AYM Başkanı Zühtü Aslan, Yöneticilere Sokrates’i Örnek Gösterdi

Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Zühtü Arslan, Anayasa Mahkemesi Kararlarının Etkili Uygulanması Projesi Kapsamında 3. Bölge  Bursa’da düzenlenen Bölge Toplantısında mahkemeninin “110 bine yaklaşan bireysel başvurunu iş yükü” altında kaldığını açıkladı.

AYM Başkanı bireysel başvurunun etkili ve başarılı bir hak arama yolu olarak varlığını sürdürebilmesinin, iki temel şartına işaret etti.

“Birincisi her geçen gün artan iş yükünün kontrol edilmesi ve yönetilebilir bir düzeye indirilmesi gerekir. Bugün itibarıyla bireysel başvuru 110 bine yaklaştı. Bunun yarısı makul sürede yargılanma hakkına ilişkin şikayetlerden oluşuyor. Uzun yargılama artık ülkemizde yapısal bir sorun haline gelmiştir. Çözülmesi de  yapısal reformlarla,  radikal adımların atılmasıyla mümkündür.”

Arslan, bireysel başvurulara “Anayasa Mahkemesinden önce bir idari merciin bakması gerek[tiğini]” söyledi. “Bu kadar iş yükü[nün] bireysel başvuru kurumunu felç etme potansiyeli taşımakta” olduğunu, “bireysel başvurunun geleceğini[n], iş yükünün azaltılmasına bağlı olduğunu” savundu.

Arslan ikinci olarak ihlaller devam ettikçe ve yeni ihlallerin gelmesi önlenemediği müddetçe hangi tedbirler alınırsa alınsın bireysel başvurudaki iş yükünün belli bir düzeyde tutulmasının imkansız olacağını dile getirdi.

Arslan, “[…] mahkeme kararlarının uygulanıp uygulanmayacağı meselesi bir hukuk devletinde tartışma konusu olamaz. Gündeme dahi gelmesi düşünülemez […] mahkemelerin etkili bir şekilde çalışmadığı, iyi işlemediği bir yerde devletten de bahsedemezsiniz. Bazen insanlar hayatlarına mal olacağını bilse bile mahkeme kararına uymaktan vazgeçmemelidir” dedi.

Sokrates örneği

Aslan, bu sözlerine Sokrates’i örnek gösterdi: “Platon’un hocası olan Sokrates’in ölüm cezasına mahkûm edilmesinin ardından kendisini kaçmaya ikna etmek için uğraşan öğrencisi Kriton’a söyledikleri de mahkeme kararlarının icrasının önemi bakımından oldukça çarpıcıdır. Sokrates der ki ‘mahkeme kararlarının hükümsüz olduğu, basit bireyler tarafından geçersiz kılınıp ayaklar altına alındığı’ bir devlet ayakta kalamaz.

“Anayasa Mahkemesinin ihlal kararları tartışmasız uygulanması gereken kararlardır. Hiç şüphesiz mahkeme kararlarını beğenmeyebiliriz, eleştirebiliriz, yanlış bulabiliriz ama onlara uyup uymama noktasında hiçbir takdir yetkimiz yok, tercih hakkımız yok. Onlar hepimizi bağlayıcıdır. Esasen bu bağlayıcılık Anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkesinin de doğal bir sonucudur. Anayasanın 11. maddesi bunu çok net bir şekilde ifade ediyor.” dedi.

Paylaşın

Libya’ya Tezkeresi TBMM’de

Libya’ya asker gönderilmesi için verilen iznin süresinin 18 ay uzatılmasına ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığına sunuldu. Tezkere izni 2 Temmuz 2022’den başlıyor.

Tezkerenin gerekçesinde, “Türkiye’nin milli çıkarlarına yönelik her türlü tehdit ve güvenlik riskine karşı uluslararası hukuk çerçevesinde gerekli her türlü tedbiri almak, Libya’daki gayrimeşru silahlı gruplar ile terör örgütleri tarafından Türkiye’nin Libya’daki menfaatlerine yönelebilecek saldırıları bertaraf etmek, kitlesel göç gibi diğer muhtemel risklere karşı milli güvenliğimizin idame ettirilmesini sağlamak, Libya halkının ihtiyacı olan insani yardımları ulaştırmak” ifadeleri yer alıyor.

Cumhurbaşkanınca takdir ve tayin olunacak şekilde, Türk Silahlı Kuvvetlerinin gerektiği takdirde Türkiye sınırları dışında harekat ve müdahalede bulunmak üzere yabancı ülkelere gönderilmesi, bu kuvvetlerin Cumhurbaşkanının belirleyeceği esaslara göre kullanılması ile risk ve tehditlerin giderilmesi için her türlü tedbirin alınması ve bunlara imkan sağlayacak düzenlemelerin Cumhurbaşkanı tarafından belirlenecek esaslara göre yapılması için Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca

2 Ocak 2020’de verilen karar 2 Ocak 2021’den itibaren 18 ay uzatılmıştı. Yeni tezkere izni 2 Temmuz 2022’den itibaren 18 ay uzatıyor.

Paylaşın

Erdoğan, Seçime Krizsiz Girmek İçin Zaman Kazanmaya Çalışıyor

Karar yazarı Mustafa Karaalioğlu “erken seçimin Erdoğan için bir avantaj olmadığını” söyledi. Erdoğan’ın, “süresini sonuna kadar kullanıp, türlü ekonomik paketleri deneyerek seçime krizsiz girmek için zaman kazanmaya çalıştığını” belirten Karaalioğlu, muhalefetin de adayını açıklamayarak elindeki tek erken seçim kozunu harcadığını ileri sürdü.

Mustafa Karaalioğlu’nun “Erdoğan rakip adayın gecikmesinden şikayetçi midir?” başlıklı yazısından bir bölüm şöyle:

“Son olarak İYİ Parti lideri Meral Akşener dile getirdi. ‘Seçim tarihini açıkla, ertesi gün adayımızı ilan edelim’ dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve Cumhur İttifakı’nın aylardır yaptığı çağrıya böyle cevap verdi Akşener. Bilindiği gibi, altılı masa liderlerinin tamamı böyle düşünüyor.

Görünürde bu tavır bir rest, özgüven ve meydan okuma içeriyor. Yani, muhalefet seçime hazır ve aday ismini gizleyerek iktidarın merakını artırıyor. İktidarın sürekli hata yapması nedeniyle zamanın kendi lehlerine gelişmesinden yararlanıyor. Muhalefet bir yandan da adayı erken açıklamayıp yıpranmasını önlemek gibi bir ihtiyat gözetiyor. Buraya kadar güzel…

Ancak, meselenin iktidar açısından da siyasi anlamı ve avantajları var. Birincisi ve en önemlisi ekonomide tablonun bu kadar olumsuz olduğu ortamda beş yıllık dönemi sonuna kadar kullanabilecek olmak büyük bir başarıdır. Diyebiliriz ki Erdoğan’ın en büyük siyasi başarısı, bu ekonomiye rağmen erken seçime gitmeden zamanında seçim yapabilmek olacaktır. Böylelikle zımnen, aslında ekonominin o kadar da kötü olmadığı, olağanüstü bir yönetim problemi bulunmadığı ve durumun abartıldığı kanaati pekişmektedir. Bu sayede iktidar ekonomi bakanlarını, Merkez Bankası başkanlarını defalarca değiştirebilmekte ve ömrü birkaç ayı geçmeyen ekonomi modelleri veya ağır maliyetli enstrümanlarla şansını deneyebilmektedir. Sadece son bir yılda Çin modeli, rekabetçi kur ve cari açığı azaltma modelinden enflasyonla büyüme modeline, oradan kur korumalı mevduatla Türkiye ekonomi modeline; olmayınca yeniden enflasyonu azaltma modeline ve en nihayet gelire endeksli senede kadar birbiriyle alakasız birçok yöntemi deneme imkanına kavuşmuştur. Her modelin ve enstrümanın sisteme, bütçeye ve gelecek yıllara yüklediği maliyetlerine aldırmadan, sınırsızca deney yapabilmek bulunmaz bir siyasi imtiyazdır. Bu yolu, seçim takviminde kararı Erdoğan’a tamamen teslim ederek muhalefet kolaylaştırmıştır. Aday belirleme kararı rutin seçim takvimine bağlandığı için iktidarın üzerindeki erken seçim baskısı tamamen bitmiş durumdadır. Yakın tarihin en büyük enflasyonu, hayat pahalılığı, kur şoku, işsizliği ve faiz oranları yaşanırken, iktidarın süreyi sonuna kadar kullanarak seçime gitmesi küçümsenemez bir siyasi başarıdır ve bunda muhalefetin payı büyüktür.

Dolayısıyla, Erdoğan’ın altılı masadan gelen ‘Seçimi açıkla, adayı açıklayalım’ tavrından şikayetçi olduğu düşünülemez. Çünkü, aday erkenden açıklanmış olsaydı erken seçim baskısı artacak ve büyük ihtimalle de bu baskı sonuç alacaktı. Muhalefetin analizin aksine altılı masanın adayı değil, Erdoğan yıpranacaktı. Ayrıca, bu ağır şartlarda bile olduğu yerde yıpranan bir muhalefet adayı endişesi varsa, o doğru aday da değildir. Adayı erken ilan etmenin riskini almak bir siyasi vizyon anlamı taşırdı. Adı sanı belli bir alternatifin ortaya çıkması mevcut ekonomik şartların da eşlik etmesiyle, ‘Daha fazla vakit ve kaynak kaybetmeden hemen seçim’ duygusunu güçlendirecekti.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Rusya’nın Savaş Bütçesinin Temel Finansmanı: Fosil Yakıt

Enerji ve Temiz Hava Araştırma Merkezi (Centre for Research on Energy and Clean Air, CREA), fosil yakıt ticareti üzerine yeni raporunu yayımladı. Rapora göre Rusya, mayıs ayında ihracat hacminde düşüş yaşamasına rağmen, Ukrayna’yı işgalinin ilk 100 gününde fosil yakıt ihracatından 93 milyar Euro kazandı.

Rapor, Rusya’dan tüm ülkelere yapılan petrol, doğal gaz ve kömür ihracatını mercek altına alınıyor. Fosil yakıtların Rusya’nın savaş bütçesini nasıl beslediğine dair önemli örneklerin verildiği raporda özetle şu bilgiler yer alıyor:

  • Ukrayna’daki savaşın ilk 100 günü incelendiğinde Rusya’dan en fazla fosil yakıt ithal eden ilk beş ülke arasında Türkiye de yer alıyor.
  • Türkiye, savaş başladığı andan itibaren, son 100 günde (24 Şubat – 3 Haziran) sadece Rusya’dan 6,7 milyar Euro’luk fosil yakıt ithalatı gerçekleştirdi.
  • Rusya’dan en çok doğal gaz ithalatı yapan ülkeler arasında, Almanya ve İtalya’nın ardından Türkiye üçüncü sırada yer alıyor.
  • En büyük ithalatçılar Çin (12.6 milyar), Almanya (12.1 milyar), İtalya (7.8 milyar), Hollanda (7.8 milyar), Türkiye (6.7 milyar), Polonya (4.4 milyar), Fransa (4.4 milyar) ve Hindistan (3.4 milyar Euro).
  • Gelir tahminlerine göre ham petrolden 46 milyar, boru hattı gazından 24 milyar, petrol ürünlerinden 13 milyar, kömürden 4,8 milyar euro kâr elde edildi.
  • Rusya’nın petrol ve kömür sevkiyatı ile boru hatlarıyla ihraç ettiği doğalgazın incelendiği araştırma, ihracatın yüzde 61’inin Avrupa Birliği’ne yapıldığını ortaya koyuyor. AB’nin Rusya’dan ithal ettiği petrol, kömür ve doğal gaz için ödediği miktar yaklaşık 57 milyar Euro.

Fosil yakıt: Savaşın temel finansmanı

Fosil yakıt ihracatından elde edilen gelir, Rusya devlet bütçesindeki gelirin yüzde 40’ını oluşturuyor ve Rusya’nın savaş bütçesinin temel finansmanını oluşturuyor. Rusya’nın ihracat hacminde düşüş yaşanmasına rağmen, küresel ölçekte yüksek seyreden yakıt fiyatları, Rusya’nın ihracat gelirine artış olarak yansıdı.

Rusya’dan yapılan fosil yakıt ihracatının toplam hacmi, işgalden önceki zamana kıyasla mayıs ayında yüzde 15 azaldı. AB’nin Rusya’dan yaptığı ithalat miktarı, Polonya, Baltık ülkeleri ve İskandinav ülkelerinin öncülüğünü yaptığı girişimlerle, mayıs ayında yüzde 20 düşüş gösterdi.

Rusya’dan ithal edilen petrolün fiyatı, uluslararası piyasa fiyatının yüzde 30 altına geriledi. Talepteki düşüş ve indirimli fiyatların maliyeti, Rusya ekonomisine mayıs ayında günde yaklaşık 200 milyon Euro kayıp olarak yansıdı. Ancak, küresel ölçekte fosil yakıt talebinde gerçekleşen artış, beklenmedik bir durumla sonuçlandı.

Fosil yakıt kârı

Rusya’dan ithal edilen fosil yakıtların ortalama fiyatı, küresel ölçekte alıcı bulan fiyatlardan düşük seyretmesine rağmen, geçtiğimiz yıla kıyasla ortalama yüzde 60 yüksek seviyede gerçekleşti.

CREA’nın baş analisti Lauri Myllyvirta, rapora dair şunları kaydediyor: “Rusya petrolünün yeni pazarlara ihracatı, Yunanistan ve diğer Avrupalı denizcilik şirketleri yoluyla yapılıyor. Rusya petrolünün daha uzak coğrafyalardaki piyasalara sevk edilmesi sebebiyle, nakliye amaçlı tanker altyapısına her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuluyor.

“Örneğin, Rusya petrolünü Hindistan ve Orta Doğu’ya taşıyan tankerlerin yüzde 80’i Avrupa veya ABD’ye ait. Bu durumun Avrupa Birliği’nin bir sonraki odak konusu olması gerekiyor.”

CREA hakkında

Enerji ve Temiz Hava Araştırma Merkezi (Centre for Research on Energy and Clean Air, CREA) hava kirliliğine yönelik eğilimleri, nedenleri, sağlık açısından etkilerini ve çözümleri ortaya koymak üzere çalışmalar yürüten bağımsız bir araştırma kuruluşu. 2019 yılının aralık ayında Helsinki’de kurulan CREA’nın birçok Asya ve Avrupa ülkelerinde uzmanları var.

Fosil yakıt nedir?

Fosil yakıtlar, canlı kalıntılarının (hayvan ve bitki kalıntılarının) milyonlarca yıldır toprak altında ayrışması sonucunda meydana gelen ve “enerji kaynağı” olarak tanımlanan yakıtlardır. En yaygın olarak kullanılan fosil yakıtlar kömür, petrol ve doğalgaz; en yaygın kullanım alanları ise ısı, yakıt ve elektrik üretimidir.

Fosil yakıtlar, sera gazlarını açığa çıkardığı, bu gazlar da doğal seviyelerin üstünde bulunduğunda küresel ısıtmayı ve dolayısıyla iklim krizini tetiklediği için hem tüm canlılar hem de gezegen için zararlıdır.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Altılı Masa, Kamu Maliyesine Yönelik Önerilerini Açıkladı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, Gelecek Partisi ve Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi tarafından oluşturulan  ‘Kurumsal Reformlar Komisyonu’ ilk raporunu açıkladı.

Cumhuriyet Halk Partisi Ekonomi Politikaları ve İşveren Örgütlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, DEVA Partisi Ekonomi ve Finans Politikaları Başkanı İbrahim Çanakcı, Demokrat Parti Ekonomik İşler Başkanı Bülent Şahinalp, Gelecek Partisi Politika İzleme Kurulu Başkanı Feridun Bilgin, İYİ Parti Ankara Milletvekili Durmuş Yılmaz ve Saadet Partisi Ekonomik İşler Başkanı Sabri Tekir’den oluşan Kurumsal Reformlar Komisyonu çalışmalarını ortak bir basın toplantısı ile duyurdu.

Komisyonun açıkladığı başlıklar arasında kamu maliyesine yönelik öneriler yer aldı. Partilerin adayının cumhurbaşkanlığını kazanmaları durumunda atacakları adımlar raporda sıralandı.

Durum ve Hasar Tespit Komisyonu kurulacak

Sputnik’ten Osman Nuri Cerit’in haberine göre, 6 Partinin raporunda atılacak adımlar arasında ilk olarak Durum ve Hasar Tespit Komisyonu kurulacak. Kurul kurumlardan veri ve bilgi talep etme konusunda tam yetkili olacak. Komisyon veri kalitesiyle ilgili sorunları, kamu zararlarını, riskleri Cumhurbaşkanı’na rapor edecek.

Ekonomik ve Sosyal Konsey’e işlev kazandırılacak

Komisyon raporundan Ekonomik ve Sosyal Konsey’ işlev kazandırmak iççin alınan önlemlerde sıralandı. Konsey istikrar, kaynak tahsislerinden etkinlik, rekabet gücünün artırılması, tarımsal üretimin artırılması, gıda güvenliği ve yeterlilik, yeşil ve dijital dönüşünün sağlanması, çevre, istihdam, toplumsal yaşam gibi konularda önerilerde bulunacak.

Strateji ve Planlama Teşkilatı’nın kurulması

Komisyonun raporunda yer alan başlıklardan bir diğeri ise Strateji ve Planlama Teşkilatı’nın kurulması oldu. Kısa, orta ve uzun vadeli plan ve programa dayalı, kurumlar arası koordinasyon esas alacak olan teşkilat başlangıçta cumhurbaşkanına, parlamenter sisteme geçişten sonra ise başbakana bağlı olarak çalışacak. Teşkilat çalışmalarında akademi, STK ve özel kesimlerle yakın iş birliği içinde olacak.

Merkez Bankası’nın yapısı yeniden düzenlenecek

Raporda; Merkez Bankası’nın enflasyonu kalıcı olarak tek haneli rakamlara indirilmesi hedefine yönelik olarak hükümet ile belirlediği enflasyon hedefi ve kur rejimi çerçevesinde elindeki araçları bağımsız şekilde kullanan ve karar alan itibarlı bir kurum olmasının hedeflendiği vurgulandı. Merkez Bankası başkanın atanmasına yönelik de değişiklikler öngörüldü.

Buna göre; Merkez Bankası’nın üst yönetimini 5 yıllık süre için atanacak. Başkan Bakanlar Kurulu kararıyla, başkan yardımcıları ise başkanın teklifi üzerine üçlü kararname ile atanacak. Başkan atanmadan önce TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda açık bir değerlendirmeye tabi tutulacak.

Paylaşın

HDP, Kararını Altılı Masadaki Partiye İletti: İki İsmi Desteklemeyiz

T24 yazarı Murat Sabuncu, Halkların Demokratik Partisi (HDP) yönetiminin cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili “Akşener ya da Yavaş aday olursa kendi adayımızı çıkarırız” kararını altılı masaya ilettiğini iddia etti.

Türkiye’de cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine bir yıl gibi az bir süre kalmışken, ekonomik kriz başta olmak üzere yaşanan sorunlar muhalefetin adayının kim olacağına dair tartışmaların gündemde kalmasına neden oluyor.

Bu kapsamda yapılan bazı anketlerde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş başta olmak üzere birçok ismin adı öne çıkıyor.

Ancak seçim denkleminde önemli bir yere sahip olan HDP’nin, iki ismi ‘veto ettiği’ öğrenildi.

T24 yazarı Murat Sabuncu, “Kısa bir süre önce HDP yönetimi bir karar aldı. Ve bunu altılı masada şu an itibariyle en yüksek oyu olan siyasi partinin genel başkanına iletti” dedi; ardından şu bilgileri verdi:

“Karar şu: Altılı masa Meral Akşener ya da Mansur Yavaş’ı aday gösterirse HDP cumhurbaşkanlığı için aday çıkaracak. İlettikleri bir diğer konu da şu. Altılı masanın adayı açıklanmadan önce bu masanın bir temsilcisiyle, çıkartılacak adayın şeffaf bir şekilde kendileriyle konuşulması.

Bunu biraz açalım.

Uzun süredir ‘Kürtler Mansur Yavaş’a oy verir’ konuşması yapılıyordu. Ancak önce Kürt siyasetinin önemli ismi Ahmet Türk’ün ‘oy vermezler’ çıkışı, ardından Yavaş’ın Van ziyareti sırasında kalabalık içinden bir kişinin ‘Demirtaş’ı da aramızda görmek istiyoruz’ demesinin Yavaş’ın o an ‘inşallah’ demesiyle aynı anda okunması ve sonrasında basın ekibinin bununla ilgili yalanlayan açıklama yapması. HDP’nin itirazının ana temelleri burada.

Akşener’e de HDP’yi muhatap almayan ve ‘terör’ ile bağlantılı gösteren sözleri nedeniyle karşı çıkıyorlar. Kamuoyu önünde kendileriyle konuşulmasını istemeleri ise; yerel seçimlerde özellikle uzun süredir kazanılmayan büyük şehirlerin kazanılmasında ‘belirleyici aktörlerden biri olduklarının’ seçim sürecinde ve sonrasında önemsizleştirildiğini düşünmeleri. “

Paylaşın

CHP’den Türkiye’nin Dert Haritası: Temel Sorun Ekonomi

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gamze Akkuş İlgezdi ‘Türkiye’nin Dert Haritası’ yayımladı. Raporda, Türkiye’de yaşanan yoksullaşmanın nedenleri arasında işsizlik, fabrikaların kapanması, tarım politikaları ve geçici sığınmacıların istihdam edilmesi gibi başlıklar öne çıktı.

CHP’nin hazırladığı “Türkiye’nin Dert Haritası” raporuna göre vatandaşların temel sorunu; işsizlik, fabrikaların kapanması, tarım politikaları ve geçici sığınmacıların istihdam edilmesi gibi nedenlerle ortaya çıkan yoksulluk. Doğa karşıtı santrallar, arazilerde ranta dayalı dönüşüm, uyuşturucunun yaygınlaşması, çocuk yaşta gebelik ve altyapı yetersizliği de raporda sorun olarak görülen konular arasında yer alıyor.

Cumhuriyet’ten Çağdaş Bayraktar’ın haberine göre, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gamze Akkuş İlgezdi eşgüdümünde hazırlanan raporda şehirlere göre vatandaşların sorun sıralamasında işsizlik seçeneği 31 il ile en başta geliyor. İşsizliği 24 il ile kapanan fabrikalar takip ederken, 8 ilde terör ve asayiş sorunları, 4 ilde de geçici sığınmacı konusu yurttaşlar tarafından başlıca sorun olarak görülüyor.

Ortak sorun

İşsizlik tüm illerde öncelikli sorunlardan birisi olarak tanımlanırken; geçici sığınmacılar, tarım politikalarından kaynaklı sıkıntılar ve altyapı aksaklıkları, şehirlerin tamamına yakınında temel sıkıntılar olarak dikkat çekiyor.

İşsizlik: Tüm illerde sorunlar içerisinde kabul edilen işsizlikle ilgili İstanbul 460 bin 892 kayıtlı işsiz ile başı çekerken İstanbul’u 200 bin 239 ile Ankara takip ediyor. Kayıtlı işsiz sayısı 29 ilde 10 bin, 21 ilde 25 bin, 10 ilde 50 bin, 4 ilde de 100 bin bandını geçmiş durumda.

Kapanan fabrikalar: Yurttaşlar tarafından 24 ilde en önemli sorun olarak görülen kapanan fabrikalar içinde, özelleştirilen ve kapatılan şeker fabrikaları başı çekerken, bu fabrikaları kapatılan tütün ve tekstil fabrikaları izliyor.

Sığınmacılar: İzmir, Gaziantep, Hatay ve Kilis’te yaşayan yurttaşlarca başlıca ‘dert’ olarak kabul edilen sığınmacı konusu, 34 ilin yurttaşları tarafından da temel sorunlardan birisi görülüyor.

Çevre sorunları: Dokuz şehirde başlıca dert olarak görülen çevre sorunlarında HES’lerin doğaya verdiği zarar öne çıkarken HES’lerden sonra nükleer santrallar, bulunduğu şehrin yurttaşlarında büyük endişe yaratıyor.

Tarımcılık: Yoksulluğun dolaylı nedenlerinden Tarım ve hayvancılık da, ülkenin tamamına yakınında başlıca sorunlar arasında önemli bir yer tutuyor.

Paylaşın

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg: Türkiye’nin Endişeleri Meşru

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) Genel Sekreteri Jens Stoltenberg bugün Finlandiya’ya yaptığı ziyarette, Türkiye’nin Finlandiya ve İsveç’in NATO üyelik başvurularına karşı çıkarken dile getirdiği güvenlik endişelerinin meşru olduğunu söyledi.

Haber Merkezi / Stoltenberg, Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinisto ile Finlandiya’nın Naantali kentindeki yazlık Cumhurbaşkanlığı konutunda düzenlediği ortak basın toplantısında, “Bunlar meşru endişeler. Bu terörizmle ilgili, silah ihracatıyla ilgili” dedi.

Sorunun mümkün olan en kısa sürede çözülmesini istediğini ifade eden NATO Genel Sekreteri, “Bu nedenle bu sorunları çözmek için NATO müttefikimiz Türkiye ve ayrıca Finlandiya ve İsveç ile birlikte sıkı bir şekilde çalışıyoruz. Başka hiçbir NATO müttefikinin Türkiye’den daha fazla terör saldırısına uğramadığını anlamalı ve hatırlamalıyız” diye konuştu.

İsveç ve Finlandiya, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrasında geçen ay Batı’nın savunma ittifakına katılmak için başvurmuştu. Ancak bu iki ülke, kendilerini Kürt militanları ve terörist olarak kabul ettiği diğer grupları desteklemek ve barındırmakla suçlayan Türkiye’nin muhalefetiyle karşılaştı.

İsveç’ten “Türkiye’ye silah ihracatı” açıklaması

Öte yandan İsveç Dışişleri Bakanı Ann Linde, ülkesinin NATO üyeliği ve Türkiye’nin itirazları ile ilgili İsveç’in STV kanalına konuştu.

Dışişleri Bakanı Linde, Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğine izin vermesi halinde Türkiye’ye silah satışına onay verilebileceği mesajı verdi.

Linde “Türkiye’ye yönelik silah ambargosunun kalkıp kalkmayacağına” ilişkin bir soru üzerine, bunun için ilk önce Ankara’nın İsveç’in NATO üyeliğini kabul etmesi gerektiğini ima etti:

Biz dünyanın en katı silah ihracatı kurallarına sahip ülkesiyiz. Yasada bir çok uyulması gereken kriterin dışında İsveç’in dış, savunma ve güvenlik politikasının da göz önüne alınması ile ilgili konular var. NATO üyesi olursak bunlar da değişecek.
Ann Linde ayrıca İsveç’in “Türkiye de içinde olmak üzere NATO’nun tam güvenliğinin sağlanmasına katkıda bulunacağını” ifade etti.

İsveç hükümetinin Kürdistan İşçi Partisi’ni (PKK) “terör örgütü” olarak tanımladığını kaydeden Linde, ülkesinin “son 30 yıldır terörle mücadelede en katı kurallara sahip ülkelerden biri olduğunu” söyledi.

Finlandiya: Görüşmeler sürecek

Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinistö de Türkiye ile müzakerelerde herhangi bir gelişme olup olmadığına ilişkin soruya yanıt verdi.

“İlerleme, diyalog kanallarımızın açık olması, görüşmelere devam etmemiz olarak düşünülebilir” diyen Niinistö, “ülkesinin, Türkiye’nin endişeleriyle ilgili diğer NATO ülkelerinden farklı bir tutumu olmadığını, neden özellikle bu konuda hedef gösterildiklerini anlamakta zorlandığını” söyledi.

Türkiye’nin ‘İsveç ve Finlandiya’ itirazları

Rusya-Ukrayna savaşının başlamasıyla birlikte NATO’ya üyelik başvurusu yapıp yapmayacakları merak konusu olan Finlandiya ve İsveç, “süreci el ele yürütmeye” karar vererek 18 Mayıs’ta NATO üyeliğine başvurdu.

30 üyeli Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün (NATO) genişlemesiyle ilgili kararların üyelerin oybirliğiyle alınması gerekiyor.

Fakat Cumhurbaşkanı ve Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, konuyla ilgili ilk defa 13 Mayıs’ta bir açıklama yaparak İsveç ve Finlandiya’nın muhtemel NATO üyelik başvurusu konusunda “olumlu bir düşünce içinde” olmadıklarını açıklamış, iki ülke için “terör örgütlerinin adeta misafirhanesi gibi” ifadelerini kullanmıştı.

Türkiye’nin itirazları karşısında İsveç ve Finlandiya heyetleri Türkiye heyeti ile 25 Mayıs’ta Ankara’da istişarelerde bulundu.

Heyetin başkanlığını yapan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, İsveç ve Finlandiya heyetleriyle yaptığı görüşmenin ardından medyaya yaptığı açıklamada “Türkiye’nin güvenlik kaygılarının, somut adımlarla belli bir takvim çerçevesinde karşılanmadığı takdirde, sürecin ilerleyemeyeceğine dair mesajımızı çok net bir şekilde ifade ettik” dedi.

İsveç’in Expressen gazetesi, Türkiye’nin İsveç’ten NATO üyeliğine “Evet” demek için beş temel talepte bulunduğunu hatırlatıyor: “Teröre siyasi desteğe son verilmesi; terörü finanse eden kaynakların ortadan kaldırılması; PKK ve PYD’ye silah desteğinin durdurulması; Türkiye’ye yönelik ambargo ve yaptırımların kaldırılması; teröre karşı küresel işbirliği.”

Paylaşın

GP Lideri Davutoğlu’ndan ‘Erken Seçim’ Çağrısı

Partisinin Kürt sorununun çözümü için hazırladığı 10 maddelik planı açıklamak ve sivil toplum örgütleriyle tartışmak üzere Diyarbakır’da bulunan Gelecek Partisi (GP) Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, ekonomik kriz daha da derinleşmeden erken seçime gidilmesi çağrısı yaptı.

VOA Türkçe’den Mahmut Bozarslan’ın haberine göre, GP Lideri Davutoğlu, krizin sosyal gerginliklere neden olabileceğini savunarak, iktidarın bu nedenle olağanüstü hal ilan edebileceğini de söyledi.

“Kürt Meselesi Yeni Bir Demokratikleşme Sürecinin Temel Unsurları” başlıklı 10 maddelik planı Diyarbakır’da sivil toplum örgütlerinin temsilcileri, akademisyenler, gazeteci ve yazarlarla tartışan Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, daha sonra bir basın toplantısı düzenledi. Davutoğlu’nun gündeminde Kürt sorunu, Suriye’ye olası bir operasyon ve seçimler vardı.

Davutoğlu, bir soru üzerine seçim sürecine ilişkin uyarılar yaptı. Vatandaşlara protesto amacıyla sokağa çıkmamaları uyarısı yapan Davutoğlu, AKP, MHP ve Vatan Partisi’ni eleştirdi. Yaşanan ekonomik krizin gerekçe gösterilerek, olağanüstü hal ilan edilebileceğini savunan Davutoğlu, seçimin bir an önce yapılması çağrısı yaptı.

Ekonomik krizin gittikçe derinleştiğine dikkat çeken Davutoğlu, “Burada milletimize seslenmek istiyorum, iktidardaki bu üçlü ortağın provokasyonlarına, tahriklerine kapılmadan, vakarla ülkeyi seçime götürmemiz lazım. Bu üçlü ortaklığın kullanıldığı dil, yöntem demokrasiye aykırıdır, tehlikeli bir dildir. Kadınlara karşı küfür dili, kendisi gibi düşünmeyenlere karşı ihanet dili, bu dil Türkiye’yi yanlış yerlere götürür. Ama benim esas çekindiğim, risk olarak gördüğüm husus, Türkiye’de üstü örtülmeye çalışan ekonomik krizin derinleşmesi ve ciddi sosyal gerilimlere yol açacak şekilde halkın isyan haline gelmesi ve kontrol edilemez hale gelmesi, bunun istismar edilerek bir olağanüstü durum hali varmış bir tavır oluşmasıdır. Bunun için Türkiye’nin en erken dönemde seçime gitmesi gerçek bir çözüm olacaktır” dedi.

“Üç ayaklı yeni vizyon”

Davutoğlu, Kürt sorunun çözümü için üç ayaklı yeni bir vizyona ihtiyaç olduğunu savunarak, Türkiye demokratikleşmeden Kürt sorununun çözülemeyeceğini ifade etti. Yeni bir Anayasa ve güçlü bir ifade özgürlüğüne dikkat çeken Davutoğlu, Kürtçe üzerindeki baskılara son verilmesi gerektiğini söyledi.

Bölgede her türlü vesayete karşı olduğunu vurgulayan Davutoğlu, “Özellikle Doğu ve Güneydoğu’da Kürtçe üzerindeki yasakların, kısıtlamaların, her türlü engelleyici tutumun kaldırılması şart. Ana dilde eğitim, ana dilde sosyal hayatta faaliyette göstermek, ana dilin kamu hizmetlerinde kullanılması doğal haklardandır. Kimse başkasının ana dilini yasaklayamaz. Maalesef bölge halkı son 20-30 yıldır bir taraftan seçim yapıyor ama şu parti seçimi kazanırsa KCK komiserleri geliyor, onlar yönetiyorlar. Onlar engellendiği zaman da kayyum geliyor. Bizim açık ilkemiz şudur; hiçbir vesayetin olmadığı, bölge halkının diğer bölgeleri gibi seçtikleri belediye başkanını hizmet vermedikleri zaman siyaseten cezalandırıldıkları tekrar seçmedikleri bir düzenin bölgede kurulması lazım. Sınır ötesindeki Kürtlerle ilgili ortaya çıkan gelişmeler, onlara bakış açımız Irak’taki, Suriye’deki, İran’daki Kürtleri bir tehdit unsuru değil Türkiye’nin doğal kültürel uzantıları ve kendi ülkelerinde onurla, insan haklarına sahip bir şekilde yaşamalarını hakkına sahip olan kaderdaşlarımız olarak görüyoruz” diye konuştu.

“Suriye’ye operasyon yapılmadan Amerika ile görüşülmeli”

Davutoğlu’nun gündemindeki konulardan biri de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son günlerde sıkça dile getirdiği Suriye’ye yapılması planlanan bir operasyondu. Türkiye’nin operasyon yapmadan önce bölgeyi kontrol eden Amerika ile diplomatik görüşmeler yapmasını öneren Davutoğlu şöyle devam etti:

“Suriye’de bugün o bölgedeki YPG- PYD ve Amerikan himayesinde ortaya çıkarılan statüko eğer Türkiye için bir tehdit ise önce bunun için Amerika nezdinde en kararlı bir şekilde diplomatik mücadele sürdürülmesi lazım. Orada olan her hareketin birinci dereceden sorumlusu Amerika’dır Çünkü fiilen askeri olarak kontrol eden odur. Bu konuda Amerika ile bunları net olarak masaya yatırıp, kendi diplomatik tavrını göstermeden sadece operasyonla buraya düzene sokacağını düşünmek doğru değil. Türkiye’nin kendi sınır güvenliği koruyabilmek için ötesinde operasyon yapma, eğer o ülkenin güçleri bunu yapamıyorsa bir haktır. Ancak bu hakkın kullanılmasının içeride iç politikada istismar aracı olarak kullanılmasına kesinlikle karşı çıkarız. Oradaki halkın bu konuda bir olumsuz bir psikolojiye yönelmesine karşı çıkarız. Demografik değişiminde Suriye için doğru değil. Türkiye’nin Suriye’deki en önemli karı demografinin korunmasıdır.”

“Şu anda aklını yitirmiş bir devlet var”

Son günlerde Kürtçe tiyatro ve konserlerin yasaklanmasına da değinen Davutoğlu, “Şu anda aklını yitirmiş bir devlet var” dedi. Türkiye’de devlet aklının kalmadığını savunan Davutoğlu, sözlerini şöyle tamamladı: “Maliye Bakanı’nı görüyorsunuz, ‘Gözümün içine bakın’ diyor beyninin içine bakmamız lazım, gözünün içine değil. Başka birisi Kürt vatandaşlarımıza dönüp akıl almaz şeyler söyleyebiliyor, gelip buralarda ahkam kesiyor. Kürtçe’nin yasaklandığı konserler söz konusu oluyor. İşte bunlar devlet aklı değil, biz bunları devlet aklı olarak görmüyoruz. Bunlar devlete çöreklenmiş, kendi menfaatlerini düşünen bir grubun aklı.”

Çözüm için 10 madde

Davutoğlu’nun açıkladığı çözüm planı 10 başlıkta toplandı.

  • Yeni Bir Zihniyet
  • Ortak ve Yerli Bir Yaklaşım
  • Sivil, Özgürlükçü ve Kapsayıcı Anayasa
  • Düşünce ve İfade Özgürlüğü
  • İmtiyaza ve Ayrımcılığa Dayanmayan Eşit Vatandaşlık
  • Kapsayıcı Muhataplık
  • Anadilin Eğitimde ve Sosyal Hayatta Kullanımı
  • Demokratik Yerel Yönetimler
  • Sınır Ötesindeki Kürtler
  • Yeni Bir Sosyo-Ekonomik Kalkınma Stratejisi
Paylaşın

İsveç’ten Türkiye’ye Silah Satışı İçin ‘NATO Şartı’

Türkiye’nin ülkesinin NATO üyeliğine izin vermesi halinde Ankara’ya silah satışına onay verilebileceği mesajını veren İsveç Dışişleri Bakanı Ann Linde, ülkesinin Türkiye’nin terör örgütü olarak değerlendirdiği gruplara silah göndermediğini söyledi.

STV kanalına konuşan Linde “Türkiye’ye yönelik silah ambargosunun kalkıp kalkmayacağına” ilişkin bir soru üzerine Linde, bunun için ilk önce Ankara’nın İsveç’in NATO üyeliğini kabul etmesi gerektiğini ima etti.

Linde, “Biz dünyanın en katı silah ihracatı kurallarına sahip ülkesiyiz. Yasada bir çok uyulması gereken kriterin dışında İsveç’in dış, savunma ve güvenlik politikasının da göz önüne alınmasıyla ilgili konular var. NATO üyesi olursak bunlar da değişecek.” ifadesini kullandı.

Ann Linde, ülkesinin Türkiye de içinde olmak üzere NATO’nun tam güvenliğinin sağlanmasına katkıda bulunacağını ifade etti.

İsveç hükümetinin PKK’yı terör örgütü olarak tanımladığını kaydeden Linde, ülkesinin son 30 yıldır terörle mücadelede en katı kurallara sahip ülkelerden biri olduğunu iddia etti.

Ann Linde, ülkesinin Türkiye’nin terör örgütü olarak değerlendirdiği gruplara silah göndermediğini bildirdi.

İsveç’te hükümet yetkilileri, Türkiye’nin itirazları üzerine geçtiğimiz günlerde de “PKK’yı Türkiye dışında terör örgütü olarak kabul eden ilk ülkelerden biri” olduklarını vurgulayarak, terör örgütlere müsamaha gösterilmediğini belirten açıklamalar yaptı.

Öte yandan Finlandiyalı yetkililere göre de şu ana kadar PKK ve Gülen grubuyla bağlantılı olduğu iddia edilen kişilerin Türkiye’ye iade talepleri kabul görmedi.

Finlandiya’da kamu yayın kuruluşu Yle, Finlandiya’nın Türkiye’nin talep ettiği kişileri teslim etmeyi kabul etmediğini bildirdi.

Finlandiya ve İsveç’in NATO daimi temsilcileri büyükelçiler Klaus Korhonen ve Axel Wernhoff, ülkelerinin üyelik başvurularını ittifakın Brüksel’deki merkezinde NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’e iletmişti.

İki ülkenin kararını memnuniyetle karşıladıklarını belirten Stoltenberg, NATO üyelerinin çabuk karar almakta kararlı olduklarını, Finlandiya ve İsveç’in üyeliğine diğer müttefiklerden güçlü destek geldiğini söylemişti.

Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya ne zaman üye olabilecekleri henüz bilinmiyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın