıştı. Bu kez de sonuçları etkileyecek beklenmedik kararlar alır mı?

Dilerim olmaz.. YSK hangi kararları alırsa alsın, sonuçta biz sandık tutanaklarıyla milletin önüne çıkacağız; hangi sandıktan hangi parti kaç oy aldı, hepsini biliyor olacağız, İktidar parti temsilcisinin de imzası olacak tutanakta biz bunları toplayacak ve kamuoyuna açıklayacağız. Seçimi almak için her yola başvurabilirler ama biz kararlılığımızı göstereceğiz..

Nelere başvurabilirler?

Sandık açılırken acaba Millet İttifakı temsilcilerini bir yere gönderebilir miyiz arayışı içine girebilirler, oy toplamlarını değiştirmeye, bizim oyları başka partilere yazmaya kalkışabilirler. Bütün olasılıklara göre sandık temsilcilerimizi eğiteceğiz.

Seçimleri kazandığınızı varsayalım, daha şimdiden devleti kimlerle nasıl yöneteceğinize ve gerekli atamaları yapmaya yönelik bir çalışmanız var mı?

Bu çalışma elbette yapılacak, işi uzmanına liyakat sahibine vermek için altı lider zaten bu konuda açıklama yaptı.

Devlet içinde iktidarın kızağa çektiği bürokratlar var, onlarla mı çalışacaksınız? Aralarında FETÖ’cüler de olabilir.

İçeridekiler de dışarıda olanlar da var. 27.5 yılını bürokraside geçiren kişi olarak söyleyeyim, görevini yasalara uygun yapanlarla sorunumuz yok, siyasi görüşüne bakmayız; tabii FETÖ ve başka bir terör örgütü mensubu haricinde. Bu konuyu Altılı Masa’da konuştuk, siyasi ahlak yasası çıkaracağız, parlamentoyu kirlilikten arındıracağız.

Paylaşın

Erdoğan’ın İsveç’e NATO Tepkisi Seçime Hazırlık

Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) üyeliğine karşı çıkarak ittifakı krize sürüklediğine ilişkin yorumlar İngiltere basınında yer aldı.

The Guardian’ın diplomasi editörü Patrick Wintour imzalı yazıda, Erdoğan’ın İsveç’e PKK üyelerinin iadesinin reddedilmesine yönelik tepkilerle seçim hazırlığı yaptığı ve milliyetçi oyları artırmayı hedeflediği yorumu yapıldı.

Yazıda, “Erdoğan İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğini veto etme tehditlerini iki katına çıkardı. Her iki ülkenin de kendisini ikna etmesi için Ankara’ya heyetler göndermesinin anlamsız olduğunu söyledi. 10 talep sunarak İsveç’e şantaj yaptığı iddialarını güçlendirdi. Erdoğan’ın karşı çıkışının NATO’yu aylarca düğümleyebileceğinden kimsenin şüphesi yok” denildi.

İsveç’in Türkiye’nin tepkileri karşısında “yanlış anlaşılmaları gidermek konusunda iyimserlik içinde olduğu ancak verilen tepkilerle Erdoğan’ın bu konudaki ciddiyetine şüpheyle yaklaştığı” belirtilen yazıda, İskandinav ülkelerinin Türkiye’nin taleplerine “boyun eğmesinin zor olacağı” ifade edildi. Türkiye “terör” gerekçesiyle Finlandiya’dan 12, İsveç’ten 21 kişinin iade edilmesini istiyor.

‘Erdoğan uç noktalarda yaşıyor’

Habere göre, İngiliz savunma ve güvenlik düşünce kuruluşu Royal United Services Institute (RUSI) direktör yardımcısı Jonathan Eyal, “Her iki ülke de kendi iç iltica sistemlerini basitçe parçalayamaz” dedi.

Türkiye’nin sürgündeki PKK üyeleriyle ilgili taleplerine aşina olunduğu, Erdoğan’ın halihazırda paramparça bir ekonomi ve partisine desteğin giderek azalmasıyla uğraştığını belirten Eyal, Erdoğan’ın Türkiye’de milliyetçi oyları artırmaya çalıştığı ve “uç noktalarda hareket ettiği ve uçlarda yaşadığı” görüşü verdi.

Yazıda, Erdoğan’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in olası Ankara ziyareti ve ABD’den F-35 satın alma talebinin uygulanması için “ikili oyun” oynadığı analizine de yer verildi.

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

‘Muhalefete Kumpas Hazırlanıyor’ İddiası

Eski Avcılar Belediye Başkanı Handan Toprak Benli, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), CHP’li ilçe belediyeleri ve ana muhalefet partisi yöneticilere karşı bir kumpas hazırlandığı görüşünü dile getirdi.

Cumhuriyet gazetesi yazarı Barış Terkoğlu, 4 Nisan’da ‘ihaleye fesat karıştırma’ ve ‘resmi belgede sahtecilik’ iddiasıyla tutuklanan eski Avcılar Belediye Başkanı Handan Toprak Benli’yle konuştu .

“Türkiye seçime giderken, yargı merkezli operasyonlar arka arkaya geliyordu. Ona göre kendisinin tutuklanması başka hamlelerin habercisi. Benli, ‘dosyanın bugüne kadar bekletilip, seçim öncesi gündeme konması başka operasyonlar için zemin oluşturmak ve tepki ölçme maksatlı’ ifadelerini kullanıyor” ifadesini kullanan Terkoğlu, şöyle devam etti:

“Dedim ya, ‘Benli bir şey söyleyemeye çalışıyor’ diye…

Baştaki soruyu sordum. ‘Soruşturma, CHP’li belediye başkanı olduğum sürece ilişkin hazırlandı. Hedef ben değilim, CHP’ dedi ve devam etti: ‘Bu dosyalar, komşu belediyelerimiz dahil diğer CHP’li belediyeler için de hazırlandı.’

Benli; Beylikdüzü, Bakırköy, Silivri, Sarıyer, Aydın’ı saydı. Başka belediyelerde de operasyonların devam edeceğini düşündüğünü söyledi. Ona göre plan CHP’yi yolsuzlukla ilişkilendirmek ve karalamaktı. Benli, ‘Sayın İmamoğlu ve CHP üst düzey yöneticilerine yönelik operasyon yapılmasını’ beklediğini söyledi.

Son dönem, belediyelere operasyon denilince, karşımıza en çok çıkan isim Erkan Karaaslan. Karaaslan, Hükümet medyası tarafından, ‘FETÖ’nün belediyeler imamı’ olmakla suçlanıyor. Bu yüzden uzun süre tutuklu kalan Karaaslan, geçen Aralık’ta ‘FETÖ üyeliği’ suçlamasından beraat etti. Karaaslan, CHP’li belediyelerdeki yolsuzluk iddiaları nedeniyle, yeniden tutuklandı. Haberlerde adı, ‘FETÖ’nün belediyeler imamı’ olarak geçmeye devam etti.

Benli’ye Karaaslan ile ilişkisini de sordum:

‘Erkan Karaarslan, AKP döneminin belediyecilik uygulamalarını ve bunların dijitalde raporlanmasını kamu kuruluşlarında anlatan, yani meslek içi eğitimler veren ve Türkiye’de çok az bulunan birçok konuda tek olan kişi ve kuruluş sahibi. Bu nedenle AKP’li belediyeler ve bakanlıklara da hizmetler vermiş. CHP’li belediyeler ise çok küçük bir oranda, onda bir gibi, hizmet aldı. Avcılar Belediyesi’nin bütçesi çok küçük. Soruşturmaya yönelik iddialar, 2014-2016 yılları arasında, toplamı 300 bin lirayı geçmeyen, belediye bütçesinde küçük yekün tutan, tamamen meslek içi hizmetlere yönelik.’

“Kumpas hazırlanıyor”

Daha önce Karaarslan üzerinden İmamoğlu’na kumpas kurulmaya çalışıldığını anlatmıştık. Benli benzer bir duruma işaret etti:

‘Karaarslan’ı FETÖ ile ilişkilendirip, belediyelerimizi de teröre kaynak sağlamakla suçluyorlar. Bu, Ergenekon, Balyoz kumpasları gibi hazırlanmış bir kumpas. Karaarslan, FETÖ’den beraat etmiş olmasına rağmen, algı operasyonlarına devam ettirmek için, hazırlanan bu dosyayı, 6 yıl sonra, seçim öncesi işleme koydular. Dosyada beni burada 1 dakika bile tutabilecek bir suç yok.’

Benli bir ayrıntıya daha dikkat çekiyor:

“Bir kez bile ifadeye çağrılmadım”

‘Karaarslan dosyası 6 yıldır basına düşmüş, bilinen tartışılan bir konu olmasına rağmen, bir kez bile ifadeye çağrılmadım. Düğmeye basılmış gibi, dosyamıza gizlilik kararı aldırılıp bir sabah evime arama ve gözaltı için polisler geldi. Basın, henüz bana bile okunmamış olan suçlamaları duyurdu. Masumiyet karinem ihlal edilip, adım suçlamalar eşliğinde geçirildi. 4 gün gözaltında kaldım ve bugüne kadar savcı karşısına çıkarılmadım. İfadem sadece Emniyet’te alındı. 4 gün sonunda, 11 kişi olarak, toptan hakim huzuruna çıkarıldık. Önceden verildiği belli tutuklama kararı okundu. Adil yargılanmayı bekliyorum.'”

Paylaşın

Karamollaoğlu, Enflasyon Üzerinden İktidara Yüklendi

Partisinin haftalık basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan SP Lideri Karamollaoğlu, “ÇAYKUR, çaya yüzde 44 zam yaptı.. Kusura bakmayın ama siz, bu kafayla enflasyonu değil; çiftçiyi, üreticiyi sıfırlarsınız. Hayat pahalılığına değil, tüketicinin alım gücüne darbe vurursunuz ancak” dedi.

Haber Kaos / Türkiye’nin bir an evvel gerçek gündemine dönmesini gerektiğini belirten Karamollaoğlu, Türkiye’nin asıl gündeminin enflasyon, hayat pahalılığı, yağmur gibi yağan zamlar, yolsuzluk, bitirilen tarım ve yok edilen hayvancılık olduğunu söyledi.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu haftalık basın toplantısında gündeme dair açıklamalarda bulundu. Karamollaoğlu’nun açıklamalarından satır başları şöyle:

Şimdi Sayın Cumhurbaşkanı, “büyük bir müjde olarak” yaş çay taban fiyatlarını açıkladı. Müjde dedikleri artış kaç? yüzde73. Peki tarım sektörünün girdilerinde yaşanan artışlar ne kadar? Gübre yüzde 300 artmış, mazot yüzde 300 artmış. Fakat yaş çay yüzde 73 artıyor. Erdoğan’ın bu açıklamasından hemen sonra ise; ÇAYKUR, çaya yüzde 44 zam yaptı.. Kusura bakmayın ama siz, bu kafayla enflasyonu değil; çiftçiyi, üreticiyi sıfırlarsınız. Hayat pahalılığına değil, tüketicinin alım gücüne darbe vurursunuz ancak.

Görünen o ki; küresel bir gıda krizi kapıya dayanmıştır. Gıda ve tarımda kendi kendine yeterlilik çok daha önemli hale gelmiştir. Bu yüzden artık gıda, tarım ve hayvancılığı öncelikli alan ilan edip; derhal bir “Milli Tarım ve Gıda Stratejisi” belirlenmelidir.

Türkiye’de hiç uçak inmeyen havalimanları var. Örneğin Balıkesir Havalimanı, Edremit’te Havalimanı var; 80 kilometre mesafede bir yenisi daha yapılıyor. Kulesi var, hizmet binası var, pisti var, personeli var. Tek şey eksik; uçak. Allah’tan korkun! Umarız şimdi Rize-Artvin Havalimanı da aynı akıbeti yaşamaz. Çünkü buralara harcanan para, Külliye’ye öbeklenmiş 3-5 kişinin cebinden değil; 85 milyonluk Türkiye’nin cebinden çıkıyor.

“Bu iktidarın yıktığı ne varsa düzelteceğiz!”

Bugün, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı vesilesiyle gençlerimize seslenmek istiyorum; Türkiye’nin yarınlarında size ihtiyacımız var. Saadet Partisi olarak söz veriyoruz; sizi hor gören, fikirlerinize tahammül edemeyen, geleceğinize ipotek koymak isteyen bu iktidarın yıktığı ne varsa düzelteceğiz!

Cebinizdeki telefona kimsenin laf etmediği, teknoloji ürünlerine sahip olmanın imkansız, yurt dışı seyahatinin hayal olmadığı bir Türkiye’yi sizinle birlikte kuracağız. Sinemaya ve tiyatroya gitmenin, hatta kahve içmenin dahi lüks sayıldığı, en temel ihtiyaçları karşılamanın zorlaştığı, günlerinizi gelecek kaygısıyla geçirdiğiniz bu kötü gidişe sizinle birlikte dur diyecek ve bu karamsar tabloyu hep birlikte değiştireceğiz. “İnsanca Yaşam”ı sizinle birlikte, sizin için kuracağız!

Paylaşın

NATO Hangi Amaçla Kuruldu, Devletler Neden NATO’da Yer Almak İstiyor?

“North Atlantic Treaty Organization” Türkçesi “Kuzey Atlantik Paktı Teşkilatı” bildiğimiz ismiyle NATO. İkinci Dünya Savaşının ardından 12 ile ülke kurulan bugün 30 ülkenin içinde yer aldığı NATO sınırlarını gün geçtikçe genişletiyor.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından Finlandiya ve İsveç resmen NATO’ya üyelik başvurusu yaptı. İki ülke, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrası ittifaka katılma kararı aldı.

Peki, NATO neden kuruldu, amacı nedir, nasıl finanse ediliyor, devletler neden NATO’da yer almak istiyor?

“Halklara Karşı Bir Örgütlenme NATO” kitabının yazarı Semih Hiçyılmaz Bianet’ten Ruken Tuncel’e anlattı.

NATO neden kuruldu: NATO, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra 1949’da ABD, Kanada, İngiltere, Fransa ve İtalya gibi ülkelerin içinde olduğu 12 ülke tarafından Sovyetlere karşı kuruldu.

İkinci dünya savaşından sonra güçlenen yeni emperyalist güçler “birimize saldırı hepimize saldırıdır” diyerek, Sovyetlere, dünyada yükselen sosyalist mücadeleye ve işçi sınıfına karşı örgütlenmeye gitti. Amaçları dünya çapında sosyalizmin kazandığı prestijin önünü kesmekti.

NATO nasıl finanse ediliyor: Her ülkeden ciddi bir kaynaklar aktarılıyor. Ülkeler sömürdükleri ülkelerden elde ettikleri gelirlerin önemli bir kısmını NATO aktarıyor.

NATO’da yer almak ülkeler için neden önemli: Kapitalist bir yol seçen bir devlet kendini daha güçlü hissetmek için NATO yer almak istiyor. Esas amaç da, pazar paylaşımda yer almak. Bugün Fillandiya bugün pratik tartışmalarda Rusya tehdidine karşı gerekçeler öne sürülüyor. Bugün Ukrayna, Rusya, ABD, NATO ülkeleri arasında bir pazar paylaşımı var. Fillandiya ve İsveç de tıpkı diğer ülkeler gibi bu Pazar paylaşımının içinde olmak istiyor.

NATO denildiğinde neden akla savaş geliyor: Çünkü NATO emperyalist bir savaş örgütü, saldırı amacıyla kurulmuş bir örgüt. Bunun dışında başka bir amacı yok silahlı bir savaş örgütü, kurulduğu günden bugüne kadar NATO’yu nerede gördüysek savaş var, kan var. Gittiği hiçbir yerde halklara zulümden başka bir şey getirmedi.

Türkiye NATO’ya ne zaman katıldı?

Türkiye, NATO üyeliğine resmen ilk başvuruyu 11 Mayıs 1950’de yaptı. Cumhuriyet Halk Partisi tarafından yapılan bu başvurudan herhangi bir sonuç alınamadı. Seçimlerin ardından ise NATO’ya girme çabaları, iktidarı kazanan Demokrat Parti tarafından yürütüldü. Bu doğrultuda 1950 yılında Kore Savaşı’na asker gönderen Türkiye, 1952’de Yunanistan ile birlikte NATO üyeliğine resmen kabul edildi.

NATO operasyonları

NATO, Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte ortaya çıkan yeni uluslararası atmosferde kendine yeni sorumluluklar atfederek, proaktif bir rol üstlendi.

90’lı yılların başında bazı askeri operasyonlar gerçekleştirdi. Irak’ın Kuveyt’i işgali sonrasında yürütülen “Operasyon Anchor Guard” bu operasyonların ilkiydi.

Bir diğer operasyonu ise; El-Kaide’nin 11 Eylül 2001’de ABD’deki ikiz kulelere saldırısının ardından  Ekim 2001’de başlatılan Etkin Çaba Harekâtı (Operation Active Endeavour) oldu. Bu harekât, “teröre karşı” düzenlenen ve Antlaşmanın 5. maddesinin öngördüğü kolektif savunma prensibine dayanan ilk operasyon olarak biliniyor. Etkin Çaba Harekâtı ile birlikte ittifak tarihinde ilk kez Washington Antlaşması’nın 5. maddesi işletildi.

2004 yılından itibaren NATO üyesi olmayan ülkelerin de içinde yer aldığı harekât, Ekim 2016’da resmi olarak sonlandırılana kadar devam etti.

2000’lerde Afganistan ve Afrika Burnu gibi farklı yerlerde de operasyonlar düzenleyen NATO, bu operasyonları beşinci maddenin ortaya koyduğu “kolektif savunma” ilkesine dayandırmak yerine, kriz yönetimi başlığı altında yürüttü.

2014’de düzenlenen Galler Zirvesi’nde ise kolektif savunma prensibi yeniden ön plana çıkarak bu tarihte ortaya konan “Hazırlık Eylem Planı’nın temelini oluşturdu.

Resmi web sitesinde yer aldığı bilgiye göre; NATO, Akdeniz ve Kosova’da hâlâ aktif olarak bulunuyor.

Akdeniz’de “deniz güvenliği” adına varlığını korumaya devam eden ve Türkiye’de Patriot füzeleri ve Havadan Erken İhbar ve Kontrol uçakları konuşlandıran NATO, Rusya’nın 2014’te Ukrayna’ya düzenlediği askeri operasyonlardan itibaren hava-sahası önlemlerini artırdığını belirtiyor.

NATO Antlaşma Metni

Madde 1 – Taraflar, BM Yasası’nda ortaya konduğu üzere, karışmış olabilecekleri herhangi bir uluslararası anlaşmazlığı, uluslararası barış ve güvenlik ve adaleti tehlikeye sokmadan barışçıl yollarla çözmeyi ve uluslararası ilişkilerinde BM’in amaçlarına aykırı olacak şekilde güç kullanımı ya da tehdidinden sakınmayı taahhüt etmektedirler.

Madde 2 – Taraflar, özgür kurumlarını güçlendirerek, bu kurumların üzerine kurulu olduğu ilkelerin daha iyi anlaşılmasını sağlayarak ve istikrar ile refah koşullarını geliştirerek barışçıl ve dostça uluslararası ilişkilerin daha da geliştirilmesine katkı yapacaklardır. Uluslararası ekonomi politikalarında çatışmayı ortadan kaldırmaya yönelecekler ve taraflardan herhangi biri ya da hepsi ile ekonomik işbirliğini teşvik edeceklerdir.

Madde 3 – Bu Antlaşma’nın amaçlarına daha etkin biçimde ulaşabilmek için Taraflar, tek tek ve ortaklaşa olarak, sürekli ve etkin öz-yardım ve karşılıklı yardımlarla, silahlı bir saldırıya karşı bireysel ve toplu direnme kapasitelerini koruyacaklar ve geliştireceklerdir.

Madde 4 – Taraflardan herhangi biri, Taraflardan birinin toprak bütünlüğü, siyasi bağımsızlığı ya da güvenliğinin tehdit edildiğini düşündüğü zaman, tüm Taraflar birlikte danışmalarda bulunacaklardır.

Madde 5 – Taraflar, Kuzey Amerika’da veya Avrupa’da içlerinden bir veya daha çoğuna yöneltilecek silahlı bir saldırının hepsine yöneltilmiş bir saldırı olarak değerlendirileceği ve eğer böyle bir saldın olursa BM Yasası’nın 51. Maddesinde tanınan bireysel ya da toplu öz savunma hakkını kullanarak, Kuzey Atlantik bölgesinde güvenliği sağlamak ve korumak için bireysel olarak ve diğerleri ile birlikte, silahlı kuvvet kullanımı da dahil olmak üzere gerekli görülen eylemlerde bulunarak saldırıya uğrayan Taraf ya da Taraflara yardımcı olacakları konusunda anlaşmışlardır. Böylesi herhangi bir saldın ve bunun sonucu olarak alınan bütün önlemler derhal Güvenlik Konseyi’ne bildirilecektir. Güvenlik Konseyi, uluslararası barış ve güvenliği sağlamak ve korumak için gerekli önlemleri aldığı zaman, bu önlemlere son verilecektir.

Madde 6 – Madde 5 açısından, Taraflardan bir ya da daha çoğuna karşı silahlı saldın, aşağıdakileri de kapsar: – Tarafların Avrupa ya da Kuzey Amerika’daki topraklarına, Fransa’nın Cezayir Bölgesine (**), Türkiye topraklarına veya Taraflardan herhangi birinin egemenliği altında olan ve Yengeç Dönencesi’nin kuzeyinde yer alan adalara yapılan silahlı saldırı; – Bu topraklarda ya da bu toprakların üzerindeki hava sahasında bulunan, ya da Antlaşma’nın yürürlüğe girdiği tarihte Taraflardan herhangi birinin işgal kuvvetlerinin üslenmiş bulunduğu herhangi bir Avrupa toprağında veya Akdeniz’de, ya da Yengeç Dönencesi’nin kuzeyindeki Kuzey Atlantik bölgesinde bulunan Tarafların herhangi birine ait kuvvetlere, gemilere, ya da uçaklara yapılan silahlı saldın.

Madde 7 – Antlaşma, BM üyesi olan Tarafların BM Yasası uyarınca sahip oldukları hak ve yükümlülüklerini veya Güvenlik Konseyi’nin uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması konusundaki temel sorumluluğunu herhangi bir şekilde etkilemez ve etkilediği şeklinde yorumlanamaz.

Madde 8 – Her bir Taraf, kendisi ile diğer Taraflar ya da üçüncü bir devlet arasında şu an yürürlükte olan uluslararası sözleşmelerin, bu Antlaşma’nın hükümleri ile çelişmediğini beyan eder ve Antlaşma ile çelişen uluslararası sözleşmelere girmemeyi taahhüt eder.

Madde 9 – Taraflar, bu Antlaşma’nın uygulanması ile ilgili konulan ele almak üzere hepsinin temsil edileceği bir Konsey oluştururlar. Konsey, herhangi bir zamanda acil olarak toplanabilecek şekilde düzenlenecektir. Konsey, gerekli gördüğü ikincil organları oluşturacaktır. Özellikle Madde 3 ve Madde 5’in uygulanmasına ilişkin önlemleri önerecek bir savunma komitesi derhal oluşturulacaktır.

Madde 10 – Taraflar, bu Antlaşma’nın ilkelerini geliştirebilecek ve Kuzey Atlantik Bölgesinin güvenliğine katkı yapacak durumda olan herhangi bir Avrupa devletini bu Antlaşma’ya katılmaya oy birliği ile davet edebilirler. Davet edilen Devlet katılım belgesini Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti’ne vererek bu Antlaşma’ya taraf olabilir. Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti aldığı her bir katılma belgesinden tüm Tarafları haberdar edecektir.

Madde 11 – Bu Antlaşma Taraflarca kendi anayasal süreçleri uyarınca onaylanacak ve hükümleri uygulanacaktır. Onay belgeleri en kısa zamanda Amerika Birleşik Devletleri Hükümetine teslim edilecek, bu Hükümet de aldığı her belgeden tüm Tarafları haberdar edecektir. Antlaşma, Belçika, Kanada, Fransa, Lüksemburg, Hollanda, Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri dahil olmak üzere imzacıların çoğunluğu tarafından onaylanır onaylanmaz, onaylayan Devletler arasında yürürlüğe girecektir; diğer Devletler açısından ise onaylarının verildiği tarihte yürürlüğe girecektir. (***)

Madde 12 – Antlaşma 10 yıl boyunca yürürlükte kaldıktan sonra, ya da daha sonra herhangi bir tarihte, Taraflar, içlerinden herhangi birinden talep geldiği takdirde, Kuzey Atlantik Bölgesinde barış ve güvenliği etkileyen faktörleri ve BM Yasası uyarınca uluslararası barış ve güvenliği korumak amacıyla yapılan evrensel ve bölgesel düzenlemeleri göz önüne alarak, Antlaşmanın gözden geçirilmesi amacıyla görüşmelerde bulunacaklardır.

Madde 13 – Antlaşma 20 yıl boyunca yürürlükte kaldıktan sonra herhangi bir Taraf, ayrılma bildirimini Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti’ne vermesinden bir yıl sonra Taraf olmaktan çıkabilir. ABD Hükümeti aldığı her ayrılma bildiriminden tüm Tarafları haberdar edecektir.

Madde 14 – İngilizce ve Fransızca metinleri aynı derecede otantik olan bu Antlaşma, Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti’nin arşivlerinde saklanacaktır. Onaylı kopyalar, bu hükümet tarafından imzacı diğer hükümetlere iletilecektir.

* Yunanistan ve Türkiye’nin katılımı üzerine Kuzey Atlantik Antlaşması Protokolü’nün 2. Maddesi doğrultusunda değiştirilmiş haliyle.

** 16 Ocak 1963 tarihinde Konsey, Fransa’nın Cezayir Bölgesi söz konusu olduğunda, bu Antlaşmanın ilgili hükümlerinin 3 Temmuz 1962 tarihinden itibaren uygulanamaz hale geldiğini kaydetti.

*** Antlaşma, bütün imzacı devletlerin onaylan verildikten sonra 24 Ağustos 1949’da yürürlüğe girdi.

Paylaşın