İYİ Partili Poyraz: Oy Oranımız Yüzde 20’ye Ulaştı

İYİ Parti Genel Sekreteri Uğur Poyraz, anketlerde çıkışlarının devam ettiğini ve şu anda oy oranlarının yüzde 20 seviyesine ulaştığını söyledi. Poyraz, yıl sonuna kadar birinci parti konumuna geleceklerine inandığını belirtti.

İYİ Parti Genel Sekreteri Uğur Poyraz, Reuters haber ajansının sorularını yanıtladı.

Poyraz, “Yıl sonuna kadar İYİ Parti olarak hem anketlerde hem kamuoyu vicdanında birinci parti konumuna geleceğimize inanıyorum. Şu anda anketlerde İYİ Parti yüzde 20 düzeyinde bulunuyor. Yıl sonunda kaç olacağımıza dair sayısal bir tespitte bulunmak mümkün değil. Türkiye birçok değişim ve etkenin olduğu bir yapıda. Birinci parti olma kararlılığımız ve iddiamız çok net” dedi.

İYİ Parti 2018 milletvekili genel seçimlerinde Yüksek Seçim Kurulu sonuçlarına göre yüzde 10 civarı oy almıştı. Partilerinin kurulduğu 2017’den bu yana çıkışta olduğunu belirten Poyraz, “Türkiye’nin böyle bir ihtiyacı vardı. İYİ Parti sosyal demokrat, milliyetçi, liberal fark etmeksizin herkesin merkezde siyaset yapma kararıyla yer aldığı bir parti. Bu çok önemli bir detay. Genel Başkanımız Akşener bu süreçte de 27 yıllık deneyimi ile partiyi yükseliş trendine oturttu. Başlattığımız ‘az kaldı’ kampanyası diğer kampanyalardan biraz farklılaşan bir kampanya… Bununla, Genel Başkanımız iktidar yürüyüşümüzün çok daha kararlı şekilde startını verdi” diye konuştu.

Altılı masa

Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilleri seçimleri normal şartlarda Haziran 2023 tarihinde yapılacak. Poyraz, seçimler ister zamanında, ister erken yapılsın İYİ Parti’nin hazır olduğunu belirtti.

Birinci parti olmaları durumunda altılı masanın pozisyonunun bundan etkilenmeyeceğini kaydeden Poyraz, “İYİ Parti’nin altılı masadaki yeri oy oranlarına göre değil; orası güçlendirilmiş parlamenter sisteminin inşası ve Türkiye’nin buna kavuşması noktasında oluşturulan bir masa. Orada oy sırasına göre, yaş sırasına göre, deneyime göre oturma söz konusu değil” dedi.

Altılı masanın güçlendirmiş parlamenter sistemi inşaa etme üzerine kurulduğunu kaydeden Poyraz, “İYİ Parti’nin oy oranın yüksek olması ya da düşük olması güçlendirilmiş parlamenter sistemin hayata geçirilmesinde pozisyon belirlemiyor” dedi ve şöyle devam etti:

“Cumhurbaşkanı adayının belirlenmesinde (CHP Genel Başkanı) Kılıçdaroğlu’nun altılı masayı işaret etmesi kendisinin siyasi nezaketinin tezahürü. Masa bir ittifak ya da koalisyon değil. Ana çıktı orada güçlendirilmiş parlamenter sistem.”

Paylaşın

Cumhur İttifakı’nda ‘Dezenformasyon’ Çatlağı

Cumhur İttifakı’nın yaklaşık sekiz aydır üzerinde çalıştığı ve TBMM’ye sunulması için son şeklin verildiği açıklanan “dezenformasyon yasası” teklifinde AK Parti ve MHP’nin henüz bir anlaşmaya varamadığı ortaya çıktı.

AK Partili hukukçu milletvekillerinin taslakta yer alan ve “yalan habere yönelik hapis cezası” öngören düzenlemeye karşı çıktıkları, MHP’nin ise bu konuda ısrarcı olduğu öğrenildi.

DW Türkçe’den Eray Görgülü’nün haberine göre, MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, Pazartesi günü Anadolu Ajansı’na yaptığı açıklamada 39 maddelik “Basın Kanunu’yla Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”nin hazır olduğunu ve Salı günü Meclis’e sunacaklarını belirtmişti.

Yıldız, yalan haber üretme ve yayma eylemine karşı düzenleme getireceklerini, bunun yanında teklifin temel hak ve özgürlüklerin korunması noktasında önleyici ve koruyucu tedbirler içerdiğini söylemişti. Yıldız, “Teklifi bugün Meclis’e sunuyoruz” demişti.

Üzerinde uzlaşma sağlanamadı

Ancak Yıldız’ın açıklamasının üzerinden iki gün geçmesine ve milletvekilleri arasında imzaya açılmasına rağmen kanun teklifi halen Meclis’e sunulamadı. AK Parti ve MHP’li milletvekillerine göre iki parti arasında bazı maddeler üzerinde uzlaşma sağlanamadı ve teklif üzerinde değerlendirmeler sürüyor.

TBMM Adalet Komisyonu üyesi AK Partili milletvekillerinin yasa taslağında yer alan bazı maddelere karşı çıktıkları belirtildi. AK Partinin karşı çıktığı maddelerin başında yalan haber üretme ve yayma eylemine yönelik getirilen hapis cezası düzenlemesi geliyor.

İki düzenlemede ayrılık var

AK Partili hukukçular, ilgili kanunlardaki düzenlemelerin yeterli olduğunu ve bu yüzden yeni bir maddeye ihtiyaç duyulmadığını savunuyor. MHP’nin ise bu maddede ısrarını sürdürdüğü ifade ediliyor.

Bunun yanı sıra AK Partililer yalan haber üretme ve eyleminin tespitine yönelik Bilgi Teknolojileri Kurumu ile İletişim Başkanlığı gibi kurumlara yetki verilmesini isterken, MHP’liler ise bu konudaki yetkinin istinaf mahkemelerine bırakılması gerektiğini ileri sürüyor.

Teklif, üç başlıkta düzenleme öngörüyor

Aralarında Tebligat Kanunu, İcra ve İflas Kanunu ile Basın Kanunu’nun da bulunduğu 23 kanunun ilgili maddelerinde değişiklik öngören kanun teklifi ile üç ayrı başlıkta düzenlemeler yapılması hedefleniyor. Sosyal medya platformlarına yeni sorumluluklar öngören düzenlemeyle, yalan haber üretme ve yayma eyleminin engellenmesi amaçlanıyor.

Kanun teklifindeki diğer başlık ise internet medyasına yönelik düzenlemeler. Teklife göre belirli kriterleri karşılaması durumunda internet medyasında çalışanlar da Basın Kanunu’na tabi olacak. Bu kuruluşların Basın İlan Kurumu’ndan ilan almaları da sağlanacak.

Paylaşın

Siyasetin Gündemi ‘Kaçış Planı’

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ailesine yönelik ‘kaçış planı’ çıkışı büyük tartışmaya yol açtı. Kendilerine bilgi-belge yağdığını söyleyen CHP’liler seçime kadar bunları açıklamayı sürdürecek.

Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ailesinin “yurtdışına kaçmak için TÜRGEV ve Ensar Vakıfları aracılığıyla ABD’de faaliyet gösteren TURKEN Vakfı’na para transferi yaptığı” iddiası siyasetin en önemli gündem maddesi oldu.

Kılıçdaroğlu’nun iddialarını içeren videoyu yayınlamasının ardından televizyon kanallarına çıkan çok sayıda AK Parti yöneticisi söz konusu vakıfların yasal olduğunu, belgelerin kamuya açık olduğunu anlattı, Kılıçdaroğlu’nu “FETÖ taktiği” uygulamakla, “aile değerlerini hedefe koymakla” suçladı.

Kılıçdaroğlu’nun iddiaları gün boyunca Meclis kulislerinin de en önemli gündemiydi. AK Parti Grup Yönetiminden bir siyasetçi Kılıçdaroğlu’nun açıkladığı belgelerin gizli olmadığını söyledi, “Söz konusu belgeler ABD Adalet Bakanlığı internet sitesinde olan belgeler. Vakıfların kaynağı zaten bağıştır. Kimin yaptığı bellidir. Vakıf da ‘İstenirse açıklarım’ diyor. Burada büyük fotoğrafı görmek gerek. ABD’nin yasalarına göre kurulmuş, oradaki Türk vatandaşların yönetiminde yer aldığı vakıf Türkiye’ye zarar verir mi! ABD’de devam eden FETÖ faaliyetlerini görmek gerek” dedi.

Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarına AK Partili üst düzey yönetici ve bürokratlardan çok sert yanıtlar geldi.

Duvar’dan Nergis Demirkaya’nın haberine göre, AK Partili yöneticiler gün içinde konuşulmaya başlanan konuyu yetkili kurullarda değerlendirdi.

Bir grup “Bu iddiaların karşılığı yok. Kılıçdaroğlu gündemde kalmak istiyor, açıklama yaparak buna katkı yapmış oluruz” derken bir başka grup “Bu kadar da olmaz, kabul edilemez, sessiz kalınmamalı. Açıklama yapmazsak üzerimizde kalır” yorumu yaptı. İkinci grubun görüşü ağırlık kazanınca video yayınlandıktan sonra arka arkaya açıklamalar yapıldı.

AK Partili siyasetçiler, CHP’li yöneticilerin son dönem yapılan tüm seçimlerde “Abbas yolcu” sloganları attığını belirterek, “İktidar gidecek dediler ama her seçimde kazandık. Bu siyaset tarzı toplumda kabul görmüyor. Şu anda pandemiden kaynaklı ekonomik zorluklar var. Bunu kullanmaya çalışıyorlar ama sonuç getirmez” dedi.

CHP’nin cevap aradığı sorular

CHP’li yöneticiler ise iddialarının arkasında. Kuruluşunda ve gelişiminde çok sayıda AK Partili ismin görev yaptığı TÜRGEV ve Ensar’a sunulan kamu kaynakları, bağışları kimin yaptığı ve bunlarla ne tür faaliyetlerin hayata geçirildiği soruluyor.

“ABD’deki Vakıf için milyon dolarlar neden transfer ediliyor? Kaç kişiye burs verilmiş, kaç kişi yurtta kalmış. Bunlar yapılmadıysa 60 milyon dolar, (1 milyar TL) ne amaçla aktarıldı?” sorularına yanıt isteyen bir partili şöyle devam etti:

“Amerika’da örgütleniyorsun, fonlardan yararlanıyorsun, bunu daha önce FETÖ örgütlenmesinde gördük. Aynı sistem, yurtlarla, dershanelerle başladı. FETÖ de kamu kaynaklarıyla büyümedi mi? 2 yıl öncesine kadar 60 milyon dolar gitmiş. İki yıl içinde Muhammet Ali’nin çiftliğini niye aldınız? Bütün anketler Erdoğan’ın kaybedeceğini gösteriyor. Erdoğan, B planı olarak kendinle, ailenle ilgili başka bir gelecek anlayışı oluşturmaya mı çalışıyorsun. Bunların cevabını arıyoruz.”

AK Parti’nin “Vakıflar yasal” açıklamasına, “FETÖ’nün dershaneleri yasal değil miydi? Daha sonra terör örgütü ilan ettiniz. Bunun karşılığı yok” sözleriyle karşılık veren CHP’li yöneticiler, Kılıçdaroğlu’nun ‘aile değerlerini hedef aldığı’ eleştirilerine de “Aileyi biz değil siz karıştırıyorsunuz. Aile üyelerini vakıflara üye yapan CHP değil, damadını bakan yapan biz değiliz. Bilal Erdoğan’ı yurtdışı gezisinde protokole sokan biz değiliz. Aileyi bu işe biz sokmuyoruz” yanıtı verdi. CHP’liler “Bu bir FETÖ taktiğidir” sözlerine de “Doğru söylüyorsunuz ama bunu yapan biz değil, sizsiniz. Ensar’ı TÜRGEV’i kuran biz değiliz. FETÖ taktiğini biz değil onlar uyguluyor” karşılığını veriyor.

Seçime kadar açıklamalar devam edecek

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun bürokratlara yaptığı çağrının ardından partiye çok sayıda yolsuzluk, yanlış yapılan işlerle ilgili ‘inanılmaz derecede bilgi belge’ geldiğini, ‘ihbarlar yapıldığını’ anlatan CHP yöneticileri tüm bunların genel başkan tarafından değerlendirildiğine dikkat çekiyor.

Gelen bilgi ve belgelerin bürokrasiyi de zaafa uğratmayacak, gönderenleri de koruyacak şekilde ele alındığına dikkat çeken yetkililer, “Seçim zamanında yapılacaksa kalan 13 ay boyunca bunları açıklamayı sürdüreceğiz. İktidara geldiğimizde Stratejik Planlama Kurulu oluşturacağız. Önce devletin kaynaklarından ne kadar para kaçırılmış tespitini yapacağız. Bu konularda ortaya koyacağımız belgelerden sonra –birinci parti çıksa dahi- ne birinci parti olarak kalacak ne de bir daha iktidar umudu olacak.

Kılıçdaroğlu’nun iddiaları İYİ Parti’de de olumlu karşılandı

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun iddiaları İYİ Parti’de de olumlu karşılandı. Açıklanan bilginin daha önce kamuoyuna yansımış olmasına karşın “Kaçma” vurgusu ile dikkat çekici bir mesaj içerdiğine vurgu yapan bir siyasetçi, “Kemal Bey’in yaptığı çok iyi bir siyasi atraksiyon. İktidarın panik olması da hedefine ulaştığını gösteriyor. Tüm bunlar devletin kayıtlarında vardır. Hepsi günü geldiğinde çıkacaktır” dedi.

Paylaşın

Ankara’nın Suriye’ye Operasyon Planının Arkasında Ne Var?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Pazartesi akşamı Türkiye’nin güney sınırları boyunca oluşturmayı hedeflediği 30 kilometre derinliğindeki “güvenli bölge” için yeni adımlar atacaklarını açıklaması sonrası Ankara hareketlendi.

Açıklamasında Suriye’ye yönelik yeni bir askeri operasyonun sinyallerini veren Erdoğan, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin de bu yönde hazırlıklarını sürdürdüğünü belirtti. Operasyonla ilgili kararın Perşembe günü Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında alınması bekleniyor. Ancak ABD’den operasyona şimdiden itiraz geldi.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price, Türkiye’nin “güney sınırındaki meşru güvenlik endişelerini anladıklarını ancak yeni bir operasyonun bölgede istikrarı daha da baltalayacağını” söyledi. Price, IŞİD’e karşı yürütülen mücadele ile bölgedeki ABD askerlerini riske atacağını da belirtti.

Türkiye’nin Suriye’de hem işbirliği yaptığı hem de karşı karşıya geldiği Rusya’dan ise operasyonla ilgili şimdilik bir açıklama yok. Peki Türkiye’nin böyle bir operasyon için ABD ve Rusya’yı ikna etmesi mümkün mü? Ve Türkiye neden şimdi böyle bir operasyona kalkıştı?

Uzgel: Hem iç hem dış politik bir hamle

DW Türkçe’den Eray Görgülü’nün haberine göre, Uzmanlar, Türkiye, Ukrayna savaşı nedeniyle Rusya’nın bölgedeki hakimiyetinin zayıfladığını, ABD’ye karşı da İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği sürecindeki veto kartını kullanmayı planladığını ifade ediyorlar. Dış politikadaki değişen dengelerin Türkiye için “uygun bir zemin” yarattığı düşünülüyor.

Uluslararası ilişkiler uzmanı İlhan Uzgel ise Erdoğan’ın operasyon açıklamasının hem iç hem de dış politikaya dönük bir hamle olduğu görüşünde.

Muhalefetin son dönemde etkisini artırdığını, AKP’nin de bu etkiyi kırmak istediğini kaydeden Uzgel, “İktidar, gündemi yine ulusal muhalefetin kendisini eleştiremeyeceği bir konuya döndürmek istiyor” diyor. Türkiye’nin Suriye ile arasına güvenlik hattı çekmeyi amaçladığını ve bunun da Barış Pınarı harekatında yarım kaldığını ifade eden Uzgel, hükümetin dış politika hedefini “Şu sıralarda ABD içe gömülmüşken, NATO Ukrayna’ya yoğunlaşmışken eksik kalan parça tamamlanmak isteniyor olabilir” şeklinde özetliyor.

Ancak Uzgel’e göre Türkiye açısından zamanlama yine de uygun değil. Uzgel, “Ekonomi iyi durumda değil. Erdoğan iç siyasette zemin kaybediyor. Arap ülkeleri de muhtemelen bu harekata karşı” ifadesini kullanıyor.

“Batı ile ilişkiler bir kez daha darbe alır”

Avrupa ülkelerinin de önceki Suriye operasyonları gibi planlanan harekata da sıcak bakmayacağı tahmin ediliyor. Batı dünyasının Ukrayna krizine odaklandığını ve bu süreçte Türkiye’nin bunu fırsat bilerek hareket etmesinin tepki ile karşılanacağını kaydeden Uzgel, “Batı ile ilişkiler bir daha darbe alır” tahmininde bulunuyor.

Rusya’nın sessizliğini koruduğuna dikkat çeken Uzgel, Türkiye’nin biraz da bu duruma güvendiği kanısında. “Ancak bu süreç, yalnızca Rusya’nın ses çıkarmamasıyla yürümez. Türkiye’nin Batı ülkelerini tekrar karşısına alması, stratejik açıdan elde edeceğinin maliyetini kurtarmaz gibi duruyor” diyen Uzgel, son dönemde Türkiye’nin bölgede diplomasi dilini ön plana çıkardığını hatırlatıyor ve şöyle devam ediyor: “Ancak yeniden askeri bir dile dönülmesi Türkiye’ye zarar verir.”

ABD ve Rusya ile yapılan mutabakatlar

Türkiye’nin Suriye’deki askeri hedeflerine işaret eden Ortadoğu Araştırmaları Merkezi (ORSAM) Araştırmacısı Oytun Orhan ise “Türkiye’nin güney sınırlarındaki hedeflerini daha önce ilan ettiğini ve Suriye’nin kuzeyinde terörden arındırılmış güvenli bölge oluşturmayı amaçladığını” ifade ediyor. “Türkiye, şartlar oluştukça bu hedefe doğru ilerliyor” şeklinde konuşan Orhan, Türkiye’nin bugüne kadar Suriye’de üç sınır ötesi harekat düzenlendiğine ve Irak’ta da PKK’ya dönük Pençe operasyonlarının sürdüğüne dikkat çekiyor.

Orhan, şu anki mevcut durumun ABD ve Rusya ile imzalanan mutabakatlar çerçevesinde ilerlediğini de vurguluyor.

Türkiye, 2016 yılının Ağustos ayında Fırat Kalkanı, 2018 yılının Ocak ayında Zeytin Dalı ve 2019 yılının Ekim ayında da Barış Pınarı olmak üzere üç sınır ötesi harekat düzenlemişti. Türkiye, Barış Pınarı harekatının ardından ABD ve Rusya ile iki ayrı mutabakat yapmıştı. ABD, YPG ve PKK’nın sınırdan 32 kilometre güneye çekileceğini taahhüdünü vermişti. Rusya da YPG ve PKK’yı Tel Rıfat ve Münbiç’ten çıkarmayı taahhüt etmişti. Türkiye’nin tüm sınırı PKK ve YPG’den arındırmayı hedeflediğini kaydeden Orhan, Erdoğan’ın yeni adımıyla ilgili “Uzun yıllardır sürdürülen stratejinin bir parçası olarak görmek gerek” diyor.

“Operasyonun ekonomik ve siyasi riskleri olabilir”

Türkiye’nin bölgede harekat alanını daraltan başlıca iki etken Rusya ve ABD’nin itirazları. Rusya, Suriye’de güvenli bölgelerin Beşar Esad yönetimiyle işbirliği içerisinde oluşturulması gerektiğini savunurken ABD ise Türkiye’nin bölgedeki askeri eylemlerinin ABD’nin güvenliğini ve IŞİD’le mücadeleyi tehdit ettiğini savunuyor.

Ancak Orhan, “Ukrayna savaşının NATO nezdinde Türkiye’nin önemini ön plana çıkarması ve Rusya’nın Suriye’deki pozisyonunun zayıflamasının Türkiye açısından uygun koşullar oluşturduğunu” düşünüyor. Orhan, Türkiye’nin Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliği sürecini pazarlık konusu yapabileceğini ve iki ülkenin üyeliğini engelleyerek harekata karşı gelinmemesini isteyebileceğini ifade ediyor.

Askeri anlamda bir soru işareti bulunmadığını ancak Türkiye’nin siyasi bir karar vereceğini vurgulayan Orhan, siyasi ve ekonomik risklere dikkat çekiyor. Her ne kadar şartların uygun hale geldiği düşünülse de ABD ve Rusya’nın tavrının önemini koruduğunu kaydeden Orhan, “ABD açısından yaptırımlar gündeme gelebilir. Rus askeri de sınırlı da olsa sahada bulunuyor. Rus askeri ile Türk Silahlı Kuvvetleri arasında olası bir kaza büyük bir krize dönüşebilir” diyor.

Orhan, mevcut durumda her iki ülkenin Türkiye’ye yönelik temel itirazlarından vazgeçmediğini de vurguluyor.

Türkiye operasyonda hangi bölgeleri hedef alacak?

Akçakale ile Ceylanpınar arasındaki bölgenin kontrol altına alındığını vurgulayan emekli Tuğgeneral Naim Babüroğlu, Ceylanpınar’ın doğusundan Irak sınırına kadar olan bölge ile Tel Abyad’ın batısında Fırat Nehri’ne kadar olan bölgenin yeni hedefler olacağını söylüyor. Afrin’in doğusunda uzanan ve Fırat’ın batısında yer alan Tel Rıfat’ın da hedefler arasında olduğunu vurgulayan Babüroğlu, Fırat’ın batısındaki bölgenin ABD’nin kontrolü altında olduğuna da dikkat çekiyor.

Türkiye’nin Barış Pınarı’nda olduğu gibi burada da sınırdan Hava Kuvvetleri ile operasyona destek sağlayabileceğini ifade eden Babüroğlu’na göre Tel Rıfat bölgesinde yapılacak harekatta Rusya ile koordinasyonun önemli olduğu görüşünde.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan ‘Yap-İşlet-Devret’ Çıkışı: Kamulaştıracağım

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, devlet garantili projelere ilişkin, “Geleceği ipotek altına alınan bir Türkiye gerçeği ile karşı karşıyayız. Sadece sizin değil torunlarınızın geleceği de ipotek altına alındı. 2045 yılına kadar. Yap işlet devret, kamu-özel iş birliği… Dolar, avro bazında garanti veriyorsunuz. Milliyetçi geçiyorsunuz, Türk lirasını çöpe atıyorsunuz. Nasıl milliyetçilik bu?” dedi.

Haber Merkezi / Kamudan büyük ihaleleri alan şirketlere de değinen CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Efendim mahkemeye başvurdular, ‘bize beşli çete demesin’ diye. Mahkeme de karar verdi, ‘Kılıçdaroğlu beşli çete demesin’ diye. Sizin feriştahınız gelsin kardeşim, ben alın terine değer veririm. Sen alacaksın soyacaksın, biz buradan seyredeceğiz. olmaz” sözleriyle seslendi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Düzce’de kanaat önderleri, muhtarlar ve STK temsilcileri buluşmasında konuştu. Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle:

“Kucaklaşmamız lazım. Onu ben helalleşmemiz lazım diyerek ifade etmiştim. Kavgadan hiç kimse karlı çıkmaz. Ama beraber olursak, birlik olursak, gücümüzü birleştirirsek, Türkiye’nin çözülemeyecek hiçbir sorunu yok. Akıl, bilgi, birikim var mı, var. Bu işi yapacak insanlar var mı, var. Türkiye’nin her tarafında da var bu insanlar. Köyse köyün, ilse ilin, ilçeyse ilçenin sorunlarını bilir. Sorunların nasıl çözüleceği konusunda da oturup kafa yormamız gerekiyor.

Düzce’deyiz. Türkiye’nin en güzel kentlerinden birisindeyiz. Gerçekten olağanüstü bir yeşilliği var. Ben bürokratken Düzce’nin arka taraflarında, dağın arka taraflarında Karadeniz’e bakan yerlerde, bölgelerde bir arkadaşımın evi vardı. Oraya davet etmişti. Yeşilin bütün tonlarını Düzce’de görmek mümkün. Olağanüstü bir doğası var. Bu doğaya sahip çıkmak lazım. Doğa sadece Düzcelilere değil aslında bütün Türkiye’ye hitap ediyor. Bütün Türkiye’ye baktığınız zaman, yeşilin, doğanın korunmasını istiyor. Bu da hepimizin ortak görevlerinden bir tanesi.

Tekstil ve ağır sanayinin burada geliştiğini biliyorum. Tarımın, artı fındığın bu bölge için önemini biliyorum. Bölgenin kalkınması gerektiğini de biliyorum. İki organize sanayi bölgesi var. Bu organize sanayi bölgelerinde yeni yatırımların olduğunu da biliyorum. Kamyon şoförlerinin büyük dertleri var, gelirken onlarla oturduk, sohbetimiz de oldu. Sabah kahvaltısını onlarla beraber yaptık. Onların da dünya kadar sorunları var. Sorunların nasıl çözüleceğini biliyorum. Onlara da anlattım.

Aramızda muhtar kardeşlerim var. Bizim bir numaralı sorunumuz demokrasidir. Çünkü demokrasinin olmadığı yerde insanlar önünü göremezler, özgürce tartışamazlar, insanlar düşüncelerini ifade edemezler. İl başkanımız konuştu, 25 dil konuşuyor. Biz bunu kavga nedeni sayıyoruz, halbuki bu bizim zenginliğimiz. Ne kadar güzel bir şey. İnsanlar konuşuyorlar, anlaşıyorlar. Biz kavgadan uzak durdukça ve her birimiz büyümeye, gelişmeye, işsizliği sonlandırmaya odaklanırsak kişi başına düşen geliri artırmaya, yaratılan gelirin hakça, bölüşülmesine, paylaşılmasına odaklanırsak bütün sorunları çözebiliriz.

Suriyeli kardeşlerimiz, bu kardeşlerimizin kendi ülkelerine gitmeleri lazım. Bu konudaki düşüncelerim de gayet açık ve nettir. Bunu kamuoyu ile de paylaştım. Suriyeli kardeşlerimizle de paylaştım. Onların kendi ülkelerine gitmeleri lazım. Onların can ve mal güvenliğini sağlayarak, Suriye ile bir masada oturup konuşarak bütün sorunların çözülmesi lazım. Onların evleri, yolları, okulları, kreşleri yapılarak ve bunların yapımı ile ilgili finansmanın da Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği tarafından karşılanması ile yapılır.

“Bu milletin alnına ırkçılık lekesini asla sürdürmeyeceğiz”

Avrupalılarla da konuştum. Avrupa Birliği yetkilileri ile de konuştum. Bizim iş dünyamız, Gaziantep’te oldukça iyi, dinamik bir iş dünyamız var, onların zaten o bölgelerde fabrikaları vardı. O fabrikaları da hayata geçirerek, işleri var, yolları var, okulları, kreşleri, hastaneleri, evleri var, barklar var. Burada asgari ücretin yarısına niye sürünsünler. Kendi ülkelerine bu çerçevede göndereceğiz. Irkçılık yapmayacağız, bu milletin alnına ırkçılık lekesini asla sürdürmeyeceğiz. Her birimiz, onlar da bizim akrabalarımız, kardeşlerimiz, ortak kültürümüz, tarihimiz var, onları kendi ülkelerine onların özgür iradeleri ile göndereceğiz. Altyapısını hazırlayarak… Bunu bilmenizi ve inanmanızı isterim.

Demokrasi… Demokrasiyi tabandan başlayarak yukarıya doğru büyütmemiz lazım. Onun yolu da muhtarlık kurumunu güçlendirmemiz lazım. Muhtarlık kurumu ne kadar güçlü olursa demokrasi de o kadar güçlü olur. Muhtar var, seçiyoruz, güzel; ama muhtar diplerde duruyor. Arayanı, soranı yok. Derdi nedir, ne değildir, gücü nedir, ne değildir hiç kimse sormaz muhtara.

TBMM’ye sunduk. Bu muhtarlık kanununu, beraber kabul edelim. Bizim teklifimizi kabul etmiyorsanız, siz verin, biz evet diyelim. Bu kanun teklifi reddedildi. Muhtar kardeşlerime şunu söylemek isterim, eğer siz gerçekten de muhtarlık kurumunun güçlü olmasını istiyorsanız, sizin kanun teklifinizi reddeden partilere oy vermeyeceksiniz. Veriyorsanız, bu haliniz ile kalacaksınız. Vermeyeceksiniz, evet ben muhtarım kardeşim, benim de belli yetkilerim, haklarım olmalı diyorsanız o zaman bu çalışmayı yapan, sizin hakkınızı savunan siyasi partilere oy vereceksiniz. İşin Türkçesi bu.

İzin alamıyorsunuz, ödeneğiniz kesiliyor. Niçin, niye kesiliyor? Milletvekilinin kesilmiyor, o da seçimle geliyor. İzin aldınız, hastalandınız, aylığınız kesilir. Vermezler aylığı. Dolayısıyla bu statünün de seçimle gelen herkes için hangi statüye tabii ise muhtarın da aynı statüye tabii olması lazım. Muhtar, belediye başkanı, milletvekili, başbakan, cumhurbaşkanı olur, neyse… Mademki aynı millet bize oy veriyor, geliyoruz, bu kuralın herkes için olması lazım.

Son 10 yılda en büyük değişimi yaşayan parti CHP’dir. Sesi duyulmayanların sesi olduk. Taşeron işçilik vardı değil mi? İlk dile getiren, taşeron işçileri örgütleyen, Erzurum’dan başlayarak, bütün bunların kadro almasını sağlayan, oturdum, kavga ettim yıllarca… Şimdi apartman görevlileri var. Her gün karşılaşıyoruz oturduğumuz apartmanda. Her gün yan yanayız aslında. Ama onların da dertleri, sorunları var. Suriyeli kardeşlerimiz, Afganlar var, onların da sorunları var. Dediğim gibi insanı boyutlarda hepsini çözeceğiz. Hiç kimseyi dışlamadan, ötekileştirmeden hepsini insani boyutlarda çözeceğiz.

Bize, bazen altılı masaya diyorlar ki ‘altı benzemez.’ Evet, altı ayrı partiyiz. Doğru. Ama altımız, insan hakları konusunda aynı düşünüyoruz. Demokrasi, sosyal devlet konusunda aynı şeyi düşünüyoruz. Türkiye’nin büyümesi, kalkınması konusunda aynı şeyi düşünüyoruz. Piyasalarda bu kadar zam furyası olmasın… Aynı şeyi düşünüyoruz. Fiyat istikrarı olsun, aynı şeyi düşünüyoruz. Türkiye’nin itibarı, saygınlığı olsun, aynı şeyi düşünüyoruz.

Dolasıyla ister Düzce’de ister Türkiye’nin herhangi bir coğrafyasında her insan altılı masaya baktığında kendisinden bir parçayı orada görüyor. Kim olursa, geçmişi ne olursa olsun, altılı masaya baktığında, o liderlere baktığında kendisinden bir parçayı orada görüyor. Türkiye eğer bu ağır koşulları yaşıyorsa bu sorunları çözmek hepimizin boynunun borcudur. Bizi bir araya getiren, Türkiye’yi bugün içinde bulunduğu bu çıkmazdan çekip doğru dürüst bir alana Türkiye’yi çıkarmaktır. Demokrasi açısından çıkartmaktır. Bizim ana hedefimiz budur.

Ne yapacağız, yarın sabah geldiniz, seçim oldu, geldiniz, ne yapacaksınız? İlk yapacağımız iş, bir genelge ile devletteki bütün israf kapılarını kapatacağız. İsraf haramdır. İsrafı önlemek bizim görevimiz. İsrafı kapatacaksın kardeşim. İsrafı yasaklayacaksın. İsraf yapan adamın burnundan getireceksin. 13 uçağım olacak benim, niye 13 uçağım olacak? Bir tane yetmiyor mu? Hadi 2 tane olsun. Cumhurbaşkanı adayımızın, seçilirse, Allah nasip ederse bir uçağı, iki uçağı olur. 13 uçak ne arkadaşlar ya. Ya israf değil mi bu söyler misiniz Allah aşkına.

Nasıl karar alacaksınız? Devletin bütün bilgilerine sahip olmadan karar alamazsınız. İş dünyasında çalışıyorsunuz, fabrikanız var. Karar alacaksınız ne yaparsınız? Aynı sektörde çalışan bütün kurumları incelersiniz, bakarsınız. Bir karar alırsınız. Biz ne yapacağız, hemen, derhal bir stratejik planlama teşkilatı kuracağız. Planlamayı kapattılar.

Planlama yapmayan bir devlet olur mu? Her evde plan yapılır, ay başını nasıl getireceğiz diye. Koskoca, yıllar yılı, bu ülkenin en önemli kurumlarından olan Devlet Planlama Teşkilatı’nı kapattılar. Bir planlama örgütü kuracağız, süratli bir şekilde, oraya en nitelikli, işin uzmanları olan insanları atayacağız. Ve şunu söyleyeceğiz; kararname çıktı kardeşim, bana 10 gün içinde devletin bütün rakamlarını getirin. Devlet yönetmek ciddi iştir, sorumluluk ister. Sorunluluğun farkında olmak gerekir. O nedenle böyle bir planlama teşkilatımız olacak.

“Hiç kimse önünü göremiyor”

Fiyat istikrarını korumakla kim sorumlu? Merkez Bankası. Türkiye’de fiyat istikrarı var mı? Yarın sabah hangi ürünün kaç lira olacağını kimse bilmiyor. Yarın sabah doların kaç liraya çıkacağını kimse bilmiyor. Hiç kimse önünü göremiyor. Sorumlu olan kurum hiçbir şey yapmıyor, eli kolu bağlanmış. Yapacağımız önemli üçüncü iş ise Merkez Bankası’nın başına hem iç hem dış piyasalarda güven verecek bir ismi getireceğiz.

Güven veren birisi diyorum. Allah aşkına Düzceli kardeşlerim; bir arkeoloğun Merkez Bankası’nda ne işi var? Ben arkeologları küçümsemiyorum. Onların da çok önemli işi var. İyi de ne işi var arkeoloğun, emekli milletvekillerin, güreşçilerin, rüşvet alanların bankaların yönetim kurullarında? Ne işleri var? İşi ehline teslim edelim derken bunu kastediyorum.

Nasıl yapacağız? Bir sürü sorun var. Sanayicinin, esnafın, çiftçinin sorunu var. Rahmetli Ecevit (Bülent Ecevit) bir konsey kurmuştu. Ekonomik ve Sosyal Konsey… Sonra bu bir anayasal kurum haline geldi. Ekonomik ve Sosyal Konsey’de sanayicisi de esnafı da çiftçisi de olur…

Dolasıyla sorunu yaşayan tarafları çağırırsınız ve siz iktidar olarak dinlersiniz. Ona sorarsınız, hangi sorunlarını yaşıyorsunuz ve biz bunları nasıl çözelim… Bir tarafında sorunu yaşayanlar olur, öbür tarafında sorunu çözecek olanlar. İkisi yan yana gelecek. Gelmezse sorun çözülmez. Demek ki Ekonomik ve Sosyal Konsey’i işler hale getireceğiz.

Geleceği ipotek altına alınan bir Türkiye gerçeği ile karşı karşıyayız. Sadece sizin değil torunlarınızın geleceği de ipotek altına alındı. 2045 yılına kadar. Yap işlet devret, kamu-özel iş birliği… Dolar, avro bazında garanti veriyorsunuz. Milliyetçi geçiyorsunuz, Türk lirasını çöpe atıyorsunuz. Nasıl milliyetçilik bu? Niye böyle oluyor? İş Türkiye’de, müteahhit Türk, hizmet verilecek ülke Türkiye.

Ee kardeşim niye para Amerikan doları veya Avrupa’nın avrosu. Biz kendimiz yapamıyor muyuz? Garanti veriyoruz, devlet hastane yapıyor 3 milyar TL’ye. Kamu özel iş birliği ile hastane yapıyoruz, 6 milyar TL’ye. Niye kardeşim? Niye 3 milyar TL daha fazla ödüyorum ben? Size, bu millete sözüm söz; Allah nasip ederse geldiğimizde önce bu beşli çeteyi saf dışı bırakacağım.

Efendim mahkemeye başvurdular, ‘bize beşli çete demesin’ diye. Mahkeme de karar verdi, ‘Kılıçdaroğlu beşli çete demesin’ diye. Sizin feriştahınız gelsin kardeşim, ben alın terine değer veririm. Sen alacaksın soyacaksın, biz buradan seyredeceğiz. Olmaz. Efendim biz gideceğiz uluslararası mahkemelere… Nereye giderseniz gidin kardeşim, hiçbir adil mahkeme, vicdanı olan hiçbir hâkim devletin soyulmasına seyirci kalmaz.

Türkiye’de bir yol ayrımına geldik arkadaşlar. Bu memleket hepimizin memleketi. Bu memlekette hepimiz huzur içinde yaşamak istiyoruz. Bu memlekette yaşayan her vatandaşın sorumluluğu var. Benim daha fazla sorumluluğum var. Doğru, ben bunu biliyorum. Siyasi partiler takım tutar gibi tutulmaz. Yenilse de kazansa da biz takımı tutarız. Siyasi partiler öyle değil. Futbol kulüpleri devlet yönetmezler. Devlet yönetmek ayrı bir şey. Adalet ile devleti yöneteceksin. Yönetemiyorsa o zaman seçimi niye yapıyoruz? Seçim yapmamızın nedeni bir siyasi eğer Türkiye’yi kötü yönetiyorsa yeni bir siyasiyi getirmek, yeni bire anlayışı iktidar yapmaktır. Dolasıyla bu çerçevede bakmaz lazım.”

Paylaşın

Nuriye Gülmen İle Yasemin Karadağ’a 10’ar Yıl Hapis Cezası

İhraç edildikten sonra “işimi istiyorum” eylemi yapan ve tutuklu yargılanan Nuriye Gülmen ile aynı davada yargılanan Yasemin Karadağ’a 10’ar yıl hapis cezası verildi. Duruşmaya, Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri Züleyha Gülüm ve Musa Piroğlu da katıldı.

İstanbul’un Okmeydanı semtinde bulunan İdil Kültür Merkezi’ne yönelik polis baskınında gözaltına alındıktan sonra tutuklanan ve KHK ile görevinden ihraç edilen akademisyen Nuriye Gülmen’in aralarında bulunduğu 4 kişinin yargılanmasına İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. Duruşmada sanık avukatları da hazır bulundu.

Hakkında talimatla açlık grevi yaptığı öne sürülen Nuriye Gülmen savunmasında “Hak arama eylemlerimizin başına “örgüt talimatı” eklenerek yaptıklarımız suç olarak gösterilmeye çalışılıyor” dedi.

“Direnişimize karşı açık bir şekilde düşman hukuku uygulandı. Gözaltına alındık, işkence gördük, hakkımızda davalar açıldı, tutuklandık. Bu saldırıların nedeni, siyasal iktidarın içinde bulunduğu krizdir. “Terör” deyince akan sular duruyor. Oysa hukuki bir kavram bile değil. Her ülke, kendine tehdit olarak gördüğünü “terörist” olarak tanımlıyor. Bir kere “terörist” dedikten sonra, yapacağınız her şeyi meşrulaştırıyorsunuz.

“Dünyada “terör” suçlarından tutuklu olanların sayısı bakımından dünyada ilk üçteyiz. Fakat hala “terör” operasyonları yapılıyor, nerdeyse her hafta yüzlerce insan gözaltına alınıyor. Asıl insanlık onurumuza saldıranların yaptığı şey terördür.

“Asıl terörizm; devletin tüm imkanını halka karşı kullanmasıdır, herkese potansiyel “terörist” muamelesi yapmasıdır. Yargı, doğrudan AKP iktidarının sopası haline geldi. Oysa hukuk aynı zamanda burjuva devletine meşruluk kazandırılması için bir araç niteliğindedir.”

Yasemin Karadağ da “Grup Yorum Halktır Susturulamaz, diye slogan atmışım. Ben Grup Yorum’un konserinde sahneye bile çıktım. Milyonlar bu sloganı atıyor, suç mu? Yasalara uyma konusunda kararlılık göstermenizi adil olmanızı istiyoruz. Tahliye ve beraatımızı istiyoruz” dedi.

Mahkeme bugünkü duruşmada nihai kararını açıkladı ve Karadağ ile Gülmen’in “DHKP-C üyeliği” suçlamasından mahkumiyetine hükmetti.

Mahkeme kararını açıklamasının ardından duruşmadaki izleyiciler karara tepki gösterdi. Bir süre mahkeme içerisinde bekleyen izleyiciler, polis tarafından duruşma salonu dışına çıkarıldı. 5 kişilik bir grup ise mahkeme salonu önünde bir süre yerde oturduktan adliyeden ayrıldı.

Paylaşın

Babacan: Devlet De Millet De Borca Batmış Durumda

Partisinin il başkanları toplantısında konuşan DEVA Lideri Babacan, “Devlet de millet de borca batmış durumda. Merkez Bankası bile borçlu, Merkez Bankası. Ülkenin para basan kurumu borca batar mı? Net döviz pozisyonu eksi 60 milyar doların dahi altına düşmüş” dedi.

Haber Merkezi / Babacan, konuşmasının devamında, “Dışarıdan swap anlaşmalarıyla aldıkları 60 milyar dolarlık borç dövizi de arka kapıdan sata sata tükettiler. Tam bir mirasyedi. Şimdi sıkıştılar. Ekonomide deniz tükendi. Hazıra dağ dayanmaz” ifadelerini kullandı.

Babacan, ayrıca, “Ülkemiz şu anda ciddi bir yol ayrımında. Korku mu, umut mu? Depresyon mu, mutluluk mu? Açlık mı, zenginlik mi? Baskı mı, özgürlük mü? Otokrasi mi, demokrasi mi? Evet, biz işte tam da demokrasiyi seçeceğimiz bir yol ayrımındayız şu an. Çünkü, Türkiye 84 milyonluk bu büyük ülke tek bir kişinin küçük dağarcığı tarafından yönetilemez. Türkiye tek bir görüşten insanların öbeklendiği bir iktidar tarafından da yönetilemez” dedi.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Ankara’da partisinin il başkanları toplantısında konuştu. Partisinin Gaziantep’teki ilk mitingini değerlendiren Babacan’ın gündeminde ekonomi, borç krizi, geçiş süreci, tweet nedeniyle açılan soruşturma tartışması ve TTB’nin 29 Mayıs mitingi vardı. Babacan şu ifadeleri kullandı:

“Devlet de millet de borca batmış durumda. Merkez Bankası bile borçlu, Merkez Bankası. Ülkenin para basan kurumu borca batar mı? Net döviz pozisyonu eksi 60 milyar doların dahi altına düşmüş. Dışarıdan swap anlaşmalarıyla aldıkları 60 milyar dolarlık borç dövizi de arka kapıdan sata sata tükettiler. Tam bir mirasyedi. Şimdi sıkıştılar. Ekonomide deniz tükendi. Hazıra dağ dayanmaz.

“Oyunu görüyoruz, kimse millete ağır bedeller ödetmeye kalkmasın”

Ekonomi dışındaki alanlarda kendilerine yeni maceralar arıyorlar. ‘Acaba ekonomi dışındaki bazı alanları istismar edip ekonomik durumun üzerini kapatabilir miyiz’ derdine düştüler. Biz bu oyunu gayet iyi görüyoruz. Bununla ilgili daha söyleyeceğimiz çok şey var. Zamanı gelince hepsini konuşacağız. Kimse bu milleti aldatmaya çalışmasın. Kimse bu millete ödettirdiği bedelin ve yanlışların üzerini kapatmak için daha ağır bedeller ödetmeye kalkmasın.

Biz, kriz çözmeyi biliriz. Biz, ülke yönetmeyi biliriz. Milletimiz de bizim bu işi iyi bildiğimizi bilir. Biz, bu ülkede iki büyük ekonomik krizi çözen bir ekibiz. Avrupa Birliği sürecinde, hukuk, adalet, insan hakları, özgürlükler ve demokrasi konusunda sessiz devrimi gerçekleştiren insanlarız. Ülkede yaşayan herkesin yaşam standartlarını yükselten, millî gelirimizi dörde katlayan bir ekibiz.  Ayinesi iştir kişinin. Lafa bakılmaz. Bu krizi 6 ayda çözeriz. Bu iş bizde.

Hem önümüzdeki seçime hem de sonraki seçimlere damgamızı vuracağız. Partimizi bir seçimlik kurmadık. Sadece meclis ve cumhurbaşkanlığı seçimleri için hazırlanmıyoruz. 2024 yerel seçimleri için de bugünden hazırlanıyoruz. O seçim günleri geldiğinde Türkiye haritasını maviye boyayacağız. Şehir şehir, ilçe ilçe kazanacağız.

“Bu millet bizi iktidara yakıştırıyor”

Halkımız kararların istişareyle alınmasını istiyor. Dürüst ve liyakatli kadroların iş başında olmasını istiyor. Biz buna talibiz. Bunu en iyi yapacak kadro biziz. Partimizi kurduk kuralı milletimize hizmet etmekten başka hiçbir amaç taşımadık, taşımıyoruz. Bu millet bizi iktidara yakıştırıyor. Başka bir yere değil. Biz bu yola muhalefet olmak için değil, iktidar olmak için çıktık.

Hiçbir zaman ‘Oldum’ demeyeceksiniz. Dinleyen, öğrenen ve herkesi kucaklayan bir anlayışla çalışmalarınızı sürdüreceksiniz. DEVA Partisi, görülmeyen insanları gören, duyulmayan insanları duyan tek siyasi partidir. Türkiye’nin yarınlarını biz inşa edeceğiz. Seçimleri biz kazanacağız.DEVA Partisi’yle geniş kesimleri iktidara taşıyacağız.

Seçimleri kazandıktan sonra ise ülkemizi asla öfke ve rövanş ortamına teslim etmeyeceğiz. Hiç merak etmeyin hır gür çıkmayacak, kaos olmayacak. Huzur ve barış içerisinde, tereyağından kıl çeker gibi bir iktidar değişikliği olacak. Kazanılmış hakları sonuna kadar koruyacağız. Hiç kimsenin helal tek bir lokması bile elinden alınmayacak.

Bu dönemde kendilerini yasalar önünde, denetimler karşısında sıkıntıya sokacak işlere bulaşmış bir avuç insan olabilir. Onlar da yaptıklarının karşılığını bağımsız ve tarafsız yargının önünde öderler. ‘Çivi çiviyi söker’, ‘Bunlar yıllarca bunu yaptı, biz de onların haklarından gelmek için şunu yaparız’ yok. Hukuk devletine yakışan; her türlü hukuksuzlukla hukuk içinde kalarak mücadele vermektir.

“Millet yaşamak için borçlanıyor”

Millette nakit kalmıyor. Kimse ay sonunu getiremiyor. Herkes ihtiyaç kredisi, kredi kartı borcu sarmalına girdi. Haftalık borç istatistiklerine göre kredi ve kredi kartı borçları son bir haftada 132 milyar lira artmış. Toplam borç 5 trilyon 776 milyar 995 milyon liraya çıkmış. Altı sıfırı atmamış olsak 5 kentilyon. İnsanlar günlük ihtiyaçlarını karşılamak için geliri ile gideri arasındaki farkı borçlanarak kapatıyor. Her ay borç ekleyerek geçimini sürdürüyor. Millet yaşamak için borçlanıyor. Çocuğu okula aç gitmesin diye borçlanıyor.

İçi boş baklavayı gösterdiler, yetmedi. İçi boş tost, içi boş benzin deposunu gösterdiler, yetmedi.Şimdi de içi boş tweet istiyorlar. İfade özgürlüğü; en temel özgürlük. En temel hak. Biz, ifade özgürlüğü konusunda çok netiz. Düşünceyi ve ifadeyi özgürleştireceğiz. İktidara geldiğimizde kimsenin tweet atarken elleri titremeyecek. Sosyal medya paylaşımını fav’ladı, like’ladı diye kimsenin kapısında ertesi sabah polis belirmeyecek. Teminatı da hukuk olacak. Biz kimsenin haksız yere adliye koridorlarında sürünmesine razı olmayacağız.

“Engellemelere rağmen Gaziantep’i salladık”

Geçtiğimiz cumartesi günü Gaziantep’te partimizin ilk mitingini gerçekleştirdik. İktidarın türlü türlü oyunlarına, türlü türlü engellemelerine rağmen on binlerce vatandaşımızla Gaziantep’i salladık. Zorluklar, zahmetler çıkarmaya çalıştılar. Evelallah her birinin üstesinden geldik.

Miting vaktinden 2 saat evvel çektikleri drone görüntülerini alelacele basına servis ettiler. Daha miting vakti gelmemiş, insanlar yavaş yavaş sahaya gelmeye başlamış. O dronu miting başladıktan sonra uçursalar da görseydik. Yapamadılar. Göreceği tablodan korktular. Önce mitingin ayak seslerinden korktular. Miting olduğunda da elleri ayaklarına dolaştı.

Pazar günü Yenimahalle İlçe Teşkilatımızın bir başka programa da engelleme girişimleri oldu. Yenimahalle muhtarlarımızın da katılacağı bir programdı. Arkadaşlarımız muhtarlarımızı davet ettiler. Muhtarlarımız da ‘Geleceğiz’ dediler. Programı ilan ettik. Gece yarısı bir anda Kaymakamlığın aklına muhtarlarımızı bir muhtar-bürokrat toplantısına davet etmek geldi.  Durdular, muhtarlarımızın taleplerini dinlemek tam da o akşam akıllarına geldi. Ayıp… Sen iktidarı ele geçirip, devletin bütün imkanlarını tek bir partiye, tek bir partinin teşkilatlarına, tek bir partinin mensuplarına kullandırırsan, bu adalet değildir.”

Babacan, Türk Tabipleri Birliği’nin 29 Mayıs’ta miting yapmak için başvuru yaptığı Ankara Valiliği’nden 1 aydır yanıt alamamasını şu sözlerle eleştirdi:

“İktidar partisinden değilsen eylemin yasaklanıyor diye. Demokrasi tek ses değildir. Demokrasi tüm meslek örgütlerinin, sivil toplumun, tüm milletin, tek bir partiyi veya tek bir kişiyi düşünmesi değildir. Şu yoldan bir çekilin kenara. Demokratik haklarını kullanmak isteyen insanların önüne geçmeyin.”

Paylaşın

Yargıdan Erdoğan’a ‘İfade Özgürlüğü’ Uyarısı

Ankara 12. Asliye Hukuk Mahkemesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı “Orduya kumpas kurmak,” “Tefecilerin önünde diz çökmek” ve “Katarlılardan emir almakla” suçlayan CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun sözlerinin ifade özgürlüğü olduğuna karar verdi.

DW Türkçe’den Alican Uludağ’ın haberine göre, Erdoğan’ın açtığı 500 bin TL’lik tazminat davasını reddeden mahkeme, gerekçeli kararında “Cumhurbaşkanının kendisine yönelik şiddetli siyasi eleştiri içeren ifadelere karşı aynı durumda olmayan kimselerden daha yüksek seviyede tahammül göstermesi gerektiğini” kaydetti.

Yargıdan Erdoğan’a yönelik çıkan “ifade özgürlüğü” uyarısına ilişkin kararın ayrıntıları şöyle: CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 1 Aralık 2020 tarihinde TBMM CHP Grup Toplantısında yaptığı konuşmada Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı sert sözlerle eleştirdi. Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ı “Katarlılardan emir almak” ve “Londra’daki tefecilerin önünde diz çökmek” ile suçlamıştı.

Ayrıca Erdoğan’ı “Kozmik odayı FETÖ’ye açmak”la da eleştiren Kılıçdaroğlu, “Sen FETÖ’yle iş birliği yapıp orduya kumpas kuran başbakan mısın, değil misin? Bana ordudan bahsediyor. Sen kim, ordu kim ya? Sen orduya kumpas kuran bir başbakansın, kendi ordusuna kumpas kuran bir başbakansın sen” demişti.

Erdoğan’ın avukatları, kişilik haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Kılıçdaroğlu aleyhinde 500 bin TL’lik tazminat davası açmıştı.

Yargıdan ifade özgürlüğü kararı

Davaya bakan Ankara 12. Asliye Hukuk Mahkemesi, 16 Mart 2022’de yapılan duruşmada Erdoğan’ın açtığı davanın reddine karar vermişti. Mahkeme, gerekçeli kararını tamamladı.

Hakim, Anayasa’yı anımsattı

Hakim ret kararında, “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması”nın Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağını düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesi ile “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbirinin kötüye kullanılamayacağını” içeren 14. maddesine açıkça vurgu yaptı.

‘Hakaret amacı yok’

Dava konusu konuşmada Kılıçdaroğlu’nun kullandığı sözlerin ifade özgürlüğü kapsamında kaldığının değerlendirildiği vurgulanan kararda, “Zira, öncelikle davalının sarf ettiği sözlerin davacının şeref ve itibarını doğrudan hedef almadığı, kaba hakaret mahiyetinde olmadığı, ayrıca ve açıkça davacının kişiliğinin hedef alınması yoluyla, sırf davacıyı incitmek, itibarını zedelemek, şerefine saldırıda bulunmak, kamuoyu önünde küçük düşürmek maksadı gütmediği anlaşılmaktadır” denildi.

‘Şiddetli ve sert siyasi eleştiri’

Kılıçdaroğlu’nun asli maksadının Erdoğan’ı siyaseten eleştirmek olduğu belirtilen gerekçede, konuşmanın “şiddetli ve sert siyasi eleştiri niteliği”nde olduğu vurgulandı. Mahkemenin kararında şu değerlendirme yer aldı:

“Konuşmanın yapıldığı yer ve zaman, ve konuşan ile muhatap alınan kişilerin işgal ettikleri mevki ve makam dikkate alındığında, işbu konuşmayla kamuoyunun siyasi bir tartışmaya ve çatışmaya dikkatinin çekilmesinin, siyasi bir konunun kamuoyu önünde derinlemesine ve ayrıntılı biçimde tartışılmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır.”

“İfade özgürlüğü sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız ve hatta toplumun geneliyle ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil; incitici, şoke edici, endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir” ifadesi kullanılan kararda, şöyle devam edildi:

“Yani, bu hürriyet sadece herkes tarafından kabul görecek, tehlikesiz, genel eleştiri ifadelerini değil, ve fakat incitici, şoke edici, sarsıcı, ve dolayısıyla da daha çok dikkat toplayacak ifadeler için de geçerlidir. Dolayısıyla somut olayda kullanılan ifadelerin bu yönüyle de ifade hürriyeti kapsamında kaldığı düşünülmektedir.”

‘Muhalefetin sertçe eleştirmesi doğal’

Somut olayda, davacı Cumhurbaşkanının toplum tarafından azami düzeyde bilinen, tanınan, konuşma ve davranışları tüm toplumca ayrıntılarıyla takip edilen, icraati herkesi etkileyen veya etkileme potansiyeline sahip bir kimse olduğuna işaret edildi.

Kararda, “Ve en yüksek yürütme ve devlet makamında bulunması itibariyle, kendisine muhalefet edilmesi, ve işbu muhalefetin de kendisini sertçe eleştirmesi gayet tabidir; bu durumda davacı Sayın Cumhurbaşkanının kendisine yönelik şiddetli siyasi eleştiri içeren ifadelere karşı aynı durumda olmayan kimselerden daha yüksek seviyede tahammül göstermek mevkiinde olduğu değerlendirilmektedir” sonucuna varıldı.

Paylaşın

TİP Başkanı Erkan Baş: Kaçırılan Para Yurttaşların Gasbedilen Parası

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Halk TV’de Şule Aydın’ın sunduğu “Kayda Geçsin” programının konuğu oldu. Erken Baş, CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun, iktidarın TÜRGEV ve Ensar Vakıfları aracılığıyla ABD’ye para transferi gerçekleştirdiği iddialarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

“Bu memleketin öz evlatları okula gidemiyorlar. Devlet buna imkân sağlaması gerekirken halktan aldığı paraları birtakım dinci vakıflara veriyor. Onlar da bu parayı Amerika’ya kaçırıyorlar,” diyen Baş’ın konuşmasında öne çıkan başlıklar şöyle:

“Kemal Bey’e teşekkür ederim”

“Kemal Bey çok doğru bir şey yapmıştır. Bir yurttaş olarak kendisine çok teşekkür ederim. Benim gördüğüm eksiklik ise bunun hesabını soracak bir siyasi iradenin oluşturulmamasıdır. Türkiye’de istenen şey şu: Halk izleyici olsun isteniyor. ‘Halk tribünde otursun ve seçimden seçime bize oy versin.’ Oysa, bu tarz halka karşı işlenen suçlar, emekçileri, halkı, sürecin öznesi yaparak, onları siyasete dahil ederek, onları bu tartışmanın öznesi kılarak çözülür.”

Kimin parası?

AKP’nin yurt dışındaki TÜRKEN Vakfı’na düzenli olarak para transferi gerçekleştirdiği iddiaları için, “Kimin parası kaçırılıyor?” diye soran Baş, açıklamasına şöyle devam etti:

“Para kaçırmadan söz ediyoruz değil mi? Kimin parası kaçırılıyor? Bu para kimin parası? Bu para şu anda bizi televizyondan izleyen yurttaşların alın terinin gasbedilen parası. Ben izlediğim anda aklıma şu geldi: Hiç konuşulmuyor bu dinci vakıflar. Kim bunlar?”

“Bu paralarla kaç yurt açılırdı?”

Barınma hakkından mahrum kalan öğrencilerden ve tarikat yurdunda kalan Enes Kara’nın intihar ettiğini hatırlatan Baş:

“Ben en son bu programa geldiğimde Enes Kara diye bir kardeşim, bir tarikat yurdunda uğradığı baskılar sonucunda intihar etmiş ve hayatını kaybetmişti. Aylarca bu ülkenin sokaklarında gençler ¨Barınamıyoruz, yurt yok, okula gidemiyoruz¨ diye bağırıyorlardı. Bu paralarla bu ülkede kaç tane yurt açılırdı? Kaç öğrenci bu tarikatların elinden kurtarılabilirdi?”

Türkiye’nin geleceğine dair yapılan tartışmalarda “7 Haziran-1 Kasım süreci”nin öneminin atlanmaması gerektiğini vurgulayan Baş, Ahmet Davutoğlu’nun o süreçte başbakan olmasına dikkat çekerek şunları kaydetti:

“10 bine yakın yurttaşımızın katıldığı bir mitingde, 100 arkadaşımız bu memleketin başkentinde, kontrollü, önü açılan bir katilin, bir canlı bombanın kurbanı oldular. Bunu konuşmadan, bu katliamın bütün ayrıntıları açığa çıkarılmadan, faillerinden hesap sorulmadan, Türkiye’nin geleceğine dair bir umut taşımak mümkün müdür?

O süreçte başbakanlık yapan, seçimi kazanan, ‘Patlayan bombalar oylarımızı artırıyor’ diyen bir genel başkan var bugün muhalefette olduğunu iddia eden. Ama konuya ilişkin bir karanlık devam ediyor. Bu durum bizim açımızdan kabul edilemez.”

Paylaşın

Akşener’den Erdoğan’a: Yenilgiyi Şimdiden Sindirmeye Başlasan İyi Edersin

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, Abdulhamit Han tartışmalarına değinerek, “Tarih okuyarak öğrenilir. Sayın Erdoğan bu yüzden bir türlü tarihi öğrenemiyor, çünkü kendisi okumayı hiç sevmiyor. Biz, Abdulhamit Han ile değil, o günün şartlarındaki demokrasi rüzgarıyla öğreniyoruz. Biz tarihin her döneminde milletimizin istibdata koyduğu tavırla ilgileniyoruz. Tek adamlığa giden her yolu kesen milli irade ile ilgileniyoruz. Sayın Erdoğan, istibdat dönemi ile günümüz arasındaki benzerlikleri dile getirmemden rahatsız oldu. Abdulhamit Han’ı kendisine benzetmemi hakaret olarak algıladı.” dedi.

Haber Merkezi / Akşener, konuya ilişkin açıklamasını, “Sayın Erdoğan’ı uyarıyorum, bu saatten sonra milletim beni affetsin, ortağım beni kandırdı edebiyatını kimse yemez. Yenilgiyi şimdiden sindirmeye başlasan iyi edersin muhterem, sandıkta başına gelecek hazin sonu görmemize az kaldı. Sen kendini parçalasan da nutuklar atsan da bizler, bizden öncekiler gibi istibdata dur demeye devam edeceğiz, söz milletindir diyeceğiz. Kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet diyeceğiz.” sözleriyle devam ettirdi.

Konuşmasında, iktidarın tarım politikalarına da değinen Akşener, “Berbat tarım politikaları sayesinde 2500-3000 liralık gübreyi 4500 liraya fırlattılar. Çiftçi için suyu, elektriği kullanamaz hale getirdiler. Ulusal Süt Konseyi’ni süt üreticilerinin başına bela ettiler. Biz İYİ Parti olarak; ürünün değerini, hak ettiği fiyatı bulmasını sağlayacağız. Destekleri dünya ortalamasına çekeceğiz.” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin göz göre göre ödemeler dengesi krizine doğru gittiğini söyleyen Akşener, “Öngörüsüz politikalar ile göz göre göre, ödemeler dengesi krizine doğru gidiyoruz. Enflasyon düşecek, cari açık düşecek’ deyip sözde yeni ekonomi modeline geçtiniz. Sonra ne oldu? Hem enflasyon, hem de cari açık rekor kırdı. Türk Lirası’nın, değerini ve itibarını, daha fazla kaybetmemesi için, aklı selim bir politika izlemek yerine Kur Korumalı Mevduat Sistemi’ni getirdiniz. Milletimizin rızkından alıp, kur korumalı mevduat sistemine harcadınız. Sonra ne oldu? Sadece Mart ve Nisan’da, Hazine’nin cebinden, 16.3 milyar lira çıktı.” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Akşener’in konuşmasından satırbaşları şöyle:

“Sayın Erdoğan ve arkadaşlarını Abdülhamid Han üzerinden bir yaygara tufanı almış gidiyor. Hakaretlerin, öfke nöbetlerinin, nefret şovlarının biri bin para. Oysa dillere destan şanlı tarihimize sahip çıkmanın da, tarihimizden ilham alarak yol yürümenin de tarihe atıf yaparak siyaset dersi vermenin de yolu ilk önce tarihi öğrenmekten geçer. Yalan, yanlış danışman notlarından öğrenilmez. Dizi sahnelerinden, çizgi romanlardan hiç öğrenilmez.

Tarih, okuyarak araştırarak öğrenilir. İşte bu yüzden sayın Erdoğan tarihi bir türlü öğrenemiyor çünkü kendisi okumayı hiç sevmiyor. Eline tutuşturulan notlardan ötesini görmüyor. Unuttuğu bir şey var biz tarihe onun gibi kişiler üzerinden bakmıyoruz. Biz tarihe onun gibi kavgalar üzerinden de bakmıyoruz. Biz tarihe değerler, sistemler ve sonuçlar üzerinden bakıyoruz. Çünkü biz Abdülhamid Han ile değil o günün şartlarındaki demokrasi rüzgarıyla ilgileniyoruz. Tarihin her döneminde milletimizin istibdada karşı koyduğu tavırla ilgileniyoruz.

Tekleşmeye, tek adamlığa giden her yolu azimle keşmiş olan milli irade ile ilgileniyoruz. Sayın Erdoğan nedense istibdat dönemiyle günümüz arasındaki benzerlikleri dile getirmemden çok rahatsız oldu. Abdülhamid Han’ı kendisine benzetmemi bir hakaret olarak algıladı. Yani sayın Erdoğan’ı Abdülhamid’e benzetmek rahmetliye hakaretmiş.

Sayın Erdoğan için rehber kabul ettiği, rol model aldığı ama nasıl vefat ettiğini bile bilmediği Abdülhamid Han’ı kendisine benzetmek büyük bir hakaretmiş. Yani biz aslında istibdada karşı koyan o ruhtan bahsederken değil sayın Erdoğan’a benzetirken Abdülhamid Han’a hakaret etmişiz. En azından kendisinin farkında bu da bir şeydir.

İstibdat bir olgudur bu inkar edilemez. Bu tarihsel bir hakikattir ancak görüyoruz ki Sayın Erdoğan için istibdadın kendisi değil istibdada kimin maruz kaldığı ve istidadı kimin uyguladığı daha önemli. Kabile zihniyeti işte böyledir. Kendi uyguladığı istibdadı umursamaz ama kendi maruz kaldığı zaman avaz avaz bağırır. İstibdat göreceli değildir, ya vardır ya da yoktur, ya karşısındadır ya yanındasındır.

“Yenilgiyi şimdiden sindirmeye başlasan iyi edersin”

Kaybedeceğini anlayan Sayın Erdoğan’ın, çaresiz çırpınışlarını eğlenerek izliyoruz. Tazmanya canavarı edasıyla attığı hamasi tiratlarını gülerek dinliyoruz. Çünkü biz biliyoruz ki; çok az kaldı. Haddi kim bilecekmiş, hududu kim görecekmiş, milletimizin tokadını kim yiyecekmiş, hep birlikte şahit olacağız. Sayın Erdoğan’ı şimdiden uyarıyorum. Bu saatten sonra, ‘milletim beni affetsinler’ tutmaz. ‘Ortağım beni kandırdı’ edebiyatını da kimse yemez. Benden söylemesi. Yenilgiyi şimdiden sindirmeye başlasan iyi edersin. Çünkü sandıkta başına gelecek hazin sonu görmemize inan ki, çok az kaldı.

İsveç ve Finlandiya NATO üyeliğine başvurdular. Bu talebin kabul görmesi için mevcut üyelerin oy birliğine yani Türkiye’nin de onayına ihtiyaçları var. Yalnız burada unutmamız gereken bir şey var. Ülkemizin şimdiye kadar Batılı ülkelere gösterdiği iyi niyet defalarca suistimal edildi. Mesela Yunanistan’ın NATO üyeliği için verdiğimiz onay Ege Adaları’nın silahlandırılmasıyla sonuçlandı. Bugün Türkiye’den İsveç ve Finlandiya’nın üyeliği için iyi niyet bekleyenlerin ilk önce kendi niyetlerini sorgulamak gerekiyor. İYİ Parti olarak bu kararın milli menfaatlerimiz göz edilerek verilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Bana AK Parti iktidarının en büyük başarısızlıklarını sorsanız hiç kuşkusuz ilk üçe mutlaka tarımı da koyarım. Tarım bir milli güvenlik sorunudur diyoruz ama bu arkadaşlar bizi ısrarla duymamaya devam ediyor.

“Göz göre göre ödemeler dengesi krizine doğru gidiyoruz”

Geçen hafta yabancı bir haber ajansında bir bankanın İngiltere Merkez Bankası’nda tuttuğu altınları değerinin altında sattığına dair bir haber çıktı. Biz elinde kalan son kıymetli varlıkları da adeta müflis bir tüccar gibi satıp bozduran bu kurumun Türkiye Merkez Bankası olduğuna inanmak istemiyoruz. Tek bir kişinin keyfine mahkum edilen bu sistemin maalesef artık bir alışkanlık haline getirdiği akıl ve bilim dışı kararlarla, gelip dayanacağı yer tam olarak burası. Sayın Erdoğan, ışıltılı bakanın, emir eri Merkez Bankası başkanın ve bol maaşlı danışmanların korkularından sana anlatamıyorlar ama senin bu öngörüsüz politikaların ile göz göre göre ödemeler dengesi krizine doğru gidiyoruz.

Milletimizin rızkından alıp kur korumalı mevduat sistemine harcadınız sonra ne oldu. Sadece mart ve nisanda hazinenin cebinden 16.3 milyar lira çıktı. Baktılar kur korumalı mevduat sistemi de çare değil, dolar aldı başını gidiyor, hem Merkez Bankası’na hem de kamu bankalarına döviz sattırdılar. Ne oldu? Rezervler eridi. 15 Temmuz’un finansörü olmakla suçladığınız, katil olmakla suçladığınız ülkelerin ayağına gittiniz.

Bak ‘Bay Kriz’ senin berbat politikaların yüzünden ülkemiz risk primi sarmalına girdi, rezervler eridikçe ülkenin risk primi artıyor. Sayın Erdoğan seni buradan bir kez daha uyarıyorum. Bu işin sonunda ya müflis bir tüccar gibi bu ülkenin bütün varlıklarını yok pahasına satmak var, ya da 70 sente muhtaç olacağımız bir ödemeler dengesi krizi var. Bu gittiğin yol, yol değil, bir an önce aklını başına al. Bir an önce bu yanlıştan dön, bir an önce bu ucube politikalardan vazgeç bu iş bilmezlik böyle beceriksizlik olmaz. Böyle devlet yönetilmez, ayıptır, günahtır bu millete.”

Paylaşın