NATO’dan Türkiye Ve Yunanistan’a Çağrı

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Türkiye ve Yunanistan’ı Ege Denizi’ndeki ayrılıklarını güven ve dayanışma ruhu içerisinde çözmeye çağırdıklarını söyledi.

Stoltenberg Yunan haber ajansı ANA’ya verdiği röportajda, NATO müttefikleri arasında zaman zaman güçlü anlaşmazlıkların yaşanmasına şaşırmamaları gerektiğini ifade ederek, Yunanistan ve Türkiye’nin en aciliyet gerektiren güvenlik sorunlarıyla başa çıkmada diğer 28 müttefikle birlikte yıllardır NATO’da birlikte çalıştığını söyledi.

Akdeniz’in NATO açısından çok önemli bir bölge olduğuna işaret eden Stoltenberg, geçmişte bu bölgede Yunan ve Türk güçlerinin dahil olduğu kazaların yaşandığını ve gelecekte bu tür kaza risklerini düşürmek için ellerinden ne geliyorsa yapmaları gerektiğini, bunun herkesin çıkarına olduğunu vurguladı.

Stoltenberg, “Yunanistan ve Türkiye’yi Ege Denizi’ndeki ayrılıklarını güven ve dayanışma ruhu içinde çözmeye çağırıyoruz. Bu da itidal ve ılımlılık, gerilimi tırmandırıcı her türlü eylem ve söylemden kaçınmak anlamına geliyor. Putin’in Ukrayna’ya açtığı savaşın Avrupa’da barışı bozduğu bir zamanda müttefiklerin bir arada durması daha da önemli hale geldi” diye konuştu.

“Tüm müttefikler Türkiye’nin meşru kaygılarını ciddiye almalı”

Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğine Türkiye’nin muhalefetiyle ilgili bir soruyu da yanıtlayan Stoltenberg, bu iki ülkenin NATO’ya üyelik başvurusunu tarihi olarak niteleyerek, “Türkiye’nin terör örgütü PKK’ya ilişkin ciddi kaygıları da dahil olmak üzere şimdi tüm müttefiklerin güvenlik kaygılarını ele almamız ve ileriye dönük bir yol bulmamız gerekiyor” ifadesini kullandı.

Stoltenberg, Türkiye’nin PKK terörünün acılarını üzücü şekilde yaşadığını ve müttefikler arasında terörden en fazla acı çeken ülke olduğunu belirterek, “Dolayısıyla Türkiye’nin meşru kaygıları bulunuyor ve tüm müttefikler bunu ciddiye almalı” dedi.

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, Türkiye’nin endişelerini ele almak ve Finlandiya ile İsveç’in NATO’ya katılımı konusunda ilerleme sağlamak için Türkiye, Finlandiya ve İsveç temsilcileriyle yakın temas halinde olduklarını ekledi.

Stoltenberg Çavuşoğlu’yla görüştü

Bu arada Stoltenberg’in bugün Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’yla telefon görüşmesi yaptığı bildirildi. Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasına göre, görüşmede NATO’nun genişlemesi konuları ele alındı.

Paylaşın

Türkiye’de İklim Felaketleri Neden Artıyor?

Ankara’da son günlerde yaşanan sel, fırtına ve hortum başkentte hayatı felç ederken dikkatleri yeniden artan iklim felaketlerinin nedenlerine çevirdi.  Türkiye iklim değişikliğinin şiddetli etkilerini ilk kez hissetmiyor. Artan kuraklık, aşırı sıcaklıklar, orman yangınları, seller, dolular…

2021’de Batı Karadeniz, İzmir ve İstanbul da sel felaketlerine sahne olmuş; yine geçen yaz Türkiye’nin güneyinde 124 bin hektarlık orman alanı yangınlar sebebiyle kaybedilmişti. Bu alan yaklaşık 174 bin futbol sahasına denk geliyordu.

Peki Türkiye’de iklim felaketlerinin sıklığının artmasının altında hangi nedenler yatıyor?

Küresel iklim değişikliğinin özellikle Akdeniz havzasında etkilerinden bir tanesi; hava sıcaklıkları artarken hidrolojik döngülerin kuvvetlenmesi ve geçmişe göre sağanak yağışların daha sık görülmesi.

DW Türkçe’den Pelin Ülker’e konuşan Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş’e göre Türkiye de bundan payını alıyor. Ancak bu etkiyi şiddetlendiren bir yapılaşma da söz konusu.

“Yağmur sularının süzülebileceği ortam kalmadı”

Prof. Dr. Murat Türkeş, kentlerin genişlemesi ve betonlaşmanın artmasının iklim değişikliğini hızlandırdığını, Türkiye’de artık yağmur sularının süzülebileceği bir ortam kalmadığını vurguluyor.

Türkeş, “Kentler sadece betonlaşmayı ve büyümeyi dikkate aldı. Şu anda rekor yağış düşmese dahi, bir metrekarede 30 kilogramlık bir yağış bile Ankara’da, İstanbul’da, İzmir’de yağışa bağlı kentsel sellerin ve su baskınlarının oluşmasına yol açıyor” diyor.

Bu yıl düzenlenen Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) sonuçlarına göre iklim değişikliğinden etkilenmeyen tek bir ülke kalmadı. Sıcaklıklar yükselirken yağış buharlaşma rejimi ve orman yangın rejimi değişiyor. Kuraklık sıklık ve uzunlukları artarken ekosistem bozulup biyoçeşitlilik azalıyor. Yer altı su seviyeleri giderek daha derine iniyor.

Yazların kurak geçtiği ve yağışların değişken olduğu Akdeniz iklim bölgesindeki ülkelerde bu etkilerin daha fazla hissedildiğini vurgulayan Türkeş, Türkiye’nin de bu ülkelerden biri olduğuna dikkat çekiyor.

Sıcak hava dalgaları

Türkiye’de sıcaklık rejiminin hızla değiştiğini ve rekor sıcaklıkların arttığını belirten Prof. Türkeş, “Sıcak hava dalgalarının hem gece hem gündüz sıcaklıkları açısından sıklığı, süresi, şiddeti, büyüklüğü çok ciddi derecede artıyor. Kar yağışları azalıyor. Yağsa bile karın yerde kalma süresi azalıyor. Yağış rejiminin değişmesiyle birlikte buharlaşma artıyor, toprak nemi hızla azalıyor” diye konuşuyor.

Türkiye’de buzulların da eridiğine, şu an var olan buzulların neredeyse son 25-30 yılı kaldığına dikkat çeken Türkeş, kuzey yamaçlarda kalan ve 1-1,5 kilometre uzunluğunda olan dağ buzullarında her yıl 5 ila 30 metrelik geri çekilme olduğunu ifade ediyor.

Türkiye orman yangınlarında da Akdeniz’in en riskli ülkeleri arasında kabul ediliyor. Ağaçların ya da çalıların yapılarında yeterli su olmaması, o bölgenin yeterince yağış almaması ve toprağın nemi tutmaması ormanların kuru olmasına yol açıyor. Bu durum yangınların yayılmasında etkili oluyor.

“Otuz yıldır ciddiye alınmadı”

Yaz mevsimi giderek kuraklaşırken, çok kurak dönemler üst üste geldiğinde oluşan fönlü hava tipi de orman yangınlarını artırıyor. 2021’deki orman yangınları bunlardan biri.

2019’dan taşınan sıcak hava dalgalarının 2021’de yaşanan kuraklıkla birleşmesi sonucu Manavgat’tan İzmir’in kuzeyine kadar çok geniş bir alanda yüzlerce yangın çıktığını hatırlatan Türkeş’e göre bütün bunlar, Türkiye’nin iklim değişikliğinden etkilendiğinin göstergesi. Türkeş, son 30 yılda iklim değişikliği sorununun ciddiye alınmamasının ise iklim değişikliğini hızlandırdığını ifade ediyor.

Türkiye’de pek çok hava olayının artık çok kısa sürede oluşabildiğini aktaran Türkeş, son 30 yılda yer altı sularının hızla çekilmesi nedeniyle yüzlerce obruk oluştuğunu belirtiyor.

Normal koşullarda etkili bir yağış için yağışların bir kısmı bitkiler üzerinden buharlaşırken bir kısmının toprak tarafından emilmesi, yer altı ve yer üstü sularına karışması gerekiyor. Toprakta kalan kısım ise oradaki yaşam birliklerini ve ekosistemi destekleyecek su haline geliyor.

“Artık dereler yok, sadece binalar var”

“Bugün artık bu dereler yok, sadece binalar var, bina çatıları var, asfalt yollar var, beton yollar var” diyen Türkeş, genişleyen kentlerin doğal coğrafyayı, doğal akarsu ağını yok ettiğini anlatıyor.

Prof. Türkeş, “Bütün bu beton binalar, asfalt ve çatılar, kilometrelerce karelik bu çatılar hem kentsel ısı adası üretiyor, yani iklim değişikliğini kuvvetlendiriyor hem de suyun hızla çatılardan caddelere ulaşmasına, borular aracılığıyla sele dönüşmesine ve alçak bölgelerde doğal akarsu akışı da olmadığı için su baskınlarına yol açıyor” diye konuşuyor.

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Ahmet Kahraman’a göre de iklim krizinin şiddetlenmesinin altında çevre politikalarında doğayı, bilimi ve toplum yararını esas almayan yaklaşım yatıyor.

‘Siyasi iradenin rüyasına göre plan olmaz’

Kahraman, “Hidroloji denen bir bilim vardır. Bu hidroloji de yağış ve akışları inceler. Matematik, istatistik gibi bilimsel yöntemleri vardır, bunları kullanır. Ama siz bunların yerine karar vericilerin, siyasi iradenin hedeflerine, rüyalarına göre plan yaparsanız bunları yaşamaktan kaçınamazsınız” ifadelerini kullanıyor.

Sermayeyi destekleyen kâr ve rant odaklı politikaların iklim felaketlerinin esas nedeni olduğunu söyleyen Kahraman, “Sel felaketleri, hatta hava kirlilikleri, hatta müsilaj dahil karşılaştığımız bütün bu olgular, aslında bu temel sorunun birer sonuçlarıdır” diyor.

Çözüm ne olmalı?

Ahmet Kahraman, iklim değişikliğinin etkilerini azaltmak için toplum yararı, halk sağlığı, doğal kaynaklar ve çevrenin korunmasına yönelik politikaların hayata geçirilmesi gerektiğini ifade ediyor. Yeni iklim koşullarının yarattığı risklere uygun kentsel altyapı oluşturulmasının önemine dikkat çeken Kahraman, aksi halde Ankara’daki sel felaketinin son olmayacağını, daha onlarcasının yaşanacağını ifade ediyor.

Prof. Murat Türkeş’e göre de felaketlerin önüne geçmek için akıllı yeşil kent sistemini hayata geçirerek, betonu azaltıp toprak ve yeşil alanları artıracak, akarsu kanallarını yeniden canlandıracak adımlar atılmalı. Türkeş, altyapı sistemleri hazırlanırken kesinlikle doğa bilimciler, fiziki coğrafyacılar, klimatologlarla birlikte çalışılması gerektiğine vurgu yapıyor.

Paylaşın

AİHM, Cezaevinde Cuma Namazı İsteyen Hizbullah Üyesini Haklı Buldu

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) cezaevinde cuma namazı kılmasına izin verilmeyen bir Hizbullah hükümlüsünün yaptığı başvuruyu haklı buldu. Diyarbakır Mahkemesi, başvuru sahibinin şikayetini geri çevirmişti.

Diyarbakır’da yaşayan 1973 doğumlu Abdullah Yalçın’ın 2010’da yaptığı Mahkeme, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 9. maddesi olan inanç özgürlüğünü ihlal ettiğine hükmetti.

Türk hükümetinin savunmasında temel olarak kullandığı, “Bazı din uzmanlarına göre cuma namazı özgür kişiler için zorunludur, tutuklular için değildir” argümanı ise kabul görmedi.

Türkiye’nin “Çok sayıda mahpusun hücrelerinden bırakılarak bir araya gelmesi güvenlik riski oluşturur” savunması da etkili olamadı.

Türk hükümetinin “Koğuşundaki diğer üç mahpusla birlikte namaz kılabilir” açıklaması ise “Koğuşundaki diğer hükümlülerin cuma namazına katılmak isteyip istemediğini bilemeyiz” diyerek reddedildi.

Yalçın 2010 yılında cezaevi yönetiminden cuma namazları için bir oda ayrılmasını talep etmiş, bunun reddedilmesi üzerine Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi’ne yaptığı başvuru da kabul görmemişti.

AİHM Türkiye’nin “Cuma namazı tutuklulara zorunlu değil” argümanına rağmen başvurucunun Müslüman olduğunu ve bu yüzden cuma namazına katılma isteğinin içten olduğuna ve bu yüzden de AİHS’in 9. maddesiyle korunması gerektiğine karar verdi.

Türkiye’nin bu talebi reddederken Yalçın’ın bir güvenlik riski oluşturup oluşturmadığına dair özel bir değerlendirme yapmadığını belirten AİHM, yetkililerin cezaevinde Cuma namazını mümkün kılmak için de hiçbir girişimde bulunmadığını vurguladı ve Türkiye’yi haksız buldu.

Yalçın bir tazminat başvurusu yapmadığı için herhangi bir tazminata karar verilmedi.

Paylaşın

Babacan: Yargı, Erdoğan’ın Tut Dediğini Tutuyor, Sal Dediğini Salıyor

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin ‘Adil Yargı Eylem Planı’nı açıkladı. Partisinin genel merkezinde düzenlenen basın toplantısında konuşan Babacan “Adil bir yargı için en önemli değişiklik iktidar değişikliği olacak” dedi.

Haber Merkezi / Eylem planının ayrıntılarını DEVA Partisi Hukuk ve Adalet Politikaları Başkanı Mustafa Yeneroğlu paylaştı. Toplantıda DEVA Partisi Kurucular Kurulu üyesi Prof. Dr. Bilgehan Çetiner de hazır bulundu.

DEVA Partisi Lideri Babacan yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı:

‘Bugüne dek 9 ayrı alanda eylem planı açıkladık. Bugün de ‘10 numara’ bir eylem planıyla karşınızdayız. Hukuk Devleti Yolunda, Adil Yargı Eylem Planımızın çok özel bir yeri var. Çünkü bizim her alandaki eylem planlarımızın başarıyla uygulanmasının olmazsa olmaz koşulu, Türkiyenin sağlam bir hukuk zeminine kavuşmasıdır.

“Sayın Erdoğan’ın tut dediğini tutuyor, sal dediğini salıyor”

Yargıya güven iyice sarsılmış durumda. Bunun çok basit bir sebebi var. Çünkü bu iktidar yargıyı, elinde sallandırdığı bir sopa olarak görüyor. Fikrini beğenmediği kişilere, kurumlara, şirketlere karşı kullandığı bir sopa. 84 milyon görüyor: Yargı kurumlarında kayırmacılık ve kadrolaşma yaşanıyor. Çok sayıda insan haksız yere tutuklanıyor. Yargı bağımsızlığı olmayınca, Sayın Erdoğan’ın tut dediğini tutuyor, sal dediğini salıyor.

“Amerika, Almanya pasaportunuz varsa bir nebze daha şanslısınız”

İşi öyle bir noktaya getirdiler ki, eğer sadece Türkiye Cumhuriyeti pasaportunuz varsa, Allah sizi mahkemeye düşürmesin. Yandınız. Ama Amerika, Almanya pasaportunuz falan varsa bir nebze daha şanslısınız. Böyle bir sistemde adaletten söz edilemez.

“Kurumların transit noktası olarak kullanıldığı ülkede adalet olmaz”

Akıl almaz iddianameler yazan savcıların ödüllendirildiği, Anayasa Mahkemesi üyeliği için, yargı kurumlarının ‘göstermelik basamak’ veya bir ‘transit noktası’ olarak kullanıldığı bir ülkede adalet olamaz. Anayasa Mahkemesi kararlarını tanımayan hakimlerin adeta ödüllendirilerek, Adalet Bakan Yardımcısı yapıldığı bir ülkede adaletten bahsedilemez. ‘İktidara hizmet’ etmenin öncelik olarak dayatıldığı bir yargı düzeni asla adaleti sağlayamaz.

“Ankara’da hâlâ hakimler var ve daima olacaklar”

Çürümeye direnen, işini doğru düzgün yapan hâkim ve savcılarımız elbette var. Bağımsız ve tarafsız kalmaya çalışan, hukukun evrensel ilkelerini ve vicdanının sesini dinleyen hâkim ve savcılarımız var. Hani derler ya, ‘Ankarada hakimler var’. Evet, Ankarada hâlâ hakimler var. Ancak onları da ceza niteliğindeki tayinlerle, disiplin cezalarıyla, soruşturmalarla, her türlü baskıyla yıldırmaya çalışıyorlar. Ama onlar varlar. Ve daima olacaklar. Tüm baskılara ve zorluklara rağmen hukuku koruyan yargı mensuplarımıza bir vatandaş olarak teşekkürlerimi sunmak istiyorum.

“En önemli değişim zihniyetin topyekûn değişmesi olacak”

“Hukuk devleti yolunda adil bir yargı için eylem planı diyoruz. Adil bir yargı için en önemli değişiklik iktidar değişikliği olacak. En önemli değişim ülkeyi yöneten zihniyetin yani bu iktidarın topyekûn değişmesi olacak. İktidar değiştiği anda, bizler iktidara geldiğimiz anda yargının üzerindeki baskı bir anda sona erecek.”

“Müfredata yeni dersler konulacak”

“Adil Yargı Eylem Planımız, ülkemizdeki yargı krizine karşı hukuk namına verdiğimiz bir yanıttır” diyen Babacan eylem planındaki şu taahhütleri paylaştı:

“Çocuklarımızın adalet bilinciyle büyümesini hedefliyoruz. İlkokuldan itibaren özgürlükçü demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve kadın erkek eşitliği derslerini eğitimde müfredata konulacak. Çünkü, hak bilincinin bir zihniyet meselesi olduğunu çok iyi biliyoruz.

“Kriterlere uymayan hukuk fakültelerini kapatılacak”

Ülkemizde çok ciddi anlamda hukuk fakültesi enflasyonu yaşandığını maalesef görüyoruz. Bu enflasyona bağlı olarak da hukuk fakültelerinin eğitim standardı düşüyor. Biz, hukuk eğitiminin niteliğini artıracağız. Hukuk eğitimi için gereken kriterlere uymayan hukuk fakültelerini kapatacağız. Herkes işini ciddiye alsın.

“Çoklu baro sistemine son verilecek”

DEVA Partisi iktidarında, avukatlık mesleğini güçlendirecek adımlar atacağız. Çoklu baro sistemine son vereceğiz. Ceza yargılamalarında, savunma makamı ile iddia makamını eşitleyeceğiz. Öncelikle duruşma düzeninde savcı ile avukatın eşit konumda oturmasını sağlayacağız. Bu, Avrupa Birliği normlarıdır.

“Avukatların geliri iyileştirilecek”

Avukatların gelirini iyileştireceğiz. Adalet Bakanlığı bütçesinden stajyer avukatlara ödenek ayıracağız. Adli yardım ve CMK hizmeti veren avukatlara ödenen ücretleri artıracağız. Bağlı çalışan avukatlara, baroların belirlediği tavsiye niteliğindeki ücretlerden düşük maaş verilmesini engelleyeceğiz.

“Hâkim ve savcılar kimseye referans borcu hissetmeyecek”

Hâkimlik ve savcılığa girişte mülakatı kaldıracağız. Yazılı sınavlarda başarılı olan adayları eleyen, başarısız olan adayları ise üst sıralara yükselten uygulamaya son vereceğiz. DEVA iktidarında, yargıda liyakat konuşacak. Hâkim ve savcılarımıza coğrafi teminat getireceğiz. Hâkim ve savcılar hiç kimseye referans borcu hissetmeyecek. Disiplin suçu olmadığı sürece, iktidar hiçbir şekilde onları görevden alamayacak. Zaten bağımsızlık böyle sağlanıyor.”

“HSK’da işler rayından çıktı, iyi yeni yapı kuracağız”

Hakimler ve Savcılar Kurulu’nu kapatacağız. Orada işler rayından çıktı. Hakimler Kurulu ve Savcılar Kurulu olarak iki yeni yapı kuracağız. Hâkimler Kurulu’nda bakan dahil, Adalet Bakanlığı’ndan temsilciye yer vermeyeceğiz. Hakimler Kurulu ve Savcılar Kurulu üyeliklerinde ‘çoğulculuğu’ sağlayacağız. ‘Farklı kanallardan üye seçimi’ ile oylamalarda ‘gizli ve tek oy seçim’ usulünü getireceğiz. Herhangi bir grubun, kurullara egemen olmasını engelleyeceğiz.

“Krizlerin ortağı AYM’yi kapatmak istediğini söylüyor, kafaya bak”

İktidar ortakları Anayasa Mahkemesi başkanını ve üyelerini alenen tehdit ediyor. Hatta hızını alamayan Krizlerin Ortağı, Anayasa Mahkemesi’ni kapatmak bile istediğini söylüyor. Kafaya bak kafaya. Onlar ne yaparlarsa yapsınlar, boş. Biz, DEVA Partisi iktidarında, Anayasa Mahkememizi güçlendireceğiz. Lamı cimi yok bunun Çünkü Anayasa Mahkemesi, hedefimizdeki tam demokratik siyasal sistemin tam da merkezinde olmak zorundadır. Hedefimiz vatandaşımızın tüm hak ve özgürlüklerini korumaktır. 12 Eylül 2010 referandumuyla kazandığımız Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkının kapsamını genişleteceğiz.

“AYM üyelerine mülakat sistemi”

Anayasa Mahkemesinin yapısında da değişikliğe gideceğiz. Mahkeme’nin üye sayısını 15’ten 21e yükselteceğiz. Bu 21 üyenin 18ini TBMM nitelikli çoğunlukla seçecek. Böylece Yüksek Mahkemenin demokratik meşruiyetini sağlayacağız. TBMM’de, Anayasa Mahkemesine seçilecek adaylarla görüşme, mülakat sistemi getiriyoruz. Bu mülakatlar da canlı yayınlanacak.

“Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay’dan belirlenecek adaylara 5 yıl şartı”

Yandaşlıkmış, candaşlıkmış; bu payeler kalmayacak. Şu kimin adamı, bu kime yakın gibi şeyler konuşu mi? Kimsenin aklından geçmeyecek. Herkes “Anayasa Mahkemesi üyesi oraya hak ederek gelmiştir’ diyecek. Ayrıca, Anayasa Mahkemesine; Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay tarafından belirlenecek adaylarda en az 5 yıl Yüksek Mahkeme üyesi olarak görev yapmış olma şartını getireceğiz. Ara durak, transit geçiş de bitmiş olacak.”

“Adil ve makul sürede yargılama için tüm düzenlemeleri yapacağız”

Anayasa Mahkemesi’ne yapılan bireysel başvurular arasından esastan incelenen dosyalarda verilen kararların yüzde 97 oranında hak ihlaliyle sonuçlandığını hatırlatan Babacan, bu kararların yüzde 71’inin adil yargılanma hakkını ihlali olduğuna dikkat çekti. Babacan sözlerini şöyle sürdürdü:

“Devletin ilk derece mahkemeleri, Anayasa Mahkemesi’nin esastan incelediği 100 dosyanın sadece 3’ünde hakkaniyete uygun bir karar vermiş. Yazık değil mi? Devletin üstünden bu utancı kaldıracağız. Yargılamaların, adil bir şekilde ve makul bir sürede tamamlanması için gerekli tüm düzenlemeleri yapacağız.

“AYM ve AİHM kararları uygulanacak”

DEVA Partisi iktidarında; Anayasa Mahkemesinin ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin aldığı kararların derhal uygulanmasını sağlayacağız. ‘Tanımıyorum’ gibi sözler, bu hoyrat dönemin basın arşivine konacak.

“Parti komiseri gibi davrananların önüne geçeceğiz”

Hukukun üstünlüğünü tesis edeceğiz. Yürütmenin yargı üstündeki gölgesini kaldıracağız. Yargı mensuplarından, ‘parti komiseri’ gibi davrananların önüne geçeceğiz. Suçsuz insanlara, suçlu muamelesi yapmayacağız.”

Eylem planının ayrıntılarını DEVA Partisi Hukuk ve Adalet Politikaları Başkanı Mustafa Yeneroğlu paylaştı. Yeneroğlu, konuşmasına yazar Franz Kafka’nın Dava adlı romanında yer alan Josef K. karakterinin “Bir sürü boş şey arasında adalet kaybolup gidiyor. Ortada hiçbir şey yokken mahkeme bir suç yaratıyor” sözleriyle başladı.

Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan’ın “Radikal adımlar atılmalı” sözlerine dikkat çeken Yeneroğlu şunları söyledi:

“Beka meselesi zulmün kendisidir”

“Ya gerçek bir hukuk devleti olacağız ya da hep beraber zulme hapsolacağız. İbn Haldun’u hatırlayalım. O büyük düşünürün Mukaddime’de dediği gibi; insanlara haklarının verilmemesi ve hakların ihlal edilmesi bir zulümdür. Bu zulmün bedeli ağırdır. Zulüm, yani insan haklarının ihlal edilmesi, toplumun ve medeniyetin harap olmasına ve ne yazık ki bir süre sonra devletin çökmesine neden olur. Beka meselesi, aslında zulmün kendisidir. Zulüm beka meselesidir.

“Barolar politikaya karışamaz gibi yaklaşımlar hukuk devletinden uzak”

Barolar politikaya karışamaz gibi yaklaşımlar hukuk devletinden uzak bir zihniyetin tezahürüdür. Barolar tabii ki konuşacak. Baroların hukukun üstünlüğünden başka bir ideolojik yaklaşıma tabi olmalarını doğru bulmuyoruz.

“Hâkim ve savcılığa giriş sisteminin detayları”

Hâkim ve savcıların mesleğe girerken öncelikle Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı’ndan aldıkları puana göre ilk elemeleri yapılacak. Sonra çoktan seçmeli bir yazılı sınav yapacağız. Çoktan seçmeli sınavdan geçen adayları bu sefer ikinci aşamada, klasik sorulardan oluşan, muhakeme yeteneklerini ölçen bir sınava tabi tutacağız. Böylece başarılı, nitelikli bir hukukçu hiç kimseden referans almadan mesleğe girebilecek. Dahası meslek hayatı boyunca kendini birilerine manevi bir borç ödemek zorunda hissetmeyecek.

“Yüksek yargıda cinsiyet kotası”

Hâkimler Kurulu ile Savcılar Kurulu üyelerinin görev süresini 6 yıllık tek seferle sınırlayacağız. Üyelerin en az yarısının TBMM tarafından ve siyasi tarafsızlığı sağlayacak şekilde üçte iki nitelikli çoğunlukla seçilmesini esas alacağız. TBMM tarafından seçilecek adayların kamuya açık bir biçimde mülakata tabi tutulmasını sağlayacağız. Hem Hâkimler Kurulu’nda hem Savcılar Kurulu’nda ve hem de bütün yüksek mahkemelerde cinsiyet kotası öngöreceğiz.”

Paylaşın

HDP’li Sancar: Seçimlere En Geniş Demokrasi İttifakıyla Gireceğiz

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “Seçimlerde nasıl davranacağımızı bir buçuk yıldır anlatıyoruz. Spekülasyonlar boştur. Parlamento seçimlerine en geniş demokrasi ittifakıyla, mevcut ittifaklar dışında en geniş demokrasi ittifaklarıyla gireceğiz. Meclis’i Saray’ın bir uzantısı olmaktan çıkaracağız, halkların sorunlarının tartışıldığı, çözümün arandığı bir platform haline getireceğiz” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Sancar, konuşmasının devamında cumhurbaşkanlığı seçimine de değinerek, “Müzakere ile, açık diyalog ve mutabakatla ortak aday fikrine de açık olduğumuzu söyledik. Cumhurbaşkanlığı seçiminde politikamız budur. Açık müzakere, doğrudan diyalog ve gerçeklerle yüzleşme temelinde bir mutabakat. Eğer bu saydığımız yöntem karşılık bulmazsa hiç şüphesiz kendi yolumuzda yürümeye devam edeceğiz” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) düzenlenen grup toplantısında siyasetin gündeminde yer alan konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Sancar’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle;

“Türkiye’nin tarihi OHAL ve sıkıyönetimler tarihidir. AKP geldiğinde bu ülkede OHAL vardı, şimdi olağan hale gelmiş bir OHAL var. 20 Temmuz 2016’da üç aylık ilan edilen OHAL resmi olarak 2 yıl sürmüş; şimdi de devam ediyor. Demokrasi ve hukukla bu ülkeyi yönetmelerinin kendi zihniyetleri açısından yönetmenin mümkün olmadığını biliyorlar. Türkiye fiilen kalıcı bir OHAL rejiminde yaşamaktadır. OHAL döneminde çıkarılan KHK’larla kamudan 152 bin kişi ihraç edildi. Şimdi de 35. madde kapsamında keyfi, hukuk dışı uygulamalarla kamu çalışanlarını mobbing altında tutmaya çalışıyorlar. Binlerce kamu çalışanı adalet aramaktadır.

Bizler, elbette kaybedilen yılların, çekilen acıların tümüyle telafisinin mümkün olmadığını biliyoruz ama haksızlıkların giderilmesi için ne gerekiyorsa yapmaya devam edeceğiz. Bu konuda kararlılığımız, duruşumuz tamdır, nettir. Kimsenin şüphesi olmasın. Bu ülkede geniş bir mağdur kesim vardır, bu adaletsizliğe karşı mücadelemiz sürüyor. Sözümüz sözdür.

Sevgili arkadaşlar, Türk toplumu ve ülkeyi, siyaseti ve geleceği yakından ilgilendiren önemli bir hususu bir kez daha değerlendirmek istiyorum. Bu da Kürt sorununda çözümsüzlük, savaş politikaları ve tecrit meselesidir. Ortada bir gerçeklik var, gerçekliği gören siyasettir; gerçekliği yok sayan değil. Gerçekliğe gözünü kapatan siyaset çözüm üretemez. Tam tersine ülkeyi çürütür, çökertir, insanlarını mutsuzluğa boğar. Gerçeklik nedir?

‘Bu ülkede 40 yıllık bir çatışma gerçekliği var mı? Kim inkar edebilir?’

Birincisi, yüz yılı aşan bir Kürt sorunu gerçeği var. ‘Yok diyenler de biliyorlar ki var. Yüz yılı aşan bir Kürt sorunu gerçekliği, gözümüzü kapatabileceğimiz bir gerçeklik değildir. Eğer bunu görmezden gelirsek bu kanlı kısır döngüyü devam ettiririz. Bu ülkede 40 yıllık bir çatışma gerçekliği var mı? Kim inkar edebilir? Bu ülkede çözümsüzlük politikalarının en hakim anlayış olduğu bir gerçeklik mi? Bazı istisnai gelişmeler hariç, evet. Bunu yok sayabilir miyiz? İsterseniz yok sayın, ama gerçeklik yok sayılınca ortadan kalkmıyor.

Savaş politikaları bu ülkede bir gerçeklik mi? Bunlarla birlikte tecrit bir gerçeklik mi? Evet gerçeklik. İmralı’da 23 yılı bulan bir hukuksuz düzen uygulanıyor. Ne uluslararası ne iç hukuka uyan bir yanı var bunun. Peki bu gerçekliği dile getirmek siyasi sorumluluğun bir gereği mi? Evet. Gerçekliği dile getirdiğimiz için, gerçeklerle yüzleşmeyi talep ettiğimiz için sürekli hedefiz. Diğer siyasi aktörler bu siyasi gerçekliğin üstünü paltoyla örtmeye çalışıyorlar. Bunun üstünü örterek sorunu kapatabiliyor musunuz? Hayır.

‘Biz yüzleşme siyasetini esas alıyoruz’

Yapmamız gereken ne? Yüzleşmedir. Gerçek bir yüzleşme. Gerçeklikle yüzleşmedir. Bu saydığım tüm gerçeklikler gizlenemeyecek kadar yakıcı gerçeklerdir. Bunlarla yüzleşme olmadan bu ülkenin düzlüğe çıkma ihtimali yoktur. HDP de bunu esas almaktadır. Biz yeni bir başlangıç ve Türkiye’de eşit, demokratik bir yaşam istiyoruz. Gerçeklikleri söylemek evet, sarsar. Birçok kesime gerçekliği gösterdiğinizde sarsılabilir. Tekrar söylüyorum, çözüm yüzleşmeyle başlar. Yüzleşme sarsar, hatta acıtabilir. Ama gerçekliği yok saymak daha vahim sonuçlar yaratır. O nedenle biz yüzleşme siyasetini esas alıyoruz. Bu gerçekliklerle yüzleşilecek ve yüzleşmeyi gerçek çözüm siyaseti takip edecek.

Partimiz yaşamı ihlal eden her uygulamanın karşısındadır ve bununla mücadele eder. Kürt sorunuyla demokratik çözüm ancak müzakere, diyalog ve demokratik siyasetle mümkündür. Bunu da her fırsatta söylüyoruz, gereğini de her vesileyle yerine getirmeye çalışıyoruz. Tecrit çözümsüzlüğün bir parçasıdır. Basit örneklerle anlatalım 2013-15 yıllarını hatırlayalım; bu ülkede çatışmalar durmuş, çözüm umudu yükselmiş, demokraside de ekonomide de ilerlemeler kaydedilmişti. Çünkü müzakere ve diyalog yöntemi uygulanıyordu. Cenazeler gelmiyordu, analar ağlamıyordu.

Peki 2.5 yıllık süreç ne zaman sona erdi? Fiilen 5 Nisan 2015’te sona erdi. 5 Nisan 2015, İmralı’da Abdullah Öcalan’la görüşmelerin kesildiği tarihtir. Çözümsüzlük politikalarının yeniden en ileriye taşındığı, yeni dönemin başlangıcıdır. O günden bu yana yaşadığımız yıkım herkesin gözü önündedir. Çözümsüzlüğe karşı her türlü uygulamayı reddediyoruz.

‘Barış ve çözüm için yapılan her girişim bu iktidarı rahatsız ediyor’

Bir başka örnek vereyim; İmralı’da Öcalan’la en son Ağustos 2019’da avukat görüşmesi yapılmıştır. “Bir haftada çatışma durumu ihtimalini ortadan kaldırırım” demişti. Burada da başta devlet aklı olmak üzere bütün kesimlere bir mesaj iletmiştir. Neden bu şans değerlendirilmiyor? İşte bizim burada Kürt sorununda demokratik çözüm barış, bunun yönetimi olarak siyalog derken kastettiğimiz her alanda bunun imkanlarını yaratmak, ortadan kaldırılan şartların yeniden sağlanmasını istemektir. Gemlik yürüyüşü de bizim demokratik çözüm, barış konusunda tutumumuzun bir başka alandaki yansımasıdır. Evet, çeşitli kuruluşlar kamuoyunun dikkatini yaygınlaşan savaş politikalarına karşı çözüm, demokratik çözüm ve barış imkanlarına dikkat çekmektedir. Bu bir demokratik haktır. Ama bu demokratik imkanı kullandırmamak için güvenlik güçleri iktidarın emrinde ağır şiddet uyguladılar. Görüntüler ortada. Şimdi, burada böyle bir anlayışın nereye çıkacağını kestirmek zor değil. Demek ki barış ve çözüm için yapılan her girişim bu iktidarı rahatsız ediyor.

Çatışmaları bitirmek istiyoruz. Biz bu ülkede kalıcı barışı sağlamak istiyoruz. Onun için her alanda mücadele yürütmeye devam edeceğiz. Barış ve çözüm için kapalı kapıları açacak anahtar tam da budur işte. Tam da bu nedenle HDP’ye yeniden saldırılar başlıyor. Kürt sorunund açözümsüzlük anlayışı derinleştikçe, sadece ekonomi çökmüyor, toplum da çürütülüyor. İşte biz geleceği bu zihniyet üzerine değil, eşit yurttaşlık temelinde Kürt sorununun demokratik yollarla çözüldüğü bir yaklaşımı savunuyoruz. Bunu söylemek iktidarı rahatsız eder anlıyoruz. Çünkü varlığını inkara, savaş politikalarına, kutuplaşmaya bağlamış. Peki muhalefete ne oluyor? Sizlerin bu gerçeklikler karşısında sözünüz nedir? Önerileriniz nedir? Bu iktidarın izlediği yolu aynen devam ettireceğiz diyorsanız bu iktidardan temelde farkınızın ne olduğunu ortaya koyun. Bizler, bu iktidarın zihniyetini ve politikalarını başka türlü ambalajlarla topluma seçenek olarak sunma arayışlarına da karşı çıkıyoruz.

Onlar ne yaparlarsa yapsınlar, savaştan medet umanlar, bu ülkede ezilenleri ezilen olarak tutmayı hedefleyen kim varsa bilsin ki karşılarında HDP var, demokrasi güçleri var, halkın birlikte, eşit, özgür yaşama isteği var. Biz bu iradeyi ortaya çıkarmaya kararlıyız. İktidarın başı AKP Genel Başkanı dün Gemlik yürüyüşüyle ilgili ‘cenazeleri de andı.’ İşte biz bunun için mücadele ediyoruz. Bir daha bu ülkeye cenazeler gelmesin diye mücadele ediyoruz. Biz giden her canın yüreğimizden bir parça aldığına inanan insanlarız.

Gerçekliği yok sayan ve kendinizi kandıran yoldan ayrılın. Seçimler yaklaşıyor, bu seçimler herhangi bir seçim olmayacak bunu da biliyoruz. HDP olarak tutumumuzu aylar önceden ortaya koyduk. Biz ne bu zorba iktidarı ne de eski köhnemiş zihniyeti devam ettirecek arayışları kabul ediyoruz. Biz gerçek alternatiflerin peşindeyiz.

Kısacası değerli arkadaşlar, İmralı’daki tecrit de bunun bir parçası. Ona karşı itirazı da tecrit etmek istiyorlar. Barış için verilen her mücadeleyi, eşit yaşam için verilen mücadeleyi tecrit etmek istiyorlar. Tecrit politikası her tarafa yaygınlaştırmak isteniyor. Her alandaki tecrite karşı mücadele olacaktır. Mücadele varsa umut vardır, umut varsa başarı kaçınılmazdır.

Parlamento seçimleri

Seçimlerde nasıl davranacağımızı bir buçuk yıldır anlatıyoruz. Spekülasyonlar boştur. Parlamento seçimlerine en geniş demokrasi ittifakıyla, mevcut ittifaklar dışında en geniş demokrasi ittifaklarıyla gireceğiz. Meclis’i Saray’ın bir uzantısı olmaktan çıkaracağız, halkların sorunlarının tartışıldığı, çözümün arandığı bir platform haline getireceğiz.

Bize karşı önyargılar varsa toplumun her kesimiyle konuşmaya hazırız. Bizim duruşumuzdan kaygı duyan kim varsa açıkça diyaloğa gelsin. Eğer halkın içinde bizimle bu diyaloğu kuramayacak kadar mesafe varsa, o mesafeyi kapatmak da bizim görevimizdir. Önümüze konan eleştirileri samimiyetle değerlendirmeye, kendimizi bu çerçevede düzeltmeye, gerekirse değiştirmeye hazırız.

Cumhurbaşkanlığı seçimi

Müzakere ile, açık diyalog ve mutabakatla ortak aday fikrine de açık olduğumuzu söyledik. Cumhurbaşkanlığı seçiminde politikamız budur. Açık müzakere, doğrudan diyalog ve gerçeklerle yüzleşme temelinde bir mutabakat. Eğer bu saydığımız yöntem karşılık bulmazsa hiç şüphesiz kendi yolumuzda yürümeye devam edeceğiz.

Kimse imalar beklemesin. Bu saydığımız yöntemler karşılık bulmazsa şüphesiz kendi adayımızı çıkarmayı da en önemli seçenek olarak tutuyoruz. Bu kadar. Kulis bilgileriymiş de, şuymuş da, buymuş da. Buradayız, herkesle konuşmaya hazırız. “

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Biz Daha Ölmedik

Partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Son zamanlarda sureti kendinden menkul bazıları türedi. Bazıları gazeteci, bazıları araştırmacı olarak karşımıza çıkıyor. Bana muhalefeti öğretmeye çalışıyorlar. Muhaliflik dersi verenler, biz daha ölmedik, sizin ne mal olduğunuzu biz gayet iyi biliyoruz. Muhalefet ahlakla yapılır. Yazı yazmayan, konuşmayan adam bize muhalefet dersi veriyor. Biz kelle koltukta muhalefetimizi sonuna kadar yapacağız” dedi.

Haber Merkezi / Diyarbakır’da, geçen hafta gözaltına alınan 21 gazeteciyi gündeme getiren Kılıçdaroğlu, “Ya gazetecilerden ne istiyorsunuz? Bir siyasetçinin vazgeçmeyeceği tek bir şey varsa da o da medyanın özgürlüğüdür. 20’ye yakın gazeteciyi topluyorsun Diyarbakır’da hangi gerekçesiyle içerideler. Evrensel gazetesi tam bin gündür Basın İlan Kurumu ilan vermiyor. Neden_? Basın İlan Kurumun Basın İnfaz Kurumu’na döndürdüler. Niye vermiyorsun kardeşim, saraydakiler rahatsız diye mi? Yeni Asya gazetesine 864 gündür ilan verilmiyor niye kardeşim? Hangi gerekçeyle cezalandırıyorsun?” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Gezi Eylemlerine katılanlara yönelik, “sürtük, çürük” ifadelerine tepki gösteren Kılıçdaroğlu, “”Erdoğan küfürbazdır. Kişi kendinden bilir ya, ‘Milletimizin dilinden konuşuyorum’ diyor. Millete de iftira atıyor. Bu millet zulmün karşısında duran bir millettir. Kendi küfrünü millete alet edemezsin. Onun düştüğü çukura düşmeyeceğiz” dedi.

AK Parti Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın, 2018 yılında yakın korumalarının silahlı saldırısıyla yaşamını yitiren Şenyaşar ailesinin adalet arayışına da dikkat çeken CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Şenyaşar ailesinin hakkını hukukunu savunmak suç olmaya başladı” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuştu. Kılıçdaroğlu’nun konuşmasında öne çıkanlar şöyle:

“Adalet Yürüyüşü bizim tarihimizde değil dünya siyaset tarihinde önemli bir yere sahip. Bunu anlatırken duygulanırım. Bu konuya aslında hiç girmek istemedim ama. Açılış böyle olduğu için girmek zorunda kaldım. Bu ülkenin adaletsizliğe tahammülü yok artık. İnsanların düşünceleri kimlikleri inançları farklı olabilir. Ya arkadaş ne istiyorsunuz ya! Ne istiyorsunuz? Hakkı savunmak bile suç olmaya başladı!

O yürüyüş bir başlangıçtı adalet yürüyüşü bitmiş değil. Sürdürüyoruz onu. Hakkımızı ala ala ve milletin desteğini ala ala o yürüyüşü sürdürüyoruz. Devam da edeceğiz. O yürüyüş bizi 6 lideri buluşturdu. Bu işin felsefesinde o var. Hepimiz hukuku adaleti hakkı istiyoruz. O yürüyüş sonucunda büyük kentlerin şu anda Türkiye’nin nüfusunun yüzde 54’ü CHP’li belediyeler tarafından yürütülüyor. Diğer partileri de katınca yüzde 65’leri buluyor. Bu yürüyüş bitmiş değil. En son kişi adaletsizlikten şikâyet etmeyinceye kadar bu yürüyüşü sürdürteceğiz. Bunu yapmıyorsak siyasetin anlamı ne?

Bakın Pençe operasyonundan şehitlerimiz geliyor. Acılarını bile doğru dürüst yaşayamıyorlar. Bölücü örgüte karşı mücadele eden kahraman ordumuz güvenlik güçlerimiz hayatlarını veriyorlar. Bu ülkenin bağımsızlığı için, terör olmasın bu topraklarda diye. Bütün bunları düşünerek bütün vatandaşlarıma seslenmek isterim.

Ben size bize katılın derken bu iki kelimenin sıradan bir kelime olmadığın bu davetin de sıradan bir davet olmadığını bilmenizi isterim. Adalet istiyorsanız bu topraklarda hiçbir çocuk yatağa aç girmesin diyorsanız bu topraklarda beraber yaşayalım diyorsanız her evde tencere kaynasın diyorsanız, çiftçi alın terinin karşılığını alsın diyorsanız bize katılın.

Biri saraylarda yatarken biri yatacak yer bulamıyorsa bu haksızlığa dur demeniz gerekiyor diyorsanız bize katılın. Biz bunu istiyoruz. Temiz siyaset. Temiz siyaset istiyorsanız bize katılın. Bu ülkede benim ödediğim vergiyi siyaset nereye harcıyor diyorsanız bize katılın.

Temiz ahlaklı siyaset istiyoruz. Siyaset parlamentonun kirlilikten arınmasını istiyorsanız bize katılın diyoruz. Düşünün lütfen elinizi vicdanınıza koyun. Geçmişte a partisi b partisi diyebilirsiniz. Bugün farklı bir noktadayız. Olay bir parti olayı olmayı çoktan açtı olay artık Türkiye olayıdır. Türkiye geleceğidir.

Türkiye İstatistik Kurumu’na talimat veriyorsun enflasyonu düşük göster diye. Milyonlarca işçi emekli dul ve yetim düşük aylık alacak bunun için mi? Her türlü baskı olur mu? Hakkı savunmak ne zamandan beri suç olamaya başladı? İnsanlar bir devlet kurumunun önüne gidiyorlar. ‘Rakamları yanlış yayınlıyorsun’ diyorlar: ‘Birilerinin hakkını yiyorsunuz’ diyorlar.

Ya dul ve yetime ne veriyorsun zaten ya! Ona bir göz dikiyorsun. İşçiye memure ne veriyorsun zaten. Ona bile göz dikiyorsun. Bir taraftan bu olurken öbür taraftan çetelere Avrupa’daki enflasyon farkını da ödüyorsun. İnsaf ya. Bu mudur adalet? Bu haksızlık yeter artık diyorsanız bize katılın beraber olalım. Küçük dereler nehirleri oluşturur ve o nehirler okyanusa akar. Biz artık okyanusa akmak zorundayız.

Ya gazetecilerden ne istiyorsunuz? Bir siyasetçinin vazgeçmeyeceği tek bir şey varsa da o da medyanın özgürlüğüdür. 20’ye yakın gazeteciyi topluyorsun Diyarbakır’da hangi gerekçesiyle içerideler. Evrensel gazetesi tam bin gündür Basın İlan Kurumu ilan vermiyor. Neden_? Basın İlan Kurumun Basın İnfaz Kurumu’na döndürdüler. Niye vermiyorsun kardeşim, saraydakiler rahatsız diye mi? Yeni Asya gazetesine 864 gündür ilan verilmiyor niye kardeşim? Hangi gerekçeyle cezalandırıyorsun?

“Baronlar daha iyi bilir”

Türkiye’de ekilemeyen binlerce dönüm alan var, Sudan’da, Nijer’de, Venezuela’da yer kiralıyor. Venezuela’ya gidişleri başka nedenledir, baronlar daha iyi bilir. Çiftçi kardeşlerime sözüm var. Havza bazlı planlama yapacağız. Hiçbir çiftçinin traktörü, hayvanı haczedilmeyecek. Her köyde veteriner, ziraat mühendisi olacak. Elektrik ücretleri ürünü sattıktan sonra ödenecek, faiz uygulanmayacak. Güneşten enerji üreteceğiz, bütün çiftçilere elektriği ücretsiz vereceğiz.

Erdoğan ‘Kimse aç ve açıkta değil. Enflasyon sorunu yok, pahalılık var’ diyor. Şaşırmış. Enflasyonun, pahalılığın ne olduğunu bilmiyor. Dünya Gıda Örgütü’ne göre Türkiye’de 15 milyon kişi yetersiz besleniyor. Son 3 ayda 15 milyon kişiye 500 bin kişi daha ilave edilmiş. 5 yaş bebeklerin yüzde 6’sı yetersiz besleniyor. Bunun farkındalar mı?

Mazlumun dünyasında kıyamet kopuyor, zalim ise sarayında keyif içinde yaşıyor. Sarayda herkesin karnı tok. Çocukları milyon dolarları transferle uğraşıyorlar. Zalim fukaranın halinden anlamaz. Mazluma da Kaf Dağı’ndan bakar gibi bakıyorlar. Sırça köşkler yıkıldığı zaman hepsini göreceğiz.”

Erdoğan küfürbazdır. Kişi kendinden bilir ya, ‘Milletimizin dilinden konuşuyorum’ diyor. Millete de iftira atıyor. Bu millet zulmün karşısında duran bir millettir. Kendi küfrünü millete alet edemezsin. Onun düştüğü çukura düşmeyeceğiz. Bu küfür üzerine Türkiye’nin genç muhafazakar kadınlarına bir kez daha seslenmek istiyorum; ‘Bugün bunu söyleyen yarın size hayat tarzınız üzerinden küfredecektir. İstanbul Sözleşmesi sizin eseriniz. Ama Erdoğan bazı radikal kafaların baskısıyla sözleşmenizi elinizden aldı.

Radikal kafalar istiyor ki, muhafazakar kadınlar iş bulmasın, o radikal kafalar sana ‘süslüman’ diyorlar. Sana hayat şansı tanımak istemiyorlar. Kadın köleleşsin, baskı altında ezilsin istiyorlar. Radikaller Erdoğan’ı tehdit edip, kadın haklarının gasp etmenin zevkini aldılar. Sevgili kardeşim, yarın sana bambaşka yasaklar getirecekler. Onun için dur dememiz lazım. CHP eski CHP değildir. Beraberiz, birlikteyiz. Artık aynı değerleri savunuyoruz.

“Biz daha ölmedik”

Son zamanlarda sureti kendinden menkul bazıları türedi. Bazıları gazeteci, bazıları araştırmacı olarak karşımıza çıkıyor. Bana muhalefeti öğretmeye çalışıyorlar. Muhaliflik dersi verenler, biz daha ölmedik, sizin ne mal olduğunuzu biz gayet iyi biliyoruz. Muhalefet ahlakla yapılır. Yazı yazmayan, konuşmayan adam bize muhalefet dersi veriyor. Biz kelle koltukta muhalefetimizi sonuna kadar yapacağız.”

Paylaşın

‘Seçim Kuruluna Girmek İstemeyen Hakimler Sağlık Raporu Almaya Başladı’ İddiası

Erken seçim veya zamanında seçim tartışmaları sürerken, il-ilçe seçim kurulu başkanlıklarına yapılacak atamalar için birinci sınıfa ayrılmış hâkimlerin kuraya girmek istemediği için sağlık raporu almaya başladığı iddia edildi.

Türkiye gazetesinden Yücel Kayaoğlu’nun haberine göre, “Yeni Seçim Kanunu kapsamında, il-ilçe seçim kurulu başkanlıklarına yapılacak atamalar için birinci sınıfa ayrılmış hâkimler arasında yapılacak görevlendirmeler konusunda sıkıntı çıktı.

Yüksek Seçim Kurulu (YSK), seçimler sırasında il ve ilçelerde görev yapacak seçim kurulu başkanlarını belirlemek için harekete geçti. Yeni Seçim Kanunu kapsamında il-ilçe seçim kurullarına birinci sınıfa ayrılan hâkimler arasından kurayla seçim yapılması gerekiyor. 6 Temmuz’a kadar bu atamaların gerçekleşmesi gerekirken kuraya girmek istemeyen hâkimlerden YSK’ya sağlık raporu yağmaya başladı.

Edinilen bilgilere göre sadece İzmir’de 40 civarında birinci sınıfa ayrılmış hâkim sağlık raporu alarak kuraya girmek istemediklerini YSK’ya bildirdi. Kuradan çıkacak isimler seçim döneminde yoğun olarak bir ay görev yapacaklar. Bu sebeple birçok hâkimin görev almak istemediği için sağlık raporu aldığı belirtiliyor.” denildi.

Haberde şu ifadelere yer verildi:

“YSK’daki ağırlıklı görüş ise hâkimlik yapmaya engel bir hastalığı yoksa kuraya katılmaları zorunluluğu getirmek. Edinilen bilgilere göre YSK’ya hâkimlerden gelen sağlık raporlarının büyük bölümü bu yüzden kabul edilmeyecek.

YSK önümüzdeki günlerde sağlık raporları ile ilgili bir karar verecek ve sadece kanser hastalığı sebebiyle alınan sağlık raporlarının kabul edilmesi yönünde görüş bildirecek. Buna rağmen ad çekmeye katılacak hâkimin bulunmaması durumunda ise en kıdemli hâkimden başlayarak il ve ilçe seçim kurullarında görev alacak olanlar belirlenecek.”

 

Paylaşın

Kaftancıoğlu’nun Parti Üyeliği Düşürüldü: Korkularının Ecele Faydası Olmayacak

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun siyasi parti üyeliğini düşürdü. Kaftancıoğlu ise karar sonrası yaptığı açıklamada, “Korkularının ecele faydası olmayacak!” dedi.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun siyasi parti üyeliğini düşürdü.

Kaftancıoğlu’nun siyasi parti üyeliğinin düşürülmesi Yargıtay’ın İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nin çarptırdığı 4 yıl 11 aylık hapis cezasını onanmasının ve ayrıca siyaset yasağı getirmesinin ardından geldi.

Canan Kaftancıoğlu, cezanın infaz edilmesiyle birlikte geçen hafta Silivri Cezaevi’ne gönderilmiş ancak işlemlerinin ardından denetimli serbestlik kapsamında serbest bırakılmıştı.

Gazete Duvar’dan Nergis Demirkaya’nın aktardığına göre Kaftancıoğlu’nun üyeliğinin düşürülmesi ile İstanbul İl Başkanlığı da infaz süreci tamamlanana kadar resmen bitmiş olacak.

Ancak CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Siyasi yasak kararını tanımıyoruz mahkemeyi tanımıyoruz. Canan Kaftancıoğlu İstanbul İl başkanımızdır. Nokta” demişti.

Kaftancıoğlu: Korkularının ecele faydası olmayacak

Kaftancıoğlu, siyasi parti üyeliğinin düşürülmesinin ardından sosyal medya hesabından açıklama yaptı ve şöyle dedi:

“CHP hukuk bürolarında değil Kuvayi Milliye ruhuyla savaş meydanlarında kurulmuş bir partidir. Cumhuriyet Halk Partisi üyeliği inanç işidir, yürek işidir, emek işidir. O inanç, o yürek, o emek bizde oldukça gerisi teferruattır… Ne demiştik? Korkularının ecele faydası olmayacak!”

Kaftancıoğlu hakkında yargılama süreci

Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Kaftancıoğlu’nun İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanarak 6 Eylül 2019’da mahkumiyetine karar verilen davanın temyiz incelemesini tamamlamıştı.

Kaftancıoğlu’na “kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret”ten verilen 1 yıl 6 ay 20 gün ile “Türkiye Cumhuriyeti Devletini alenen aşağılamak”tan verilen 1 yıl 8 ay hapis cezalarını kanunda öngörülen suç tiplerine uyduğu gerekçesiyle onayan daire, “Cumhurbaşkanına hakaret” suçundan verilen 2 yıl 4 ay hapis cezasını ise 1 yıl 9 ay olarak düzelterek onama kararı vermişti

Paylaşın

CHP, Bolu Belediye Başkanı Özcan’ı Kesin İhraç İstemiyle Disipline Sevk Etti

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Merkez Yönetim Kurulu (MYK), Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’ı, “kesin ihraç” istemiyle Yüksek Disiplin Kurulu’na sevk etti. Bilecik Belediye Başkanı Semih Şahin de partiden ihraç edildi.

Tanju Özcan’ın 16 Mayıs’taki belediye meclisi toplantısında AKP’li meclis üyesi Hacer Çınar’a yönelik sözleri nedeniyle disipline sevki kararlaştırıldı.

Özcan’ın söz konusu toplantıda, oylamada el kaldıran Çınar’a yönelik, “Bana niye el sallıyorsunuz, ben evli barklı adamım, ayıp oluyor” sözleri kamuoyunda tepki çekmişti. Çınar, olayın ardından koruma kararı aldırmıştı.

Özcan, bir süre sonra tedbir kararının kaldırıldığını açıklamış; sosyal medya hesabından, “Evli barklı adamım, dedim diye Bolu 1. Aile Mahkemesi’nce verilen ihtiyat-i tedbir kararı, Bolu 2. Aile Mahkemesi’nce kaldırılmıştır” ifadelerini paylaşmıştı.

Özcan, daha önce de katıldığı bir televizyon programında, kendisinden tüp bebek için yardım isteyen bir kadınla ilgili anısını anlatırken,’Benim bebeğim olmuyor, bana yardımcı olabilir misiniz’ dedi… Hanımefendi dedim ben size nasıl yardımcı olabilirim o konuda… Meğer kadıncağız tüp bebek tedavisi görmek istiyormuş…” sözleri nedeniyle de geçen yıl Eylül ayında “uyarı” istemiyle disipline sevk edilmişti.

Yüksek Disiplin Kurulu, Özcan’ın uyarı almasına karar vermişti. Özcan, geçen hafta da Cumhurbaşkanlığı için aday olabileceğine dair bir tweet paylaşmış; “Yol verin ben bu resti göreyim” ifadelerini kullanmıştı.

Bilecik Belediye Başkanı Semih Şahin CHP’den ihraç edildi

Öte yandan, rüşvet iddiaları nedeniyle geçici olarak görevden alınan Bilecik Belediye Başkanı Semih Şahin CHP’den ihraç edildi.

İçişleri Bakanlığı, Şubat ayında Bilecik Belediyesi’ndeki rüşvet iddialarına ilişkin yürütülen soruşturma nedeniyle Belediye Başkanı Semih Şahin’i geçici olarak görevden uzaklaştırmıştı.

CHP Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun, Bilecik Belediye Başkanı Semih Şahin’in Yüksek Disiplin Kurulu’na sevk edildiğini açıklamıştı.

Paylaşın

CHP’den ‘SADAT’ Hakkında Suç Duyurusu

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan, başkanlığındaki CHP Heyeti, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na SADAT (Uluslararası Savunma Danışmanlık İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş.) hakkında suç duyurusunda bulundu.

Haber Merkezi / Suç duyurusunun ardından Ankara Adliyesi önünde açıklama yapan CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan şunları söyledi:

“Paramiliter bir suç örgütü olan SADAT hakkında suç duyurusunda bulunduk. Bunun için Ankara Adliyesi’ndeyiz. Daha önce sayın genel başkanımız yaptığı açıklamalarla da ortaya çıktığı üzere SADAT paramiliter bir yapıdır. Kanunlarımız karşısında paramiliter örgütlenme suçtur. SADAT, paramiliter örgütlenmesiyle Türkiye Cumhuriyeti kanunları çerçevesinde suç işlemek için kurulmuş ve Saray’ın da desteğini arkasına alarak faaliyet yürüten bir suç örgütüdür.

İnternet sitelerinde yaptıkları yayın, açıklama ve ilanlarda açık bir şekilde gayri nizami harp eğitimi ve terör eğitimi verdiklerini ikrar etmektedirler. Verdikleri kurs sonunda mezun olanların sabotaj, terör gibi yetenekleri kazandıklarını açıkça deklare eden suç örgütü ile karşı karşıyayız.

SADAT’ın yetkililerinin yaptığı açıklamalardan anlıyoruz ki SADAT silah ticareti yapmaktadır. Silah ticaretine aracılık yapmaktadır. Bu açıkça suçtur. SADAT bunları yaparken öbür taraftan bir yan kuruluşu olan aynı kişilerin birlikte hareket ettiği ASSAM adlı bir kuruluşun eliyle anayasal düzeni değiştirmek üzere Asrika adı altında bir devlet kurarak anayasal düzeni değiştirme hedefi olduğunu açıkça ifade etmektedir.

SADAT yetkilileri bunu şiddet yoluyla hedeflediklerini açıkça ortaya koymaktadırlar. SADAT bu gücü kimden alıyor? SADAT’ın verdiği bir başka mesaj sandıkta kaybedecekleri iktidarı şiddet yoluyla vermeme konusunda gereğini yapacaklarını söyleyecek kadar pervasızlaşmışlar. Bu sözlerin, girişimlerin, yapıların tamamı suçtur. Herkes biliyor ki SADAT bu amaçla kurulmuş bir örgüttür. Ne yazık ki arkasında saray rejimi vardır.

Savcılığa verdiğimiz dosyada açıkça görülecektir ki terör ve şiddet yoluyla anayasal düzeni değiştirmek ve suç işlemek için örgüt kurmuşlardır. ”

‘Cesur savcılara ihtiyacımız var’

CHP Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek ise şunları söyledi: Cesur savcılara ihtiyacımız var. Tüm soruşturmaların, tüm yargılamaların amacı hakikati ortaya çıkarmaktır. Gerçeğin üstünü hiçbir güç örtemez. SADAT’la ilgili başvurumuzu ciddi bir şekilde incelerse, korkmazsa, siyasi iktidarın baskısı altında kendini hissetmese gerçek ortaya çıkacaktır.

Ne olmuştu?

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eski danışmanı Adnan Tanrıverdi tarafından kurulan SADAT’ın İstanbul Beylikdüzü’nde bulunan merkezinin kapısına dayanarak, “Önünde bulunduğumuz SADAT paramiliter bir kuruluştur… Burası terörist yetiştiren bir kurumdur. Seçimi gölgeleyecek, seçimin güvenliği sarsacak herhangi bir şey olursa sorumlusu burasıdır ve saraydır” açıklaması yapmıştı.

SADAT, CHP Lideri Kılıçdaroğlu’na 1 milyon lira tazminat davası açtığını duyurmuştu. Dava dilekçesinde Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarına yer verilerek “Çok ağır ithamlarda bulunmak suretiyle müvekkil şirketin kişilik hakkına saldırı gerçekleştirilmiştir” denilmişti.

Paylaşın